İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşegül Çağatay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/28236)

1. Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin

Başvuru No2019/28236Tarih10 Mart 2021Okuma70 dk · 13.950 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ayşegül Çağatay Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2021
Başvuru Numarası
2019/28236
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

13.950 kelime·70 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin

hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin karar

veren yargı mercilerinin tarafsız ve bağımsız olmaması, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı

sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 8/8/2019 ve 21/1/2020 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Kişi ve konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2019/29827 ve 2020/2825 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2019/28236

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin 2019/28236

numaralı dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu Ayşegül Çağatay, Bakanlığın görüşüne karşı

süresinde beyanda bulunmuştur. Diğer başvurucular Bakanlık görüşüne karşı

beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucular

Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay Yönünden İlgili Yargısal Süreç

9. Başvurucular, olay tarihinde avukat olarak görev

yapmakta olup Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesidir (Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 22013/1631, 17/12/2015, § 11).

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/105607

soruşturma sayılı dosya ile başvurucular Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay ile

birlikte bir kısım avukat hakkında Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi

(DHKP-C) terör örgütüyle bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

11. Bu kapsamda başvurucular Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay

diğer şüphelilerle birlikte 12/9/2017 tarihinde yakalanarak gözaltına

alınmıştır.

12. Başvurucular 20/9/2017 tarihinde Başsavcılıkta ifade

verdikten sonra terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmaları istemiyle aynı

tarihte İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerine sevk edilmiştir.

13. Başvurucu Ayşegül Çağatay'ın İstanbul 11. Sulh Ceza

Hâkimliğince 20/9/2017 tarihinde yapılan sorgusunun ardından terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler ... [diğerleri] Ayşegül Çağatay'ın

üzerlerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ile ilgili tutuklanması

talep edilmiş olmakla, dosyanın yapılan ayrıntılı incelenmesinde 31.03.2015

tarihinde Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın öldürülmesi olayında, olayın

faillerinden [Ş.Y.nin] cesedinden çıkan, üzerinde bir kısım şüphelilerin

isimlerinin yazılı olduğu belge, şüpheliler hakkında yapılan arama işlemlerinde

elde edilen örgütün ölen lideri Dursun Karataş ve Halk cephesi ibaresi bulunan

dökümanlar, soruşturma kapsamında ifadeleri alınan bir kısım gizli tanıkların

ismi geçen şüphelilerin eylemleri konusundaki açık beyanları, şüphelilerin

gerçekleştirdikleri avukatlık faaliyetlerinin sadece örgüt şüphesi, sanığı veya

hükümlülerine özgü olup, şüphelilerin örgüt üyesi olarak ölen veya öldürülen

kişilere ait cenaze törenlerinde yer almaları ve bu törenleri organize

ettiklerine dair tanık beyanları, şüphelilerin soruşturma aşamasında toplu

halde ve ortak bir şekilde slogan atma, mukavemet etme, direnme şeklinde

eylemlerde bulunmaları somut delil olmakla, şüphelilerin üzerine atılı suçun

CMK 100. maddesinde sayılan tutuklama sebebi var kabul edilen suçlardan olması,

şüphelilerin kaçma ihtimali, tüm delillerin tamamen toplanmamış olması sebebi

ile şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, gizli tanıkların

üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma ihtimalleri vebu suç için ceza

kanununda öngörülen ceza miktarı ile soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi

dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağından CMK 100. ve

devamı maddeleri gereğince şüpheliler ... [diğerleri] ve Ayşegül

Çağatay'ın... tutuklanmalarına,... [karar verildi.]"

14. Başvurucu Ebru Timtik İstanbul 13. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından 20/9/2017 tarihinde yapılan sorgusunun ardından terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler Ebru Timtik ... [ve diğerleri] üzerine atılı DHKP-C

silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yapılan incelemede tanık ifadesi,

gizli tanıklar beyanı Halkın Hukuk Bürosu isimli örgütün amaç ve hedefleri

doğrultusunda sadece örgüt mensuplarına hizmet ettiğine dair ifadeler ve aynı

zamanda usulüne uygun Hakimlik kararı gereğince büroda ve bu büroya müdahil

bürolarda ele geçirilen çeşitli çatışmalarda operasyon neticesinde etkisiz hale

getirilen örgüt mensuplarının propagandasını içerir dergi, ajanda, resimli

takvimler ve örgütün kurucu lideri olan Dursun Karataş'ın fotoğraflarını içerir

dökümanların ele geçirildiği aynı zamanda Mehmet Selim Kiraz Cumhuriyet

savcısının şehit edilmesi olayına karışan DHKP-C örgüt militanı [Ş.Y.nin] yırtarak

imha etmeye çalıştığı Halkın Hukuk Bürosu isimli blok notun birleştirilerek

gerekli incelemelerin yapıldığı ve içeriğinde şüpheli Ebru Timtik isminin

olduğu ve aynı zamanda gizli tanık ifadelerinden anlaşılacağı üzere özellikle

Ebru Timtik'in HHB'de en etkili avukatlardan birisi olduğu ve HHB içerisinde

faaliyet gösteren avukatların SPB içerisinde örgüt mensupları ile irtibatlı

olduğu belirtildiği aynı zamanda HHB avukatlarına ilişkin yürüyüş dergisi

isimli örgütün propagandasını yoğun bir şekilde işleyen ve bu yapıya ait olduğu

anlaşılan dergiler Mehmet Selim Kiraz savcının şehit edilmesinin ardından

16/08/2015 tarihli demokrasi sosyalizm için yürüyüş isimli yazıda Mehmet Selim

Kiraz'ın örgüt üyeleri tarafından başına silah dayanmış şekilde fotoğraflarının

paylaşıldığı ve içeriğinde ey AKP iktidarı ey Erdoğan o bakmaya

dayanamadığınız fotoğraf iktidarınızın adaletsizliğinizin resmidir, değil 18

gazeteciye memleketin bütün gazetecilerine dava açsanız yine susturamazsınız

şeklinde Halkın Hukuk Bürosunun siyasi ve tehdit vari ifade ve söylemlerinin

olduğu, örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket ettiği, tanık

anlatımları ve gizli tanık anlatımlarından anlaşılacağı üzere HHB avukatlarının

örgüt yöneticilerinin talimatları ile özellikle gözaltına alınıp örgüt üyeliği

ile işlem yapılan şüphelilerin gözaltı sırasında örgüt üyelerinin deşifre

edilmemesi veya bir takım delillerin ortaya çıkmaması ve örgütün genel gözaltı

işlemlerindeki hukuksuzluk iddiaları ile ilgili ortak tavır takınmaları isteyip

aynı zamanda ceza evinde olan örgüt üyelerine de aynı talimatların iletildiği

somut olarak tanık ifadelerinden anlaşılacağı üzere şüpheli [Y.E.nin]

örgüt üyelerine silahın saklanmasıyla ilgili talimatlarının verildiğinin

belirtildiği şüpheli [A.Ü.nün] Halkın Hukuk Bürosu isimli örgütün bir

yapısı olan yerler etkin konumda olduğu ve [A.Ü.nün] yurt dışı merkez

komiteye faaliyetlerle ilgili rapor yazarak örgütün vermiş olduğu talimatlar

doğrultusunda kuryelik yaptığı belirtildiği ve aynı zamanda dosyadaki fotoğraf

ve tespitlerden anlaşılacağı üzere örgüt kurucu lideri olan Dursun Karataş

isimli şahsın devrimi onsuz ama onunla yürüyeceğiz şeklindeki örgütsel

toplantıya konuşmacı olarak katıldığı ve Halkın Hukuk Bürosu isimli pankartın

arkasında Berkin için adalet istiyoruz şeklinde ki örgütsel propaganda içeren

gösterilere katıldığı belirlendiği, diğer şüphelilerinde tanık anlatımlarından

anlaşılacağı üzere HHB bünyesi içerisinde yer aldığı ve örgüt yöneticileri ile

irtibatlı olduğu süreklilik ve devamlılık arz eder mahiyette örgüt üyelerine

hukuki destek verdikleri ve tanık anlatımlarından anlaşılacağı üzere başka

dosyalara girmedikleri aynı zamanda diğer şüphelilerinde örgütsel mahiyette

olabilecek gösterilere katıldıkları anlaşılmakla atılı örgütün üyesi

olduklarını gösterir aynı zamanda Halk cephesi olduklarını gösterir ve internet

üzerinden örgüt militanları ile birlikte silahlı resim ve fotoğrafların

paylaşıldığı ve altında gözaltına alınan avukatların yanındayız şeklinde örgüt

tarafından şüpheli avukatların korunduğu ve sahiplenildiği, Yargıtay 16. Ceza

dairesinin 02/02/2016 tarihli 2016/534 sayılı kararı ile Halk cephesinin

DHKP-C'nin alt birimi olduğunun anlaşıldığı ve Halkın sitesi diye belirtilen

örgüte ait olduğu anlaşılan internet sitesinde de benzer paylaşımların olduğu

ve ikitellideki bir binaya da benzer mahiyette bir pankartın asıldığı aynı

zamanda şüphelilerden Ebru Timtik ve şüpheli [A.Ü.nün] örgüt adına basın

açıklaması yaptıkları hususları ve devam eden fiiller hep beraber

değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut olguların

mevcut olduğu dosyanın özellikle tanıkların bilgilerini somut olarak teyit

edilmesi ve diğer irtibatlarının ortaya çıkartılması yönünden soruşturmanın

devam ettiği ve aynı zamanda gizli tanıkların ayrıntılı beyanlarının söz konusu

olması nedeniyle tanıklara baskı girişiminde bulunma ihtimalinin söz konusu

olduğu aynı zamanda işlem yapılan 2 avukatın halen firar olduğu bu nedenle

delillerin karartılma ihtimalinin söz konusu olduğu, söz konusu örgütün

hücresel yapılanma içerisinde olup bir takım silahlı eylemlere katıldığı ve

atılı suçun ceza miktarı ve yapısı dikkate alınarak tutuklamanın ölçülü olduğu

kanaatiyle ve belirtilen gerekçelerle adli kontrol tedbirlerinin bu aşama

yetersiz kalacağından şüphelilerin ... tutuklanmalarına,... [karar

verildi.]"

15. Başvurucular Ayşegül Çağatay ve Ebru Timtik'in

tutuklama kararına yaptıkları itirazlar reddedilmiştir.

16. Başsavcılığın 22/3/2018 tarihli iddianamesi ile

başvurucular Ayşegül Çağatay ve Ebru Timtik ile bir kısım şüpheli hakkında

DHKP/C terör örgütü üyesi olma suçundan; bir kısım şüpheli yönünden ise DHKP/C

terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılmaları istemiyle aynı yer

ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştır. DHKP-C'ye ilişkin genel açıklamaların

da yer aldığı iddianamede ilk olarak DHKP-C'nin hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına, hukuka

aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna ve başvurucuların eylemlerine

değinilmiştir.

17. Bu bağlamda iddianamede DHKP/C terör örgütünün alt

yapılanmalarından olan Halkın Hukuk Bürosunun (HHB) örgütün Merkezî Komite

olarak adlandırılan yurt dışındaki üst yönetiminin talimatıyla kurulduğu ve

mensuplarının yurt dışında bulunan üst düzey örgüt yöneticilerinin talimatları

ile hareket ettikleri, HHB dâhilinde faaliyet gösteren avukatların örgüt içinde

"Sporcular" kod ismi ile anıldığı, ceza infaz kurumunda

tutuklu veya hükümlü örgüt üyeleri ile örgüt yöneticileri arasında aracılık

(kuryelik) işlemi yaptıkları, örgütün üst düzey yöneticilerinin bu avukatlar

kanalı ile ceza infaz kurumlarındaki örgüt sorumlularına örgütün talimatlarını

aktardıkları, bu sorumluların da gelen talimatları ceza infaz kurumlarındaki

diğer örgüt üyelerine aktardıkları, terör örgütünün legal alanında faaliyet

gösteren şahıslar hakkında hapis cezası kesinleştiğinde HHB mensubu şüpheliler

tarafından bu durumun öğrenilerek ülke içindeki terör örgütünün Genel Komitesine

bildirildiği, bunun üzerine anlatılan durumdaki örgüt mensuplarının da bu

sayede illegal alana geçtikleri ya da örgüt tarafından yurt dışına

kaçırıldıkları, HHB mensubu şüphelilerin terör örgütlerinin işleyiş ve

gizliliğe riayetle hareket etme kuralına uygun olarak kod isim aldıkları, bu

zamana kadar kod ismi tespit edilebilen S.K.nın kod isminin

"Odtü'lü", B.T.nin kod isminin "Saadet", B.A.nın

kod isminin "Eser", E.G.nin kod isminin "Deniz"

ve Ö.Y.nin kod isminin "Mahir" olduğunun tespit edildiği ileri

sürülmüştür.

