İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bekir Aybar ve Hacı Aybar Başvurusu (B. No: 2015/12564)

1. Başvuru, arsa vasfını haiz taşınmazın bir bölümü üzerinden

Başvuru No2015/12564Tarih14 Kasım 2018Okuma26 dk · 5.223 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bekir Aybar Ve Hacı Aybar Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/12564
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.223 kelime·26 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, arsa vasfını haiz taşınmazın bir bölümü üzerinden

kamulaştırma yapılmaksızın enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucular Bekir Aybar ve Hacı Aybar, sırasıyla 1940 ve

1944 doğumlu olup Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesinde ikamet etmektedirler.

8. Başvurucuların Şanlıurfa ili Hilvan ilçesi Karacurun Mahallesi'nde kain ve toplam büyüklüğü 50.451 m²

olan 258 parsel numaralı arsa niteliğindeki taşınmazının 1.246,89 m²lik

kısmının üzerinden kamulaştırma yapılmadan veya idari irtifak tesis

edilmeksizin 1985 yılında enerji nakil hattı geçirilmiş, ayrıca anılan kısma

elektrik direği dikilmiştir.

9. Başvurucular 12/5/2011 tarihinde Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.

(DEDAŞ) aleyhine Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde;

taşınmazın enerji nakil hattının altında kalan kısmı yönünden tam bedelinin,

diğer kısmı yönünden ise el atma nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen

azalmanın tazminat olarak hesaplanmasını talep etmişlerdir. Dilekçede,

taşınmazın enerji nakil hatları altında kalan kısmı üzerinde ilgili mevzuat

uyarınca inşaat yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu kısmın tam bedelinin

ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.

10. Davalı idare ise savunmasında, tazminata hükmedilmesi

gerekiyorsa bunun enerji nakil hattının koruma bandı altında kalan bölümünün

mülkiyet bedeli üzerinden değil irtifak hakkı bedeli üzerinden hesaplanması

gerektiğini ileri sürmüştür.

11. Mahkemece Hilvan Belediyesinden (Belediye) enerji nakil

hattı altında kalan yerlere yapılaşma izni verilmesinin mümkün olup olmadığı

sorulmuş, gelen cevap yazısında ilgili mevzuat uyarınca bu alanlara yapılaşma

izni verilmesinin mümkün olmadığı ve buraların yol, park veya yeşil alan olarak

ayrılması gerektiği ifade edilmiştir.

12. Mahkemece 2/12/2011 tarihinde olay yerinde bilirkişilerle

birlikte keşif yapılmıştır. İnşaat mühendisi iki bilirkişi tarafından

hazırlanan raporda öncelikle emsal alınması gereken satış bedeli tespit

edilmeye çalışılmıştır.

13. Bilirkişi raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Emsal teşkil ettiği değerlendirilen taşınmazın daha gelişmiş

bir mahallede bulunması, şehir merkezine daha yakın bir mesafede olması ve

konut alanının içinde yer alması, emsal taşınmazın piyasada gördüğü rağbet ve

satış kabiliyeti hususları dikkate alınarak başvurucuların taşınmazlarının

değerinin emsal taşınmaza nazaran 2,2 kat daha az olduğu kanaati raporda

açıklanmıştır.

ii. Taşınmazın bir bölümü üzerinden enerji nakil hattının

geçmesi nedeniyle doğabilecek yaşamsal muhtemel tehlikeler ile tesislerin bakım

ve onarımı sırasında oluşabilecek muhtemel kazaların artacağı gerçeğine bağlı

olarak taşınmaza olan talebin düşeceği belirtilmiştir.

iii. Yüksek gerilimin muhtemel tehlikesinden dolayı üzerinde

inşaat yapılmasının çevredeki diğer taşınmazlara göre gecikebileceği ve inşa

edilecek yapıların geri dönüşüm riskinin artacağı hususları gözönünde

bulundurularak el atma nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %1,2 oranında

azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

iv. Sonuç olarak taşınmazda yer alan 9 m²lik pilon

yeri için 955,71 TL pilon yeri bedeli hesaplanmış,

ardından toplam 50.451 m² büyüklüğünde olan taşınmazın pilon

yeri olan toplam 9 m²lik bölümü dışında kalan 50.442 m²sinin el atma nedeniyle

değerinde meydana gelen azalma dikkate alınarak 64.277,23 TL ödenmesi gereken

tazminat olarak belirlenmiştir.

