İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayten Akboz ve İlyas Akboz Başvurusu (B. No: 2015/12382)

1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığına

Başvuru No2015/12382Tarih11 Ekim 2018Okuma46 dk · 9.278 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ayten Akboz Ve İlyas Akboz Başvurusu

Karar tarihi
11 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/12382
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.278 kelime·46 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığına

bağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydana

gelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının

dokuz yılı aşkın bir sürede kesinleşmesi nedeniyle de

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvuru formu ve eklerindeki tıbbi belgelere göre

başvurucuların 15/2/1998 tarihinde dünyaya gelen müşterek çocukları A.A.ya 2002 yılında subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığı tanısı

konulmuştur. A.A. gördüğü tedavilere rağmen 23/7/2009 tarihinde hayatını

kaybetmiştir.

10. Başvurucular 11/4/2006 tarihinde -A.A.

hayatta iken- Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve A.A.nın

SSPE hastalığına yakalanmasında hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı Temel

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Bu inceleme

kapsamında A.A.nın bağlı

olduğu Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağına müzekkere yazılarak A.A.nın

aşı kaydının bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağının

cevap yazısında; 2000 yılında yağan yağmurun kanalizasyonun taşmasına sebep

olduğu, sağlık ocağının zemininin düşük olması nedeniyle 2000 yılı da dâhil

olmak üzere daha önceki yıllara ait evrakların hasar gördüğü, kızamık aşısı ile

diğer aşıların kaydedildiği formların da su baskınında hasar gördüğü, bu

sebeple söz konusu belgelerin bulunamadığı belirtilmiştir. Bu inceleme

kapsamında ayrıca A.A.ya ait

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kayıtları temin edilmiştir. A.A.nın rahatsızlığının ilk

belirtilerinin ortaya çıktığı 2002 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesince düzenlenen anamnez (hasta öyküsü)

kâğıdında diğer bilgilerin yanı sıra A.A.nın kızamık

olup olmadığı hususu ile ilgili olarak "kızamık

(?)" şeklinde bir kayıt yer almaktadır.

12. Sağlık Bakanlığı yukarıdaki araştırmaları yaptıktan sonra

SSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonların aşılanmamış, aşılandığı hâlde

yeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya aşılanmadan önce kızamık geçirmiş

çocuklarda ortaya çıktığını; somut olayda SSPE hastalığının ortaya çıkmasında

hizmet kusurunun bulunmadığını belirterek 18/5/2006 tarihinde başvurucuların

isteminin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucular, bunun üzerine 14/6/2006 tarihinde Diyarbakır

2. İdare Mahkemesinde dava açmış ve 30.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle oğullarının

doğduğu dönemde tek doz kızamık aşısının uygulanmakta olduğunu, oğullarının bu

uygulama nedeniyle SSPE hastalığına yakalandığını ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular, oğullarının hastalığı döneminde gerek manevi gerekse maddi yönden

büyük sıkıntı çektiklerini ifade etmişlerdir.Başvurucular

son olarak devletin düzenli aşı kampanyaları yapmakla yükümlü olduğunu, on

yıldır Bağlar Sağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli doz

aşı uygulamasının bu yere ulaştırılamamasının kabul edilemez olduğunu ileri

sürmüşlerdir.

14. Sağlık Bakanlığı, sunulan koruyucu sağlık hizmeti ile ortaya

çıktığı iddia edilen sonuç arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını

savunmuştur. Sağlık Bakanlığı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin anamnez kâğıdında A.A.ya

kızamık aşısı yapılmadığı ve A.A.nın 18 aylıkken

kızamık hastalığı geçirdiği bilgisinin yer aldığını, Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğü kayıtlarında da A.A.nın aşılandığına

ilişkin bir bilginin bulunmadığını belirtmiştir. SağlıkBakanlığı,

dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığı onayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı

hakkında çeşitli araştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca

(Komisyon) hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu olayda hizmet

kusuru bulunmadığını savunmuştur.

15. Başvurucular; oğulları A.A.nın ölümü ile neticelenen olayda hizmet kusuru

bulunduğunu, oğullarına Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağında bebeklik aşısını

yaptırdıklarını, idarenin oğullarına kızamık aşısı yapılmadığı yönündeki savunmasına

itibar edilmesi hâlinde bile gerekli organizasyonu kuramaması ve oğullarına

kızamık aşısını ulaştıramaması nedeniyle idarenin sorumluluğunun bulunduğunu

belirterek Sağlık Bakanlığının savunma dilekçesine karşı beyanda

bulunmuşlardır.

