İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/2002)

1. Başvurucu, maliki olduğu

Başvuru No2013/2002Tarih30 Aralık 2014Okuma30 dk · 5.935 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Demirtaş Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/2002
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.935 kelime·30 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza 2005 yılında Akdeniz Belediyesi tarafından kamulaştırmaksızın fiilen

el atılarak yol ve kaldırım yapılması ve açtığı tazminat davasında lehine

hükmedilen tazminatın büyük kısmının kendisine ödenmemesi nedenleriyle mülkiyet

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 14/03/2013

tarihinde Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 18/7/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanının 4/7/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 1/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı, ancak başvurucunun mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının

tespiti bakımından başvuruya konu tazminatın ödenip ödenmediği hususunun

Akdeniz Belediyesi’nden sorulması gerektiği bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri,

ilgili dava dosyasında yer alan olaylar ile kamu kurumlarından elde edilen

bilgiler ışığında özetle şöyledir:

7. Başvurucuya ait Mersin ili Nusratiye Mahallesi 3643 ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazın

toplam 56,36 m²’sine 2005 yılında Akdeniz Belediyesince kamulaştırmasız el

atılarak yol ve kaldırım yapılmıştır.

8. Başvurucu, 30/4/2010 tarihinde Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) söz konusu kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat davası

açmıştır.

9. Mahkeme, mahallinde

bilirkişi refakatinde keşif yapılmasına karar vermiş ve yapılan keşif sonrası

fen bilirkişisinin vermiş olduğu 4/4/2011 tarihli

kroki ve raporda dava konusu 116,00 m² miktarındaki taşınmazın A harfi ile

gösterilen 29,72 m²’lik bölümünün fiilen yol olarak, B harfi ile gösterilen

26,64 m²’lik bölümünün kaldırım olarak kullanıldığı, bu bölümler dışında kalan

C harfi ile gösterilen bölümün miktarının 59,63 m² olduğu ve el atılan yerin

değeri ile arta kalan alanda değer düşüklüğünün %100 olduğu belirtilerek,

istenebilecek tazminat bedelinin 18.466,04 TL olduğu tespit edilmiştir.

10. Mahkeme, 30/4/2010

tarih ve E.2010/272, K.2010/619 sayılı kararıyla davayı kabul ederek el atılan

taşınmaz kısmının davalı idare adına tesciline ve bilirkişi raporu

doğrultusunda belirlenen 18.466,04 TL bedelin başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir.

11. Karar temyiz edilmiş ve

temyiz incelemesini yapan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 5/3/2012

tarih ve E.2011/19145, K.2012/3917 sayılı kararıyla el atılan taşınmaz

bölümünün yol olarak terkinine yönelik düzeltmeyle İlk Derece Mahkemesi

kararını düzelterek onamıştır.

12. Başvurucunun karar düzeltme

talebini inceleyen Yargıtay aynı Dairesi, 9/10/2012

tarih ve E.2012/12668, K.2012/18844 sayılı kararıyla bu talebi reddetmiş ve

dava aynı tarihte kesinleşmiştir.

13. Başvurucu alacağının tahsili

için Mersin 4. İcra Müdürlüğünün E.2012/3916 sayılı dosyası ile başlattığı

takip kesinleşmiştir. İcra Müdürlüğünün 14/5/2012

tarihinde yaptığı hesaplama ile alacak miktarının toplam 30.779,84 TL olduğu

belirlenmiştir.

14. Davalı idare kesinleşen

borcunu muhasebe kayıtlarına alarak icra dosyasına 13/9/2012

tarihinde 5.000,00 TL, 23/10/20012 tarihinde 3.000,00 TL ve 18/6/2013 tarihinde

1.500,00 TL olmak üzere toplam 9.500,00 TL ödeme yapmıştır.

15. Başvurucu kesinleşen yargı

kararına rağmen bakiye kalan alacağını tahsil edemediğinden 14/3/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur..

B. İlgili

Hukuk

16. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen

geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle

yapılan değişiklikten önceki birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından

ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma

yoluna gidilmesi esastır.

…

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya

davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”

17. 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı

Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983

tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı

maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme

kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı

maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç

olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.”

18. 2942 sayılı Kanun’un Anayasa

Mahkemesinin 1/11/2012 tarih ve E.2010/83, K.2012/169 sayılı Kararı ile

iptalinden sonra 24/05/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunla değişik geçici 6.

maddesinin 1., 8. ve 13. fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin

rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan

talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde

hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle

uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.