18. İddianamede başvurucu Ayşegül Çağatay'a yöneltilen

suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Örgütsel terör arşivi tetkik edildiğinde örgütün

faaliyetleri çerçevesinde katıldığı eylemlere ilişkin kayıtların bulunduğunun

tespit edildiği belirtilmiştir.

ii. Başvurucu Ayşegül Çağatay ve diğer şüpheliler

hakkında DHKP-C terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı oldukları yönünde

beyanların yer aldığı belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen

eylemlere ilişkin olarak tanık B.E.nin ifadesinde özetle, HHB'nin DHKP-C terör

örgütünün hukuk yapılanması olduğunu, terör örgütü ile bağlantılı kişilerin

yakalanması veya tutuklanması durumunda bu kişilerle ilgili hukuki süreçleri

takip ettiğini, bu legal görünüm altında aslında örgüt liderlerinin talimatıyla

kurulduğunu ve örgütün amaçlarını gerçekleştirmeyi hedeflediğini, başvurucu

Ayşegül Çağatay'ın da bu kapsamda HHB avukatlarından olduğunu belirterek

başvurucu Ayşegül Çağatay'ı teşhis ettiği ifade edilmiştir. Tanık ayrıca HHB

avukatlarının ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu veya hükümlüler ile örgüt

yöneticileri arasında aracılık (kuryelik) yaptığını ve örgüt yöneticilerinin

talimatlarını örgüt sorumlularına aktardığını ifade etmiştir (bu kapsamda

örgütün yapısına ve diğer şüphelilere yönelik tanık ifadeleri için bkz. Ahmet

Mandacı ve diğerleri, B. No: 2017/37933, 30/9/2020, § 32).

iii. Başvurucunun DHKP/C'nin açık alan yapılanması olan "HALK

CEPHESİ" tarafından organize edilen ve Diyarbakır'ın Sur ilçesinde

yürütülen hendek operasyonları nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasaklarını

protesto etmek amacıyla "SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI VE KATLİAMLARINlZLA

DİRENEN HALKLARI TESLİM ALAMAZSINIZ! HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ" şeklinde

bir pankart eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşe katıldığı ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucunun üst aramasında ele geçirildiği

belirtilen dijital materyallerle ilgili olarak yapılan incelemeye göre TOSHİBA

marka seri numarası olmayan dizüstü içindeki "15/12/2016 Halk Cephesi

Esenyurt.1411O1.mpg" ibareli videoda, DHKP/C militanı olan ve

Tunceli'de teröristlerce yapılan bir saldırı esnasında güvenlik güçlerince

öldürülen O.M. ile ilgili olarak -söz konusu terör örgütünün alt yapılanması

olduğu belirtilen HALK CEPHESİ tarafından organize edilen- anma ve

protesto eylemine güvenlik güçlerince yapılan müdahaleye ilişkin fotoğrafların

bulunduğu belirtilmiştir.

19. İddianamede başvurucu Ayşegül Çağatay'a yöneltilen

suçlamaya dayanak gösterilen tanık B.E.nin 19/7/2017 ve 28/8/2017 tarihli

ifadelerinin ilgili kısmı şöyledir:

"HHB, DHKP/C terör örgütünün hukuk

yapılanmasıdır. Burada görev alan avukatlar DHKP/C terör örgütü içerisindeki

faaliyetlerinden dolayı yakalanan şahıslara hukuki yardımda bulunuyormuş gibi

gözükerek operasyonların örgüte zarar vermesinin önüne geçmektir. Halkın Hukuk

Bürosu örgütün talimatıyla kurulmuştur. Orada bulunan avukatlar örgütün onayı

dışında hareket edemezler. Halkın Hukuk Bürosu içerisinde faaliyet gösteren

avukatlar iki gruba ayrılırlar.

Birinci grupta yer alan avukatlar

yakalanan gözaltına alınan örgüt mensuplarıyla alakalı yasal süreçleri takip

ederken, ikinci grupta yer alan avukatlar da; kamuoyunda öne çıkan davaları

örneğin, B.E., D.D., H.F.G. S. suikastı ile açlık grevinde olan N.G. ve S.Ö.

isimli şahıslar hakkında davaları takip ederler ve Genel Komite içerisinde

faaliyet yürütürler. Halkın Hukuk Bürosu içerisinde faaliyet gösteren avukatlar

şunlardır; Ö.Y, O.A., Ebru Timtik, B.T, G.D., Y.T., Y.E., Z.Ö., Ş.E., A.Ç.,

S.G., N.D., Ayşegül Çağatay, A.M., E.Ç.G., E.G., A.Ü., D.B.Ü., N.B.V.K. isimli

şahıslardır. Bu şahıslardan Ö.Y., O.A., E.T., B.T. ve G.D. isimli şahıslar

kamuoyu tarafından takip edilen davaları takip etmekte ve Genel Komite veya

örgütün farklı legal görünümlü kurumlarında faaliyet göstermektedirler. Adını

saymış olduğum avukatlar sadece DHKP/C terör örgütünün öne çıkan davalarına

bakmaktadırlar. Burada çalışan avukatların örgütün yurtdışı kadrosuyla ile

irtibatlı olduklarını ve iletişimi sağladıklarını biliyorum. Hakkında örgüt

suçundan araması olanları ya da hakkında yakalama kararı olanları Genel

Komitede tartışarak bu şahısların illegal alana geçişini ya da yurt dışına

illegal yollardan çıkışını sağladıklarını biliyorum.

DHKP/C örgüt mensubu şahısların

gözaltına alınmaları halinde savcılık ve mahkeme aşamalarında müdafi olarak

bulunmaya çalışırlar. Amaçları gözaltında bulunan şüphelinin örgütün sırlarını

deşifre etmesini engellemektir. Cezaevlerinde bulunan örgütün üst düzey

yöneticileri ve örgüt mensuplarıyla avukatlık adı altında görüştüklerinden

dolayı özellikle örgütün cezaevlerine yönelik verdiği talimatlar avukatlar

tarafından cezaevlerine ulaştırılır. İçeriden iletilecek hususlarda yine

avukatlar aracılığıyla örgüt yönetimine iletilir. Böylelikle örgüt cezaevlerini

avukatlar aracılığıyla yönetir. Örneğin cezaevlerinde yapılan koğuş yakma vb.

gibi eylemlerin talimatı bu avukatlarca verilir. Ben Silivri 2.Nolu Cezaevinde

kaldığım zamanda E.T. gelerek benimle görüştü ve bana Yürüyüş Dergisine

Demokratik Kurumlarla ilgili yazı yazmamı söylemişti. Bu tarz yazılar hapishane

idaresine bağlı olarak çalışan mektup okuma komisyonuna bağlı olarak çalışan

örgütsel haberleşme statüsünde görüldüğü için alınan yasal karar doğrultusunda

mektubun imhası yönünde karar verir ve bu kararı tutuklu bulunan kişiye tebliğ

eder. Tutuklu örgüt üyesi de tebliğ edilen bu kararı ve dışarıya çıkarılması

sakıncalı görülen yazının aynısını yasalarda belirtilen avukata kapalı zarf

içerisinde mektup gönderme hakkım kullanarak 'Halkın Hukuk Bürosu'nun

İstanbul'da bulunan adresine göndererek örgütsel yazı ve kitapların örgütün

eline geçmesini avukatlar aracılığı ile sağlamış olur.

Yine 2015 yılı içerisinde İzmir Kırıklar

2 Nolu F Tipi Cezaevinde Ü.İ. isimli örgüt üyesi ile birlikte kaldım. Bu süre

içerisinde Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından başta O.(K) O.A. olmak üzere

ismini şuan hatırlamadığım birçok avukat haftada 2 defa gelip görüşmelerde

bulunuyorlardı. Bu görüşmelerin çoğunun örgütsel amaçlı olduğunu düşünüyorum.

Örgütün cezaevinde bulunan sıradan elemanlarına avukatlar yılda bir defa

görüşmeye gelirken, örgüt tarafından önemli kişilere avukatlar haftada bir iki

defa görüşme amaçlı gelmektedir. 2015 yılında İzmir Kırıklar 2 Nolu F Tipi

cezaevinde bulunduğum sırada Ü.İ. tahliye olmuştur. Tahliye olurken aynı

hücrede kendisiyle birlikte kalan U.K. isimli örgüt üyesine avukatlar

aracılığıyla ulaştırıldığını düşündüğüm 'Küçük Usb Bellek' vererek imha

etmesini söylediğini ve uygun zamanda aynı 'USB'den kendisine de dışarıdan

gönderteceğini söylediğini U.K. o dönem hapishanede temsilci olarak görev

yaptığım için bana iletmişti. Yine bunun dışında Bakırköy Kadın Tutuklu Evinden

tahliye olan kimi örgüt elamanlarıyla yaptığım sohbetlerde düzenli olarak

içeriye sokulan 'Küçük Usb Bellek' sayesinde film, konser izlediklerini

biliyorum.

Bu avukatlar gözaltına alınan örgüt

mensuplarının ifade vermemeleri için örgütsel tavır sergilemelerini, bu

doğrultuda polise karşı gözaltının her aşamasında direnmeleri talimatlarını

verirler. Hiçbir evraka imza atmamalarını, kimlik göstermemelerini söylerler.

Böylece ifade verecek şahıslar psikolojik baskı altında kalarak bundan

vazgeçerler. Bunun yanında kamplarda derneklerde vb. yerlerde yapılan eğitim

çalışmalarında bununla ilgili avukatlardan gelen bilgi ve talimatlar ders

olarak işlenir. Ayrıca gözaltında bulunan şahısların dosyalarını avukatlar

incelediğinde ilk olarak gözaltına alınan şahsın direnip direnmediğine

tutanaklardan bakar. Direnen örgüt mensuplarına övgüler yağdırır,

direnmeyenlere ise bu aşamalardan sonra yapılacak tüm işlemlere yukarıda saymış

olduğum tavırları takınmaları talimatlarını verir. Karakollarca gözaltına

alınıp ifade veren örgüt mensuplarının anında gözaltı ifadesini geri

çektirirler.

Pişman olarak örgüt hakkında ifade veren

örgüt mensuplarını isimlerini adliyelerden öğrenerek örgüte bildirirler.

Böylece örgüt yöneticileri ifade vereni bularak önce cezalandırıp daha sonrada

Halkın Hukuk Bürosu avukatları ile adliyelere göndererek ifadesini geri

almalarını sağlarlar. Ayrıca aranması olan ve illegalde bulunan örgüt

mensupları güvenli olduğu ve polis baskınlarının kolay kolay olmayacağı bir yer

olmasından dolayı belli dönemlerde Halkın Hukuk Bürosunda bu şahısların

kalmaları sağlanır. Örneğin 2016 yılında Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube

Müdürlüğü'ne silahlı ve bombalı saldırıda bulunan DHKP/C terör örgütü mensubu

Ç.Y.nin 2014 veya 2015 yılları içerisinde 1-2 hafta kadar burada kaldığını

biliyorum.

Burada bulunan bazı avukatlar

Yunanistan, Almanya vb. ülkelere giderek burada bulunan üst düzey örgüt

mensupları ile görüşerek kuryelik yaptığını, onlardan aldıkları bilgileri Türkiye'ye

getirerek gerekli yerlere ilettiklerini örgüt içerisinde duymuştum. Son

dönemdeki OHAL yasalarından dolayı gözaltına alınan şahısların ifadesi

alındıktan sonra adliyeye sevk edilinceye kadar geçen süre içerisinde

gözaltındaki geçen sürenin keyfi bir uygulama olup kanunsuz olduğunu belirten

avukatlar; örgüt mensupları ile görüştüklerinde bu duruma karşı örgüt

mensuplarına açlık grevinde aldıkları su ve şekeri de keserek adliyeye sevk

edilinceye kadar hiçbir şey yiyip içmemeleri konusunda baskı yaptıklarını

biliyorum.

2013 yılında yapılan operasyonda

yakalanarak haklarında işlem yapılan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının

gözaltına alınan şüphelilerle OHAL kapsamında görüşmeleri kısıtlandığından,

operasyonda gözaltına alınmayan yine Halkın Hukuk Bürosu içerisinde faaliyet

gösteren Ö.Y, Y.T., Y.E, Z.Ö., A.Ç., S.G., Ayşegül Çağatay, A.M., E.Ç.G., E.G.,

A.Ü., D.B.Ü. isimli avukatlar gözaltında alınan örgüt mensuplarıyla görüşmeye

gelmektedirler.

Örgütün Türkiye Komitesinin onaylamadığı

bir avukat Halkın Hukuk Bürosu içerisinde faaliyet gösteremez, örgüt istemeden

ayrılmaları da mümkün değildir. Türkiye Komitesi ve 'Orkestra' yapılanmasının

alacağı kararlar doğrultusunda örgütün legal veya illegal faaliyetleri

içerisinde yer alabilmektedirler.

Örneğin; 2016 yılı sonu ve 2017 yılı

başında B.T. örgütün özel önem verdiği Armutlu Mahalli alan yapılanması

içerisindeki evlere benimle birlikte beraberimizde mühendis olan C.D. ile

birlikte tek tek evleri gezerek yıkımlara karşı örgüt propagandası yaptık. 2016

yılında Avukat Ö.Y. Okmeydanı, Gazi, Nurtepe ve Armutlu mahalli alanlarında

Halk Meclisi çalışmalarını bizzat yürütüyordu. Yürüyüş Dergisi ve Halkın Sesi

internet sitesinde yapmış olduğu çalışmalara dair fotoğraflar mevcuttur.

Bölgelerde Halk Cephesi tarafından

yürütülmekte olan faaliyetler Türkiye Komitesi tarafından yetersiz

göründüğünden tartışmalar meydana gelmişti. Bende Gençlik Federasyonu'nu Hak

Cephesi'nde temsil ettiğimden O.(K) Avukat O.A. bana gelerek sorunların ne

olduğunu ve çözüm yollarını sordu, bende kendisine bilgilendirme yaptım.

Tartışmalara neden olan sorunların araştırılarak çözülmesi için Türkiye

Komitesi veya Orkestra adlı yapılanma tarafından görevlendirilmiş olabileceğini

düşünmekteyim.

Adalet Okulu, [yapılanmasına bağlı

olarak 2015 veya 2016 yıllarında kuruldu. İstanbul Çağlayan'da ve Ankara'da

ofisleri bulunmakta, Sorumlusunun HHB avukatlarından [G.D.] olduğunu biliyorum. Ankara

ilindeki merkezin HHB alt katında faaliyet gösterdiğini duydum. Adalet Okulunun

amacı, örgütün hukuk biriminin ihtiyacı olan avukatları örgütün görüş ve

stratejisi doğrultusunda eğitmektir. Buraya Hukuk Fakültesinde öğrenim gören

öğrenciler gelmektedir. İstanbul ve Ankara illerinde bulunan HBB içerisinde

faaliyet gösteren avukatlar burada öğrencilere eğitim vermektedirler. Buralara

gelecek öğrencilerin örgütlü olması veya olmaması önemli değildi, öğrencileri

kendileri belirler, seçilen öğrenciler öğrenim görmüş oldukları üniversitelerde

Adalet Okulunun propagandasını yaparlardı. Kendi okullarını bitirdikten sonra HHB

içerisinde görev yapmaları istenirdi, kurulma amacı ve işleyişi bu şekilde idi.

