İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kenan Baş Başvurusu (B. No: 2017/17411)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul

Başvuru No2017/17411Tarih29 Kasım 2018Okuma35 dk · 7.006 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kenan Baş Başvurusu

Karar tarihi
29 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2017/17411
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.006 kelime·35 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul

süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya

konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere

ilişkin olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. Başvurucu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

FETÖ/PDY'nin Antalya'daki basın yapılanmasına yönelik

olarak yapılan soruşturma kapsamında 23/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucunun ifadesi 26/7/2016 tarihinde Antalya Emniyet

Müdürlüğünde kolluk tarafından alınmıştır.

10. Başvurucu, savunmasında özetle;

i. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesinden 2001 yılında mezun

olduğunu, 1998 yılında İhlas Haber Ajansında (İHA) işe başladığını, daha sonra

bir süre Milliyet gazetesinde çalıştığını, 2000-2005 tarihleri arasında

Reuters'te, 2005 yılından 13/4/2016 tarihine kadar ise Feza Gazetecilik A.Ş.

bünyesinde yer alan Zaman gazetesinde ve Cihan Haber Ajansında görev aldığını

belirtmiştir.

ii. FETÖ/PDY hakkında sadece kamuoyu aracılığıyla bilgi sahibi

olduğunu, bunun dışında örgüt hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını, bu

örgüte üye olmadığını savunmuştur.

iii. Başvurucu, sosyal medyada paylaştığı ve FETÖ/PDY'yi destekleyici ve övücü mahiyette olduğu belirtilen

mesajlarda suç unsuru bulunmadığını, ayrıca aynı soruşturma kapsamında şüpheli

olan ve adları sorulan kişilerin iş arkadaşları olduğunu belirterek suçlamaları

kabul etmemiştir.

11. Başsavcılık 26/7/2016 tarihinde başvurucuyu silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Antalya Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında öncelikle FETÖ/PDY ile ilgili genel

bilgilere ve 15 Temmuz darbe teşebbüsüne dair açıklamalara yer verildikten

sonra soruşturma konusu suçlamalara -örgütün Antalya'daki basın yapılanmasına

dair olgulara- yer verilmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili bölümü

şöyledir:

"...

FETÖ/PDY terör örgütü adına basın-yayın

faaliyeti yürüten Kenan Baş'[ın] ... Feza Gazetecilik A.Ş. ile Reuters Enformasyon

Ltd. Şti. şeklinde SGK kaydının olduğu ve;

1-) S.Ş. [isimli ve] ... Terör örgütü FETÖ/PDY’nin

basın yayın organı Feza Gazetecilik A.Ş. şeklinde SGK kaydı olan,

2-) T.Ç. [isimli ve] ... Terör örgütü FETÖ/PDY'nin

basın yayın organı Feza Gazetecilik A.Ş.de ve Anadolu Ajansında SGK kaydı olan

şahıslarla bağlantılı olduğu şeklinde bilgiler elde edildiği,

Sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta; FETÖ/PDY

terör örgütünün güdümünde yayın yapan aynı zamanda örgütün finans

kaynaklarından olan 'ZAMAN' gazetesinin fotoğrafını kullandığı,

Şüpheliler T.Ç., A.E. ve O.M. isimli

şahısların arkadaşlar kısmında ekli olduğu,

Kayyum atanması öncesinde FETÖ/PDY terör

örgütünün güdümünde yayın yapan aynı zamanda örgütün finans kaynaklarından olan

'ZAMAN' gazetesinin 'ZAMAN FRANSA' isimli sayfasını, FETÖ/PDY terör örgütüne

bağlı, eğitim kurumlarından olan, aynı zamanda örgütün finans kaynaklarından,

ilimizde faaliyet gösteren TOROS AKDENİZ eğitim kurumunu ve SOSYAL PENCERE'yi beğendiği ve takip ettiği ayrıca şahsın

özellikle son yıllarda FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir şahısların Sosyal

