İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bahaa Joughel Başvurusu (B. No: 2013/7643)

1. Başvuru, işkenceye maruz

Başvuru No2013/7643Tarih21 Ocak 2016Okuma25 dk · 4.933 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bahaa Joughel Başvurusu

Karar tarihi
21 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/7643
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.933 kelime·25 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, işkenceye maruz

bırakılma ve buna ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle işkence

yasağının; işkence altında alınan tanık ifadelerinin hükme esas alınması,

savunma tanıklarının dinlenmemesi, aleyhte beyanda bulunan tanıkların mahkeme

huzurunda sorgulanamaması ve duruşmada dinlenen tanığın ifadesinin dikkate

alınmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/9/2013 tarihinde

Ankara 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz

Kurumu (Cezaevi) vasıtasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve

Başsavcılık tarafından 7/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine iletilmiştir.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 15/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

10/7/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü 15/9/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 28/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 9/10/2015 tarihinde ibraz

etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucu

Hakkındaki Ceza Davası

8. İslami Cihat Hareketi Örgütü

yöneticisi ve üyesi olmak suçundan bazı sanıkların mahkûmiyetiyle sonuçlanan

Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.2000/86 ve K.2000/159 sayılı

dosyasında başvurucunun ismi de şüpheli olarak geçmektedir. Yakalanıp

ifadesinin alınamaması nedeniyle başvurucu hakkındaki evrakın tefrikine karar

verilmiştir.

9. Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesi 27/8/2007 tarihinde başvurucuyla ilgili olarak yakalama emri

çıkartmıştır.

10. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı 3/7/2009 tarihinde “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme”

suçundan cezalandırılması talebiyle başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir.

İddianamede, yukarıdaki dosyada haklarında mahkûmiyet hükmü kurulan sanıklar

M.E.C. ve İ.T.nin kolluktaki ifadelerine,

başvurucunun kayınbiraderi olduğunu söyleyen M.S.nin

kolluk ve Savcılıkta, hükümden sonra da 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı

Topluma Kazandırma Kanun’u kapsamında Mahkemeye verdiği ifadesine, bu kişilere

yaptırılan teşhis tutanaklarına dayanılmıştır. M.S.nin

önceki dosyada Mahkemeye verdiği ifadesinden kolluk ve Savcılıktaki beyanlarını

kabul etmediği anlaşılmaktadır.

11. Dava, (kapatılan) Ankara 11.

Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK 250. madde ile görevli) görülmeye başlanmıştır.

12. Başvurucu 15/3/2012

tarihinde yakalanmıştır. Başvurucu ifadesinde M.E.C.yi

eşleri münasebetiyle tanıdığını, ona İslami konularda dersler verdiğini; M.S.nin, ablasının eşi olduğunu ve 18 yıldır Suriye’de

cezaevinde bulunduğunu, daha önceki bir tarihte ailelerini de götürmenin mümkün

olup olmadığını anlamak için M.E.C. ile birlikte Afganistan’a gittiklerini,

Türkiye’ye döndüğünde sivil polis olduklarını söyleyen kişilerin kendisini yedi

gün boyunca alıkoyduğunu, kendisini darbettiklerini,

belirttikleri eylemleri yaptığı takdirde vatandaşlık verileceğini yoksa

Suriye'ye iade edeceklerini söylediklerini, sonrasında baskılara dayanamayıp

Pakistan’a gittiğini belirtmiş ve suçlamaları reddetmiştir.

13. 24/5/2012 tarihli duruşmada

başvurucunun hazır ettiği üç tanık dinlenmiştir. Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik

Mahkemesinin E.200/86 sayılı dosyasında mahkûm olan M.E.C., Emniyet ve Savcılık

ifadelerini baskı altında verdiğini, Emniyette işkence gördüğünü, silahlı

örgütten ceza vereceklerini düşündüğünden cezadan kurtulmak için yurt dışında

bulunan başvurucunun ismini verdiğini, başvurucunun olaylarla herhangi bir

ilgisinin bulunmadığını söylemiştir. C.B., 1999 yılında bulundukları yerdeki

karakol görevlilerinin başvurucunun MİT’e götürüldüğünü söylediğini, altı yedi

gün sonra çıktığında ise başvurucunun yüzünün gözünün kararmış ve konuşamaz

durumda olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun kardeşi olan L.S.; başvurucunun