14. Mahkeme 18/9/2012 tarihinde davanın kısmen kabulü ile

bilirkişi raporunu hükme esas alarak 65.232,94 TL tutarındaki maddi tazminatın

davalı idareden alınarak başvuruculara ödenmesine karar vermiştir. Kararda,

tazminatın irtifak hakkı bedeli olan 64.277,23 TL ile pilon

yeri bedeli olan 955,71 TL'nin toplamı olduğu belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca

taşınmazın enerji nakil hattı koruma bandı altında kalan 1.246,89 m²

büyüklüğündeki kısmı yönünden daimî irtifak hakkının ve 9 m² büyüklüğündeki

direk yerinin idare adına tapuya tesciline karar vermiştir. Kararda, taşınmazın

enerji nakil hattı geçirilen bölümü üzerinde irtifak hakkı tesisinin amaca

ulaşmak bakımından yeterli olduğu ve 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin son fıkrası uyarınca kamulaştırma

yoluyla irtifak hakkı tesis edildiği durumlarda taşınmazın değerinde meydana

gelen düşüklüğün kamulaştırma bedeli olduğu belirtilerek tazminat miktarının

irtifak değeri üzerinden hesaplanmasının gerekçesi açıklanmıştır.

15. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Daire)

13/5/2013 tarihli kararıyla dava konusu taşınmazın geometrik durumu, yüz

ölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakil hattının

güzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü oranının

taşınmazın tüm değerinin %0,5'ini geçemeyeceği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Anılan karara karşı başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme istemi de

Dairenin 24/2/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

16. Bozma kararına uyan Mahkeme, konu hakkında yeni bir

bilirkişi raporu aldırmıştır. Bilirkişi raporunda idari irtifak bedeli

27.737,89 TL, direk yeri bedeli ise 26.782,18 TL olarak hesaplanmıştır. Mahkeme

19/6/2014 tarihinde bu rapor doğrultusunda kamulaştırma bedeline ve ilk kararda

olduğu gibi tescile hükmetmiştir.

17. Mahkeme kararı Dairenin 20/1/2015 tarihli kararıyla onanmış,

karar düzeltme istemi de 16/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai

karar 9/7/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular 28/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 2942 sayılı Kanun’un

“İrtifak hakkı kurulması” kenar başlıklı 4. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Taşınmaz malın mülkiyetinin

kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın

belirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla

irtifak hakkı kurulabilir."

20. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin üçüncü ve dördüncü

fıkraları şöyledir:

"Taşınmaz

malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet

teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma

şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,

bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet

düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma

bedelidir."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kamulaştırmasız el

atmanın hukukilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını

çeşitli kararlarında kabul etmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 14556/89,

24/6/1993; Guisso-Gallisay/İtalya [BD], B. No: 58858/00, 22/12/2009; Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05, 27/5/2010).

23. Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararına konu

olayda başvurucunun taşınmazına donanma tarafından askerî bir üs yapılmak üzere

kamulaştırma yapılmadan el atılmıştır. Başvurucunun mülkünün iadesi için açtığı

dava ise kabul edilmiştir. AİHM, kamulaştırmasız el atmaya ilişkin süreçte

giderimin sağlanmasına yönelik yeterli güvencelerin mevcut olmadığına işaret

ederek müdahalenin başvurucunun fiilî olarak mülklerinden yoksun bırakılması

gibi ağır bir sonuca yol açtığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

karar vermiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 37-46). Adil

tazmin yönünden ise AİHM, restitutio in integrum

ilkesinin gereği olarak taraf devletin taşınmazı aynen iade etmesine veya

güncel değerinin ödenmesine karar vermiştir. AİHM, davalı devletin

başvurucuların taşınmazının otoriteler tarafından gasp edilmesi olarak nitelediği yirmi beş yıl süren

kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan fiilî zararlar ile mülkten

yararlanamama dolayısıyla oluşan kayıplar için arazinin güncel değerine ek

olarak yetkililer tarafından inşa edilen binadan kaynaklı değer artışının da

başvuruculara ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 34-40).

