İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aysel Gündüz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/1138)

1. Başvuru, tıbbi ihmal ve sağlık hizmetlerindeki organizasyon

Başvuru No2016/1138Tarih27 Kasım 2019Okuma31 dk · 6.183 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aysel Gündüz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
27 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/1138
R.G. Tarih ve Sayı
31/12/2019-30995
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.183 kelime·31 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal ve sağlık hizmetlerindeki organizasyon

kusuru sebebiyle gerçekleştiği iddia edilen ölüm olayından kaynaklanan

zararların karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların annesi olan ve vefat ettiğinde 78 yaşında olan

Y.G. malign müllerian tümör

teşhisiyle 21/12/2009 tarihinde yatırıldığı A. Üniversitesi Tıp Fakültesi C.

Hastanesinde 27/1/2010 tarihinde ameliyat olmuştur. Ameliyattan iki gün sonra

genel durumunun kötüleşmesi sonrasında 2/2/2010 tarihinde sevk edildiği A.

Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki İ. Hastanesinde 6/2/2010 tarihinde

hayatını kaybetmiştir.

9. Olayla ilgili olarak bir ceza soruşturması yürütüldüğüne dair

herhangi bir bilgi bulunmamakta olup başvurucular tarafından A. Üniversitesi

Rektörlüğüne (Rektörlük) ölüm olayı nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi

zararın tazmin edilmesi talebiyle başvuruda bulunulmuş, başvuru Rektörlük

tarafından reddedilmiştir.

10. Başvurucular 23/5/2011 tarihli dilekçeyle Ankara 3. İdare

Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde 3.808,16 TL maddi ve her bir başvurucu

için 15.000 TL olmak üzere toplam 90.000 TL manevi tazminatın ödenmesi

talebiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...

2- ... [Y.G.] 27.01.2010 tarihinde yapılan ameliyat sırasında ve

sonrasında yapılması gereken bakım ve tedavi hizmetlerinin gereği gibi

yapılmamasından kaynaklanan ağır hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybetmiş

bulunmaktadır.

Murisimizin ameliyatı sırasında ve sonrasında

kamu hizmeti vasfında sağlık hizmeti veren davalı idare, yürüttüğü kamu

hizmetinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli

araç ve gereçle donatılmış bina ve tesislerde, hizmetin özelliğine uygun olarak

seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğü bulunmasına karşın

bunları tam ve gereği gibi yerine getirmemiş ve ağır hizmet kusuru sergileyerek

murisimizin ölümüne sebep olmuştur.

3- Murisimizin tedavisi için [C.] Hastanesine başvurmamız ile birlikte tedavi ve

ameliyat sürecini üstlenen doktor 27.01.2010 tarihinde yapılan ameliyatı

takiben aynı gün yurt dışı gezisine gitmiş ve ameliyat sonrası hastamızla

hiçbir şekilde ilgilenmemiştir. 27 Ocak 2010 Çarşamba günü sabahleyin yapılan

ameliyat sonrası hasta ayılarak genel durumu iyi halde odasına nakledilmiştir.

Ameliyatı yapan doktor aynı gün öğlen saatinde hastayı yattığı odasında

gözlemlemiş ve durumunun iyi olduğunu belirterek hastaneden ayrılmıştır.

Ameliyatı takip eden 28 ocak Perşembe günü hastanın

aşırı öksürük, ayaklarda şiddetli ağrı, ameliyat yerinde iltihaplanma gibi

şikayetlerinin başlaması ile durum görevli personele bildirilerek önlem

alınması ve tedavisi istenmiştir.

Hastanenin görevli personellerine hastanın

yakınmaları defalarca iletilmesine ve kendileri de gelip hastanın durumunu

görmelerine karşın durumunu düzeltecek her hangi bir

müdahalede bulunulmamış ve genel durumu giderek kötüleşmiştir. Ameliyat öncesi

hastanın tek böbrekli olduğu ve yaşı itibarıyla taşıdığı diğer rahatsızlıklar

dosyasında açık olarak bulunmasına ve görevli personelce de bu hususlar

bilinmesine karşın gerekli tetkikler ve müdahaleler yapılmamıştır. Hastanın tek

böbrekli olması nedeniyle ameliyat öncesi [İ.] Hastanesi nefroloji

servisinde konsültasyon yapılarak ameliyat sonrası tek böbrekli olmasından

doğabilecek sıkıntılar dosyasına yazılmasına karşın, bu hususlar dahi görevli

personelce ihmal edilmiştir. Görevli doktorlara hasta refakatçilerince yapılan

uyarı ve hatırlatmalar sonucu ancak 29 ocak Cuma günü

böbrek değerlerine ilişkin testler yapılmıştır. Uyarılar üzerine yapılan

testlerde hastanın böbrek değerlerinin kötüye gittiği açıkça görülmektedir.

4- Ameliyatı takiben hastanın genel durumu 29 ocak Cuma günü öğleden sonra kötüleşmeye başlamış ve aşırı

öksürükle hastanın ağzından koyu renkli bir sıvı gelmeye başlayarak ateşi

yükselmiştir. Refakatçiler tarafından çağırılan görevli personel hastanın

yaşadığı durumu anlayamamış ve uzman hekim talepleri göz ardı edilmiştir.

Görevli doktorlarca hastanın yaşadığı sıkıntı akciğer ödemi olarak

nitelendirilmiş ve ameliyat sonrası bu tür bir rahatsızlığın olması normal bir

durum olarak nitelendirilerek, hastaya sık sık koridorda yürüyüş yaptırılması

salık verilmiştir. Görevli personelin bu bildirimi üzerine zaten ayakta

duramayan hastaya zorlayarak yürüyüşler yaptırılmıştır.