1999 yılında bir hafta kaybolduğunu, bir gece geldiğinde ise çok kötü durumda

olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, bu tanığa tehdit altında bulunduğunu ve

kendisini kaçıran kişilerce bazı eylemler yapmasının kendisinden istendiğini

söylemiştir. Duruşmada söz alan başvurucu, kendisi hakkında ifade veren M.S.

adlı kişinin, gerçekte akrabası olmayan “Mahmut” isimli kişi olduğunu,

tutuklanınca eniştesinin ismini verdiğini, daha sonrasında başka bir kişi

olduğunu beyan ettiğini, eniştesi olan gerçek M.S.nin

Suriye'de tutuklu olduğunu ileri sürmüştür.

14. Başvurucu 21/6/2012 tarihli

duruşmaya ilişkin verdiği dilekçesinde eniştesi M.S. imiş gibi ifade veren

“Mahmut” isimli kişinin daha sonrasında kamu makamlarına başvurarak gerçek

kimliğini ortaya koyduğunu, tanık M.E.C.nin verdiği

ifadeyle diğer dosya sanıklarının suçu kendisine atmaya çalıştıklarının

kesinleştiğini belirtmiştir. Başvurucu, o ifadelere dayanılması durumunda

ilgili kişilerin dinlenilmesi gerektiğini ifade ederek bu doğrultuda talepte

bulunmuştur. Başvurucu vekili, başvurucunun dilekçesini tekrarlamış; tanıkların

dinlendiğini ve delillerin toplandığını söylemiştir. Mahkeme, başvurucunun

işkence iddialarına ilişkin bilgi talep edilmesine karar vermiştir. MİT

tarafından gönderilen yazı 11/9/2012 tarihli duruşmada okunmuştur.

15. Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinde yapılan 8/11/2012 tarihli duruşmada Cumhuriyet Savcısı esas

hakkındaki mütalaasını vermiştir. Başvurucu, aleyhinde ifade veren kişilerin tekrar

dinlenmesini talep etmiştir.

16. Başvurucu müdafii, ifade verenlerin dinlenmesine ilişkin talebini

6/12/2012 tarihli duruşmada yinelemiştir. Mahkeme, mevcut deliller ve davanın

bulunduğu aşama itibarıyla yargılamaya herhangi bir katkı sağlamayacağı ve

davanın sebepsiz yere uzamasına neden olacağı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

17. Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesi 6/12/2012 tarihli ve E.2009/260, K.2012/295 sayılı kararı ile

başvurucunun silahlı terör örgütü yönetmek suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezası

ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun İslami

Cihat Hareketi Örgütünü M.S. ile birlikte kurup yönettiği, cihat yapacak eleman

yetiştirmek amacıyla Afganistan’da kamp yeri aradığı, örgüt amacı doğrultusunda

siyasi eğitim verdiği ve dinî ders adı altında propaganda içerikli ders

yaptığı, çeşitli kod adları kullandığı, örgüt elemanları ile yurt dışındaki

bağlantılı kişilerin ve M.S.nin irtibatını, yurt

dışına çıktıktan sonra da örgütün dış ülkelerle olan bağlantısını sağladığı

sonucuna ulaşmıştır.

18. Mahkeme, daha önce

mahkûmiyetlerine karar verilmiş olan R.A., İ.T., M.E.C. ve M.S.nin

DGM dosyasındaki beyanlarını, teşhis tutanaklarını, 5/4/2000 tarihli arama

tutanağını dikkate alarak başvurucunun savunmalarına itibar etmemiştir. Arama

tutanağına göre R.A.nın

ifadesi doğrultusunda bir evde yapılan aramada kilitli bir oda içinde şu

eşyalar ele geçirilmiştir: başvurucunun İslami dersler esnasında kullandığını

belirttiği kitaplar, matbu kâğıtlar, bilgisayar çıktıları, video kaset,

şifrelenmiş yazı, öz eleştiri raporu, başka bir kişiye ait öğrenci belgeleri,

el yazısı notlar, “Direniş” isimli bir gazete, boş bilgisayar kasası ve klavye.