...

Daha önceki ifademde fotoğrafından

teşhis etmiş olduğum Av. [S.K.nın]

kod ismi Odtülü'dür. SBP içerisinde faaliyet gösterdiğim dönemde örgüt

tarafından bana gönderilen sd kart içerisindeki şifreli notlardan, örgütün

hukuk birimi olan Halkın Hukuk Bürosu içerisinde faaliyet gösteren avukatlardan

herhangi bir sorun veya sıkıntı ile karşılaştıklarında [S.K.ya] danıştıklarını öğrendim. Çünkü bana gelen şifreli mesajda kanun

hükmünde kararname ile ihraç edilen Ankara ilinde açlık grevi yapan ve halen

cezaevinde tutuklu bulunan

[N.G.] ve [S.Ö.] isimli şahısların açlık grevi sürecinde yaşamış

oldukları sorunlarla ilgili bir avukatın örgüt üst yönetimine yazmış olduğu

rqporda konuyla ilgili olarak Odtülü' ye danıştıkları yazıyordu. Yine bana

gönderilen Sd Kart içerisindeki şifreli mesajda [N.G.] ve [S.Ö.]

durumlarını takip edebilmek için ve örgüt merkezinden gelen talimatları

geciktirmeden aktarabilmek için Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının kendi

içlerinde oluşturdukları sırayla her gün adı geçen şahıslarla görüştüklerini

biliyorum...

Yukarıda örgütün yurtdışı merkeziyle

şifreli mesajlaşmaların İdil Kültür Merkezi, Gençlik Federasyonu ve Yürüyüş

dergisinde yapıldığını söylemiştim. Ancak bu yazışmaları herhangi bir örgüt

mensubu yapamaz, ayrıca yazışma yapan her örgüt mensubunun bir kod ismi vardır.

Bu yazışmalarda illegal eylemlerin örgütlenişinden bahsedilmez, ilişkilerin

açık adları ve adresleri belirtilmez, kurumların yönetiminde yer alan örgüt

mensupları günlük, mahalli alan yapılanmaları haftalık, Demokratik Kurumlar

gerektiğinde yurtdışı merkez komiteye faaliyetleri hakkında rapor verirler.

Mahalli Alan Sorumluları ile örgütün güdümünde faaliyet gösteren diğer

demokratik kurumların faaliyetleriyle ilgili raporu hangi kurum üzerinden

göndereceği Türkiye Merkez Komitesi tarafından belirlenmiştir. Mahalli

alanlarda faaliyet gösteren örgüt mensupları sorumlularına haftalık

faaliyetleriyle rapor verir. Sorumlularda bu raporları yazışma yaptığı

kurumlardan örgütün yurtdışındaki merkez komitesine gönderilmek üzere notları

kriptolu bilgisayara gerekli yazışma kuralarına uyarak (Örneğin: Yürüyüş

Dergisi yerine Depo ismini verir, Armutlu ismi yerine Yayla ismini verir, Halk

Cephesi yerine Tarla ismini verir, HBB yerine Sporcular ismini verir. Örgüt

ilişkilerinin adreslerini de kısaltmalarla yazar) metin belgesi şeklinde

yazarlar. Yazışma yaptığı kurumda yurtdışı merkez komiteye gönderecek olan

örgüt mensubuna verir. Bu örgüt mensubu da şifreleme yaparak raporu yurtdışına

gönderir. Gönderilen raporlara ilişkin Yurtdışı Merkez Komitesinden gelen cevap

niteliğindeki notlarda gönderilmiş oldukları kurumlara şifreli olarak gelir.

Kurumlarda raporları şifreleyen örgüt mensupları cevabi notları alır, almış

olduğu notun şifresinin çözümünü yaparak kurumda bulunan merkez Flash Belleğe

atar. Daha sonra raporu almaya gelen kadroya Sd Kart içerisinde teslim eder.

Mahalli Alan ve Demokratik Kurum Sorumlularının Raporlarını Yurtdışı Merkez

Komiteye Gönderdiği Kurumlar Şunlardır; Gazi, Topkapı, Şişli, Armutlu ve

Anadolu Yakası Mahalli alan yapılanma sorumluları raporlarını Yürüyüş Dergisi,

TAYAD, HBB, KEC (DMH), DİH sorumluları raporlarını yapılanmaları Yürüyüş

dergisi, BMM sorumlusu raporlarını İdil Kültür Merkezi, Anadolu İlleri Halk

Cephesi sorumluları Yürüyüş Dergisi, İstanbul Halk Cephesi sorumluları İdil

Kültür Merkezi ve Gençlik Federasyonu, Anadolu illerindeki gençlik kadro

sorumluları Gençlik Federasyonu'na vermektedirler. Yurtdışı Merkez Komite ile şifreli

yazışma yapan örgüt mensupları şunlardır; Av. Behiç Aşçı, Av. [A.Ç.], Av. [E.G.], Av. [Ş.E.],

... isimli şahıslar Yurtdışı Merkez Komiteye faaliyetleriyle ilgili rapor

yazarak, örgütün vermiş olduğu talimat doğrultusunda mesajlaşmaların yapıldığı

kurumlara vermektedirler."

20. Başvurucu Ayşegül Çağatay'a isnat edilen suça dayanak

olan olgulara ilişkin hukuki değerlendirme iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... Şüpheliler O.A., Ö.Y. ve B.T.

haricindeki diğer şüphelilerin [başvurucu Ayşegül Çağatay ve diğer bir kısım şüpheliler] şu

zamana kadar elde edilebilen delillere göre terör örgütünün yapılanması HHB

bünyesinde terör örgütüne organik bağlı olarak, çıkar ve amaçları doğrultusunda

süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunarak 'üye'

konumunda oldukları, bu kapsamda örgüt mensupları arasında kuryelik yaptıkları,

örgüt içi iletişimi sağladıkları, örgütün yönetici kadrosundan aldıkları

talimatları tutuklu/hükümlü bulunan veya dışarıda faaliyet gösteren örgüt

mensuplarına ilettikleri, avukatlık mesleği ve hukuki yardımla ile ilgisi

olmayacak şekilde haklarında adli işlem yapılan münhasıran adı geçen örgüt

mensuplarını örgütsel gizliliğin ve faaliyetin deşifre olmaması, devamının

sağlanması amacıyla yönlendirdikleri ve talimat verdikleri, idelojik olarak

eğitici ve sair örgüt mensuplarını yönlendirici nitelikte faaliyette bulunarak

faaliyetlerinin vasfı gereği yönetici konumunda bulunmasalar da sair örgüt

mensuplarından farklı olarak 'özel görevi haiz' konumda bulundukları ve üzerilerine

atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri, ... anlaşılmıştır

..."

21. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 9/4/2018

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/84 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Mahkemece 11/4/2019 tarihinde yapılan tensip

incelemesinde başvurucular Ayşegül Çağatay ve Ebru Timtik'in tutukluluk

hâllerinin devamına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... silahlı terör örgütüne üye

olma suçuna ilişkin sanıkların ifadesi, dijital materyal inceleme raporları,

açık kaynak tespiti, arama ve el koyma tutanakları, örgütsel dokümanları ve

eylem evrakları, tutuklama tarihi, sanıkların tutukluluk halinin devamını

gerektirecek nitelikte kuvvetli suç şüphesinin mevcut oluşu, suç için yasada

öngörülen ceza miktarına göre ve suçun CMK 100/3 maddesinde düzenlenen katalog

suçlardan bulunması nedeniyle kaçma şüphesi taşıması, adli kontrol hükümlerinin

eylemin niteliğine nazaran tutuklamadan beklenen faydayı sağlamaya yeterli

olmayacağı dikkate alınarak,

... tutukluluk hallerinin devamına

... [karar verildi.]"

23. Mahkemece 10/9/2018-14/9/2018 tarihlerinde yapılan

ilk duruşmada başvurucular Ayşegül Çağatay ve Ebru Timtik'in savunmaları

alınmış ve haklarında yurt dışı çıkış yasağıyla birlikte her hafta pazartesi

günü 08.00 ile 24.00 saatleri arasında adreslerine en yakın kolluk birimine

düzenli olarak başvurarak imza atmaları biçiminde adli kontrol tedbiri

uygulanmak suretiyle tahliyelerine karar verilmiştir. Tahliye kararının

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklu sanıklar ... [diğerler sanıklar ve Ayşegül Çağatay ile Ebru Timtik]

hakkında her bir sanık için dosyadaki mevcut delil durumu, suç vasfının değişme

ihtimali, sanıkların savunmalarının alınmış olması ve sanıkların avukat olması,

tutuklamanın tedbir olması, tutuklulukta geçen süre, Avrupa İnsan Hakları ve

Anayasa Mahkemesinin tutuklama konusundaki başvurular hakkında vermiş olduğu

kararlar, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanması ile yargılamada

amaçlanan tedbirlerin sağlanabilecek oluşu dikkate alınarak sanıklar ayrı ayrı

bihakkın tahliyelerine,... [karar verildi.]"

24. Başsavcılık 15/9/2018 tarihinde tahliye kararına

itiraz etmiştir. İtirazda; başvurucular Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay ile

diğer sanıklar hakkında suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile

suçların tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak varsayıldığı katalog

suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedeninin bulunması, atılı suçun kanunda

öngörülen cezasının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, Anayasa

Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında kişilerin kaçma

riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin

önlenmesi amacının tutukluluk tedbirinin uygulanabileceği hâller arasında

sayılmış olması, devam etmekte olan yargılamada da bu kaygı ve kriterlerin

mevcut olması nedeniyle adli kontrol tedbirlerinin suç vasfı ve tutukluluk

süresi nazara alındığında yetersiz kalacak olması hususları ile gizli tanıklar

ve tanıkların dinlenilmemiş olması, sanıklardan ele geçirilen dijital

materyaller, sanıkların isimlerinin örgütsel arşiv içinde yer alması, itirafçı

beyanları, İdil Kültür Merkezinden ele geçirilen dokümanlar gibi deliller

üzerinde gerekli incelemelerin yapılmamış olması hususları birlikte gözönüne

alındığında sanıklar hakkındaki delillerin şu aşamada tam olarak toplanmadığı

ve bu yönüyle tahliye kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

25. Mahkeme 15/9/2018 tarihinde başvurucu Ayşegül Çağatay

yönünden itirazın reddine karar vermiştir. Mahkeme, başvurucu Ebru Timtik ve

diğer bir kısım sanık yönünden ise Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul

ederek tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılmasına karar vermiştir. Kararın

başvurucu Ebru Timtik ile ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıklar ... [diğer bir kısım

sanıklar ile Ebru Timtik hakkında] dosyadaki mevcut delil durumu, sanıklar

hakkındaki tanık ve gizli tanık beyanları, dijital materyal içerikleri ve

bunlara ilişkin tespit ile tutanaklar, açık kaynak araştırmaları göz önünde

bulundurulduğunda, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin

bulunması, işin önemi, verilmesi beklenen ceza ile ölçülü olması nedenleriyle

adli kontrol hükümlerinin yeterli ve etkili denetim sağlayamayacak olması hep

birlikte değerlendirildiğinde ismi geçen tutuklu sanıkların tahliyesine dair

karara yapılan itirazların kabulü ile tahliye kararlarının kaldırılmasına ve

sanıklar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emirleri düzenlenmesine... [karar verildi.]"

26. Mahkeme 20/3/2019 tarihli duruşmada başvurucu Ebru

Timtik'in terör örgütüne üye olma suçundan 13 yıl 6 ay, başvurucu

Ayşegül Çağatay'ın terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3

yıl 9 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca

başvurucu Ebru Timtik hakkında hükümle birlikte tutuklamaya yönelik yakalama

kararının infazının, başvurucu Ayşegül Çağatay yönünden adli kontrol tedbirinin

devamına karar vermiştir. Kararın başvurucu Ayşegül Çağatay ile ilgili kısmı

şöyledir:

"... sanığın, tanık beyanlarına

göre, DHKP-C terör örgütünün hapishane sorumluları ile arasındaki bağlantıyı

sağlayan, hapishanedeki tutuklu ve hükümlülere örgüt talimatlarını ileten ve

Kuryelik yapan, Halkın Hukuk Bürosu adı altındaki Avukatlık yapılanmasına dahil

faaliyet göstermesi, örgütün düzenlemiş olduğu korsan gösteriye katıldığına

dair tespitler, örgütün düzenlemiş olduğu etkinlik ve konserlere katılması,

aramada sanıktan elde edilen dijital materyallerde örgütsel dökümanların

bulunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Sanığın yukarıda sayılan

eylemleri her ne kadar örgüt üyeliği içinde değerlendirilse de, sanığın, bu

faaliyetlerinde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk unsurunun devam ettiğine

dair dosyada bir delilin olmaması göz önüne alınarak sanığın bu suretle 'Örgüte

Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme' suçunu işlediği sabit görülmüştür."

27. Başvurucu Ayşegül Çağatay ve Ebru Timtik haklarında

verilen mahkûmiyet hükümlerini istinaf etmişlerdir. İstanbul Bölge Adliye

Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 8/10/2019 tarihli kararıyla istinaf başvurularının

esastan reddine karar verilmiştir.

28. Başvurucular anılan istinaf kararına karşı temyiz

yoluna başvurmuşlardır.

29. Yargıtay 16. Ceza Dairesi yaptığı temyiz incelemesi

sonunda 3/9/2020 tarihinde başvuruculardan Ayşegül Çağatay hakkındaki hükmün

düzeltilerek onanmasına, başvurucu Ebru Timtik'in hükümden sonra temyiz

aşamasında 27/8/2020 tarihinde ölmesi nedeniyle hakkındaki hükmün bozulmasına

karar vermiştir.

