İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aysel Çalan Başvurusu (B. No: 2014/2429)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun

Başvuru No2014/2429Tarih21 Eylül 2017Okuma19 dk · 3.768 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aysel Çalan Başvurusu

Karar tarihi
21 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/2429
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.768 kelime·19 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun

oğlunun yabancı cisim yutma nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesi

ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi

nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşıbeyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile onaylı suretleri Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

gönderilen soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle

şöyledir:

9. Başvurucu, Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu

iken 15/9/2010 tarihinde yaşamını yitiren 1992 doğumlu S.A.nın annesidir..

A. S.A. nın Ceza

İnfaz Kurumuna Girişi ve Ölümü

10. Başvurucunun oğlu S.A., kullanmak için uyuşturucu veya

uyarıcı madde kabul etme veya bulundurma suçundan tutuklanarak 13/9/2010

tarihinde Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu)

konulmuştur.

11. S.A., bireysel başvuru ve soruşturma dosyasına yansıdığı

kadarıyla Ceza İnfaz Kurumuna girmesinden iki gün sonra, 15/9/2010 tarihinde

bir radyo anteni yutmuştur. S.A. bunun üzerine önce Ceza İnfaz Kurumu revirine,

akabinde ise Mersin Devlet Hastanesine (Hastane) götürülmüştür.

12. S.A. 15/9/2010 tarihinde saat 12.00 sıralarında Hastanenin

Acil Servisine giriş yapmıştır. S.A., burada yapılan muayenesi neticesinde "batında yabancı cisim" notuyla

Hastanenin Genel Cerrahi Servisine yönlendirilmiştir. Bunun üzerine yapılan

tetkiklerde S.A.nın karnında

8-10 cm uzunluğunda 0,5-0,8 cm kalınlığında yabancı bir cismin bulunduğu tespit

edilmiştir.

13. Hastane kayıtlarına göre vücuttaki yabancı cismin belli bir

süre beklendikten sonra çıkmaması hâlinde ameliyatla alınması gerektiği S.A.ya açıklanmıştır. S.A., anılan

açıklamayı içeren belgeyi imzalamıştır.

14. Takibe alınan hasta, saat 17.00 sıralarında kolundaki serumu

çıkarmış ve tedaviyi kabul etmediğini bildirmiştir. Hastane kayıtlarına göre

hasta tedaviyi kabul etmediği için diazem adlı ilaç

hastaya enjekte edilememiştir.

15. Saat 18.00 sıralarında iğne yapılmak için yanına gidilen

hastanın hareketsiz yattığı ve arrest olduğu

anlaşılmıştır. Resusitasyona (durmuş olan dolaşım ve

solunum sistemini yeniden çalışır hâle getirmek için uygulanan yöntemler

bütünü) yanıt vermeyen hasta saat 18.10 sıralarında ölü kabul edilmiştir.

B.Ceza Soruşturması Süreci

1. Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemler

ve Alınan Raporlar

16. Hastanede görev yapan polis memurları Ceza İnfaz Kurumunda

tutuklu olarak bulunan bir şahsın Hastanede öldüğünü Mersin Cumhuriyet

Başsavcılığına bildirmiştir. Bunun üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve diğer bazı kişilerle birlikte Hastaneye gitmiştir.

17. Cumhuriyet savcısı eşliğinde ölü haricî muayene işlemi

gerçekleştirilmiştir. Ölü haricî muayenesinde eskiye ait birkaç yara izi

dışında herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü haricî

muayenesi işlemine katılan adli hekim, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi

işlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bunun

üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 16/9/2010 tarihinde klasik otopsi

işlemi gerçekleştirilmiştir.

18. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi

işlemi sonucunda hazırlanan 8/2/2011 tarihli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

DIŞ MUAYENE

(...)

Boyun solunda 1x1 cm kurutlu

sıyrık, sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda

2 adet 1 cm çapta kurutlu sıyrık dışında tüm vücudun

muayenesinde herhangi bir travmatik lezyona

rastlanmadı.

Ceset skopiye alındı.

Mide içinde anten görünümünde opasite izlendi. Dirsek

içlerinde enjeksiyon izleri görülmedi.

İÇ MUAYENE

(...)

