İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selçuk Demir Başvurusu (B. No: 2014/9783)

1. Başvurucu, yargılandığı

Başvuru No2014/9783Tarih22 Ocak 2015Okuma21 dk · 4.279 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selçuk Demir Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2014/9783
R.G. Tarih- Sayı
10/6/2015-29382
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.279 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı

davada, ek oturum açılarak kendisinin katılmadığı oturumda müştekinin dinlenmesi,

haksız yere tutuklanması ve delillerin eksik toplanması sonucu mahkûmiyetine

karar verilmesi nedenleriyle, Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde belirtilen özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle, yeniden yargılama

yapılmasına ve uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/6/2014 tarihinde Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 31/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP sisteminden temin edilen ek bilgilere

göre olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu irtikap suçundan

Sincan 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/1/2010 tarih ve 2010/3 Sorgu sayılı kararı

ile tutuklanmıştır.

6. Başvurucu hakkında Sincan

Cumhuriyet Başsavcılığının 14/1/2010 tarih ve E.2010/271 sayılı iddianamesi ile

irtikap suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu

davası açılmıştır.

7. Başvurucu, yargılama

sırasında Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/4/2010

tarih ve 2010/661 D. İş sayılı kararıyla

salıverilmiştir.

8. Başvurucunun eyleminin

görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulü ile Sincan 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 19/10/2010 tarih ve E.2010/41, K.2010/202 sayılı kararı ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucu ve Cumhuriyet

Savcısı tarafından anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin

19/9/2011 tarih ve E.2011/3764, K.2011/20919 sayılı ilamı ile hüküm

bozulmuştur.

10. Bozmadan sonra yeniden

yargılama yapan Mahkeme, 9/10/2012 tarih ve E.2011/277, K.2012/368 sayılı

kararı ile başvurucunun görevi kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis cezası

cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şu şekildedir:

“…

DELİLLE R

Sanıkların

savunmaları, müşteki beyanları, tanık beyanları, nüfus ve adli sicil kayıtları,

adli emanet makbuzu, yakalama üst arama ve geçici muhafaza altına alma

tutanağı, mahkememiz 19/10/2010 tarih 2010/41-202 esas ve karar sayılı ilamı,

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19/09/2011 tarih 2011/3764-20919 esas ve karar

sayılı bozma ilamı, raporlar, nüfus ve adli sicil kayıtları, diğer bilgi ve

belgeler ile tüm dosya kapsamı.

DELİLLERİN

DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Sanık ve müşteki

anlatımları ile tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde;

sanıklardan Selçuk Demir'in [Başvurucu] Sincan 2. İcra

Dairesi'nde müdür yardımcısı, sanık H. S.’nin zabıt

katibi, sanık M. K.’nin ise olay öncesinde 657 Sayılı

Devlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesine tabi sözleşmeli personel olduğu,

24/11/2009 tarihinde sözleşmesinin sona erdiği, ancak aynı dairede yeni

sözleşmesi yapılıncaya kadar çalışmaya devam ettiği, müşteki O. K.’nin Ankara 24. İcra Dairesi'nin 2005/5824 esas sayılı

