İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cafer Karataş Başvurusu (B. No: 2014/2369)

1. Başvurucu, yargılandığı dava

Başvuru No2014/2369Tarih11 Aralık 2014Okuma18 dk · 3.660 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cafer Karataş Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2014/2369
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.660 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı dava

kapsamında 6 yılı aşan bir süre tutuklu bulunması, tutukluluğun devamına

ilişkin kararların gerekçelerinin standart ve klişe nitelikte olması, makul

sürede yargılama yapılmaması ve verilen ceza miktarı gerekçe gösterilerek

tutukluluk halinin devamına karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı ve 38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, tahliyesinin sağlanması ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/2/2014 tarihinde

İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca

30/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı tarafından dosyaya

ilişkin görüş sunulmayacağı belirtilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade

edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, hakkında yürütülen

soruşturma kapsamında 6/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış, 10/11/2007

tarihinde ise Kadıköy 1. Sulh Ceza Mahkemesince 2007/482 Sorgu sayılı kararıyla

“yağma” suçundan tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen 11/8/2008 tarih E.2008/677 sayılı iddianame ile başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında "suç işlemek için

örgüt kurma, kurulan örgüte üye olma, yağma, sahtecilik, hırsızlık ve 6136

sayılı Kanuna muhalefet etmek" suçlarından kamu davası

açılmıştır.

9. Başvurucu, yargılamayı yapan

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2012 tarihli tutukluluğun devamı

kararına 20/12/2012 tarihli dilekçe ile itiraz etmiştir.

10. Bu arada başvurucunun tutukluluğun

devamına ilişkin yaptığı itiraz sonuçlanmadan davanın görüldüğü İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesi, 8/1/2013 tarih ve E.2008/230, K.2013/4 sayılı kararla

başvurucunun suç işlemek için kurulan örgüte üye olma, hırsızlık, yağma,

sahtecilik ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından toplam 142 yıl 9 ay 15 gün

hapis ve 375,00 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

hâlinin devamına hükmetmiştir. Bu karar, başvurucunun yüzüne karşı tefhim

edilmiştir.

11. Bilahare İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 28/1/2013 tarih, E.2008/230 sayılı karar ile başvurucunun tutukluluğun

devamı kararına yapmış olduğu itirazın reddine, dosyanın itirazı incelemeye

yetkili merci olan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

vermiştir.

12. İtirazı inceleyen İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesi 11/2/2013 tarih, 2013/68 Değişik iş sayılı kararı ile itirazın

reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir; “Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, 6136

sayılı yasaya muhalefet, resmi belgede sahtecilik, yağma suçundan sanıklar

Cafer KARATAŞ ve … hakkındaki İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/230 esas

sayılı dava dosyası üzerinden verilen tutukluluk halinin devamı kararının usûl ve yasaya uygun bulunduğu, kararda herhangi bir

isabetsizlik bulunmadığı, dosya kapsamında sanıklara atılı suçu işledikleri

konusunda mağdur beyanları, tespit tutanakları, raporlar dikkate alındığında

kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması ve sanıklara verilen ceza

miktarı dikkate alınarak sanıklar Cafer KARATAŞ ve ….'in dilekçelerinde

belirtmiş oldukları itiraz taleplerinin ve tahliye taleplerinin REDDİNE”.

Bu karar 20/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 17/2/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Dava temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili Hukuk

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine

veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir

yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

16. 5237 sayılı Kanun’un 142. maddenin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Suçun;

…

b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel

beceriyle,

….

d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir

aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,

….

İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

…”

17. 5237 sayılı Kanun’un 149. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

….

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

….

İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

18. 5237 sayılı Kanun’un 204. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir resmî belgeyi sahte olarak

düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren

veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.”

19. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddenin

(2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde,

yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar

artırılır.”

20. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait

mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç

yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,

şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

7. (Ek bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar

hariç, Madde 220)

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/2/2014 tarih ve 2014/2369 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, yargılandığı dava

kapsamında 6 yılı aşan bir süredir tutuklu bulunduğunu, tutukluluğun devamına

ilişkin kararların gerekçelerinin standart ve klişe nitelikte olduğunu, makul

sürede yargılama yapılmadığını, yargılama süresince tutukluluğun sürdürülmesi

ve kararla birlikte verilen ceza miktarı gerekçe gösterilerek tutukluluk

halinin devamına karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı ve 38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini iddia ederek tahliyesinin sağlanması ile 100.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Başvurucunun uzun tutukluluk ve

tutukluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerine yönelik şikayetlerinin

Anayasa’nın 19. maddesi, uzun süren yargılamaya ilişkin şikayetinin 36.

maddesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetinin ise 38.

maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının

İhlali İddiaları

25. Başvurucu, 6 yılı aşan bir süredir

tutuklu olduğunu ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların formül gerekçelere

dayalı olduğunu ileri sürmüştür.

