İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Makbule Talay Başvurusu (B. No: 2013/8592)

1. Başvuru, yakının ölümü ile

Başvuru No2013/8592Tarih6 Ocak 2016Okuma25 dk · 5.018 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Makbule Talay Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/8592
R.G. Tarih ve Sayı
11/3/2016-29650
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.018 kelime·25 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yakının ölümü ile

sonuçlanan olaya ilişkin soruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın makul

sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/11/2013 tarihinde Van 5.

Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca

18/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 13/2/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

8/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne

karşı beyanlarını 4/5/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile

Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden incelenen başvuruya konu dava dosyası

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun oğlu olan Şükrü Talay

(Ş.T.) 29/8/1997 tarihinde arkadaşları M.Ç. ve İ.T. ile Van ili merkezinden

köyüne gitmek üzere İ.T.ye ait kamyonetle yola çıkmıştır.

9. Aynı tarihte Van ilinde geçici

görevli bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket

Şube Müdürlüğünde görevli olan bir kısım polis memuru, Hakkari iline gitmek

üzere saat 14.00 sıralarında araçlarıyla yola çıkmış, saat 15.10’da Van-Hakkari

kara yolu üzerinde bulunan Güzeldere mevkiine

geldikleri sırada bir kamyoneti yolda ters çeviren terör örgütü mensupları ile

ağır silahlı çatışmaya girmiştir.

10. Çatışma sonucunda terör örgütü

mensupları olay yerinden kaçarak uzaklaşmış, o sırada Albayrak Jandarma

Komutanlığında görevli bulunan uzman çavuş M.T.ye, Güzeldere

geçidinden polis memurlarının bulunduğu bölgeye doğru şüpheli bir aracın

gelmekte olduğu telsiz anonsu ile bildirilmiş, bunun üzerine M.T., durumu hemen

polis memurlarına iletmiştir.

11. Polis memurları, bu bilgi üzerine

Van istikametinden gelen araçları durdurarak araçta bulunan kişileri aramaya

başlamışlar, bu sırada aynı istikametten gelmekte olan Ş.T. ve arkadaşlarının

içinde bulunduğu aracı da durdurmuşlardır.

12. Polis memurlarının arama

yapılacağından bahisle Ş.T. ve arkadaşlarına araçtan inmelerini söylemeleri

üzerine M.Ç. ve İ.T. bu isteğe uymuş ancak Ş.T. bu isteği reddetmiştir.

13. Akabinde bu polis memurlarından

bazıları, Ş.T.yi çekerek

araçtan indirmiş; silah dipçiği ile vurmaya ve tekmelemeye başlamışlardır. Bu

arada olay yerine gelen Uzman Çavuş M.T. ve jandarma erleri, bu memurların

Ş.T.ye daha fazla vurmalarına engel olup olayı sonlandırmıştır.

14. Bir süre dipçiklenip

tekmelenen ve aldığı darbelerin şiddeti nedeniyle yerde yaralı bir vaziyette

kalan Ş.T., olay yerinde durdurulan başka bir araçta bulunan tanık Ö.K.

tarafından bir jandarma erinin de yardımıyla kucaklanarak aracına

götürülmüştür.

15. Tanık İ.T., tedavi için doktora

gitmeyi kabul etmeyen Ş.T.yi

başvurucunun (Ş.T.nin annesi) bulunduğu köye

götürmüştür. Ş.T., olayın gerçekleştiği ve annesinin yanına geldiği tarihten

iki gün sonra 31/8/1997 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

16. Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış, nöbetçi Cumhuriyet

Savcısınca aynı tarihte Ş.T.ye ait ceset üzerinde ölü muayene ve otopsi

işlemleri yapılmış, çeşitli bölgelerinde birçok darp ve cebir izi tespit

edilerek hakkında sistematik otopsi işlemine karar verilmiştir.

17. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1.