Batın Muayenesi: Batın derisi kaldırıldı. Cilt altında kanama, batında serbest

sıvı görülmedi. Karaciğer yüzey ve kesitleri doğal bulundu. Midede perforasyon görülmedi. Lümende sıvı gıda içinde 8 cm

uzunlukta anten ucu bulundu, alındı. Mukozası doğal bulundu. Böbrekler ve

dalağın yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik

özellik görülmedi. Diğer batın/pelvis organ ve

yapılarında makroskopik patolojik özellik görülmedi.

İskelet sistemi doğal bulundu.

(...)

SONUÇ

(...)

1-) Kimya İhtisas Dairesi’nin toksikoloji

raporuna göre; kanda alkol (Etanol-Metanol)

bulunmadığı, kan ve iç organ parçalarında aranan uyutucu-uyuşturucu ve toksik maddelerden hiçbirisinin bulunmadığı,

2-) Kişinin vücudunda ölümüne müessir travmatik lezyon bulunmadığı,

3-)Kişinin ölüm

sebebi ve tıbbi hata yönünden değerlendirilmek üzere tüm adli tahkikat dosyası

ve tedavi evraklarının gönderilerek (İstanbul) Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

ilgili İhtisas Kurulu’ndan görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirir

rapordur."

19. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm sebebi ve tıbbi hata

yönünden değerlendirilmek üzere dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar

vermiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun, Hastane kayıtları ile adli

dosyada bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak hazırladığı 25/5/2011 tarihli

raporun sonuç kısmı şöyledir:

"(...)

SONUÇ

(...)

1- Otopsi esnasında alınan kan ve iç organ

örneklerinde aranan alkol uyutucu, uyarıcı ve toksik

maddeler bulunmadığı,

2- Ceset muayenesinde boyun solda 1x1 cm’lik ve sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda 2 adet 1 cm çaplı kurutlu sıyrık dışında yeni oluşmuş travmatik

lezyon tarif edilmediği, bu kurutlu sıyrıkların da

ölüm tevlid eder nitelikte olmadıkları,

3- Midede 8 cm uzunluğunda anten parçası

saptanmış olup, otopside mide mukozasında tahribat ve duvarında delinme tespit

edilmediğine göre bu anten parçası nedeniyle öldüğünün delilleri bulunmadığı,

4- Mevcut klinik ve otopsi bulgularına göre

kişinin ölüm nedenlerinin belirlenemediği,

5- Hastaneye gelişi ile ölümü arasında geçen

sürede (yaklaşık 5-6 saat) yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu oy

birliğiyle mütalaa olunur."

20. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, kesin ölüm nedeninin

belirlenememesi üzerine dosyayı Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna göndermiş; ölüm

sebebi ve tıbbi hata yönünden yeniden bir değerlendirme yapılmasını talep

etmiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 26/7/2012 tarihli raporunda da mevcut

klinik ve otopsi bulgularına göre kişinin ölüm nedeninin belirlenemediği ifade

edilmiştir. Bu raporda ayrıca tıbbi bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde

hekimlere ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

2. Başvurucu ile Tanık Sıfatıyla Dinlenen

Kişilerin Beyanları

21. Cumhuriyet savcısı 17/9/2010 tarihinde müşteki sıfatıyla

başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde özetle oğlunun ölüm olayı

ile ilgili olarak gerekli incelemelerin yapılarak sorumlu kişilerin tespit edilmesinive bu kişilerin cezalandırılmasını talep

etmiştir.

22. Başvurucu ayrıca muhtelif tarihlerde Mersin Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği dilekçelerle olayın aydınlatılmasını istemiştir.

Başvurucu dilekçelerinde özetle oğlunun 12/9/2010 tarihinde saat 18.00

sıralarında gözaltına alındığını ve ertesi gün tutuklanarak Ceza İnfaz Kurumuna

konulduğunu, 15/9/2010 tarihinde ise oğlunun tedavi amacıyla hastaneye

kaldırıldığını öğrendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Hastaneye gittiğinde oğlunun

Ceza İnfaz Kurumunda bir metal parçası yuttuğunun ancak sağlık durumunun iyi

olduğunun kendisine söylendiğini, metal parçasının alınması için yapılacak olan

ameliyatın risksiz olduğunun kendisine ifade edildiğini, 17.30 sıralarında

oğluyla ilgilenen doktorun yanına telaşla bir hemşirenin geldiğini ve doktora

bir şeyler söylediğini, doktorun ise

"Daha ne bekliyorsun git kalçasından iğne yap." dediğini,

saat 18.45'te ise oğlunun ölüm haberinin kendisine bildirildiğini ifade

etmiştir. Başvurucu ayrıca söz konusu anten parçasının oğluna zorla yutturulup

yutturulmadığı hususunun araştırılmasını talep etmiştir.

