İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

B.ç. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/10144)

1. Başvuru, tutuklu olarak bulunulan ceza infaz kurumunda çıkan isyan

Başvuru No2015/10144Tarih9 Mayıs 2019Okuma27 dk · 5.417 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm B.Ç. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2015/10144
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.417 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklu olarak bulunulan ceza infaz kurumunda çıkan isyan

sırasında gerçekleşen ölüm olayında kamu makamlarınca gerekli önlemlerin

alınmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ceza soruşturması ve

yargılama dosyaları, ayrıca Antalya 2. İdare Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) temin

edilen yargılama dosyasındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. Olayda vefat eden, başvurucuların yakını olan 1963 doğumlu

A.Ç. kastı aşan adam öldürme suçundan tutuklu olarak aynı suç grubundan tutuklu

ve hükümlülerin bulunduğu Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun (Ceza

İnfaz Kurumu) B-8 numaralı koğuşunda kalmaktadır.

10. 30/5/2004 tarihinde, bir başka hükümlünün tedavi edilmesi

yönündeki talebinin Ceza İnfaz Kurumu idaresince reddedilmesi üzerine koğuşta

çıkan isyanda A.Ç., koğuştakiler tarafından boğularak öldürülmüştür.

11. Ceza İnfaz Kurumu idaresinin dosya kapsamındaki 30/5/2004

tarihli Vukuat Raporu ile Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri

Genel Müdürlüğünün (Genel Müdürlük) Ceza İnfaz Kurumu Vukuat Raporu'na göre

Ceza İnfaz Kurumunun B-8 numaralı koğuşunda kasten adam öldürme suçundan

tutuklu bulunan E.Ş. diş rahatsızlığı nedeniyle 29/5/2004 günü saat 23.30

civarlarında Ceza İnfaz Kurumu idaresine müracaat etmiş; şahsın acil bir durumunun

olmadığının anlaşılmasıyla sabah hastaneye sevk edilmek üzere koğuşuna

gönderilmesi üzerine aynı koğuştaki H.H., M.S.E., A.Ş. (rahatsızlanıp hastaneye

kaldırılmayı talep eden ve talebi reddedilen E.Ş.nin

ağabeyi) Ç.G., Y.E.K., E.S., Ş.Ö., T.Y., Ş.S., M.Y.A., Ö.Y., V.E., M.K. ve F.Ç.

30/5/2004 tarihinde saat 02.00 civarında isyan başlatmıştır.

12. Raporlara göre koğuştakiler, koğuş kapısına ranza ve

dolaplarla barikat kurmuş; havalandırma bahçesinin kapı kilidini kırarak

bahçeye çıkardıkları yatak ve battaniyeleri yakmışlardır. Bu esnada isyana

karşı çıktığı için A.Ç. dövüldükten sonra televizyon kablosuyla boğularak

öldürülmüştür. İnfaz koruma memurları isyanın başlamasıyla koğuştan gelen

sesler üzerine koğuşa girmek istemiş fakat kapıların ranzalar çekilmek

suretiyle kapatılması nedeniyle olaya müdahale edememişlerdir. Bunun üzerine

koğuşun havalandırma bahçesine pencereden bakan infaz koruma memurları yangın

çıktığını, birisinin de yerde yattığını görünce jandarma görevlileri ve Ceza

İnfaz Kurumu savcısına olayı derhâl haber vermişlerdir.

13. İsyancılar iki kişiyi daha rehin tuttuklarını, kendilerine

uyuşturucu madde ve cep telefonu verilmezse onları da öldüreceklerini

bildirmişlerdir. Olay yerine gelen Cumhuriyet savcısı ve Ceza İnfaz Kurumu görevlileri

uzun uğraşlar sonucu isyancıları ikna etmiş ve aynı gün saat 11.00 civarlarında

isyan bitirilmiştir. Rapora göre A.Ç.nin

öldürülmesini A.Ş., Ç.G. ve M.K. üstlenmiştir.

A. Ceza İnfaz Kurumu

Görevlileri Hakkındaki Adli ve İdari

Soruşturma Süreçleri

14. İnfaz Koruma Başmemuru M.Ö. ve

M.G, İnfaz Koruma Memuru İ.H. ve Ceza İnfaz Kurumu İkinci Müdürü A.S. hakkında

Ceza İnfaz Kurumu idaresince olaya dair disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Yapılan soruşturmada olay günü vardiya nöbetçisi olan ceza infaz görevlilerine

bir tutuklunun çok ilaç içtiği için midesinin ağrıdığını söylediği, bu durumun

vardiya nöbetçisi ikinci müdüre bildirildiği, şahsın tansiyonunun ölçüldüğü,

herhangi bir hastalık belirtisi olmadığından uzun süre beklendiği, bir sorun olmaması

üzerine saat 01.00 civarlarında tutuklunun koğuşuna geri gönderildiği, yaklaşık

bir saat sonra koğuş görevlisinin koğuştan sesler geldiğini haber vermesi

üzerine olay yerinde gidildiği, diğer hükümlü ve tutukluların hastanın

hastaneye gitmesi gerektiğini söyledikleri, durumun yeniden vardiya nöbetçisi

ikinci müdüre bildirildiği, on dakika sonra koğuşta isyanın başladığı, öldürme

olayının gerçekleştiği tespit edilmiştir.