24. Guisso-Gallisay/İtalya kararına konu olayda ise İtalyan

hukukunda olağan usulün dışında farklı bir usulün uygulanarak idare tarafından

başvurucunun taşınmazına el atılması söz konusudur. Başvurucunun açtığı davada

başvurucu yararına tazminata hükmedilerek taşınmazına olağan usul uygulanmadan

el atıldığını ve açtığı davada derece mahkemelerinin nihai kararı ile birlikte

mülkünden yoksun bırakıldığını belirtmiştir. AİHM kararını sadece tam tazminat

ödenmemesine dayandırmanın uygun olmadığını vurgulamıştır. AİHM, İtalya'da

uygulanan ve el atmaya yol açan söz konusu usulün öngörülebilir olmadığını ve

mülkiyet hakkının korunması bakımından yeterli güvenceler içermediğini

belirtmiştir. AİHM'e göre bu usulün uygulanması kamu

makamlarına olağan kamulaştırma usulünü göz ardı etme imkânı tanımakta olup bu

durum ise mülk sahipleri yönünden öngörülemez veya keyfî sonuçlara yol

açmaktadır. Her durumda bu usulün benimsenmesinin hukuka aykırı olan fiilî bir

durumun onaylanması anlamına geldiği özellikle vurgulanmıştır. AİHM bu

sebeplerle uygulanan söz konusu mekanizmanın yeterli derecede hukuki belirlilik

sağlayamadığına işaret etmiştir. AİHM sonuç olarak hukuka dayalı olmadığından

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 82-97).

25. Adil tazmin yönünden ise başvurunun Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararından

ayrılan yönlerine değinmiştir. Buna göre ilk olarak söz konusu başvurudan

farklı olarak başvurucu yararına tazminata hükmedildiği ayrıca ilk karara konu

olaydan farklı olarak bildirilmiş bir kamu yararına dayalı belirli bir usulün

söz konusu olduğu belirtilmiştir. Buna göre mülkten yoksun bırakma tarihi

itibarıyla taşınmazın rayiç değerinin ve bu değerde oluşan değer kaybının

giderilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 102-107).

26. Sarıca ve Dilaver/Türkiye

kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarına askerî eğitim sahası olarak

kamulaştırma yapılmaksızın el atılmıştır. Başvurucuların miras bırakanı

tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davası kabul edilmiş ve başvurucular

yararına tazminata hükmedilerek taşınmaz idare adına tescil edilmiştir. AİHM,

derece mahkemelerinin tescil kararıyla birlikte mülkten yoksun bırakmanın

gerçekleştiğini belirtmiştir. AİHM öncelikle kamulaştırmasız el atma

uygulamasının taşınmazların maliki olarak kalan başvurucuları herhangi bir kamu

yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda

bıraktığını vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda derece mahkemelerince

kamulaştırmasız el atmanın tespit edilmesinin her durumda idare tarafından

oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumun hukuki olarak kabul edilmesine ve

idarenin kanuna aykırı davranışından fayda sağlamasına imkân tanıdığını

açıklamıştır. Buna göre kamulaştırmasız el atma uygulaması, idareye bir

taşınmazı kullanma ve taşınmazın malikine önceden ödeme yapmadan devretme

imkânı sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak tazminat davası açması gereken ve bu

sebeple haklarını ileri sürmek için yargılama masraflarından yükümlü olan ise

başvuruculardır. Hâlbuki olağan kamulaştırmada süreç, satın alma usulünün

başarısız olması durumunda ilke olarak yargılama masraflarından yükümlü olması

gereken ve kamulaştırmayı yapan idare tarafından başlatılmaktadır (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, §§ 38-44).

27. AİHM yukarıda belirtilenler ışığında, idareye resmî

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulamanın

başvurucular yönünden öngörülemez ve keyfî sonuçlara yol açtığını belirtmiştir.

AİHM'e göre söz konusu uygulama, yeterli derecede

hukuki güvence sağlaması gereken ve yöntemince gerçekleştirilecek bir

kamulaştırmanın alternatifini oluşturamaz. AİHM, somut olayda idarenin

başvuranların taşınmazlarını resmî kamulaştırma kurallarına aykırı olarak ve

kamulaştırma tazminatı ödemeden sahiplendiğini tespit etmiştir. AİHM bu bağlamda

özellikle Türk hukukunda derece mahkemelerinin idarenin kamu yararı amacıyla

kullandığı gerekçesine dayalı olarak başvurucuların taşınmazlarından yoksun

kaldıklarına hükmetmek suretiyle kamulaştırmasız el atma uygulamasını

benimsediği eleştirisinde bulunmuştur. AİHM sonuç olarak Anayasa'nın 46.

maddesinde öngörülen en yüksek gecikme faizi uygulamasının somut olayda

uygulanmadığını da belirterek kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması

yoluyla yapılan müdahalenin mülkiyet hakkını kanunilik boyutu yönünden ihlal

teşkil ettiği sonucuna varmıştır (Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, §§ 45-52).

