İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşe Selma Karaduman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14011)

1. Başvuru, emeklilik aylığında artış sağlayan kanuni

Başvuru No2015/14011Tarih12 Haziran 2019Okuma17 dk · 3.488 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ayşe Selma Karaduman Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2019
Başvuru Numarası
2015/14011
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.488 kelime·17 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, emeklilik aylığında artış sağlayan kanuni

düzenlemenin yapıldığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde uygulanması

talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucuların murisi Necmettin Karaduman 1983-1987 yılları

arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başkanı olarak görev yapmış olup

8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu

hükümlerine göre emekli olmuştur.

A. İdari Yargı Süreci

7. Başvurucuların murisi 18/9/2008 tarihli dilekçe ile kendisine

bağlanan emekli maaşının 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 43. Maddesi uyarınca ödenmesi talebinde

bulunmuştur. İdarenin zımni reddi üzerine de 2/2/2009 tarihinde işlemin

iptalini istemiyle dava açmıştır.

8. Ankara 3. İdare Mahkemesi 25/11/2009 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Anılan kararda 5510 sayılı Kanun’da yürürlük

tarihinden önce TBMM başkanlığı görevlerinden ayrılanlara yönelik herhangi bir

düzenleme olmadığından aynı Kanun’un 43. Maddesi kapsamında yaşlılık aylığı

bağlanmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesine yer verilmiştir. Karar

temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

B. Adli Yargı Süreci

9. Başvurucuların murisi 16/6/2010 tarihli dilekçeyle, emekli

aylığının 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesine

uygun olarak belirlenmesi istemiyle Ankara 3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava

açmıştır.

10. Mahkeme 23/12/2010 tarihinde başvurucular murisine bağlanan

emekli aylığının kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihinden

itibaren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesinde belirtilen orana göre ödenmesi

gerektiğine karar vermiştir.

11. Hüküm davalı kurumca temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk

Dairesi (Daire) 8/3/2011 tarihli karar ile ilk derece mahkemesi kararını

bozmuştur. Anılan kararda, 5510 sayılı Kanun’da yürürlük tarihi öncesinde

emekli olanların aylıklarının Kanun’un 43. Maddesindeki düzenleme uyarınca

yeniden tespitine olanak veren bir hükmün yer almadığı saptamasında

bulunulmuştur. Daire, bu saptamadan hareketle 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe

girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenler hakkında 5510 sayılı Kanun ile

yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun

hükümlerine göre işlem yapılacağına işaret etmiştir. Daire son olarak 5510

sayılı Kanun’un geçici 4. Maddesinin (9) numaralı fıkrasında öngörülen

emeklilik öncesi sahip olunan rütbe, kadro ve sair konumlara ilişkin

değişikliklerin emeklilere yansıtılmasına yönelik olduğunu, bunun somut olayda

uygulanamayacağını kararında ifade etmiştir.

12. Mahkeme, Dairenin bozma kararına direnmiş ve 7/7/2011

tarihli karar ile bir kez daha davanın kabulüne karar vermiştir. Direnme kararı

davalı kurum tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK)

21/3/2012 tarihli karar ile Ankara 3. İdare Mahkemesinin 25/11/2009 tarihli

kararının kesin hüküm oluşturup oluşturmadığının araştırılması ve yargılama

aşamasında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici 38. Maddesi uyarınca

hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi amacıyla hükmü bozmuştur.

13. Mahkeme, bozma kararına uyarak yapmış olduğu yargılama

sonunda verdiği 25/12/2012 tarihli kararla davayı bir kez daha kabul etmiştir.

Hüküm davalı kurumca temyiz edilmiştir. Daire 31/5/2013 tarihli kararında, 5510

sayılı Kanun’un 43. Maddesinin -yayımı tarihi itibarıyla- geriye yürüyeceğine

ilişkin bir düzenleme bulunmadığı ve bu hususun 26/1/2012 tarihli ve 28185

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren,

17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’la 5510 sayılı Kanun’a eklenen 38. Madde

ile açıklığa kavuştuğu saptamasını yapmıştır. Daire, bu saptama doğrultusunda

söz konusu ek düzenleme uyarınca 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesindeki aylık

hesabına ilişkin lehe düzenlemenin geçici 38. Madde öncesine geriye yürütülmesinin

mümkün olmadığı sonucuna varmıştır.