15. İdari soruşturma kapsamında Ceza İnfaz Kurumu İkinci Müdürü

A.S. savunmasında; nöbetçiyken bir tutuklunun diş ağrısı için fazla ilaç alması

nedeniyle midesinin ağrıdığını belirttiğini, şahsın aralıklarla iki defa

tansiyon ve nabzının ölçüldüğünü, herhangi bir hastalık belirtisi olmaması

üzerine tedbiren saat 01.30 civarlarına kadar

bekletildiğini, her şeyin normal olması üzerine koğuşuna gönderildiğini ifade

etmiştir. Ayrıca bu tip olayların sık yaşandığını, mahkûmların çeşitli

bahanelerle hastaneye gidip uyuşturucu hap aldıklarını ya da kendilerine iğne

yaptırdıklarını bildiğinden şahsın hastaneye sevkini uygun görmediğini, diğer

mahkûmların bunu bahane ederek koğuş kapısına ranza ve dolaplarla barikat kurup

bir kişiyi öldürerek yangın çıkardıklarını, olaya müdahale etmek istediklerini

fakat isyancıların diğer rehineleri de öldüreceklerini söylemeleri üzerine

müdahale edemediklerini, şahısları ikna etmeye çalıştıklarını, sonra jandarmaya

haber verdiklerini bildirmiştir.

16. İdari soruşturma neticesinde 8/6/2004 tarihinde tüm

soruşturulanlar hakkında olayda herhangi bir ihmal ya da kusurları bulunmadığı

gerekçesiyle ceza tayinine yer olmadığına karar verilmiştir. Bu karar Genel

Müdürlüğe de iletilmiştir.

17. Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında Antalya Cumhuriyet

Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tutuklu E.Ş.nin

rahatsızlığının hastaneye kaldırılmayı gerektirecek ciddiyette bulunmadığı,

hastaneye kaldırılanların doktordan uyuşturucu ilaç talep ettikleri, isyanın

olduğu koğuşun kapı arkasına barikat kurulması nedeniyle görevlilerin isyan ve

öldürme olayında herhangi bir kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle 3/6/2004

tarihinde görevi ihmal suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Kararın hangi tarihte kesinleştiğine dair herhangi bir bilgi ya da belgeye

ulaşılamamıştır.

B. Öldürme ve İsyan Olayın Failleri Hakkında

Yürütülen Adli ve İdari Soruşturma Süreçleri

18. Cumhuriyet Başsavcılığının 1/6/2004 tarihli Olay Tespit Tutanağı'nda, 30/5/2004 tarihinde gece saat 03.00

civarlarında Ceza İnfaz Kurumu nöbetçi ikinci müdürünün bir koğuşta isyan

çıktığını bildirmesi üzerine olay yerine intikal eden görevlilerden alınan ön

bilgi sonrası koğuş kapısının arkasına çelik dolabın yerleştirildiğinin

anlaşıldığı, bir başka koğuşun penceresinden bakıldığında havalandırma

bahçesinin bir kısmından duman yükseldiğinin ve yerde birinin sırtüstü

yattığının görüldüğü fakat havanın karanlık olmasından dolayı kişinin ölü,

yaralı ya da sağlıklı olup olmadığının anlaşılamadığı tespitlerine yer

verilmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından isyancılara eyleme son vermeleri

uyarısında bulunulması üzerine isyancılardan A.Ş. ile Ç.G. eyleme son

vermeyeceklerini, bir ispiyoncunun öldüğünü, ellerindeki iki ispiyoncuyu da

güvenlik güçlerinin müdahale etmesi hâlinde öldüreceklerini belirtmiştir.

19. Tutanağa göre, ikna çabalarının sonuç vermemesi üzerine

koğuşa güvenlik görevlilerince müdahale edilmesi olasılığı nedeniyle gerekli

hazırlıklar yapılmış, yeteri kadar itfaiye aracı, ambulans, kompresör temin

edilmiş; il jandarma alay komutanı ile görüşülerek muhtemel müdahale için

askerî açıdan gerekli hazırlıklar yapılmış, il Cumhuriyet başsavcısına ve Genel

Müdürlüğe haber verilmiş, bunlarla ara ara durum hakkında bilgi alışverişi

yapılmış, ayrıca il valisi de olay yerine gelerek olayı takip etmiştir. Öğle

saatlerinde müdahaleden önce Ceza İnfaz Kurumu ikinci müdürü bir kez daha

görüşmeye gönderilmiş, isyancılar tarafından bazı şartlarla isyana son

verileceğinin belirtilmesi üzerine il Cumhuriyet başsavcısı, infaz savcısı ve

il jandarma alay komutanı hükümlülerle görüşmüş ve kabul edilebilir şartlarda

anlaşılarak isyana son verilmesi sağlanmıştır. İsyan sonrası cenaze morga

kaldırılarak koğuşa girilmiş; koğuş asma kapısının kilidinin kırık olduğu,

duman ve isin devam ettiği görülmüştür. Olay Yeri İnceleme ekibine olay yerinin

video ve fotoğraf çekimlerinin yapılması talimatı verilmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığının 30/5/2004 tarihli otopsi işlemi

sonucunda düzenlenen raporda; A.Ç.nin ölmeden önce

özellikle kafa ve yüz bölgesine yönelik künt travmaya

maruz kaldığı, herhangi bir kesici- delici alet yarası bulunmadığı, şahsın

kesin ölüm nedeninin boynunda yumuşak bağ tatbikine bağlı mekanik asfiksi olduğu tespitlerine yer verilmiştir.