dosyasında borçlu olduğu, hakkında icra takibine geçildiği, bu nedenle menkul

ve gayri menkul mallarına haciz konulması için Sincan 2. İcra Dairesi'ne

talimat yazıldığı, talimatın Sincan 2. İcra Dairesinin 2005/2078 talimat

numarasına kaydedildiği, 10/10/2005 tarihinde Sincan Tapu Sicil Müdürlüğü'ne

müzekkere yazılarak müştekinin Sincan'da bulunan 1167 Ada 36 Parsel sayılı

taşınmazına haciz konulduğu, bu talimat dosyasından dolayı müştekinin zaman

zaman evrakını takip etmek için Sincan 2. İcra Dairesi'ne gelip-gittiği, bu

dönemde müştekinin Ankara 24. İcra Müdürlüğü'ndeki dosyasından taşınmaz

üzerindeki haczin kaldırılmasına ilişkin müzekkereyi alarak 06/01/2010 günü

talimat işlerini yürüten sanıkların çalıştığı Sincan 2. İcra Dairesi'ne geldiği

müdür yardımcısı Selçuk ile görüştüğü, Selçuk'un müştekinin beyanına göre

"bizim burada resmi görevlimiz yok, ben dışarıdan bir adam tuttum, onun

maaşını da biz veriyoruz, o adama 20-30 TL. para ver, dosyaları hemen çıkarsın,

yoksa 15-20 gün beklersin" dediği, müştekinin bunun üzerine parası

olmadığını söyleyerek icra dairesinden ayrıldığı ve 08/01/2010 tarihinde Sincan

Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunduğu, Cumhuriyet Savcısının talimatı

üzerine Emniyet Müdürlüğünce müştekiye seri numarası alınmış 20.TL.lik 2(iki)

adet banknotun verildiği, müştekinin Sincan Emniyet Müdürlüğü sivil ekipleri

ile beraber olay günü saat 14:30 sıralarında icra dairesine gittiği, Selçuk

Demir'in yanına uğradığı, sanık Selçuk'un bir neden söylemeden saat 17:00'de

gelmesini istediği, müşteki O. K.’nin daireden

ayrılarak saat 17:00 sıralarında yeniden icra dairesine geldiği, sanık Selçuk'a

uğradığı, Selçuk'un müştekiyi diğer sanık H. S.’ye

yönlendirdiği, H. S.’nin müştekiye "biz mahsen dosyalarını cuma günü çıkartıyoruz, o gün gel"

dediği, müştekinin ısrarı üzerine sanık Selçuk'un müştekiye hitaben "git

M.'yi bul" dediği, müştekinin sanık M.'yi aradığı, ancak bulamadığı, bir süre sonra tekrar icra

dairesine döndüğünde 2005/2078 talimat sayılı dosyanın mahsenden

çıkarıldığını ve H. S.’nin masasında olduğunu

gördüğü, bu sırada sanık M.'nin daireye geldiği,

müştekiye "ne yapacaksan yap da iş bir an önce bitsin" dediği, M.'nin sanık Selçuk'un odasına girip çıktığı, sonradan

müştekiye para vermesi için el işareti yaptığı, müştekinin de daha önce seri

numaraları alınan 20.-TL.lik banknotu verdiği, parayı alan M.'nin diğer sanık Selçuk'a başı ile işaret yaptığı ve

dışarıya çıktığı, bu olayı icra müdürlüğünün dış kapısındaki gözetleme

deliğinden takip eden Emniyet Müdürlüğü sivil ekiplerinin de gördüğü, M.'yi yakalayıp üst araması yaptıklarında önceden seri

numarası tespit edilmiş ve müştekiye verilmiş 20.-TL.lik banknotun sanık M.'nin üzerinde bulunduğu, bu hususun tutanakla tespit

edildiği, bu işlemlerin icra dairesinin dışında olduğu, diğer iki sanığın M.'nin polisler tarafından yakalandığını görmediği, para

alındıktan sonra sanık H.'nin Tapu Sicil Müdürlüğü'ne

gönderilecek müzekkereyi hazırlayıp sanık Selçuk'a imzalatıp bir nüshasını

elden müşteki O.’ya verdiği, bu sırada sivil ekiplerinin

sanık M. ile ilgili işlemleri bitirip daireye döndükleri ve diğer sanıkları

yakaladıkları anlaşılmıştır...”

11. Kararın başvurucu tarafından

temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 21/4/2014 tarih ve

E.2013/16401, K.2014/4472 sayılı ilamı ile hüküm onanmıştır.

12. Başvurucuya onama kararı

3/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Bireysel başvuru, 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

14. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Görevinin sağladığı

nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına

veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız

tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç

veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur

hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş

olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.”