…

Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca

ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine

dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil

Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet

alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve

il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri

toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının

en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının

ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri

olacak şekilde, garameten ve taksitlerle

gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları

ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

…

4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği

tarihe kadar kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç

yapılmamış olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare

tarafından kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce

malikleri lehine hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra

vekalet ücretleri de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre

bütçelerden ayrılacak paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve

işlem yapılır. Bu alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra

kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci

fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan

taşınmazlar hakkında açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”

19. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu

Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun “Ödenemeyen

giderler ve bütçeleştirilmiş borçlar”

kenar başlıklı 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Ödeme emri belgesine

bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak emanet

hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya hizmetin

yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen emanet

hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar,

mahkeme kararı üzerine ödenir.

Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri

karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre

ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi

gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara,

tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme

cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet

hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”

20. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın

önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirde

taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan

taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el koyma

tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava

tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

14/03/2013 tarih ve 2013/2002 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

22. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza 2005 yılında Akdeniz Belediyesi tarafından kamulaştırmaksızın fiilen

el atılarak yol ve kaldırım yapıldığını, açtığı tazminat davasında lehine

hükmedilen ve kesinleşen tazminatın büyük kısmının icra takibine rağmen

kendisine ödenmediğini ve mahkeme kararının icra edilmediğini, bu nedenlerle

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

25.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

24. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza 2005 yılında Akdeniz Belediyesi tarafından kamulaştırmaksızın fiilen

el atılarak yol ve kaldırım yapıldığını, açtığı tazminat davasında lehine

hükmedilen ve kesinleşen tazminatın büyük kısmının icra takibine rağmen

kendisine ödenmediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

25. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan

görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı, ancak başvurucunun

mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından başvuruya konu

tazminatın ödenip ödenmediği hususunun Akdeniz Belediyesinden sorulması

gerektiği bildirilmiştir.

26. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

27. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

28. Anayasa'nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46. maddesi

şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği

hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve

usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya

yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli

nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit

olarak ödenir.

…

29. Sözleşmeye Ek (1) No.lu

Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

30. Anayasanın 35. maddesi ve

(1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. İki düzenlemenin

ilk cümleleri herkese mülkiyet hakkını tanımakta, ikinci cümleleri ise kişilere

ait mülkiyet hakkının hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin

mülkünden yoksun bırakılabileceğini hüküm altına almaktadır(B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 29).

31. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve

hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel

kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve

kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

32. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz

hale getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi,

kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvencelerin tamamı demokratik

toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla

sınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla

olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir

özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak

düzeye vardırılmaması gerekir (AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).

33. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla

yapılması gerektiği hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve

uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,

yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak

istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş

ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak

manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den

daha geniş bir koruma sağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

34. Hak ve özgürlüklerin ve

bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu

haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini

sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununla

beraber kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahalenin

uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ ve

genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına

mani değildir (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

35. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

36. Kamulaştırma yapmaya yetkili

olan Devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması

halinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri

tarafından, Anayasa’nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanuna aykırı şekilde, özel

mülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken bedelsiz

olarak yapılan el koyma işlemi “kamulaştırmasız

el atma” olarak tanımlanmaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 55).

37. Kamulaştırmasız el atma,

kamulaştırma ile kıyaslandığında daha az güvence sunan ve hukuki olmayan bir

yöntemdir. Şöyle ki, 2942 sayılı Kanun’a göre, kamulaştırma kararı

verilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit

ettirilmesi, uyuşmazlık halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini

istemesi gerekmektedir. Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya

yatırılmasıyla kamulaştırma kararı kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu

idaresi kamulaştırma bedelini ödeyecek yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma

kararı alamayacaktır. Diğer taraftan, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla ilgili

olarak uzlaşma ve dava yoluna başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir. Bu

nedenle dava harçlarını ödeme yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (Bkz. AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

38. Kamulaştırmasız el atma,

idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme

imkânı sağlamaktadır. Böyle bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılan

taşınmazın devrini meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı

sunan tek unsur, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve

bireylere “kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat” ödenmesine hükmeden mahkeme kararıdır. Kamulaştırmasız el

atma uygulaması, hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan başvuranları,

herhangi bir kamu yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı

dava açmak zorunda bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği

ancak daha sonra mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Başka bir

deyişle, kamulaştırmasız el atma, her ne olursa olsun, idare tarafından

isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabul etmeye ve

idareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol

açmaktadır. İdareye resmi kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı

sağlayan böyle bir uygulama, kişilere öngörülemez ve keyfi durumlarla

karşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki

güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın

alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Aynı yöndeki AİHM kararı için

bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43, 45).