21. İsyancılardan V.E. 30/5/2004 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığındaki

ifadesinde; tutuklu E.Ş.nin dişinden dolayı aldığı

ilaçlardan rahatsızlanması ve hastaneye gönderilmemesi üzerine gece vakti diğer

hükümlüler A.Ş., Ç.G. ve M.K.nın isyan fikriyle

ranzaları koğuş kapısının arkasına çektiklerini, M.K.nın

koğuş bahçe kapısının kilidini ranzadan söktüğü demirle kırdığını, o sırada A.Ç.nin uyanarak isyana katılmayacağını, dışarı çıkacağını

söylemesi üzerine A.Ş. ile kavga etmeye başladıklarını, A.Ç.nin

A.Ş.ye yumruk salladığını fakat isabet ettiremediğini, A.Ş.nin

de A.Ç.ye yumruk atmasıyla açık olan kapıdan bahçeye düştüğünü, A.Ş., Ç.G. ve M.K.nın havalandırmaya çıkarak "Kimse gelmesin, fena olur." dediklerini, orada A.Ç.yi öldürdüklerini fakat kendisinin bu anı görmediğini,

iki kişiyi daha öldüreceklerini Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine söylediklerini

beyan etmiştir. Ayrıca müteveffa ile diğer mahkûmlar arasında husumet

bulunmadığını, yalnızca bir keresinde A.Ç.nin külotla

yatmasından, müstehcen konuşmasından ve hareket yapmasından A.Ş.,Ç.G. ve M.K.nın müteveffayı uyardıklarını belirtmiştir.

22. Koğuştaki tutuklulardan olan ve olay öncesinde

rahatsızlanarak hastaneye kaldırılma talebi olan E.Ş. 30/5/2004 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde; olay günü diş ağrısı nedeniyle aldığı

ilaçlardan midesinin rahatsızlanması üzerine hastaneye gitme talebiyle Ceza

İnfaz Kurumu idaresine başvurduğunu, tansiyonunun birkaç kez ölçülmesinden

sonra koğuşuna gönderildiğini, ağabeyi A.Ş.nin

olaylara kızarak "Burada biri ölse

kimsenin haberi olmuyor. İsyan çıkarırız başka çaremiz yok."

dediğini, müteveffanın buna itiraz etmesi üzerine ağabeyi ve Ç.G. ile

aralarında tartışma çıktığını, A.Ç.nin ağabeyine

yumruk atması üzerine M.K.nın da katılmasıyla kavga

ederek bahçe kapısından çıktıklarını, "Kimse

gelmesin." dedikleri için gidemediklerini, A.Ç.nin

"Yapmayın." diye

bağırdığını, sonra sustuğunu, çıkıp baktıklarında şahsı yerde yatar, kanlı

vaziyette gördüklerini, isyancıların Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine "Birini öldürdük, iki ispiyoncuya da

bağladık." dedikleri hâlde aslında kimsenin olmadığını, bu

şekilde görevlilerin müdahalesini önlemeye çalıştıklarını beyan etmiştir.

23. Koğuştaki tutuklulardan olan Ö.Y. 30/5/2004 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde, olayın gelişimine dair benzer bilgiler

aktarmış ve müteveffanın külotla gezmesi ve genç tutuklulara terbiyesizce

davranması nedeniyle bir ay öncesinde A.Ş. ve Ç.G.nin

müteveffayı "Senin yaşına bu hareketler

yakışıyor mu?" uyardığını, bunun dışında A.Ç. ile diğerleri

arasında herhangi bir husumetin bulunmadığını söylemiştir.

24. Koğuşta hükmen tutuklu olarak bulunan M.K. 30/5/2004

tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde; E.Ş.nin

hastaneye gönderilmemesini protesto etmek için ağabeyi A.Ş.nin

isyan çıkarma fikrini ortaya attığını, kapının arkasına çelik dolap ve

ranzaları çektikleri sırada müteveffanın "Ben

katılmam çıkmak istiyorum." demesi

üzerine A.Ş.nin "Çok geç, katılacaksın, artık kapılar kapandı." şeklinde cevap verdiğini, A.Ş.nin A.Ç.ye yumruk atmasıyla şahsın bahçeye düştüğünü, A.Ş.nin müteveffanın boğazını uzun süre sıktığını, o sırada

Ç.G.nin de televizyon kablosunu getirdiğini ve şahsın

boğazına doladığını, Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine müdahale ederlerse diğer

iki ispiyoncuyu da öldüreceklerini söylediklerini, olayın bir anda geliştiğini,

önceden yapılmış bir plan olmadığını, müteveffaya yönelik de bir husumetin

bulunmadığını bildirmiştir.

25. Koğuşta hükümlü olarak bulunan A.Ş. 30/5/2004 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde; olayın kardeşinin tedavi edilmemesi

üzerine aniden geliştiğini, planlı olmadığını, kendisinin isyan çıkarma fikrini

ortaya attığını, kapının arkasına ranzaları çektikten sonra uyanan müteveffanın

isyana katılmayıp çıkmak istediğini söylemesi üzerine kapıların arkasına ranza

yığılı olduğundan çıkamayacağını söylediğini, bunun üzerine kendisine yumruk

atan A.Ç.ye tıraş olduğu jileti savurduğunu, şahsın avluya düşmesiyle boğazını

sıkmaya başladığını, Ç.G. ve M.K.nın söktükleri

televizyon kablosuyla geldiklerini, kabloyu şahsın boğazına dolayıp her birinin

birer yandan sıkmak suretiyle A.Ç.yi öldürdüklerini,

müteveffayla hemşehri olduklarını, aralarında önceye

dayalı bir problem olmadığını, olayın aniden geliştiğini, sırf jandarma

müdahalesini önlemek için diğer şahısları da öldürme tehdidinde bulunduklarını

belirtmiştir. Diğer hükümlü C.G. ise susma hakkını kullanmıştır.