Pencere isimli sayfada yoğun paylaşımlarda bulunduğunun anlaşıldığı,

Şüpheliler C.Ü., O.Y., K.B., Ö.M. tarafından,

FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik güvenlik kuvvetlerinin yürütmüş olduğu

operasyonları sekteye uğratmak ve kitleleri etkileyerek kamuoyu oluşturmak için

yaptıkları değerlendirilen 'Antalya polisi, öğrencilere eğitim hizmeti veren

dershanelere baskın düzenledi.' şeklinde başlayan bir haber yaptıkları,

Twitter'da Zaman gazetesine kayyum atanması ile ilgili olarak yoğun paylaşımlarda

bulunduğu,

İkametinde, örgütün fikir ve ideolojisini

yaymaya, örgüte üye kazandırmaya ve örgüt liderine bağlılığı artırmaya yönelik

kullanıldığı değerlendirilen FETÖ/PDY terör örgütü lideri tarafından yazılan

(22) adet kitap ele geçirildiği anlaşılmakla;

Aşağıda açık kimlik bilgileri yazılı

şüpheliler mevcutlu olarak gönderilmiş olup,

Şüphelilerin üzerlerine atılı suçu

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;

Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi

dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 100. vd.

maddeleri uyarınca tutuklanma[sına karar

verilmesi talep olunur.]"

12. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Antalya 3. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur.

13. Başvurucu Hâkimlikteki savunmasında emniyetteki ifadesine

benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

14. Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...

1-a-Şüphelilerin üzerlerine atılı suç ile

ilgili olarak dosyada mevcut arama tutanakları sonucu ele geçen belge ve

dokümanlar, şüpheli savunmaları, yine mevcut SGK kayıtları, sosyal medyada

yapmış oldukları paylaşımlar ile ilgili ekran çıktıları, isnat olunan

eylemlerin çeşitlilik ve sürekliliği tüm dosya kapsamı ile birlikte

değerlendirildiğinde üzerlerine atılı suçları işledikleri yönünde kuvvetli suç

şüphesini gösteren somut delillerin varlığı,

b-Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK.nın

100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması ve bu itabarla

müstakil tutuklama nedenin varlığı, yine şüphelilerin üzerlerine atılı suç ve

almaları muhtemel ceza ve özellikele gerek ilimizve gerekse ülkemiz çapında yapılan FETÖ/PDY örgütü

ile ilgili birçok soruşturmada örgüt mensuplarının ülkemizden kaçtığı ya da

saklandıkları anlaşılmkla şüphelilerin kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı,

soruşturmanın henüz devam ediyor olması delillerin tam olarak toplanmamış

olması nedeni ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma yönünde kuvvetli

şüphelerin bulunması,

c- Şüphelilerin üzerlerine atılı suçların alt

ve üst sınırları, almaları muhtemel cezaya göre adli kontrol tedbirlerine

müracaatın yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirine müracaat etmenin Anayasa'da

belirtilen temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasında ölçülülük ilkesine aykırı

olmayacağı anlaşılmakla şüpheliler O.M., T.Ç. ve Kenan Baş'ın üzerlerine atılı TCKnın 314/2. ve 309. maddelerinde sayılan 'silahlı terör örgütüüyesi olma' ve 'Anayasayı İhlal' suçlarından ayrı

ayrı CMK.nın 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı

ayrı tutuklanmalarına ... [karar

verildi.]"

15. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Antalya 4. Sulh

Ceza Hâkimliği 1/8/2016 tarihinde tutuklama kararındaki gerekçelere değinerek

itirazın reddine karar vermiştir.

16. Antalya 1. Sulh Ceza Hâkimliği 11/2/2017 tarihinde

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiş,

itirazı inceleyen Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/2/2017 tarihli kararı ile

itirazı reddetmiştir.

17. Karar başvurucuya 3/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 17/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 21/3/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

(Mahkeme) kamu davası açılmıştır.

20. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

21. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun işlediği iddia olunan

suça ve örgüt bağlantısına ilişkin olarak yer verilen olay ve olgular özetle

şöyledir:

i. Başvurucunun Feza Gazetecilik A.Ş.de Sosyal Güvenlik Kurumu

kaydı olan ve aynı soruşturmada tutuklu bulunan S.Ş. ve T.Ç. ile bağlantısının

bulunduğu (T.Ç.nin başvurucunun sosyal medya

hesabında arkadaş olarak ekli olduğu) belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramada "Gönül İnsanı Fetullah Gülen

Belgeseli" isimli CD'ler, örgüt lideri Fetullah

Gülen tarafından yazılmış "Kırık Testi"

isimli birçok kitabın ele geçirildiği belirtilmiştir.