23. Cumhuriyet savcısı 23/9/2010 tarihinde S.A.nın Ceza İnfaz Kurumundaki arkadaşlarından B.B.nin ifadesini almıştır. B.B.nin

ifadesişöyledir:

"Ben halen Mersin E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda tutuklu olarak yaklaşık 8-9 gündür bulunmaktayım. S.A. ile

tutuklanmadan önce Osmaniye Polis Merkezi nezaretinde ve çocuk şube

müdürlüğünde birlikte kaldık, aynı gün de tutuklanarak cezaevine götürüldük.

Cezaevinde B-9 koğuşunda kalıyorduk. S.A. ile 12/09/2010 ile 15/09/2010

tarihleri arasında sürekli beraberdik. [S.A.] Bu süreç içerisinde gittikçe

artan bir şekilde uyuşturucu krizine girmeye başlamıştı. Daha doğrusu ilk

zamanlar ellerinde ve ayaklarında titreme oluyordu ancak süre geçtikçe krizi

artmaya başlıyordu. Ellerindeki ve ayaklarındaki titremeler vücudunda

kasılmalara neden olmaya, dili tutularak konuşamamaya başlamıştı. Hatta

14/09/2010 günü geçirdiği krizde dili tutuldu ve bayıldı. Yani gittikçe durumu

kötüye gidiyordu, bünyesi de zayıftı, 2-3 gündür yemek de yememişti. Olay günü

de S.A koğuşun yanında bulunan volta atmak için kullandığımız etrafı kapalı

odaya yatağını koyarak burada müzik dinleyeceğini söyleyerek koğuşumuzda

bulunan küçük radyoyu da yanına alarak volta atılan odaya geçti. Ben de S.A.nın odaya geçmesinden yaklaşık

2-3 dakika sonra odaya sigara içmek için gittiğimde S.A. radyonun antenini

çıkarmış yutmaya çalışıyordu, hatta yutamadığı için gözlerinden yaş geliyordu

parmağıyla da yutmak için zorluyordu. Ben olayı görünce arkadaşların yardım

etmesi için bağırdım ve hemen müdahale ettim ancak S.A krize girmişti, kendinde

değildi bu arada anteni yuttu. Biz hemen olayı görevlilere haber verdik. S.A.yı önce revire oradan da

hastaneye götürdüler. Ancak S.A. girdiği krizde zor konuşuyordu, her tarafı

kasılmış bir vaziyette idi. Bu olaylar öğleye doğru oldu. S.A. krize girdiğinde

görevlilere haber veriyorduk, revire götürüp tedavisini yapıp tekrar koğuşa

getiriyorlardı.”

24. Ceza İnfaz Kurumundaki diğer tanıklar da olay anına ilişkin

olarak B.B.nin ifadesine benzer şekilde beyanda

bulunmuşlardır. Bu tanıklar yine B.B.nin ifadesine

benzer şekilde S.A.nın Ceza

İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde birkaç defa uyuşturucu krizine girdiğini,

bu durumu Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine bildirdiklerindekrize

giren S.A.nın her defasında Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerince kurum revirine götürüldüğünü, revir dönüşlerinde S.A.nın krizi geçmiş bir şekilde yanlarına geldiğini ifade

etmiştir.

3.Soruşturma Sonucunda Verilen Karar

25. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında elde

ettiği verileri değerlendirerek 11/2/2013 tarihli ve Sor. No. 2010/33883,

K.2013/2722 sayılı karar ile kovuşturmayayer

olmadığına karar vermiştir. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yeri

incelemesi ile tanık beyanlarına göre ölen kişinin kaldığı koğuşta herhangi bir

tartışma ve kavga yaşanmadığı, ölüm anına kadar koğuşta hayatın olağan akışında

seyrettiği, ölen kişiye yönelik fiilî bir müdahalenin bulunmadığı, otopsi

raporlarına göre kanda alkol, uyutucu, uyuşturucu madde ve toksik

maddeye rastlanmadığı, vücutta bulunan kurutlu

sıyrıkların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı tespitlerine vurgu

yaparak ölümün gerçekleşmesinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı

sonucuna ulaşmıştır. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca, Adli Tıp Kurumundan

alınan raporlarda Hastane hekimlerine ve sağlık personeline atfı kabil bir

kusur bulunmadığının belirtildiğini dikkate alarak Hastane çalışanları hakkında

da herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı sonucuna ulaşmıştır.