26. Ceza İnfaz Kurumu görevlileri Cumhuriyet Başsavcılığındaki

ifadelerinde olayın gelişimine dair yukarıdakilere benzer beyanlarda

bulunmuşlardır.

27. A.Ş.,Ç.G. ve M.K., Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesinin

1/6/2004 tarihli kararıyla tutuklanmış ve Cumhuriyet Başsavcılığının 3/6/2004

tarihli iddianamesiyle on dört şüpheli hakkında Ceza İnfaz Kurumu idaresine

karşı ayaklanma suçundan, ayrıca şüpheliler A.Ş.,Ç.G. ve M.K. hakkında bir suçu

işlemek ve kolaylaştırmak amacıyla adam öldürme suçundan kamu davası

açılmıştır.

28. Ayrıca Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının

31/5/2004 tarihli kararıyla aralarında A.Ş.,Ç.G. ve M.K.nin

de bulunduğu olaya karışan bir kısım tutuklu hakkında 15 gün hücre cezasına,

bir kısmı hakkında ise 1 ay süreyle ziyaretten men cezasına karar verilmiştir.

29. Genel Müdürlüğün 27/12/2004 tarihli talebi üzerine

düzenlenen Ceza İnfaz Kurumunun 31/12/2004 tarihli yazısında; müteveffanın

kaldığı koğuşta bir hasmının bulunmadığı, arkadaşlarıyla ilişkisinin iyi

olduğu, yalnızca 24/11/2003 tarihinde koğuşta çıkan bir olaya adının karıştığı

fakat suçsuz olduğunun anlaşılmasıyla müteveffaya herhangi bir disiplin cezası

verilmediği tespitlerine yer verilmiştir. Bu olayla ilgili olarak Bakanlık tam

yargı davasındaki savunmasında A.Ç.nin de aralarında

bulunduğu on tutuklunun diğer mahkûmlardan H.G.yi on

gün işten kalacak şekilde yaralamaları nedeniyle haklarında yaralama suçundan

15/12/2003 tarihinde kamu davası açıldığı yönünde bir bilgi bulunmaktadır.

30. Sanıklar hakkındaki isyan çıkartma ve öldürme isnatlı kamu davası Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır

Ceza Mahkemesi) görülmüş, sanık savunmaları ve tanık beyanları alınmıştır.

Beyanlarda olayın meydana gelişine dair Savcılık ifadelerindekine benzer ve

tutarlı anlatımlar olduğu anlaşılmıştır.

31. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/4/2006 tarihli kararıyla A.Ş.,

Ç.G. ve M.K hakkında kasten öldürme suçundan neticeten 28 yıl hapis cezasına,

ayaklanma suçunu işleyenlerin üç kişiden fazla olduğuna dair delil

bulunmadığından üç sanığa bu suçtan ceza verilmesine yer olmadığına, diğer

sanıkların ayaklanma suçundan beraatlerine

hükmedilmiştir.

32. Karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin (Yargıtay) 10/12/2007

tarihli kararıyla adam öldürme suçundan mahkûm edilen sanıkların bizzat

duruşmada dinlenmediği gerekçesiyle bozulmuştur.

33. Bozma üzerine yapılan yargılama Ağır Ceza Mahkemesinin

8/4/2008 tarihli kararıyla A.Ş.,Ç.G. ve M.K.nın

kasten öldürme suçundan neticeten 28 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına

karar verilmiş, karar Yargıtayın 9/11/2009 tarihli

kararıyla onanmıştır.

C. Tam Yargı Davası

Süreci

34. Başvurucular 11/11/2004 tarihinde Bakanlığa başvurarak Ceza

İnfaz Kurumunda isyan çıkmasında idarenin ihmali olduğunu, Ceza İnfaz Kurumu

yönetiminin bir tutuklunun can güvenliğini koruyamadığını ileri sürmüş ve

toplam 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

35. Bakanlık 17/2/2005 tarihinde, olayda idarenin herhangi bir

kusuru bulunmadığından tazminat talebini reddetmiştir.

36. Bunun üzerine başvurucular 25/2/2005 havale tarihli

dilekçeyle olayda hizmet kusuru bulunduğundan bahisle İdare Mahkemesinde

Bakanlığa karşı 100.000 TL'lik manevi tazminat talepli tam yargı davası

açmışlardır.