14. Mahkeme 31/5/2013 tarihli bozma kararına uymuş ve bu kararda

belirtilen hususlara atıf yaparak davayı reddetmiştir. Başvurucuların murisi

tarafından temyiz edilen hüküm Dairenin 10/3/2015 tarihli kararıyla onanarak

kesinleşmiştir.

15. Nihai karar 12/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu

19/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Başvurucu Necmettin Karaduman bireysel başvuru aşamasında

22/6/2017 tarihinde vefat etmiştir.

17. Başvurucunun mirasçıları, avukatları aracılığıyla

24/7/2017tarihinde verdikleri dilekçeyle bireysel başvurudaki talepleri

yineleyerek başvuruya devam etmek istediklerini beyan etmişlerdir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Hükümleri

18. 5510sayılı Kanun’un 43. Maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı veya

Başbakan iken bu görevinden herhangi bir nedenle ayrılanlara, istekleri

üzerine, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren, istek tarihindeki

Cumhurbaşkanına ödenmekte olan aylık ödeneğin % 40’ı

esas alınarak Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının % 75’i oranında

yaşlılık aylığı bağlanır.’’

19. 5510 sayılı Kanun’un geçici 38. Maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bu maddenin yürürlük tarihinden önce bu

Kanunun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan

görevlerde bulunmuş olanlardan herhangi bir sebeple bu görevleri sona erenler

ile Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosu, Temsilciler

Meclisi ve Danışma Meclisi Başkanları da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi

takip eden aybaşından itibaren bu Kanunun 43 üncü maddesi hükmünden yararlanır.’’

B. Yargısal Kararlar

20. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/9/2014 tarihli ve

E.2014/19318, K.2014/16841 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“ 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı

almakta olan davacı, 2002-2007 yılları arasındaki dönemde “TBMM Başkanı” olarak

görev yaptığı gözetilerek, 01.10.2008 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanunun

43’üncü maddesine göre emekli aylığının yeniden belirlenmesine karar

verilmesini istemiştir.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular çevresinde

somut olay değerlendirildiğinde; 5434 sayılı Kanun kapsamında ve 01.10.2008

tarihinden önce kendisine emekli aylığı bağlanan ve 2002-2007 yılları arasında

“TBMM Başkanı” olduğu çekişmesiz olan davacının; 5510 sayılı Kanuna eklenen

geçici 38’inci madde uyarınca anılan Kanunun 43’üncü maddesindeki düzenlemeye

göre aylığının hesaplanması gerekir. Ne var ki; geçici 38’inci maddesinde ayrıca

düzenlemenin geçerli olacağı tarih açıkça belirtildiğinden, söz konusu

hesaplama ancak geçici 38’inci maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından

itibaren geçerli olacaktır. Zira barem, teşkilat, kadro ve sair Kanun

değişikliği niteliğinde olmayan 5510 sayılı Kanunun 43’üncü maddesindeki aylık

hesabına ilişkin lehe düzenlemenin geçici 38’inci maddenin öncesinde geriye

yürütülerek, 5434 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan aylığın artırılması geçiş

hükümlerine ilişkin geçici 4’üncü maddedeki düzenleme karşısında mümkün

değildir. Bu nedenle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı

gerekçelerle kabulüne hükmedilmesi; usul ve yasaya aykırı olup, bozma

nedenidir.’’

21. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 5/2/2013 tarihli ve

E.2011/17533, K.2013/1233 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“ 5510 sayılı Yasa, Yasanın yürürlük tarihi

öncesinde emekli olanların aylıklarının 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesindeki

düzenleme uyarınca yeniden tespitine olanak veren bir hüküm içermediği gibi;

5510 sayılı Yasanın Geçici 4. Maddesinin bir, iki ve beşinci fıkralarında yer alan,“Bu Yasanın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla

8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Yasaya göre; aylık, tazminat, harp alullüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08/02/2006

tarihli ve 5454 sayılı Yasanın 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte

olanlara, bu Yasayla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı

Yasada kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe

bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet

süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık

ve diğer ödemeleri, bu Yasanın 32 nci,

34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz

oldukları müddetçe devam edilir.