26. Başvurucu 12/6/2013 tarihli dilekçesinde özetle kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararın eksik inceleme sonucu verildiğini, şikâyet

dilekçesinde belirttiği delillerin toplanmadığını, oğlunun vücudunda bulunan

metal parçasının vücuda ne şekilde ve nasıl girdiğinin aydınlatılamadığını,

doktor ve hemşirelerin kusur ve ihmalinin araştırılmadığını belirterek

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

27. Silifke 2. Ağır Ceza Mahkemesi 10/10/2013 tarihli kararı ile

başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

28. Anılan karar 31/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

29. Başvurucu 21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

30. İlgili hukuk için bkz. Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782,

21/4/2016, §§ 74-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu, oğlu S.A.nın tutuklu

olarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan hastaneye kaldırıldığının kendisine

bildirilmesi üzerine derhâl Hastaneye gittiğini, Hastaneye gittiğinde oğlunun

Ceza İnfaz Kurumunda anten parçası yuttuğunun ancak sağlık durumunun iyi olduğunun

kendisine söylendiğini, bu açıklamadan belli bir süre sonra oğlunun vefat

haberinin kendisine bildirildiğini, oğluyla ilgilenen Doktor R.S.nin adeta kaçarcasına ortadan kaybolduğunu, bu durumun

oğlunun ölümünün ihmalden ya da yanlış tedaviden kaynaklandığı şüphesini

kuvvetlendirdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu kapsamda ayrıca, ceza infaz

kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin özel ve devlet hastanelerinde

yaşamlarının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasının yaşam hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin bir gereği olduğunu ifade etmiştir.

33. Başvurucu, ölüm nedeninin araştırılması ve olayda

sorumlulukları bulunan Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile Hastanenin sağlık

personeli hakkında kamu davası açılması talebiyle suç duyurusunda bulunduğunu

ancak olay hakkında etkisiz bir soruşturma yürütülerek kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu bu kapsamda, söz konusu

metal parçasının oğlunun vücuduna ne şekilde girdiği, yuttuğu veya yutturulduğu

hususlarının soruşturmada yeterince aydınlatılamamış olduğunu, sadece oğlunun

koğuş arkadaşlarının yönlendirilmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemel beyanlarına

göre karar verildiğini, ceza ve infaz koruma memurlarının ifadelerinin

alınmadığını, Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtlarının istenmediğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca, Hastanede oğluna müdahale eden doktor ve

hemşirelerin kusur ve ihmalinin bulunup bulunmadığı hususunda etkili bir

araştırma yapılmadığını, doktor ve hemşirelerin ifadelerinin dahi alınmadığını,

söz konusu olayda doktor ve hemşirelerin kusurunun bulunmadığını belirten Adli

Tıp Kurumu raporuna dayanılarak karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı

olduğunu, Adli Tıp Kurumu raporlarının tarafsızlığının ve yeterliliğinin

sorgulanmadığını, ölüm nedeninin belirlenemediğini, yeterli inceleme

yapılmaması nedeniyle cezasızlığa neden olunduğunu ifade etmiştir.

34. Başvurucu; yukarıdaki iddialarla (bkz. §§ 32, 33) yaşam

hakkının, adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde; kabul edilebilirlik koşulları ile ilgili

olarak “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her

olayda mutlaka cezai işlem başlatılmasını gerekli kılmadığı, yaşam hakkına

yönelik ihlal iddialarının kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği

durumlarda mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olmasının yeterli olabileceği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde; yaşam

hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesinin öncelikle

idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altında olduğu, somut

olayda başvurucunun ilgili kişiler veya idare aleyhine hukuk veya idare

mahkemelerinde herhangi bir tazminat davası açtığına dair bir bilginin

bulunmadığı, Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki 2013/1655 numaralı

bireysel başvuruda, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verdiği, başvurucunun şikâyetinin, kasti değil ihmale

ilişkin bir ölüm iddiası olduğu dikkate alındığında somut olayda olağan başvuru

yollarının tüketilmediğinin değerlendirildiği, bu sebeple başvurunun olağan

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.