30. Yargıtayın bozma kararı üzerine başvurucu Ebru Timtik

hakkındaki yargılamaya Mahkemenin E.2020/192 sayılı dosyası üzerinden devam

olunmuştur. Mahkeme 19/10/2020 tarihinde yaptığı tensip incelemesi sonunda

davanın başvurucunun ölümü nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.

B. Bireysel

Başvuruya Konu Yargısal Süreç

31. Mahkemece E.2018/84 sayılı dosya kapsamında

haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılan bir kısım sanığın ve

başvurucu Ebru Timtik'in yakalanmasına yönelik olarak yapılan çalışmalar

kapsamında HHB'nin İstanbul'un Kâğıthane ilçesinde bulunan bürosunda 20/6/2019

tarihinde arama yapılmıştır. Söz konusu aramada Mahkemece E.2018/84 sayılı

dosya kapsamında haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılan

başvurucu Ebru Timtik ve örgütün Türkiye sorumlusu olduğu belirtilen K.K.

yakalanmıştır. Bu bağlamda Başsavcılık arama sonunda o esnada büroda bulunan

başvurucular avukat Ayşegül Çağatay, avukat Nadide Özdemir, avukat Görkem

Ağdede ve büro sekreteri Gülser Sarıgül'ün de gözaltına alınmalarına karar

vermiş ve tüm başvurucular hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

(2019/103368 sayılı dosya üzerinden) yeni bir soruşturma başlatılmıştır.

32. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 20/6/2019

tarihinde başvurucuların soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasına karar

verilmiştir.

33. Başvurucular 25/6/2019 tarihinde İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına sevk edilmiştir. Başsavcılık ifadelerini aldıktan sonra aynı

tarihte başvurucuları terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmaları istemiyle

sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talebinin ilgili kısmı şöyledir:

"İltisaklı kurumdan DHKP-C terör

örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik alınan istihbari

bilgilerde terör örgütünün güdümünde faaliyet yürüten Yürüyüş Dergisi ve İdil

Kültür Merkezi binalarına yönelik yapılan operasyonlarda 26/02/2019 tarihinde

İdil Kültür Merkezi'nde sığınak içerisinde terör örgütünün Türkiye komitesi

içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren ve terör arananlar listesinde

ödüllü olarak aranan;

[Ü.İ.], [B.T.], [C.S.E.] ve [İ.G.] ile yine örgüt

içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren [E.Y.] ve [B.Y.]

yakalanmıştır.

Bu kapsamda 14/06/2019 tarihinde terör

örgütünün yayın organı olan Emperyalizm ve Oligarşiye Karşı Yürüyüş isimli

dergi binasında yapılan aramalarda gizli bölme içerisinde terör örgütünde

sorumlu düzeyde faaliyet gösteren ve terör arananlar listesinde ödüllü olarak

aranan [A.A.], [M.K.]

ve [Ü.Ç.] isimli örgüt mensupları dijital materyaller ve yaşam

malzemeleri ile yakalanmışlardır.

18/01/2013 tarihinde DHKP-C terör

örgütüne yönelik yürütülen soruşturmada o dönem örgüt içerisinde sorumlu

düzeyde faaliyet gösteren ve şu anda terör örgütünün Türkiye sorumlusu olan [K.K.] Halkın Hukuk Bürosu'nda

yapılan aramada yakalanmıştır.

İdil Kültür Merkezi ve Yürüş Dergisinde

yapılan aramalarda terör örgütü içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren

örgüt mensuplarının sığınak ve benzeri bölmelerde yakalanması, 2013 yılında

Halkın Hukuk Bürosu'nda yapılan aramada [K.K.nın] yakalanması birlikte değerlendirildiğinde Halkın

Hukuk Bürosu'nda sığınak ve benzeri bölümlerin oluşturulmuş olabileceği ve

burada örgüt içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren ve haklarında

yakalama emri bulunan avukatlar; [O.A.] , [Ö.Y.], Ebru TİMTİK, [S.G.],

[Ş.E.] ve [N.D.] ile birlikte terör örgütünün Türkiye sorumlusu olan

[K.K.nın] bulunabileceği değerlendirilerek 19/06/2019 tarihli Halkın Hukuk

Bürosu'nda planlanan arama faaliyetine başlanıldığı esnada dubleks olan

ikametin alt kapısının çelik levha ve sürgülerle güçlendirilmiş iki kapıdan

oluşması nedeni ile suç delillerinin yok edilmesinin önüne geçilmesi amacıyla

ikametin tuğla ve dolaplarla barikat kurularak güçlendirilen üst kapısının açılarak

ikamete girildiği esnada aşağıda açık kimlik bilgileri yazılı şüpheliler [Ö.A.],

Görkem AĞDEDE, Gülser SARIGÜL, Ayşegül ÇAĞATAY ve Nadide ÖZDEMİR'in bulunduğu

tespit edilmiştir.

Uzun süre yapılan arama sırasında suç

unsuruna rastlanılmamış olması nedeni ile ikametten ayrılmadan önce içeride

herhangi bir malzeme kalıp kalmadığının kontrol edildiği esnada dublekste üst

katta yatakhane olarak kullanılan odanın girişe göre karşı duvar sol köşesinde

bulunan yatak çekildiğinde sallanan kalorifer peteğinden ve peteğin borularının

tam olarak yerine oturmadığından şüphelenilmesi üzerine peteğin sökülmesi

sonucunda arka kısımda beton duvarda tabandan yaklaşık 11cm yükseklikte,

yaklaşık 45x45 cm ebatlarında duvarda deliğin görülmesi üzerine delikten

içeriye doğru bakıldığında 'insanlık onuru işkenceyi yenecek, Amerikan

köpekleri, emperyalizmin köpekleri, katil polis, halkın avukatları

susturulamaz' şeklinde slogan atan terör örgütü içerisindeki faaliyetleri

nedeni ile haklarında yakalama emri bulunan şüpheliler [K.K.] ve Ebru TİMTİK gizli bölme

içerisinde dijital materyaller ve yaşam malzemeleri ile birlikte

yakalanmışlardır. Bahse konu iki şüphelinin yakalanması üzerine ilk olarak

ikamette rastlanılan şüpheliler; [Ö.A.] , Görkem AĞDEDE, Gülser SARIGÜL,

Ayşegül ÇAĞATAY ve Nadide ÖZDEMİR gözaltına alınmak istendiği sırada 'bizler

halkın avukatlarıyız, avukatlar teslim alınamaz, devrimci avukatları teslim

alamayacaksınız, devrimcilerin avukatlıklarını yapmaya devam edeceğiz, insanlık

onuru işkenceyi yenecek, işkence yapmak şerefsizliktir, Amerikan uşakları

katilsiniz' şeklinde slogan atmışlar, emniyet aracına bindirildikleri esnada da

'Amerikan uşakları katilsiniz, faşistler, [S.S.] hesap verecek,

[S.S.] yurt dışına kaçacak o zaman siz ne yapacaksınız' şeklinde slogan

atmışlardır. Şüphelilerin yakalanması terör örgütüne müzahir sitelerce de

duyurulmuştur.

Şüpheli [K.K.] ile ilgili olarak Cumhuriyet

Başsavcılığımızda bulunan soruşturma dosyalarında alınan gizli tanık beyanları

ve ifadelerde şüphelinin DHKP-C terör örgütünün Türkiye sorumlusu olarak görev

yaptığı bildirilmiştir.

Şüpheli Ebru TİMTİK hakkında Cumhuriyet

Başsavcılığımızda bulunan soruşturma dosyalarında alınan ... ifadelerde

şüphelinin DHKP-C terör örgütü içerisindeki konumu anlatılmıştır.

Aşağıda açık kimlik bilgileri yazılı

diğer şüpheliler hakkında da kollukça düzenlenen fezleke içeriği uyarınca

kuryelik yaptıklarına ve diğer örgütsel eylemlerine ilişkin değerlendirmeler ve

arama işlemi birlikte değerlendirildiğinde DHKP-C silahlı terör örgütü

içerisinde yer alan terör örgütüne organik bağ ile bağlı olmak sureti ile

örgütsel faaliyetlerini devam ettirerek şüpheliler [K.K.] ve Ebru TİMTİK'in

yakalanmasını engellemek maksadıyla sakladıkları değerlendirilmekle ;

Şüphelilerin üzerine atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;

Şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi

dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarınca

TUTUKLANMALARINA,

Karar verilmesi kamu adına talep

olunur."

34. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte

başvurucuların sorgusunu yapmıştır. Sorgu tutanağına göre başvuruculara isnat

edilen suçlar anlatılmış ve başvurucuların kendi seçtikleri müdafileri de sorgu

esnasında hazır bulunmuştur.

35. Başvurucuların Hâkimlikteki savunmalarının ilgili

kısmı şöyledir:

- Başvurucu Ayşegül Çağatay'ın ifadesi:

"... ben Ankara barosu avukatıyım,

ikametim, bürom Ankara'dadır, İstanbul'a geliş nedenim, meslektaşımın kızının

duruşmasına katıldım, duruşmanın olduğu gün de müvekkilim Merve'nin evinde

kaldım, Çarşamba günü Ankara'dan [U.Ş.] adında bir müvekkilim var, onun dosyaları ile ilgili

ailesi benimle görüşür, İstanbul'da da bir dosyası var, bir yıldır tutuklu,

ailesi benden ilgilenmesini istedi, bende duruşmaya girmeye karar verdim,

dosyanın diğer Avukatı Nadide Özdemir'dir, benim de bilgisayarım da yanımda

olmadığı için beni hukuk bürosunda misafir ettiler, dosyaya çalıştık bu zaman

zarfında, gece kaçtı hatırlamıyorum, kapının kırılma sesiyle uyandık, biz

nadide hanım, görkem hanım aynı odada uyumuştuk, şok geçirdim, yukarıdaki

kapının kırıldığını görünce polislerle karşılaştık, arama yapıldı, biz sadece

bir savcı ya da barodan atanan bir avukat eşliğinde yapılmasının daha sağlıklı

olacağını söyledik, sonrasında iki kişi varmış, onların yakalandığını anladık

ve hepimiz birlikte gözaltına alındık, bugün 5. Gün ve hala gözaltındayım, bir

gecelik misafirliğin sonunda gözaltına alındık, atılı suçlamaları kabul

etmiyorum, suçsuzum, serbest bırakılmamı talep ediyorum."

- Başvurucu Ebru Timtik'in ifadesi:

"... talepte bahsi geçen iki

şahısın ifadesi geçmişe yönelik ifadedir, bununla ilgili de soruşturma ve

yargılama yapılmıştır, mükerrer soruşturma derdim, arama yapılan yer benim

evim, istediğim gibi bölme yaparım, bu ülkenin adaletsiz yargısına teslim olmak

zorunda mıyım diye sorardım, [K.K.] Türkiye sorumlusudur diye karar vermiş ancak onunla

ilgili iddia da mükerrer, mevcut süren bir dosya var oraya gönderin, [B.E.]

diye bir adam var onun ifadesi korkunç, Türkiye'de öyle bir ceza yargılaması

olsa [B.E.nin] ifadesini çöpe atarlar, [K.K.] benim müvekkilim,

dünyanın neresinde avukat müvekkilini teslim etmiştir, böyle bir şey yoktur,

... yargı eliyle yapılan bu kıskacın içine girmesini istemem, bütün bunlar

örgüt üyeliği diyor, nasıl oluyor, anayasal düzeni ihlal davam var, sürüyor,

13,5 yıl ceza aldım o da sürüyor, önceki emniyet müdürleri fethullahçı örgüt

üyesiydi, şimdi yine aynısını devam ettiriyorlar, ben biliyorum, polisler,

hakimler biliyor, fethullahçı örgüt ajanının verdiği ifadeyi baz alarak beni

anayasal düzeni ihlalden yargılıyorlar, ben politik bir insanım, ceza vermeye

doymuyorlar, örgüt diyorlar, kuryelik yaptırıyorlar, hikaye bu, hala

fethullahçı örgütün bu kurgusundan dışarı çıkamıyorlar, bir hukukçu olarak bu

sefil durumun değişmesi için mücadelemi sürdüreceğim, dosyalar mükerrerdir,

diğerleri de suç değildir, savcı ifademizi almak istemiyor nasıl almıyor, atılı

suçlamaları kabul etmiyorum, suçsuzum, serbest bırakılmamı talep

ediyorum."

- Başvurucu Görkem Ağdede'nin ifadesi:

"Ben yeni avukat oldum, daha 4 ay

tam dolmadı, büro da da yeni çalışmaya başladım, üst katta yemekhane ve iki oda

var, alt katta da bizim çalışma yerimiz var, ranzalı yatak vardır, ben büroya

onun evraklarını almaya girdim, geri çıkıp eve gidecektim, bir sonraki gün

duruşmamız var, ona çalışalım dedik, ben geç olduğu için Kadıköy'e gidip tekrar

gelmeye üşendim, büroda kalmaya karar verdim, saat 03:30 gibi sesler gelmeye

başladı, polisler geldi, içeriye girdiler, biz zaten alt katta oturuyorduk, tam

biterken sesler geldi, iki kişinin çıktığını söylediler, ben ikisinin de orada

olduğunu bilmiyordum, ben zaten büroya çok az gidiyordum, ve gittiğimde de alt

kattaki çalışma odasının orada duruyorum, oraya ne zaman geldiler ne zaman

girdiler ben bilmiyorum, [B.E.]

diye bir tanık var, ben onu berkin elvanın açlık grevinde gördüm diye bir ifade

vermiş, bir çok kişi hakkında tanığı tanımadığı hakkında ifade vermiş, gördüm

biliyorum diyor, bu suç oluşturduğunu düşünmüyorum, atılı suçlamaları kabul

etmiyorum, suçsuzum, serbest bırakılmamı talep ediyorum."

