İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşenur Parıldak Başvurusu (B. No: 2017/15375)

1. Başvuru, gözaltına almanın hukuki olmaması, gözaltı süresinin

Başvuru No2017/15375Tarih28 Kasım 2018Okuma46 dk · 9.161 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayşenur Parıldak Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2017/15375
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.161 kelime·46 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltına almanın hukuki olmaması, gözaltı süresinin

makul olmaması, tutuklama, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair

kararların doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız

olmayan bir hâkimlik/mahkeme tarafından verilmesi, tutuklamanın hukuki

olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin ve

itiraz incelemelerinin hâkim önüne çıkarılmadan dosya üzerinden ve geç

değerlendirilmesi ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade

özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve sarı

basın kartı verilmemesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin; arama ve el

koyma işlemlerinin hukuki olmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının;

gözaltına alma ve tutuklama nedeniyle eğitim hakkının; gözaltına alındığı ilk

andan itibaren avukat yardımından yararlandırılmaması ve gözaltında iken fiziki

ve psikolojik cebir uygulanması nedenleriyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Başvurucu, Ankara Emniyet Müdürlüğüne yapılan bir ihbar

üzerine 4/8/2016 tarihinde Ankara'da yakalanarak gözaltına alınmış ve altı gün

gözaltında kalmıştır.

9. Başvurucunun ifadesi 10/8/2016 tarihinde Ankara Emniyet

Müdürlüğünde kolluk tarafından alınmıştır. Başvurucunun emniyetteki ifade alma

işlemi sırasında Ankara Barosunca görevlendirilen müdafii

de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade

alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar açıklanmıştır.

10. Başvurucu savunmasında özetle;

i. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde dördüncü sınıf

öğrencisi olduğunu, 2012 yılında İstanbul'da Zaman gazetesinde muhabirlik

yapmaya başladığını, 2013 yılında ise Ankara'ya geldiğini ve 2016 yılına kadar

Zaman gazetesinde adliye muhabiri olarakçalıştığını,

FETÖ/PDY ile Zaman gazetesinde çalışmak dışında herhangi bir bağlantısının

olmadığını, gazetecilik faaliyeti dışında herhangi bir kimseden talimat

almadığını ve herhangi bir toplantıya katılmadığını ifade etmiştir.

ii. Zaman gazetesinde çalışması nedeniyle Bank Asya kartının

olduğunu, maaşının bu hesaba yattığını, hesabında 2.000 TL bulunduğunu, bu

parayı yurt dışına gidecek olması nedeniyle vize başvurusunda dekont göstermek

amacıyla yatırdığını -Fetullah Gülen'in talimatıyla

yatırmadığını- ifade etmiştir.

iii. fuatavni

isimli sosyal medya hesabının sahibini ya da sahiplerini tanımadığını ancak

mesaj attığı zaman okuduğunu, fuatavninin -diğer adliye muhabirlerini takip ettiği

gibi-kendisini de takip ettiğini ifade etmiş ve bunun dışında fuatavniyle bir irtibatının bulunmadığını, herhangi

bir şekilde gizli bilgi paylaşmasının söz konusu olmadığını savunmuştur.

iv. FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında

soruşturma yürütülen savcı ve gazetecileri övmediğini, sosyal medyada kafası

kesik asker fotoğrafları görünce kendisinin de bundan etkilenerek mesaj

attığını savunmuştur.

v. Üst aramasında elde edilen dijital materyalleri

fotoğrafçılıkla ilgilenmesi nedeniyle bulundurduğunu, başka bir amacının

olmadığını, ele geçirilen kâğıtta yazan yerin İngiltere'deki bir yabancı dil

kursunun adresi olduğunu, yine ele geçirilen kâğıtta adı yazılı E.Y.nin de bir telefon tamiri sırasında tanıştığı kişi

olduğunu savunmuş ve suçlamaları kabul etmemiştir.

11. Başsavcılık 11/8/2016 tarihinde başvurucuyu silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"15/7/2016 tarihinde Fetullahçı

Terör Örgütünün (FETÖ/PDY) bir kısım Asker ve Sivil mensuplarının birlikte

hareket ederek anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek, meclisi ortadan

kaldırmaya teşebbüs etmek ve meşru seçimlerle gelmiş hükümeti cebir ve şiddet

kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeleri ve çok sayıda polisi ve sivil

vatandaşları helikopterlerden, tanklardan, uçaklardan ateş ederek öldürmeleri

eylemlerinden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan

soruşturmaya esas olmak üzere ...

Şüphelinin sorgusunun yapılarak kuvvetli suç

şüphesini gösteren olguların, kaçma, delilleri yok etme, tanık, mağdur ve

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunması hususlarında kuvvetli

şüphenin oluşması, eylemlerinin CMK 100/3/a.10 maddesindeki suçlardan oluşu

dikkate alınarak tutuklanmasına ... [karar verilmesi

talep edilmiştir.]"

12. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada başvurucunun Ankara Barosunca görevlendirilen müdafii

de hazır bulunmuştur.

13. Başvurucu Hâkimlikteki savunmasında emniyetteki ifadesine

benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

14. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 11/8/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Şüpheli Ayşenur Parıldak'ın

üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyeti,

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller, şüphelinin saklanma veya

kaçma şüphesini uyandıran somut olguların varlığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü'nün cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti'nin Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya

değiştirmeye teşebbüs eyleminin yakın ve somut bir tehdit olarak halen devam

ediyor olması, 20/7/2016 tarihi itibariyle tüm ülke genelinde bu eylem

nedeniyle olağanüstü hal ilan edilmesi, şüphelinin saklanma veya kaçma

şüphesini uyandıran somut olguların varlığı (aynı suç kapsamında soruşturulan

aynı statüdeki bir kısım şüphelinin kaçmış olması) fiilin kanunda karşılığı

olan cezanın miktarı, suçların CMK'nın 100/3.

maddesinde sayılan suçlardan olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

5.maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkin şartların gerçekleştiği dikkate

alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelinin CMK'nın 100. vd. maddeleri gereğincetutuklanmasına

... [karar verildi]"

15. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ankara 2. Sulh

Ceza Hâkimliği 22/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin üzerine [atılı] suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu, atılı suçun katalog suçlardan olması sebebiyle CMK[nın] 100/3. maddesi gereğince şüphelinin kaçma, saklanma

[ve] delilleri karartma ihtimalinin

bulunduğu, atılı suçun ceza miktarı nazara alındığında adli kontrol hükümleri

yetersiz kalacağından ... [itirazın reddine karar verildi.]"

16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28/11/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

(Mahkeme) kamu davası açılmıştır.

17. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

18. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun işlediği iddia olunan

suça ve başvurucunun örgüt bağlantısına ilişkin olarak özetle;

i. FETÖ/PDY'nin yayın organı olan ve

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra kanun hükmünde kararname ile kapatılan

Zaman gazetesinin adliye muhabiri olarak görev yapan başvurucunun 3/8/2016

tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne yapılan "Sosyal

medyada Fuat AVNİ'ye bilgi aktaran ve bizzat Fuat

AVNİ tarafından takip edilen Ayşunur PARILDAK isimli

şahsın Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eşyalarını toparlamış olduğu ve

son sınavından sonra kaçacağı" şeklindeki ihbar üzerine

yakalandığı belirtilmiştir.

ii. Taraf ve Zaman gazetesinde adliye muhabirliği yapan

başvurucunun sosyal medya hesabından 2014 yılında yapılan Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri ve örgüt mensuplarına yönelik yapılan soruşturma

ve kovuşturmalarla ilgili olarak "Cübbesini

üç kuruşa satan alçak yargı mensupları, hukuk eğitim[i] almış biri olarak hepinizden utanıyorum",

"Mit Tırları İşid'e silah taşıyınca acıları

dinmiş, imza atan gazeteciler ikrar etmiş, Mut'acılar

da imza atmış", "imzayı atanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmalı

teröre destekten" şeklinde paylaşımlarda bulunduğu, M.Fetullah

Önal (@fetihonl) isimli sosyal medya kullanıcısının "hizmetin türkiyeden

sonraki akıbetini merak edenler @MahirZeynalov_un şuanki eylemlerine bakıp yorum yapabilirler, etki alanı

artıyor" şeklindeki mesajını ise kendi hesabından paylaştığı

belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun 25/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi Yüce

Divan Salonunda çektirdiği fotoğrafının altına "Anayasa

Mahkemesi Yüce Divan Salonu. Fotoğrafa iyi bakın, bir dahakine ne amaçla

geliriz bilinmez." şeklinde yorum yaparak paylaştığı

belirtilmiştir.

iv. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün gerçekleştiği saatlerde

başvurucunun -ellerinde bayraklar ile darbeye karşı koyan sivil halkı

kastederek- "dün geceden itibaren

şiddet tekeli devletin elinden alınıp halka verilmiştir, beni en çok ürküten

şey bu anarşi ortamı", "(boğaz kesenler için) hayvan sahibinin

sorumluluğu" şeklinde paylaşımlarda bulunduğu belirtilmiştir.

v. Başvurucunun darbe teşebbüsünün başarısız olacağını

anladıktan sonra ise "#darbeye hayır"

başlığı altında "amaya yer yok, bu

topluma karşı büyük bir suç işlendi, cümle dün gece ne idiyse bugünde o" şeklinde

paylaşımlarda bulunduğu, bu tür paylaşımların FETÖ/PDY'ye

mensup kişiler tarafından argüman olarak kullanıldığı ve darbe gecesi yapılan

bu tür paylaşımların örgüt üyeliği bağlantısına delil teşkil ettiği ileri

sürülmüştür.