37. Bakanlığın 23/5/2005 tarihli savunmasının ilgili kısımları

şöyledir:

"... [A.Ç.nin] ölüm olayında

idaremizin herhangi bir kusuru bulunmamakta olup, adı geçen Antalya E Tipi

Cezaevinde 30.05.2004 tarihinde meydana gelen isyan nedeniyle, aynı koğuşta

bulanan [A.Ş.] ile tartışması

sonucunda; koğuş arkadaşları [A.Ş., Ç.G. ve M.K.] tarafından öldürülmüş bulunmaktadır. Bu nedenle,

tamamıyla mahkumlar tarafından başlatılan isyanda meydana gelen tartışma

sonucunda gerçekleştirilen ölüm olayında, idari nitelikte bir eylem

bulunmamaktadır. İdarenin işleyişi ve yürütülen kamu hizmeti ile hiçbir şekilde

ilişkilendirilemeyen bu olay nedeniyle, idarenin tazminat yükümlülüğünden

bahsetmekte mümkün değildir.

Kaldı ki, savunma ekinde Mahkemeye ibraz

edilen ve dosyada mevcut bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi ile de

anlaşılacağı üzere; Antalya E Tipi Cezaevinde 30.05.2004 tarihinde meydana

gelen isyan olayı [A.Ç.nin de] kalmakta olduğu B-8 koğuşunda tutuklu olarak bulunan

[E.Ş.nin]

cezaevi görevlilerine saat:00.30'da dişinin ağrıdığından bahisle hastaneye

gitmek istediğini beyan etmesi, ancak cezaevi görevlileri tarafından yapılan

kontrol ve gözlem sonucunda rahatsızlığının hastaneye kaldırmayı gerektirecek

nitelikte bulunmaması nedeniyle; kendisine ağrı kesici ilaç verilerek ve

sabahleyin hastaneye gidebileceği söylenerek koğuşuna gönderilmesi üzerine, adı

geçenin aynı koğuşta birlikte kaldığı kardeşi[A.Ş., Ç.G. ve M.K.] tarafından [E.Ş.nin] hastaneye kaldırılmaması bahane edilerek başlatılmış

olup, idarenin bu isyanı önceden haber alarak bir tedbir alma imkanı olmadığı

gibi, isyan olayının başladığı zamana kadar davacıların yakını ile olayın

failleri arasında herhangi bir anlaşmaz olmamış ve olayın failleri ve maktul

arasında anlaşmazlık olduğuna, husumet bulunduğuna ve adı geçenler tarafından

davacıların yakınının öldürüleceğine dair idareye her hangi bir bilgi de

ulaşmış değildir. Dolayısıyla, idarenin bilgisi dahilinde olmayan bir olay nedeniyle;

mevcut güvenlik tedbirlerinin yanı sıra davacıların yakının can güvenliğinin

sağlanması ve yaşama hakkının korunması için idarece önceden ilave tedbirler

alması gerektiği ileri sürülemez..."

38. Mahkeme olaya dair ceza ve disiplin soruşturmalarını da

inceleyerek 22/2/2006 tarihinde tazminat talebini olayda idarenin hizmet kusuru

bulunduğu kabulüyle kısmen kabul etmiştir. Gerekçenin ilgili kısımları

şöyledir:

" ...Olayda, davalı idare tarafından

gerekli tüm önlemlerin alındığı ileri sürülmekte ise de; tutuklanarak cezaevine

alınan her kişinin yaşama hakkı ve korunması için tüm aktif önlemlerin

alınmasının idarenin görev ve yetkisinde olduğu hususları göz önüne

alındığında, tutuklu bulunan bir şahsın aynı koğuşta bulunan diğer mahkumlar tarafından

hayatına son verilmesinden davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ve doğan

zararın idarenin hizmet kusuru teorisine göre tazmini gerektiği sonucuna

ulaşılmaktadır.

Manevi tazminat gerçek bir tazmin aracı

olmayıp doğrudan doğruya manevi bir tatmin aracıdır. İdarenin eylem ve

işlemlerinden dolayı manevi değerlerinde bir azalma meydana gelen ve bu nedenle

acı ve elem duyan kişiye bir miktar para verilmesi suretiyle anılan eylem ve ızdırapların tüm olmazsa da kısmen azaltılması manevi tazminatın

temel amacı olduğu tartışmasızdır.

Bu durumda, gerek olayın gelişim süreci ve

gerekse manevi tazminatın gerçek bir tazmin aracı olmayıp manevi bir tatmin

aracı olması karşısında davacıların duyduğu elem ve acının karşılığı olarak takdiren maktülün annesi davacı

[E.Ç.]ya 20.000 YTL, maktülün kardeşleri olan diğer

her bir davacıya ise 5.000 YTL olmak üzere toplam 40.000YTL manevi tazminatın

davalı idarece davacılara ödenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, clavacılardan

anne [E.Ç.] için 20.000YTL, diğer her bir davacı için 5.000 YTL olmak üzere

toplam 40.000YTL manevi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının

reddine..."

39. Başvurucular ve Bakanlıkça temyiz edilen karar, Danıştay

Onuncu Dairesinin 2/12/2008 tarihli kararıyla bozulmuş; karar düzeltme talebi

de Onuncu Dairenin 27/9/2010 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bozma

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Cezaevlerinin iç güvenliğini sağlamakla

görevli olan davalı idare, üstlendiği hizmetin kötü veya geç işlemesi, gereği

gibi işlememesi şeklinde ortaya çıkan hizmet kusurundan kaynaklanan zararları

tazminle yükümlüdür. Ancak hizmetin kusurlu işletildiğinden söz edilebilmesi

için de olayın oluş şekli değerlendirilerek hizmette ortaya çıkan eksiklik veya

aksaklığın açık biçimde ortaya konulması zorunlu olup; sadece cezaevinde bir

olayın meydana gelmiş olmasından hareketle hizmetin kusurlu işletildiğini

kabule olanak bulunmamaktadır. Zira cezaevindeki mahkum ve tutukluların zarara

yol açılan eylem ve kusurlu davranışlarının bütünüyle önlenmesi olanaksız

olduğu gibi; davalı idarenin, cezaevinde yürütülen hizmetle nedensellik bağı

kurulamayan her türlü olay ve ortaya çıkan zararlardan hukuken sorumlu

tutulması sorumluluk hukukunun ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.