- Başvurucu Nadide Özdemir'in ifadesi:

"Ben kimseyi saklamadım, ben büroda

tesadüfen oradaydım, ben büroya dosyalarına yardım amaçlı giderim,

İstanbul'daki bir kısım tutuklu dosyalarda müvekkilimiz var, dosyaları çalıştıktan

sonra uyuduk ve daha sonra da polis baskını oldu, uzmanlık gerektiren araçlarla

aradılar, ben bu büroda bu aramayı yapacak, böyle bir sığınağın olduğunu

bilecek bir insan değilim, bizi üyelik suçundan dolayı sevk edilmişiz, biz

orada tesadüfen oradaydık, bu büro mühürlü olan, girişinin yasak olduğu bir yer

değildi, ben de avukatım ve oradaydım, polis geldi, bu sığınaktaki kişiler

bulununca onlarla birlikte gözaltına alındık, ben o gün değil de, bir önceki

gün orada olsaydım şuan burada olmayacaktım, atılı fiili kabul etmiyorum,

ispatlandığı kabul edilse dahi ben burada üyelikten bulunamam, ortam biraz

laçkalaşmıştı artık bir dalga geçme hali havası vardı, ben oradaki polislerden

birine burada sığınak falan çıkmaz dedim, biz daha sonra gözaltına aldığımızda

aracın anahtarı beklendiği sırada muhattap olduğum polis ağzıma beyaz bir çubuk

soktu al sana sığınak diyerek, sonra bu çubuk polisin elinde kaldı, ben burada

üç şey söylüyorum, ben orada tesadüfen bulunuyordum, atılı suçu kabul

etmiyorum, üçüncüsü de beyaz çubukla alakalı aleyhimde delil olarak üretilmişse

kabul etmiyorum, ayrıca avukatlarım bu konu ile ilgili suç duyurusunda

bulunmuşlardır, atılı suçlamaları kabul etmiyorum, suçsuzum, serbest

bırakılmamı talep ediyorum."

- Başvurucu Gülser Sarıgül'ün ifadesi:

"Ben bahsi geçen hukuk bürosunda

8-10 yıldır çalışıyorum, sekreterlik yapıyorum, aşağı kattayım, suçlamaları

kabul etmiyorum, ben ailem vardır orada kalmıyorum, çok mecbur kaldığım zaman

büroda kalıyorum, ebru timtik patronum, [K.K.da] büro'nun müvekkiliyim[müvekkili], ben kimseyi

görmedim, aşağıdaydım, üst katta girişi var mı bilmiyorum, atılı suçlamaları

kabul etmiyorum, suçsuzum, serbest bırakılmamı talep ediyorum."

36. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği 25/6/2019 tarihinde

başvurucuların terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmalarına karar

vermiştir. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... haklarında silahlı terör

örgütü üyeliğinden yakalama kararı bulunan şüpheliler [K.K.] ve Ebru Timtik'in arama

yapılan hukuk bürosunda gizli bölme içerisinde digital materyaller ve yaşam

malzemeleri ile birlikte yakalandıkları, beyanlar ve açık kaynak

araştırmalarına göre şüpheliler Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem

Ağdede'nin bu hukuk bürosu ile irtibatlı çalışan avukatlar oldukları, şüphelilerin

aynı anda barınma yeri olarak da kullanıldığı yerde yakalanma şekilleri, ele

geçirilen digital materyallere göre fikir ve eylem birliği içinde olduklarının

değerlendirildiği, bir kısım şüpheliler yönünden örgüt üyeliğinin temadi eden

suç olduğu, soruşturmaya konu olayın diğer iddianame anlatımlarından sonra

olduğu, şüpheli Gülser Sarıgül'ün arama yapılan yerde sekreter olarak

çalıştığı, haklarında yakalama kararı bulanan şüpheliler ile fikir ve eylem

birliği içerisinde olduğunun değerlendirildiği tespitlerinden hareketle

şüphelilerin yakalanma şekilleri, kolluk tutanakları, ele geçirilen suç

materyalleri somut delilleri uyarınca şüphelilerin atılı suçlamayla ile ilgili

kuvvetli suç şüphesi altında bulundukları,

Şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti itibari ile CMK 100. maddesinde sayılan suçlardan oluşu ve iş bu suçun

zikrolunan maddenin amir hükmü gereğince bir özel tutuklama sebebinin varlığını

kanuni bir karine olarak kabul etmesinden kaynaklanan özel tutuklama sebebinin

varlığı, şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve özellikleri ve ş üpheli ile

ilgili olarak soruşturma dosyası içerisindeki şahsi hale ilişkin bilgilere göre

şüpheli hakkında CMK-109/3 maddesinde düzenlenen adlî kontrol tedbirlerinin

uygulamasının doğal olarak yetersiz kalacağı, atılı suçun nitelikleri

şüphelilerin maruz kalacağı ceza tehdidinin alt ve üst sınırı dikkate

alındığında, CMK-109/3 maddesinde sayılan tedbirlerin hiçbirinin soruşturmanın

selametini sağlamak, delil karartılmasını engellemek ve kaçma şüphesini ortadan

kaldırmak için yeterli olamayacağı bu anlamda Adli Kontrol tedbirinin uygulanma

olanağının bulunmaması ve bu tedbirin yeterli görülmemesi, ayrıca şüpheli

üzerine atılı müsnet suçun ihtiva ettiği cezanın alt ve üst sınırları ve

dosyada mevcut delil durumu da gözetilerek şüphelilerin üzerine atılı suçun

nitelikleri, bu nitelikleri itibariyle kamu davasına konu edilip kesinleşmiş

hükümle sübut bulması halinde kişi ve toplum için yaratmış olacağı tehlikenin

büyüklüğü, eylem için yasada hapis cezasının öngörülüyor olması ve yine yasada

öngörülen hapis cezalarının miktarı birlikte gözetildiğinde, verilecek bir

tutukluluk kararının ölçülü olduğu anlaşıldığından, bu anlamda tutuklama

tedbirine müracaat etmede herhangi bir ölçüsüzlük de görülmediğinden, yine Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin 'Kuvvetli suç şüphesi' unsuruyla ilgili olarak çok

sayıdaki kararında belirttiği 'Başvuranın soruşturulmasına neden olan suçu

işlemiş olabileceği konusunda, objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler

...' şeklindeki şartın, dosyada mevcut olan ve yukarıda belirtilen delillerle

şüpheliler hakkında sağlanmış olduğu, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan

hususlar ve dosya kapsamı dikkate alındığında, verilecek bir tutukluluk

kararının, konuya ilişkin üst normlara da uygun olduğu, kararın gerek Anayasa

Mahkemesinde ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, devlet aleyhine

herhangi bir ihlal yaptırımına sebebiyet vermeyeceği kanaati hasıl olup

anlaşılmakla ...

Şüpheliler Ayşegül Çağatay, Ebru Timtik,

Görkem Ağdede, Gülser Sarıgül, [K.K.], Nadide Özdemir'in atılı suçtandolayı CMK.nın 100 ve

müteakip maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar

verildi.]"

37. Başvurucular tutuklama kararına itiraz etmiş,

İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği 9/7/2019 tarihinde benzer gerekçelerle

başvurucuların itirazını reddetmiştir.

38. Başvurucular 8/8/2019 tarihinde (2019/28236 ve

2019/29827 sayılı başvurular yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

39. Başsavcılık 20/9/2019 tarihli iddianame ile

başvurucular hakkında DHKP/C terör örgütü üyesi olma suçundan

cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır.

DHKP-C'ye ilişkin genel açıklamaların da yer aldığı iddianamede ilk olarak

DHKP-C'nin hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine,

hiyerarşik yapısına, hukuka aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna değinilmiş,

sonrasında ise başvurucuların suçlamaya konu eylemleri anlatılmıştır. Bu

bağlamda iddianamede yer alan genel hususlar özetle şöyledir:

i. Başvurucuların gözaltına alınmaları sonrasında

20/6/2019 tarihinde "Halkın Hukuk Bürosu@halkinhukuk" adlı

kullanıcı hesabından "Halkın Hukuk Bürosu’na yapılan baskında

avukatlarımız Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem Ağdede ve Ebru Timtik,

avukat arkadaşımızın kardeşi [Ö.A.], büromuz sekreteri Gülser Sarıgül ve

müvekkilimiz [K.K.] göz altına alınmıştır" şeklinde bir

paylaşım yapıldığı,

ii. DHKP-C terör örgütünün fikir ve ideolojisi

doğrultusunda yayın yaptığı belirtilen Halkın Sesi TV isimli internet sitesinde

21/6/2019 tarihinde "Halkın Hukuk Bürosu: Çirkinler, Korkaklar,

Yarınsızlar!" başlığı ile yer verilen haberde "Gece saat

03:45'de yine kapımıza dayandılar halka, halkın avukatlarına düşman olanlar.

Emniyetinden, bakanına; çürümüş yargısından ta en tepedekine şaşkınlar

BİTİREMİYORLAR! Büromuzu kurduğumuz 1989 yılından bu yana defalarca denediler;

gözaltı, işkence, infaz, tutuklama akıllarına ne gelirse yaptılar. 2013 yılında

büyük operasyon, 12 Eylül 2017 al sana bir büyük operasyon daha… Ya sonra?

Ülkede yaptıkları her kötülüğün mağdurunun yanında bizi gördüler. Yoksulları,

direnenleri, devrimcileri yani halkı avukatsız, savunmayı tutsak edemediler ya

da bu gün bir kez daha geldiler. Avukat arkadaşlarımız, Ebru Timtik, Nadide

Özdemir, Ayşegül Çağatay, Görkem Ağdede, büromuz emekçisi Gülser Sarıgül,

avukat arkadaşımız [O.A.nın] kardeşi [Ö.A.] ve müvekkilimiz

[K.K.] gözaltına alındı. Büromuzun her yerini dağıtıp kırıp döktüler.

Baktıkları her yerde işkence yaptıkları, katlettikleri, gözaltına alıp

tutuklattırdıkları müvekkillerimizden izler görecekler. Binlerce dava dosyası

var ve içleri devletin her kademesinin işlediği suçlarla dolu. İşte daha da

saldırganlaşmalarının gerçek nedeni budur; zulmetsinler ama yanlarına kalmasın

kimse hesap sormasın, kimse hak aramasın. Halkın avukatlığı bir gelenektir.

Ekonomik siyasal kriz içinde tepinen ... iktidarı bu geleneği yok edemez.

Öncekiler de çok denediler ama başaramadılar, faşizmin şimdiki temsilcileri de

asla başaramayacak. Basakınlar, gözaltılar, işkenceler, tutuklamalar bizi

bitiremez. Arkadaşımız Ebru şiirleri çok sever ve çok da güzel okur. Hasan

Hüseyin’in dizeleri ile hem gözaltında olan arkadaşlarımıza hem de halkımıza,

dostlarımıza, meslektaşlarımıza sesleneli ..." şeklinde ifadelerin yer

aldığı,

iii. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/136301

sayılı dosya üzerinden DHKP/C ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma

kapsamında alınan ifadelerde 2004 yılından 2018 yılına kadar HHB ile örgüt

hiyerarşisi içinde sorumlu düzeyde ilgilenen kişiler arasında K.K.nın isminin

de sayıldığı, terör örgütünün İhtiyaç Komitesi (İKOM) isimli yapılanması

tarafından HHB avukatlarının ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla her ay 1.000

TL’nin büronun hesabına yatırıldığı ve büro avukatlarının örgüt içinde "Sporcular"

kod adı ile anıldığı ileri sürülmüştür.

40. İddianamede her bir başvurucu yönünden suçlamaya esas

alınan olgular ise şöyledir:

i. Başvurucu Ayşegül Çağatay (avukat) yönünden:

Başsavcılık, başvurucunun DHKP-C terör örgütü içinde faaliyette bulundukları

iddiasıyla bir kısım avukata yönelik olarak yapılan 2017/105607 sayılı

soruşturma kapsamında tutuklandığına değindikten sonra başvurucunun -DHKP-C

terör örgütü tarafından basılan "Gözaltına Alındınız Ne

Yapmalısınız" isimli kitapçıkta belirtilen hususlar doğrultusunda-

soruşturma sürecinde örgütsel sloganlar attığını, nezarethaneye alınmadan önce

üst aramasını yaptırmamak ve parmak izi vermemek için direndiğini ve kendisine

verilen yiyecekleri kabul etmeyerek açlık grevine gittiğini belirtmiştir.

