İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bedih Durmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5534)

1. Başvuru; askerde meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili

Başvuru No2014/5534Tarih7 Mart 2018Okuma26 dk · 5.289 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bedih Durmaz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/5534
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.289 kelime·26 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; askerde meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili

ceza soruşturması yürütülmemesi, tam yargı davasının süre aşımı nedeniyle

reddedilmesi ve yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi nedenleriyle yaşama

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvurucuların adli yardım

talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

5. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. Fetah Durmaz ve İsmet Durmaz'ın 5/5/2015 tarihli ve 2015/7898

numaralı bireysel başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat

bulunması nedeniyle 2014/5534 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucuların yakını A.D. Tunceli Hozat Jandarma Komando

Tabur Komutanlığı emrinde askerlik görevini ifa etmekte iken 26/4/2009

tarihinde saat 19.45'te, silah sesi duyulması üzerine nöbet kulübesine giren

Nöbetçi Astsubay Ü.O. ve birkaç asker tarafından nöbet tuttuğu kulübede

başından vurulmuş, sırt üstü yatar vaziyette bulunmuştur. Müteveffa, üzerine

zimmetli piyade tüfeğiyle başından vurulması sonucu hayatını kaybetmiştir.

A. Ceza Soruşturmasına

İlişkin Süreç

10. Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı ve 8'inci Kolordu Komutanlığı

(Kolordu Komutanlığı) Askerî Savcılığınca olaya ilişkin soruşturma

başlatılmıştır.

11. Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 10/7/2009

tarihinde, Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizliğine ve dosyanın Kolordu

Komutanlığı Askerî Savcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

12. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığınca olaya ilişkin resen

başlatılan soruşturmanın evrakı ile anılan görevsizlik kararı üzerine

gönderilen dosyanın birleştirilmesine karar verilmiştir.

13. Yapılan olay yeri incelemesi ve kriminal inceleme

tutanaklarından, müteveffanın görev yaptığı nöbet kulübesinde kafasından

vurulmuş hâlde zeminde yatarken bulunduğu, maktulun alın bölgesinde kurşun

giriş deliğinin ve ensesinde kurşun çıkış deliğinin, nöbet mevzisinin üstünde

ise kurşun deliğinin bulunduğu, kulübe içinde bulunan boş kovanın müteveffanın

üzerine zimmetli silahtan çıktığı, tüfeğin emniyeti açık vaziyette bacaklarının

arasında durduğu, tüfeğin yüzeyinin pütürlü olması nedeniyle parmak izi örneği

bulunamadığı, müteveffanın sol el parmak uçlarında atış artığına rastlandığı

anlaşılmaktadır.

14. 27/4/2009 tarihinde Fırat Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim

Dalı Başkanlığında gerçekleştirilen ölü muayene ve otopsi işlemi sonrası

düzenlenen tutanakta, şahsın ateşli silah bitişik atış yaralanmasına bağlı kafa

kemiklerinde kırık, beyin zarları arasında kanama ve beyin dokusu harabiyeti

nedenleriyle öldüğü tespit edilmiştir.

15. Olay günü alınan beyanlarında koğuş arkadaşları;

müteveffanın içine kapanık bir kişi olduğunu, sıkıntılarını paylaşmadığını

ancak yakın zamanda bebeğinin öldüğünü bildiklerini ifade etmişlerdir.

16. Soruşturma aşamasında alınan tanık beyanlarından 25/4/2009

tarihinde müteveffanın koğuş arkadaşlarından olan E.A.nın bankamatik kartının

çalınarak bir miktar parasının çekildiği, bu olayda E.A. tarafından

müteveffadan şüphelenildiği, nöbetçi astsubayın 26/4/2009 tarihinde er ve

erbaşları içtima alanında toplayarak

"Arkadaşlar tatsız bir olay var, ben bugün nöbetçiyim sabaha kadar yanıma

gelebirsiniz bu olay tatlı bir şekilde çözülsün, yarın bankadan kamera

kayıtları istenecek." dediği anlaşılmaktadır.