30 ocak cumartesi ve

31 ocak pazar günü boyunca hastanın genel durumunun iyice kötüleşmesine ve

şikayetlerinin çok artmasına ve öksürükle birlikte ağzından aşırı oranda koyu

renkli bir sıvı gelmesine karşın gerekli eğitime ve uzmanlığa sahip bir doktor

tüm ısrar ve çabalara karşın gelmemiştir. Göğüs hastalıkları bölümünden uzman

çağrılması talebi kadın doğum bölümü ile göğüs hastalıkları bölümü arasında

sıkıntı yaşandığı ve bu nedenle o bölümden doktor çağırılamadığı görevli

personelce hasta refakatçilerine beyan edilmiştir. Daha sonra hastanın

durumunun giderek kötüleşmesi üzerine de görevli personel tarafından başka başka binalarda bulunan göğüs hastalıkları ve nefroloji bölümlerinden 'telefonla' konsültasyon alınmış ve

uzaktan kumanda ile teşhis konulmaya çalışılmıştır. Tüm bu yaşananlar sırasında

hastaya gerekli tıbbi donanıma sahip uzman doktor bulunamamış ve hasta yetersiz

pratisyen hekimlerin eline bırakılmıştır.

5- Hafta sonu tatili boyunca hasta kendi

kaderine bırakılarak hiçbir teşhis konulamadığı gibi uygulanan tek tedavi

yöntemi ciğerlerinde ödem olduğu gerekçesiyle sürekli olarak hastanın sırtına

vurulması olmuştur.

Hastamızın genel durumu hafta sonu tatili

sonunda çok kötü bir hale gelmiş ve akabinde 31. ocak pazartesi sabahı saat

07.30 da ameliyatı yapan doktor yurtdışından dönerek hastaneye gelmiştir.

Sorumlu doktor hastayı muayene ettikten ve diğer personelden bilgi aldıktan

sonra yine önceki teşhisler gibi hastanın durumunda korkacak bir şey

olmadığını, hastanın yaşadığı sıkıntının sadece akciğer ödemi olduğunu ve kısa

sürede düzeleceğini belirterek sık sık yürütülmesini ve ödemi atması için

sırtına vurulmasını tavsiye etmiştir.

Sorumlu doktorun bu beyanı üzerine

refakatçilerce hastanın gittikçe ağır şekilde kötüleştiği ve daha iyi

olanaklara sahip diğer ana hastane olan [İ.] hastanesine sevkedilmesi

istenmesine karşın bu talep kabul edilmemiştir. Hastanın durumunda hiçbir

iyileşme olmamasına ve giderek durumunun kötüleşmesine karşın sadece sürekli

olarak sırtına vurmak şeklinde baskı uygulanarak geçiştirilmiştir. Aynı gün

içinde defalarca hastanın ana hastaneye sevki istenmişse de sevkedilmemiştir.

6- Akabinde 02 şubat Salı

sabahı hastamız çok kötü bir gece geçirmesinin ardından kısmen bilincini

kaybetmiş ve söylenenleri artık anlamaz şekilde bitkin hale gelmiştir. Hastanın

genel durumunun çok kötü hale geldiği artık açık olarak görülmesinin ardından

sabahleyin görevli doktor hastanın [İ.]

Hastanesi Post Op Kliniğine sevkine karar verildiğini söylemesine karşın, sevk

hemen yapılmamış üç saate yakın süren çıkış işlemlerinden sonra aynı gün

öğleden sonra hasta baygın halde ambulansla [İ.] Hastanesine nakledilmiştir.

Hasta 02.02.2010 tarihinde [İ.] Sina Hastanesine bilinci kapalı ve çok kötü bir

halde getirilerek Post Op Servisine yatırılmış ancak hafta boyunca yapılan tüm

müdahaleler sonuçsuz kalarak 06.02.2010 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

...

Ameliyatın yapıldığı [C.] Hastanesi yetersizdir ve bu tür müdahaleleri yapmaya

elverişli değildir. Hastamızın idare bünyesindeki diğer ana hastaneye sevkedilmesi bu durumu açıkça göstermektedir. ameliyatın yapıldığı hastane tıbben yeterli olsaydı diğer

hastaneye sevketmezlerdi. Hastanın iyice kötü duruma

girdikten sonra davalı idarenin daha donanımlı olan diğer hastanesine sevkedilmiş olması verilen sağlık hizmetinin yetersiz

olduğunu idarenin de kabul ettiğini göstermektedir. İdarenin hem sağlık

hizmetini gereği gibi yerine getirmediğinden ve hem de sevki geç yapmaktan

dolayı ağır hizmet kusuru bulunmaktadır.

...

9- Her ne kadar hastamızın ikinci hastaneye

sevkinden sonra yatırıldığı post op kliniğinde düzenlenen epikriz raporunda ve

ölüm sonrası düzenlenen sağlık kurulu raporunda hastada daha evvel mevcut olan

tek böbrekli oluşu, hipertansiyonu bulunması, Parkinson ve guatr gibi sebepler

ölüm sebebi olarak gösterilmişse de, hastanın yoğun bakımda yattığı dönemde

refakatçilerine verilen bilgilere göre ameliyat sonrasında hastanın

bağırsaklarında meydana gelen tıkanmadan dolayı dışkılama yapamaması sebebiyle

'sepsis' olarak tabir edilen rahatsızlığın oluştuğu

ve zamanında fark edilememesi nedeniyle de sepsis

sonucu hastanın kanının ve vücudunun iltihaplanarak, zehirlendiği ve ölümün

bundan kaynaklandığı öğrenilmiştir. Zaten sevk sonrası ikinci hastanede

düzenlenen epikriz raporunda hastada gaita çıkışı olmadığı için hemen lavman

yapılarak, antibiyotik tedavisine başlandığı belirtilmektedir. Ameliyatın

yapıldığı ilk hastanede ameliyat sonrasında hastanın ağzından koyu renkli sıvı

gelmesine karşın sebep teşhis edilememiş ve sonradan bu sıvının bağırsak

tıkanması sonucu oluşan sepsisden kaynaklandığı

öğrenilmiştir. Hal böyle iken ağızdan koyu renkli sıvı gelmesi doktorlar

tarafından akciğer ödemi olarak nitelendirilmiştir.