28. AİHM, ihlalin sonuçlarının giderilmesi çerçevesinde

Sözleşme'nin 46. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirmede benzer ihlallere

yol açılmaması için şu tedbirlerin uygulanması gerektiğine karar vermiştir:

i. İlk ve en önemli gereklilik, taşınmazların idare tarafından

başından beri veya başlangıçta izin verilmiş olsa da sonradan hukuka aykırı

olarak yapılan el atmaların önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerin

alınmasıdır.

ii. Bu bağlamda taşınmazların kullanılması, ancak kamulaştırma

kararlarının ve projesinin hukuk kurallarına uygun olarak alınması suretiyle

haklı kılındığında ve ilgililere vakit kaybetmeden yeterli bir tazminat ödenmesini

güvence altına alacak bir bütçe sağlandığında mülkiyetin korunmasının

gerekliliklerine uygun olur.

iii. Bunlara ek olarak taraf devletin kamulaştırma kurallarına

aykırı uygulamalara yol açılmaması için caydırıcı tedbirler alması ve bu

uygulamaları yapanlara yaptırım uygulaması gerektiğini belirtmiştir.

29. Halil Göçmen/Türkiye

(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararına konu olayda başvurucunun taşınmazı ile

ilgili olarak üniversite kamulaştırma kararı almış ancak kamulaştırma kararı

başvurucuya tebliğ edilmeden taşınmaza idare tarafından el atılmıştır.

Başvurucunun açtığı tazminat davası kabul edilmiştir. AİHM, idarenin

kamulaştırmayı düzenleyen kuralları dikkate almayarak başvurucunun taşınmazına

el atması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuki dayanağının

bulunmadığı kanaatine ulaşmış ayrıca tazminata ilişkin yargılama sürecinde gerekli

usule ilişkin güvencelerin de sağlanmadığını belirterek ihlal sonucuna

varmıştır (Halil Göçmen/Türkiye,

§§ 23-43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

31. Başvurucular ilk olarak taşınmazına kamulaştırmasız el

atıldığından yakınmışlardır. Başvurucular ayrıca maliki olduğu taşınmazdan

enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmaz üzerinde inşaat

yapabilmesinin mümkün olamadığını ifade etmişlerdir. Başvuruculara göre

taşınmazda yol açılan bu kısıtlama sebebiyle irtifak hakkı bedelinin değil

taşınmazın tamamının bedelinin tazminat olarak ödenmesi gerekir. Başvurucular,

taşınmazın bir bölümü üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesinden kaynaklı

olarak meydana gelen değer azalmasının %0,5 olduğu yolundaki tespitin gerçeği

yansıtmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular, tazminatın hesaplanmasında

taşınmazın enerji nakil hattı geçirilen bölümünün tamamının bedeli ile diğer

bölümünün değerinde meydana gelen azalmanın dikkate alınması gerektiğini

belirtmişlerdir. Başvurucular

ayrıca taşınmazın değerinin emsal alınan taşınmaza göre 2,2 kat düşük olmayıp

onunla aynı değerde olduğunu ve dolayısıyla zararın hesaplanmasında da hata

yapıldığını savunmuşlardır. Başvurucular sonuç olarak bu gerekçelerle adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular adil yargılanma hakkının da

ihlal edildiğini belirtmekte ise de kamulaştırmasız el atmaya ilişkin

belirtilen şikâyetlerinin esas itibarıyla ilgili olduğu mülkiyet hakkının

ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

35. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu irtifak hakkı tesis

edilen taşınmazın tapuda başvurucular adına kayıtlı olduğundan mülkün

varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

36. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı,

taşınmazın altını ve üstünü de kapsamaktadır. Bu itibarla taşınmaz maliki,

mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerini taşınmazın üzerinde ve altında da

kullanabilir. Nitekim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

718. maddesinde; arazi üzerindeki mülkiyetin, üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir. Bu itibarla taşınmazın

üstünde teleferik ve benzeri ulaşım hatları ile her türlü köprü, taşınmazların

altında ise metro ve benzeri raylı taşıma sistemlerinin yapılması mülkiyet

hakkına müdahale niteliği taşımaktadır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

Dolayısıyla somut olayda başvurucuların taşınmazının bir bölümünden enerji

nakil hattı geçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesinin mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

37. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci

fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§

55-58).

38. Somut olayda başvurucuların taşınmazına idari irtifak tesis

edilmeksizin el konulmuş ve başvurucuların açtığı davada yargı kararıyla idare

adına irtifak hakkı tapuya tescil edilmiştir. Buna göre idari irtifak tesisinin

asıl amacı bir inşaat yasağı getirmek değildir. Dolayısıyla taşınmazın alt veya

üst katmanlarına olayda olduğu gibi el atılması mülkten kısmen yoksun bırakma

sonucuna yol açmaktadır. Bu suretle mülk sahibi taşınmazın bir bölümü olan üstündeki hava veya altındaki arz katmanından

mahrum kalmaktadır. Buna göre başvurucuların taşınmazından enerji nakil hattı

geçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesi suretiyle yapılan müdahalenin

mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir

(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kahyaoğlu

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37203/05, 31/05/2016, § 28; Činga/Litvanya, B. No: 69419/13, 31/10/2017, §

84).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Genel İlkeler

41. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının

bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet

alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya

zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu

durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerek

yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §

11).

42. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına

getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen

kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye bir

aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa'da özel mülkiyetin kamuya

geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir

taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu

yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir

(AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).

43. Anayasa Mahkemesi, daha önce hem norm denetimi hem de

bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında kamulaştırmasız el

atma yoluyla yapılan müdahalelerin kanuni bir dayanağı bulunmadığından dolayı

mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiştir.

44. Kamulaştırmasız olarak el atılan taşınmazlarla ilgili olarak

maliklerin dava açma hakkını yirmi yıllık hak düşürücü süreye bağlayan 2942

sayılı Kanun'un 38. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu kararda

idarenin kendisine Anayasa tarafından tanınan imkân ve yetkileri kanuna uygun

bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı

davranamayacağı belirtilmiştir. Kararda, Anayasa'nın sınırlarını belirleyerek

izin verdiği kamulaştırma yöntemini kullanmadan yapılan el atmaların anayasal

dayanağının olmadığı vurgulanmış ve yirmi yıllık hak düşürücü sürenin

geçmesiyle taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesinin mülkiyet

hakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu belirtilmiştir

(AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003).

45. Diğer taraftan 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin

4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el atma işlemlerine ilişkin olarak

on beş yıl süreyle uygulanmasına ilişkin 25/2/2011 tarihli ve 27857 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan

13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi de Anayasa

Mahkemesince iptal edilmiştir. Kararda özellikle itiraz konusu kuralın

Anayasa'nın 46. maddesinde ve 2942 sayılı Kanun'da öngörülen güvencelerden daha

aleyhe kurallar içerdiği vurgulanmıştır. Buna göre idarelerin kamulaştırma

yapmak yerine hukuka aykırı olarak el atmak suretiyle taşınmazları elde

edebilmesine imkân tanınmasının devletin hukuka bağlılığı ilkesini zedeleyeceği

gibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği de ortadan

kaldıracağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak bir hukuk devletinde kanunların hukuka

aykırı uygulamaları teşvik etmesinin kabul edilemeyeceği ifade edilerek itiraz

konusu kuralın Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğundan

iptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169,

1/11/2012).

46. Bireysel başvuru kapsamında da kamulaştırmasız el atma

suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler ilk defa Celalettin Aşçıoğlu (B. No: 2013/1436,

6/3/2014) kararında ele alınmıştır. Bu başvuruya konu olayda başvurucunun

açtığı maddi tazminat davası derece mahkemelerince kabul edilmiştir. Anayasa

Mahkemesi Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerinin taşınmaz mülkiyetine son verecek

müdahalelerin kanuna dayalı olmasını zorunlu tuttuğunu, zira bunun hukuk

devletinin gereği olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa’nın 46. maddesi

hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak

suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve

kanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını

Anayasa ve kanunlardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir

uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı

hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırma

kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz

sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riski taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, § 58). Kararda

giderim yönünden ise Anayasa Mahkemesince ihlalin tespitine karar verilmiş

olduğu ve derece mahkemelerince başvurucuya faiziyle birlikte kamulaştırma

bedelinin ödenmesine karar verildiği gerekçesiyle ayrıca bir tazminat

ödenmesine yer olmadığı belirtilmiştir (Celalettin

Aşçıoğlu, § 69).

47. Benzer şekilde İbrahim

Oğuz ve diğerleri (B. No: 2013/5926, 6/10/2015) kararında da Anayasa

Mahkemesi kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İbrahim

Oğuz ve diğerleri,§§

56-89). Kararda maddi tazminat yönünden derece mahkemelerince hükmedilen

tazminat yeterli görülmüş ve ihlalin tespiti ile yetinilmiştir (İbrahim Oğuz ve diğerleri, §§ 106,107).

48. Diğer taraftan Mustafa

Asiler (B. No: 2013/3578, 25/2/2015) ile Funda İnciler ve diğerleri (B. No: 2014/2582, 14/9/2017)

kararlarında da kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Mustafa Asiler, §§ 26-46; Funda İnciler ve diğerleri, §§ 26-32).