İhtisas Kurulunun (Adli Tıp Kurumu) 19/6/1998 tarihli raporunda “maktulün tüm vücuduna yönelik ağır ve yaygın künt travmalara maruz kaldığı, travmatik

değişimlerin genişliği ve yaygın doku için kanamaların ağırlığı dikkate

alındığında, maktulün, yaygın künt genel beden

travmasına maruz kalmış olduğu ve bu travmaların ölümde etkili olacağı, ancak

olayın gelişimi ve olgunun öyküsü bilinmediğinden mevcut verilerle ölüm

sebebinin belirlenemediği” tespitine yer verilmiştir.

18. Soruşturmada Cumhuriyet

Savcılığınca olay hakkında görgüleri olduğu tespit edilen tanıkların ifadeleri

alınmış, ilgili Emniyet Müdürlüğünden olay tarihinde söz konusu bölgede görevli

olan personelin açık kimliklerinin bildirilmesi ile fotoğraflarının

gönderilmesi istenmiş, sonrasında şüphelilere ait bu fotoğraflar tanıklara

gösterilmek suretiyle teşhis işlemi yaptırılmıştır.

19. Yapılan bu işlemlerden sonra

Cumhuriyet Başsavcılığının 19/10/1998 tarihli kararı ile şüphelilerin kamu görevlisi

olduğu gerekçesiyle haklarında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyası

Hakkari Valiliğine gönderilmiş; Hakkari İl İdare Kurulunun 26/9/1999 tarihli ve

1999/43 numaralı “lüzumu muhakeme kararı”

ile şüpheliler Özel Harekat polis memurları M.A., M.Ö., H.B., M.İ., E.Y. ve

U.D. hakkında kastı aşmak suretiyle öldürme suçundan ayrı ayrı

cezalandırılmaları talebiyle Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

20. Davaya bakan Hakkari

Ağır Ceza Mahkemesi, suç yerinin Van iline bağlı Başkale ilçesi olması

nedeniyle 12/3/2001 tarihinde yer bakımından yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Van 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) göndermiştir.

21. Dava dosyası yetkisizlik kararı ile

uhdesine gelen Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında

başvurucu davaya müdahil sıfatıyla katılmış ve oğlunun, ölmeden önce kendisini

darp edenlerin Özel Harekât Timi mensupları olduğunu söylediğini ifade ederek

eylemi gerçekleştirenlerden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir.

22. Mahkemece görgü tanıklarının

ifadeleri yeniden alınmış ve sanıkların sorgulamaları yapılmıştır. Sanıklar

savunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları reddetmişlerdir. İfadeleri alınan

tanıkların, sanık polis memurlarından bir kısmını teşhis edip bu memurların

yargılamaya konu eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır.

23. Mahkemece yapılan yargılama

sonucunda verilen 28/4/2004 tarihli ve K.2004/94 sayılı karar ile mevcut delil

durumuna göre sanıklardan M.T., U.D. ve E.Y.nin

beraatlarına; M.Ö., M.A., M.İ. ve H.B.nin ise ayrı

ayrı 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve ömür boyu kamu

hizmetlerinden men edilmelerine karar verilmiştir.

24. Kararın temyiz edilmesi sonucunda

dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/6/2005 tarihli ve

2004/200491 sayılı yazısı ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel ve özel kısımlarında yer alan

yeni ve değişik düzenlemeler nedeniyle yeniden değerlendirilmek üzere Mahkemeye

iade edilmiştir.

25. Söz konusu yazıya istinaden

Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda 21/7/2006 tarihli ve K.2006/268

sayılı karar ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un ceza

miktarı bakımından lehlerine olduğu kabul edilerek sanıkların bu kez ayrı ayrı

11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

26. Temyiz edilmesi üzerine anılan

karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 7/2/2008 tarihli ve K.2008/724 sayılı

kararında “olay ile ölüm arasında iki günlük

sürenin geçmiş olması da nazara alınarak; maktulün ölümü ile olay arasında

illiyet bağının bulunup bulunmadığı, maktulün olaydan önce de hasta olduğu

söylenmesi de göz önüne bulundurularak ölümün gerçekleşmesinde başkaca ortak

neden bulunup bulunmadığına dair rapor alınarak, alınan bu rapor sonucuna göre

sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde eksik

inceleme sonucu hüküm kurulması” gerekçesi ile bozulmuştur.