Buna göre; idarenin hukuki sorumluluğunun

kabulü, öncelikle uğranılan zararın, zarar görenin veya üçüncü kişinin

kusurundan kaynaklanmamış olması şartına bağlıdır. Uğranılan zararın bütünüyle

zarar görenin veya üçüncü kişinin kusurundan kaynaklanmış olması halinde,

yürütülen hizmet ile zarar arasında nedensellik bağı kurulmasına, hizmet kusuru

veya kusursuz sorumluluk ilkelerinden hareketle idarenin hukuken sorumlu

sayılmasına olanak bulunmamaktadır.

...

Olayda, davacılar murisinin bulunduğu ve

olayın meydana geldiği koğuşta daha önce bu tür bir olay olduğu veya olma

ihtimali bulunduğu yolunda herhangi bir belirleme bulunmadığı gibi, davacılar

yakını ile koğuşta kalan diğer mahkumlar arasında herhangi bir anlaşmazlık

olduğu yolunda idareye yansıtılan bir şikayette de bulunulmadığı görülmektedir.

Olayın oluş biçimi ve gelişimi gözönüne

alındığında cezaevinde ortaya çıkan ve davacılar murisinin ölümüne neden olan

eylemin, mahkumlarca önceden planlanmadığı, koğuşta kalan mahkumlardan birinin

talebinin idarece yerine getirilmemesi üzerine aniden gelişen bir olay olduğu

anlaşıldığından, ortada cezaevi görevlilerince önceden bilinmesi ve anılan

koğuş için özel önlem alınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

Bu durumda, davacılar yakınının ölümüne yol

açan eylem nedeniyle uğranılan zararla yürütülen hizmet arasında nedensellik

bağı kurulup, idarenin hukuki sorumluluğuna gidilmesine olanak görülmediğinden,

İdare Mahkemesince yukarıda belirtilen hususlar gözönüne

alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken manevi tazminat isteminin

kısmen kabulünde hukuki isabet görülmemiştir..."

40. Bozma üzerine Mahkeme 29/11/2010 tarihinde Danıştayın bozma gerekçesini aynen benimseyerek tazminat

talebinin reddine karar vermiştir.

41. Karar, Danıştayın 16/4/2013

tarihli kararıyla onanmış; karar düzeltme talebi de Onuncu Dairenin 11/3/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

42. Nihai karar başvuruculara 11/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular 9/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

43. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi şöyledir:

“f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam

hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur."

44. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalı

ceza infaz kurumları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış

güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya

fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak

mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış

çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün

gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme

yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."

45. 5275 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararının yerine getirildiği kurumlar” kenar başlıklı 111.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tutuklular, iç ve dış güvenlik görevlisi

bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engelleri olan,

34 üncü maddede sayılan hâller dışında oda ve koridor kapıları sürekli olarak

kapalı tutulan ve yasal zorunluluklar ayrık, dışarıyla irtibat ve haberleşme

olanağı bulunmayan normal güvenlik esasına dayalı tutukevlerinde veya maddî

olanak bulunmadığı hâllerde diğer kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca

ayrılmış bölümlerinde tutulurlar."

46. 5275 sayılı Kanun’un “Tutukluların

barındırılması” kenar başlıklı 113. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Tutuklular, maddî olanaklar elverdiğince

suç türlerine ve taşıdıkları güvenlik riskine göre ayrı odalarda

barındırılırlar. Aralarında husumet bulunanlar ile iştirak hâlinde suç işlemiş

olanlar aynı odalarda barındırılmazlar ve birbirleri ile temas etmelerini

engelleyecek tedbirler alınır."

47. 5275 sayılı Kanun’un “Tutukluların

yükümlülükleri” kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanunun; yüksek güvenlikli kapalı

ceza infaz kurumları, ... bina ve eşyaların korunması, kapıların açılmaması ve

temasın önlenmesi, oda ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşyalar,

arama, disiplin cezalarının niteliği ve uygulanma koşulları, kınama, bazı

etkinliklere katılmaktan alıkoyma, ücret karşılığı çalışılan işten yoksun

bırakma, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama,

ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma, hücreye koyma, ... disiplin soruşturması,

disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve

kaldırılması, yönetim tarafından alınabilecek tedbirler, zorlayıcı araçların

kullanılması, ...muayene ve tedavi istekleri, hükümlülerin beslenmesi,

iyileştirme programlarının belirlenmesi, hükümlülerin sayısı ve uygulanacak

güvenlik tedbirleri, eğitim programları, öğretimden yararlanma, muayene ve

tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı engelleyecek hastalık hâli,

kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri reddetmeleri, ... konularında 9, 16,

21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci

maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte

olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir."

B. Uluslararası Hukuk

1- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...

"

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

49. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik

yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri

almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (L.C.B/İngiltere, B. No: 23413/94,

9/6/1998, § 36).