19. Başvurucu bu kararı;

cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı, karara bağlandığı süreçte

insanların ne şekilde suçlanıp yargılandığı gözetildiğinde Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2000/86 ve K.2000/159 sayılı dosyasına dayanılmasının hatalı

olduğu, M.E.C.nin Mahkeme huzurunda verdiği

ifadesinin suçsuzluğunu ortaya koyduğu, Mahkemenin buna rağmen tanığın

duruşmadaki ifadesini dikkate almayıp diğer dosya içindeki ifadesini esas

aldığı, Mahkeme önünde ifade veren tanıkların ifadelerinin de dikkate

alınmadığı gerekçeleriyle temyiz etmiştir.

20. Yargıtay 9. Ceza Dairesi

17/5/2013 tarihli ve E.2013/3819, K.2013/7638 sayılı ilamı ile mahkûmiyet

hükmünü onamıştır.

21. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca tanzim edilen müddetname 3/9/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22. Başvuru 30/9/2013 tarihinde

Cezaevi vasıtasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve 7/10/2013

tarihinde Başsavcılık tarafından Anayasa Mahkemesine iletilmiştir.

2. İşkence

İddialarının Soruşturulması

23. Başvurucunun yargılama

aşamasında ileri sürdüğü işkence iddialarına ilişkin Mahkeme tarafından bir suç

ihbarının yapılmadığı ve başvurucunun da Savcılığa şikâyette bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

24. Başvurucu, işkence gördüğüne

dair iddialarını da dile getirdiği ve 28 Şubat’la ilgili soruşturma ve davaya

müdahil olmak istediğine dair 18/2/2013 tarihli Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına hitaben gönderdiğini belirttiği bir dilekçe örneğini dosyaya

sunmuştur. Başvurucu, dilekçesine ilişkin olarak kendisine herhangi bir cevap

verilmediğini ileri sürmektedir.

25. Başvurucunun, kendisine vasi

olarak atandığını belirttiği eşi tarafından da ayrı bir şikâyette

bulunulmuştur.

26. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı 13/9/2013 tarihinde; bu iddiaların yargılama aşamasında da dile

getirilmiş olmasına rağmen Mahkeme tarafından mahkûmiyet hükmü kurulduğu,

dosyanın Yargıtayda olduğu, Mahkeme kararının temyiz

aşamasında başvurucunun iddiaları da dikkate alınarak değerlendirileceği, yargı

süreci kesinleşmediğinden Yargıtay kararının beklenmesi gerektiği,

kesinleşmenin ardından şikâyete konu hususların yargılamanın yenilenmesi

talebine konu olacağı gerekçeleriyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına

karar vermiştir.

27. Bu karar müşteki olan

başvurucunun eşine 29/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve itiraz edilmeksizin

kesinleşmiştir.

B. İlgili

Hukuk

28. Silahlı terör örgütü kurmak

veya yönetmek suçu 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 21/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; 1999 yılında

işkence ve tehditlere maruz bırakıldığı, Mahkemenin bu husustaki tanıklarından

sadece ikisini dinlediği fakat bu ifadeler yerine kurum tarafından gönderilen

görüşe itibar ettiği gerekçesiyle Anayasa'nın 17. ve 18. maddelerindeki

haklarının ihlal edildiğini; somut delil olmaksızın bir önceki dosyada sanık

olan kişilerin işkence altında verdikleri yalan ifadelere dayalı mahkûm

edildiğini, bu kişilerden M.E.C.nin duruşmadaki

ifadesinde beyanlarının doğru olmadığını söylemesine rağmen dikkate

alınmadığını, M.S. adı altında ifade veren tanığın gerçekte başka bir kişi

olduğunu, gerçek M.S.nin ve aleyhinde beyanda bulunan

tanıkların tekrar dinlenmesine ve soruşturmanın genişletilmesine yönelik

taleplerinin kabul edilmediğini, tanıklarının ifadesinin alınmadığını

belirterek Anayasa'nın 36. maddesiyle korunan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Başvurucu 9/1/2014 tarihli

dilekçesi ile işkence iddialarının etkili biçimde soruşturulmamasından ve

tanıkların işkence altında verdikleri ifadelerin hükme esas alınmasından, karşı

görüşlerinde ise duruşmada hazır ettiği tanıkların dinlenmediğinden şikâyetçi

olmuştur.