39. Anayasa’nın 35. ve 46.

maddeleri, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal

olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa’nın

46. maddesi hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi

yapmak suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve

yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, dayanağını

Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir

uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı

hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmi kamulaştırma

kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz

sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riskini taşımaktadır

(B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 58).

40. Başvuru konusu olayda idare

yol ve kaldırım yapmak amacıyla, yani meşru kamu yararı amacıyla başvurucuya

ait taşınmaza el atarak 29,72 m²’lik bölümünü yol olarak, 26,64 m²’lik bölümünü

ise kaldırım olarak kullandığı, taşınmazın kalan 59,63 m²’lik kısmında el atma

sonrası %100 değer düşüklüğü meydana geldiği, bu şekilde Anayasa ve kanunlarla

belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunan

taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir. Bu

durumda başvurucuya ait taşınmaza yol ve kaldırım yapılmak amacıyla

kamulaştırmasız el atılmasının, Anayasa’nın 35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı

Kanun’da belirtilen usule uymayan ve kanuni olmayan bir müdahale olduğu açık

olmakla birlikte müdahale sonrasında açtığı tazminat davasında lehine

hükmedilen bedelin kendisine halen ödenmemesinden şikâyetçi olan başvurucunun

taşınmaz mülkiyetine yönelik müdahalenin sonuçlarının devlet tarafından ortadan

kaldırılıp kaldırılmadığının ve bu bağlamda bireysel mülkiyet hakkı ile kamu

yararının gerekleri arasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının incelenmesi

gerekmektedir.

41. Anayasa’nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.

42. AİHM de mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu

denetlerken yapılan müdahalenin kamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının

yanı sıra toplumun genel yararı ile birey haklarının korunması arasında adil

bir dengenin de gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede

bireylerin, mülklerinin değeriyle orantılı makul bir bedel ödenmeden

mülklerinden mahrum edilmeleri halinde yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına

hükmetmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75 ve 7152/75, 23/9/1982, § 69; James ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96,

25/3/1999, § 48; Lithgow

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81,

9265/81, 9266/81; 9313/81, 9405/81, 8/7/1986, § 120-121).

43. Yasa koyucu 2942 sayılı

Kanun’un geçici 6. maddesiyle Anayasa’nın 46. maddesine uygun olarak

kamulaştırılmaksızın ve malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması

nedeniyle meydana gelen hak kayıplarını telafi ederek mülk sahiplerine bedelin

ödenmesi ve idare adına tescil edilmesiyle taşınmazın hukuki durumunun belirgin

hale getirilmesi amacıyla düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemeye göre,

kamulaştırmaksızın el atılan taşınmazların bedelinin ödenerek idare adına

tescilinin sağlanması için öncelikle 2942 sayılı Kanun’da belirtilen usulde

uzlaşma yolu denenmelidir. Uzlaşma sağlanamaması halinde idare veya malik üç ay

içinde dava açarak bedelin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini

isteyebilmektedirler. Aynı maddeye göre bedel tespiti de 2942 sayılı Kanun

hükümleri uyarınca dava tarihine göre yapılmakta ve dava tarihi ile ödeme

tarihi arasındaki dönem için kanuni faiz uygulanmaktadır.

44. Yine aynı maddeye göre

idarelerin kesinleşen yargı kararları gereği ödemek zorunda oldukları bedellere

ilişkin olarak belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son

kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı

bütçelerinde pay ayırmaları ve kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan

ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemelerin sonraki yıllara sâri olacak

şekilde garameten ve taksitlerle gerçekleştirileceği,

taksitlendirmede, bütçe imkânları ile alacakların tutarlarının dikkate

alınacağı ve taksitli ödeme süresince kanuni faiz uygulanacağı hükme

bağlanmıştır.