16. Yukarıda da belirtildiği üzere Sağlık Bakanlığı, SSPE

Komisyonunca hazırlanan rapordaki verilere dayanarak olayda hizmet kusuru

bulunmadığını savunmuştur. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970

yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığı

arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888

sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevli Prof.

Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi Bilim Dalında

görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı Üniversitenin Çocuk

Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca Gazi Üniversitesi

Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr.

U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana

Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsünde

görevli Prof. Dr. G.G.den oluşmaktadır. Komisyon

rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü

tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takvimini ve uygulamalarını

incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulanan ülkelerdeki SSPE görülme

sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversite ve eğitim hastanelerinde

takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespit etmeye çalışmıştır.

17. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli bir

rapor hazırlamıştır. Raporda;

i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağı

hastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'unda

bir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardan

birinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.

ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPE

olgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığını

açıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel Danışma

Komitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'nin

azalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamık

aşısının neden olmadığını açıklamıştır.

iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılan

incelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarının

saptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.

iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı

komplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin

aşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.

v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafından

önerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları

(good manufacturing practices) kurallarına göre üretilmiş ve

uluslararası referans laboratuvarlarında test edilmiş aşılar olduğu

belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanıma sunulmadan önce Refik

Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygun olduğu kanıtlanan

aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılar üretici firmadan alınıp

aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlık kuruluşlarında soğuk zincir

sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta ve sistem sürekli olarak

izlenmektedir.

vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının hastalıkların görülme

sıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma

Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgilere göre

kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklik

çağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgilere

göre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasında

dokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamık

eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekte

olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda

yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu ayda

tek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000

yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci

doz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekrar

etmiştir.

vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığı

tarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamık

aşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri

doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifade

edilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,

bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,

1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yılları

arasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeye

indirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,

2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamık

aşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95

oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşısı oranlarının

ise sırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifade

edilmiştir.

viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesine

yönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamık

aşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifade

edilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren on

ikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devam

edilmiştir.

ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarak

yapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ile

üniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılından

bu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının 1.131

olduğu belirtilmiştir. Raporda; bu olguların %56'sının kızamık hastalığı

geçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'ü

ile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığının

bildirildiği ifade edilmiştir.

x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85

olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğu

dönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanma

oranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanma

oranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamık

olgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanma

oranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfus

bulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlı

SSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.

xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamık

hastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiği

belirtilmiştir.

18. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarak

aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

"Sonuç olarak;

1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBP

kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden

kullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.

2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamık

aşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek doz

uygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönem

olmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemek

amacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.

3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halen

uygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararası

uygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.

4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değil

kızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığı

virüsü sorumludur.

5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önüne

alındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çok

farklı olmadığı görülmektedir.

6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarının

ve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.

Öneriler;

1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülke

genelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.

2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeye

yönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplum

katılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusunda

bilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.

3. Kızamık ve SSPE sürveyans

ve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.

4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,

SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyon

oluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvence

kapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.

5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bu

konularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenle

seçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılması

önerilir.

(...)"

19. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, anılan raporun yanı sıra

2/3/2009 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına müzekkere yazarak SSPE

hastalığının A.A.ya

uygulanan tek doz kızamık aşısı uygulamasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, bu

uygulamada davalı idarenin bir kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarının

tespit edilmesi amacıyla bir rapor hazılanması

talebinde bulunmuştur.

20. Bunun üzerine A.A. hakkındaki adli ve tıbbi evrak dikkate

alınarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarfından

bir rapor hazırlanmıştır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 27/5/2009

tarihli raporunun sonuç kısmı şöyledir:

"Tanısı konan SSPE hastalığının kızamık

aşısı yapılmayan ve bu nedenle kızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülen

bir komplikasyon olduğu, aşının yapılması ile değil yapılmamasıyla ilişkisi

olduğu, cihetle ilgili idarenin kusurunun olmadığı oy birliği ile mütalaa

olunur."

21. Başvurucular 18/12/2009 tarihli dilekçelerinde özetle Adli

Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan raporda delillerin takdir edilmiş

olmasının hukuka aykırı olduğunu, objektif olmayan Adli Tıp Kurumu raporunun

ikna edicilikten de uzak olduğunu belirterek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan

yeni bir rapor alınması talebinde bulunmuşlardır.

22. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi,Adli

Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunu hükme esas alınabilecek yeterlilikte

görerek 31/12/2009 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin

ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Dava konusu uyuşmazlıkta İlyas AKBOZ ve Ayten AKBOZ'un müşterek çocukları [A.A.nın] SSPE

hastalığına yakalanmasının tek doz aşı uygulamasından kaynaklanıp

kaynaklanmadığının tespiti ile davalı idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı,

kusuru varsa kusur oranının belirlenmesi amacıyla dava dosyası Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı'na gönderilmiş, Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu

tarafından düzenlenen 27.05.2009 tarih ve 17699-2913 sayılı raporda özetle;SSPE hastalığının kızamık aşısı yapılmayan ve bu

nedenle kızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülen bir komplikasyon

olduğu, aşının yapılması ile ilgili değil, yapılmaması ile ilişkisi olduğu

cihetle ilgili idarenin kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu bilirkişi

raporu taraflara tebliğ edilmiş, davacı tarafından rapora itiraz edilmiştir.

Ancak davacı tarafından bilirkişi raporuna yapılan itirazlar yerinde

görülmemiş, bilirkişi raporu hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.

Bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak

belirtildiği üzere SSPE hastalığının kızamık aşısı yapılmayan ve bu nedenle

kızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülen bir komplikasyon olduğu,

aşının yapılması ile ilgili değil, yapılmaması ile ilişkili olduğu ve davacılar

tarafından çocuklarına kızamık aşısının yapılmaması sonucuSSPE

hastalığının oluştuğu kanaatine ulaşıldığından idareye atfedilebilecek bir

kusur bulunmadığından davacılarıntazminat

taleplerinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kaldı ki söz konusu aşının tek doz olarak

yapıldığının kabul edilmesi halinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep

olmayacağının kabülü gerekmektedir. Zira davacılar

tarafından hastalığın tek doz kızamık aşısından kaynaklandığı iddia

edilmektedir. Ancak SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan bir

hastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görev

yapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli rapora göre SSPE hastalığı

kızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonudur. Bu açıdan

hastalığın yapıldığı iddia edilen aşıdan kaynaklandığı hususu bilimsel olarak

kabul edilemiyecek niteliktedir. Yine söz konusu

rapora göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm

aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden kullanıcıya dek soğuk

zincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırılmaktadır. Bu açıdan aşının

kendisinde bir bozukluk olması hususu da kabul edilemeyecek bir durumdur.

Aşının iki doz yerine tek doz yapılması hususuna gelince,

hem raporun hem de savunma dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998

yılına kadar tek doz bu yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir. Ancak bu

husus davacıların iddialarını kanıtlar nitelikte değildir. Zira yapılması

gereken ikinci doz hemen ilk dozun ardından değil bu aşıdan yıllar sonra

ilköğretim 1.sınıf çağında yapılmaktadır. Bu nedenle söz konusu aşı yapılmış

olsa bile o yaş çağındatek doz yapılması doğru bir

uygulama olup, söz konusu kişi 5 yaş civarında SSPE hastalığına yakalandığından

idarenin burada bir kusurunun bulunmadığı açıktır. Çünkü ikinci aşı ilköğretim

1.sınıf çağında yapıldığından bu süreden daha önce söz konusu hastalığa

yakalanan davacıların çocuklarının yaşı itibariyle ikinci dozu vurulması zaten

mümkün değildir. Bu açıdan aşının eksik yapıldığı iddiası da kabul edilemez.

Bunların dışında, idarece sunulan aşı

uygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asıl

olarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılması

gerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozuk

olması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmama

açısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dava

konusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalinin

bulunmadığını yukarıda açıklanmış olup, ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsa

bile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda bu

hususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından kaynaklanağının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareye

atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır.

Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarının

davalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsa

bile SSPE hastalığına yakalanılmasında kızamık aşısının sebep olamayacağı,

hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozuk

olma ihtimalinin bulunmadığı,ikinci doz aşınında birinci sınıf çağında yapılacağı, bu nedenle aynı andaçift doz aşı yapılması gibi bir uygulamanın söz konusu

olmadığı, davacıların çocuklarının da ikinci doz uygulama döneminden önce bahsi

geçen hastalığa yakalanması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusur

bulunmadığından davacılarıntazminat taleplerinin

kabulüne olanak bulunmamaktadır."

23. Başvurucular 18/2/2010 tarihli dilekçelerinde özetle ilk

derece mahkemesi kararının eksik inceleme sonucu verildiğini, Adli Tıp Kurumu

raporuna yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını, kararın kendi içinde

çelişkili olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular

ayrıca oğullarına tek doz kızamık aşısını Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağında

yaptırdıklarını, bunun aksini ispatlamanın idareye düştüğünü ancak bu husus

hakkında yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğunu ifade etmişlerdir.