İhlalin sonuçlarının giderimi yönünden ise derece mahkemelerince hükmedilen

maddi tazminat miktarları yeterli görülmüş ve başvuruculara ayrıca manevi

tazminat ödenmesine karar verilmiştir (Mustafa

Asiler, §§ 64, 65; Funda İnciler

ve diğerleri, §§ 52, 53).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Somut olayda idare ilgili yargılama sürecinden de

anlaşılacağı üzere başvurucuların taşınmazına kamulaştırmasız olarak el

atmıştır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılı

Kanun'da belirlenmiş usul takip edilmeden başvurucuların mülkiyetinde bulunan

taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı kararıyla da sabittir.

50. Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma ve

kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Öte

yandan bu müdahale mülk sahibini çok önemli anayasal güvencelerden yoksun

bırakmaktadır. İlk olarak Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında

kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığı üzerinden peşin olarak

ödeneceği hüküm altına alınmış olduğu hâlde kamulaştırmasız el atma yoluyla

peşin ödeme şartı yerine getirilmemiş olmaktadır. Buna göre ancak

başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda taşınmazın gerçek karşılığının

maddi tazminat olarak ödenmesine karar verilmekte olup bu dava sonunda da peşin

ödeme yapılmadan el atılan taşınmaz idare adına tescil edilmektedir. Hâlbuki

olağan kamulaştırma usulünde ise kamulaştırmaya başlanırken ödenek temin

edilmekte ve dava sonunda kamulaştırma bedelinin mülk sahibine ödenmek üzere

depo edilmesi hâlinde taşınmazın idare adına tesciline karar verilmektedir.

Böylelikle kamulaştırmasız el atma uygulaması taşınmazın bedelinin gerçek

karşılığı peşin olarak ödenmeden mülkiyetin idareye geçmesine yol açmaktadır.

Bunun Anayasa'nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olduğu

açıktır.

51. Üstelik taşınmazın bedelinin peşin olarak ödenmemesi yargı

kararlarının icrası bağlamında yeni sorunlara da yol açmaktadır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım (B. No: 2013/711, 3/4/2014) kararında kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davasında hükmedilen alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar vermiştir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75). Anayasa Mahkemesi, bu

başvurudan sonra aynı gerekçeyle on dokuz ayrı başvuruda daha kamulaştırmasız

el atma davasında yargı kararına dayalı alacağın ödenmemesi sebebiyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Halil

Afşin ve diğerleri, B. No: 2013/4824, 25/2/2015; Nurdan Erkan ve diğerleri, B. No:

2014/311, 14/9/2017). Buna göre kamulaştırma bedelinin peşin olarak ödenmesinin

mülkiyet hakkı yönünden son derece önemli bir anayasal güvence olduğu

ortadadır.

52. Öte yandan kamulaştırma işleminin temel dayanağı Anayasa'nın

13., 35. ve 46. maddelerine göre kamu yararı olup idarelerce verilen

kamulaştırma işlemi ile dayanağı kamu yararı kararının yargı denetimine tabi

olması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun'un 14. maddesinde mülk

sahiplerince kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası

açılabileceği düzenlenmiştir. Ancak kamulaştırmasız el atma usulünde ise mülk

sahiplerinin kamulaştırma işlemine ve dayandığı kamu yararı kararına karşı

idari dava açabilme imkânı ortadan kaldırılmaktadır.

53. Ayrıca 2942 sayılı Kanun'a göre kamulaştırma kararı

verilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit

ettirilmesi, uyuşmazlık hâlinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini

istemesi gerekmektedir. Kamulaştırmasız el atma yönünden ise uzlaşma ve dava

yoluna başvurma külfeti de maliklere yüklenmiştir. Son olarak kamu yararının

gerektirdiği durumlarda idarelerce ivedi olarak taşınmaz ihtiyacının bulunduğu

durumlar yönünden 2942 sayılı Kanun'da acele el koyma usulünün mevcut olduğu da

gözetilmelidir. Diğer bir deyişle idarenin kamu yararı gereği taşınmaza ihtiyaç

duyması hâlinde olağan kamulaştırma usulüne, acele durumlarda da anılan

Kanun'da öngörülen el koyma usulüne başvurması mümkün iken kamulaştırmasız el

atma yolunu tercih etmesi meşru görülemez.

54. Sonuç olarak kamulaştırmasız el atma, idare tarafından Anayasa'ya

ve kanuna aykırı olarak oluşturulmuş bir durumun hukuki olarak kabul edilmesine

ve idareye kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol

açmaktadır. İdareye anayasal güvencelere aykırı olarak kamulaştırmaya ilişkin

önceden belirli kuralların ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama ise

mülkiyet hakkının korunması yönünden öngörülemez ve keyfî durumlara yol

açmaktadır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerinde öngörülen hukuki

güvenceleri içermediği açık olan söz konusu uygulamanın kamulaştırma usulünün

bir alternatifi olarak görülmemesi gerekmektedir.