Bu açıdan murisimizin kesin ölüm sebebinin

saptanması açısından tamamı idare elinde bulunan hasta takip dosyası üzerinde

Adli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmasını Sayın

Mahkemenizden talep ediyoruz. Çünkü davalı idare kendi ağır hizmet kusurunu

gölgelemek için ölüm sebebi olarak hastanın önceden mevcut böbrek vb.

rahatsızlıklarını göstermiştir. Ameliyat öncesi nefroloji

bölümünce yapılan konsültasyonlarda hastanın mevcut rahatsızlıklarının ameliyat

olmasına engel teşkil etmediği ve ameliyat öncesi ve sonrasında dikkat edilmesi

gereken hususlar tek tek belirtilmiştir. Ameliyat sonrası düzenlenen ameliyat

raporunda da ameliyatın başarılı geçtiği ve herhangi bir komplikasyon olmadığı

belirtilmektedir. Ancak ameliyat sonrası hastanın kötüleşmesi ile yapılan

tetkiklerde genel durumun ağır şekilde bozulduğu görülmesine karşın gerekli

teşhis konulamamış ve önlem alınmamıştır.

..."

11.Rektörlüğün cevap dilekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

3. [Y.G.] 2010 yılı Ocak ayında

Müvekkil İdare Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim

Dalı kliniğine başvurmuş ve kendisinde dış merkezde tanısı konulmuş uterin sarkom- yüksek gradeli uterin malign tümör olduğu

anlaşılmıştır. 78 yaşındaki hastada ayrıca hipertansiyon, tek böbrek, böbrek

yetmezliği ve Parkinson hastalığı mevcuttur. Hastanın yapılan muayene ve

değerlendirmelerinden sonra, operasyon gerekliliğinin olduğu anlaşılmıştır.

Ancak yukarıda sayılan ve hastada mevcut olan ciddi hastalıklar ve hastanın

ileri yaşta olmasından dolayı operasyonun ve operasyon sonrasının hayati

tehlike yaratabileceği düşünülmüş ve bu durum açıkça hasta ve hasta yakınlarına

anlatılmıştır. Buna ilave olarak bizzat sorumlu öğretim üyesi tarafından

operasyon risklerinin diğer bölümlerce yapılacak değerlendirmelerle daha iyi

olacağı belirtilmiş, bu değerlendirmeler sürerken hasta ve yakınlarının iyice

düşündükten sonra karar vermeleri istenmiştir. Ayrıca bu gibi riskli hastalarda

operasyonun kabul edilmemesi durumunda ışın veya ilaç gibi başka tedavilerin de

değerlendirilebileceği bildirilmiştir.

4. Daha sonra hasta ve yakınları hastaneden

ayrılmış ve yaklaşık 20 gün sonra tekrar ilgili kliniğe başvurarak ameliyatın

yapılmasını istediklerini belirtmişlerdir. Bu süre içerisinde hastada mevcut

bulunan ciddi hastalıklarla ilgili olarak Nefroloji,

Kardiyoloji ve Anestezi bölümlerince ayrıntılı incelemeler yapılmış, operasyon

için öneriler alınmış ve riskler belirtilmiştir. Bu incelemeler sonucunda hasta

ve yakınlarıyla riskler hakkında tekrar ayrıntılı olarak konuşulmuştur. Buna

rağmen operasyona karar vermeleri üzerine hasta 26/1/2010 tarihinde hastaneye

yatırılmış ve 27.01.2010 tarihinde opere edilmiştir.

5. Hastanın operasyonunda herhangi bir problem

yaşanmamış ve hastada mevcut uterim sarkom için

yapılması gereken ameliyat eksiksiz yapılmıştır. Bu husus karşı yanca da kabul

edilmektedir. Operasyon sonrasında hasta sıkı takibe alınmış ve erken dönemde

kontrol testleri yapılmıştır. Aynı şekilde takip eden günlerde sıkı takibe

devam edilmiş, ilgili testler tekrarlanmıştır. Hasta ile ilgili olarak Nefroloji bölümüne danışılmış, bölümün ek önerileri

olmamıştır. Operasyon sonrası üçüncü günde hastada kreatinin

yükselmesi olmuş akciğer ödemine bağlı olabilecek solunum güçlüğü başlamıştır.

Hastanın bu tablosu, özellikle bilinen böbrek yetmezliği olan hastalarda,

operasyon sonrasında gerçekleşme riski olan durumlardandır. Hastada, böbrek

yetmezliğine bağlı solunum sistemi etkilenmesi olduğu düşünülmüş, yine Nefroloji ve Göğüs Hastalıkları bölümleriyle

konsültasyonlar yapılmıştır. Hastanın durumunda belirgin düzelmeler olmaması

üzerine başta Anestezi ve Reanimasyon bölümünce

değerlendirilmiş ve kendi bölümlerine devri uygun görülmüştür.

6. Hastanın Anestezi ve Reanimasyon

kliniğine kabulünde yapılan fizik muayene ve tetkikleri sonucunda septik şoka

bağlı çoklu organ yetmezliği tanısı konan (kardiovasküler

sistem fonksiyon bozukluğu + solunum yetmezliği + kronik böbrek yetmezliği + dissemine intravasküler koagülasyon) hasta; takibinde hipoksemik

solunum yetmezliği nedeniyle entübe edilerek mekanik ventilasyon tedavisi başlanmıştır. Hipotermi-hipertermi,

lökositoz (parçalı hakimiyeti), taşkardi,

CRP yüksekliği ve hipotansiyonu da olan hastaya santral kateter

konulmuş, kültürleri alınmış, vazokonstriktör

tedavisi başlanmıştır. İntaniye konsültasyonu yapılarak septik şok tanısı ile

geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi, beslenme desteği, ülser ve derin venöz tromboz proflaksisi

gibi diğer yoğun bakım destek tedavilerine başlanmıştır. Muhtemel akut karın-ileus açısından değerlendirilmek üzere genel cerrahi

kliniğine danışılmış, akut cerrahi patoloji düşünülmemiştir.