5510 sayılı Yasanın Geçici 4. Maddesinin

dokuzuncu fıkrasında yer alan, “5434 sayılıYasaya

göre ödenen aylıklar ile bu madde kapsamında bağlanacak aylıklar, memur maaş

katsayılarındaki artışlara göre yükseltilir. Ayrıca 5434 sayılı Yasanın

yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlar ile

aynı rütbe, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucunda aylık

tutarlarında meydana gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden

bağlanmış bulunan emeklilik, alullüğ ve vazife alullüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da

uygulanır.” Düzenlemesi de, barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlarda yapılan

değişiklik sonucunda,sigortalının emekliliği öncesi

dönemde bulunduğu rütbe, kadro ve sair konumlara ilişkin değişikliklerin,

emeklilere de yansıtılması olanağını öngörmekte olup; aktif çalışanlara yönelik

bir hüküm içermeyip, münhasıran emeklilik aylıklarının bağlanması ve hesabı

konusunda düzenleme getiren 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesinin, barem,

teşkilat, kadro ve sair kanun değişikliği olarak nitelenmesi olanağı

bulunmamaktadır.

Kaldı ki, 26.01.2012 gün ve 28185 sayılı Resmi

Gazetede yayınlanarak, 1/1/2012 tarihinden geçerli olmak üzere 1/3/2012

tarihinde yürürlüğe giren, 6270 sayılı Kanunun 16. Maddesi ile 5510 sayılı

Kanuna eklenen geçici 38. Maddede, maddenin yürürlük tarihinden önce bu Kanunun

43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan görevlerde bulunmuş olanlardan

herhangi bir sebeple bu görevleri sona erenler ile Büyük Millet Meclisi, Millet

Meclisi, Cumhuriyet Senatosu, Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi Başkanları

da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren bu

Kanunun 43 üncü maddesi hükmünden yararlanacağı düzenlenmiş olup, son

fıkrasında, bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir ödeme

yapılmayacağı ve geriye dönük hak talep edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında

yapılan değerlendirme uyarınca, 5434 sayılı Yasa iştirakçisi olarak emekli

konumunda bulunan davacı yönünden, 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesinin uygulanma

olanağının bulunmadığı yönü gözetilerek davanın reddine karar verilmesi

gerekirken, yazılı gerekçelerle kabul kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı

olup, bozma nedenidir.’’

22. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24/9/2013 tarihli ve

E.2013/11735, K.2013/17042 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Dava; TBMM eski başkanlarından olan davacının

emekli aylığının 01.10.2008 tarihinden geçerli olmak üzere 5510 sayılı Yasa’nın

43. Maddesinde belirtilen usuller çerçevesinde tespit edilmesi ve fark

aylıkların 01.10.2008 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte

tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece; davanın kabulü ile davacının emekli

aylığının davalı Kurum’a başvurduğu 01.10.2008 tarihini izleyen aybaşından

itibaren 5510 sayılı Yasa’nın 43/3 maddesine göre hesaplanması gerektiğinin

tespitine, davacının emekli aylığının davalı Kurum’a başvuru tarihi olan

01.10.2008 tarihini izleyen aybaşından dava tarihi olan 18.03.2010 tarihine

kadar olan dönemdeki 65.022,06 TL fark aylığına hak kazandığının tespitine ve

bu meblağın başvuru tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile

birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmişse de tüm

aylıklar toplamına 01.10.2008 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar

verilmesi isabetsiz olmuştur.’’