iii. Başvurucu hakkında yapılan açık kaynak araştırmalarında;

başvurucunun Facebook hesabında

kapak fotoğrafı olarak Zaman gazetesinin fotoğrafını kullandığı, arkadaşlar

kısmında aynı soruşturma kapsamında tutuklu T.Ç., A.E. ve O.M.nin

ekli olduğu, FETÖ/PDY yayın organı olduğu belirtilen Zaman gazetesinin "Zaman Fransa" isimli sayfasını,

örgütün eğitim kurumlarından olan Toros

Akdeniz kurumunun sayfasını ve yine örgüt ile bağlantılı kişilerin

yoğun paylaşımlarda bulunduğu Sosyal Pencere

isimli sayfayı beğendiği ve bu sayfada yoğun paylaşımlar yaptığı, FETÖ/PDY ile

bağlantılı Körfez Dershanesine

yönelik yapılan operasyonla ilgili "Şok,

Polis Ders Saatinde Bastı" şeklinde paylaşılan haberde başvurucunun

adının da yazdığı ve bu paylaşımda başvurucuyla birlikte aynı soruşturma

kapsamında tutuklu C.Ü., O.Y. ve Ö.M.nin isimlerinin

de yer aldığı belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun Twitter hesabında yapılan incelemede "Beklenen oldu ve Türkiye'nin en çok satan

gazetesi Zaman'a kayyım atandı", "Paralel safsatasıyla gizlenen gerçekler zaman.com.tr/politika_paral... zamancomtr

aracılığıyla", "Birileri

paralel mi demişti? Paralel öyle olmaz; böyle olur! Zaman", "İşin kolayı cemaat yaptı deyip sıyrılmak" şeklinde

ve bunlara benzer FETÖ/PDY üyesi olduğunu gösteren birçok paylaşımda bulunduğu

belirlenmiştir.

v. Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramada ele geçirilen çok

sayıdaki kitabın silahlı terör örgütü lideri tarafından yazılan, örgütün fikir

ve ideolojisini yaymaya, örgüte üye kazandırmaya ve örgüt liderine bağlılığı

artırmaya yönelik kitaplar olduğu belirtilmiştir.

22. 21/3/2017 tarihli iddianame Antalya 2. Ağır Ceza

Mahkemesince 29/3/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/57 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 29/3/2017 tarihinde tensiple

birlikte başvurucunun tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı konularak adli

kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

23. Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11/4/2017 tarihinde

yapılan ilk duruşmada başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında

özetle;

i. Mesleğinin ilk yıllarında İHA'da,

Milliyet gazetesinde ve Reuters'de çalıştığını; 2005

yılında ise Feza Gazetecilik A.Ş. bünyesinde yer alan Zaman gazetesinde

çalışmaya başladığını ve 13/4/2016 tarihinde -Şirkete kayyum atanması

nedeniyle- yasal hakları ödenerek işten çıkartıldığını ifade etmiştir.

ii. Konutunda yapılan aramada ele geçirilen CD'lerin kendisine

ait olmadığını, ele geçirilen kitapların ise kitaplığındaki birçok kitaptan

sadece birkaç tanesi olduğunu, gazeteci olması nedeniyle her fikre ait kitabı

okuduğunu, ele geçirilen kitapların yasaklanmış kitaplar olmadığını ifade

etmiştir.

iii. Aynı işyerinde çalışan ve amiri konumunda olan kişileri

tanımasının, mesai arkadaşı olan bazı kişilerin Facebookta arkadaşı olmasının,

çalıştığı işyerinin fotoğrafını Facebookta kullanmasının ve oğlunun okuduğu Toros Okullarına ait Facebook sayfasını beğenmesinin olağan bir

şey olduğunu belirtmiştir. Ayrıca sosyal medyada sadece Zaman gazetesine ait

haberleri paylaşmadığını, bunun dışında birçok haberi paylaştığını ve bu

haberlerin kendisine ait olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; kendi yazdığı

haberlerle ilgili bir suçlamanın olmadığını, internetteki haberlerle ilgili

olarak suçlamada bulunulduğunu ileri sürerek yasal şirketlerde çalıştığını,

yaptığı eylemlerin basın hürriyeti kapsamında gerçekleştirilen eylemler

olduğunu, yasal olmayan bir kurumdan ya da örgütten emir almadığını,hiçbir terör örgütüne üye olmadığını

belirtmiş ve suçlamaları kabul etmemiştir.