17. E.A. beyanında; bankamatik kartının kaybolduğunu ve bir

dakika arayla iki sefer hesabından para çekilmiş olduğunu, aynı tarihte ve saatte

çarşıdaki bankamatikten müteveffanın para çektiğini öğrenmesi üzerine

müteveffaya sorduğunda müteveffanın kendi hesabından para çektiğini

söylediğini, bankayı aradığında ise müteveffanın hesabından en son 16/4/2009

tarihinde para çekildiğini söylediklerini, bunun üzerine müteveffadan parayı

çaldıysa söylemesini istediğini, onun ise parayı çalmadığını söylediğini ancak

"Üstüme kalmasın bu suç, ben sana

parayı ödeyeyim." diyerek kendisine 130 TL verdiğini, "Kalanı da bir dahaki ay veririm."

dediğini ve bu şekilde helalleştiklerini söylemiştir. E.A.; parayı çalan A.D.

değilse diyerek şüpheye düşmesi nedeniyle durumu komutanına anlattığını,

komutanın da herkesi toplayıp bu durumu ima ederek "Bana söyleyin, tatlı bir şekilde çözelim."

şeklinde beyanda bulunduğunu, bu konuşmadan sonra akşam, müteveffanın

kendisinden kalem ve sigara isteyip yanından ayrıldığını, daha sonra onun

intihar ettiğini duyduğunu beyan etmiştir.

18. Nöbetçi Astsubay Ü.O. 26/4/2009 tarihinde saat 14.00'te

düzenlediği tutanakta; E.A.nın 11.30 sıralarında yanına gelerek bankamatik

kartının kaybolduğunu söylediğini, şüphelendiği müteveffa ile konuşmak için

diğer iki koğuş arkadaşı R.E. ve F.G. ile birlikte berberhaneye gittiklerini,

burada sadece konuştuklarını beyan ettiklerini, kendisinin ise bu olaya ilişkin

olarak er ve erbaşları toplayıp paradan ve para kaybeden kişiden bahsetmeden

bunun tatsız bir olay olduğunu, tatlılıkla çözmek için bu konuyla ilgili

konuşmak isteyen olursa görüşebileceğini beyan ettiğini belirtmiştir.

19. Nöbetçi Astsubay Ü.O. Savcılık tarafından alınan beyanında,

E.A.nın parasının çalınması olayına ilişkin sürece

dair tutanak tuttuğunu belirtmiş ve tutanakta açıklanan ifadeleri tekrar

etmiştir. Ayrıca müteveffanın 8/4/2009-19/4/2009 tarihlerinde muhafaza edilmesi

için Jandarma Başçavuş F.F.ye 300 TL verdiğini, bu paranın muhafaza altında

olduğunu belirtmiştir.

20. Müteveffanın babası başvurucu Fetah Durmaz'ın Kolordu

Komutanlığı Askerî Savcılığınca 4/5/2009 tarihinde müşteki sıfatıyla beyanı

alınmıştır. Başvurucu beyanında özetle oğlunun dinî nikâhla yaptığı evliliğini

ve bu evlilikten olan çocuğunu bilmediğini ancak böyle bir şeye de ihtimal

vermediğini, oğlunun paraya ihtiyacı olmaması nedeniyle hırsızlık yapması için

bir sebep de olmadığını, intiharına anlam veremediğini, bir kadınla duygusal ya

da cinsel ilişkisi olması nedeniyle baskı ve şiddete maruz kalmış

olabileceğini, bu nedenle intihar etmiş olabileceğini düşündüğünü beyan

etmiştir.

21. 29/5/2009 tarihinde talimat yoluyla tekrar beyanı alınan

müteveffanın babası Fetah Durmaz ve annesi diğer başvurucu İsmet Durmaz;

oğullarının askerlikten önce hiçbir ruhsal sorununun bulunmadığını, intihar

etmiş olamayacağını, oğullarını bu duruma iten veya vefatına sebep olan

kişilerden şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir.

22. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığınca 21/7/2009 tarihinde,

toplanan tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde müteveffanın nöbet tuttuğu

kulübede nöbeti gereği taşıdığı tüfeği kullanarak kafasına ateş edip intihar

ettiği, intihar etmesinde başka şahısların kusurlarının ya da teşviklerinin

bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmiştir.

23. Anılan karar, müştekilere tebliğ edilmesi için Kolordu

Komutanlığı Askerî Savcılığınca Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğüne

gönderilmiştir.

24. Başvurucuların ikamet adreslerinde bulunamadıkları

gerekçesiyle 11/2/1959 tarihli ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine

göre 24/11/2009 tarihinde kapıya asılmak suretiyle tebligat yapıldığının

Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünce bildirildiği anlaşılmaktadır.