vi. Başvurucunun özellikle 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda kamuoyunu manipüle etmek

için örgütün hedefleri doğrultusunda paylaşım yapan @fuatavni_f isimli sosyal medya

hesabını kullanan kişiyle DM (direkt mesaj) olarak -üçüncü kişilere kapalı

olacak şekilde- mesajlaştığı, fuatavni hesabı tarafından arkadaş listesine

eklendiği ve başvurucudan ele geçirilen dijital materyallerle ilgili bilirkişi

raporuyla bu durumun tespit edildiği açıklanmıştır.

vii. Başvurucunun Zaman gazetesinde çalıştığı sırada örgüt

üyelerinin suçtan kurtulmalarına yönelik subjektif

haberler yaptığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen çatı soruşturmasıyla ilgili yaptığı

haberlerde "nefret operasyonu''

şeklinde tanımlamalarda bulunduğu belirtilmiştir.

viii. Başvurucunun cep telefonunun güvenlik şifresini

söylemediği ve teknik olarak bu telefonların şifresi bilinmeden açılamaması

nedeniyle imajının alınamadığı ve incelemesinin yapılamadığı bilgisine yer

verilmiştir.

ix. Mali Suçları Araştırma Kurulu raporuna göre başvurucunun

genellikle kullandığı hesabı dışında bir bankanın Ankara Maltepe şubesinde

25/5/2016 tarihinde açtırdığı vadesiz TL hesabına -hesabın açıldığı tarihte-

Samanyolu Yayıncılık Hizmet A.Ş. unvanlı şirkette çalıştığı belirtilen A.B.nin hesabından 25.000 TL havale geldiği, A.B.nin hesabı sorgulandığında ise Nevşehir'de bir turizm

şirketinde çalıştığı belirtilen F.C.nin hesabından

-başvurucuya gönderilen havale ile aynı tarihte ve aynı miktarda- bir havalenin

geldiği, yaklaşık olarak asgari ücret tutarında maaş alan F.C.nin

daha önce de 28/9/2015 tarihinde 18.000 TL, 21/12/2015 tarihinde 7.400 TL olmak

üzere havale gönderme işlemlerinin bulunduğu, başvurucu, A.B. ve F.C.nin arasında para transferlerinin mahiyetini

açıklayabilecek yasal kayıtlara yansıyan bir mal veya hizmet alımı veya satımı

işleminin bulunmadığı belirtilmiştir.

x. Ayrıca başvurucunun anılan hesabından 14/1/2015 ile 3/11/2015

tarihleri arasında Koza İpek Basın ve Basım San. Tic. A.Ş.de çalışma kaydı

olduğu belirtilen Ö.Ö.nün

hesabına 9/6/2016 tarihinde 600 TL tutarında havale işlemi yapıldığı ve

mahiyetinin anlaşılamadığı belirtilmiştir.

xi. Başvurucunun babası tarafından Brooklyn

Amity School adlı kuruluşa 2/8/2013 tarihinde

1.933,50 TL tutarında havale gönderildiği belirtilmiştir.

19. İddianame Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince 13/12/2016

tarihinde kabul edilerek E.2016/21 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır. Mahkeme 13/12/2016 tarihinde tensiple birlikte başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.

20. Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince 9/2/2017 tarihinde yapılan

ilk duruşmada başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle;

i. Suçlamaya konu mesajların ekran resimleri şeklinde

oluşturulmuş twitler olduğunu yani gerçekte bu twitlerin kendisine ait olmadığını ancak kendisine aitmiş

gibi gösterilerek yargılamanın yönlendirilmeye çalışıldığını ileri sürmüştür.

ii. fuatavni

isimli sosyal medya hesabını takip ettiğinin doğru olduğunu, adliye muhabiri

olması nedeniyle fuatavninin

de kendisini takip etmesinin doğal olduğunu savunmuştur.

iii. İddianamede havale aldığı belirtilen A.B.nin

ikinci el oto alım satımı yapan biri olduğunu, paraya ihtiyacı olması nedeniyle

aracını -bu kişi aracılığıyla- sattığını, gönderilen havalenin sattığı aracın

bedeli olduğunu ileri sürmüştür.

iv. İddianamede -aralarında para alış verişi olduğu- belirtilen Ö.Ö.nün yakın arkadaşı olduğunu ve

Bugün gazetesinde çalıştığını, aldığı borç parayı iade ettiğini belirtmiştir.