7. Hastanın Anestezi ve Reanimasyon

kliniğinde takibinin ikinci gününde Nefroloji ve parkinsonu nedeniyle de Nöroloji kliniklerine

danışılmıştır. Hasta, aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, santral venöz basınç takibi, asit-baz ve sıvı elektrolit denge

bozuklukları ve böbrek fonksiyon testleri açısından takibe alınmış ve gerekli

müdahaleler kendisine yapılmıştır. 05.02.2010 tarihinde hastaya hemodiyaliz

yapılmış, aynı gün sol bacağındaki şişlik nedeniyle derin venöz

tromboz düşünülerek genel cerrahi kliniğine

danışılmış ve alt ekstremite ateryel

ve venöz dopler

ultrasonografisinde ana femoral ve yüzeyel femoral ven, popliteal ven ile safen veninde

akut süreçte trombüs saptanması üzerine düşük molekül

ağırlıklı heparin dozu proflaksi

dozundan terapötik tedavi dozuna yükseltilmiştir.

Hastanın geldiği alınan derin trakeal aspiratinde hücre dışı gram pozitif basil ve 1 set kan

kültüründe Staf hominus

üremiştir. 06.02.2010 tarihinde tekrar hemodialize

alınan hastada işlemin 10. Dakikasında kardiak arest gelişmesi üzerine işlem sonlandırılmış ve kardiopulmoner resusitasyon

uygulanmıştır. İlkkardiopulmoner resusitasyona

yanıt vermekle birlikte kısa sürede iki kez daha kardiak

arest gelişmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen hasta

son uygulanan resusitasyona yanıt vermediğinden

06.02.2010 tarihinde saat 15:25' eksitus kabul

edilmiştir.

..."

12. İdare Mahkemesi 25/1/2012 tarihli ara kararıyla Adli Tıp

Kurumundan (ATK) hastanın teşhis ve tedavisinde tıp biliminin gerektirdiği

deneyim ve teknolojik ölçütlerin kullanılıp kullanılmadığını, ameliyat

sırasında ve sonrasında gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediğini,

gerekli özenin gösterilmesi hâlinde de söz konusu sonuçların ortaya çıkıp

çıkmayacağını somut bir biçimde ortaya koyan ve davalı idarenin hizmet kusuru

var ise bu kusur oranını da tespit eden raporun düzenlenmesini talep etmiştir.

13. Birinci ATK İhtisas Kurulunun 11/7/2012 tarihli raporunda Y.G.nin yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen

komplikasyonlar sonucu öldüğü, ameliyat öncesi ve sonrası dönemdeki takip ve

tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla

idareye ve tüm sağlık personeline atfedilebilecek bir kusurun olmadığı

tespitlerine yer verilmiştir. Raporun ilgili kısımları şöyledir:

"...

3- [A.] Ün.Tıp

Fak. Hastanelerinin 26.01.2010 yatış 06.02.2010 eksitus

tarihli... epikrizi ile tıbbi tedavi ve müşahade

tabela evrakının tetkikinde;

26/1/2010 tarihinde uterus

müllerian tm tanısı ile

yatırıldı. 27/1/2010’da sitoredüktif cerrahi yapıldı,

postoperatif 4. günde idrar çıkışı azalan tek

böbrekli hasta nefrolojiye konsülte

edildi. ... takipleri yapılan hastanın takibinde hırıltılı solunum ortaya

çıktı. Göğüs Hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatör

tedavi başlanan üre ve creatinin değerleri yüksek

olan hastanın anestezi tarafından değerlendirilmesi sonucunda ön planda ac ödemi düşünülmedi. çekilen PA ac grafisi ac

ödemi ile uyumlu bulunmadı. gaz gaita çıkışı mevcut

olan hastanın ek parkinson, ht

ve kronik renal yetmezlik, tek böbrek gibi sistemik

hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi üzerine

anestezinin önerisiyle postoperatif yoğun bakıma

yatırılmak üzere taburculuğuna karar verildi.

27/1/2010 tarihinde genel anestezi altında Periaortik Pelvik Lenf Diseksiyonu, Abdominal Histerektomi + Salpingo-Ooferektomi,

Omentektomi, Periton Lavajı uygulandığı,

Ameliyat Raporu :...

Postoperatif dönemde solunum yetmezliği ve böbrek fonksiyon bozukluğu gelişmesi

üzerine tetkik ve tedavi açısından Reanimasyon yoğun

Bakıma yatırıldığı, mevcut epikrizinde, klinik takibinde;

02/02/2010: 77 yaşında 7 gün önce TAH+BSO

yapılan hasta postoperatif dönemde solunum sıkıntısı

gelişmesi nedeniyle bugün postoperatif yoğun bakım

ünitemize kabul edildi. Kültürleri alındı, medikal tedavisi düzenlendi. Hipotermik olan hasta antibioterapi

açısından intaniyeye konsülte edildi, tazocin ve targosid başlandı.

Gaita çıkışı olmayan hasta Genel Cerrahi ile konsülte

edilerek lavman yapıldı, idrar sondası değiştirildi, TİT ve idrar kültürü

alındı. Oligürik olan hastaya 10mg/st dozunda desal infüzyon başlandı. Sağ subklavian

katater takıldı. AKG’de

pH:7.38 p02:51 pC02:31.6 S02:%83.4 olan hasta entübe edilerek mekanik ventilatörde

SİMV modunda izlendi. Ateşi 38.1 olan hastadan kan

kültürü alındı. Trakeal aspirat

alındı. Elektrolit tedavisi düzenlendi. Hipoıtansif

seyreden hastaya 10mcg/kg/dk dozunda dopamin infüzyon başlandı.