26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

27. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru süresi ve mazeret” kenar başlıklı

64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir.”

28. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir

başvuru koşuludur (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

29. Yukarıda belirtilen hükümler

uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine

ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen

hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak

anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresinin

katı bir şekilde yorumlanması, bir takım başvurular

açısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yol

açabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan

bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somut

başvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi

gerekmektedir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).

30. Bireysel başvurunun, başvuru yolu

öngörülmeyen durumlarda, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmekle birlikte, başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi

noktasında, başvurucunun ihlal oluşturan işlem, eylem veya kararla ilgili

yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu kapsamda, ilgili nihai kararın

tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ öngörülmeyen hallerde

ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin esas

alınması gerekir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).

31. Devam eden tutukluluğun hukuka

aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel

amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep

veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna

bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen

hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının

yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

32. Kişi serbest bırakılmadan

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,

mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda

kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel

başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark da bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmesi, şüphenin yenildiği anlamına gelmekte; isnat olunan suçun işlendiği,

bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle

sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir.

Bir başka ifadeyle tutuklu sanığın hukuki statüsü değişmekte, tutuklanmasına

neden olan (kuvvetli) şüphe yerini, her türlü şüpheden uzak bir kabulü ifade

eden "kanaat"e

bırakmaktadır. Bu nedenle mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesinin

ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğinin kabulü

gerekir. Bu bakımdan, mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.

Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekse Yargıtay,

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak

nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir

sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü

uyarınca "mahkûmiyet sonrası tutma"

olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır

(Benzer yöndeki bir AİHM kararı için bkz. Solmaz/Türkiye,

B. No: 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye, B. No: 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı

yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK) tarafından da benimsenmektedir. CGK'nin 12/4/2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı

kararında, "hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit

görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır."

gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine

karar verilmiştir (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 32).

33. Bu nedenle mahkûmiyete ilişkin

nihai kararla birlikte, sanığın tutukluluğa ilişkin hukuki statüsü ve dolayısıyla

tabi olduğu rejim değiştiğinden, 30 günlük başvuru süresinin, itiraz yoluna

başvurulmayan durumlarda, tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair kararın

başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir (B. No:

2013/6398, 3/4/2014, § 33).

34. Somut olayda başvurucu isnat edilen

suç nedeniyle 10/11/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesi 8/1/2013 tarihinde mahkûmiyetine ve tutukluluk halinin

devamına karar vermiştir (Bkz.§ 10).

35. Buna göre ilk derece mahkemesinin

8/1/2013 tarihli mahkûmiyet ve tutukluluğun devamı kararı ile başvurucunun

tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir. Bu karar, başvurucunun yüzüne karşı

tefhim edilmiştir.

36. Başvurucunun, Mahkemenin 18/12/2012

tarihli tutukluluğun devamı kararına karşı yaptığı itiraz talebi İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin 11/2/2013 tarih, 2013/68 Değişik iş sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Anılan karar 20/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, 17/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmuştur.

37. Bu belirlemeler karşısında, uzun

tutukluluk ve tutukluluğun formül gerekçelerle devamına ilişkin şikayetleri

içeren bireysel başvurunun, tutukluluğun devamı kararına yapılan itirazın reddine

ilişkin kararın tebliği tarihi olan 20/2/2013 tarihinden itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekirken 17/2/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre

aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle, başvurunun “kişi hürriyeti ve güvenliğinin” ihlal

edildiği yönündeki kısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekmiştir.

b. Masumiyet Karinesinin İhlal

Edildiği İddiası

39. Başvurucu, yargılama sürecince

tutukluluğun sürdürülmesi ve kararla birlikte verilen kesinleşmemiş ceza

miktarının gerekçe gösterilerek tutukluluk halinin devamına karar verilmesi

suretiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38.

maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

düzenlenmiştir.

41. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz”

42. Sözleşme’nin 6. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu

yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

43. Masumiyet

(suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı

olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu

olarak, kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No:

2012/665, 13/6/2013, § 26).

44. Bununla birlikte masumiyet karinesi

adli makamların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yapmalarına, bu çerçevede

şartları oluşmuşsa koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel oluşturmaz.

Anayasa’nın 19. maddesindeki güvencelere uyulması şartıyla kişi hakkında

tutuklama tedbirine başvurulması da masumiyet karinesinin ihlal edildiği

anlamına gelmez. Nitekim AİHM de mahkûm edilen bir kişinin temyiz aşamasında

tutuklu bulundurulmasının Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ihlaline yol açmadığına karar vermiştir (Bkz: Cuvillers ve Da Luz /Fransa,

B. No 55052/00, 1/9/2003).

45. Somut olayda İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi yargılama sonucunda, 8/1/2013 tarih ve E.2008/230, K.2013/4 sayılı

kararıyla başvurucunun suç işlemek için kurulan örgüte üye olma, hırsızlık,

yağma, sahtecilik ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından toplam 142 yıl 9 ay

15 gün hapis ve 375,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

hâlinin devamına hükmetmiştir.