50. AİHM’e göre Sözleşme’nin

2.maddesi,devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının

bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No:

23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/ 2004, § 71).

51. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin

2.maddesikapsamında yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz değildir.

Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel

önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/2011, §

209).

52. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır

(Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99,

20/12/2004, § 69).

53. AİHM Rebai ve diğerleri/Fransa ([GK] (k.k.), B. No:

26561/95, 25/2/1997) kararında, kaldığı hücrede intihara meyilli olan bir

mahkûm tarafından çıkarıldığı iddia edilen yangında başvurucuların yakınlarını

tehlikeli bir mahkûmla aynı hücreye koymak suretiyle gerekli önlemleri almaması

ve yangına geç müdahalede bulunulması nedenleriyle devletin yakınlarının

ölümünde kusurlu olduğu iddiasını incelemiştir. AİHM'e

göre hücrede yangın çıkardığı iddia edilen mahkûm her ne kadar intihara meyilli

olsa da başvurucuların yakınlarının ve diğer mahkûmların yataklarının ve

kişisel eşyalarının da koğuşun kapısının önünde yakılmış olduğu gözetildiğinde

yangını kimin başlattığı net değildir. Bu nedenle yangını çıkardığı iddia

edilen mahkûmun diğerleri açısından tehlike arz ettiğinin, dolayısıyla ceza

infaz kurumu idaresince gerekli önlemlerin alınmadığının kabulü mümkün

değildir. Ayrıca AİHM, olayda itfaiyenin ve ambulansın olayın haber

verilmesinden 25 dakika sonra olaya müdahale ettiğini, müdahalede gecikme

bulunduğuna dair herhangi bir veri bulunmadığını da belirterek başvurucuların

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasını açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez bulmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

54. Mahkemenin 9/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu E.Ç.

Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi uyarınca

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

56. Bu kapsamda özellikle Mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul

edilebilecektir (S.Ö., B. No:

2013/7087, 18/9/2014, § 29; Mehmet Güven

Ulusoy [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015).

57. Başvuru konusu olayda UYAP üzerinden yapılan araştırmada

yargılama devam ederken başvurucu E.Ç.nin 8/4/2012

tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir. Avukat Sacit

Sedefoğlu tarafından 9/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuş, başvuru

formunda adı geçen başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmemiştir.

58. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

59. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat eden

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

60. Bu durumda Avukat Sacit Sedefoğlu

aleyhine Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216

sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi

uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucular Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucular,

Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince gerekli önlemlerin alınmaması sonucu

yakınlarının öldürüldüğünü belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

62. Bakanlık görüşünde, öncelikle olaya dair ceza soruşturmaları

ve yargılaması neticesinde verilen kararların Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlamasından önceki bir tarihte kesinleştiğine

değinilmiştir. Yaşam hakkının maddi boyutu yönünden yaptığı esas incelemesinde

ise başvurucuların yakınlarının diğer mahkûmlar tarafından öldürülebileceğine

dair bir riskin bulunmadığını, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin böyle bir riskten

haberdar olmasının mümkün olmadığını, olayın ani geliştiğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

63. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

64. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

65. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda, müteveffa başvurucuların oğlu

ve kardeşleridir. Bu nedenle başvruda, başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurucunun yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

67. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

68. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

69. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda, kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler, yaşam

hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

70. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve

sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi

tedavilerine özen gösterilmesini yanında yaşamı üzerinde oluşabilecek olası

tehditleri engellemeyi de içerir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43).

71. Ceza infaz kurumlarında ve devletin kontrolü altında bulunan

diğer alanlarda gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu

yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerin kendi kontrolleri altındaki bir

kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip

bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir

durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde

ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp

yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 72).

72. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

73. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

74. Somut olayda başvurucular, yaşam hakkının kamu görevlileri

tarafından kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiş olup başvurucuların

yakınlarının ölümüne kamu görevlilerinin kasıtlı eylemlerinin sebebiyet verdiği

izleniminin edinilmesini gerektirecek bir unsur da tespit edilmemiştir. A.Ç.nin diğer koğuş sakinleri tarafından boğularak

öldürüldüğü sabittir.

75. Başvurucular kamu makamları tarafından gerekli önlemlerin

alınmaması nedeniyle yakınlarının öldürüldüğünü iddia ettiklerinden

başvurucuların bu iddiaları yaşam hakkının yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında

incelenmiştir.

76. Yaşam hakkının pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin,

öncelikle kişilerin yaşamını korumak için etkili yasal ve idari çerçeveyi

oluşturması gerektiğinin yeniden altı çizilmelidir (bkz. § 68). Aynı gereklilik

ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin yaşamlarının korunması için de

geçerlidir. Bu bağlamda ilgili yasal çerçevenin yukarıda değinilen mevzuatla

ayrıntılı olarak oluşturulduğu görülmektedir (bkz. §§ 43-47).

77. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin Nejla Özer ve Müslim Özer kararında (B. No: 2013/3782, 21/4/2016,

§§ 139-141) da değinildiği üzere, 5275 sayılı Kanun'un 111. maddesinin gereği

olan tutukluların tutukevlerinde veya maddi olanak bulunmadığı hâllerde diğer

kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca ayrılmış bölümlerinde tutulmasının ve

tutukluların ayrıca büyükler, kadınlar, gençler, çocuklar olmak üzere ve suç

türleri de gözetilerek ayrı yerlerde barındırılmasının öneminin tekrar altını

çizmek gerekmektedir.