25. Başvurucu Fetah Durmaz ve İsmet Durmaz 20/12/2013 tarihinde,

soruşturma sürecinde Hozat Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen görevsizlik

kararının Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığınca verilen birleştirme kararının

kendilerine tebliğ edilmediğini, 21/7/2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın tebliğ edildiği bildirilmiş olsa da Fettah Durmaz'a yapılan

tebligatın usulsüz olduğunu, İsmet Durmaz'a ise hiç tebligat yapılmadığını

belirterek anılan kararlara karşı itirazlarını ileri sürmüşlerdir.

26. İtirazı inceleyen Kara Kuvvetleri Komutanlığı Malatya 2'nci

Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi 21/2/2014 tarihinde başvurucuların

itirazlarını esastan inceleyerek reddetmiştir. Mahkeme, tebligatın usulüne

uygun yapılıp yapılmadığı konusunda bir tespit yapmamış ancak başvurucuların

itiraz hakkının korunmuş olması nedeniyle hak kayıpları olmayacağını

belirtmiştir. Olayın askerlik hizmeti sırasında meydana gelmesi ve müteveffanın

asker kişi olması nedeniyle askerî yargının görevli olduğu, görevsizlik

kararıyla gelen dosyanın Askerî Savcılığın resen başlattığı soruşturma

evrakıyla birleştirilmesinde hukuki menfaat bulunduğu, anılan husus yönünden de

başvurucuların itiraz haklarının korunmuş olması sebebiyle, tebligat

yapılmaması nedeniyle hak kayıplarının oluşmadığı belirtilmiştir.

27. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan

itiraz; müteveffanın kafasında bulunan mermi giriş ve çıkış deliklerinin

başvurucunun atış anında kafasını silaha dayaması sonucu oluşmasının mümkün

olduğu, Askerî Savcılık ve Cumhuriyet Başsavcılığının araştırmalarında herhangi

bir eksik bulgu veya delile, ölüm olayının gerçekleşmesinde bir başkasının

maddi anlamda bir etkisine ve etki etme şüphesine rastlanmadığı, ölüm olayını,

müteveffanın üzerine zimmetli silahıyla kafasını hedef alarak ateş etme

eylemini gerçekleştirdiğinin şüpheden uzak bir şekilde ortaya konduğu, vefat

eyleminin gerçekleşmesinde müteveffanın iradi eylemleri dışında bir başkasının

müteveffayı intihara yönlendirme girişiminin olmadığının da dinlenen tanık

beyanlarıyla ortaya konduğu gerekçeleriyle reddedilmiştir.

28. Anılan kararın 26/3/2014 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine

başvurucular, otuz günlük başvuru süresi içinde 22/4/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

B. Tam Yargı Davasına

İlişkin Süreç

29. Başvuruculardan İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz, oğullarının

askerde intiharı sonucu ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının tazmini

istemiyle 23/7/2012 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvurmuşlardır. Talebin

zımnen reddi üzerine 31/10/2012 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

(AYİM) tam yargı davası açılmıştır.

30. AYİM İkinci Dairesi tarafından 29/5/2013 tarihinde,

davacıların zararı öğrendikleri tarihten yani müteveffa A.D.nin vefat tarihi

olan 26/4/2009 tarihinden itibaren bir yıl içinde idareye başvuruda bulunmaları

gerekirken idari müracaat süresi geçtikten sonra 23/7/2012 tarihinde yaptıkları

başvuru sonrasında açtıkları davada süre aşımı olduğu gerekçesiyle dava

reddedilmiştir. Başvurucular, karar düzeltme talebinde bulunmamışlardır.

31. Başvurucu İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz 27/10/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendilerine usulüne uygun olarak

tebliğ edilmemesi nedeniyle davada süre aşımı bulunmadığını belirterek

yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

32. İleri sürülen hususun yargılamanın yenilenmesi sebepleri

arasında yer almaması nedeniyle AYİM İkinci Dairesince 4/3/2015 tarihinde talep

reddedilmiştir.

33. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin kararın

6/4/2015 tarihinde kendilerine tebliğ edilmesinin ardından otuz günlük başvuru

süresi içinde başvurucu İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz 5/5/2015 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

34. 25/10/1963 tarihli ve 353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu

ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 107. maddesi şöyledir:

“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı

veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir.

Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme

kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar gören,

kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî

savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî

mahkemede itiraz edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık

olursa, bu husus Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu

davasının açılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir.”