46. Mahkemenin, başvurucuyu tutuklu

olarak yargılaması ve hükmettiği hapis cezalarının süresine bağlı olarak

tutukluluğun devamına kararı vermesi masumiyet karinesinin ihlali olarak kabul

edilemez.

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“masumiyet karinesi”nin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının, bir ihlal olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının

İhlali İddiası

48. Başvurucunun, yargılamanın makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetine

ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

49. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

50. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

52. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.

maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul

sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç

işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup, kişiye cezai

alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde;

iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31).

53. Başvuru konusu olayda, başvurucu,

6/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış, 11/8/2008 tarihinde ise suç işlemek

amacıyla kurulan örgüte üye olma, yağma, hırsızlık, sahtecilik ve ruhsatsız

silah taşımak suçlarından cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası

açılmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın

Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku

bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

54. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun gözaltına ve böylece isnattan haber olduğu anlaşılan

6/11/2007 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai

kararın verildiği tarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama

faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan,

değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34). Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih olan 11/12/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

55. Başvuru konusu olayda başvurucu,

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 6/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış,

10/11/2007 tarihli karar ile tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

11/8/2008 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu altı şüpheli hakkında

kamu davası açmıştır. Başvurucu, suç işlemek için kurulan örgüte üye olma,

yağma, hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, ruhsatsız

silah bulundurma suçlarından oluşan yirmi bir suçu işlediği iddiasıyla

yargılanmıştır.

56. Başvurucunun yargılandığı dava

dosyası 1/12/2011 tarihinde farklı bir dava dosyası ile birleştirilmiştir.

57. Başvurucunun yargılandığı dosya

kapsamında sanıkların tümünün savunması ilk duruşmada alınmıştır. Kovuşturma

boyunca toplam otuz iki müşteki ve on tanığın beyanı alınmıştır. İlk Derece

Mahkemesince başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurulana kadar toplam on dört

duruşma yapıldığı, duruşmaların genel olarak 3-5 ay aralıklarla

gerçekleştirildiği, başvurucunun yargılamanın uzamasına neden olacak eyleminin

olmadığı tespit edilmiştir.

58. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi

yargılama sonucunda, 8/1/2013 tarihli kararıyla başvurucunun suç işlemek için

kurulan örgüte üye olma, hırsızlık, yağma, sahtecilik ve ruhsatsız silah

bulundurma suçlarından toplam 142 yıl 9 ay 15 gün hapis ve 375,00 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına hükmetmiştir. UYAP

sisteminde yapılan araştırmada gerekçeli kararın 6/3/2013 tarihinde UYAP

sisteminde onaylandığı, 28/3/2013 tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için

Yargıtay’a gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 7/5/2013 tarihinde

tebligat eksikliklerinin ikmali için dosyanın Mahkemesine iade edildiği,

belirtilen eksiklikler ikmal edildikten sonra dosyanın 10/12/2013 tarihinde

tekrar Yargıtay’a gönderildiği tespit edilmiştir.

59. Somut olayda yürütülen soruşturma

kapsamında 6/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucu hakkındaki dava,

Anayasa Mahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesi sırasında Yargıtayda temyiz aşamasındadır. Başvurucuya bir suçun

isnat edildiği 6/11/2007 tarihi ile bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

arasında geçen süre 7 yıl 1 ay 5 gündür.

60. Bu belirlemelere göre somut olayda

yargılamanın uzamasındaki esas etkenin duruşmaların makul olmayan aralıklarla

yapılması olduğu, sanık ve müşteki sayısının yargılamanın uzamasını makul

gösterecek nitelikte olmadığı, İlk Derece Mahkemesinde geçen sürenin 5 yıl 2 ay

2 gün olduğu, kararın temyiz inceleme safhasının halen devam ettiği

belirlenmiştir.

61. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-44).

62. Başvuruya konu davada yer alan kişi

sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği

başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya

bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 7 yıl 1 ay 5 günlük yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

64. Başvurucu, 100.000,00 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

65. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yedi yıl bir ay beş günlük yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

68. Başvuruya konu yargılamanın 7 yıl 1

ay 5 gündür devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal

ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama

dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam

etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede

sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin

ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali iddiaları yönünden“süre aşımı”,

2.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden

Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

11/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Cafer KARATAŞ Vekili : Av. Gönül ERDEM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2369, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Kaleli
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2369
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Sadun Özkaya Başvurusu (B. No: 2013/2697)
  • Ökkeş Vuran Başvurusu (B. No: 2014/236)
  • Necmettin Görek Başvurusu (B. No: 2014/366)
  • Tezcan Karakuş Candan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5809)
  • Remzi Kolcu ve Hayriye Akın Başvurusu (B. No: 2014/3283)
  • C. İş Ortaklığı Başvurusu (B. No: 2013/769)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.