Başsavcılık HHB ile ilgili olarak soruşturma kapsamında alınan ifadeler, terör

örgütünün Türkiye sorumlusu K.K.nın, başvurucuların iş yeri ve aynı zamanda

konut olarak da kullandıkları dairede yer alan gizli bölmede yakalanması ve

gözaltına alınması sonrasında örgüt ideolojisi doğrultusunda sahiplenilmesi

dikkate alındığında başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini

iddia etmiştir.

ii. Başvurucu Ebru Timtik (avukat) yönünden: Başsavcılık

tarafından soruşturma kapsamında alınan bir kısım ifade dayanak gösterilerek

başvurucunun DHKP-C terör örgütü mensuplarının davalarına baktığı, tutuklu ve

hükümlü örgüt mensuplarının moral ve motivasyonunu sağlamaya çalışarak örgüt

adına aktif faaliyet yürüttüğü, tutuklu ve hükümlülere terör örgütünün Yurt

Dışı Merkez Komitesinin talimatlarını aktardığı, terör örgütünün Yurt Dışı

Merkez Komitesi ile şifreli yazışma yaptığı iddia edilmiştir. Başsavcılık

ayrıca başvurucunun -DHKP-C terör örgütü tarafından basılan "Gözaltına

Alındınız Ne Yapmalısınız" isimli kitapçıkta belirtilen hususlar

doğrultusunda- soruşturma sürecinde örgütsel sloganlar attığını, nezarethaneye

alınmadan önce üst aramasını yaptırmamak ve parmak izi vermemek için

direndiğini ve kendisine verilen yiyecekleri kabul etmeyerek açlık grevine

gittiğini belirtmiştir. Bu kapsamda Başsavcılık başvurucu hakkında Mahkemenin

E.2018/84 sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılama sonunda başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verildiğini, söz konusu

yargılamaya konu iddianamenin tarihi ile başvurucu hakkındaki mevcut soruşturma

kapsamında alınan ifadeler ve başvurucunun DHKP/C terör örgütünün Türkiye

sorumlusuyla birlikte gizli bölmede yakalanmış olması dikkate alındığında

başvurucunun örgütsel eylemlerinin devam ettiğini belirterek terör örgütüne üye

olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.

iii. Başvurucu Nadide Özdemir (avukat) yönünden:

Başsavcılık başvurucunun -DHKP-C terör örgütü tarafından basılan

"Gözaltına Alındınız Ne Yapmalısınız" isimli kitapçıkta

belirtilen hususlar doğrultusunda- soruşturma sürecinde örgütsel sloganlar

attığını, nezarethaneye alınmadan önce üst aramasını yaptırmamak ve parmak izi

vermemek için direndiğini ve kendisine verilen yiyecekleri kabul etmeyerek

açlık grevine gittiğini belirtmiştir. Başsavcılık; HHB ile ilgili olarak

soruşturma kapsamında alınan ifadeler, terör örgütünün Türkiye sorumlusu

K.K.nın başvurucunun aynı zamanda konut olarak da kullandığı dairede yer alan

gizli bölmede yakalanması ve gözaltına alınması sonrasında örgüt ideolojisi

doğrultusunda sahiplenilmesi dikkate alındığında başvurucunun terör örgütüne

üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.

iv. Başvurucu Görkem Ağdede (avukat) yönünden:

Başsavcılık 2016/125514 sayılı soruşturma kapsamında İdil Kültür Merkezinde

yapılan aramada ele geçirilen terör örgütü üyeleri ile Yurt Dışı Merkez

Komitesi arasında yapılan şifreli yazışmalar ve yazışmalarda geçen kod isimleri

hakkında ifadesi alınan kişinin beyanında başvurucu ile 2016 yılında HHB’ye

bağlı "Adalet Okulu"nda tanıştığını belirterek başvurucunun

HHB tarafından Berkin Elvan (İstanbul'da yaşanan Gezi Parkı olayları

esnasında 16/6/2013 tarihinde yaralanmış ve 11/3/2014 tarihinde hayatını kaybetmiştir.)

ile ilgili olarak organize edilen ve İstanbul'un Okmeydanı semtinde

gerçekleştirilen açlık grevi eylemine katıldığını ifade ettiğini belirtmiştir.

Başsavcılık ayrıca başvurucunun -DHKP/C terör örgütü tarafından basılan

"Gözaltına Alındınız Ne Yapmalısınız" isimli kitapçıkta

belirtilen hususlar doğrultusunda- soruşturma sürecinde örgütsel sloganlar

attığını, nezarethaneye alınmadan önce üst aramasını yaptırmamak ve parmak izi

vermemek için direndiğini ve kendisine verilen yiyecekleri kabul etmeyerek

açlık grevine gittiğini ileri sürmüştür. Başsavcılık HHB ile ilgili olarak

soruşturma kapsamında alınan ifadeler, terör örgütünün Türkiye sorumlusu

K.K.nın başvurucunun aynı zamanda konut olarak da kullandığı dairede yer alan

gizli bölmede yakalanması ve gözaltına alınması sonrasında örgüt ideolojisi

doğrultusunda sahiplenilmesi dikkate alındığında başvurucunun terör örgütüne

üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.

v. Başvurucu Gülser Sarıgül yönünden: Başsavcılık, İstanbul

6. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/152 sayılı dosyası üzerinden terör örgütüne

üye olma suçundan başvurucunun yargılanmasına devam edildiğine değindikten

sonra-DHKP-C terör örgütü tarafından basılan "Gözaltına Alındınız Ne

Yapmalısınız" isimli kitapçıkta belirtilen hususlar doğrultusunda-

soruşturma sürecinde örgütsel sloganlar attığını, nezarethaneye alınmadan önce

üst aramasını yaptırmamak ve parmak izi vermemek için direndiğini ve kendisine

verilen yiyecekleri kabul etmeyerek açlık grevine gittiğini belirtmiştir.

Başsavcılık HHB ile ilgili olarak soruşturma kapsamında alınan ifadeler, terör

örgütünün Türkiye sorumlusu K.K.nın başvurucunun aynı zamanda konut olarak da

kullandığı dairede yer alan gizli bölmede yakalanması ve gözaltına alınması

sonrasında örgüt ideolojisi doğrultusunda sahiplenilmesi dikkate alındığında

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.

41. İddianame İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

11/10/2019 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2019/393 sayılı dosyası

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensip

incelemesi sonunda başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına da karar

vermiştir.

42. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi 3/1/2020 tarihinde

yaptığı ilk duruşmada başvurucuların savunmasını almıştır. Mahkeme duruşma

sonunda başvurucular Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay'ın tutukluluk hâlinin

devamına, diğer başvurucular Nadide Özdemir, Görkem Ağdede veGülser Sarıgül'ün

tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme tahliyesine karar verdiği başvurucular

hakkında yurt dışına çıkamama ve belirli bir yerleşim bölgesini (İstanbul ili

idari sınırlarını) terk etmemek şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına da

karar vermiştir. Tahliye kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıklar Gülser Sarıgül ve Nadide

Özdemir'in tutuklulukta geçirdikleri süre, mevcut delil durumu, suç vasfının

değişme ihtimali, bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yeterli kalacağı

değerlendirilmekle sanıklar ve sanıklar müdafiilerinin tahliye taleplerinin

KABULÜ ile sanıklar Gülser Sarıgül ve Nadide Özdemir'in TAHLİYELERİNE [oybirliğiyle],

Sanık Görkem Ağdede'nin tutuklulukta

geçirdiği süre, mevcut delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali, bu aşamada

adli kontrol tedbirlerinin yeterli kalacağı değerlendirilmekle sanık ve sanık

müdafiilerinin tahliye taleplerinin KABULÜ ile sanık Görkem Ağdede'nin

TAHLİYESİNE

[oyçokluğuyla], ... [karar verildi.]"

43. Söz konusu duruşma sonunda İstanbul 29. Ağır Ceza

Mahkemesi ayrıca -ilgili yargısal süreçte ayrıntılı şekilde anlatılan- daha

önce açılan bir dava üzerine İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2018/84

sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılama sonunda haklarında terör örgütüne

üye olma ve terör örgütüne yardım etme suçlarından mahkûmiyet hükmü kurulan başvurucular

Ebru Timtik ve Ayşegül Çağatay hakkındaki dosyanın temyiz kanun yolunda

Yargıtayda derdest olduğuna değinerek adı geçen başvurucular yönünden davanın

tefrik edilmesine karar vermiştir.

44. Başvurucu Ayşegül Çağatay tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin karara itiraz etmiş, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi 13/1/2020

tarihinde başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.

45. Başvurucu Ayşegül Çağatay söz konusu kararı 21/1/2020

tarihinde öğrendiğini bildirmiş ve aynı tarihte (2020/2825 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

46. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucular Nadide

Özdemir, Görkem Ağdede ve Gülser Sarıgül yönünden E.2019/393 sayılı dosya

üzerinden yargılamaya devam etmiştir. Mahkeme bu kapsamda 27/10/2020 tarihinde

yaptığı ikinci duruşmada tanık B.E.nin ifadesinin Mahkemenin başka bir dosyası

kapsamında alındığını ve tanığın ifadesinin mevcut dosya kapsamına dâhil

edildiğini belirtmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

ilk derece mahkemesinde derdesttir.

47. Öte yandan tefrik kararından sonra başvurucular Ebru

Timtik ve Ayşegül Çağatay hakkındaki yargılamaya İstanbul 29. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2020/2 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur. Bu bağlamda

Mahkeme 31/3/2020 tarihinde yapılan duruşmada başvurucu Ebru Timtik'in

tutukluluk hâlinin devamına ve başvurucu Ayşegül Çağatay'ın ise tahliyesine,

ayrıca hakkında yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir. Söz konusu tutukluluk hâlinin devamına ve

tahliyeye ilişkin kararların ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Ayşegül Çağatay'ın

tutuklulukta geçirdiği süre, mevcut delil durumu bu aşamada adli kontrol

tedbirinin yeterli ve ölçülü olacağı değerlendirilmekle sanığın TAHLİYESİNE,

Sanık Ebru Timtik'in üzerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumuna nazaran kuvvetli suç şüphesinin

varlığına işaret eden somut olgu ve kanıtlar bulunması, sanığa atılı suçun

tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak varsayıldığı 5271 sayılı CMK'nın

100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanığın üzerine atılı suçun

kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırının kaçma kuşkusunu

somutlaştırması, yargılama sonucunda eylemlerinin sübutu halinde verilmesi

muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

maddesi ile AİHM kararları bağlamında orantılı ve ölçülü oluşu, tutuklama sebep

ve koşullarında bu aşamada herhangi bir değişiklik olmaması, tüm bu nedenlerle

bu aşamada sanık üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal

denetim sağlanamayacak oluşu hususlarına nazaran sanık Ebru Timtik'in 5271

sayılı CMK'nın 108/1 madde ve fıkrası uyarınca TUTUKLULUK HALİNİNDEVAMINA,

...karar verildi."

48. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi 7/4/2020 tarihinde

yaptığı duruşmada başvurucu Ebru Timtik'in tutukluluk durumunu incelemiş ve

tahliyesine karar vermiştir. Tahliye kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Ebru Timtik'in İstanbul

37.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/84 Esas sayılı dosyası üzerinden silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme suçundan mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesi'nin 2019/877 esas sayılı dosyası

üzerinden İstinaf talebinin reddine karar verilerek tutukluluk halinin devamı

ile Yargıtay'a gönderildiği, sanığın bu şekilde benzer bir eylemden mevcut bir

yargılanmasının olup bu eylem yönünden tutuklu olarak hüküm özlü olduğu, ayrıca

mevcut yargılamada suç vasfının değişme ihtimalinin de bulunduğu hususları

dikkate alınarak sanık ve sanık müdafiinin tahliye taleplerinin kabulü ile,

sanık Ebru Timtik'in TAHLİYESİNE ... karar verildi."

49. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi 10/9/2020 tarihinde

yaptığı duruşmada başvurucu Ebru Timtik'in 27/8/2020 tarihinde

öldüğünün tespit edildiğini belirterek başvurucu hakkındaki davanın ölüm nedeni

ile düşürülmesine, başvurucu Ayşegül Çağatay hakkındaki davanın ise tefrikine

karar vermiştir. Tefrik kararından sonra başvurucu Ayşegül Çağatay hakkındaki

yargılamaya Mahkemenin E.2020/189 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur.

Mahkeme 10/9/2020 tarihinde başvurucu Ayşegül Çağatay hakkındaki davanın diğer

başvurucular hakkındaki yargılamanın sürdürüldüğü ana dosya (E.2019/393 sayılı)

ile birleştirilmesine karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucu Ayşegül Çağatay

hakkındaki dava da bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

50. İlgili hukuk için bkz. Hanım Büşra Erdal,

B. No: 2017/35344, 9/6/2020, §§ 37-46.

51. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi

gereken konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi

arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

...Yargıtayın istikrar bulan ve

süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin

örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak

temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman

diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları

yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin

mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel

hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

..."

52. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve

E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte

katılma tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı

suçu gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi

halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri

de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu ...

[anlaşılmıştır.] "

53. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve

E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2. maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen,

örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine

getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.

Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün

emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup

faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve

talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin

en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt

yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt

üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi

dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet

duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması

için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi

gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ

taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik

mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk

aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt

üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt

üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten

ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen

iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve

isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun

bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir.

Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri

işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve

iradesiyle hareket etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek

amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı

suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu

oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

..."

54. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/11/2017 tarihli ve

E.2017/2037, K.2017/5409 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Bir suçun görev sebebiyle işlendiğinin

kabulü için, eylemin memuriyet görevinden doğması, memuriyet işleriyle ilgili

olması, diğer bir anlatımla suçu oluşturan fiil ile görev arasında illiyet bağı

bulunması ve görevin sağladığı imkanlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Bu

husus Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.2.2004 tarih ve

2004/2-10 Esas, 2004/40 sayılı kararında; 'Görev sebebiyle işlenen suç

kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden

yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.' şeklinde kabul edilmiştir.

Türk Ceza Kanununun 314. maddesinde

düzenlenen suçların niteliği ve mahiyeti itibariyle, memuriyet görevinden

doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçlar

kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığı açıktır. O halde bu suçların

kişisel suç kapsamında değerlendirilmesinde de zaruret vardır.

Dairemizce de benimsenen, öğretide

ekseriyetle kabul gören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da

örgüte üye olmak suçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası

süreklilik arz eder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere

başlanmakla suç tamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe

fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir.

Failin kendi isteğiyle ya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç

bitmiş olacaktır. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı

taşımamaktadır.

Mütemadi suçların ceza ve muhakeme

hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Ceza hukuku bakımından, suça

teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak

ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları

varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri

bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş

küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise,

zamanaşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre

değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli

mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir

özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve

fiili kesintiyle sona erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Fiili olarak

terör örgütünden daha önce ayrılmış olmamak ve faaliyetlere devam ediyor olmak

koşuluyla, terör örgütü yöneticisi ya da üyesinin yakalanma tarihi, suç

işlenmeye devam edildiğinden (CMK 2/1-j), 5235 sayılı Kanun'un 12/1 maddesi de

gözetildiğinde ağır cezalık suçüstü hali olarak kabul edilmelidir.

'Ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren suçüstü halinde, herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi, suçun

türüne veya yapılan göreve ya da sahip olunan ünvana ilişkin herhangi bir

ayırım da yapılmadığından hakim ve Cumhuriyet savcılarının soruşturulması genel

hükümlere göre yapılacaktır.' (Ceza Genel Kurulu 19/2/2013 tarih ve

2011/5.MD-137 esas, 2013/58 sayılı kararı)

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

55. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu

Ebru Timtik Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

56. Başvurucu, makul şüphenin varlığını gösteren maddi

olgular bulunmadan gözaltına alındığını ve kuvvetli belirti ortaya konulmadan

tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu (ilgili yargısal süreç kapsamında yer verilen)

yargılama devam ederken tahliye edildikten sonra dosya kapsamına herhangi bir

yeni delil girmemesine rağmen Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine yokluğunda

tutuklamaya yönelik ve sonrasında da hükmen tutuklamaya yönelik yakalama kararı

çıkarılmasının gıyabi tutuklama kararı mahiyetinde olduğunu, dolayısıyla

kanunilik şartını karşılamadığını belirterek kişi hürriyetinin ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca

tutuklamaya konu suçlamayla ilgili olarak devam eden bir yargılama bulunduğunu,

yeni bir eylem söz konusu olmadığı hâlde aynı eylem dolayısıyla yeniden

tutuklanması nedeniyle mükerrer yargılama yasağının ihlal edildiğini öne

sürmüştür.

57. Bakanlık görüşünde, yakalama ve gözaltına alınmanın

hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu, başvurucunun

bu yola başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

2. Değerlendirme

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (7) numaralı

fıkrası şu şekildedir:

"Bireysel başvuruların incelenmesinde,

bu Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının

bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümleri uygulanır."

59. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 84.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şu şekildedir:

"Bireysel

başvuruların incelenmesinde, kararların infazında Kanun ve İçtüzükte hüküm

bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurunun niteliğine

uygun hükümleri uygulanır."

60. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Dava sırasında taraflardan birinin ölümü" kenar

başlıklı 55. maddesinin (1) numaralı fıkrası şu şekildedir:

"Taraflardan birinin ölümü

hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla

belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim,

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım

atanmasına karar verebilir."

61. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun 606. maddesi şu şekildedir:

"Miras, üç ay içinde

reddolunabilir.

Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı

olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü

öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın

tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar."

62. Başvurunun incelemesi devam ederken başvurucunun

27/8/2020 tarihinde öldüğü nüfus kayıtlarından anlaşılmıştır.

63. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri (B.

No: 2014/3549, 22/3/2017) kararında başvurucunun bireysel başvurunun

yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun incelenmesine devam edilip

edilemeyeceğine ilişkin ilkelerini belirlemiştir ( Asya Oktay ve diğerleri, §§

18-21).

64. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri

içtihadından sonraki dönemde; bireysel başvuru devam ederken başvurucunun ölmesi

durumunda ölenin mirasçılarına başvuruya devam edip etmeyecekleri hususunda

bildirimde bulunma yönünde bir uygulama gerçekleştirmemiş, ölüm tarihinden

sonra makul bir süre içinde kendiliğinden Anayasa Mahkemesine başvurarak

başvuruya devam etmek istediğini bildiren mirasçıların -menfaatlerinin bulunup

bulunmadığını da gözeterek- başvurularını incelemiştir (örnek kararlar için

bkz. Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018 [ölümden yaklaşık üç

ay sonra]; Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018 [ölümden iki

ay sonra]). Buna karşılık mirasçıların başvuruyu devam ettirme yönündeki

iradelerini Anayasa Mahkemesine bildirmediği hâllerde düşme kararı verilecektir

(örnek kararlar için bkz. Ali Sedat Yücelik ve diğerleri, B. No:

2015/2574, 9/5/2018, §§ 22-25; Abbas Çelik ve diğerleri, B. No:

2014/749, 7/3/2018, §§ 26-29; Haşim Özpolat, B. No: 2014/3140,

21/9/2017, § 19 Şükran Çopuraslan, B. No: 2014/4695, 14/9/2017, § 22).

65. Anayasa Mahkemesi T.G. (B. No: 2017/21163,

9/1/2019) kararında ise 4721 sayılı Kanun'un 606. maddesinin birinci fıkrasında

yer alan yasal ve atanmış mirasçıların mirası üç ay içinde

reddedebilecekleri şeklindeki düzenlemeye değinerek bireysel başvuru

yapıldıktan sonra ölen başvurucuların mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki

taleplerini Anayasa Mahkemesine iletebilecekleri makul sürenin -haklı

mazeretler saklı kalmak kaydıyla- 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrasında öngörülen otuz günlük başvuru süresi de dâhil olmak üzere

ölüm tarihinden itibaren dört ay olması gerektiği sonucuna varmıştır (T.G.,

§§ 19, 20).

66. Somut olayda başvuru devam ederken ölen başvurucunun

mirasçıları ölüm tarihinden itibaren dört ay geçmesine rağmen başvuruya devam

etmek istedikleri yönünde herhangi bir talepte bulunmamıştır.

67. Öte yandan somut başvuruya benzer şikâyetler, Anayasa

Mahkemesince karara bağlanmış olup bu kararlarda ilgili Anayasa hükümleri

uygulanıp yorumlanmış, temel hak ve özgürlüğün kapsam ve sınırları

belirlenmiştir (örnek karar için bkz. T.G., § 22). Dolayısıyla

başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün 80.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri de

bulunmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun düşmesine karar

verilmesi gerekir.

B. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem

Ağdede ve Gülser Sarıgül Yönünden

1. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

a. Yakalama ve

Gözaltı İşlemlerinin Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

i. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucular; atılı suç açısından makul şüphenin

varlığını gösteren maddi olgular bulunmadan gözaltına alındıklarını, suç

şüphesi olmaksızın uzun süre gözaltında kaldıklarını belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

70. Bakanlık görüşünde; yakalama ve gözaltına alınmanın

hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu, başvurucuların bu yola başvurduğuna ilişkin herhangi bir

bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği

ileri sürülmüştür.

71. Başvurucu Ayşegül Çağatay, Bakanlık görüşüne karşı

beyanında mahiyeti itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuş

ve Bakanlık görüşünü kabul etmediğini ifade etmiştir.

ii. Değerlendirme

72. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın

hukuka aykırı olduğu veya kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı

iddiaları ile olağanüstü hâl şartları altında geçici bir süre için azami olarak

otuz güne kadar uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı

şikâyetlerine ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,

8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§

53-64; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye

Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Neslihan Aksakal, B.

No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37). Somut olayda başvurucuların bu kapsamda

kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum

mevcut değildir.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

i. Başvurucuların

İddiaları

74. Başvurucular; tutuklanmalarına dayanak teşkil eden

soruşturma dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, dosyaya ve

tutuklanmalarına neden olan esaslı delillere erişemediklerini, bu nedenle

tutuklama kararına etkili bir şekilde itirazda bulunamadıklarını ileri

sürmüşlerdir.

ii. Değerlendirme

75. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına

karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini incelemiş ve soruşturma

sürecinde, tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya

bildirilmiş olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ ve diğerleri,

§§ 168-176; Hidayet Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257). Somut olay bakımından

soruşturma dosyası incelendiğinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel

unsurların başvuruculara bildirildiği ve tutukluluk durumuna karşı itirazlarını

sunma konusunda yeterli imkânın tanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan ayrılmayı

gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

i. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

77. Başvurucular kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren deliller bulunmadan avukatlık faaliyetleri nedeniyle

tutuklandıklarını, tutuklama nedenlerinin gösterilmediğini, adli kontrol

tedbirinin neden yetersiz kalacağının ortaya konulmadığını, yetersiz gerekçe

ile mevzuata aykırı bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir. Bir kısım başvurucu ayrıca avukat olmaları ve avukatlık faaliyetleri

nedeniyle haklarında soruşturma başlatılması ve özel soruşturma usulüne

uyulmadan tutuklanmaları nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca bir suç şüphesi olmadan

tutuklanmaları nedeniyle kötü niyetli bir tutuklamanın söz konusu olduğunu

belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

78. Öte yandan başvurucu Ayşegül Çağatay daha önce örgüt

üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra hakkında açılan

davanın ilk duruşmasında tahliye edildiğini (İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi

E.2018/84 sayılı dosya), başvuruya konu tutuklama kapsamındaki suçlamanın da

aynı olduğunu, dolayısıyla aynı olgulara dayanılarak yeniden tutuklanması

nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca tutuklu kaldığı sürede çalışamaması nedeniyle

çalışma hürriyetinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

79. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu, başvurucuların bu yola başvurduğuna ilişkin

herhangi bir bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, esasa ilişkin olarak

ise tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu ileri

sürülerek tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın

özel koşulları ile İstanbul Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen

kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve

delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin

olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

80. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucuların tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

81. Başvurucu Ayşegül Çağatay, Bakanlık görüşüne karşı

beyanında mahiyeti itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuş

ve Bakanlık görüşünü kabul etmediğini ifade etmiştir.

ii. Değerlendirme

82. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

83. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

84. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucuların bu bölümdeki iddialarının özünün

tutuklanmalarının hukuki olmadığına yönelik olduğu anlaşılmakla bu bölümdeki

şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi

gerekir.

(1) Genel

İlkeler

85. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020,

§§ 38-45.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

86. Somut olayda ilk olarak başvurucuların

tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Başvurucular, DHKP-C silahlı terör örgütüyle ilgili olarak yürütülen soruşturma

kapsamında terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmışlardır.

87. Diğer taraftan başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide

Özdemir ve Görkem Ağdede bir avukat olarak mesleklerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıklarını da iddia etmektedirler.

88. Anayasa Mahkemesi Ahmet Mandacı ve diğerleri kararında;

avukat olan başvurucuların mesleklerinden kaynaklanan güvencelere uyulmadan

haklarında tutuklama tedbiri uygulanmasının hukuka aykırı olduğu yönündeki

şikâyetleri tutuklamanın kanuniliği kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi

bu kapsamda yaptığı değerlendirmede 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık

Kanunu'nun ilgili maddelerini dikkate alarak "avukatlar yönünden özel

soruşturma prosedürlerinin yalnızca avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya

da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında

işledikleri suçlardan dolayı öngörüldüğü ve bu hâllerde soruşturmanın

Bakanlığın iznine bağlı olduğu, bunun dışında kişisel suçları bakımından özel

soruşturma usulünün bulunmadığı"nı belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi söz

konusu kararda hâkim, savcı ve Yüksek Mahkeme üyeleri ile ilgili olarak daha

önce verdiği bir kısım karara ve aynı konudaki Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak terör örgütüne üye olma suçunun kişisel suç olduğunu söylemiştir (Ahmet

Mandacı ve diğerleri, §§ 85-87). Anayasa Mahkemesi anılan kararda ayrıca

suçlama konusu eylemleri ve dosya kapsamındaki delilleri ayrıntılı şekilde

değerlendirdikten sonra örgütle bağlantıları anlatılan HHB ile irtibatlı olarak

çalışan avukat başvuruculara yöneltilen suçlamanın görevle ilgili olmadığı

(eylemlerin avukatlık görevlerinden kaynaklanmadığını veya görev sırasında

gerçekleşmediğini belirterek), dolayısıyla somut olayın koşullarında

başvurucuların mesleklerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmediğinden

bahisle kanuna aykırı olarak tutuklandıkları iddiasının yerinde olmadığı

sonucuna varmıştır (Ahmet Mandacı ve diğerleri, § 88).

89. Somut olayda avukat olan bir kısım başvurucuya

yöneltilen suçlama DHKP/C terör örgütüne üye oldukları iddiasıdır. Bu kapsamda

soruşturma makamlarınca bir kısım tanık beyanına ve açık kaynak araştırmalarına

göre HHB avukatlarının örgüt talimatı ile hareket ettikleri ve bu doğrultuda

ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu veya hükümlülerle örgüt yöneticileri

arasında aracılık (kuryelik) yaptıkları, örgüt yöneticilerinin talimatlarını

örgüt sorumlularına aktardıkları, gerektiğinde örgüt üyelerini sakladıkları ya

da onların kaçmasına yardım ettikleri ileri sürülmektedir. Bu bağlamda soruşturma

makamları, HHB ile irtibatlı olarak çalıştıklarını ileri sürdüğü avukat

başvurucuların örgütün talimatları doğrultusunda hareket ettiklerini ve örgüt

hiyerarşisi içinde yer aldıklarını iddia etmiştir. Bu itibarla örgütle

bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen kovuşturma veya soruşturma kapsamında

haklarında yakalama kararı bulunan başvurucu Ebru Timtik ve örgütün Türkiye

sorumlusu olduğu belirtilen K.K.nın, başvurucuların bulunduğu ve aynı zamanda

konut olarak da kullandıkları HHB'ye ait avukatlık bürosunda özel olarak

yapıldığı anlaşılan gizli bir bölmede yakalandıkları dikkate alındığında

soruşturma makamlarının söz konusu eylemlerin avukatlık görevi kapsamında

olmadığı yönündeki değerlendirmelerinin keyfî olduğu söylenemez. Dolayısıyla

somut olayda Anayasa Mahkemesinin benzer bir şikâyet yönünden vardığı sonuçtan

ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

90. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

91. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararlarında; başvurucular yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olgu

olarak haklarında terör örgütü üyeliğinden yakalama kararı bulunan K.K. ve

başvurucu Ebru Timtik'in arama yapılan hukuk bürosunda gizli bölme içinde

dijital materyaller ve yaşam malzemeleri ile birlikte yakalanmalarına, bir

kısım tanık beyanı ile açık kaynak araştırmalarına ve yapılan aramalarda ele

geçirilen belgelere dayanıldığı anlaşılmaktadır (bkz. § 36).