03/02/2010: Genel durumu kötü, SİMV modunda izleniyor. Dopamin infüzyon devam ediyor. Parkinson tedavisi açısından

nörolojiye danışıldı, oligürik seyreden hasta nefroloji tarafından konsülte

edildi, BFT takibi yapılıyor. CVP ve AKG takibi yapılıyor. AKG: pH:7.21

pC02:47.9 p02:101.8 S02:%96.4 Hco3:19

04/02/2010: Genel durumu kötü mekanik ventilatörde SİMV modunda takip

ediliyor, 5 mcg/kg/dk dopamin infüzyonu devam ediyor.

Albümini 2.1 olan hastaya albumin replasmanı

yapılıyor. Rutin kan tetkiklerinde trombositi 17 bin

olması üzerine 1Ü single trombosit

replasmanı yapıldı. Ateşi 38,3 olan hastadan kan

kültürü alındı, hasta tekrar nefroloji tarafından

değerlendirildi, yarın hemodializ planlandı. AKG:

pH:7.26 p02:126 pC02:41 S02:%98.1 HC03:18.2 ektrolit replasmanı yapılıyor.

05/02/2010: genel durumu kötü SİMV modunda izleniyor. 5 mcg/kg/dk dozunda dopamin infüzyonu devam ediyor. Nefroloji

tarafından değerlendirilen hasta hemofiltrasyona

alındı. Bilateral alt ekstremite

venöz ve arteriyel USG

yaptırılan hastanın ana femoral ven,

yüzeyel femoral ven ve safen vende

trombüs saptandı. Arteriel

kan gazı takibi yapılan hastaya elektrolit replasmanı

yapıldı. AKG: pH: 7.26 p02:129.4 pC02:42.7 S02: %98.2 HC03: 18.8

06/02/2010: Genel durumu kötü mekanik ventilatörde SİMV modunda

izleniyor. Dopamin infüzyonu

10mcg/kg/dk dozuda devam

ediyor. Arteriel kan gazı takibi yapılıyor. AKG: pH: 7.30 p02:75.8 pC02:40.2 S02:94.5 HC03:19.4 Nefroloji tarafından konsülte

edilen hasta 14:15'de hemodialize alındı. Hemodiyaliz

başlangıcından 10 dk sonra bradikardi

ve hipotansiyon oldu. 14:30' da kardiak arrest oldu. Kardiyopulmoner resusitasyona başlanan hastaya 3mg atropin ve 4 mg

adrenalin iv yapıldı. 14:40'da KPR' a yanıt veren hasta 14:42’de tekrar

kardiyak arrest oldu KPR başlandı 14:45'de KPR' a

cevap verdi. 14:55'de tekrar kardiak arrest gelişen hastaya 30 dakika KPR uygulandı ancak yanıt

vermeyen hasta 15:25' de eksitus kabul edildi.'

şeklinde kayıtlıdır.

5- [A.] Ün.Tıp

Fak. Hastanelerinin 08.02.2010 tarih 3218 sayılı sağlık kurulu raporunda;

6/2/2010 eksitus, Böbrek Yetmezlikleri, Esansiyel (Primer) Hipertansiyon,

Parkinson Hastalığı, Korpus Uteri

Malign Neoplazmı,

Septisemi, Toksik Olmayan Guatr şeklinde kayıtlıdır,

6- [A.] Ünv. [C.] Arş. ve Uyg. Hastanesi

Başhekimliğinin 30.06.2011 tarih ve 540 sayılı yazısına ek anesteziyoloji ve reanimasyon AD Başkanı Prof. Dr. [H.C.] imzalı raporunda;

...

Sonuç olarak; [Y.G.] yapılan operasyonlardan sonra gelişen septik şoka

bağlı çoklu organ yetmezlikleri ile kliniğimize kabul edilmiş ve hasta bu

komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. şeklinde

kayıtlıdır.

SONUÇ

04.12.2009 istem ve 07.12.2009 rapor tarihli uterus endometrium küretaj materyalinin mikroskopik

incelenmesi ile düzenlenen patoloji sitoloji raporunda yüksek dereceli malign tümör, histolojik bulgular (malign

mikst müllerien tümör)

olasılığı tanısıyla 26.01.2010 tarihinde [A.] Ünv. Tıp F. Kadın Hast. ve Doğum Ana Bilim Dalına yatırılarak 27.01.2010

tarihinde sitoredüktif cerrahi (periaortik

lenf nodu diseksiyonu

TAH+BSO, omentektomi) uygulandığı, postop genel durum bozukluğu nedeniyle 02.02.2010 tarihinde

septik şok ve multiple organ yetmezliği tanıları ile

yoğun bakım takibine alındığı, 06.02.2010 tarihinde yoğun bakımda takip ve

tedavisi sürerken gelişen kardiak arrest

sonrası CPR işlemine cevap alınamadığı ve öldüğü bildirilen... [Y.G.] hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde

bulunan veriler değerlendirildiğinde;

Her nekadar otopsi

yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olsa da mevcut tıbbi belgelere

göre; 26.01.2010 tarihinde yüksek dereceli malign

tümör, malign mikst müllerien tümor olasılığı sitopatolojik tanısıyla [A.] Ünv.Tıp. Fakültesi Kadın Hast ve Doğum Anabilim Dalına yatırılarak 27.01.2010

tarihinde sitoreduktif cerrahi (paraaortik

lenf nodu diseksiyonu,

TAH+BSO ve omentektomi) uygulandığı, postop patoloji tetkikinde... postop

takibinde 4. günde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiye

konsülte edildiği, aldığı çıkardığı, tam kan ve

biyokimya, lasix ve arter kan gazı ile böbrek

fonksiyon testleri takiplerinin yapıldığı, hırıltılı solunum ortaya çıkması

üzerine göğüs hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatatör

tedavi başlandığı, tek böbrekli olup üre ve creatin

değerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından değerlendirildiği ve PA

akciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlu

bulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistemik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakıma

sevk edildiği, 02.02.2010 tarihinde reanimasyon yoğun

bakımda takibine başlandığı, kültürlerin alındığı, medikal tedavisinin

düzenlendiği, intaniye konsültasyonunda tazocin ve targocid başlandığı, oligüri

nedeniyle desal infüzyon

başlandığı, subklavian kateter

takılarak kan gazı değerlerinin (PH 7.38, PO2: 51, PCO2: 31.6, SO2: % 83.4)

olması nedeniyle entübe edilerek SİMV modunda entübe takip edildiği,

elektrolit tedavisinin düzenlendiği ve dopamin infüzyon desteğinin başlandığı, 3 Şubat ve 4 Şubat

tarihlerindeki yoğun bakım takiplerinde; genel durumu kötü, SIMV modunda entübe takip edildiği, albumin, trombosit ve elekrolit replasmanı yapıldığı, hemodializ planlandığı, 5 Şubatta dialize

alındığı, bilateral alt ekstremite

venöz ve arteryel USG

yaptırılan kişide ana femoral ven,

yüzeyel femoral ven ve safen vende

trombüs saptandığı, 6 Şubat 2010’da genel durumu

kötü, SIMV modda takip edildiği ve dopamin infüzyonunun devam

ettiği, saat 14.15’te hemodiyalize alındığı, 10 dk

sonra bradikardi ve hipotansiyon, takibende

kardiyak arrest geliştiği, yapılan CPR işlemlerine

yanıt alınamadığı ve 15.25’de eks kabul edildiği göz

önüne alındığında; kişinin ölümünün yüksek dereceli uterus

malign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu

meydana gelmiş olduğu,

27.01.2010 ameliyat tarihi öncesi yapılan

rutin tetkikleri, tarama testleri ve sitopatoloji

amaçlı biopsi ile malign uterus tümörü tanısı sonrası ameliyat endikasyonunun,

yapılan sitoredüktif cerrahi ve postop

dönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu,

idareye, sağlık personeline ve ilgili hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı oy

birliğiyle mütalaa olunur."

14. Başvurucular 1/11/2012 tarihli dilekçeyle ATK raporuna

itiraz etmiştir. Başvurucular itirazlarında asıl iddialarının ameliyat sonrası

sunulan bakım ve tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılmadığına ilişkin

olduğunu, ameliyatı gerçekleştiren ve hastadan asli sorumlu olan doktor yerine

yakınlarının pratisyen hekimler tarafından kontrol edilmesi nedeniyle ameliyat

sonrası iyi durumda olan yakınlarının durumunun giderek kötüleştiğini,

Hastanede yeterli donanım olmadığı hâlde durumu giderek kötüleşen yakınlarının

daha donanımlı ve yoğun bakım ünitesi olan diğer hastaneye sevk edilmediğini

ancak yakınları komaya girdikten sonra sevkinin gerçekleştirildiğini ve bunun

hizmetin geç işlemesi olduğunu, buna rağmen bu iddialarının ATK raporunda

değerlendirilmediğini belirtmişlerdir.

15. Rektörlüğün 1/11/2011 tarihli ikinci savunma dilekçesinin

başvurucuların hastanede yoğun bakım ünitesinin bulunmadığı, yetersiz olduğu

iddiasına yönelik ilgili kısmı şöyledir:

"...Diğer yandan davacının Kadın

Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında yoğun bakım ünitesi olmadığına dair

itirazı da dayanaksızdır. Yoğun bakım üniteleri üst düzey altyapılara gerek gösteren

ve ağır derecede hastalığı olanların yatırıldığı ünitelerdir. Her kliniğin

kendisine ait bir üst düzey yoğun bakım ünitesi bulunmasına dair ne bir yasal

ne tıbbi zorunluluk bulunmamaktadır. Durumu kötüleşen hastaların mevcut yoğun

bakımlardan birine nakledilmesi mümkündür ve hasta da ... İdare Hastanesinin en

üst düzey yoğun bakım ünitelerinden biri olan II. Basamak Yoğun Bakım Ünitesine

nakledilmiştir..."

16. İdare Mahkemesi 13/12/2012 tarihli kararla davanın reddine

karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Bu durumda, tedavinin hatalı uygulandığı

iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasında; dosyadaki bilgi ve

belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporun

birlikte değerlendirilmesinden, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun

olduğu, davacıların annesinin vefatının ameliyat sonrası yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen

komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir bir sonuç olduğu,

bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı,

yani illiyet bağının kurulamadığı anlaşıldığından, davacılar lehine

hükmedilebilecek maddi tazminatın bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

90.000,00.-TL manevi tazminat istemine

gelince;

Manevi tazminat, patrimuanda

meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp,

manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderme yollarının bulunmayışı veya

yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale

getirmektedir.

Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin

fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran

olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi

sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin

rencide edilmiş bulunması ve bu durumların idarenin hizmet kusuru sonucu ortaya

çıkmış olması gerekmektedir.

Olayda [Y.G.nin] vefat etmesinde

davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından kusuru saptanamayan

idareyi manevi tazminle sorumlu tutma olanağı da bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle davanın reddine..."

17. Başvurucuların temyiz talebi Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 24/3/2014 tarihli kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.

Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından 15/10/2015

tarihinde reddedilmiştir.