32. Başvurucu bu nedenlerle

soruşturma genişletilerek adil bir şekilde yargılanmayı, tutukluluk hâlinin

kaldırılmasını, maddi ve manevi tazminat için toplamda kendisine 150.000 TL

ödenmesini ve Türk vatandaşlığına kabul edilmeyi talep etmiştir.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Başvurucunun,

işkence gördüğüne ve bu konuda etkili bir soruşturma yapılmadığına yönelik

iddialarının, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla korunan işkence

yasağı çerçevesinde incelenmesi gerekir. Duruşmada dinlenen tanık ifadesine

itibar edilmediğine (gerekçeli karar hakkı), ifadeleri hükme esas alınan

tanıkların Mahkemede dinlenilmediği ve bu yöndeki taleplerinin reddedildiği

(aleyhte beyanda bulunan tanıkları sorgulama hakkı), tanıklarının Mahkemece

dinlenilmediğine (tanıklarının dinlenmesini sağlama hakkı) ve bir önceki dosyada

işkence altında ifade verdiklerini ileri sürdüğü tanık ifadelerinin hükme esas

alındığına (hukuka aykırı delil yasağı) yönelik şikâyetler ise Anayasa’nın 36.

maddesindeki adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.

1. Başvuru

Tarihinin Tespiti

35. Başvurucu 30/9/2013

tarihinde bireysel başvuru harcını yatırmış ve kapalı zarf içindeki formu,

Anayasa Mahkemesine iletilmek üzere hükümlü olarak tutulmakta olduğu Cezaevi

idaresine teslim etmiştir. Kapalı zarf, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından 7/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir.

36. Bu itibarla bireysel

başvurunun yapıldığı an olarak hangi tarihin esas alınacağının tespiti önem

taşımaktadır.

37. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un “Bireysel başvuru usulü”

kenar başlıklı 47. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Bireysel başvurular, bu Kanunda ve İçtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak

doğrudan ya da mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla

yapılabilir. Başvurunun diğer yollarla kabulüne ilişkin usul ve esaslar

İçtüzükle düzenlenir.”

38. Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) “Başvurunun yapılabileceği yerler” kenar

başlıklı 63. maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Bireysel başvurular, Kanunda ve İçtüzükte belirtilen şartlara uygun biçimde

İçtüzük ekindeki ve Mahkemenin internet sitesinde yayımlanan başvuru formuna

uygun olarak Mahkemeye şahsen yapılabileceği gibi diğer mahkemeler ya da yurt

dışı temsilcilikler vasıtasıyla da yapılabilir.

(2) Usulünce hazırlanan başvuru formu, harç tahsil

makbuzuyla birlikte yukarıda belirtilen yerlere teslim edildiğinde başvurucu ya

da temsilcisine alındı belgesi verilir ve bu tarih, başvurunun yapıldığı tarih

olarak kabul edilir.

(3) Mahkemeler ya da yurt dışı temsilciliklerine teslim

edilen başvuru formu ve ekleri gerekli kayıt işlemleri yapılıp fiziki ve

elektronik ortamda Mahkemeye gönderilir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin

elektronik ortamda gerçekleştirildiği hallerde UYAP kullanılarak veriler

kaydedilir ve saklanır.”

39. İçtüzük’ün “Form ve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler” kenar başlıklı 66. maddesinin (3) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 uncu

ve 60 ıncı maddelerdeki şekil şartlarına uygun

olmadığı ve tespit edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı

hâllerde Komisyonlar Başraportörü tarafından reddine

karar verilir ve başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden

itibaren yedi gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların

verdiği kararlar kesindir.”

40. Anılan

mevzuat hükümleri incelendiğinde şahsen başvuruda bulunulmaması hâlinde

bireysel başvuru için aracı kılınacak kurumlar olarak sadece mahkemelere ve

yurt dışı temsilciliklerin yetkili kılındığı görülmektedir. Cezaevi idareleri

ve Cumhuriyet başsavcılıkları bu kurumlar arasında sayılmamıştır. Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunun “Bireysel

başvuruların mahkemeler tarafından iletilmesinde yaşanan aksaklıklar”

konulu 24/2/2014 tarihli ve 2012/118/7349 sayılı yazılarıyla da Cumhuriyet başsavcılıkları

aracılığıyla başvuru yapılmasının İçtüzük hükmüne aykırı olacağı hususu,

mahkemelere ve savcılıklara duyurulmuştur.