v. İddianamede babasının Amerika'daki bir kuruluşa havale

yaptığı belirtilmiş ise de bu havaleyi hangi banka aracılığıyla

gerçekleştirdiğinin belirtilmediğini, gerçekte böyle bir havalenin olmadığını,

kaldı ki böyle bir havale söz konusu olsa bile bunun yargılamayla ilgisinin

olmadığını ileri sürmüştür.

vi. Dava açıldıktan sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

yargılama dosyasına Bylock kullanıcısı olduğuna

ilişkin bir belge sunulduğunu, bu belgede belirtilen telefon hattının ve imei numarasının kendisine ait olmadığını savunmuştur.

vii. Hakkındaki soruşturmanın isimsiz bir ihbarla başladığını,

isimsiz ihbarların dikkate alınamayacağını ve suçlamayı kabul etmediğini ifade

etmiştir.

viii. Bir soruya karşılık olarak, bahsi geçen sosyal medya

hesabının kendisine ait olduğunu ancak paylaşımları kendisinin yapmadığını,

ekran görüntüleri oluşturularak kendisi paylaşım yapmış gibi gösterildiğini

ileri sürmüştür.

ix. Anayasa Mahkemesi salonunda çekilen ve sosyal medyada

paylaştığı bir fotoğrafının altına

"fotoğrafa iyi bakın bir dahakine ne amaçla geliriz bilinmez" şeklinde

bir yazı yazılarak paylaşılmış gibi gösterildiğini, paylaşımın kendisine ait

olmadığını savunmuştur.

x. Bir soruya karşılık olarak, gösterilen telefonun kendisine

ait olduğunu, gözaltında iken telefonun şifresini görevlilere söylediğini ve

görevliler tarafından telefonun açılarak rehberinin incelendiğini ancak daha

sonra görevlilerin telefonun şarjının bittiğini ve kapandığını söylediklerini,

şu anda şifreyi hatırlamadığını ileri sürmüştür.

21. Mahkeme 9/2/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşma sonunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, başvurucu bu karara itiraz

etmiş, itirazı inceleyen Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi 24/2/2017 tarihli

kararı ile itirazı reddetmiştir.

22. Karar başvurucuya 23/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 24/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Mahkeme 21/11/2017 tarihinde başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının

15/7/2017 tarihindeki darbe girişiminden sonra 3/8/2016 günü Ankara Emniyet

Müdürlüğü 155 ihbar hattına yapılan'Sosyal medyada

Fuat AVNİ'ye bilgi aktaran ve bizzat Fuat AVNİ

tarafından takip edilen Ayşunur PARILDAK isimli

şahsın Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eşyalarını toparlamış olduğu ve

son sınavından sonra kaçacağı' yönündeki ihbar üzerine yürütülen soruşturma

kapsamında sanığın 4/8/2016 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığı, sanığın

2012 yılından 2016 yılı Şubat ayına kadar örgütün yayın organı olan Zaman

gazetesinde adliye muhabirliği yaptığı, tevil içeren savunmalarından da

anlaşılacağı üzere '@sosyalmunzevi Ayşenur Parıldak' isimli sosyal medya hesabını kullandığıve

bu hesaptan; 15 Temmuz 2016 akşamı yapılan hain darbe girişimine karşı

demokrasiye sahip çıkılması yönündeki devlet görevlilerinin çağrısı üzerine

ellerindeki bayraklarla ve kahramanca darbeye karşı koyan sivil halkı

kastederek 'dün geceden itibaren şiddet tekeli devletin elinden alınıp halka

verilmiştir, beni en çok ürküten şey bu anarşi ortamı', '(boğaz kesenler için)

hayvan sahibinin sorumluluğu' şeklinde paylaşıma yer verdiği, yine FETÖ/PDY

Terör Örgütüne ait ve bu terör örgütünün amaçları doğrultusunda 17 Aralık

sürecinden sonra kamuoyunu manipüle etmek için paylaşımlarda bulunan Twitter kullanıcısının arkadaş listesinde ekli olduğu

ve"@fuatavni_f " isimli kullanıcı ile

mesajlaştığı bu hususun bilirkişilerce yapılan sanığa ait dijital materyal

incelemesinden anlaşıldığı (bilirkişi raporu sf.15 ve ekindeki 215-217 nolu belgeler), bununla birlikte sanığın FETÖ/PDY silahlı

terör örgütü üyelerinin kendi aralarında iletişim amaçlı kullandıkları ByLock programını kullandığının tespit edildiği, sanığın