15. 5237 sayılı Kanun’un 257.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda ayrıca

suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket

etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.”

16. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 233. maddesi şöyledir:

“(1) Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı

veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir.

(2) Bu hususta

yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 22/1/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/6/2014 tarih ve 2014/9783

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, Sincan 2. İcra

Müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak çalıştığını, müşteki borçlu O. K.

tarafından icra dosyasının mahzenden çıkarılması amacıyla icra dairesinde

çalışan diğer sanık M. K. için para isteyerek irtikap suçunu işlediği

iddiasıyla kamu davası açıldığını, soruşturma aşamasında tutuklandığını,

1/4/2010 tarihine kadar tutuklu kaldığını, bu tarihte itiraz üzerine tahliye

edildiğini, tutuklama kararlarının gerekçesiz olduğunu, ayrıca dosyada

30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsede

dönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,

dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradan

vazgeçildiğini, bozma sonrasında 28/2/2012 tarihli celsede müştekinin yeniden

dinlenmesi talebinin kabul edilerek duruşmanın 3/4/2010 tarihine ertelenmesine

karar verilmesine karşın, günsüz olarak celse açılarak müştekinin 5/3/2010

tarihinde kendisinin katılmadığı oturumda dinlendiğini, müştekiyi

sorgulayamadığını, tutuklama ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların

gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinde yer verilen

özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Anayasa'nın 19.

Maddesinde Güvence Altına Alınan Hakların İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

19. Başvurucu, haksız olarak tutuklu

kalmasından, tutuklama

ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların gerekçesiz olmasından dolayı özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal

edildiğini şikâyet etmektedir.

20. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi,

23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından

yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

22. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu

iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun

hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu

açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle

ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak

bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk

hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

30).

23. Ancak başvurucu tahliye olmuş ya da ilk derece mahkemesi kararı

ile hakkında hüküm tesis edilmiş ise bu

takdirde serbest kalma ihtimali ortadan kalkmaktadır. Bu durumda talep, hukuka

aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı

kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa olağan kanun

yolları denendikten sonra ve gerekiyorsa bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 31).

24. Ne var ki başvurunun kabul edilebilmesi için

ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları

da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).

25. Somut olayda başvurucu, Sincan 3. Sulh Ceza Mahkemesinin

12/1/2010 tarih ve 2010/3 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmış, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/4/2010

tarih ve 2010/661 D. İş sayılı kararıyla

da salıverilerek tutukluluk hâli sona

ermiştir.

26. Başvurucunun tutukluluğa ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların Anayasa

Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının, “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Anayasa'nın 36.

Maddesinde Güvence Altına Alınan Hakların İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

a. Aleyhinde Beyanda Bulunan Müştekiyi (Tanığı) Sorguya Çekme

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

27. Başvurucu, yargılandığı davada

bozma sonrasında, 28/2/2012 tarihli celsede müştekinin yeniden dinlenmesi

talebinin kabul edilerek duruşmanın 3/4/2010 tarihine ertelenmesine karar

verilmesine karşın, müştekinin ek oturum açılarak 5/3/2010 tarihinde kendisinin

katılmadığı oturumda dinlenildiğini, bu sebeple müştekiyi sorgulayamadığını

iddia etmiştir.

28. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 22).

29. AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …

görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

…”

30. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındaki

kişiler”e

ilişkin olan “suçlamayla ilgili

bilgilendirilme”, “savunma için

yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıyla

veya adli yardımla savunma”, “tanık

dinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmenden

ücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında

koruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyete

uygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya

[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli ve

Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/05

16519/06, 11/12/2012, §§ 130-132).

31. Bu nedenle AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki özel

güvencelerin, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan 6. maddenin

(3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ

bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır

(Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:

25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).

32. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda

uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak

üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

33. Tanık, yargılamaya konu olay

ile ilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispat

vasıtalarındandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığı

olmuş bir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusunda

karar verecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanık

dinlemeye yetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederken

yaptığı sözlü açıklamalardır (B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 45).

