İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bayram Siviş Başvurusu (B. No: 2014/5844)

1. Başvurucu, kasten adam öldürmeye teşebbüs ve hakaret suçlarından

Başvuru No2014/5844Tarih5 Kasım 2014Okuma15 dk · 2.963 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bayram Siviş Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2014/5844
R.G. Tarih-Sayı
30/1/2015-29252
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.963 kelime·15 dk okuma·8 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, kasten adam öldürmeye teşebbüs ve hakaret suçlarından

yargılandığı davada, soruşturma evresinde kendisine müdafi atanmaması ile

delillerin eksik toplanması ve hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine

karar verilmesi nedenleriyle Anayasa'nın 10., 19. ve 36. maddelerinde

belirtilen anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 28/4/2014 tarihinde Fethiye Cumhuriyet

Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 24/7/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

5. Fethiye İlçesinde 24/1/2010 tarihinde meydana gelen kavga

olayından dolayı mağdur E. K. yaralanmıştır.

6. Başvurucunun bu olayla ilgili olarak “kasten yaralama” suçundan aynı gün

Fethiye Emniyet Müdürlüğünce, 25/1/2010 tarihinde de Fethiye Cumhuriyet

Başsavcılığınca ifadesi alınmıştır. İfade alımı esnasında başvurucu müdafi

talep etmediğinden, ifadesi müdafi hazır olmaksızın alınmıştır.

7. Fethiye Devlet Hastanesinin 24/01/2010 tarih ve 6183

sayılı raporunda, bıçaklanma nedeniyle yaralanan mağdurun yapılan muayenesinde,

karın sağ tarafta 3 cm., karın sol yanda 2 cm. ve lomber bölge sol tarafta 12

cm’lik üst taraftan yüzeysel başlayıp sonra derinleşen kesi, karın arka duvar

orta hatta 2 adet 1,5 cm’lik kesiler, toraks ön duvarda sternum alt uçta 0,5

cm’lik yüzeyel cilt kesisi bulunduğu belirtilmiştir.

8. Başvurucunun kasten adam öldürmeye teşebbüs ve hakaret

suçlarını işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan Fethiye Cumhuriyet

Başsavcılığı, aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine hitaben 3/3/2010 tarih ve

E.2010/791 sayılı iddianameyi düzenlemiştir.

9. Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine düzenlenen

Muğla Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 22/04/2010 tarih ve 2010/636 sayılı raporunda,

mağdurdaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif

nitelikte olmadığı, mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturduğu

mütalaa edilmiştir.

10. Başvurucu, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin 31/5/2011 tarih

ve E.2010/111, K.2011/150 sayılı kararıyla kasten adam öldürmeye teşebbüs

suçundan 7 yıl 6 ay hapis, diğer suçtan 500 TL adli para cezasına mahkûm

edilmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi,

19/12/2013 tarih ve E.2012/2052, K.2013/7943 sayılı ilâmıyla hakaret suçu

yönünden verilen kararın temyiz sınırı altında olması nedeniyle reddine karar

vermiş diğer suç yönünden anılan Mahkeme kararını onamış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, nihai karardan cezasının infazı için

yakalandığı 30/3/2014 tarihinde haberdar olduğunu bildirmiştir.

13. Başvurucu, 28/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kasten

başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin

bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

150. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560

sayılı Kanun’un 21.md)

(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi

seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık;

çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi

aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra

hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,

Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir.”

16. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin

görevlendirilmesinde usul” kenar başlıklı 156. maddesi şöyledir:

“(1) 150 nci maddede yazılı olan hâllerde,

müdafi;

a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin

veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,

b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi

üzerine,

Baro tarafından görevlendirilir.

(2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafi

soruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir.

(3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan

müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona

erer”.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 28/4/2014 tarih ve 2014/5844 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, üzerine atılı suçun mahiyeti gereği soruşturma

evresinde zorunlu müdafi görevlendirilmesi yapılmadan ifadesinin alındığını,

mağdurun Adli Tıp Kurumundan raporunun alınmadığını, eyleminin yaralama suçunun

yasal unsurlarını taşımasına ve icra hareketlerini sonlandırmasına rağmen

hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulduğunu, maruz kaldığı

haksız saldırı nedeniyle kendisini savunmasına rağmen meşru müdafaa

hükümlerinin uygulanmadığını belirterek, Anayasa’nın 10., 19. ve 36.

maddelerinde tanımlanan anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

yeniden yargılanma talep etmiştir.

B. Değerlendirme

19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurunun, adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik olduğu görülmektedir. Başvurucu

her ne kadar Anayasa’nın 10. ve 19. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş

ise de, bu iddiaların özü, söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile

ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi

ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları aşağıda adil

yargılanma hakkı çerçevesinde iki başlık altında değerlendirilmiştir.

1.

Soruşturma Evresinde Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

20. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B.No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).

22. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından

hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden

en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki

savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir

ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,

savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması (Bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve bu hakların teorik ve

soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Bkz. Artico/İtalya,

B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33).