... nolu hatlar ile bu programı kullandığı, ... nolu telefon hattına ilişkin çözüm içeriklerinin tespit

edildiği, bu tespite göre sanığın ByLock aboneliğinin

ID numarasının ''60231'' ve kullanıcı adının 'paril'

olduğu, sanığın oluşturduğu bu profilin diğer ByLockprogramı

kullanıcılarınca eklendiği gibi kendi profiline de başka kullanıcıları

eklediği, gerekByLock sorgu ve tespit değerlendirme

tutanağı gerekse Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan gelen kayıtlar

dikkate alındığında sanığın belirtilen cep telefonu hatları üzerinden ByLock programına ait IP numaralarına çok sayıda erişim

yaptığı, her ne kadar sanık tarafından ByLock

kullanımı bakımından aşamalardaki beyanlarında ilgili hatların başkaları

tarafından da kullanıldığı yönünde tevil içeren bir savunma geliştirilmiş ise

de; dijital metaryallerin incelenmesine yönelik

bilirkişi raporunun '135' numaralı ekinde sanığın adının yazdığı kart vizit görüntüsünde ... nolu

hattın sanık tarafından kullanılan GSM hattı olarak belirtildiği, kaldı ki ... nolu hattın ByLock çözüm

içeriğinde ByLock kullanıcı adının sanığın 'Parıldak' soy isminin ilk beş harfi olan 'parıl' olduğu

hususları bir arada değerlendirildiğinde aksi yöndeki beyanların suçtan

kurtulmaya matuf nitelikte olduğu kabul edilmiştir.

Yapılan açıklamalar ışında; sanığın FETÖ/PDY

silahlı terör örgütü yönetici/üyelerinin kullanımı için oluşturulmuş ve

münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan ağ

özelliğini bilerek ByLock programını kurması ve bir

çok kez kullanması suretiyle silahlı terör örgütünün kuruluş amaçlarını,

faaliyetlerini benimsediği ve iradi olarak örgüt hiyerarşisi içerisine girdiği,

yine bu aidiyet çerçevesinde '@sosyalmunzevi Ayşenur Parıldak' isimli sosyal medya hesabından 15 Temmuz 2016

akşamı yapılan hain darbe girişimine karşı demokrasiye sahip çıkılması

yönündeki devlet görevlilerinin çağrısı üzerine ellerindeki bayraklarla ve

kahramanca darbeye karşı koyan sivil halkı kastederek 'dün geceden itibaren

şiddet tekeli devletin elinden alınıp halka verilmiştir, beni en çok ürküten

şey bu anarşi ortamı', '(boğaz kesenler için) hayvan sahibinin sorumluluğu'

şeklinde paylaşıma yer verdiği, yine FETÖ/PDY Terör Örgütüne ait ve bu terör

örgütünün amaçları doğrultusunda 17 Aralık sürecinden sonra kamuoyunu manipüle

etmek için paylaşımlarda bulunan Twitter

kullanıcısının arkadaş listesinde ekli olduğu ve"@fuatavni_f"

isimli kullanıcı ile mesajlaştığı hususları bir arada değerlendirildiğinde,

sanığın örgütün yapısına dahil olup örgütle organik bağ kurarak faaliyetlerine

katıldığı, bu eylemlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk oluşturduğu

anlaşılmıştır.

Sanığın, '@sosyalmunzevi

Ayşenur Parıldak' isimli sosyal medya hesabından 15

Temmuz 2016 akşamı yapılan hain darbe girişimine karşı koyan sivil halkı

kastederek 'dün geceden itibaren şiddet tekeli devletin elinden alınıp halka verilmiştir,

beni en çok ürküten şey bu anarşi ortamı', '(boğaz kesenler için) hayvan

sahibinin sorumluluğu' şeklinde paylaşıma yer vermesi, FETÖ/PDY Terör Örgütüne

ait ve bu terör örgütünün amaçları doğrultusunda 17 Aralık sürecinden sonra

kamuoyunu manipüle etmek için paylaşımlarda bulunan Twitter

kullanıcısının arkadaş listesinde ekli olması ve '@fuatavni_f'

isimli kullanıcı ile mesajlaşması, ByLock programını

kurması ve bir çok kez kullanması, tespit ve değerlendirme tutanağı, HTS ve

internet trafik kayıtları ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanığın

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair şüphe bulunmadığından, inkara

dayanan savunmasına itibar edilmemiş,

Sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle

edindiği bilgi, tecrübe vekonumu itibariyle bu

oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu ve atılı

suçu işlediği sabit olduğundan mahkumiyetine karar verilmiş[tir.]"

25. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdestttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

27. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

28. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki

kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir.

(2)

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir

ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara

bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın

Hukuki Olmadığına ve Gözaltı Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak

gözaltına alınması ve hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadan yedi gün

boyunca gözaltında tutulması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

37. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

38. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı tartışılmadan

tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kanunda suç olarak düzenlenmeyen, ifade ve

basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle tutuklandığını

belirterek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, gazetecilik faaliyetinin terör

eylemi gibi gösterilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının ve cep telefonunun

şifresini söylememesinin suçlamaya dayanak yapılması nedeniyle iletişim

özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

41. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

42. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin tümü Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

44. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

45. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

46. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk

Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

47. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

48. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

49. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

50. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

51. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

52. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

53. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin üyesi olma

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

54. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

55. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair somut

delillerin olduğu ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle yaşanan olağanüstü

durum nedeniyle devam eden bir tehdit bulunduğu olgularına dayanıldığı

görülmektedir.