34. Mağdur ile şikâyetçi de, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kendilerine tanınan

haklar ile diyalektik yargılamanın gerçekleştirilmesine katkıda bulunarak adil

bir hükme ulaşılmasını sağlayan ceza muhakemesinin aktif süjeleridir (AYM, E.

2011/37, K. 2012/69, K. T. 17/5/2012).

35. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM)

göre, tanık kelimesi özerk bir şekilde yorumlanmalıdır (Bönisc/Avusturya, B. NO: 8658/79, 6/5/1985, §§

31-32). İster duruşmada okunsun ister okunmasın, ifadeleri mahkeme önünde

bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, AİHS’in

6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak

görülmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85, 20/11/1989, §

40). Diğer bir anlatımla, AİHM’e göre tanık; sanığa

isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişidir. Bu bağlamda; şuçun iştirak edeni, olayın mağduru, şikâyetçi (müşteki),

devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı da tanık olabilir.

36. Başvurucunun aleyhine olan

tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan

tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin

sağlanmasını isteme hakkı AİHS’in 6. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenle

başvurucunun, olayın doğrudan tanığı olan müştekinin ek oturum açılmak

suretiyle yokluğunda dinlenmesi nedeniyle ona soru soramadığı yönündeki

iddiasının Anayasa’nın 36. ve AİHS’in 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

37. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme

veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün

kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir

duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız

olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın

soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın

hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde

kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine

dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından

sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki

ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No: 2013/99, 20/3/2014, §

46).

38. AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığa, aleyhte

ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da

yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine

işaret etmektedir (Bkz: Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda,

B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 51 ve Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §

49). AİHS’in 6. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları, devletlere bu yönde olumlu önlemler almayı zorunlu kılmaktadır. Bu

önlemler, sanığa aleyhte ifade veren tanıklara soru sorma ya da sordurma

hakkını sağlamayı da kapsamaktadır (Sadak ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, §

67).

39. Başvurucunun, hakkında gerçekleştirilen

ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla

yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu test etme imkânına sahip

olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylelikle

başvurucu, aleyhindeki ta­nık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını

ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların gü­venilirliğini

huzurda test edebilecek, tanığın inandırıcılığı ve güve­nilirliği bakımından sorduğu

sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkar­tabilecek ve yargılama makamının

uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil

savunmanın argümanlarıyla da algılamasını sağlayabilecektir.

40. AİHM, olayın tek delili bir tanık

anlatımı ise veya başka deliller de var olmasına rağmen mahkûmiyet hükmü tek bir

tanık anlatımı üzerine inşa ediliyorsa (tanık beyanı esaslı ve tek delil olarak

değerlendirilmiş ise) bu durumda, bahse konu tanığın muhakkak surette duruşmada

dinlenilmesini ve sanıkla yüzleştirilmesini adil yargılanma hakkı bakımından zaruri

görmektedir (bkz. Sadak

ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96,

§ 64).

Gerçekten de bu önemdeki bir tanığa sanığın (başvurucunun) soru sorabilmesi,

onunla yüzleşebilmesi ve yargılama makamında vicdani kanaatin savunmanın

argümanları da gözetilerek sağlıklı bir şekilde oluşabilmesi için bu bir

zorunluluk olarak belirmektedir. 5271 sayılı Kanun’un 210.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de olayın delili, bir tanığın

açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce

yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın

okunması dinleme yerine geçemez.

41. Somut olayda, müşteki O. K.

duruşmanın yapılacağı gün ve saatte hastanede olacağını ve duruşma günü

haricinde beyanda bulunmayı talep etmesi üzerine Mahkeme, 5/3/2012 tarihinde

önceden belirlenen günü olmamasına rağmen iddia makamının olumlu görüşü

doğrultusunda ek oturum açarak, Cumhuriyet Savcısı hazır olduğu halde

müştekinin beyanlarını almıştır. Müştekinin beyanlarının alındığı sırada sanık

(başvurucu) ve müdafii davet edilmediklerinden hazır

olamamıştır.