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 12/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucuların murisi; emekli TBMM başkanı sıfatıyla almakta

olduğu aylığın 1/10/2008 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesi

uyarınca hesaplanması gerektiğini, benzer şekilde 1/10/2008 tarihinden önce emekli

olan diğer başkanlar M.K., A.H.C., H.Ç., İ.K.E. ve Ö.İ. tarafından açılan

davaların lehe sonuçlandığını iddia etmiştir. Başvurucu, açmış olduğu davada

benzer durumda bulunan kişiler tarafından açılan davalardan farklı bir sonuca

ulaşılmasının adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

yanında aynı gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri

sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin özünün emekli aylığında artış öngören

kanuni düzenlemenin derece mahkemelerince dikkate alınmaması nedeniyle bir

kısım ödemeden mahrum kalındığına yönelik olduğu anlaşılmakla ihlal

iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

B. Değerlendirme

26. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa’nın 35. Maddesi

uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

27. Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun- Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa’nın 35. Maddesi soyut bir temele

dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını

güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa’da yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, §§ 52-54).

28. Meşru beklenti; objektif, temelden uzak bir beklenti olmayıp

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu

gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir

işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,

§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma

kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk

sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,

mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No:

2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru

beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

29. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görev

bakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması

doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin

tamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün

olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki

uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır.

Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri de yargı kararları arasında

doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte

yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde

içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanı gerektirdiği açıktır (Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 58).

30. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle

gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde

yorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin

sağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar

içermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşen

olaylarla birebir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkün

olmayabilir. Öte yandan hukuk kurallarının kapsamının tespitinde kural koyucu

ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın yürürlüğe girmesinden ve

uygulanmaya başlanmasından sonra öngörülemeyen bazı yeni durumların ortaya

çıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili otoritelerce ve

özellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralı

yorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazla

yorumlanmasını önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının bu

niteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca farklı

biçimlerde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı içtihatların varlığı, tek

başına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz.

Bununla birlikte birden fazla içtihadın varlığı hukuk kurallarının temel bir özelliği

olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta

ulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda bireylerin

davranışlarını hangi içtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğinden

öngörülebilirlik ortadan kalkar (Ford Motor Company, § 59).

31. Başvuru konusu olayda başvurucuların murisi emekli aylığının

5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesinin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihinden

itibaren bu madde kapsamına göre belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüş ve kendisi

ile benzer durumda bulunan kişilerce açılan davaları örnek göstermiştir.

Başvurucuların murisi tarafından emsal olarak gösterilen ve lehe sonuçlanan

davalar bulunmakla birlikte Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)

aracılığıyla yapılan incelemede aynı konumda bulunan kişiler ya da mirasçıları

tarafından açılan birçok davanın da aleyhe sonuçlandığı saptanmıştır.

32. Derece mahkemelerinin kararlarında açıklandığı üzere 5510

sayılı Kanun’da yürürlük tarihi öncesinde emekli olanların aylıklarının Kanun’un

43. Maddesindeki düzenleme uyarınca yeniden tespitine olanak veren açık bir

hüküm bulunmamaktadır. Öte yandan başvurucuların murisinin talebine dayanak

teşkil edecek nitelikte yargı kararları bulunuyorsa da aksi yönde de kararlar

mevcut olup bu hususta istikrarlı bir uygulamanın varlığından da söz edilemez.

33. Başvurucuların dayanmış olduğu mevzuatın yürürlük tarihi

itibarıyla yeni olduğu ve derece mahkemelerince ilk defa yorumlandığı

anlaşılmaktadır. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında bölgesel ve görevsel

yetkilere sahip mahkemeler arasında farklılıklar oluşması doğaldır. Yukarıda da

değinildiği üzere bu hâlde mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve

içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır.

34. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirli

bir zamanı gerektirdiği açıktır (Türkan Bal

[GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

35. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını

değerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı

olarak uygulanan içtihattan ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde

kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni

yaklaşımın istikrarlı bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve

içtihat değişikliği sonucunda benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği

sağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarak

uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK],

B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48).Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını

değerlendirdiği diğer bir kararında da benzer konumdaki kişiler tarafından

açılan davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındaki

görüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasının adil

yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır (Yasemin Bodur,B.

No: 2017/29896, 25/12/2018, § 52).

36. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, somut olayın Yargıtayın ilgili Daire ve Kurulları tarafından istikrarlı

olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu olmadığından yukarıda anılan

Hakan Altıncan

ile derin ve süregelen bir içtihat farkından söz etmek de mümkün olmadığından Yasemin Bodur başvurularından farklı

olduğuna işaret etmektedir.