Başvurucular, önceki dilekçelerinde ileri sürdükleri hususları temyiz

dilekçesinde de yinelemişlerdir.

24. Danıştay Onbeşinci Dairesi

30/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar

vermiştir.

25. Başvurucular gerek ilk derece mahkemesi kararının gerekse

Danıştay kararının gerekçesiz olduğunu, somut olayda adil yargılanma hakkının,

ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini belirterek Danıştayın onama kararına karşı karar düzeltme yoluna

başvurmuşlardır. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 7/5/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

26. Bu karar 6/7/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

27. Başvurucular 14/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha

Kanunu’nun 1. maddesi şöyledir:

"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah ve

milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerle

mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkı

tıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."

29. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti

bütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudan

doğruya ifa eder:

(...)

3 -Memlekete sari ve

salgın hastalıkların hulülüne mümanaat.

4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çok

miktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzır

amillerle mücadele.

(...)

6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir ve

uyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariç

olmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."

30. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:

"Kolera, veba (Bübon

veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi

tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoit

humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,

çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi sari

beyin humması (İltihabı sahayai dimağii

şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa

humması (Hummai nifası)

ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai

racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur

eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku

bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe

olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayı

haber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından

ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da

mecburidir."

31. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"57 nci

maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan

şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

(...)

2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.

(...)"

32. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilen

hastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafı

haşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabi

binalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve ne

suretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."

33. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:

"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısı

ile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,

icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamede

zikredilir."

34. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:

"Sari

hastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzar

edilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin

olunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeri

serum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine ve

murakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin

olunur."

35. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme ve

sıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir için

kitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatı

yapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimleri

gösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtaları

haiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkil

olunur."

36. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel

Kanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının

"k" bendinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık

hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:

(...)

k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum ve

benzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esas

olup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakope

mamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde

kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve

tüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan

veya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik

maddeler ile diğer terkiplerin kontroluna, murakabesine

ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite kontrollerini

yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat verme işlerini

yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.

(...)”

37. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin

Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde

bir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygun

bir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet ve

tababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir program

dahilinde sosyalleştirilecektir."

38. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerinin

sosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ile

amme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisine

yapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.

Sağlık ocağı: Takriben 5000

- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyük

kasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların il

içinde idari taksimata uyması icabetmez."

39. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti

teşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,

çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlık

müdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeli

yetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkez

teşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile

işbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."

40. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bir sağlık ocağının hizmeti en az bir

hekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekip

tarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlık

evlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.

Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucu

hekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlı

şahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendi

ocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."

41. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği

yerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.

Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,

ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliği

hizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerine

verilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlı

sağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."

42. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerinden

faydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvela

sağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağı

hekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumları

sağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,

Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları

-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."

43. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyal

bakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplum

sağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,

uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak ve

kurdurmak,

b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarla

savaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetlerini

yapmak,

c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aile

planlaması hizmetlerini yapmak,

d) İlaç, uyuşturucu ve psikotrop

maddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,

dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,

e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri ve

ilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,

(...)"

44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:

a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,

(...)

c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,

(...)

e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel

Müdürlüğü,

(...)"

45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Temel Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) (Değişik bent: 08/06/1984

- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığını

ilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, bu

hizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,

b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama ve

bağışıklık hizmetlerini yürütmek,

(...)

f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi ve

hayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,

bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,

(...)"

46. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünün

görevleri şunlardır :

a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçların

imalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteli

olarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, bu

amaçla gerekli kontrolleri yapmak,

(...)"

47. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesi

şöyledir:

"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması

Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlaması

hizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışma

plan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,

b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığının

korunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,

c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri

yapmak."

48. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşları

şunlardır:

(...)

c) Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi

Başkanlığı."

49. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti Refik

Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine

bağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzere

teşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)

bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."

50. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimai

Muavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.

Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzum

üzerine:

A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacak

sıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,

B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum ve

aşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,

C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahut

yabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevi

maddelerin kontrollerini yapmak,

(...)

E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sair

sıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmakla

mükelleftir."

51. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:

"Çocuk, küçük iken ana ve babasının velayeti

altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim,

vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen çocukları

dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."

52. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuk, ana ve babasına riayete

mecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alil

veya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."

53. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haiz

oldukları nisbette çocuklarının kanuni

mümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakimin

reyine ihtiyaçları yoktur."

54. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, vazifelerini ifa

etmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."

55. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının

velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan

alınamaz."

56. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi

konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve

uygularlar."

57. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:

"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye

düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse

hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."

58. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi

tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana

ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."

59. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılı

Genelgesi'nin aşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesi

gereken hususları düzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmı

şöyledir:

"AŞI TAKVİMİ

1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE

• 2. Ayın bitiminde ( 8

haftalık ) : BCG

DBT

POLİO

• 3. Ayın bitiminde ( 12

haftalık ) : DBT

POLİO

• 4. Ayın bitiminde ( 16

haftalık ) : DBT

POLİO

• 9. Ayın bitiminde ( 36

haftalık ) : KIZAMIK

2) RAPEL DOZ

• 1,5 yaşında ( 16-24

aylık ) : DBT

POLİO

3) OKUL AŞILAMALARl

• İlköğretim 1. sınıfta :

DT

POLİO

BCG (Bir skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)

•İlköğretim 5. sınıfta :

TT

BCG (İki skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)

• Lise l. sınıfta :

TT

• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)"

60. Anılan Genelge'nin "Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:

"[Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler:]

* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenle

başvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşı

takvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamak

için her fırsatı değerlendiriniz.

* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocuk

ya da gebe için bir ampul/flakon açınız.

* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindeki

etiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da son

kullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacak

aşıyı kullanınız.

* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektör

kullanınız.

* Ailelere bir sonraki aşı için gelmeleri

gereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz ve

anladığından emin olunuz.

(...)

- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlara

zamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."

61. Anılan Genelge'nin "Kızamık

Kontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:

"Kızamık aşı ile korunulabilir

hastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.

Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan bir

hastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan bir

toplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.

Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçin

Temel Stratejiler:

1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamık

aşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.

Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,

uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğu

gibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup

1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;

hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıca

hastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığa

karşı korunmuş olacaktır.

Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalık

yönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,

nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelik

verilmelidir.

Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelik

çalışmalar GBP'nin bir parçası olarak ele

alınmalıdır.

2. Hastalık sürveyansının

güçlendirilmesi

Standart Vaka Tanımı:

- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü

ve

- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi

ve

- Öksürük, nezle ve konjunktivit

bulgularından en az birinin varlığı

Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespit

edilmesi halinde;

- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktif

vaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarının

araştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarı

konusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.

- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,

hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespit

edilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) ne

kaydedilmelidir.

- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgın

olup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısının

daha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vaka

sayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabul

edilmelidir.

- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğine

işlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınan

önlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.

- Tespit edilen vakaların kişi ve yeri

özelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge ve

nüfuslar tespit edilmelidir.

- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,

riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassas

nüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.

-Tüm vakalar yakından izlenmeli ve

komplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.

Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemli

konulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirim

yapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geri

bildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra,

eczaneler, okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek,

şüpheli gördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleri

teşvik edilmelidir.

62. Anılan Genelge'nin "Soğuk

Zincir" başlıklı kısmı şöyledir:

"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan ve

ihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemeden

oluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşı

uygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,

%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısından

hiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş Bağışıklama

Programının can alıcı komponentlerinden biri olarak

büyük önem taşımaktadır.

Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,

aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına da

hassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çok

yüksek ısıya maruziyet kadar, bir

çok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyı

aynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa, aşılar

eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir. Öte

yandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Td

aşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.

İl düzeyinde soğuk zincir uygulamaları

aşağıdaki kurallara göre düzenlenir:

- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğuk

zincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarak

merkezden temini, il deposunda saklanması ve perifere

dağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.

- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihleri

mutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımı

sağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.

- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşı

sevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonların

soğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,

bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.

- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyat

yapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabı

kullanılmalıdır.

- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarak

yapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakil

kabı kullanılabilir.

- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincir

malzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzeme

ihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.

- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabında saklanmalı,

buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişi

belirlenmelidir.

- Buzdolaplarında mutlaka bir termometre

bulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabın

ısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.

- Buzdolabının kapısına bir ısı izlem

çizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeye

kaydedilmelidir.

- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılan

odalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemine

yerleştirilmelidir.

- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlara

dikkat edilmelidir:

•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarında

tutunuz.

•Aşı kutu/şişeleriarasında

yeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.

•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süre sonra

dolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasına çok

dikkat ediniz.

•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.

•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecek

maddeleri vs.koymayınız.

•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleri

bulundurunuz.

•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasına

dikkat ediniz.

•En alt kısıma

(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleri

yerleştiriniz.

•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemek

için kapağını kilitli tutunuz.

- Olabilecek elektrik kesintilerinde

buzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapak

açılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.