42. Yargılamanın 3/4/2012

tarihli 4. celsesinde, 5/3/2012 tarihinde ek oturum açılmak suretiyle beyanları

tespit edilen müşteki O. K.’nin ifadelerini içeren

tutanak sanık (başvurucu) ve müdafii huzurdayken

okunmuştur. Başvurucu ve vekili, müşteki beyanlarının aleyhe olan kısımlarını

kabul etmediklerini beyan etmişler, müştekinin yeniden dinlenilmesi veya

müştekiyi sorgulama iradelerini içerir taleplerde bulunmamışlardır. Sonraki

celselerde de bu yönde herhangi bir talepleri olmamıştır.

43. Başvurucu ve vekilinin,

yargılamanın 9/10/2012 tarihli son (hüküm) celsesindeki esas hakkında

savunmaları şöyledir:

“Mütalaayı kabul etmiyoruz. Öncelikle daha önceki tüm esas hakkındaki

yazılı ve sözlü savunmalarımızı tekrarla, suç unsurlarının sübut bulmadığı ve

savunmanın aksine, mahkûmiyet için yeterli delil elde edilemediği dikkate

alınarak öncelikle beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. Mahkeme aksi

kanaatte ise lehe olan tüm yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz dedi.

Soruldu: CMK 231 maddenin uygulanmasına muvafakatimiz yoktur. Bu nedenle

uygulanmasın.”

44. Başvuru formu ve ekli

belgelerden; başvurucunun, suçlamanın nedenleri ve niteliği hakkında

bilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasının sağlandığı, savunmasını

hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardan faydalandırıldığı, savunma

yapmak için süre talebinin kabul edildiği, kendisini mahkeme huzurunda müdafii vasıtasıyla savunduğu anlaşılmıştır. Ancak

başvurucu ve vekili, bozma sonrasındaki yargılamada katıldıkları oturumlarda

veya dilekçelerinde ek oturum açılmak suretiyle dinlenen müştekinin yeniden

dinlenilmesini veya müştekiyi sorgulamasıyla ilgili talepte bulunmamışlardır.

Kaldı ki, müşteki bozma öncesi yargılamada başvurucunun da hazır bulunduğu

celsede dinlenmiş; başvurucu, müştekinin anlatımlarının aksine kendi

savunmasını doğrulayacak bir tanığın dinlenilmesi talebinde bulunmuştur.

Başvurucunun bu talebi ilk derece Mahkemesince kabul edilmiş ve sonraki celse

bahsi geçen tanık dinlenmiştir.

45. Başvurucu, eğer müştekinin

ek oturum açılmak suretiyle dinlendiği celsede hazır olmuş olsaydı mahkeme

önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine veya müştekiye

hangi soruları soracağına ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamış,

müşteki beyanlarından aleyhe olan kısımları kabul etmediğini beyan etmiş ve beraatini talep etmiştir. Öte yandan mahkeme huzurunda

savunmasını yapan başvurucu, duruşmalarda ve dilekçelerinde müştekiye soru

sorma veya müştekiyi sorgulatma talebinde de bulunmamıştır. Söz konusu

yargılamada başvurucu hakkında verilen karar, sadece müşteki beyanına

dayanılarak da verilmemiştir. Diğer bir deyişle, hüküm, müşteki anlatımı üzerine de inşa

edilmemiştir.

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargılandığı davada aleyhinde beyanda bulunan müştekiyi sorguya

çekme hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun” olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Delillerin Eksik Toplandığı ve Taleplerinin

Karşılanmadığı İddiası

47. Başvurucu, Mahkemece

30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsede

dönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,

dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradan

vazgeçildiğini belirterek, bu hususların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür

48. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

49. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

50. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

51. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez

(B.No: 2012/828, 21/11/2013,

§ 21).

52. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

53. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma

hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

54. Genel anlamda hakkaniyete

uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda

uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak

üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında uygun imkânların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddialarının yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27). AİHM de delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin şikayetleri,

somut davada kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine uygun

olarak sunulması/tartışılması ya da söz konusu delillerin yargılamanın bütününe

olan etkisi çerçevesinde değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B.No:

40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya,

B.No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89).

55. AİHM, bariz bir şekilde

keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı

olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup

olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi

görevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme

yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını

ve AİHS’teki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit

edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B.No: 54810/00,

11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya,

delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı

verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,

10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

56. Başvurucu, Mahkemece

30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsede

dönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,

dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradan

vazgeçildiğini şikâyet etmiştir. Başvurucu, bu konudaki şikâyetlerini temyiz

merci önünde de dile getirmiştir.

57. Başvuru konusu olayda, bozma

öncesindeki yargılamanın 30/3/2010 tarihli celsesinde, olay mahallinde keşif

yapılmasına ve daha önce Mahkemede dinlenen tutanak imzacısı tanıkların (polis

memurlarının) keşif mahallinde de dinlenilmesine karar verilmiştir. Sonraki

celsede, olayın aydınlatılması için keşif yapılmasının zaruri olmadığı ve

tanıkların dinlenilmesinin dosyaya yeni bir katkı sağlamayacağı kanaatine

varılarak, keşif kararından ve tanıkların dinlenilmesinden vazgeçilmiştir.

Başvurucu müdafii, yargılamanın 17/6/2010 tarihli

celsesinde, olayın aydınlatılması bakımından keşif yapılmasının ne gibi bir

önemi olduğunu belirtmeden (soyut şekilde) keşif yapılması talebinde bulunmuş,

talebi kabul edilmemiştir. Keşif yapılmasına ve tanıkların dinlenilmesine

yönelik ara karardan gerekçeli şekilde dönülmüş ve sonraki celselerde başvurucu

müdafiince keşif yapılmasına yönelik soyut şekilde

yapılan talepler de daha önce bu hususta karar verildiği gerekçesiyle

reddedilmiştir. Tutanak imzacısı tanıklardan polis memuru A. Ö. duruşmada

dinlenildiğinden, diğer tanıkların dinlenilmesinin dosyaya katkı sağlamayacağı

belirtilerek, bu ara karardan da gerekçeli olarak vazgeçilmiştir.

58. Somut olayda, başvuru

dosyası kapsamından başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılma imkânının

elinden alındığına, yargılamadaki konumunun önemli bir zarar gördüğüne,

delillerini sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir

muameleye tabi tutulduğuna dair somut bir veri bulunmamaktadır. Mahkeme’nin

delilleri değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmamıştır. Öte yandan, başvuru dosyası

incelendiğinde, “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama”

ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz

etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri de

bulunmamaktadır.

59. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

60. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun delillerin eksik toplandığı ve taleplerinin karşılanmadığı

yönündeki iddialarının 'açıkça dayanaktan

yoksun' olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Başvurunun,

1. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki

güvencelerin ihlali iddiaları yönünden “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındaki

güvencelerin ihlali iddiaları yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

22/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Selçuk DEMİR Vekili : Av. İbrahim Emin YAZI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/9783, 22 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. Delille R
  11. Delillerin
  12. Değerlendirilmesi Ve Gerekçe
  13. B. İlgili Hukuk
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/9783
Tarih
22 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ali Akıl Başvurusu (B. No: 2013/2199)
  • Mehmet Avcı Başvurusu (B. No: 2013/805)
  • Cemal Bozoğlan Başvurusu (B. No: 2013/5565)
  • Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3924)
  • A.ç. Başvurusu (B. No: 2013/3028)
  • F.y. Başvurusu (B. No: 2013/1798)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.