27. Bozma kararı gereği Mahkemece Adli

Tıp Kurumundan bu konuyla ilgili yeniden rapor aldırılmış olup Kurumunun

11/8/2010 tarihli raporunda “kişinin

ölümünün, olay ile ölüm arasında geçen süre dikkate alındığında; yumuşak doku

kanaması ve gelişen komplikasyonlardan meydana gelmiş olduğunun ve kişinin

maruz kaldığı bildirilen travma ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun

kabulü gerektiği” belirtilmiştir.

28. Mahkemenin 25/4/2011 tarihli ve

K.2011/259 sayılı kararı ile sanıkların yeniden ayrı ayrı 11 yıl 8 ay hapis

cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

29. Sanıklar tarafından temyiz edilen

bu karar, Dairenin 18/9/2012 tarihli ve K.2012/6591 sayılı kararıyla bu kez “bozmadan sonra sanıklar müdafilerinin duruşmaya

çağrılmaması suretiyle savunma haklarının kısıtlanmış olması”

gerekçesi ile yeniden bozulmuştur.

30. Mahkeme tarafından, bozma kararına

uyularak anılan eksiklikler giderilmiş olup 12/6/2013 tarihli ve K.2013/341

sayılı karar ile sanıkların 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına yeniden

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Olay

günü bir görev nedeniyle Van ilinde bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel

Hareket Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olan sanıkların, Hakkari iline

gitmek üzere saat 14.00 sularında P… ve L… marka araçlarla yola çıktıkları,

saat 15.10 sularında Güzeldere mevkiine geldikleri

sırada, bir kamyoneti yola ters bir şekilde durduran teröristler ile silahlı

çatışmaya girdikleri, bu çatışma sonucunda teröristlerin olay mahallini kaçarak

terk ettikleri, bu sırada Albayrak Jandarma Karakolunda görevli Uzman Çavuş M.T.’ye geçitte şüpheli bir aracın geldiği hususunun

telsizle anons edildiği, M.T.’nin bu durumu sanıklara

aktarması üzerine sanıkların Van istikametinden gelen araçları durdurarak

aramaya başladıkları, bu sırada İ.T.’nin kullandığı

kamyonetle Van ilinden Başkale istikametine gitmekte olan maktul Şükrü Talay

ile M.Ç.’nin de içinde bulunduğu kamyoneti sanıkların

durdurarak bu şahısları araçtan aşağıya indirdikleri, maktul Şükrü Talay’ın

araçtan inmek istemediğini beyan etmesi üzerine, bu şahsı araçtan çekerek

indirdikleri, sanıklar M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.’nın

silah dipçikleri ve tekmelerle Şükrü Talay’a vurmaya başladıkları, olay

mahallinde bulunan Jandarma Uzman Çavuş M.T. ile Jandarma erlerinin araya

girmeleri sonucu eylemin son bulduğu, ancak aldığı darbeler sonucu Şükrü’nün

ayağa kalkamayacak halde olup yerde süründüğü, tanık Ö. K.’nin

Şükrü’yü kucaklayarak araca bindirdiği, İ.T.’nin

M.Ç.’yi de alarak Şükrü ile birlikte Güzelsu köyüne

gittikleri, sabaha kadar kamyonun içinde kaldıkları, İ.T.’nin

Şükrü’yü doktora götürmek istemesine rağmen, Şükrü’nün istememesi ve ısrarı

sonucu kamyonla Başkale İlçesi Güleçler köyüne geldikleri, İ.T’nin

Şükrü’yü annesi Makbule Talay’a teslim ettiği, Şükrü’nün Adli Tıp Kurumu 1.

İhtisas Kurulunun 19/6/1998 tarihli raporunda belirtildiği üzere tüm vücuduna

yönelik ağır ve yaygın künt travmalar sonucu

31/8/1997 günü saat 05:00 sularında öldüğü anlaşılmıştır.