24. AİHS’in 6. maddesinin

üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”

25. AİHS’in 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindeki

düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç

ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunmak, kendisinin seçtiği bir

müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahip olmak için gerekli mali

olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse re’sen

atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla, suç isnadı

altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından talep edilemez

(Pakelli/Federal

Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983).

26. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için

suç isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli

olmadığını ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları

gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde

kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda

adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların

eşitliği” ilkesinin de gereğidir (B.No: 2014/3836, 17/9/2014, § 29).

Diğer bir anlatımla, müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının

etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ilkesine

hayat ver­mektedir. Çünkü müdafi adil yargılamanın teminatı olarak

belirmektedir.

27. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla ilgili AİHM

içtihadı, adil yargılanma hakkının yeterince

uygulanabilir ve etkili olabilmesi için, kural olarak şüpheliye kolluk

tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması

gerektiği yönündedir (Salduz/Türkiye

[BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§ 50-55). AİHS’in

6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi

için, delillerin toplanması ile ilgili mevzuatın karmaşık olduğu bu evrede de

müdafi yardımından yararlanılmasının zorunluluğu ortaya çıkmaktadır (Imbrioscia/İsviçre, B.No: 13972/88,

24/11/1993, § 33).

28. Diğer taraftan AİHM, müdafi ile temsil hakkının sınırsız

olmadığını (Can/Avusturya, B.No:

9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir sebebe dayanılıyorsa, davanın

açılmasından önceki soruşturma evresinde avukata erişimin kısıtlanmasının

mümkün olabileceğini (John Murray/Birleşik

Krallık, B.No: 18731/91, 8/2/1996, § 63), önemli

olanın yargılamaya bir bütün halinde bakıldığında soruşturma evresinde bu hükme

aykırılığın, ciddi bir şekilde adil yargılanma hakkına engel olması durumunda

hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, § 36). Ancak, avukata

erişim hakkının kısıtlanmasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe

gösterilmesi durumunda bile, bu kısıtlamanın savunma haklarına zarar vermemesi

gerekmektedir (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02,

27/11/2008).

29. Bu kapsamda mutlak bir hak olarak kabul edilmese de, suç

isnadı altında bulunan kişinin, gerekirse re’sen atanan bir avukat tarafından

etkili bir şekilde savunulma hakkı adil yargılanma hakkının temel

özelliklerinden biridir (Poitrimol/Fransa,

B.No: 14032/88, 23/11/1993, § 34).

AİHM, avukatın, müvekkili ile görüşememesi ve bir denetim olmaksızın

müvekkilinden gizli talimatlar alamaması durumunda, avukatın desteğinin

yararlılığını büyük ölçüde yitireceğini belirtmektedir (S/İsviçre, B. No: 12629/87, 28/11/1991, §

48).

30. Müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma

hakkı temelinde önemi, suç isnadı altında olan kişinin bu haktan

yararlandırılması yönünde devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul

edilmesidir. AİHS’in 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi devletleri, suç

isnadı altındaki kişiyi, bir müdafiye sahip olmak için gerekli mali olanaktan

yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir

müdafi yardımından yararlandırma yükümlülüğü altına sokmuştur (B.No: 2014/3836,

17/9/2014, § 31). Adaletin selametinin

gerekleri sanığın müdafi ile temsilini zorunlu kılıyor ise, devletlerin başkaca

bir koşul öne sürmeksizin, müdafi görevlen­dirme konusundaki pozitif

yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekir.

31. Şüphelinin/sanığın olay hakkında doğrudan doğruya bilgi

sahibi olduğu ve açıklamalarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde bulunduğu gerçeği karşısında; başvurucunun,

avukatı hazır bulunmadığı halde kendi aleyhine itiraflarda bulunup bulunmadığı,

bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından olumsuz

sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir baskı uygulanıp

uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir.

32. Başvuru konusu olayda, kasten yaralama suçundan yürütülen

soruşturma kapsamında 24-25/1/2010 tarihlerinde sırasıyla Fethiye İlçe Emniyet

Müdürlüğü ve Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun “şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınmıştır.

İfadeleri alınırken müdafi yardımından yararlanmayan başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında yasal zorunluluk

olmasına rağmen müdafi yardımından yararlandırılmamasının savunma ve adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

33. Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan

avukatı olan müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak, 5271 sayılı

Kanun 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, alt sınırı beş yıldan

fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve

kovuşturmada, şüpheli veya sanık için istemi aranmaksızın bir müdafi

görevlendirilir. Diğer yandan, aynı Kanun’un 150. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereğince de şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. Dolayısıyla 5271 sayılı

Kanun, yasal zorunluluk dışındaki hallerde müdafi yardımından yararlanmak için

suç isnadı altındaki kişinin talebini aramıştır.