- Buzdolabı temizliği yapılırken ve saha

uygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.

- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmeden

kullanılmamalıdır.

- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısı

sulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan

8 saat sonra atılmalıdır."

63. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün

tüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"(...) 1998 yılından itibaren bütün

illerde ilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasına

başlanacaktır."

B. Uluslararası Hukuk

64. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,

vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve

ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli

bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari

önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu

ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere

uymalarını taahhüt ederler.”

65. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:

" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek

en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini

veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir

çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun

bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.

2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak

uygulanmasını takip ederler ve özellikle:

a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının

düşürülmesi;

b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve

tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek

sağlanması;

c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve

başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen

tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması

yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne

alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;

d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun

bakımın sağlanması:

e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle

ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile

beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda

temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;

f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya

rehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;

amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için

zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her

türlü önlemi alırlar.

4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın

tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı

olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri

özellikle gözönünde tutulur."

66. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur(...)"

67. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet

hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,

27/1/2015, § 67).

68. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister

özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu

altında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği

takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân

tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,

B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).

69. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisi

gibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'e

göre daha elverişli konumda olduklarını belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz

[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

70. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucular, vatandaşların genel sağlığından devletin

sorumlu olduğunu belirterek Anayasa'nın 56. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular; oğullarının kızamık aşısı olmasına rağmen SSPE

hastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini, tek doz kızamık aşısının yol

açtığı zararların tazmin edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular;

Sağlık Bakanlığının savunmasına itibar edilerek oğullarına kızamık aşısı

yapılmadığının kabul edilmesi durumunda bile devletin sorumluluğunun

bulunduğunu, devletin gerekli organizasyonu kuramaması nedeniyle kızamık aşısı

olamayan çocuğun ölümünden sorumlu olması gerektiğini, kızamık gibi salgın tehlikesi

bulunan bir hastalık için kişilerin evlerine aşılamaya gidilmemesinin ve bu

yönde bir organizasyonun oluşturulmamasının kusur teşkil ettiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular, bu gibi durumlarda kusursuz sorumluluğun dahi

mümkün olabileceğini ifade etmişlerdir.

72. Başvurucular; mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik dava

sürecinde etkili ve adil bir korumadan yararlanamadıklarını, bu sebeple adil

yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ileri sürmüşlerdir.

73. Başvurucular; dava sonucunu doğrudan etkileyecek

iddialarının derece mahkemelerinin gerekçelerinde değerlendirilmediğini, derece

mahkemelerine sundukları dilekçelerde ileri sürdükleri hiçbir hususa açıklık

getirilmediğini, temyiz ve karar düzeltme istemlerinin matbu gerekçelerle

reddedildiğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

74. Başvurucular; hizmet kusurunun varlığı hâlinde meydana gelen

zararın idarece tazmin edilmesi gerektiğini, oğullarının ölümü ile neticelenen

olayda çoklu aşı yapılmadığı yani tek doz aşı ile yetinildiği için idarenin

hizmet kusurunun bulunduğunu ancak oğullarının ölümü nedeniyle uğradıkları

maddi ve manevi zararların tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

75. Bakanlık görüşünde başvurunun öncelikle yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş, akabinde ise

yaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına değinilmiştir.

Bakanlık görüşünde, Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarak

ülkemizde geçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarının

başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimsel

bulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde

yine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamık

aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tüm

aşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.

76. Bakanlık görüşünde, somut olayda yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren Sağlık

Bakanlığından temin edilebilecek evrakın da gözönünde

bulundurularak incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.

77. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genel

olarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir. Başvurucular, Bakanlık

görüşünde başvurunun konusunun yaşam hakkı ile ilgili olduğu belirtilmiş ise de

somut olayda yaşam hakkının yanı sıra mülkiyet hakkının, adil yargılanma

hakkının ve etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları A.A.nın yaşamının korunamamasından ve idari yargıda

açtıkları tam yargı davasının etkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyet

ettikleri anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucuların bu başlık altında ileri

sürdükleri tüm iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

79. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

80. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,

insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

81. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

82. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

83. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp

hizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özel

kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek

yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker

Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

84. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göre

devletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak

için yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.

85. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların

yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.

No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

86. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi; devlete yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal

olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

87. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu

durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59;

Nail Artuç, § 37).

88. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri

tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada

da etkili olmasıgerekir. Bir başvuru yolunun ancak

hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş

bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim

sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

89. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada

mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:

2013/4086, 20/4/2016, § 73).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

90. Somut olayda başvurucular, oğulları A.A.nın SSPE hastalığına yakalanması üzerine idare

aleyhine açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPE

hastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ileri

sürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerde

gerekse bireysel başvuru formunda, oğullarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâlde

bu aşının yeterli dozda yapılmaması nedeniyle önleyici etki gösteremediğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca oğulları A.A.ya kızamık aşısı yapılmadığının kabul edilmesi

hâlinde bile idarenin sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

91. Bu durumda öncelikle başvurucuların oğulları A.A.ya idare tarafından kızamık

aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir.

92. Başvurucular bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık

aşısı yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Keza başvurucular, oğullarına -Bağlar 1

No.lu Sağlık Ocağında- kızamık aşısını yaptırdıkları iddiasını derece

mahkemeleri önünde de dile getirmişlerdir. Başvurucuların bu iddiası ile ilgili

olarak derece mahkemeleri ise dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri

dikkate alarak başvurucuların oğulları A.A.ya

ilk doz kızamık aşısının yapıldığının kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.

93. Bu durumda sağlık ocağı personelinin koruyucu sağlık

hizmetlerini yürüttüğü sırada tutmakla yükümlü olduğu kayıtlara ilişkin iç

hukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun açıklanması ve derece mahkemelerince

verilen kararların bu kapsamda değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

94. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında, sağlık

ocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastaların

muayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerini

tutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 40). Keza Genişletilmiş

Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmında aşı uygulamalarının

ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarak kaydedilmesinin sağlanması

gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 60).

95. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri Anayasa

Mahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derece

mahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu hususta

ikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, dava

dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak A.A.ya kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken 2000 yılından önceki aşı kayıtlarının

meydana gelen su baskını nedeniyle tahrip olduğunu ve bu sebeple A.A.ya ait aşı kartının

bulunamadığını belirten Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı yazısını ve başvurucuların A.A.ya aşı yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve

belgeyi dava dosyasına sunmamış olmasını gözönünde

bulundurmuştur. Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı kayıtlarının anılan dönemde meydana

gelen su baskını nedeniyle tahrip olması ve A.A.ya aşı yapıldığını gösteren herhangi bir belgenin

başvurucular tarafından dava dosyasına sunulmaması karşısında derece

mahkemelerinin A.A.ya aşı yapıldığının

kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmasının somut olayın koşulları bağlamında makul

olmadığı söylenemeyecektir. Başvuru formu ve eklerinde de A.A.ya aşı yapıldığı hususunda ikna edici bir

açıklamanın yer almaması ve bu husus ile ilgili olarak herhangi bir belgenin

bulunmaması nedeniyle somut olayda derece mahkemelerinin A.A.ya

aşı yapılmadığının kanıtlanamadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek

bir durumun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

96. A.A.ya

kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate alındığında kızamık

aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşı uygulamasında soğuk

zincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı

değerlendirilmiştir.

97. Somut olayda kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığı

yönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarına

uygulandığını ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususu

ile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular kızamık aşısının

yeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı, Türkiye'deki kızamık aşılarının

belli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılı

olarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucuların

oğullarının hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini

ve ilk dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci

sınıfta iken yapılması gerektiğinin karara bağlandığını ancak başvurucuların

oğullarının ikinci dozun yapıldığı döneme varmadan önce kızamık hastalığına,

ardından da SSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla bu

aşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığı

değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının 1998

yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, devletin bu

konudaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı incelenirken yine değinilecektir.

98. Başvuru konusu olayda; A.A.ya bebeklik döneminde kızamık aşısı yapılmadığının

kabul edilmesi hâlinde bile devletin sorumluluğunun bulunduğu, kişilerin

evlerine aşılamaya gidilmemesinin ve bu yönde bir organizasyonun

oluşturulmamasının kusur teşkil ettiği yönündeki iddiaların ayrıca incelenmesi

gerekir.

99. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde

organize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüde

pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı bir

hastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistem

kurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemleri

alması gerekir.

100. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusal

makamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne ve

babaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığından

şüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlık

kuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekli

önlemleri alması gerekir.

101. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksek

aşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.

Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumun

bağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte

bu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın

görülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.

102. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümler

içeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısı

mecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.

maddesinde, kızamık hastalığı da dâhil olmak üzere belirli hastalık türleri

sayılmış; 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birinin

ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısım

tedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalara

veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbire

de yer verilmiştir (bkz. §§ 28-35). Başvuruya konu olayların meydana geldiği dönemde

yürürlükte bulunan Genelge'de ise bebeklik dönemini

de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitli periyotlar dâhilinde

bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).