18. Ret kararı başvuruculara 21/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular 20/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

19.İlgili hukuk için bkz. Ali

Abidin Saruhanoğlu ve diğerleri (B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§

39-42) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

21. Başvurucular; yakınlarına ameliyat sonrasında yeterli tıbbi

tedavi sağlanmadığı, uzman doktora ulaşılamadığı, yakınlarının ameliyat sonrası

durumu kötüleştiği hâlde yetersiz olan ve yoğun bakım ünitesiyle nefroloji bölümü bulunmayan hastaneden yoğun bakım ünitesi

olan daha donanımlı bir başka hastaneye sevk taleplerinin günlerce yerine

getirilmediği, yakınlarının geç sevk edilerek ölümüne neden olunduğu

iddialarının İdare Mahkemesi tarafından incelenmeden, söz konusu iddialara dair

bir değerlendirme içermeyen yetersiz ATK raporuna atıfla, gerekli araştırma yapılmadan

tam yargı davasının reddedildiğini belirterek yaşam hakkının pozitif

yükümlülüğü kapsamındaki etkili soruşturma yükümlülüğünün, ayrıca adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

22. Başvurucuların ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesine karar

verilmesi talepleri bulunmaktadır.

B. Değerlendirme

23. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

24. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Şikâyetlerin

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

26. Başvurucular temel olarak ameliyat sonrası yakınlarına

gerekli tıbbi tedavinin yapılmadığı, doktora ulaşılamadığı, yakınlarının daha

donanımlı bir hastaneye sevkinin geç yapılarak ölümüne sebebiyet verildiği

iddiaları araştırılmadan, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak tam yargı

davasının reddedildiğini iddia etmektedirler. Bu sebeple başvurucuların diğer

haklarla bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarının da Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

27. Başvuru formunun incelenmesi neticesinde başvurucuların

İdare Mahkemesince eksik araştırıldığını iddia ettikleri hususların

yakınlarının ameliyat olması sonrasında durumunun kötüleştiği 29/1/2010 tarihi

ile bir başka hastaneye sevk edildiği 2/2/2010 tarihi arasında hastanede

kaldığı döneme ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan başvurucuların

iddialarına yönelik inceleme bu dönemle sınırlı olarak yapılacaktır.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa, başvurucuların

annesidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

30. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama

hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif

ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 50).

31. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan

tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

32. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların

yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak

şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

33. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

maddi yönünün yanı sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Yaşam

hakkı kapsamındaki usule ilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak

cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir.

34. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

35. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu

kapsamda yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

36. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78; Nail Artuç,

§ 38).

37. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ileri

sürmemiş olup somut olayda ölüme kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinmeyi

gerektirecek bir unsur da saptanmamıştır. Başvurucular ölüm olayında sağlık

personelinin ihmali bulunduğuna ve hastanenin yetersiz olduğuna vurgu

yapmaktadır. Bu durumda, açılan tam yargı davasının başvurucuların söz konusu

iddiaları bakımından hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetini

saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın tazminini sağlayabilecek nitelikte

olduğu değerlendirilmiştir.

38. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri

tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların

uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi,

ihlal devam etmekteyse bunu sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini

karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir

Canan, § 26; Filiz Aka,

B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

39. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında da

makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir.

Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda,

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir

inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri

tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin

daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 110; Filiz Aka, §

33).

40. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen yükümlülüğü,

yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca

varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun

Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Başvuru konusu tam yargı davası, yaşam hakkına ilişkin yargılamaların

makul süratle yürütülmesi gerektiği yönündeki ilke (bkz. § 39) açısından

başvurucuların bu yönde bir iddiaları bulunmadığından incelenmemiştir.

42. Somut başvurunun İdare Mahkemesi tarafından olayın

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle incelenip

incelenmediği yönünden değerlendirilmesine geçmeden öncelikle Anayasa Mahkemesi

tarafından yapılan incelemenin tam yargı davasının sonucunun ne olması

gerektiğine dair bir tespit içermediğini belirtmek gerekir.

43. Başvurunun incelenmesi neticesinde İdare Mahkemesi

tarafından görülen tam yargı davasında Rektörlüğün savunma dilekçelerinin temin

edildiği, ayrıca ATK'dan "hastanın teşhis ve tedavisinde tıp biliminin

gerektirdiği deneyim ve teknolojik ölçütlerin kullanılıp kullanılmadığının ve

hastaya yapılan ameliyat sırasında ve sonrasında gerekli dikkat ve özenin

gösterilip gösterilmediğinin, gerekli özenin gösterilmesi halinde de söz konusu

sonuçların ortaya çıkıp çıkmayacağını somut bir biçimde ortaya koyan ve davalı

idarenin hizmet kusuru var ise bu kusur oranını da tespit eden raporun düzenlenmesi"nin

talep edildiği anlaşılmıştır (bkz. § 12).

44. ATK raporunun incelenmesi sonucunda başvurucuların

iddialarının dayanağını oluşturan C. Hastanesinde 29/1/2010 tarihi ile 2/2/2010

tarihi arasında ameliyat sonrası sunulan tedaviye ve gerçekleştirilen işlemlere

dair tıbbi kayıtlara detaylı biçimde yer verilmeden Y.G.nin

ameliyat öncesi ve sonrasında 2/2/2010 tarihinde bir başka hastaneye sevki

sonrasındaki tedavilerine ayrıntılı olarak değinildiği görülmüştür. Raporda

başvurucuların iddialarına konu dönem hakkındaki değerlendirmeler ise " ... postop takibinde 4.

günde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiye konsülte edildiği, aldığı çıkardığı, tam kan ve biyokimya, lasix ve arter kan gazı ile böbrek fonksiyon testleri

takiplerinin yapıldığı, hırıltılı solunum ortaya çıkması üzerine göğüs

hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatatör

tedavi başlandığı, tek böbrekli olup üre ve creatin

değerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından değerlendirildiği ve PA

akciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlu

bulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistemik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakıma sevk

edildiği, 02.02.2010 tarihinde reanimasyon yoğun

bakımda takibine başlandığı,...kişinin ölümünün yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen

komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,... postop

dönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu,

idareye, sağlık personeline ve ilgili hekimlere atfı kabil kusur

bulunmadığı..." şeklindedir (bkz. § 13).