78. Bu durumda mevcut başvuruda yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin Ceza İnfaz Kurumunda

isyan çıkması hususunu ve A.Ç.nin başkaları

tarafından öldürülme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip

gerekmediğinin ortaya konması, yetkililerin riski bildikleri veya bilmeleri

gerektiği sonucuna varılması hâlinde ise A.Ç.nin

yaşam hakkının korunması açısından yetkililer tarafından gerekli ve makul

önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığının tespiti gerekmektedir.

79. A.Ç. öldürüldüğü anda Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak

bulunmaktadır yani devletin kontrolü altında olduğu bir dönemde öldürülmüştür.

Özgürlüğünden mahrum olan kişilerin daha hassas ve dengesiz duygusal yapıya

sahip olabilecekleri gözönüne alındığında kamu

makamlarının ceza infaz kurumundaki kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınması hususunda daha duyarlı ve dikkatli olma görevleri

bulunmaktadır.

80. Tüm bu hususlar ışığında yapılan inceleme neticesinde somut

olaydaki isyanın ve isyan sırasındaki öldürme eyleminin önceden planlandığına

ya da böyle bir ihtimalin olduğuna dair başvurucuların herhangi bir iddiası

bulunmadığı anlaşılmış ayrıca Ceza İnfaz Kurumu idaresine bu yönde iletilmiş

bir başvuruya dair herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanmamıştır. Dosya

kapsamında tanıkların, öldürme eylemini gerçekleştirilen sanıkların

beyanlarında dahi müteveffa ile sanıklar arasında bir husumetin var olmadığı,

isyanın bir tutuklunun tedavi talebinin reddedilmesi üzerine aniden geliştiği, A.Ç.nin de isyana karşı çıkması sonrasında öldürüldüğü

ifade edilmiştir (bkz. §§ 23-25).

81. Dosyanın incelenmesinden A.Ç.nin

diğer mahkûmlardan tehdit aldığına yahut aynı koğuşta potansiyel tehlike arz

eden kişilerin kaldığına yönelik idareye iletilmiş herhangi bir bilgi ya da

belgeye de rastlanmamıştır. Her ne kadar mütevaffanın

da olaya karıştığı bir yaralama eylemiyle ilgili olarak yürütülen bir yargılama

bulunsa da (bkz. § 29) söz konusu yaralamanın mağdurunun A.Ç.yi

öldüren sanıklar arasında yer almadığı da gözetilerek bu hususun önceden

sanıklarla A.Ç. arasında bir husumet bulunduğuna yönelik bir emare kabul

edilmesi mümkün değildir.

82. Bu durumda başvurucuların yakınının ölümüne sebep olan

eylemlerin şahıs isyana karşı çıktığı için isyanın başlamasından hemen önce

gerçekleştirildiği de gözetildiğinde başvurucuların ani gelişen isyana karşı

çıkan yakınlarının öldürülmesi olayında kamu makamlarının başvurucuların

yakınının yaşamı için söz konusu olan tehlikenin varlığından haberdar olduğunun

ya da tehlikenin varlığını bilmesi gerektiğinin kabulü makul görünmemektedir.

Dolayısıyla olayın öngörülemez nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

83. Aniden gelişen olaya kısa zamanda Ceza İnfaz Kurumu idaresi

tarafından müdahale edildiği, isyanı bastırmak için gerekli tüm birimlerin

haberdar ve hazır edildiği (bkz. §§ 18, 19), koğuşun kapısının arkasına barikat

kurulması ve müdahalede bulunulursa diğer rehinelerin de öldürüleceği yönündeki

tehditler nedeniyle Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin koğuşa girebilmelerinin mümkün

olmadığı hususları birlikte değerlendirilmiştir. Bu bağlamda tehlikenin

varlığından önceden haberdar olmayan ve haberdar olduğu anda ivedilikle gerekli

tedbirleri alan idarenin somut olayda sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek

insan davranışlarının öngörülemezliğini gözetmeden

kamu makamları üzerine aşırı yük yükleyen bir yoruma meydan verir.

84. Açıklanan gerekçelerle somut olayda yaşamı koruma

yükümlülüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli

tutulması taleplerinin KABULÜNE,

B. Başvuruculardan E.Ç.ye vekâleten Av. Sacit

SEDEFOĞLU tarafından yapılan başvurunun başvuru

hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,

C. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

E. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. Sacit SEDEFOĞLU'ndan

TAHSİLİNE,

F. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. B.Ç.

2. E.Ç.

3.G.Ç.

4. H.S.

5. Z.K.

Vekili

:

Av. Sacit

SEDEFOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10144, 9 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza İnfaz Kurumu
  7. B. Öldürme ve İsyan Olayın Failleri Hakkında
  8. C. Tam Yargı Davası
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. B. Diğer Başvurucular Yönünden
  14. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli
  15. B. Başvuruculardan E.Ç.ye vekâleten Av. Sacit
  16. C. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. D. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sedefoğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/10144
Tarih
9 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Bahadır Büyüksolak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/314)
  • Abdullah Yakut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/9060)
  • Melek Gümüştaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2443)
  • Murat Ergül Başvurusu (B. No: 2016/9491)
  • Sedat Vardarlı Başvurusu (B. No: 2016/75770)
  • Nusret Kes Başvurusu (B. No: 2017/20830)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.