36.Bakanlık, başvurunun esası hakkında yaptığı değerlendirmede

öncelikle konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) içtihatlarına yer vermiştir. Bakanlık somut olay hakkında yaptığı

değerlendirmede ise S.A.nın radyo anteni yutması

üzerine kaldırıldığı hastanede vefat etmesinden hemen sonra ölü muayene ve

otopsi işlemlerinin gerçekleştirildiğini, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bazı

tutuklu ve hükümlülerin tanık sıfatıyla dinlendiğini, Adli Tıp Kurumundan

alınan raporlarda sağlık personeline herhangi bir kusur atfedilmediğini,

başvurucunun soruşturma dosyasını inceleme yetkisine herhangi bir sınırlama

getirilmediğini belirterek başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerektiğinin düşünüldüğünü ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel olarak oğlunun yaşamının

korunamadığı ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiasını

ileri sürmüştür. Bu sebeple başvurucunun adil yargılanma hakkı ile etkili

başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarının bir bütün olarak yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

39. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Genel İlkeler

40. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

41. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

42. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya

çıkması için yetkililerce belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın

bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların

varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız

olduklarının tespiti gerekmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

43. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının

korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde

düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

44. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve

sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi

tedavilerine özen göstermeyi ve yaşamı üzerinde oluşabilecek olası tehditleri

engellemeyi de içerir. Uygun bir tıbbi tedavinin sağlanması konusundaki

eksiklikler yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebilir (Semiha Gür, B. No: 2013/8691, 6/1/2016, § 42).

45. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten yapılan ya da saldırı veya kötü

muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın

17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi,

yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

46. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.

Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

47. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan

riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda

bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olurlarsa

olsunlar, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya

da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

48. Somut olayda başvurucu, Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda tutuklu olarak bulunan oğlunun gerek Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince

gerekse Hastane personelince gerekli özenin gösterilmemesi sonucu hayatını

kaybettiğini, buna rağmen ölüm olayında ihmali olan kamu görevlilerinin cezasız

kaldığını ileri sürmektedir. Başvurucu ayrıca oğlunun vücudunda bulunan anten

parçasının oğluna zorla yutturulmuş olabileceğini ifade etmektedir.

49. Bu durumda, yaşanan ölüm olayının kasıtlı bir şekilde gerçekleştirilip

gerçekleştirilmediğinin yahut somut olayda yetkili makamların muhakeme hatasını

veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkında

olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı

ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığının tespiti

gerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda yukarıda da belirtildiği üzere -birey

kendi inisiyatifiyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden

olabilir (bkz. § 45).

50. Bu nedenle somut olayda başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediği konusunda karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem

kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer

varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir. Bu

tespit ise ancak somut olayın koşulları ile yürütülen ceza soruşturmasının

kapsam ve içeriği dikkate alınarak yapılabilir.

51. Bu çerçevede başvuru konusu olayda öncelikle S.A.nın vücudundan çıkan anten

parçasının S.A.ya zorla yutturulmuş olabileceği

yönündeki iddiaya değinmek gerekir. Cumhuriyet savcısı bu kapsamda S.A.nın Ceza İnfaz Kurumundaki

arkadaşlarının ifadesini almıştır. Olay anına tanıklık eden tutuklu B.B.,

Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesinde açıkça radyo antenini S.A.nın yutttuğunu

ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenen diğer tanıklar da

tutuklu B.B. ile benzer şekilde beyanda bulunmuş ve olayda başka bir kişinin

dahlinin olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu her ne kadar oğlunun koğuş

arkadaşlarının verdiği ifadelerin yönlendirilmiş olabileceği ihtimalinden

bahsetmiş ise de başvuru formu ve ekleri ile soruşturma dosyasındaki hiçbir

bilgi ve belge bu kişilerin beyanlarından kuşku duyulmasını gerektirecek bir

veri içermemektedir. Kaldı ki başvurucunun oğlu, bilinci açık bir şekilde

hastaneye götürülmüş, hatta olası bir ameliyatın riskleri hakkında

bilgilendirilmiş ve kendisinin ameliyat için yazılı rızası alınmıştır.