Olay mahallinde bulunan tanık M.T.’nin teşhis tutanağında, sanıklar M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.’yı teşhis ederek kavgaya karışan şahıslar oldukları, olay

mahallinde bulunan diğer sanıkların kavgaya karışmadıklarına dair beyanı, tanık

İ.T.’nin teşhis tutanağında sanıklar M.İ. ve M.A.’yı teşhis eden beyanı, tanık M.Ç.’nin

maktul Şükrü’ye vuran şahısların 4-5 kişi olduklarına dair 16/2/1998 tarihli

Savcılık beyanı, tanık Ö.K.’nin ‘Şükrü Talay’ın

başında 4 tane görevli olduğunu zannettiğim kişiler vardı, bunlar Şükrü’ye

dipçik ve tekmelerle vuruyorlardı’ diye 9/3/1999 tarihinde, Polis Baş Müfettişi

G.K.’ye verdiği beyandan olay mahallinde sanıklarla

birlikte beraat eden şahısların da olduğu ancak maktul Şükrü Talay’yı darp eden sanıkların M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.

oldukları kabul edilmiştir.

Adli

Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 19.06.1998 tarihli raporlarında maktulün yaygın

künt genel beden travmasına maruz kalmış olduğu, bu

travmaların ölümde etkili olacağı, ancak olayın gelişimi ve olgunun öyküsü

bilinmediğinden mevcut verilerle ölüm sebebinin belirlenemediği yazılmış olması

ve bu yönde yapılan bozma üzerine olay ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı yönünde yeniden 11.08.2010 tarihinde rapor

alınmış, raporda olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğunun

bildirildiği anlaşılmıştır.

…”

31. Anılan karar sanıklar tarafından

yeniden temyiz edilmiş, dava dosyası henüz temyiz incelemesi aşamasında iken

başvurucu tarafından 19/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

32. Başvurucunun bireysel başvuruda

bulunmasından sonra temyiz incelemesinde olan karar, Dairenin 4/2/2015 tarihli

ve K.2015/419 sayılı ilamıyla onandığından aynı tarihte kesinleşmiştir.

Sanıklara ilişkin kesinleşmiş cezaların infaz evrakları, Mahkemece 3/3/2015

tarihinde gereği yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

B. İlgili Hukuk

33. 5237 sayılı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama”

kenar başlıklı 87. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin

birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar, üçüncü

fıkrasına giren hallerde ise on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.”

34. Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunun soruşturma usul ve esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli genelgesinin

ilgili bölümleri şöyledir:

“Kanunlarımıza

göre suç teşkil eden olaylar sebebiyle adli merciler tarafından soruşturmaların

süratle, etkili ve adil biçimde yapılması, adil yargılanma hakkı ve diğer

evrensel hakların korunması suretiyle şüphelilerin delilleriyle birlikte

bağımsız mahkemeler önüne çıkarılması ve yapılacak kovuşturmalar sonunda ceza

adaletinin hızlı ve isabetle gerçekleştirilmesi; suç işleme eğiliminde

bulunanlar üzerinde meydana getireceği caydırıcılık etkisi sebebiyle büyük önem

taşımaktadır.

Öte

yandan, soruşturma sürecinde insan hakları ihlallerinin önlenmesi, delillerin

zamanında ve usulüne uygun toplanması, kişi ve kurumların mağdur edilmemesi ve

en önemlisi de toplumun yargıya olan güveninin tesisi ve devamı için soruşturma

işlemini yürüten Cumhuriyet savcılarının bu hususlarda azami ölçüde hassas

davranması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısının en temel görevlerinden biri,

ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli

öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere

hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamak, şüphelinin lehine ve aleyhine olan

delilleri eşit bir çaba göstererek toplamak ve muhafaza altına almaktır.