24. Mahkeme 24/4/2018 tarihinde yaptığı yedinci duruşmada bir

kısım sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı vermiş, başvurucunun da aralarında

bulunduğu bazı sanıklar hakkındaki davaları ise tefrik etmiş ve başvurucu

hakkındaki yargılamaya Mahkemenin E.2018/216 sayılı dosyası üzerinden devam

olunmuştur.

25. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

27. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

28. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

30. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir.

(2)

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir

ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara

bağlanır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar

başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ve (4) numaralı

fıkrası şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

...

(4)

Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma

işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve

eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma

hakkına sahiptir.

..."

35.Sözleşme'nin "İfade

özgürlüğü" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına

sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları

gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme

özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini

bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin

sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının

şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya

yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli

olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi

tutulabilir."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkına İlişkin

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca, yalnızca bir ceza

soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde kişinin suç işlediğine dair

şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamın huzuruna çıkarılması amacıyla

tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B.

No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya, B. No: 27785/95,19/10/2000, § 108) yakın

dönemde verdiği Buzadji/Moldova ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016,

§§ 92-102) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararından

itibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamaya

ilişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması

gerekir.

37. AİHM'e göre ilk tutuklama için

yeterli görülen makul şüphenin varlığı, elde edilen deliller ve somut olayın

kendine özgü koşulları da dikkate alındığında olaylara dışarıdan bakan, tamamen

objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan deliller,

objektif bir gözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemiş

olabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olayda

makul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe,

suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir

gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını

gerektirmektedir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, B. No:

12244/86-12245/86-12383/86, 30/8/1990, § 32; O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97, 16/10/2001, § 34).

38. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel neden

belirlemiştir: Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15),

sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda

önlemler alabilecek olma tehlikesi (delilleri yok etme) (Wemhoff/Almanya, B.

No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işleme

tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7) ve

kamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,

B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).

b. İfade ve Basın Özgürlüklerine İlişkin

39. AİHM'e göre ifade özgürlüğü,

demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. İfade özgürlüğü

toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

teşkil etmektedir. Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası saklı

tutulmak üzere ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız

veya ilgisiz kabul edilen bilgi

ve fikirler için değil incitici,

şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir;

yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan

söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu özgürlüğün bazı istisnalara tabi olduğunu

ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bunun sınırlandırılmasının ikna edici

olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von

Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012,

§ 101).

40. AİHM, Stojanović/Hırvatistan

(B. No: 23160/09, 19/9/2013, §§ 39, 62) kararında ifade özgürlüğüne yapılan

müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelerken

başvurucunun sorumluluğunun kapsamının kendi sözlerinin ötesine taşıp

taşmadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. AİHM, derece

mahkemelerince başvurucunun sorumluluğunun -bunu haklı gösterecek ilgili ve yeterli gerekçeler

gösterilmeksizin- onun sözlerinin ötesinde genişletilmesi suretiyle ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

41. AİHM, Sürek/Türkiye

(No.1) ([BD], B. No: 26682/95,

8/7/1999) kararında ise haftalık bir dergide "Silahlar Özgürlüğü Engelleyemez" ve "Suç Bizim" başlıklı iki okuyucu