Başvurucunun oğlu S.A., hastanede yapılan bu işlemler sırasında söz konusu

anten parçasının kendisine zorla yutturulduğu şeklinde bir beyanda

bulunmamıştır. Ayrıca ölü muayenesi işlemi tutanağı ile otopsi raporunda, ölen

kişinin vücudunda herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilemediği

belirtilmiştir. Bu tespitler de söz konusu anten parçasının S.A.ya zorla yutturulduğu iddiasını desteklememektedir.

52. Bu durumda ölen kişinin vücudundan çıkan anten parçasının

ölen kişiye zorla yutturulması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, somut

olayda aksine bir durumdan “şüphelenilmesi”ni gerektirecek bir olgunun bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu, ceza ve infaz koruma memurlarının

ifadelerinin alınmamasının ve Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtlarının

istenmemesinin bir eksiklik olduğunu ileri sürmüş ise de yukarıdaki tespitleri

yapmaya imkân sağlayacak araştırmaların yapıldığı soruşturmada olay anının

tespitine ilişkin başka bazı araştırmaların yapılmamış olması eksiklik olarak

değerlendirilmemiştir.

53. Bununla birlikte yetkili makamların yaşanan ölüm olayında

yukarıda (bkz. § 47) belirtilen ilkeler kapsamında değerlendirilebilecek bir

rollerinin bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerekmektedir.

54. Anten yutma olayından iki gün önce Ceza İnfaz Kurumuna

konulan ve başvuru formunda uyuşturucu madde kullanımına bağlı sorunlar

haricinde herhangi bir sorunundan bahsedilmeyen S.A.nın

anten yutmak suretiyle kendisine zarar vermesinin önlenememiş olmasında, Ceza

İnfaz Kurumu yetkililerinin cezai yönden sorumlu tutulmalarını gerektirecekağır bir kusurunun olmadığı, bu nedenle somut

olayda soruşturma makamlarının, Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin cezai

sorumluluklarının bulunmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek bir

yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki soruşturma kapsamında Adli Tıp

Kurumundan alınan raporlarda S.A.nın

anten parçası nedeniyle öldüğünün delillerinin bulunmadığı ifade edilmiştir.

55. Bu durumda S.A.nın

ölümünün tıbbi ihmalden ya da yanlış tedaviden kaynaklanmış olabileceği

yönündeki iddianın incelenmesi gerekir. Bireysel başvuru formu ve eklerinde söz

konusu ölüm olayının sağlık personelinin kasti bir tutumundan kaynaklandığını

gösteren herhangi bir bulgu olmadığı gibi olayın meydana geldiği koşulların bu

bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu da söz

konusu olayın sağlık personeli tarafından kasti şekilde gerçekleştirildiği

yönünde bir iddia ileri sürmemiştir.

56. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin

sahip olduğu “etkili bir yargısal

sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda başvurucuya adli ya da

idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası

yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

57. Bu itibarla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan

olup hem ilgili personelin ve idarenin sorumluluğunu saptayabilecek hem de

gerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecek

tazminat yolunun, somut olayda devletin yaşam hakkı kapsamındaki "etkili bir yargısal sistem

kurma" yönündekipozitif yükümlülüğünü yerine

getirebilmesi bakımından öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olduğu

sonucuna varılmıştır. Bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın öncelikle hukuk mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar

tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

58. Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü personel

hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması talebinde

bulunmuş olmakla birlikte hukuk mahkemelerinde tazminat davası ya da idari

yargıda tam yargı davası açma imkânını kullanmamıştır. Bu durumda başvuru

konusu olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen eylem için kanunda öngörülen

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

59. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Aysel ÇALAN

Vekili

:

Av. Çiğdem

ALTUNTAŞ BAYHAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2429, 21 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. S.A. nın Ceza
  7. Dış Muayene
  8. İç Muayene
  9. Sonuç
  10. Sonuç
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun başvuru
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Altuntaş Bayhan
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2429
Tarih
21 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • İsmail Akçayoğlu Başvurusu (B. No: 2014/1950)
  • Ali Riza Zümbül Başvurusu (B. No: 2014/2328)
  • Hüseyin Avunçli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14084)
  • Bayram Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/10786)
  • Adnan Teke Başvurusu (B. No: 2014/17827)
  • Hamdiye Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/7680)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.