92. Başvurucular hakkında düzenlenen iddianamede ise

soruşturma makamlarınca devam eden yargısal süreçler kapsamında haklarında

terör örgütü ile bağlantılı suçlardan yakalama kararı bulunan K.K. ve başvurucu

Ebru Timtik'in arama yapılan hukuk bürosunda gizli bölme içinde dijital

materyaller ve yaşam malzemeleri ile birlikte yakalandıkları, bu bağlamda

DHKP-C terör örgütü fikir ve ideolojisi doğrultusunda yayınlar yaptığı belirtilen

bir internet sitesinde başvurucularla ilgili olayın haber yapılarak

başvurucuların sahiplenildiği belirtilmiş, yine bir kısım tanık beyanı ve açık

kaynak araştırmalarına göre HHB ile bağlantılı olarak faaliyet gösteren

avukatların örgüt içinde "Sporcular" kod adı ile anıldıkları

ve örgüt içinde oluşturulan İKOM isimli yapılanma tarafından HHB avukatlarının

ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla büronun hesabına her ay düzenli olarak

para yatırıldığı ileri sürülmüştür. Başsavcılık ayrıca başvurucuların

soruşturma sürecinde -DHKP/C terör örgütü tarafından örgüt üyelerine yönelik

oluşturulduğu belirtilen "Gözaltına Alındınız Ne Yapmalısınız"

isimli kitapçıkta yer alan hususlar doğrultusunda hareket ederek- örgütsel

sloganlar attıklarını, nezarethaneye alınmadan önce üst aramasını yaptırmamak

ve parmak izi vermemek için direndiklerini, ayrıca verilen içecek ve

yiyecekleri kabul etmeyerek açlık grevine gittiklerini belirtmiştir. Sonuç

olarak Başsavcılık başvurucuların örgüt talimatları ile örgütün amaçları doğrultusunda

hareket ettiklerini, bu itibarla örgüt hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle

terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerini iddia etmiştir.

93. Buna göre soruşturma mercilerince bağlantılı bazı

soruşturmalar ve somut olaya ilişkin yapılan soruşturma kapsamında alınan

ifadeler ile açık kaynak araştırmalarına göre DHKP-C terör örgütüyle irtibatlı

olduğu belirtilen HHB ile ilgili olarak yapılan tespitleri, haklarında örgütle

bağlantılı suçlardan yakalama kararı bulunan başvurucu Ebru Timtik ve terör

örgütünün Türkiye sorumlusu olduğu belirtilen K.K.nın -bir kısım başvurucu

tarafından aynı zamanda konut olarak da kullanılan- dairede (avukatlık

bürosunun bir bölümünde) yer alan gizli bölmede yakalanmaları, başvurucuların

gözaltına alınmaları sonrasında örgüt talimatları doğrultusunda hareket

etmeleri ve yine örgüt ideolojisi doğrultusunda sahiplenilmeleri hususları

dikkate alınarak anılan olguların somut olayın koşullarında başvurucular

yönünden tutuklamanın hukukiliği bakımından DHKP/C terör örgütü ile bağlantılı

bir suç işlediklerine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz

ve keyfî olduğu söylenemez.

94. Öte yandan başvurucu Ayşegül Çağatay başvuru konusu

yapılan tutuklama kapsamında kendisine yöneltilen suçlamaların daha önce açılan

bir davaya konu edildiğini ve o davanın yargılamasının devam ettiğini,

dolayısıyla yeni bir suç işlemesinin söz konusu olmadığını, bu itibarla aynı

eylemi nedeniyle hakkında yeni bir soruşturma başlatılarak tutuklama tedbiri

uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

95. Bu bağlamda ilgili yargısal süreçte yer verilen

soruşturma bilgilerine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

2017/105607 sayılı soruşturma kapsamında başvurucu Ayşegül Çağatay'ın terör

örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklandığı, tutuklu olarak sürdürülen soruşturma

sonunda Başsavcılığın 22/3/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında

terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle açılan davanın ilk

duruşmasında başvurucunun savunmasının alındığı ve aynı duruşma sonunda

tahliyesine karar verildiği, yargılama sonunda da terör örgütüne yardım etme

suçundan mahkûmiyetine hükmedildiği, başvurucunun anılan karara karşı yaptığı

istinaf talebinin ve sonrasındaki temyiz talebinin esastan reddedildiği ve

mahkûmiyet hükmünün onanarak kesinleştiği görülmektedir (bkz. §§ 9-30).

96. Yargıtayın yerleşik içtihadına göre terör örgütü

üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve temadinin kişinin yakalanması

(fiilî temadi) ve iddianame düzenlenmesi (hukuki temadi) ile kesileceği,

dolayısıyla kişinin yakalanması ve iddianame düzenlenmesinden sonra

gerçekleştirdiği örgütsel eylemlerinin yeni bir suç teşkil edeceği kabul

edilmektedir (bkz. §§ 50-54).

97. Bu bağlamda başvurucu Ayşegül Çağatay yönünden yeni

bir suçun söz konusu olup olmadığını belirlemek için başvurucuya yöneltilen

suçlamaya konu eylemlerin tarihleri ve dayanaklarıyla birlikte ortaya konulması

gerekmektedir: Her iki soruşturmada da başvurucu Ayşegül Çağatay'a yöneltilen

suçlama terör örgütü üyesi olduğudur. Bu kapsamda Başsavcılık tarafından

22/3/2018 tarihli iddianamede özellikle tanık B.E.nin, HHB ve başvurucu

hakkındaki beyanları, başvurucunun örgütün organize ettiği eylemlere katılmış

olması ve ele geçirilen bir kısım dijital veriler dayanak gösterilerek başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir (bkz. §§ 18, 19). Bu

arada, başka bir dosya kapsamında örgütle bağlantılı suçlardan yargılanmaları

devam eden ve haklarında yakalama kararı bulunan bir kısım şüpheli veya sanığın

yakalanmasına yönelik olarak başvurucunun da irtibatlı olarak çalıştığı

belirtilen HHB avukatlarının büro ve konut olarak kullandıkları anlaşılan

dairede Başsavcılığın talimatıyla 20/6/2019 tarihinde yapılan aramada dairenin

gizli bir bölmesinde örgüt üyeliği suçlamasıyla haklarında yakalama kararı

bulunan başvurucu Ebru Timtik ile örgütün Türkiye sorumlularından olduğu

belirtilen K.K.nın yakalanması üzerine arama öncesinde ve arama esnasında

büroda bulunan başvurucu Ayşegül Çağatay hakkında örgüt üyeliği suçlamasıyla yeni

bir soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılık, bu bağlamda düzenlediği 20/9/2019

tarihli iddianamede, söz konusu aramanın yapıldığı HHB'nin örgütle olan

bağlantısı, başvurucunun söz konusu büro ile irtibatlı olarak çalışması ve

haklarında yakalama kararı bulunan kişilerin bu büronun özel bir bölmesinde

yakalanmış olması hususlarını suçlamaya dayanak yapmıştır (bkz. §§ 39, 40). Bu

itibarla her iki suçlamanın dayanaklarının aynı olduğunu söylemek mümkün

gözükmemektedir.

98. Buna göre; anılan olgular ve Yargıtay'ın söz konusu

içtihatları dikkate alındığında başvurucu Ayşegül Çağatay'a yeni bir suçlama

yöneltilmesinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

99. Diğer taraftan başvurucular hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin meşru bir amacının bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerekir.

100. Başvurucuların tutuklanmasına esas alınan terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

101. Somut olayda Sulh Ceza Hâkimliklerince

başvurucuların tutuklanmasına karar verilirken işledikleri iddia olunan terör

örgütüne üye olma suçunun niteliğine, kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına,

delilleri karartma ve kaçma şüphesinin bulunmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına ve

bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 36).

102. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Sulh Ceza

Hâkimlikleri tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucular yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- delilleri karartma ve

kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

103. Başvurucular hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

104. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64).

105. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Sulh Ceza Hâkimliklerinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucular hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

106. Öte yandan tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin olarak yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucular

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin siyasi amaçlarla gerçekleştirildiği

iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu değildir.

107. Açıklanan gerekçelerle tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

108. Başvurucu Ayşegül Çağatay; tahliye taleplerinin ve

itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve yeterli gerekçe

olmadan şablon gerekçelerle reddedildiğini belirterek tutukluluğun makul süreyi

aştığını, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

109. Bakanlık görüşünde; 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu, başvurucunun bu yola başvurduğuna ilişkin herhangi bir

bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği

ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde ayrıca tutukluluğun devamına ilişkin

kararlarda ilgili ve yeterli gerekçe bulunduğu belirtilmiştir.

110. Başvurucu Ayşegül Çağatay, Bakanlık görüşüne karşı

beyanında mahiyeti itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuş

ve Bakanlık görüşünü kabul etmediğini ifade etmiştir.

ii. Değerlendirme

111. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve

Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

112. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam

Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

113. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra

tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan hak arama yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

114. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi

aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel

başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Tutukluluğa İlişkin Karar Veren Yargı Mercilerinin

Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

115. Başvurucu Ayşegül Çağatay; tutuklama kararını veren

sulh ceza hâkimliği ile kovuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar veren

ve tutukluluk itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

ayrıca nöbetçi olan sulh ceza hâkimliği yerine belirlenen başka bir sulh ceza

hâkimliği tarafından sorgusunun yapıldığını ve tutuklandığını, bu durumun da

doğal hâkimlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

116. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin

kanuni hâkim güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu

(2), B. No: 2015/7231, §§ 64-78, 94-97).

117. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; terör suçlarına

ilişkin davalara bakmakla görevli olan ağır ceza mahkemelerinin tutukluluğa

ilişkin karar vermesine veya bu kararlara yönelik itirazları değerlendirmesiyle

ilgili olarak bu mahkemelerin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız

ve bağımsız mahkeme olmadıkları şikâyetlerini incelemiş ve anılan mahkemelerin

kuruluşu, bu mahkemelerin görev alanlarının belirlenmesi ve burada görev yapan

hâkimlerin statüsünü dikkate alarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olduğu sonucuna varmıştır (Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B.

No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

§§ 183-197).

118. Somut başvuruda, sulh ceza hâkimliklerinin ve -terör

suçlarına ilişkin davalara bakan- ağır ceza mahkemelerinin yapısıyla ilgili

olarak aynı mahiyetteki iddialarla ilgili anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

119. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları

120. Başvurucular; gözaltında iken açlık grevine

başladıklarını, bu süreçte avukatlarının getirdiği su ve şekerin kendilerine

verilmediğini ancak beşinci günün sonunda avukatlarının getirdiği su ve şekerin

kendilerine verildiğini, ayrıca gerekli olmadığı hâlde Sulh Ceza Hâkimliğinden

alınan karara istinaden rızaları dışında tükürük örneği alınması ve parmak izi

tespiti yapılması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini,

bu kapsamda kendilerine kâğıt ve kalem verilmemesi nedeniyle söz konusu karara

itiraz edemediklerini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvurucu Nadide Özdemir

ayrıca gözaltına alınması esnasında herhangi bir karar olmadan usule aykırı

şekilde tükürük örneğinin alınmaya çalışılması nedeniyle işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürerek bu konuda Savcılığa şikâyette

bulunduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

121. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

122. Somut olayda başvurucular, gözaltı sürecinde

avukatlarının getirdiği su ve şekerin kendilerine verilmemesi nedeniyle kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarını ileri

sürmektedirler. Başvurucular bu bağlamda ihmal ya da kasıtları bulunan kamu

görevlileri hakkında adli mercilere şikâyette bulunduklarını veya bu yönde bir

şikâyetleri olmuş ise söz konusu başvuru yolunu tükettiklerini bildirmemişler

ya da bu konuda bir belge ibraz etmemişlerdir.

123. Öte yandan başvurucular Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından verilen karara istinaden gerekmediği hâlde rızaları dışında

kendilerinden tükürük örneği alındığını ve parmak izi tespiti yapıldığını,

ayrıca söz konusu karara itiraz imkânı tanınmadığını, bu nedenle işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

124. Bu bağlamda başvurucular, gerekmediği hâlde tükürük

örneği alınması ve parmak izi tespiti yapılması iddialarına ilişkin olarak adli

mercilere başvurduklarına dair bir şey söylememişlerdir. Sadece başvurucu

Nadide Özdemir gözaltına alınması sırasında kendisinden usule aykırı şekilde

tükürük örneği alınmak istenmesi nedeniyle şikâyette bulunduğunu belirtmiş

ancak bu şikâyete ilişkin yargısal sürece dair herhangi bir bilgiyi dosyaya

sunmamıştır.

125. Buna itibarla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamına giren eylemlere maruz kaldığını ileri süren başvurucular

tarafından etkili bir başvuru yolu olan adli makamları harekete geçirmek için

bir başvurularının olmadığı ya da bu başvuru yolunun tüketilmediği dikkate

alındığında başvuruya konu olayın -bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği- Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı

değerlendirilmiştir.

126. Açıklanan gerekçelerle işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Ebru Timtik yönünden başvurunun DÜŞMESİNE,

B. 1. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir,

Görkem Ağdede ve Gülser Sarıgül yönünden yakalama ve gözaltına almanın hukuka

aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem

Ağdede ve Gülser Sarıgül yönünden soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem

Ağdede ve Gülser Sarıgül yönünden tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Başvurucu Ayşegül Çağatay yönünden tutukluluğun makul

süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Başvurucu Ayşegül Çağatay yönünden tutukluluğa ilişkin

karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem

Ağdede ve Gülser Sarıgül yönünden işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucular : 1. Ayşegül ÇAĞATAY 2. Ebru TİMTİK 3. Görkem AĞDEDE 4. Nadide ÖZDEMİR 5. Gülser SARIGÜL Başvurucular Vekili : 1. Av. Çiğdem AKBULUT 2. Av. Fatih GÖKÇE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2019/28236, 10 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Başvurucular
  9. B. Bireysel
  10. Tahliyesine
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucu
  16. B. Başvurucular Ayşegül Çağatay, Nadide Özdemir, Görkem
  17. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2019/28236
Tarih
10 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Zulfikar Kurtay Başvurusu (B. No: 2018/7697)
  • Gökhan Gündüz Başvurusu (B. No: 2018/13782)
  • Ataseven Enerji Üretim A.ş. Başvurusu (B. No: 2018/27502)
  • M.k. Başvurusu (B. No: 2016/10325)
  • Yaşar Çetinbaş Başvurusu (B. No: 2018/34564)
  • Mehmet Köktaş Başvurusu (B. No: 2018/35775)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.