41. Böyle olmakla birlikte

başvurunun nasıl yapılacağına dair usul kuralı yorumlanırken kişilerin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek bir yorum tarzının benimsenmemesi

önem taşımaktadır (Kristal-İş Sendikası

[GK], B. No: 2014/12166, 2/7/2015, § 40).

42. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için usule ilişkin belli

şartların öngörülmesinin doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol

açacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usul kurallarını

uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine zarar verecek kadar katı

şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul

kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde

yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine, kişilerin

davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel

hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil

Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013,

§§ 65, 68; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Walchli/Fransa, B.

No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Efstathiou ve

diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24; Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §

31).

43. Anayasa Mahkemesi, birçok

olayda 6216 sayılı Kanun’da ve İçtüzük’te

belirtilmemesine rağmen Cumhuriyet başsavcılıkları kanalıyla gelen başvuruları

usulüne uygun biçimde yapılmadıkları gerekçesiyle reddetmemekte ve başvuruların

kabul edilebilirliğine ve esasına ilişkin incelemesini yapmaktadır (Veli Küçük, B. No: 2013/6099, 16/7/2014, §

2; Ömer Faruk Şah, B. No:

2014/232, 17/7/2014, § 2; Diyadin Sert,

B. No: 2014/14310, 12/3/2015, § 2; Murat Azparlak, B. No: 2014/1432, 7/7/2015, § 2). Bu

itibarla bireysel başvuruda bulunmak için Cumhuriyet başsavcılıklarının aracı

kılınması, başvurunun reddi sonucunu doğurmayacak usule ilişkin bir eksiklik

seviyesinde kalmaktadır.

44. Somut başvuru yönünden

başvurucu, Cezaevinde bulunması nedeniyle başvuru formu ve eklerini Anayasa

Mahkemesine iletilmek üzere Cezaevi idaresine teslim etmiştir. Cezaevi idaresi

de kapalı zarf içindeki belgeleri aynı amaçla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Başvurucunun ilgili belgeleri bizzat teslim etme imkânından

yoksun olduğu dikkate alındığında başvuru formunun yetkili Cezaevi idaresine

verildiği tarihin bireysel başvuru tarihi olarak kabul edilmesi gerekir. Formun

yetkili Cezaevi idaresinin uhdesine geçmesinden sonra geçen süreden başvurucuyu

sorumlu tutmak, bireysel başvurunun amacıyla ve mahkemeye erişim hakkının

özüyle bağdaşmaz.

45. Formun, doğrudan Anayasa

Mahkemesine gönderilmek amacıyla mı yoksa Cumhuriyet başsavcılığı aracı

kılınmak üzere mi Cezaevi idaresine verildiğinin bu anlamda bir önemi

bulunmamaktadır. Başsavcılık vasıtasıyla gelmiş olması yeterli görülmelidir.

46. Sonuç olarak başvuru

formunun Cezaevi idaresine teslim edildiği 30/9/2013 tarihinin bireysel

başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilmesi gerekir.

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. İşkence

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

47. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

i. İşkence Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

49. Başvurucu, 1999 yılında

kaçırılarak işkenceye maruz bırakılmasından şikâyet etmektedir.

50. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen

nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. ”

51. 6216 sayılı Kanun hükmü

uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilir. Bu açık düzenleme

karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş ya da sonuçlanmış hususları da

içerecek şekilde Mahkemenin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

52. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

53. Somut olayda başvurucunun

işkence gördüğünü belirttiği tarihin 1999 yılı olduğu ve bahsedilen işkencenin,

bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012

tarihinden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

54. Dolayısıyla başvurunun bu

kısmının zaman bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. İşkence Yasağının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucu, işkence

iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyet

etmektedir.

56. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

“(5) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

57. İçtüzük’ün “Başvuru

süresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(1) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

58. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen dikkate alınması gereken

bir başvuru koşuludur (Taner

Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

59. 6216 sayılı

Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasında; bireysel başvurunun, başvuru

yolları açık olan kararlar için bu yolların tüketildiği, başvuru yolu

bulunmayan kararlar için ise “ihlalin

öğrenildiği” tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiği düzenlenmiştir.

60. Başvurucu ve

tanıklar, işkence iddialarını yargılama aşamasında birçok kez dile getirmesine

rağmen bu hususta herhangi bir suç ihbarı yapılmadığı anlaşılmaktadır. Ankara

11. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2012 tarihli mahkûmiyet

hükmünü kurarken de işkence iddialarına ilişkin ayrı bir değerlendirmede

bulunmadığı gibi araştırılmak üzere iddiaların Cumhuriyet savcılığına

bildirilmesi yolunu da seçmemiştir. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesine karşı

verdiği temyiz dilekçesinde işkence iddialarına ilişkin herhangi bir hususa yer

vermemiştir (bkz. § 18).

61. Dolayısıyla

işkence iddialarının temyiz aşamasında ileri sürülmemesi nedeniyle iddialarına

yönelik bir soruşturma başlatılmayacağını, başvurucunun en geç İlk Derece

Mahkemesinin karar verdiği 6/12/2012 tarihinde öğrendiğinin kabul edilmesi

gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. İçöz/Türkiye (k.k.),

B. No: 54919/00, 9/1/2003; Kenar/Türkiye (k.k.),

B. No: 67215/01, 1/12/2005; Mehmet Reşit Arslan/Türkiye, B. No: 31320/02, 31/1/2008, §§ 23‑25).

62. Bununla birlikte başvurucu, işkence yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetini ilk defa 9/1/2014 tarihli dilekçesinde yani

bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süreden sonra dile getirmiştir.

63. Başvurucunun aynı işkence

iddialarına ilişkin 18/2/2013 tarihinde verdiğini ileri sürdüğü dilekçesi ile

başvurucunun müşteki olarak yer almadığı ve sonrasında kovuşturmaya yer

olmadığı kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği eşinin şikâyet dilekçesi de

bu süreyi tekrar başlatmayacaktır.

64. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

i.

Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

65. Başvurucu, duruşmada lehine

ifade veren tanıkların ifadelerinin Mahkeme tarafından dikkate alınmadığından

şikâyet etmektedir.

66. Bakanlık yazısında, Lokman Sapan (B. No: 2013/723, 21/11/2013)

kararına atıf yapılarak başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olması nedeniyle görüş sunulmasına gerek görülmediği

belirtilmiştir.

67. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı çıkmıştır.

68. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan

ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Tanıkların

Dinlenmesi ile Aleyhte Beyanda Bulunan Tanıkları Sorgulama Hakkının ve Hukuka

Aykırı Delil Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

69. Başvurucu; duruşmada hazır

ettikleri ya da dinlenilmesini talep ettikleri tanıklarının dinlenmediğinden,

başka bir dosyada ifade veren tanıkları Mahkeme huzurunda sorgulayamadığından

ve bu tanıkların ifadelerinin işkence altında alınması nedeniyle hukuka aykırı

delil niteliğinde olduğundan şikâyet etmiştir.

70. Bakanlık yazısında;

başvurucunun dinlenmesini talep ettiği tanıklardan duruşmada hazır ettiklerinin

Mahkeme önünde ifade verdiği, başvurucu vekilinin daha önce soruşturmanın

genişletilmesi talebi bulunmadığını söylemesine rağmen son duruşmada yaptığı

talebinin reddedildiği, Mahkemenin dayandığı tek delilin okunmasıyla yetinilen

tanık ifadeleri olmadığı, teşhis tutanakları, bilgisayar çıktıları gibi diğer

belgelerin de mahkûmiyete esas alındığı belirtilmiştir.

71. Başvurucu; aramada ele geçen

malzemelerin suçla ilişkisinin kurulmadığını, sorgulamasına izin verilmeyen

tanık beyanları dışında mahkûmiyetini gerektirecek bir delil bulunmadığını,

bazı tanıklarını Mahkemede hazır etmesine rağmen ifadelerinin alınmadığını,

tanıkların dinlenmesi talebinden hiç vazgeçmediğini ileri sürmüştür.