makalesinin yayımlanması üzerine dergi sahibi ile editörünün (adli) para cezası

ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği meselesini

incelemiştir. Anılan kararda, basının şiddet tehdidi karşısında millî güvenlik

veya ülke bütünlüğünün korunması, asayişsizlik veya suçun engellenmesi amacıyla

konmuş olan sınırlamaları aşmaması kaydıyla bölücü olanlar da dâhil olmak üzere

görüş ve siyasi hususlarda bilgi vermesinin demokratik toplumlar açısından bir

zorunluluk olduğu belirtilmiştir. AİHM'e göre ifade

edilen sözler bireylere, kamu görevlilerine veya toplumun belli bir kesimine

karşı şiddeti teşvik ettiği durumlarda devlet otoriteleri ifade özgürlüğüne

ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir yetkisine

sahiptir. AİHM, dergide yayımlanan mektuplarda kullanılan kelimeler ve bu

kelimelerin yayımlandığı bağlam üzerinde özellikle durmuştur. AİHM söz konusu

kelimelerin şiddeti açıkça teşvik niteliğinde olduğunu belirterek şunları

söylemiştir: "Mahkeme ilk olarak,

'katliam', 'zulüm' ve 'cinayet' gibi göndermelerin yanı sıra, 'Faşist Türk

ordusu', 'TC cinayet çetesi' ve 'emperyalizmin kiralık

katilleri' gibi etiketlerin kullanılması ile diğer tarafa kara bir leke

vurulmasına ilişkin açık bir kasıt olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme kanaatine

göre söz konusu mektuplar, temel duyguların kışkırtılması ve halen ölümcül

şiddet şeklinde kendini göstermiş olan bileşik önyargıların katılaştırılması

ile kanlı bir intikama çağrı şeklinde değerlendirilebilecektir. Ayrıca,

mektupların 1985’ten bu yana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir

kısmında olağanüstü hal tedbirinin uygulanmasına

sebebiyet verecek şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi

çatışmaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu

bağlamında yayınlanmış olması da dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda, mektupların

içeriği iddia edilen zulümlerin sorumlusu olarak gösterilenlere karşı köklü ve

mantık dışı bir nefret uyandırarak bölgede daha fazla şiddete sebebiyet

verebilecek şekilde değerlendirilmelidir. Gerçekten de,

okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan karşısında şiddete başvurmanın gerekli ve

haklı bir önlem olduğudur." AİHM, bu açıdan derginin sahibi

olarak başvurucuya uygulanmış olan cezanın bir zorunlu sosyal ihtiyacı

karşılamak olarak kabul edilebileceği ve başvuranın mahkûmiyeti için yetkililer

tarafından gösterilen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olduğu sonucuna varmıştır.

42. Hocaoğulları/Türkiye

(B. No: 77109/01, 7/3/2006) kararında

AİHM, bir dergide yayımlanan "Hangi

Barış?" ve "Gençlik

İsyan Demektir" başlıklı iki makale nedeniyle başvurucunun

terör örgütü lehine propaganda suçundan mahkûmiyetini incelemiştir. AİHM,

başvuruyu makalelerdeki ibareleri, yayımlandıkları bağlamı (yazının

bütünlüğünü), özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri de dikkate alarak

değerlendirmiştir. Mahkeme "Gençlik

İsyan Demektir" başlıklı makale ile alakalı şu

değerlendirmeleri yapmıştır: "Gençlere

seslenen ve hiçbir devrimin insan zayiatı olmadan gerçekleşemeyeceği görüşünü

savunan yazarın dili barışa ve siyasi sorunların çözümüne çağrı olarak kabul edilemez…

Diyarbakır zindanlarında işkenceci faşistlere sır verip ser vermeyerek ve

Kızıldere'de düşmanları, biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye

selamlayarak dönenlere kavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de

canları pahasına. Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin

böyle küçük ama kararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı" gibi

ifadelerinin kullanımıyla net bir biçimde mücadelenin geçici olmadığı

düşüncesinin vurgulandığını hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bütünü

itibarıyla şiddet kullanımını, silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder

bir makale olarak değerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması

gereken temel unsur budur." AİHM’e

göre şiddeti kışkırtan ve yücelten bu ibareler, Sözleşme’nin giriş kısmında

açıklanan barış ve adalet gibi temel değerler ile bağdaşmaz.

43. Sürek ve Özdemir/Türkiye ([BD], B.No:23927/94 ve

24277/94, 8/7/1999) kararında başvurucuların sahibi ve yazı işleri müdürü

oldukları dergi vasıtasıyla terörist örgütlerin bildirilerini yayımlamak ve

bölücü propaganda yapmak suçlarından ulusal hukukta mahkûm edilmeleri söz

konusudur. AİHM, özellikle kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında söylemleri

değerlendirmiş ancak metinlerin -bir bütün olarak ele aldığında- kin ve düşmanlığa

tahrik ettiğinin söylenemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme bu kararda bilhassa

medya açısından ifade hürriyetinin kullanılmasındaki görev ve sorumlulukların çatışma ve gerginlik zamanlarında

özel önem taşıdığını vurgular. AİHM'e göre "Bu yüzden de devlete karşı şiddet kullanma yoluna

giden örgüt temsilcilerinin görüşleri yayımlanırken medya şiddeti tahrik eden

ve kin güden konuşmaların yapıldığı bir araç olarak görülmesin diye, daha fazla

özen gösterilmelidir." Çünkü

kin ve nefret söylemi ile şiddete teşvik arasında ince bir çizgi olduğu ya da

anılan söylemin şiddete dönüşmesi riskinin kuvvetle muhtemel olduğu dikkate

alınmalıdır.