37. Somut olaya uygulanacak mevzuatın yorumlanmasında ilk derece

mahkemelerinin farklı kararları mevcut ise de adli yargı düzeninde içtihat

farklılıklarını ortadan kaldırmakla görevli en yüksek merci olan Yargıtayın uygulaması 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesine

dayalı olarak geriye dönük hak talep edilemeyeceği yönündedir. Bu durumda somut

olayda yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında Yargıtayın

kararları ile yargısal içtihatların zamanla geliştirildiği ve uyumlaştırıldığı

görülmektedir. Anılan hususlar gözönünde tutulduğunda

talebin mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek

derecede somut olmadığı anlaşıldığından başvurucuların Anayasa’nın 35. Maddesinde

düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün

olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/6/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 5510 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesi uyarınca 1.10.2008 tarihinden itibaren

kendisine Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının %75’i oranında yaşlılık

aylığı bağlanması istemiyle yaptığı talebi reddedilen eski TBMM Başkanı olan

başvurucunun (bireysel başvuru tarihinden sonra vefat ettiği için davaya devam

eden eşinin) bu işleme karşı adli yargıda açtığı dava reddedilmiş ve bu red kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onanmak suretiyle

kesinleşmiştir.

5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden önce

Emekli Sandığı iştirakçisi/emeklisi statüsünde bulunanlarla ilgili olarak

Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK’ca) tesis edilecek

işlemlerin “idari işlem” mahiyetinde olduğu ve bu işlemlere karşı açılacak

davaların idari yargının görev alanına girdiği Uyuşmazlık Mahkemesinin müstekar içtihadı olup, anılan Yüksek Mahkemece bu içtihat

istikrarlı biçimde geçerliliğini korumaktadır. Oysa bireysel başvuruya konu

yapılan aylık bağlanmama işlemi adli yargı yerlerince karara bağlanmış ve

Anayasa’nın 158 nci maddesi uyarınca

görev ihtilafları ile ilgili olarak Türkiye’de uyuşmazlıkları çözme görevi

bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bu açık içtihadına karşın konu başvurucunun

talebinin aksi yönde kesin hükme bağlanmıştır.

AİHM’nin Nejdet ve Perihan

Şahin/Türkiye kararında (B.No:13279/05, 27/5/2010);

farklı yargı kollarına bağlı mahkemelerde açılan davalarda farklı hukuki

sonuçlara ulaşıldığının anlaşıldığı hallerde, görev ve hüküm uyuşmazlığını

giderecek Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev konusunda bir belirlemesinin (içtihadının)

bulunduğu durumlarda, görevsiz yargı yerince verilen ve kesinleşen kararın adil

yargılanma hakkının ihlâli sonucunu doğuracağına açıkça işaret edilmiştir. Bu

kararın esas alındığı bir Anayasa Mahkemesi Kararında da (1.Bl., 21/1/2015, B.

Başvuru No: 2013/135); anılan AİHM kararına atıfta bulunularak, aynı olaya

ilişkin olarak farklı yargı kollarına ait mahkemelerce farklı kararlar verilmiş

olmasının, başvurucuların açtığı davanın görülmesi bakımından hukuki

belirsizliğe ve güvensizliğe neden olduğu ve başvurucular açısından öngörülemez

bulunduğu sonucuna ulaşılarak, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğine karar

verilmiştir. (Ahmet saygılı ve Şefika Saygılı Başvurusu)

Dosya kapsamından, bir başka eski TBMM Başkanı olan Ö.İ.’nin bu kapsamdaki başvurusunun idari yargı yerinde (idare

mahkemesi-Danıştay 11. Dairesi) kabul edilerek kendisine talebi doğrultusunda

emekli aylığı bağlandığı anlaşıldığından; başvurunun somuta yönünden aynı mahiyetteki

ihtilaf bakımından adli ve idari yerleri arasında birbirinden farklı sonuçlara

varıldığı açıktır ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kökleşmiş içtihadı ile AİHM’nin bu

konudaki kararı uyarınca, görevsiz adli yargı yerince verilen karar başvurucu

yönünden adil yargılanma ilkesinin ihlâli sonucuna yol açmıştır.