35. 353 sayılı Kanun'un 109. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

" İtiraz süresi içinde yapılmamış veya

sebep gösterilmemişse veyahut kamu davasının açılması için yeter sebepler

bulunmazsa askeri mahkeme itirazı reddeder.

(Değişik ikinci fıkra: 29/6/2006-5530/35 md.)

Ret kararı suçtan zarar görene; eğer itiraz, teşkilâtında askerî mahkeme

kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri tarafından yapılmış ise bu

makama tebliğ olunur ve ayrıca askerî savcıya ve şüpheliye bildirilir."

36. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu'nun 64. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Daireler ile Daireler Kurulundan verilen

kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyle yargılamanın iadesi

istenebilir.

a) Zorlayıcı sebepler dolayısiyle veya lehine

karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir

belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması;

b) Karara esas olarak alınan belgenin

sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam

huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş

olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi

bulunmamış olması;

c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün

kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması;

d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyan

ve ihbarda bulunduğunun, hükümle tahakkuk etmesi;

e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi

olan bir hile kullanmış olması;

f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler

huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması;

g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya üyenin

katılması ile karar verilmiş olması;

h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava

hakkında verilen karara aykırı yeni bir karar verilmesine sebep olabilecek bir

madde yokken, aynı Daire veya diğer Daireler yahut Daireler Kurulu tarafından

evvelki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması. "

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 7/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşama Hakkı

Kapsamında Etkili Soruşturma Yürütülmediğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddaları

38. Başvurucular; yakınlarının intihar etmesi için bir sebep

bulunmadığını, mermi giriş ve çıkış deliklerinin açısı ile tüfekte parmak izi

bulunamamış olması hususlarının ölüm olayını şüpheli kıldığını, soruşturma

makamları tarafından yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığını, Askerî

Savcılığın tarafsız ve bağımsız bir inceleme yapmaması nedeniyle olayın intihar

olarak nitelendirilip kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini,

soruşturmaya etkili katılımlarının sağlanmadığını, bu nedenlerle yaşama

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

40. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

41. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Başvurucular, Süleyman

Durmaz, Mustafa Durmaz, Mehmet Durmaz, Bedih Durmaz ve Emine Durmaz Yönünden

42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca temel hak ve

özgürlüklerin ihlaline neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

43. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun

ihlal iddialarını öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında sunması,

dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekir (Mustafa Bülent Erten, B. No: 2012/649,

26/3/2013, §§ 18, 19).

44. Başvuru formu ve eklerinden, başvurucular Süleyman Durmaz,

Mustafa Durmaz, Mehmet Durmaz, Bedih Durmaz ve Emine Durmaz'ın kardeşlerinin

ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasına bizzat

katılmadıkları, müşteki sıfatlarının bulunmadığı, soruşturma aşamasında

beyanları alınmadığı gibi soruşturma işlemlerine katılmak açısından herhangi

bir ilgi de göstermedikleri anlaşılmaktadır. Soruşturma sonucunda verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz ettiklerine ilişkin bir veri de

bulunmamaktadır.

45. Anılan başvurucular Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel

başvuru kapsamında her ne kadar soruşturmanın etkili yürütülmediğini ileri

sürmekte iseler de ikincillik ilkesi gereği ihlal iddialarını öncelikle yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletme yönündeki

yükümlülüklerini yerine getirmedikleri anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Başvurucular İsmet

Durmaz ve Fetah Durmaz Yönünden

47. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 41).

Başvuru konusu olayda başvurucular İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz müteveffanın

sırasıyla annesi ve babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir

eksiklik bulunmamaktadır.

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz yönünden yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

49. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu

kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini

gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin

negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak

tespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu

madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini

oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

50. Yaşama hakkının korunması, silah altındaki bir askerin

askerî makamların kontrolü altındayken “şüpheli” bir biçimde ölmesi durumunda bağımsız ve

tarafsız bir şekilde etkili ve uygun resmî bir soruşturmanın yürütülmesini de

gerekli kılmaktadır. Bu şekilde yaşama hakkını korumak için ihdas edilen yasal

ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması temin edilebilecektir. Bu

amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın öncelikle olayların tam olarak

nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak ise sorumluların tespit

edilmesini ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olması

gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturma aşamasının ötesine

geçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin gereklerine cevap

vermelidir. Böylelikle derece mahkemeleri hiçbir durumda mağdurların yaşama

hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapıldığı sabit görülen saldırıları cezasız

bırakmamalıdır (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 77).

51. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi yaşama hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

52. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında ise

mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 59). Ancak somut olay açısından yetkili ve sorumlu

kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalin yani olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı

ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi

gerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi

hukuk yollarına başvurmuş olurlarsa olsunlar insanların hayatının tehlikeye

girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu

kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).

53. Yaşama hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı yaşama hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere sorumluların adalet önüne çıkarılmalarını

sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri, başvuruculara üçüncü

tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkını ve

tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

yükümlülüğünü verdiği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

54. Soruşturmanın etkililik ve yeterlilik açısından temini adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanmasını sağlaması gerekmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57; Sadık

Koçak ve diğerleri,§

94 ).

55. Ölüm olayına ilişkin yapılacak etkili bir soruşturma

kapsamında tanıkların ifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve

gerektiğinde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor

hazırlanmasına imkân verecek otopsinin ve ölüm sebebinin objektif analizinin

yapılması, söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için mümkün olan

tüm tedbirlerin alınması gibi işlemleri yetkililerin yapması gerekmektedir.

Ölüm sebebinin veya olası sorumlulukların tespit edilmesini olumsuz yönde

etkileyecek nitelikteki her türlü eksiklik, etkili bir soruşturma yürütülmesi

açısından risk teşkil edebilecektir (Meral

Eşkili, B. No: 2013/7586, 4/11/2015, § 89).

56. Ayrıca soruşturmada görevli kişilerin olaylara karışan veya

karıştığından şüphelenilen kişilerden bağımsız olması gerekir. Bu durum sadece

hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantı bulunmamasını değil aynı zamanda somut

bir bağımsızlığı da gerektirmektedir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96).

57. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak

için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna

ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için

bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

58. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

59. Askerî savcılar kural olarak hâkimlik teminatına sahip

olmakla birlikte 353 sayılı Kanun'da; askerî savcıların, teşkilatında askerî

mahkeme kurulan kıta komutanı veya askerî kurum amirinin refakatinde bulunduğu

ve bütün işlemlerinin millî savunma bakanının gözetimine tabi olduğu hüküm

altına alınmıştır (Sinan Işık, B.

No: 2013/2482, 13/04/2016, § 69).

60. Kıta komutanı veya askerî kurum amirinin ayrıca soruşturma

başlatılması ve tutuklama talebinde bulunulması aşamalarında da yetkileri

bulunduğu gibi kıta komutanı veya askerî kurum amiri, soruşturma safhası

hakkında askerî savcılıktan bilgi de isteyebilmektedir (Sinan Işık, § 70).

61. Söz konusu komutan ya da amirin rütbe itibarıyla da askerî

savcının üstü konumunda olması nedeniyle anılan düzenlemelerin soruşturmanın

bağımsızlığı üzerinde etkili olabileceği kabul edilmelidir (Sinan Işık, § 71).

62. Etkili soruşturma yükümü kapsamında incelenen bağımsızlık,

yasal ve kurumsal olarak yapılacak soyut bir değerlendirmeden ziyade

soruşturmanın bir bütün olarak bağımsız olup olmadığına ilişkin somut bir

değerlendirmeyi gerektirmektedir (Sinan Işık,

§ 72).

63. Yasal ve kurumsal bağımsızlığın şüphe götürür olduğu

durumlar, tek başına belirleyici olmamakla birlikte soruşturmanın ilkelere

uygun bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin daha sıkı bir

denetime tabi tutulmasını gerektirecektir (Sinan

Işık, § 73).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

64. Somut olayda öncelikle askerî mahalde meydana gelen bir olay

hakkındaki soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olmayan askerî merciler

tarafından yürütüldüğüne ilişkin iddialara değinmek gerekir. Başvurucular bu

kapsamda askerî hâkim ve savcıların askerî hiyerarşi içinde bulunmaları

nedeniyle anılan makamlarca yürütülen adli sürecin bağımsız ve tarafsız

olamayacağını ileri sürmüşlerdir.

65. Yasal ve kurumsal olarak birtakım soru işaretlerinin mevcut

olması tek başına Askerî Savcılığın bağımsız soruşturma yapmadığı şeklinde

yorumlanamaz. Bu sebeple başvurucuların soruşturmanın bağımsız kişilerce

yürütülmemesi nedeniyle etkisiz olduğu yönündeki iddiasını destekleyecek olgu

veya deliller sunması gerekir. Başvuru konusu olayda soruşturmayı yürüten

Askerî Savcılığın soruşturmanın seyrine etki edecek ön yargılı bir tutumunun

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmamıştır.