103. Bu aşamada SSPE Komisyonu raporundaki verilere değinmek

yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuru formunda anılan rapora

yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve

eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan söz

konusu raporun objektifliğinin ve/veya yeterliğinin sorgulanmasına neden

olabilecek herhangi bir husus da tespit edilememiştir. Dolayısıyla devletin

aşılama konusundaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı değerlendirilirken bu

rapordaki verilerden yararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine

varılmıştır.

104. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Komisyonu

raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardan korunmanın

tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumun

bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir. Raporda; Türkiye'de 1970

yılında başlatılan rutin kızamık aşısı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve

Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına

kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987 yılından bu yana

giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7'ye,

1991-1994 yılları arasında %73,7'ye ulaştığı belirtilmiştir. Raporda,

başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği 1998 yılının da aralarında bulunduğu

1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda

ayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen kızamık aşısı günleri

kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir.

105. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucuların

oğulları A.A.nın dünyaya

geldiği dönemde kızamık hastalığının eliminasyonu tam olarak

gerçekleştirilememiş ise de kızamık hastalığının eliminasyonu için sürekli

olarak artan aşılama oranlarına ulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların

yanı sıra çeşitli aşı kampanyaları yürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların

öncelik sıralamasının belirlenmesinde ve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine

ne kadar tahsis edileceği hususunda idari makamların daha elverişli konumda

oldukları dikkate alındığında somut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının

tamamen yok edilememiş olmasında yetkili makamlara bir sorumluluk

atfedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde,

başvurucuların yaşadığı bölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde

rutin aşılamaların yanı sıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir

durumun olduğuna ve bu hususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına

bildirimde bulunulduğuna ilişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da

olayların meydana geldiği dönemde -A.A. henüz kızamık

hastalığına yakalanmamış iken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi

üzerine yetkili kamu makamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının

durumu bildiğini ancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ileri

sürmemişlerdir. Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği

ve/veya bir salgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlarda

derece mahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takip

sorumluluğunun asıl olarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.

106. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamık

aşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna

değinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporuna

göre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağında

yapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları

arasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamık

eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekte

olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda yüksek

oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Rapordaki

bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tek doz

önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık

aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş ve 2003

yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindeki bu bilgi

ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek doz olarak

uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla uyumlu

olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden kamu

makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağı

değerlendirilmiştir.

107. Somut olayda son olarak idare mahkemesi önündeki

yargılamanın etkili ve özenli bir şekilde yürütülmediği, derece mahkemeleri

kararlarının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiaların incelenmesi gerekir.

Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece

mahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin

bulunduğu davalarda derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği özende bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde

yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Somut olay bu kapsamda incelendiğinde gerek Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulunun 27/5/2009 tarihli raporundaki gerekse çeşitli üniversitelerde görev

yapan akademisyenlerce hazırlanan bilirkişi raporundaki veriler doğrultusunda

hüküm kuran Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin ön yargılı ve taraflı bir şekilde

hareket ettiğini ortaya koyan bir verinin somut olayda bulunmadığı, gerek ilk

derece mahkemesi kararının gerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılan

Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatine

varılmıştır.

108. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda

devletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerine

getiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa

başvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.

109. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

110. Başvurucular, yargılamanın yaklaşık on yıl sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

111. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

112. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

113. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

114. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Ayten

AKBOZ

2. İlyas

AKBOZ

Vekili

:

Av. Süleyman

BİLGİÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/12382, 11 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. "Aşı Takvimi
  9. Dbt
  10. Polio
  11. Polio
  12. Polio
  13. Polio
  14. Dt
  15. Polio
  16. Tt
  17. Tt
  18. B. Uluslararası Hukuk
  19. V. İnceleme Ve Gerekçe
  20. A. Yaşam Hakkının İhlal
  21. B. Makul Sürede
  22. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  23. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Özgüldür
  25. Gökcan
  26. Akboz
  27. Akboz
  28. Bilgiç
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/12382
Tarih
11 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Aısha Fares Başvurusu (B. No: 2015/18701)
  • Fatmana Uçan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/12508)
  • Civan Boltan Başvurusu (B. No: 2014/5324)
  • Fındık Kılıçaslan Başvurusu (B. No: 2015/97)
  • Nurbani Fikri Başvurusu (B. No: 2014/2502)
  • Mars Sinema Turizm ve Sportif Tesisler İşletmeciliği A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/23849)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.