44. Halis Doğan/Türkiye (No.

3) (B. No: 4119/02, 10/10/2006) kararında

sahibi olduğu gazetenin "Analiz"

başlıklı sütundaki "Komplo’nun Yeni Aşaması" ve "Doğum" başlıklı iki makalenin

yayımlanmasından dolayı başvurucu hakkında bölücülük propagandası yapma

suçundan bir miktar para cezasına hükmolunmuş ve ayrıca gazetenin yayını altı

gün süreyle durdurulmuştur. Verilen bu ceza Yargıtay tarafından onanmıştır. AİHM’e göre her iki makalede de PKK terör örgütünün

mücadele yöntemlerine yer verilmektedir. Makalelerde kullanılan kimi sözler, ne

Kürt probleminin barış yoluyla çözümüne çağrı konuşması ne de sosyal, kültürel

ve tarihi olaylar hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. AİHM "Aksine (şimdi) ulusal seferberlik zamanıdır. Eğer

bütün güçler, yetenekler ve olanaklar faaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete

geçecekler? Kürtlerin hatıralarında ve kültürlerinde 'onur günü' kavramı

vardır. İşte bugün onur gününden daha farklı bir gün söz konusudur. Ve hatta

durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir özgürlük kazanmak için her

türlü fedakârlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret zincirlerini kırmaya hazır

olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük mücadelemizi parlayan bir aşamaya

taşıyacak öncü politikamızdır. Gerçek fedakârlığı gösteren şahinlerimiz."

şeklindeki ifadelerin şiddeti tahrike elverişli ifadeler olduğunu not etmiştir.

AİHM’e göre makalelerin genel içeriği şiddete,

silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya teşvik edici mahiyettedir ve bu ifadeler,

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra bir gazetede yayımlanan iki makaleden

alınmıştır; içerik olarak Kürtlerin davasını savunanları şiddete teşvik

etmektedir. Böyle bir bağlamda makalelerin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zaten

mevcut olan şiddet eylemlerine katalizör etkisi yapabilecek bir nitelikte

olduğunu tespit etmek yanlış olmaz. Bu bakımdan Mahkeme, başvuranın mahkûm

edilme gerekçelerinin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek

için yeterli ve yerinde olduğuna hükmetmektedir. Mahkeme sadece bilgi ya da fikirlerin çatışmasının, şaşırtmasının ya da endişeye yol

açmasının benzeri bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmeyeceğini

hatırlatmaktadır (bkz. §§ 32-39).

45. Sürek/Türkiye (No. 3)

([BD] B. No: 24735/94, 8/7/1999) kararına konu olan olayda başvurucu "Haberde Yorumda Gerçek" isimli

derginin sahibidir. Bu dergide 9/1/1993 tarihli 42. sayıda "Botan'da Fakir Köylüler Toprak Ağalarını

İstimlak Ediyor" başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Bu

makalede devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda yapıldığı gerekçesi

ile dergi toplatılmış ve başvurucu adli para cezasına mahkûm edilmiştir.

Başvurucu ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e

başvurmuştur. Konuyu inceleyen AİHM, makalelerde kullanılan kelimeler ve bu

kelimelerin yayımlanmış olduğu bağlam üzerinde özellikle duracağını

belirtmiştir. Dava konusu makalede ülkenin bir bölgesindeki mücadelenin güvenlik kuvvetlerine karşı yürütülen bir savaş

olarak nitelendirilmesinin ve "Özgürlük

mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz." ifadesinin

kullanılmasının makalenin yazarının kendisini terör yoluyla mücadeleyi sürdüren

örgütle özdeşleştirmiş olduğu ve silah kullanılması için çağrıda bulunduğu

anlamına geleceğini vurgulamıştır. AİHM ayrıca makalelerin 1985’ten bu yana çok

ciddi can kayıpları yaşanan ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hâl ilan

edilmesine sebebiyet verecek şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi

çatışmaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki güvenlik

durumu bağlamında yayımlanmış olmasının da dikkate alınması gerektiğini

belirtmiştir. Bu bağlamda makalenin içeriği bölgede daha fazla şiddeti teşvik

edebilecek niteliktedir ve bu makaleyle okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan

ülke karşısında şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur. Bu

açıdan AİHM, muhatap devlet tarafından başvuranın mahkûmiyetine ilişkin olarak

öne sürülen nedenlerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale için

ilgili ve yeterli dayanak teşkil ettiği sonucuna varmıştır. AİHM'e

göre başvurucu, bu makalelerde yer alan görüşler ile şahsen bağlantılı

olmamasına rağmen makalelerin yazarlarına şiddet ve nefretin körüklenmesi için

bir araç temin etmiştir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazı

işleri müdürlüğü sorumluluğu taşımadığı gerekçesi ile makalelerin içeriğine

ilişkin her türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönündeki

başvurucu tarafından ileri sürülen iddia AİHM tarafından reddedilmiştir. Başvurucu,

derginin sahibidir ve konumu itibarıyla derginin yazı işleri yönetimini

şekillendirme hakkına sahiptir. Bu nedenle halk için bilgi toplanması ve

dağıtılması konusunda derginin yazı işleri ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısından vekâleten

sorumlu olup bu da çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem

taşımaktadır. AİHM açıklanan gerekçelerle başvurucuya verilen cezanın zorunlu

bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğini ve verilen ceza ile elde edilmek istenen

amaç arasında orantısızlık olmadığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlalinin

söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.

46. Öte yandan AİHM'in Ceylan/Türkiye ([BD], B. No: 23556/94,

8/7/1999) kararına konu olan olayda bir sendikanın başkanı olan başvurucu,

İstanbul'da basılan haftalık bir gazetede yazdığı makalede kullandığı sözler

nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis ve (adli) para cezasına mahkûm edilmiştir. AİHM, bu

olaya ilişkin başvuruyu değerlendirirken söz konusu yazının birkaç yıl önce

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde şiddetin yeniden canlanması

hakkında -Marksist deyimler kullanılarak- yapılan bir açıklama niteliğinde

olduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre başvurucunun

makalesi özü itibarıyla Kürt hareketinin işçi sınıfı ile bu sınıfın ekonomik ve

demokratik kuruluşları tarafından özgürlük ve demokrasi için verilen genel bir

mücadelenin parçası olduğuna veya en azından bir parçası olması gerektiğine

ilişkindir. AİHM, makalede kullanılan "devlet

terörü" ve "katliam"

gibi kelimeler nedeniyle Türk yetkililerinin ülkenin bu bölgelerindeki

fiillerine yönelik eleştirinin sert olduğunu ve yazıda keskin bir dil

kullanıldığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM'e

göre siyasi söylem veya kamu çıkarı ile ilgili konularda ifade özgürlüğüne

yönelik kısıtlamanın dar olması gerekir. Bu bağlamda hükûmet ile ilgili olarak

yapılmasına müsaade edilen eleştirinin sınırı, bireyler veya siyasetçiler

hakkında yapılan eleştiriye oranla daha geniştir. AİHM, hükûmetin güçlü konumu

dolayısıyla kendisine yönelik eleştirilere ve haksız saldırılara başka

yöntemlerle karşılık vermesinin mümkün olduğu hâllerde ceza davası başlatma

konusunda çekimser davranması gerektiği görüşündedir. Buna karşılık AİHM, kamu

düzeninin güvencesi olan devlet yetkililerinin bu tür durumlarda aşırıya

gitmeden ve uygun bir şekilde tepki vermeyi amaçlayan tedbirleri -ceza hukuku

bağlamında bile olsa- benimsemesinin mümkün olduğunu belirterek bir bireye,

kamu personeline ya da nüfusun bir kesimine karşı şiddet kullanmanın tahrik

edildiği hâllerde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekli olup olmadığı