45. Başvuru konusu olayda,

kamulaştırmasız el atma müdahalesiyle yol ve kaldırım yapılarak ulaşılmak

istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin

de kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya el atılan taşınmaz bölümünün

mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenerek sağlanmalıdır. Mahkemelerin

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat ödenmesine karar vermeleri kamu

yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyi sağladığı gibi, idare tarafından

kullanımın yasal olmadığını tespit ederek belli bir hukuki güvence de

sağlamaktadır.

46. Başvuru konusu olayda

başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin kararı kesinleşmeden hükmedilen tazminatın

ödenmesi için icra takibi başlatmış ve İcra Müdürlüğünün 14/5/2012

tarihinde yaptığı hesaplama ile alacak miktarının toplam 30.779,84 TL’ye

ulaştığı tespit edilmiştir. Davalı idare Yargıtayın 9/10/2012 tarihli kararıyla kesinleşen borcunu muhasebe

kayıtlarına almış ve tazminata ilişlin kararın

kesinleşmesinin üzerinden karar tarihi itibarıyla 26 aylık bir süre geçmiş

olmasına rağmen bu güne kadar idarece icra dosyasına 2012 yılında 8.000,00 TL

ve 2013 yılında 1.500,00 TL olmak üzere toplam 9.500,00 TL ödeme yapılmıştır.

Karar tarihi itibariyle idarece 2014 yılında ödeme yapılmamıştır. Dolayısıyla

karar tarihi itibariyle kesinleşen yargı kararının üzerinden 26 ay geçmesine

rağmen tazminat miktarının büyük kısmı halen ödenmemiştir.

47. İdare, başvurucuya bir ödeme

takvimi sunmadığı gibi, ödemelerin düzensiz olduğu, geçen yıllar itibarıyla

azaldığı, 2014 yılı içinde karar tarihi itibariyle ödeme yapılmadığı ve

başvurucunun alacağının ne zaman ödeneceği konusunun belirgin olmadığı

görülmektedir. Somut başvuruya konu olayda 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.

maddesiyle amaçlanan bedelin peşin veya taksitlendirilerek bir plan

çerçevesinde ödenmesi ve bu şekilde taşınmazın hukuki durumunun ve taşınmazın

karşılığı ödenecek bedelin ödenme şeklinin belirsizlikten kurtarılması amacına

ulaşılmadığı anlaşılmaktadır.

48. Bu durumda başvurucuya el

atılan taşınmazına karşılık Mahkemece belirlenen tazminat bedelinin büyük

kısmının halen ödenmediği, ödemelerin yerine getirilmesinde idarenin gereken

özeni göstermediği ve öngörülebilirliğin sağlanamadığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin sonuçlarının telafisi ve yararlar dengesinin korunması için

başvurulan ödeme yöntemi ve uygulamasının ulaşılmak istenen kamu yararıyla

başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı arasında olması gereken

orantılılığı sağlayamadığı ve başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük

altına sokan başvuruya konu müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

49. Belirtilen nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargı Kararının Yerine Getirilmemesi

50. Başvurucu, Akdeniz

Belediyesinin maliki olduğu taşınmaza 2005 yılında kamulaştırmaksızın fiilen el

atarak yol ve kaldırım yapması ve aştığı tazminat davasında lehine hükmedilen

ve kesinleşen tazminatın büyük kısmının icra takibine rağmen kendisine

ödenmediğini ve mahkeme kararının icra edilmediğini, bu nedenlerle mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 25.000,00 TL maddi,

25.000,00 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesini talep etmiştir.

51. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan

görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı, ancak başvurucunun

mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından başvuruya konu

tazminatın ödenip ödenmediği hususunun Akdeniz Belediyesi’nden sorulması

gerektiği bildirilmiştir.

52. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

53. Anayasa’nın 138. maddesinin

4. fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

54. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

55. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

56. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

57. Anayasa’nın 36. maddesinde

ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren,

bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da

aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri

önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil,

yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM,

E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010).

58. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın,

yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu

ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının

geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de, adil yargılanma hakkının

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.

59. Nihai mahkeme kararlarını,

taraflardan biri aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren

düzenlemeler ve uygulamalar, mahkemeye erişim hakkının anlamını yitirmesine

sebep olmaktadır (B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

Yargı kararının geciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa’nın 138. maddesinin

dördüncü fıkrasında mahkemelerin bağımsızlığının bir parçası olarak görülmekte

ve devlete yargı kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulama

yükümlülüğü getirilmektedir.