72. Anayasa’nın 148. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

73. 6216

sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

74. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği öncelikle olağan başvuru

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§

18, 19).

75. Öte

yandan olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dile getirilmeyen

iddialar, bireysel başvuruya konu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

76. Başvuruya konu olay

bakımından yukarıdaki şikâyetlerin bir kısmının 30/9/2013 tarihinden sonra

Anayasa Mahkemesine sunulan beyanlarda dile getirilmiş olduğu anlaşılmakla

birlikte belirtilen iddiaların hiçbirinin temyiz dilekçesine konu edilmediği

anlaşılmaktadır. Başvurucu temyiz talebini, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2000/86, K.2000/159 sayılı dosyasının hükme esas alınmasının hatalı olduğuna

ve duruşmada dinlenen tanık ifadelerinin gözetilmemesine hasretmiştir.

Belirtilen dosyanın, Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi dosyasının devamı

olup olmadığı konusunda bir açıklama getirilmemekle birlikte öyle olsa bile

temyiz dilekçesinde hukuka aykırı delil hususuna bir atıf bulunmamaktadır.

Başvurucunun soruşturmanın genişletilmesi talebinin de tanık dinlenmesine

ilişkin olduğu görülmüştür.

77. Bu itibarla iddia ettiği hak

ihlallerinin temyiz aşamasında düzeltilmesi imkânını yargılama makamlarına

tanımaksızın başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle bireysel

başvuruya konu edilen şikâyetler Derece Mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin

ilk defa bireysel başvuru aşamasında dile getirilmiştir (Metin Polat, B. No: 2013/1145, 10/6/2015,

§ 25).

78. Dolayısıyla

başvurucunun anılan şikâyetlerinin diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

79. Başvurucu, daha önceki bir dosyada ifade veren kişilerden

M.E.C.nin Mahkemede de dinlenildiğini fakat ifadesinin hükme

esas alınmadığını iddia etmiştir.

80. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

81. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

82. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir. …”

83. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

84. Hakkaniyete uygun

yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak

düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma

hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil

bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 31).

85. Anayasa’daki hakların etkili

bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine

göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını

ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa,

B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM içtihatları uyarınca bir mahkemenin,

yargılamanın taraflarının esaslı iddialarına yanıt vermekten ve tarafların

temel şikâyetlerini incelemekten kaçınması hâlinde Sözleşme’nin 6. maddesi

davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal

edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84,

85).

86. Mahkemeler “kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme” yükümlülüğü

altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için

gerekli olmasının yanı sıra (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33); tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda, kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun

öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 34).

87. Zira bir davada tarafların

hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve

kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığını ya da

almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek

açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması

“gerekçeli karar hakkı” yönünden zorunludur (Sencer

Başat ve diğerleri, § 38).

88. Mahkemelerin bu yükümlülüğü,

yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde

ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Diğer bir

ifadeyle derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek

zorunda değildir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

89. Bir kararda tam olarak hangi

unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır.

Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların

davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu

değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu

hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

90. Aksi bir tutumla mahkemenin,

davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve

yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa

dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

91. Makul gerekçe; davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 24). Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları

açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka

detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin

diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen

delillerden karara dayanak olarak alınanların, mahkemelerce kabul edilme ve

diğerlerinin reddedilmesi hususunda makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi

sağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, §

37).

92. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).

Başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı

esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların usule ilişkin

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması ise gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Faik Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, §

49).

93. Somut olay yönünden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucunun mahkûmiyeti cihetine giderken Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik

Mahkemesinin dosyasında bulunan R.A., M.E.C., İ.T. ve M.S. isimli kişilerin

ifadelerine, bu şahıslara yaptırılan teşhis işlemine ilişkin tutanaklara ve R.A.nın ifadesi doğrultusunda

gerçekleşen aramada ele geçen malzemelere dayanmıştır. Bu delillerin bir bütün

olarak ele alınması sonucunda da başvurucunun savunmasına itibar edilmediği

belirtilmiştir.