…

Bu

itibarla,

…

3- İnsan

haklarına saygılı bir şekilde maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir

yargılamanın yapılabilmesi için soruşturmaların zamanında, etkin, eksiksiz,

süratli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi…

…

19- Ağır

cezalık suçlar başta olmak üzere, özel kanunlarda soruşturmanın bizzat

Cumhuriyet savcıları tarafından yapılmasını öngören suçlar ile zorunluluk

bulunmadığı takdirde önemli olaylara ilişkin diğer soruşturmaların da kolluk

görevlilerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yapılması,

4483 sayılı Kanunun uygulanmasında;

a) Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu

Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet veya

böyle bir durumun öğrenilmesi halinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma

ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapılmaksızın ve

hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin

ifadesine başvurulmaksızın evrakın bir örneğinin ilgili makama gönderilerek

soruşturma izni istenmesi,

b) İhbar

veya şikâyetlerden dolayı izin vermeye yetkili menciye

gönderilen evraka ilişkin anılan Kanunun 7 inci maddesi gereğince, yetkili mercisinin soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi

yönündeki kararını inceleme süresi dâhil 30 gün içerisinde vermesi gerektiği ve

bu sürenin zorunlu hâllerde 15 günü geçmemek üzere bir defa uzatılabileceği

dikkate alınarak itiraz hakkının kullanılabilmesi, evrakın sürüncemede

bırakılmaması bakımından belirtilen sürelerin makulün üzerinde aşılması

durumunda evrakın neticesinin araştırılması,

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 6/1/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu, oğlunun kolluk

görevlileri tarafından öldürülmesi ile sonuçlanan olay hakkında başlatılan

soruşturma ile akabinde yapılan kovuşturmanın yaklaşık on yedi yıldır devam

etmesine rağmen sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa’nın 17., 36. ve 40.

maddelerinde koruma altına alınan yaşam, adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 41). Bu nedenle

ceza soruşturmasında mağdur (suçtan zarar gören) konumunda olan başvurucunun

iddiaları, Anayasa’nın 40. maddesinde koruma altına alınan etkili başvuru hakkı

ve Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan yaşam hakkı kapsamında

etkili soruşturma yükümlülüğü ile ilişkili görülerek değerlendirmenin anılan

maddeler kapsamında yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin

bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının

doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir

başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişinin

annesidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).

39. Diğer taraftan somut başvuruya konu

yargılamada verilen karar kesinleşmeden bireysel başvuruda bulunulduğundan

başvuru, başvuru yollarının tüketilmesi kuralı açısından ayrı bir değerlendirme

yapılmasını gerektirmektedir.

40. Anayasa'nın

148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“ …

Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

41. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden

olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri

uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru “ikincil nitelikte bir kanun

yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.

43. Temel hak ve özgürlüklere saygı,

devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi

nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal

makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ileri

sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

44. Buna göre Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim

mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu

yapılamaz (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

45. Ayrıca 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle

bireysel başvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış

olması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru

yolları etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkate

alarak bir başvurunun incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata, B. No: 2012/254,

6/2/2014, § 33).

46. Diğer yandan başvuru yollarının

tüketilmiş olmasına dair usul kuralı yorumlanırken kişilerin mahkemeye erişim

hakkına zarar verecek bir yorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır.

47. Dava açma ya da kanun yollarına

başvuru için usule ilişkin belli şartların öngörülmesinin doğrudan mahkemeye

erişim hakkının ihlaline yol açacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan

davanın hakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan

kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar

aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin

sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin

tecelli etmesine hizmet etmek yerine davaların yetkili bir mahkeme tarafından

görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim

hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 65, 68).

48. Başvuru yolları tüketilmeksizin

başvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin inceleme yapıldığı tarih

itibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğine bakılması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi, kabul edilebilirliğe ilişkin inceleme yapıldığı tarihte

başvuru yollarının tüketilmiş olması durumunda başvuruyu, başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlik

şartlarını da karşılayan başvuruları esastan incelemektedir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015).

49. Somut olayda Mahkemenin 12/6/2013

tarihli kararına karşı temyiz yoluna başvurulduğu ve başvurucunun temyiz

incelemesi sonucunu beklemeden 19/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

50. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında

başvurucunun başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmış ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu kararın Yargıtay

tarafından 4/2/2015 tarihinde onanarak kesinleştiği dikkate alındığında somut

olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

51. Sonuç olarak başvuru konusu olayda,

ölümün etkili soruşturulmasına ilişkin usule ilişkin yükümlülüğün yerine

getirilmemesi suretiyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair

iddiaların 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

52. Başvurucu, soruşturmanın uzun

süredir sonuçlandırılamaması nedeniyle yaşam hakkının yanında Anayasa’nın 40.

maddesinde koruma altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini de

iddia etmiştir.