60. Sözleşme’nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği

için AİHM, mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine

getirilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

etmektedir. AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, bir

uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın

uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması,

yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (bkz. Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu çerçevede AİHM, kesinleşmiş ve

bağlayıcı bir yargı kararının, lehine karar verilen tarafın zarar görmesine

rağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade

etmeyeceğini, yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6. madde

anlamında “dava”nın

tamamlayıcı unsuru olduğunu vurgulamaktadır (bkz. Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002,

§ 34).

61. Zira davaya taraf olan

kişinin etkin korunması ve hukuka uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi

hakkında verilebilecek nihai yargı kararlarına uymasını gerektirmektedir.

İdareler yargı kararını uygulamayı reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu

uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda davada taraf olan kişinin davanın

safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen

teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir. (bkz. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B.

No: 6334/05, 23/10/2012, § 115). AİHM, bu yorumuyla

bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını

değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik

meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (bkz. Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007,

§ 54).

62. Anayasanın 138. maddesi

metninde mahkeme kararlarına uyma, bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme

hususunda yasama ve yürütme organları ile idare makamları lehine herhangi bir

istisna kuralına yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu

otoritelerince zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı

kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla

kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında

yerine getirilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını

engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu otoritelerine ve hukuk sistemine olan

güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün

geçerli olduğu bir devlette, bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan

güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı

kararlarının zamanında yerine getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul

edilemez (B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 61).

63. Hukuki güvenlik ilkesi “öngörülebilirliği” sağlayan işleviyle

hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem devlet hem de

toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”,

“kurumsal” ve “işlevsel” güvenceleri birlikte sağlar. Bu

ilke çerçevesinde; bir hukuk devletinde devletin tüm işlem ve eylemlerinin

hukuka uygun olmasının mevcut normlarla kural altına alınması “ilkesel” korumayı oluştururken, söz konusu

bu normların mahkemelerce uygulanarak hukuksal uyuşmazlıkların çözülmesi ise “kurumsal” güvence olarak kabul edilir.

Diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkları kesin olarak çözen mahkeme kararlarının

kamu otoritelerince yerine getirilmesi “işlevsel”

güvenceyi oluşturur (B. No: 2013/1752, 26/6/2014, §

63).

64. Yargı kararlarının

uygulanmaması ve/veya geç uygulanması sebebiyle bireyler lehine zamanında

kullanılamayan “işlevsel”

güvencenin söz konusu olduğu bir durumda, “ilkesel”

ve “kurumsal” güvencelerin

bireyler adına etkin kılınabilmesi, kendilerinden beklenilen hukuksal korumayı

sağlamaları beklenilemez. Dolayısıyla yargı kararlarının bireyler hakkında

uygulanmasını içeren işlevsel güvence; ilkesel ve kurumsal güvenceleri

tamamlayan, bu güvencelerin istenilen sonuçları vermesini mümkün hale getirerek

bireysel hak ve özgürlüklere yargısal koruma sağlanabilmesini olanaklı kılan

vazgeçilmez bir hukuki teminattır (B. No: 2013/1752, 26/6/2014,

§ 64).

65. Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden

biri olarak kabul görmektedir. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında

düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin yerine getirilmesi

yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul edilen kesin hükme

saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği

ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz

duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı

kalmayacaktır (B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 65).

66. Yargı kararlarının yerine

getirilmesinde gecikmenin başvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale

olduğu kabul edilmekle beraber, kararların icrasında ne kadar süreli bir

gecikmenin hak ihlali sayılacağının, davanın konusu, davanın konusu bir

alacağın veya tazminatın ödenmesiyse alacak veya tazminatın mahiyeti,

başvurucunun kararın icrasındaki menfaati, yargı kararının icrasının başvurucu

için önemi, ödeme ile sorumlu idarenin bütçe imkânları ve ödeme konusundaki

tutumu, alacak veya tazminatın ödemenin gecikmesi nedeniyle değer kaybedip

kaybetmediği, davanın kararın icra safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın

icrasında geçen süre gibi somut davanın koşullarına göre incelenmesi gerekir

(B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 66).