55. Somut olayda da anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir

durum bulunmamaktadır. Bu durumda başvurucuların söz konusu taşınmazına yapılan

kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı

Kanun'da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuna dayalı olmadığı sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

58. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların taşınmazına idarece

kamulaştırmasız el atılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

59. Başvuruda öncelikle başvurucuların ihlal sebebiyle uğradığı

maddi zararlarının giderilip giderilmediği belirlenmelidir. Somut olayda

başvurucuların açtığı davada el atılan taşınmaz yönünden idare adına irtifak

hakkı tesisine karar veren derece mahkemelerince başvurucular yararına maddi

tazminata hükmedilmiştir. Başvurucular, hükmedilen maddi tazminat tutarının

yeterli olmadığından yakınmaktadırlar. Başvurucular bu iddialarını iki ayrı

gerekçeye dayandırmaktadırlar:

i. Başvurucular ilk olarak arsa niteliğinde olan taşınmaz

üzerinde kurulan enerji nakil hattı sebebiyle inşaat yapılamayacağını ve

taşınmazın tamamen kullanılamaz hâle geldiğini belirterek irtifak hakkı

bedelinin belirlenmesinin hatalı olduğunu, el atılan kısmın mülkiyetinin

değerinin tazminat olarak hesaplanması gerektiğini belirtmektedirler.

Başvuruculara göre irtifak hakkı tesis edilen alanın mülkiyet değeri ile

taşınmazın kalan kısmında meydana gelen değer kaybı toplamı zarar miktarını

oluşturmakta olup değer kaybı miktarı ise buna göre %5,62 olmalıdır.

ii. Başvurucular ikinci olarak dava konusu taşınmazın emsal

taşınmaz kadar değerli olduğunu belirtmişler, buna rağmen emsal taşınmazın

metrekare değerinin 389,38 TL olduğu hâlde bilirkişi kurulunca taşınmazın

değerinin 106,19 TL olarak belirlenmesinden yakınmışlardır.

60. Anayasa Mahkemesinin daha önce de belirttiği üzere -kural olarak-

kamulaştırma bedelinin belirlenmesi görevi delillere ilk elden ulaşma imkânı

bulunan ve bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerine aittir. Taşınmaz

bedelinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu nedenle

kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespiti uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve

görevindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi

Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda

bedel veya değer düşüklüğü karşılığını hesaplamak gibi bir görevi de

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile

ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı tespit, orantılılık

incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve

diğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim Çakmak ve diğerleri, B. No:

2014/1964, 23/2/2017, § 52).

61. Başvurucuların taşınmazından enerji nakil hattı geçirilmesi

nedeniyle bu kısmı tamamen kullanamadığı yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir.

Çünkü sadece enerji nakil hattı geçirilmiş olması taşınmazın mülkiyetini

bütünüyle idareye geçirmediği gibi yukarıda da değinildiği üzere başvurucular

taşınmazın bir bölümü olan üstündeki hava

veya altındaki arz katmanından mahrum kalmaktadır (bkz. § 42). Ancak

başvurucuların taşınmazın zemininden veya alt katmanlarından yararlanma

imkânları devam etmektedir. Sonradan imar uygulamasıyla taşınmazın kamu hizmet

alanı olarak belirlenmesi hâlinde ise ayrı bir müdahale söz konusu olacaktır.

Dolayısıyla uyuşmazlık konusu taşınmaz tapuda başvurucular adına kayıtlı

kalmaya devam edeceğine göre enerji nakil hattı geçirilen kısmın mülkiyetinin

bedelinin ödenmesi yerine irtifak bedelinin tazminat olarak hesaplanması

başvurucuların maddi zararlarını gidermeye yönelik makul bir karşılık olarak

görülmektedir.

62. Nitekim derece mahkemelerince 2942 sayılı Kanun'un 11.

maddesi uyarınca irtifak hakkı karşılığının bu hak nedeniyle taşınmazın

tamamında meydana gelecek değer kaybı olduğu açıklanmıştır. Buna göre davaya

konu taşınmazların irtifak hakkı kurulmadan önceki değeri tespit edilmiş, daha

sonra enerji nakil hattı nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelen değer

düşüklüğü oranı tespit edilerek bu oranla davaya konu taşınmazın tüm değerinin

çarpılması suretiyle irtifak hakkı karşılığı hesaplanmıştır. Bu bağlamda enerji

nakil hattının altında kalan bölümü üzerinde inşaat yapılamayacak olmasının

neden olacağı zararın da taşınmazın değerinde meydana gelen azalmanın oranının

belirlenmesinde dikkate alınan unsurlardan olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca pilon yerinin mülkiyet bedelinin de tazminata ilave

edildiği görülmektedir.