34. Başvuru formu ve eklerindeki belgelerden anlaşıldığı

üzere, başvurucu hakkında kasten yaralama suçundan soruşturma başlatılmış ve bu

suç kapsamında ifadesi alınmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesine göre bu

suçun gerektirdiği ceza, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Dolayısıyla,

soruşturma konusu suç, müdafi görevlendirmesini zorunlu kılan suçlardan

değildir. Suçun vasfı, Cumhuriyet savcısının soruşturmadan sonuç çıkardığı ve

iddianame düzenlediği aşamada değişmiştir. Cumhuriyet savcısınca değişen suç

vasfına göre başvurucunun yeniden ifadesi alınmamıştır.

35. Ancak, soruşturma evresinde kolluk ve Cumhuriyet savcısı

tarafından kasten yaralama suçundan ifadesi alınırken şüpheliye (başvurucuya)

müdafi seçme hakkının bulunduğuna ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceğine, müdafiin ifade alma sırasında hazır bulunabileceğine,

müdafi seçecek durumda değilse ve bir müdafi yardımından yararlanmak istediği

takdirde kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirebileceğine ilişkin

hakları hatırlatılmıştır. Başvurucunun müdafi talebi olmamıştır. Diğer

taraftan, ifade alımı esnasında başvurucuya müdafiden yararlanma hakkı dışında

başta susma hakkı olmak üzere kanunun şüphelilere/sanıklara tanıdığı diğer

haklar da hatırlatılmıştır.

36. Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucunun, müdafi

talep etmesine rağmen verilmediğine, haklarının hatırlatılmadığına, soruşturma

evresindeki beyanlarının hükme esas alındığına veya savunmasının baskı altında

alındığına ve bu sebeple gerçeğe aykırı beyan verdiğine dair herhangi bir

iddiası bulunmamaktadır. Ayrıca, yargılama sürecinin en önemli parçası olan

kovuşturma evresinde başvurucunun kendisini müdafi ile temsil ettirdiği

görülmektedir.

37. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Delillerin Değerlendirilmesi ve Diğer

İddialar Yönünden

38. Başvurucu, mağdurun adli tıptan raporunun alınmadığını,

eyleminin yaralama suçunun yasal unsurlarını taşıdığını ve eylemini sonlandırmasına

rağmen adam öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulduğunu, maruz kaldığı haksız

saldırı nedeniyle kendisini savunmasına rağmen meşru müdafaa hükümlerinin

uygulanmadığını mahkûmiyet kararı verdiğini belirterek, bu hususların adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”

kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

42. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, §

21).

43. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

44. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme

yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin

geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun

olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

45. AİHM, delilerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak,

somut davada kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ya da söz

konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya,

B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà,

Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68,

81-89). AİHM pek çok kararında, AİHS’in 19. maddesi bağlamında görevinin,

Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’ye ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini

sağlamak olduğunu, AİHS’in koruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal

edilmedikçe ulusal bir mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı

hataları inceleme görevinin bulunmadığını, AİHS’in 6. maddesinin adil

yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak

ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul

edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B.No: 10862/84, 12/7/1988,

§§ 45-46; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 124).

46. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir

kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da

dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun

suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın

ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu

yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD],

B.No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye,

B.No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy

ve Lebedev/Rusya, B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e

göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz

etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir

(Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,

10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve

Lebedev/Rusya, B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

47. Başvuru konusu olayda, başvurucunun alınmadığını iddia

ettiği Adli Tıp Kurumu raporu, 15/10/2010 tarihli duruşmada mahkemeden iddia

makamı tarafından talep edilmiştir. Talep doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Şube

Müdürlüğünce adli rapor düzenlenmiş ve 18/2/2011 tarihli duruşmada başvurucu ve

vekili tarafından rapora karşı bir diyeceklerinin olmadığı beyan edilmiştir.

Mahkeme; sanığın kovuşturma evresindeki savunmasına, tanık beyanlarına, adli

raporlara, olay yeri görgü ve tespit tutanağına, ekspertiz raporlarına ve diğer

delillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların

iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili

hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (gerekçeli karar, s. 6-8).

48. Somut olayda, başvurucunun delillerini sunma ve delillerin

değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair somut

bir veri bulunmamakta olup, Mahkeme’nin delilleri değerlendirmesinde bariz

takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da

rastlanmamıştır. Diğer taraftan, başvuru dosyası incelendiğinde, “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı

olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında

uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri de bulunmamaktadır.

49. Sonuç olarak; başvurucu, yargılama sürecinde karşı

tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin ve Yargıtayın kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

50. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının da “açıkça dayanaktan yoksunluk”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 5/11/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Bayram SİVİŞ Temsilcisi : Tursun SİVİŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5844, 5 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5844
Tarih
5 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Ahmetcan Baydeniz Başvurusu (B. No: 2014/6779)
  • Seydo Çakır Başvurusu (B. No: 2014/5426)
  • Metin Baran Başvurusu (B. No: 2014/2182)
  • Mehmet Fatih Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/1607)
  • Zeynel Abit Yavuz Başvurusu (B. No: 2013/342)
  • Mahmut Avcil Başvurusu (B. No: 2013/7280)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.