53. Başvurucunun soruşturmanın etkili

yürütülmediği yönündeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmayarak

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir. Ayrıca bu bağlamda

Anayasa’nın 40. maddesinin de ihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesine

gerek görülmemiş olup bu yöndeki şikâyetler de Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında incelenmiştir.

2. Esas Yönünden

54. Bakanlık görüşünde öncelikle

başvurunun, Anayasa’nın yaşam hakkına ilişkin hükümleri ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesi ile bu maddeye ilişkin Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca Sözleşme’nin 2. maddesinin usule

ilişkin koruması altında, etkili soruşturma yapılması gerekliliğine ilişkin

olarak değerlendirilmesinin gerektiği ifade edilmiş; Anayasa Mahkemesi ve AİHM

içtihatları uyarınca bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü

kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederek

cezalandırma ödevinin de bulunduğu, bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığının tespit edilemeyeceği, doğal olmayan ölüm olayı

sonucunda yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkili

olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan

ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için soruşturmanın;

yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir ivedilik içinde yürütülmesi,

sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına imkân verecek

nitelikte olması gerektiği belirtilmiştir.

55. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru

ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma aşamasında yapılan işlemlere

süreleri ile birlikte yer verildikten sonra sonuç olarak bağımsız ve tarafsız

Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında resen ve derhâl

başlatılan soruşturmada, delillerin Cumhuriyet Savcılığınca resen toplandığı,

soruşturmanın başvurucuya açık olarak yürütülüp etkin katılımının sağlandığı

belirtilerek başvurucunun oğlunun ölümüne ilişkin etkili soruşturma yapılmadığı

şikâyetlerinin değerlendirilmesi konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait

olduğu ifade edilmiştir.

56. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne

karşı sunduğu cevaplarında Bakanlığın başvuruya konu olayın Sözleşme’nin 2.

maddesi kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğüne bağlı olarak

değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşüne katıldığını, başvuruya konu

somut olayın 29/8/1997 tarihinde gerçekleşmesine rağmen olaya ilişkin

soruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın 4/2/2015 tarihinde

sonlandırıldığını, soruşturma ve kovuşturmanın uzamasında herhangi bir tutumunun

etkisinin bulunmadığını belirterek başvuru formundaki taleplerini yinelemiştir.

a. Genel İlkeler

57. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

58. Anayasa Mahkemesine göre doğal

olmayan bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında

ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederek cezalandırma ödevi

de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi

hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığı

tespit edilemez. Bu nedenle devletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitif

yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 29).

59. Ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri derhâl toplamaları

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya

çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme

kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

60. Bireyin, bir kamu görevlisi ya da

herhangi bir kişi tarafından hukuka aykırı olarak yakının yaşamına son

verildiğine veya Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi, “Devletin temel amaç ve

görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirir (Salih Akkuş, § 30).

61. Bu çerçevede kamu görevlilerinin

eylemleri ile meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin soruşturmaların kapsamlı,

dikkatli ve tarafsız şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.

No: 18984/91, 27/9/1995, §§ 161-163). Bu tür olaylara ilişkin soruşturmalarda

aranılan bağımsızlık, sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı ifade

etmemekte olup soruşturmanın fiilen de (uygulamada) bağımsız olarak

yürütülmesini gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94,

4 /5/2001, § 106).

62. Kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümlerin daha sıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte -doğal olmayan

her ölüm olayında olası cezai sorumluluğun tespiti adına- soruşturmadan

kovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda, ilk derece mahkemesi önündeki

yargılama aşaması dâhil bütün sürecin de 17. maddenin gereklerine cevap

verebilecek nitelikte olması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye,

B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61; Öneryıldız/Türkiye,

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, §§ 95, 96). Böylece derece mahkemeleri;

mağdur olan kişilerin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapılan

saldırıların hiçbir durumda cezasız bırakılmamasını teminat altına

alabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 77).