63. Diğer taraftan hangi taşınmazın emsal alınacağı ve emsal

alınan taşınmaz ile uyuşmazlık konusu taşınmaz arasındaki farklara göre bedelin

nasıl hesaplanacağı hususu bu alanda uzman bilirkişilerce takdir

edilebilecektir. Başvurucular ise bilirkişi raporundaki belirlemenin aksini

gösterir somut herhangi bir bilgi, belge veya rapor sunmamış, soyut olarak

uyuşmazlık konusu taşınmazın emsal alınan taşınmaz ile aynı değerde olduğunu

ifade etmekle yetinmişlerdir. Buna göre derece mahkemeleri; bedel tespitini

keşif yaparak, bilirkişi raporlarına müracaat ederek, başvurucuların her

aşamada itirazlarını sunmasına imkân vererek ve bu itirazları dikkate alarak

sonuçlandırmıştır. Başvurucular belirlenen tazminat miktarına yönelik yukarıda

değinilenlerin dışında başka bir açık şikâyeti de bulunmamaktadır (§ 63).Dolayısıyla başvurucuların şikâyetleri ile sınırlı olarak

değerlendirildiğinde derece mahkemelerince hükmedilen tazminat miktarı

başvurucuların maddi zararlarını karşılamaya yeterli görülmüştür.

64. Öte yandan kamulaştırmasız el atma uygulaması Anayasa'nın

13. ve 35. maddeleri yanında doğrudan 46. maddesine aykırı olarak mülkiyet

hakkının ihlaline yol açan çok önemli bir sorundur. Bununla birlikte 5/1/1961

tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen

Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun'un 1. maddesi

ile 9/10/1956 tarihine kadar; 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi ile de

9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atma

uygulamalarının tasfiyesi amacıyla düzenlemeler yapılmıştır. Buna rağmen

4/11/1983 tarihi sonrasında da idarelerce kamulaştırmasız el atma uygulamasına

başvurulduğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi temel bir hak

olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet veren

kamulaştırmasız el atma uygulamasının ülkemizde yapısal bir sorun teşkil

ettiğine dikkati çekmektedir.

65. Buna karşın derece mahkemelerince yalnızca kamulaştırma

bedelinden ibaret olan maddi tazminata hükmedilmesi ve manevi tazminat gibi

başka yaptırımların uygulanmaması idarelerin olağan kamulaştırma usulüne

başvurmak yerine kamulaştırmasız el atma uygulamasını tercih etmesine yol

açmaktadır. Hâlbuki kanuni bir dayanağı bulunmayan kamulaştırmasız el atma

uygulaması Anayasa'nın öngördüğü mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerini de içermediğinden dolayı olağan kamulaştırma usulünün bir

alternatifi olamaz. Nitekim 1/3/2014 tarihli ve 28928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'na ekli Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı'nda da

idarelerin kamulaştırmasız el atma yoluna başvurmalarının önlenmesi için

gerekli düzenlemelerin yapılması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi

kamulaştırmasız el atma uygulamasına son verilmesi bakımından öngörülen bu

tedbirlerin ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin önemine vurgu yapmaktadır.

66. Sonuç olarak başvurucuların maddi zararları giderilmiş olsa

dahi Anayasa'nın doğrudan sözüne aykırı olduğu ve kanuna dayalı olmadığı tespit

edilen kamulaştırmasız el atma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

yukarıda değinildiği üzere yapısal bir sorun teşkil ettiği dikkate alınmalıdır.

Buna göre Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline yol

açıldığının bilinerek idari anlamda gerekli tedbirlerin alınması ve benzeri

nitelikte yeni ihlallere yol açılmaması için kararın bir örneğinin taşınmaza el

atan sorumlu idare olan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.nin

ilgili olduğu Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına da gönderilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. Kararın bir örneğinin Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.nin ilgili olduğu Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Hilvan Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2014/68, K.2014/86) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucular

:

1. Bekir

AYBAR

2. Hacı

AYBAR

Vekili

:

Av. İrfan

OGUR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/12564, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. Gönderilmesine
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  16. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Hakyemez
  19. M. Emin
  20. Şahiner
  21. Aybar
  22. Aybar
  23. Ogur
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/12564
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • F.e. Başvurusu (B. No: 2014/10673)
  • Emine Dospatlı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15410)
  • Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/4085)
  • Ayşenur Parıldak Başvurusu (B. No: 2017/15375)
  • Abdullah Ay Başvurusu (B. No: 2015/17110)
  • Bayram Kaya Başvurusu (B. No: 2017/26981)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.