67. Nitekim AİHM, mahkeme

tarafından verilen hükmün yerine getirilmesini, AİHS’nin 6. maddesi bakımından

yargılamanın bütünleyici bir parçası olarak görmekte ve yargılamanın

uzunluğuyla ilgili davalarda da incelemektedir (Bkz. Di

Pede/İtalya, B. No: 15797/89, 26/9/1996, §§ 20-24). Bununla birlikte AİHM, yaptığı

incelemelerde belli süreyle gecikmeleri makul kabul etmekte ve ödemelerin

gecikmesi halinde gecikme faizi gibi telafi edici yöntemler bulunup

bulunmadığına bakacağına vurgu yapmaktadır (Bkz. Fidanten ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 27501/06, 28/6/2011,

§ 28)

68. 2942 sayılı Kanun’a eklenen

geçici 6. maddenin onbirinci fıkrası, 9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız

el atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla

idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir.

Kanun'da bu amaçla idarelerin bütçelerinden belli bir pay ayrılması ve

ödemelerin bu paylar üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen tazminat

miktarını karşılamaması halinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle

ve garameten yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde

kanuni faiz ödenmesi de kurala bağlanmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012). Ancak bireyin mülkiyet hakkına hukuka aykırı

olarak müdahale eden idarenin, kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen

alacakları veya tazminatları ödememekte ısrar etmesi halinde, adil yargılanma

hakkı kapsamında yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkı ihlal edilmiş

olur. Anılan düzenleme, kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacak veya

tazminatları ödememe sebebi olamaz (B. No: 2013/1752, 26/6/2014,

§ 68).

69. 2942 sayılı Kanun’un geçici

6. maddesiyle de kamu kurumlarının geçmişten gelen kamulaştırmasız el atmaları

nedeniyle açılan davalarda ödemek zorunda kaldıkları tazminatların mevcut kamu

hizmetlerini aksatmayacak şekilde ödenebilmesi için bütçelerinden pay

ayırmaları ve ödemeleri peşin yapamamaları halinde sonraki yıllara sâri olacak

şekilde borçların taksitlendirilmesi ve taksitlendirilmiş borçlara kanuni faiz

ödenmesi imkânı tanımıştır.

70. Bir kamu kurumu aleyhinde

verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararıyla ortaya konulan borcu ifa etmemek

için ekonomik kaynak yokluğunun mazeret olarak ileri sürülemeyeceği (bkz. Burdov/Rusya, B. No:59498/00, 7/5/2002,

§ 35) belirtilmekle beraber, bu husus 5018 sayılı Kanun’un 34. maddesinde ifade

edilen kamu idarelerinin yargı kararı gereği ödemek zorunda oldukları

öngörülemeyen giderlerini, kamu hizmetlerini aksatmayacak şekilde kurumların

gelir ve nakit durumlarına göre belli bir takvime bağlayarak ve gecikmeden

kaynaklanan değer kayıplarını faizle telafi ederek makul bir süre içerisinde

ödemelerini bir hak ihlaline dönüştürmez.

71. Yargı kararlarının icrasında

meydana gelen gecikmelerin ihlal boyutuna ulaşıp ulaşmadığının tespitinde

gecikmenin süresi, idarenin borcunu muhasebe kayıtlarına alarak bir plana

bağlanması ve bu plan çerçevesinde ödeme yapması, yani idarenin tutumu, borç

miktarının öngörülüp öngörülemeyeceği, öngörülemez ise idarenin bütçe

imkânlarıyla kıyaslanması, tazminatın konusunun ödenmesini ivedi hale getirecek

özellikli bir konu olup olmaması, alacağın tamamının faiz ve yargılama

giderleriyle beraber ödenmesi, alacaklı ile yapılan bir uzlaşmanın olup

olmaması, alacaklının ödemenin yapılmasındaki menfaatinin önemi göz önünde

bulundurulmalıdır.

72. Başvuru konusu olayda idare

yol ve kaldırım yapmak üzere başvurucuya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atmış

olduğundan tazminat ödemek durumunda kalacağını bilebilecek durumdadır. İdare

kesinleşmiş mahkeme kararıyla ödemek zorunda olduğu borcunu muhasebe

kayıtlarına almış ve bir kısım ödemeleri de yapmış olmakla birlikte ödemeleri

bir plana bağlamadığı ve ödemelerin düzensiz olduğu görülmektedir. Ödemeler

konusunda başvurucuya bir ödeme planı ve takvim de verilmediği anlaşılmaktadır.