63. Anayasa Mahkemesi tarafından ele

alınması gereken önemli bir diğer husus da derece mahkemelerinin, bu tür

olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda bir sonuca varırken Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarını ya da ne ölçüde yaptıklarını değerlendirmektir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 110; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, § 62; Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,

17/10/2006, § 66).

64. Yukarıda sayılanlara ilave olarak

yürütülecek soruşturmaları makul bir süratle gerçekleştirilme ve

soruşturmalarda özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Bazı özel

durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya

da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan

kovuşturmada yetkililerin süratli hareket etmeleri; yaşanan olayların daha

sağlıklı şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan

bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da

kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maiorano ve diğerleri/İtalya, 28634/06,

15/12/2009, § 124).

65. Yürütülecek

ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu

gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya

sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin

yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılımları sağlanmalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

b. İlkelerin Başvuruya Uygulanması

66. Başvurucunun şikâyeti, yakınının

ölümü ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmesi konusundaki devletin

usul yükümlülüğü kapsamına girmektedir.

67. Yukarıda belirtilen usul

yükümlülüğü kapsamındaki ilkeler bağlamında somut olay öncelikle soruşturmanın

bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütülerek etkililiği adına aranan ölüm

olayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanması ve elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız

bir analizine dayalı olarak sonuca ulaşılması ölçütleri açısından değerlendirildiğinde;

soruşturma açılması için ölenin yakınlarının resmî bir başvuru yapması

beklenmeksizin bağımsız Cumhuriyet Başsavcılığınca resen harekete geçilip

soruşturmanın derhâl başlatıldığı, bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından ölü

muayene ile otopsi raporlarının alındığı, akabinde ceset üzerinde sistematik

otopsi işleminin yapıldığı, tıbbi kesin ölüm sebebinin belirlendiği,

şüphelilerin açık kimliklerinin zaman kaybedilmeksizin tespit edilip tanıklara

teşhis ettirildiği, tanıkların bilgi ve görgülerinin tespit edilmesi suretiyle

ölüm olayının nedeninin aydınlatıldığı ve sorumlu kişilerin tespit edilmesini

yarayabilecek bütün delillerin toplandığı görülmüştür.

68. Ayrıca soruşturmanın başvurucuya

açık olarak yürütülüp soruşturmada başvurucunun etkili katılımının da

sağlandığı anlaşılmıştır.

69. Diğer taraftan somut olayda

soruşturmada etkililiği adına, ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yaracak tüm deliller toplandıktan sonra sorumlulukları bulunan kamu

görevlileri hakkında kamu davası açıldığı, bu aşamada da başvurucunun etkili

katılımının sağlandığı ve nihayetinde elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel

ve tarafsız bir analizine dayalı olarak olayda sorumlulukları bulunan kamu

görevlilerin benzer yaşam hakkı ihlalleri bakımından caydırıcı nitelikte olan

uzun süreli hapis cezaları ile ayrı ayrı cezalandırıldıkları anlaşılmıştır.

70. Somut olayda yürütülen soruşturma

ve davanın, ölüm nedeninin kesin olarak saptanmasına ve sorumlu kişilerin

cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte yürütüldüğü; soruşturma ve Derece

Mahkemeleri makamlarının olayın seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku

duyulacak herhangi bir sebebin bulunmadığı, nitekim kovuşturma sonucunda da

sorumlulukları bulunan kamu görevlilerinin uzun süreli hapis cezalarıyla

cezalandırıldıkları görülebilmekle birlikte yaklaşık on sekiz yıl süren

soruşturma ve kovuşturma aşamalarının -kovuşturma sonucunda alınan kararın

sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın- Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği sürat ve özenle yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.

71. Yukarıda değinilen ilke

kararlarında da belirtildiği üzere kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümlerde daha sıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte doğal olmayan

her ölüm olayında olası cezai sorumluluğun tespiti adına soruşturma ve

sonrasında kovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda, temyiz mahkemesi önündeki

kanun yolu incelemesi aşaması da dâhil bütün sürecin Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında “makul bir özen ve süratle bitirilme yükümlülüğünün gereklerine

cevap verebilecek nitelikte” olması gerekmektedir.