56. İddianamede ise başvurucunun -örgüt üyesi olduğuna ve

kaçacağına dair emniyete yapılan ihbara da değinilerek- FETÖ/PDY tarafından

gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yaşandığı saatlerde darbeyi

destekleyen veya darbeye direnen halkı küçümseyen mesajlar ile halkın askeri

katlettiği yönünde gerçek olmayan fotoğraflar paylaştığı, ayrıca FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak için manipülatif haberler yayan fuatavni isimli sosyal medya

kullanıcısı ile üçüncü kişilere kapalı olacak şekilde direkt olarak

mesajlaştığı olgularına yer verilmiştir.

57. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde

isetutuklama kararı ve iddianameden farklı olarak

başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarında iletişimi sağladığı ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (bkz. § 24).

58. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında ByLock

uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında

kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil

cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi

bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

59. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün gerçekleştiği

saatlerde halkın darbecilere karşı koymasına tepki göstererek sosyal medya

hesabından "dün geceden itibaren şiddet

tekeli devletin elinden alınıp halka verilmiştir, beni en çok ürküten şey bu

anarşi ortamı", "(boğaz kesenler için) hayvan sahibinin

sorumluluğu" şeklinde paylaşımda bulunduğu ve sosyal medyada

FETÖ/PDY'nin bir yayın organı gibi hareket eden ve

sürekli şekilde örgüt propagandası yapan fuatavni isimli hesabın

kullanıcıları ile sosyal medya hesabı üzerinden doğrudan mesaj (DM) yoluyla

iletişim sağladığı soruşturma makamlarınca tespit edilmiştir. Bu bağlamda

anılan olguların FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki

bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti

olarak kabulü mümkündür.

60. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca yargılama aşamasında ByLock

programını kullandığı da anlaşılan başvurucunun 15 Temmuz gecesi darbe

teşebbüsünü destekler mahiyette mesajlar atması, halkın askeri öldürdüğü

yönünde gerçeği yansıtmayan manipülatif fotoğraflar

paylaşması ve fuatavni

isimli sosyal medya kullanıcısı ile doğrudan mesajlaşması hususlarının suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî

olduğu söylenemez.

61. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında

teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§

78, 79).

62. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

63. Somut olayda Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucunun üzerine

atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar listesinde olmasına dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen

özel koşulları ile Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın

içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

64. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

65. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

67. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama

yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu, soruşturma dosyasında bulunan kısıtlama kararı

nedeni ile hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği için etkin

bir savunma geliştiremediğini bu nedenle tutuklama kararına etkili şekilde

itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

69. Bireysel başvuruların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

70. Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4)

numaralı fıkrası uyarınca Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul

edildiği 13/12/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık, Kanun gereği kendiliğinden

sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptının

başvurucuya tebliğ edildiği tarih dosya kapsamından tespit edilememekle

birlikte başvurucunun en geç ilk duruşmanın yapıldığı 9/2/2017 tarihinde

iddianame ve tensip zaptından haberdar olduğunun kabulü gerekecektir.

Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu

9/2/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekirken otuz günlük

başvuru süresi geçtikten sonra 24/3/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda

süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza Hâkimliğinin

ve Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu, tutuklama kararını veren sulh ceza hâkimliği ile

kavuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar veren ve tutukluluk

itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim ilkesine aykırı

olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

73. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan başvurucunun

tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam etmektedir. Bu

itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına karar veren

yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın

15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle

başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercinin

başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (bkz. §§ 44-46).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

74. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden

veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

75. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça

ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması ve yürürlüğü

müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine

aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).

76. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde

bulunamaz.". Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı

çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı

organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade

etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

77. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

78. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız"

ibaresinden sonra gelmek üzere "ve

tarafsız" ibaresi eklenmiş; böylelikle madde metni "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve

tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Ayrıca

mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur

olduğu dikkate alındığında Anayasa'nın -bütünlüğü ilkesi gereği- 138., 139. ve

140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

79. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı

izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin

bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık

ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek

bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

80. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

81. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve

Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin

-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak

üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdiği

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet

Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78).

82. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip oldukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu

gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik

teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldığı, bunların yapılanması ve

işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren

herhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle

tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda hâkimin davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçesiyle sulh ceza hâkimliklerini

ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

83. Somut olayda başvurucu hakkında tutuklama kararı veren

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin ve tutukluluğun devamına karar veren Ankara

14. Ağır Ceza Mahkemesi ile itirazları inceleyen Ankara 15. Ağır Ceza

Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genel hükümlere göre kurulduğu konusunda

tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bu mahkemelerde görev yapan hâkimlerin

kendisiyle ilgili sübjektif değerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da

yoktur. Sonuç olarak tüm dosya kapsamı nazara alındığında tutuklama veya

tutukluğun devamı karalarını veren hâkimin ya da mahkemelerin anılan dosya

nedeniyle subjektif değerlendirme yaptıkları ve

tarafsız davranmadıkları sonucuna varılamamaktadır.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun doğal hâkim ilkesine

aykırı bulunan, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlik tarafından tutuklandığı

veya tutukluluğun devamına karar verildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

85. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğince

tutuklanmasının ve tutukluluğunun ağır ceza mahkemelerince verilen kararlar

uyarınca sürdürülmesinin bu hakka dair -başta 19., 37., 138., 139. ve 140.

maddeler olmak üzere- Anayasa'da yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı

görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

87. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

88. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

89. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013,§§ 16, 17).

90. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

91. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 21/11/2017 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun

tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın

Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu, tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

tutukluluk incelemelerinin ve itiraz değerlendirmelerinin dosya üzerinden

duruşmasız olarak yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

94. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

95. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

96. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, Türkiye'de

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren temel olay olan 15 Temmuz darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu ve silahlı bir terör örgütü olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğuna ilişkindir. Başvurucunun tutukluluk

sürecinde olağanüstü hâl devam etmiştir. Bu itibarla başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi, Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle tutukluluk

incelemelerinin yapılış şeklinin Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir (bkz. §§ 44-46).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

97. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (§§ 326-359) kararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde ortaya

çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY ve terörle ilgili

suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin belirli bir

süre -8 ay 18 gün boyunca- duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasıyla bağdaşmasa da olağanüstü yönetim usullerinin

benimsendiği dönemde temel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru görülebileceğini belirtmiştir.

98. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği Erdal Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018) kararında

ise bu kapsamda yaptığı incelemede, darbe teşebbüsünden sonraki süreçte darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörle bağlantılı

suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin 18 aya kadar

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl döneminde kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna varmıştır (Erdal Tercan, § 246).

99. Somut olayda başvurucu, darbe teşebbüsünü gerçekleştiren

FETÖ/PDY'ye üye olma suçlamasıyla tutuklanmıştır. Bu

bağlamda tutuklama konusu suçun niteliği ve tutuklama koşulları ile

tutukluluğun hâkim önüne çıkarılmaksızın devam ettirildiği 6 aylık süre dikkate

alındığında anılan kararlardaki sonuçtan ayrılmayı ve farklı bir değerlendirme

yapmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa itiraz

incelemesinin duruşmasız olarak yapıldığı iddialarına ilişkin olarak bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Tutukluluğa İtirazın

Etkin Şekilde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

101. Başvurucu, tahliye taleplerinin ve tutukluluğun devamı

kararlarına karşı yaptığı itirazlarının geç değerlendirildiğini belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

102. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

103. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

104. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmektedir.

105. Somut olayda başvurucu 6/10/2016, 25/11/2016 ve 12/12/2016

tarihli itirazlarının geç karara bağlandığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 5271 sayılı Kanun'da

başvurucunun şikâyetine konu tahliye taleplerinin ya da tutukluluğa

itirazlarının kısa sürede karara bağlanmaması nedeniyle başvurulabileceği

herhangi bir kanun yolu öngörülmemiştir. Buna göre başvurucunun bu iddialarıyla

ilgili olarak itirazının karara bağlandığını öğrendiği tarihten itibaren otuz

gün içinde bireysel başvuru yapması gerekmektedir. Başvurucunun şikâyetine konu

25/11/2016 ve 12/12/2016 tarihli itirazları 10/1/2017 tarihinde karara

bağlanmıştır. Bu kararın başvurucuya tebliğ edildiği tarih dosya kapsamından

tespit edilememekle birlikte başvurucunun en geç ilk duruşmanın yapıldığı

9/2/2017 tarihinde kararı öğrendiğini kabul etmek gerekir. Dolayısıyla

başvurucunun tahliye taleplerinin ve itirazlarının geç değerlendirildiğine

ilişkin başvurusunu 9/2/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması

gerekirken otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 24/3/2017 tarihinde

yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

107. Başvurucu, yasal şartları bulunmayan ve hukuka aykırı

şekilde yapılan arama ve el koyma işlemleri nedeniyle özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

108. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

109. Arama ve el koyma tedbirinin hukuka aykırılığını tespit

edip gerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen yola başvurulduğunda derece

mahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli giderim sağlama hususlarında

karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil edip etmediği

de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda

olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen yol,

arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale ettiği durumlarda da etkili

bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş. Başvurusu,

B. No: 2014/18247, 20/12/2017, § 30; el koyma tedbiri yönünden bkz. Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §

68).

110. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısal

başvuru yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Eğitim Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

112. Başvurucu, Fakültedeki son sınavına gireceği esnada

yakalanarak gözaltına alınması ve tutuklanması nedeniyle eğitim ve öğretim

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

113. Anayasa'nın "Eğitim

ve öğretim hakkı ve ödevi" kenar başlıklı 42. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından

yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tesbit

edilir ve düzenlenir…"

114. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun temel haklarına yönelik bir

müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

115. Ceza hukukunda, işlenen suç nedeniyle başlatılan soruşturma

veya kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için bazı koruma

tedbirlerine başvurulması zorunluluk hâline gelebilmektedir. Koruma tedbirleri

5271 sayılı Kanun'un 90. ile 144. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bunlardan

yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, adli kontrol, arama ve el koyma,

telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve

teknik araçlarla izleme gibi tedbirler kişi hürriyetini kısıtlayan tedbirlerdir

(Sebahat Tuncel, B. No:

2012/1051, 20/2/2014, §§ 29, 30).

116. Somut olayda başvurucu, hakkında uygulanan gözaltına alma

ve tutuklama tedbiri dışında eğitim ve öğretim hakkına yapılan kamu gücüne

dayalı bir müdahaleden bahsetmemektedir. Başvurucu hakkında uygulanan bu

tedbirlerin eğitim ve öğretim hakkına bir müdahale olduğunu ve bu hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bu tedbirler esasen doğrudan kişi

özgürlüğünü sınırlayan nitelikte tedbirlerdir. Soruşturma makamlarınca

başvurucunun eğitim ve öğretim hakkına yönelik olarak doğrudan bir karar

alınmamış, dolayısıyla başvurucuya doğrudan bir müdahalede bulunulmamıştır.

Başvurucu hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbiri ile kişi özgürlüğü

kanunlar kapsamında sınırlanmıştır. Sonuç olarak uygulanan gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin mahiyeti gereği başvurucunun eğitim ve öğretim hakkı dolaylı

olarak etkilenmiştir.

117. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun eğitim hakkının ihlali

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

118. Başvurucu; gözaltında iken kamu görevlilerinin tehdit ve

hakaretlerine maruz kaldığını, yeterli yiyecek ve içecek verilmediğini

belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

ayrıca gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukat yardımından

yararlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

119. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özünün kötü muamele

yasağına yönelik olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki tüm

şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

120. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, § 17).

121. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

122. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi-

şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının

sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,

§ 25).

123. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bilgi veya belge sunmadığı da

gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

124. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklama Nedeniyle

a. Başvurucunun İddiaları

125. Başvurucu, gazetecilik faaliyeti ve sosyal medyada

paylaştığı mesajlar nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini

ihlal ettiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

126. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali

Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85,

3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız,

B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§

61-75; İbrahim Ayhan, B. No:

2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım,

B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

127. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 53-67). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler

dikkate alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan

eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden

farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

128. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği iddialarına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Basın Kartı

Verilmemesi Nedeniyle

a. Başvurucunun İddiaları

129. Başvurucu, 2016 yılında sarı basın kartı verilmesi için

yaptığı başvurunun Zaman gazetesinde çalışması gerekçesiyle reddedilmesi

nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

130. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçe ile deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

131. Somut olayda başvurucu, şikâyet konusuna ve başvuru

yollarını tükettiğine dair herhangi bir açıklama yapmadığı gibi bir belge de

sunmamıştır. Başvurucu, ihlal iddialarına ilişkin delillerini sunma, temel hak

ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki

yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

132. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuki olmaması ve gözaltı süresinin makul

olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutukluluğa itirazın etkin şekilde değerlendirilmediğine

ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Ayşenur

PARILDAK

Vekilleri

:

1. Av. İrem

DANACIOĞLU

2. Av. Emine

BUDAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/15375, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  9. B. Özel Hayata ve Aile
  10. C. Eğitim Hakkının İhlal
  11. D. İnsan Haysiyetiyle
  12. E. İfade ve Basın
  13. B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Hatipoğlu
  20. Parıldak
  21. Danacıoğlu
  22. Budak
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/15375
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Abdullah Ay Başvurusu (B. No: 2015/17110)
  • Bayram Kaya Başvurusu (B. No: 2017/26981)
  • Sahra Bayraktar Başvurusu (B. No: 2015/9211)
  • Kenan Baş Başvurusu (B. No: 2017/17411)
  • Suphiye Durğut Başvurusu (B. No: 2015/3326)
  • Özcan Güney Başvurusu (B. No: 2017/20709)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.