incelenirken devlet yetkililerinin daha kapsamlı bir takdir sınırından

faydalanacakları değerlendirmesinde bulunmuştur. AİHM, bu çerçevede

değerlendirdiği olayda Türk yetkililerin uzun

yıllardır süregelmekte olan ciddi kargaşanın bu tür görüşlerin yayılması ile

şiddetlenebileceği hususundaki endişelerini, makalenin Körfez

Savaşı'ndan kısa bir süre sonra çok sayıda Kürt kökenli insanın Irak'taki

baskıdan kaçıp Türk sınırlarına sığındığı sırada yayımlandığını ve yazıda

kullanılan dilin sert olduğunu dikkate aldığını belirtmişse de kişilerin

şiddete veya silahlı ayaklanmaya teşvik edilmesinin söz konusu olmadığına ve

yaptırımın ağırlığına dikkat çekerek başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğine karar vermiştir (bkz. §§ 33-38; benzer yöndeki kararlar için

-diğerleri arasından- bkz. Incal/Türkiye [BD], B. No: 22678/93; 9/6/1998,

§§ 55-60; Gerger/Türkiye, [BD],

B. No: 24919/94, 8/7/1999, §§ 47-52; İbrahim

Aksoy/Türkiye, B. No: 28635/95-30171/96-34535/97, 10/10/2000, §§

60-66, 69-73, 78-80).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı

tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kanunda suç olarak düzenlenmeyen ve

ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle tutuklandığını

belirterek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

49. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı

olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

50. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun

iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin tümünün Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

53. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı

dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken

Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince

başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği

iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli

kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

54. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

55. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

56. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

57. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

58. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

59. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

60. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin üyesi olma

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

62. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

63. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair-arama

sonucu ele geçen örgütle bağlantıya delil olabilecek yazılı ve dijital

belgelere, sosyal medya paylaşımlarına ve işyeri çalışma kayıtlarına

değinilerek- somut delillerin olduğu olgusuna dayanıldığı görülmektedir.

64. İddianamede ise bunlara ek olarak başvurucunun konutunda

yapılan aramada ele geçirilen bazı materyallere -Fetullah

Gülen tarafından yazılmış olan bazı kitaplar ve bu kişiye ilişkin bir

belgeselin kayıtlı olduğu CD- ve sosyal medyadaki birtakım paylaşımlarına yer

verilmiş ve aynı soruşturma kapsamında tutuklu bazı kişilerle bağlantısına

değinilmiştir (bkz. § 21 ).

65. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca; başvurucunun konutunda

yapılan aramada silahlı terör örgütü lideri tarafından yazıldığı ve örgütün

fikir ve ideolojisini yaymaya, örgüte üye kazandırmaya ve örgüt liderine

bağlılığı artırmaya yönelik olduğu belirtilen çok sayıda kitap ele

geçirilmesinin ve başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı medyada çıkan haberleri

paylaşarak olumlaması, örgüte yapılan operasyonları

eleştiren ve örgütü destekleyen mahiyette birden çok mesaj paylaşması

hususlarının bir bütün olarak suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

66. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere

etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

68. Somut olayda Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucunun delilleri

etkileme ve kaçma şüphesinin bulunması ile üzerine atılı suçun tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlardan olmasına dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda

belirtilen özel koşulları ile Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen

kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

69. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

70. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin

isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

76. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013,§§ 16, 17).

77. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

78. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra Mahkemece

29/3/2017 tarihinde tensiple birlikte tahliyesine karar verilen başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu, gazetecilik faaliyeti ve sosyal medyada

paylaştığı mesajlar nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini

ihlal ettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

81. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte, daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar , §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali

Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:

2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

82. Somut olayda tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası

incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için

inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut

olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 48-72). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında

başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle

soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca

varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade ve

basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Kenan BAŞ Vekili : Av. Gözde BAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/17411, 29 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 24919/94, 8/7/1999, §§ 47-52; İbrahim
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  12. B. İfade ve Basın
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/17411
Tarih
29 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Suphiye Durğut Başvurusu (B. No: 2015/3326)
  • Özcan Güney Başvurusu (B. No: 2017/20709)
  • Vahit Yazgan Başvurusu (B. No: 2016/65902)
  • Cuma Kaya ve Salih Kaya Başvurusu (B. No: 2015/5884)
  • Kulbettin Tekin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/126)
  • Ainour Chasan Oglou ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3206)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.