66. Askerî mahkemelerin oluşumu, statüsü ve görevleri ise

Anayasa'nın 145. maddesi ve 353 sayılı Kanun'da hüküm altına alınmıştır. Bu

hükümler incelendiğinde askerî mahkemelere atanan askerî hâkimlerin

bağımsızlığının Anayasa ve ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı,

atanma ve çalışma usulleri yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını

zedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme

durumunda bulunmadıkları görülmektedir (Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 80).

67. Başvurucular, müteveffanın alın bölgesinden giren ve

ensesinden çıkan mermi istikametinin müteveffanın yukarıdan vurulduğu izlenimi

oluşturduğunu ve tüfekte parmak izi bulunamaması nedeniyle parmak izlerinin

silinmiş olabileceğini belirterek soruşturma aşamasında anılan hususların

dikkate alınmadığını ileri sürmektedirler.

68. Bu iddialar çerçevesinde ceza soruşturmasındaki işlemlere

bakıldığında başvurucuların oğlu A.D.nin 26/4/2009 tarihinde nöbet kulübesinde

ateşli silah yaralanması sonucu başından vurulmuş vaziyette bulunması olayı ile

ilgili olarak Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı tarafından derhâl resen

soruşturma başlatıldığı ve Hozat Cumhuriyet Başsavcılığının da olaydan derhâl

haberdar edildiği, Olay Yeri İnceleme ekiplerince olay yerinin ayrıntılı

incelemesi yapılarak olay yerinin fotoğraflarının çekildiği ve krokisinin

çizildiği, bu işlemler sonucunda ayrıntılı bir olay yeri inceleme raporunun

hazırlandığı görülmektedir. Ölüm olayının gerçekleştiği gün ölü muayenesi ve

akabinde otopsi işleminin gerçekleştirildiği, gerçekleştirilen otopsi işlemi

neticesinde hazırlanan raporda A.D.nin ateşli silah bitişik atış yaralanmasına

bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin zarları arasında kanama ve beyin dokusu

harabiyeti nedenleriyle öldüğünün tespit edildiği görülmektedir. Soruşturma

kapsamında kimyasal ve balistik inceleme raporlarının alındığı, söz konusu

raporlarda olay yerinde bulunan bir adet mermi kovanının müteveffaya ait tüfek

ile atılmış olduğu tespitinin yapıldığı, müteveffanın sağ ve sol el avuç içi ve

el üstlerinden svaplar alındığı, müteveffadan alınan sol el numunelerinde atış

artığı tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bunların yanı sıra askerî birlikte

görevli olan müteveffanın koğuş arkadaşları ile üstlerinin tanık olarak

dinlendiği anlaşılmaktadır.

69. Başvurucular, her ne kadar merminin müteveffanın alnından

girmiş ensesinden çıkmış olması nedeniyle yukarıdan atış yapılmış olabileceğini

ileri sürmüşlerse de başın eğilmesi ve alnın tüfeğe dayanarak ateş edilmesi

durumunda mermi deliklerinin somut olaydaki şekilde meydana gelmesinin olağan

olduğu, merminin nöbet kulübesinin çatısını delmiş olmasının da bu hususu

doğruladığı, anılan hususun adli süreçte de açıklandığı anlaşılmaktadır. Tüfek

üzerinde parmak izi bulunamamasının nedeninin tüfeğin yüzeyinden

kaynaklandığının da ilgili tutanaklarda açıklanmış olması karşısında olaya

ilişkin deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Askerî Savcılık

tarafından müteveffanın üçüncü kişi ya da kişilerin eylemi neticesinde

öldürülüp öldürülmediği hususunda etkili bir soruşturma yürütüldüğü, bu sebeple

Askerî Savcılığın müteveffanın intihar etmek suretiyle hayatına son verdiği

yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

70. Başvurucular, soruşturma sürecine etkili katılımlarının

sağlanmadığından şikâyet etmektedirler. Soruşturma bu kapsamda incelendiğinde

başvuruculardan Fetah Durmaz'ın 4/5/2009 tarihinde müşteki sıfatıyla beyanının

alındığı, aynı tarihte soruşturma dosyasının örneğini almak için başvuruda

bulunduğu, 29/5/2009 tarihinde ise talimat yoluyla Fetah Durmaz ve İsmet

Durmaz'ın beyanlarının alındığı anlaşılmaktadır. Anılan başvurucular,

soruşturma sürecinde başkaca bir talepte ya da beyanda bulunmalarına karşın bunların

dikkate alınmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemişlerdir. Müteveffanın

kardeşleri olan diğer başvurucuların müşteki sıfatıyla soruşturma sürecinde yer

almadıkları ancak buna ilişkin bir talepte bulunduklarını da ileri sürmedikleri

anlaşılmaktadır.

71. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendilerine tebliğ

edilmemesi nedeniyle de başvurucular, soruşturma sürecine etkili katılımlarının

sağlanmadığını ileri sürmektedirler. Anılan kararın başvuruculara usulüne uygun

olarak tebliğ edilip edilmediği dosya kapsamından anlaşılamamakla birlikte

itiraz mercii tarafından başvurucuların itirazının süresinde kabul edilerek

esas bakımından incelendiği ve başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara karşı tüm itirazlarını ileri sürebildikleri değerlendirildiğinde

başvurucuların soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildikleri, delillerini

soruşturma makamlarına sunabildikleri ve iddialarını soruşturma makamları

önünde ileri sürebildikleri anlaşılmıştır.

72. Bütün bu veriler kapsamında somut olay bir bütün olarak

değerlendirildiğindebaşvurucuların yakınının hayatını kaybettiği olaya ilişkin

olarak Askerî Savcılık tarafından derhâl soruşturma başlatıldığı ve olayla

ilgili delillerin elde edilmesine yönelik ayrıntılı bir çalışma yapıldığı,

olayın öncesinde ve olay anında yaşanan gelişmelerin detaylarıyla birlikte

araştırıldığı, başvurucuların soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildikleri

ve bu suretle somut olayın aydınlatılmasına yönelik yeterli çabanın

gösterildiği anlaşılmıştır. Bu durumda yukarıda bahsedilen yaşama hakkının usul

boyutuna ilişkin ilkeler karşısında başvuru konusu olayda soruşturma makamının

olayların seyrini aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını

gerektirecek bir durumun veya yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti

üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle somut olayda yürütülen ceza

soruşturmasında yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İddialar

Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları

74. Başvurucu Bedih, Emine, Mehmet, Mustafa, Süleyman, İsmet ve

Fetah Durmaz, yakınlarının intiharında kamu makamlarının ihmali bulunduğunu ve

yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Başvuruculardan İsmet

Durmaz ve Fetah Durmaz; maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları tam yargı

davasının süre aşımı nedeniyle reddedildiğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın kendilerine tebliğ edilmesi üzerine yaptıkları yargılamanın yenilenmesi

talebinin de hukuka aykırı şekilde reddedildiğini belirterek adil yargılanma

hakkı ile yaşama haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuruculardan Bedih, Emine, Mehmet,

Mustafa ve Süleyman Durmaz'ın yakınlarının kamu makamlarının ihmali sonucu

intihar ettiğine yönelik iddiaları, yaşama hakkı kapsamında incelenmiştir.

Başvuruculardan İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz ise yakınlarının kamu makamlarının

ihmali sonucu intihar ettiği iddiasıyla tam yargı davası açmış olup açtıkları

tam yargı davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesinden ve yargılamanın

yenilenmesi taleplerinin de hukuka aykırı şekilde reddedilmesinden şikâyet

etmektedir. Başvurucu İsmet ve Fetah Durmaz'ın iddialarının mahkemeye erişim

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Yaşama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

76.Devletin, yaşama hakkını koruma konusundapozitif yükümlülüğü

kapsamında yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse de kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (bkz. § 35).

77. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Zorunlu askerlik hizmeti için de

geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askerî mercilerin kendi

kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk

olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin gerekip gerekmediğini tespit

etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden

beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancak özellikle

insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi gözönüne alınarak pozitif

yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya

değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askerî yetkililere atfedilip

atfedilemeyeceğinin ortaya konması gerekmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 74).

78. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince

devletin ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.

Ancak bu yükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini

gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara

hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli

olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 55, 59).