2. Konunun adli yargı yerindeki safahatı da başlıbaşına

bir belirsizlik ve öngörülmezlik görünümündedir.

Gerçekten, eski TBMM Başkanları M.K., A.H.C., H.Ç. ve İ.K.E.’in

adli yargı yerlerinde (Çeşitli İş Mahkemelerinde) açtıkları davalar kabul

edilmiş ve bu kararlar Yargıtay 21. HD. tarafından

onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Oysa aynı konumdaki başvurucunun aynı yöndeki

talebi sonuçta ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş ve bu red kararı Yrg.10.HD. tarafından

onanmıştır. Başvurucunun aynı konuda Yargıtay’ın iki dairesi arasındaki bu

bariz aykırılığın “İçtihadı Birleştirme” yoluyla giderilmesi yolundaki yazılı

talebi de Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nca 28.11.2013 tarihinde

oybirliğiyle reddedilmiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında, bu

şekildeki bir görünümün, uyuşmazlığın çözümünde görev alan Daire ve Kurula göre

farklı ve birbiriyle çelişkili kararlara sebebiyet verebileceği, aynı somut

olaydan kaynaklanan uyuşmazlıkların birbirine zıt olacak şekilde

neticelenmesinin sonuçta hukuki belirsizliğe yol açacağı ve başvurucular

yönünden öngörülemez nitelikte olan bu uygulamanın yargılamanın hakkaniyetini

zedeleyeceği ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlâli sonucunu doğuracağına işaret edilmiştir. (AYM. Genel Kurulu,

Hakan Altıncan Başvurusu, 17/5/2018, B.No: 2016/13021; AYM. Genel

Kurul, 6/1/2015, B.No:

2013/6932; AYM.1.Bl.,Yasemin Bodur Başvurusu, 25/12/2018, B.No:2017/29896; AYM

2.Bl., Ahmet Acar Başvurusu, 21/9/2017, B.No:2014/19936; AYİM. 1. Bl., Aşır

Tunç Başvurusu, 22/1/2019, B.No:

2015/17453.)

Başvurunun somutunda da Yargıtay 10. ve 21. HD.’leri arasında aynı konuda birbirinden farklı sonuçlara

varıldığı, eski TBMM Başkanlarının sayısının belli ve sınırlı olması ve

hepsinin yargı yerlerine başvurmaları karşısında artık “içtihat istikrarı”nın oluşmasının beklenmesinden söz edilemeyeceği,

başvurucunun içtihat farklılığının içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesi

talebinin de Yargıtay 1.Başkanlık Kurulu’nca reddedilmesi karşısında, bu

içtihat aykırılığının yol açtığı mağduriyetin bireysel başvuru dışında

giderilmesinin mümkün olmadığı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ile 1. ve 2.

Bölümlerinin konuya ilişkin ihlâl kararları da gözetildiğinde, başvurucunun

adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğinde kuşku bulunmadığı anlaşılmaktadır.

3. Açıklanan nedenlerle, kanunun mülkiyet hakkı ile doğrudan bir

ilgisinin olmadığı, ancak başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde öngörülen adil

yargılanma hakkının ihlâline karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine

vardığımdan; başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucular

:

1.Ayşe Selma

KARADUMAN

2. Canan

İLTER

3. Gülberk EMİNSOY

Vekili

:

Av. İbrahim

PINAR

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/14011, 12 Haziran 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İdari Yargı Süreci
  7. B. Adli Yargı Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Kanun Hükümleri
  10. B. Yargısal Kararlar
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Gökcan
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Karaduman
  20. İlter
  21. Pınar
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/14011
Tarih
12 Haziran 2019

İlgili Kararlar

  • Nafiye Arslan Başvurusu (B. No: 2017/20046)
  • Erkan Keskiner Başvurusu (B. No: 2015/15041)
  • Süleyman Araç Başvurusu (B. No: 2016/9882)
  • İsmail Arpacı Başvurusu (B. No: 2017/35073)
  • Çetin Emre Haytoğlu ve Okan Özcan Başvurusu (B. No: 2016/11861)
  • Ömer Özen Başvurusu (B. No: 2016/14291)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.