45. Başvurucular; hastanın daha donanımlı olan, postoperatif yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye çok geç

sevk edildiği, dolayısıyla ameliyat sonrası sunulan sağlık hizmetinin geç ve

kötü işlediği iddialarıyla ilgili olarak raporda herhangi bir değerlendirme

yapılmadığını belirterek söz konusu rapora itiraz etmiştir (bkz. § 14). Söz

konusu itiraz üzerine İdare Mahkemesince bu iddialara ilişkin olarak yeni bir

bilirkişi raporu alındığına dair herhangi bir bilgi ya da belge dosyada

bulunmamaktadır. İdare Mahkemesi ATK raporunu gözeterek başvurucuların

yakınının ölümünün "ameliyat sonrası yüksek

dereceli uterus malign

tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir

bir sonuç olduğu, bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet

kusurunun bulunmadığı, yani illiyet bağının kurulamadığı" gerekçesiyle

tazminat talebini reddetmiştir (bkz. § 16).

46. Başvurucuların yakınının ameliyat tarihinde 78 yaşında

olduğu, hipertansiyon, tek böbrek, böbrek yetmezliği ve Parkinson

hastalığı gibi bazı rahatsızlıklarının bulunduğu, sevk edildiği hastanedeki

muayenesi sonucu kendisine septik şoka bağlı

çoklu organ yetmezliği (kardiovasküler

sistem bozukluğu, solunum yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, dissemine intravasküler koagülasyon) tanısı konulduğu (bkz. § 13) birlikte gözönüne alındığında Y.G.de ameliyat sonrası gelişen

komplikasyonlar nedeniyle bir başka hastaneye sevkinin gerekip gerekmediği,

ayrıca Rektörlüğün cevap dilekçesinde de bildirdiği üzere (bkz. § 15) yoğun

bakım ünitesi bulunmayan hastanede ameliyat sonrası Y.G.nin

durumunun kötüleşmeye başladığı 29/1/2010 tarihinden septik şok ile bir başka

hastaneye sevk edildiği 2/2/2010 tarihine kadar beş gün süreyle tedavisine

devam edilmesinin teşhis ve tedavide gecikme oluşturup oluşturmadığı, nakilde

yaşanan bir gecikme varsa bu gecikmenin Y.G.nin ölümü

üzerinde etkisinin bulunup bulunmadığı hususlarında ATK raporunda herhangi bir

değerlendirmenin olmaması bir eksiklik olarak tespit edilmiştir. ATK

raporundaki "postop dönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp

kurallarına uygun olduğu" şeklindeki tespitin başvurucuların

iddiaları açısından tatmin edici bir açıklama içerdiği söylenemez.

47. Başvurucuların bahse konu iddialarının tam yargı davasındaki

uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur teşkil etmediğini söylemek mümkün

değildir. Bu açıdan Y.G.nin durumunun kötüleşmeye

başlamasından beş gün sonra septik şok nedeniyle yoğun bakım ünitesi bulunan

bir başka hastaneye sevk edilmiş olduğu da gözetildiğinde başvurucuların söz

konusu iddialarının İdare Mahkemesi tarafından araştırılmasını müteakip ayrı ve

açık bir yanıt verilmek suretiyle etkili bir şekilde karşılanması gerektiği

hâlde söz konusu esaslı iddialar İdare Mahkemesince tartışılıp gerekçeli

kararda etkili bir şekilde karşılanmamıştır.

48. Benzer şekilde başvurucuların ameliyat sonrasında ameliyatı

yapan doktora dört beş gün süreyle ulaşamadığı, yakınlarına uzman doktorlar

tarafından değil pratisyen doktorlar tarafından tedavi uygulandığı,

yakınlarının tek böbreği ve kronik böbrek rahatsızlığı olduğu, hastanede nefroloji kliniği ile dializ

cihazı bulunmadığı, dolayısıyla hastanenin bu açılardan da ameliyat sonrası

durumu kötüleşen yakınlarının tedavisi bakımından yetersiz olduğu, buna rağmen

yakınlarının bir başka hastaneye sevkinde gecikildiği iddiaları bakımından da

ne ATK raporunda ne de İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yeterli bir

değerlendirme vardır. Dosyanın incelenmesi neticesinde ameliyat sonrası Y.G.nin tedavisinde görev alan doktorların tespitine

yönelik olarak İdare Mahkemesince bir araştırma yapıldığı da tespit

edilememiştir.

49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ve (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucular, ihlalin tespiti ve toplam 100.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No:

2016/12506, 7/11/2019).

53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi

6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle bir

karar ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir. (Mehmet Doğan, §§

58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59, 66, 67).

55. Mevcut başvuruda ölüm olayı hakkında açılan tam yargı

davasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda ve mahkeme

kararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın

17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Buna göre ihlalin adli makamlarının işlem ve eylemlerinden

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Ankara 3. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

57. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesinin başvurucuların ihlal iddiaları açısından

yeterli bir giderim oluşturduğu anlaşıldığından başvurucuların tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Ankara

3. İdare Mahkemesine (E.2011/1032) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. Aysel

GÜNDÜZ

2. Kader

TURGUT

3. Mahmut

GÜNDÜZ

4. Mukadder

AKAR

5. Murat

Kemal GÜNDÜZ

6. Süleyman

GÜNDÜZ

Vekili : Av. Murat Kemal GÜNDÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1138, 27 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. Sonuç
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. V. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. VI. Hüküm
  12. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Kömürcü
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Gündüz
  20. Turgut
  21. Gündüz
  22. Akar
  23. Gündüz
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1138
Tarih
27 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Salih Baltaci Başvurusu (B. No: 2017/14768)
  • Hayko Bağdat Başvurusu (B. No: 2016/256)
  • Pınar Çankaya Ulaş Başvurusu (B. No: 2018/9270)
  • Candaş Kat Başvurusu (B. No: 2015/18467)
  • Petrol Ofisi A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/14254)
  • Şaban Sevinç Başvurusu (B. No: 2016/36782)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.