94. Bu itibarla teşhis tutanaklarını da kapsayacak biçimde

tanık ifadelerinin, başvuruya konu yargılamanın esaslı delillerini teşkil

ettiği açıktır. Belirtilen tanıklardan sadece M.E.C. Mahkeme huzurunda

dinlenmiş ve tanık, başvurucunun üzerine atılı eylemleri işlemediği yönünde

beyanda bulunmuştur. M.E.C. ayrıca beyanları hükme esas alınan ve diğer dosyada

ifade veren diğer kişilerin duruşmada okunan ifadelerini şüpheye düşürür

biçimde suçtan kurtulmak amacıyla başvurucu aleyhinde beyanda bulunduklarını

ileri sürmüştür. Ağır Ceza Mahkemesi bununla birlikte tanığın bu ifadesini

gerekçeli kararında irdelememiştir. Yargıtay aşamasında da M.E.C.nin

ifadesinin neden sonuca etkili görülmediğine yönelik bir gerekçelendirme

yapılmamıştır.

95. Diğer yandan ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın

doğrudan doğruya olma (yüz yüzelik) ve sözlülük

ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve

olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecek, herhangi bir vasıta

olmadan örneğin beyan delilini dinleyecek ve belge delilini okuyacaktır

(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/2/2014 tarihli ve E.2013/4-242, K.2014/79

sayılı kararı).

96. İfadeleri başvurucunun mahkûmiyete dayanak yapılan

kişiler arasında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bizzat dinlediği yegane tanık M.E.C.dir. Bu nedenle

doğrudan doğruya olma ilkesi de M.E.C.nin

beyanlarının gerekçeli kararda tartışılmasını gerektirmektedir.

97. Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerinin hangi

delile dayanarak karar vermeleri gerektiğinin tespiti değilse de sonuca etkili

iddia, savunma ve delillerin kararın gerekçesinde karşılanıp karşılanmadığı

adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapılacak incelemenin haricinde bırakılamaz.

98. Yukarıda açıklanan hususlar

dikkate alındığında M.E.C.nin ve diğer tanıkların

başka bir dosya kapsamında alınan ve duruşmada okunulmasıyla yetinilen ifadelerinin,

neden M.E.C.nin bizzat hükmü veren Mahkeme önünde

vermiş olduğu ifadesine üstün tutulduğunun kararda ve Yargıtay ilamında

değerlendirilmemesi, sonuca etkili bir delilin ilgili ve yeterli gerekçeyle

karşılanmaması sonucunu doğurmuştur.

99. Bu nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

100. Başvurucu, soruşturma genişletilerek

adil bir şekilde yargılanma, tutukluluk hâlinin kaldırılması, Türk

vatandaşlığına kabul edilmesi ve 150.000 TL tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

101. Bakanlık yazısında, ihlalin

ortadan kaldırılması için başka bir yöntemin benimsenmemesi hâlinde hakkaniyete

uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağı belirtilmiştir.

102. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

103. Mevcut başvuruda, Mahkeme

kararlarının yeterince gerekçelendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olduğundan ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

104. Başvurucu maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuş ise de yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucu bakımından

yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

105. Başvurucunun diğer

taleplerine ilişkin bir karar verilmesine ise gerek görülmemiştir.

106. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harcının başvurucuya ödenmesine, başvurucunun diğer

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. İşkence yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaların zaman bakımından yetkisizlik ve süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tanıklarının

dinlenmesi ve aleyhte beyanda bulunan tanıkları sorgulama ile hukuka aykırı

delil yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın

bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan)

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. madde ile görevli) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucunun diğer

taleplerine ilişkin karar verilmesine YER OLMADIĞINA,

F. 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Okan TAŞDELEN Başvurucu : Bahaa JOUGHEL (Suriye vatandaşı)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7643, 21 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın
  16. C. Kararın
  17. D. Başvurucunun tazminat taleplerinin
  18. E. Başvurucunun diğer
  19. F. 198,35 TL harçtan oluşan
  20. G. Ödemelerin, kararın
  21. H. Kararın bir örneğinin Adalet
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7643
Tarih
21 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/271
  • Makbule Talay Başvurusu (B. No: 2013/8592)
  • Çağ Ağaç Sanayi Ticaret ve Nakliye Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6825)
  • Bülent Kurt Başvurusu (B. No: 2013/7408)
  • Salih Söylemezoğlu Başvurusu (B. No: 2013/3758)
  • Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7114)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.