İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Necmettin Görek Başvurusu (B. No: 2014/366)

1. Başvurucu, hırsızlık

Başvuru No2014/366Tarih10 Aralık 2014Okuma13 dk · 2.654 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Necmettin Görek Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2014/366
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.654 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hırsızlık

suçundan yargılandığı Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/18 sayılı

dosyasında, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine

karar verilmesi ve makul sürede yargılanmaması nedenleriyle Anayasa’nın 36.

maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/1/2014 tarihinde

Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

11/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 18/9/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu hakkında 3/4/2008

tarihinde otobüs bekleyen katılanın çantasını çekip sürükleyerek aldığı

iddiasıyla aynı gün Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca hırsızlık suçundan

soruşturma başlatılmıştır.

8. Başvurucunun hırsızlık

suçunu işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan Kayseri Cumhuriyet

Başsavcılığı, 29/4/2008 tarih ve E.2008/4543 sayılı iddianamesiyle aynı yer 4.

Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır. Daha önce savunması alınamayan ve

iddianame kendisine tebliğ edilemeyen başvurucu, 4/2/2009 tarihinde yakalanmış

ve aynı tarihli celsede savunması alınmıştır.

9. Anılan Mahkemece,

başvurucunun eyleminin yağma suçunu oluşturabileceği ihtimaline binaen dosya,

30/12/2010 tarih ve E. 2010/857, K.2010/1025 sayılı görevsizlik kararıyla aynı

yer Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

10. Kayseri 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 21/3/2011 tarih ve E.2011/18 ve K.2011/115 sayılı kararıyla

başvurucu, yağma suçundan 6 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine

anılan Mahkeme kararı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/9/2013 tarih ve

E.2013/14177, K.2013/17155 sayılı ilamıyla onanmış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

12. Başvurucuya onama kararı

11/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvuru, 6/1/2014 tarihinde

yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

14. 23/3/2005 tarih ve 5320

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un

8. maddesi, 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun

305 ila 326. maddeleri, 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

142. ve 148. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 10/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/1/2014 tarih ve 2014/366

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, hırsızlık

suçundan yargılandığı davada, delillerin eksik ve hatalı değerlendirildiğini,

kendisine benzeyen ve başka bir hırsızlık suçundan mahkûm olan birinin suçu

işlemiş olabileceğini, şikâyetçi ile bu kişi arasında teşhis işlemi yapılmasını

Yargıtaydan talep etmesine rağmen bunun

yapılmadığını, banka kamera kayıtlarının yeterince incelenmediğini, olayla

ilgili olarak tanık sıfatıyla ifade vermek isteyen Ç. K.’nin

ifadesinin alınmadığını, olayda kullanıldığı iddia edilen aracı suç tarihinde

sattıklarını, bu durumun mahkemece dikkate alınmadığını, yargılamanın 4 yıl 10

ay sürdüğünü ve haksız yere ceza aldığını belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Talep

ve İddiaların Karşılanmadığı ve Değerlendirilmediği İddiası

17. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

18. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

19. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

20. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu

olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

21. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin

bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

22. Belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

23. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili

şikâyetleri, somut davada kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada

ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ya da söz

konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No:

10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Anayasa ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 19. maddesi bağlamında görevinin,

Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’ye ilişkin

yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin koruması

altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir mahkemenin

olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin

bulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına

almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamında

düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin

bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B.No: 10862/84,

12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 124).

24. AİHM, bariz bir şekilde

keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı

olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup

olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi

görevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme

yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını

ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise

tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B.No:

54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e

göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz

etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir

(Bykov/Rusya [BD], B.No:

4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

25. Başvurucu, kendisine

benzeyen ve başka bir hırsızlık suçundan mahkûm olan birinin suçu işlemiş

olabileceğini, şikâyetçi ile bu meçhul kişi arasında teşhis işlemi yapılmasını

talep etmesine rağmen mahkemece bunun yapılmadığını, banka kamera kayıtlarının

yeterince incelenmediğini ve olayla ilgili olarak tanık sıfatıyla ifade vermek

isteyen Ç. K.’nin ifadesinin alınmadığını şikâyet

etmiştir.

26. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun da hazır bulunduğu 2/3/2011 tarihli duruşmada beyanda bulunan

katılanın “benim paramı alıp kaçan şahıs şu

an huzurda bulunan şahıstır, kesinlikle eminim, sanığın akrabaları daha sonra

yanıma gelip, sanığın bu kişi olmadığını, bu şekilde beyan vermemi söylediler,

ancak ben eminim, paramı alıp kaçan şahıs huzurda bulunan şahıstır” şeklindeki

beyanı karşısında mahkemece yeni bir teşhis işlemi yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, dava dosyasında mevcut

veya taraflarca sunulan kamera kaydına ilişkin bir delil ile tanık sıfatıyla

beyanda bulunmak istenildiğine dair bir başvurunun bulunmadığı, duruşma

tutanakları kapsamında başvurucunun bu yöndeki şikâyetlerine ilişkin herhangi

bir delil toplatma talebinin de olmadığı görülmektedir. Mahkeme; dosyadaki

fotoğraflara, katılan beyanlarına ve teşhis tutanağına dayanarak söz konusu

kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya

sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak

suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır.