79. Öte yandan ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında

devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek

tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi

hukuk yollarına başvurmuş olursa olsunlar insanların hayatının tehlikeye

girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu

kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60)

80. Anayasa Mahkemesince, idari makamlar ve derece mahkemeleri

tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle

ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli

biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul

bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, mağdur sıfatını

ortadan kaldırabilecek etkili bir başvuru yoludur (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

81. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

82. Somut olayda İsmet Durmaz ve Fetah Durmaz dışındaki

başvurucuların ihlal iddialarını ileri sürebilecekleri mevcut tam yargı davası

açma yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.

83. Başvurucuların yakınlarının ölümünde idarenin gerekli önlemleri

almaması sebebiyle kusurlu olup olmadığını tespit edip yeterli miktarda

tazminata hükmedilmesi suretiyle mağdur sıfatlarını sona erdirebilecek

nitelikteki tazminat davası yoluna başvurmadan bireysel başvuruda bulundukları

anlaşıldığından başvurucu Bedih, Emine, Mehmet, Mustafa ve Süleyman Durmaz

yönünden başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. İsmet Durmaz ve Fetah

Durmaz Yönünden Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Asıl Dava Yönünden

84. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.

85. AYİM'e açılan tam yargı davasına ilişkin süreç 29/5/2013

tarihinde tamamlanmıştır. Kararın başvuruculara tebliğ tarihi tespit

edilememekle birlikte başvurucuların en geç yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunduğu 27/10/2014 tarihinde nihai kararı öğrendikleri kabul edilmelidir.

Dolayısıyla 5/5/2015 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna

varılmıştır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Yargılamanın

Yenilenmesi Talebi Yönünden

87. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334,

17/9/2013, § 24).

88. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kendilerine yeni tebliğ edilmiş olmasını gerekçe göstererek yargılamanın

yenilenmesi talebinde bulunmuşlar ancak anılan hususun yargılamanın yenilenmesi

sebepleri arasında yer almaması nedeniyle AYİM İkinci Dairesince talebin

reddine karar verilmiştir.

89. Somut olayda askerde meydana gelen ölüm olayına ilişkin

yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

tebliğ edilmesinin 1602 sayılı Kanun'da yer alan yargılamanın yenilenmesi

sebeplerinden birini oluşturmadığı dikkate alındığında AYİM İkinci Dairesince

aynı gerekçeyle verilen yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararında

mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Süleyman Durmaz, Mustafa Durmaz, Mehmet

Durmaz, Bedih Durmaz ve Emine Durmaz yönünden yaşam hakkı kapsamında etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucular Fetah

Durmaz ve İsmet Durmaz yönünden yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Başvurucular Bedih

Durmaz, Emine Durmaz, Mehmet Durmaz, Mustafa Durmaz ve Süleyman Durmaz yönünden

A.D.nin yaşamının kendi eylemlerine karşı korunmaması nedeniyle yaşama hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Başvurucular Fetah

Durmaz ve İsmet Durmaz yönünden mahkemeye erişim hakkının asıl dava yönünden süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Başvurucular Fetah

Durmaz ve İsmet Durmaz yönünden mahkemeye erişim hakkının yargılamanın

yenilenmesi talebi yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucular Fetah Durmaz ve İsmet Durmaz yönünden Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma

yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Başvurucular

:

1. Bedih

DURMAZ

2. Emine

DURMAZ

3. Mehmet

DURMAZ

4. Mustafa

DURMAZ

5. Süleyman

DURMAZ

Vekilleri

:

Av. Ahmet

Kerim TÜCER

6. Fetah

DURMAZ

7. İsmet

DURMAZ

Vekilleri : Av. Ahmet Kerim TÜCER Av. İbrahim Halil TURAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5534, 7 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturmasına
  7. B. Tam Yargı Davasına
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Yaşama Hakkı
  12. B. Diğer İddialar
  13. A. 1. Başvurucular Süleyman Durmaz, Mustafa Durmaz, Mehmet
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Demir Koşar
  20. Durmaz
  21. Durmaz
  22. Durmaz
  23. Durmaz
  24. Durmaz
  25. Durmaz
  26. Durmaz
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5534
Tarih
7 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Süleyman Aslan Başvurusu (B. No: 2015/17978)
  • Ertan Yürek Başvurusu (B. No: 2015/18932)
  • Ali Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18770)
  • Ali Adaçay Başvurusu (B. No: 2014/13081)
  • Şinasi Akdemir Başvurusu (B. No: 2014/3145)
  • Abdulhamit Babat ve Zeki Bayhan Başvurusu (B. No: 2015/13046)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.