72. Bu incelemede

soruşturma ve devamında yapılan kovuşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, şüpheli

veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine ve

soruşturma ile kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin

bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.

73. Somut olayda kovuşturma; dosyanın,

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir yılı aşkın bir süre sonra görevsizlik

kararı verilmesi, İl İdare Kurulunca yine bir yılı aşkın bir süre sonra “lüzumu

muhakeme kararı” verilip yer bakımından yetkisiz Mahkemeye gönderilmesi, akabinde

de bu Mahkemece aynı şekilde bir yılı aşkın bir süre sonra yetkisizlik kararı

verilerek başka bir mahkemeye göndermesiyle ölümün gerçekleştiği 31/8/1997

tarihinden itibaren yaklaşık üç yıl sonra başlatılabilmiş ve bu aşamada gerek

bazı temel kanunlarda yapılan değişikler ve gerçekleştirilen birtakım usul ve

tahkikat eksiklikleri ile temyiz incelemelerinde geçen süreler nedeniyle ancak

on beş yıla yakın bir sürede sonlandırılabilmiştir.

74. Kovuşturma sonucunda sorumlulukları

bulunanlar hakkında verilen ilk kararın, soruşturmada yaşanan bazı gecikmelerin

de eklenmesiyle ancak olaydan yaklaşık yedi yıl sonra verilebildiği, nihai

kararın ise bazı usul ve tahkikat eksiklikleri sonucu yaşanan gecikme nedeniyle

bu kararın verilmesinden itibaren yaklaşık on bir yıl sonra verilebildiği

görülmüştür.

75. Başvuruya konu soruşturma ve iki

dereceli yargılama aşamalarının ilerlemesine engel olan herhangi bir unsur ya

da güçlüğün bulunmaması, şüpheli ve sanık sayısı; olayın, aşamaların bu derece

uzun sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa sahip olmaması ile

başvurucunun bu gecikmede hiçbir dahlinin olmaması gibi hususlar dikkate

alındığında somut olaya ilişkin yargı sürecinin toplam on sekiz yıl gibi çok

uzun bir sürede sonlandırılmasının makul olduğu söylenemeyecektir.

76. Bu tespitlere olayın sorumlularının

kamu görevlileri olmasının da eklenmesiyle somut başvuruya konu aşamaların, bir

bütün olarak Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği sürat ve özende bir inceleme

içermediği açıkça görülmektedir.

77. Kamu görevlilerinin

sorumluluklarının bulunduğu somut olayda Derece Mahkemeleri makamlarınca,

yürütülen soruşturma hususunda ve yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra

ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan

önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratle hareket

edilmediği ve gerekli hassasiyetin gösterilmediği sonucuna varılmıştır.

78. Bu hassasiyetin; kişilerin hukukun

üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, adalete olan güvenin sarsılmaması ve

kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı eylemlere hoşgörü

gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi

açısından azami oranda gösterilmesi gereklidir.

79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

80. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

81. Başvurucu, yaşam hakkının ihlali

nedeniyle miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

82. Başvuru

hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlal edildiği

yönünde bir karar verilmemiş, bununla birlikte yaşam hakkının etkili soruşturma

boyutunun ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu da uğradığını iddia ettiği

maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tazminat talebi

arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine herhangi

bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

83. Ancak başvurucunun oğlunun ölümü

hakkında makul süratle bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararları karşılığında somut olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdiren net 35.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen

198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 35.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Van 1. Ağır Ceza

Mahkemesine bilgilendirme amacıyla GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE

6/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucu : Makbule TALAY Vekili : Av. Nejdet EDEMEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8592, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Van 1. Ağır Ceza
  17. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  18. Gönderilmesine
  19. Dursun
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8592
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Çağ Ağaç Sanayi Ticaret ve Nakliye Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6825)
  • Bülent Kurt Başvurusu (B. No: 2013/7408)
  • Salih Söylemezoğlu Başvurusu (B. No: 2013/3758)
  • Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7114)
  • Murat Gül Başvurusu (B. No: 2013/8037)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/2037

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.