27. Somut olayda, başvurucunun

delillerini sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir

muameleye tabi tutulduğuna dair somut bir veri bulunmamakta olup, Mahkeme’nin

delilleri değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmamıştır. Başvuru dosyası

incelendiğinde, deliller ile ilgili olarak başvurucuya, şikâyete konu Mahkeme

tarafından iddia ve taleplerini sunma fırsatı verildiği, başvurucunun aleni

duruşmada delil sunma ve tartıştırma imkânına sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama”

ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz

etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri de

bulunmamaktadır.

28. Öte yandan başvurucu, olayda

kullanıldığı iddia edilen aracı suç tarihinde sattığını, bu durumun mahkemece

dikkate alınmadığını ve mahkemece delillerin hatalı değerlendirildiğini iddia

etmiştir. Mahkemenin kabulüne göre başvurucu, katılanın otobüs durağında

beklemeye başladığı esnada yaya olarak yanına yaklaşmak suretiyle eylemini

gerçekleştirip olay yerinden uzaklaştıktan sonra bir araca bindiği

anlaşılmaktadır. Bu durumda, başvurucunun bu iddialarının, derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkin hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması ile ilgili olduğu açıktır.

Başka bir ifadeyle başvurucunun iddialarının, derece mahkemesince kanunların

yorumlanmasında isabet olup olmadığına, dolayısıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu ve başvurunun bu haliyle temyiz incelemesi talebi niteliğinde

olduğu anlaşılmaktadır.

29. Başvurucunun iddialarının

esas itibarıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve dolayısıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu, derece mahkemelerince yürütülen yargılama

sırasında başvurucunun, karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerle ilgili

bilgi sahibi olma ve bunlara karşı etkili bir şekilde itiraz etme ve kendi

delillerini ve iddialarını sunma konularında bir sorunla karşılaştığına dair

bir bulguya rastlanılmadığı gibi yapılan yargılama ve kurulan hükümde bariz

takdir hatası veya açık keyfilik de tespit edilmemiştir.

30. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece

mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

31. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmaması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

34. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

35. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının

makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir

kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,

kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun

gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil yargılanma

hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

36. Somut olayda, başvurucunun

3/4/2008 tarihinde otobüs bekleyen katılanın çantasını çekip sürükleyerek

aldığı iddiasıyla aynı gün Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca hırsızlık

suçundan soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu, 4/2/2009 tarihinde yakalanmış ve

yağma suçundan savunması aynı tarihte alınmıştır. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçlar hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. § 14). Bu

çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesindeki güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 32).

37. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun bahse konu suç kapsamında ifade işlemi için yakalandığı ve

böylece isnattan haberdar olduğu anlaşılan 4/2/2009 tarihidir. Sürenin bitiş

tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. Ancak devam

eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da

yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin

bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki suç isnadına

ilişkin olarak verilen mahkûmiyet kararının kesinleşme tarihi olan 12/9/2013

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

38. Başvurucunun yakalandığı

4/2/2009 tarihi ile Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2011 tarihli kararı

arasında 2 yıl 1 ay 17 günlük bir sürenin geçtiği görülmektedir. Bir kez

görevsizlik kararı verilmiştir. Sadece başvurucunun yargılandığı davada,

başvurucunun savunması, yargılamanın 4/2/2009 tarihli 5. celsesinde ve hakkında

çıkarılan yakalama emrinin infazı suretiyle alınmıştır. Davanın kanun yolu

(temyiz) aşaması ise 2 yıl 5 ay 22 gün sürmüştür.

39. 5271 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).

40. Dosyanın sürüncemede

bırakılmasında ve yargılamanın dört yıl yedi ayı aşkın şekilde sürmesinde

başvurucuya veya müdafiine yüklenebilecek bir kusur

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın yürütülmesinde izlenen yöntem dikkate

alındığında, 4/2/2009 tarihinde yakalanmakla başlayıp 12/9/2013 tarihli

Yargıtay ilamı ile sonuçlanan süreçteki yargılama süresi makul olarak

değerlendirilemez.

41. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

42. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle miktar

belirtmeksizin maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

43. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık dört yılı aşkın yargılama

süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

45. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harcın başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Talep ve iddialarının karşılanmadığı ve

değerlendirilmediği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.350,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Necmettin GÖREK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/366, 10 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 3.350,00 TL
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/366
Tarih
10 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Tezcan Karakuş Candan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5809)
  • Remzi Kolcu ve Hayriye Akın Başvurusu (B. No: 2014/3283)
  • C. İş Ortaklığı Başvurusu (B. No: 2013/769)
  • Mustafa Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/2002)
  • Cihan Mehmetoğlu ve Erkan Demir Başvurusu (B. No: 2014/7036)
  • Latif Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/5578)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.