Ödenmesi gereken borç, ödenmesini aşırı derecede zorlaştıracak bir miktara da

baliğ değildir. Sayılan hususların yanında idarece icra dosyasına 2012 yılında

8.000,00 TL ve 2013 yılında 1.500,00 TL ödeme yapılmış, karar tarihi itibariyle

2014 yılında ödeme yapılmamıştır. Sonuç olarak karar tarihi itibariyle

kesinleşen yargı kararı üzerinden 26 aylık bir zamanın geçmesine rağmen idarece

borcun büyük kısmı halen ödenmemiş durumdadır.

73. Sonuç olarak yukarıda

sayılan hususlar göz önünde bulundurulduğunda; somut başvuruya konu davada

kamulaştırmasız olarak el atılan taşınmaz nedeniyle tazminat ödenmesi yönünde

kesinleşmiş yargı kararının üzerinden 26 ay geçmiş olmasına rağmen halen

ödenmesi gereken tazminat bedelinin büyük kısmının ödenmemiş olmasının

başvurucunun yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını ihlal ettiği

kanaatine ulaşılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza 2005 yılında Akdeniz Belediyesi tarafından kamulaştırmaksızın fiilen

el atılarak yol ve kaldırım yapıldığını ve aştığı tazminat davasında lehine

hükmedilen ve kesinleşen tazminatın büyük kısmının icra takibine rağmen kendisine

ödenmediğini ve bu nedenlerle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve 25.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminatın

kendisine ödenmesini talep etmiştir.

76. 6216 sayılı Kanun’un

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucuya ait taşınmaza

Anayasa ve 2942 sayılı Kanun’da öngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindeki

müdahale sonrasında açtığı tazminat davasının lehine kesinleşmesine rağmen

alacağının karar tarihi itibariyle büyük kısmının ödenmemesinin mülkiyet

hakkını, Mahkemece hükmedilen tazminat bedelinin kesinleşen yargı kararının

üzerinden karar tarihi itibariyle 26 ay geçmesine rağmen büyük ölçüde yerine

getirilmemesinin ise başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiği yönünde

karar verilmiştir.

78. Başvuru konusu olayda tespit

edilen ihlal Akdeniz Belediyesince el atılan taşınmazı nedeniyle kesinleşen

Mahkeme kararına rağmen başvurucuya alacağının büyük kısmının karar tarihi

itibariyle ödenmemesinden kaynaklandığından ve kesinleşen yargı kararının bir

an önce yerine getirilmesinde başvurucunun hukuki yararı bulunduğundan, 6216

sayılı Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için el atılan taşınmaz nedeniyle kesinleşen Mahkeme

kararını bir an önce yerine getirmesini temin etmek amacıyla kararın bir

örneğinin Akdeniz Belediyesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, kanuni olmayan el atma ve

kesinleşen yargı kararının yerine getirilmemesi nedenleriyle başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve yargı kararının bir an önce yerine

getirilmesi için ilgili idareye kararın gönderilmesine karar verilmiştir. Tazminat

bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi halinde başvurucunun maddi zararının

karşılanacağı göz önünde bulundurulduğunda bu aşamada ayrıca maddi tazminata

karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.

80. Başvurucuya 9/10/2012 tarihinde kesinleşen yargı kararına rağmen karar

tarihi itibariyle alacağının büyük kısmı halen ödenmemiş durumdadır. Bu nedenle

başvurucunun yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya takdiren net 5.000,00 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

81. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle,

A. Başvurunun mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği iddiaları yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına

alınan mülkiyet ve adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin gereği yerine getirilmek üzere Akdeniz

Belediye Başkanlığına gönderilmesine,

30/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Selami ER Başvurucu : Mustafa DEMİRTAŞ Vekili : Av. Hamza YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2002, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. Kaleli
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2002
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Cihan Mehmetoğlu ve Erkan Demir Başvurusu (B. No: 2014/7036)
  • Latif Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/5578)
  • Selçuk Demir Başvurusu (B. No: 2014/9783)
  • Mehmet Ali Akıl Başvurusu (B. No: 2013/2199)
  • Mehmet Avcı Başvurusu (B. No: 2013/805)
  • Cemal Bozoğlan Başvurusu (B. No: 2013/5565)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.