İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ainour Chasan Oglou ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3206)

1. Başvuru, ağaç devrilmesi sonucu meydana gelen ölüm olayının etkili

Başvuru No2015/3206Tarih15 Kasım 2018Okuma18 dk · 3.511 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ainour Chasan Oglou Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/3206
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.511 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ağaç devrilmesi sonucu meydana gelen ölüm olayının etkili

soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2015/3206 numaralı bireysel başvuru 12/2/2015 tarihinde,

2016/12402 numaralı bireysel başvuru ise 22/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların

birleştirilmesine ve incelemenin 2015/3206 numaralı bireysel başvuru dosyası

üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Ainour Chasan Oglou (Aynur Hasanoğlu) 30/7/2013 tarihinde, çocukları olan başvurucu Pinar Moumtzi (Pınar Mumcu) ve

O.M. ile birlikte Edirne'den Yunanistan'a gitmekteyken Karaağaç yolu kenarında

bulunan, mülkiyeti Edirne Belediyesine ait, özel hukuk hükümlerine tabi bir

şirket tarafından işletilen bir aile çay bahçesinde mola vermiştir. O.M., çay

bahçesinin nehir tarafında bulunan ve üstü kapalı olan asma katında oturmakta

iken saat 22.30 sıralarında, yakında bulunan ve uzunluğu 25-30 metre, kalınlığı

3-4 metre olan bir ağaca yıldırım düşmüştür. Yıldırımın etkisiyle parçalanan

ağacın gövdesi O.M.nin oturduğu alana devrilmiştir.

O.M., ağacın altında kalarak vefat etmiştir. Ayrıca olayda on iki kişi

yaralanmıştır.

10. Başvurucu Fatich Moumtzi (Fatih Mumcu) olay esnasında ölen O.M.nin babasıdır.

A. Ceza Soruşturması

Süreci

11. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

olay hakkındaderhâl soruşturma başlatılmıştır.

12. Soruşturma kapsamında olay yeri kolluk görevlilerince

incelenmiş, olay yerinin fotoğrafları çekilip krokisi çizilmiş, dokuz mağdurun

beyanı tespit edilmiş, olay hakkında bilgi sahibi olabilecek beş kişinin

ifadesi alınmış ve bazı yaralıların adli raporları aldırılmıştır. Cumhuriyet

savcısının hazır bulunmasıyla bir hekim tarafından O.M.nin

cesedi üzerinde yapılan ölü muayenesi işleminde ölümün kafa travmasına bağlı

kafatası kırığı ve beyin harabiyeti sonucu gelişen

solunum ve dolaşım yetersizliği sonucu meydana geldiği tespit edilmiş, klasik

otopsi işlemine gerek görülmemiştir. İfade veremeyecek durumda olması nedeniyle

başvurucu Aynur Hasanoğlu'nun beyanı alınamamıştır.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın meydana gelmesinde herhangi

bir şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı sonucuna varmış ve 23/10/2013

tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

14. Başvurucular, gövde ve dalları kuruyan ağacı veya ağacın

dallarını kesmemesi, inşaat ruhsatı almadan yapı yapması, çay bahçesinin yüksek

ağaçların altında olmasına ve bu durumda yüksek ağaçların yıldırım

çekebileceğini bilmesine rağmen paratoner taktırmaması nedeniyle çay bahçesi

işletmecisinin O.M.nin ölümünden sorumlu olduğunu

iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir.

15. Edirne Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik), kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek 11/9/2014

tarihinde itirazı reddetmiştir.

16. Başvurucular 19/9/2014 tarihli bir dilekçeyle Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaat edip kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra

yeni delillerin ortaya çıktığını, olayın meydana geldiği yerin mülkiyetinin

Edirne Belediyesine ait olduğunu, çay bahçesinin bir şirket tarafından kira

sözleşmesine istinaden 2012 yılına kadar işletildiğini, kira sözleşmesinin 2012

yılında sona ermesi nedeniyle bahse konu şirketin fuzuli şagil konumunda olduğunu,

kira sözleşmesi uyarınca kiracının her türlü tehlikeye karşı önlem almakla

yükümlü olduğunu ve çay bahçesinin kaçak yapı niteliğinde olduğunu iddia ederekO.M.nin ölümü hakkında yeniden soruşturma yapılmasını

talep etmişlerdir. Başvurucular söz konusu dilekçede, çay bahçesini işleten

şirket ile bu şirketin yöneticileri aleyhine olay nedeniyle Edirne 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) dava açtıklarını da belirtmişlerdir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 20/10/2014 tarihinde, aynı olay

hakkında daha önce soruşturma yapıldığına ve soruşturma sonucunda kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar verildiğine işaret ederek yeniden kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

18. Başvurucular kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın maddi

anlamda kesinleşmediğine, olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığına, olay

mahallinde keşif yapılmadığına ve işletme sahibi şirketin yetkililerinin ihmali

ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunduğuna değinerek 20/10/2014 tarihli

karara itiraz etmişlerdir.

19. Hâkimlik, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kararda yazılı

gerekçeleri aynen tekrarlamış ve başvurucuların itirazını 23/12/2014 tarihinde

reddetmiştir.

20. Bu karar 30/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve 12/2/2015

tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

21. Başvurucuların talebi üzerine Bakanlık, Hâkimliğin

23/12/2014 tarihli kararının Yargıtayca bozulması

istemini yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı

olarak bildirmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da kendisine yapılan bildirim

üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinden (Ceza Dairesi) kanun yararına bozma

talebinde bulunmuştur.

22. Ceza Dairesi; ölenin içinde bulunduğu yapının sağlamlığına

göre sonucun engellenebilecek olup olmadığı, ağacın bakımından kimlerin sorumlu

olduğu, ağacın her türlü bakımı yapılmış olmasına rağmen sonucun kaçınılmaz

olup olmadığı hususlarında keşif yapılıp bilirkişilerden rapor alınması

gerekirken eksik soruşturmayla sonuca varıldığı gerekçesiyle Hâkimliğin

23/12/2014 tarihli kararının bozulmasına karar vermiştir.

23. Hâkimlik, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine keşif

yapıp bozma ilamında belirtilen hususlarda bilirkişilerden rapor almıştır.

Bahse konu raporda; olayın çay bahçesinin ön bölümünde bulunan teras kısmının

Meriç Nehri'ne doğru çelik konsollar yapılarak büyütülmesi suretiyle kazanılan

ahşap taşıyıcılı ve çatılı bölümünde meydana geldiği, devrilen ağacın

işletmenin dışında ve nehrin kenarında olduğu, çay bahçesinin tapu kayıtlarına bahçeli gazino olarak tescil edildiği,

bölge doğal sit alanında olduğu için yapılacak her türlü işlemin Koruma

Kurulunun onayına tabi olduğu, olayın meydana geldiği yerin, üzerine düşen

ağacı veya ilave bir yükü taşıyabilecek sağlamlıkta olmadığı, ağacın bulunduğu

bölgenin Edirne Belediyesinin mülkiyetinde olduğu ancak kiracılar tarafından

işletildiği, ağacın bakımından malik ve kiracıların sorumlu olduğu, olayın

gerçekleştiği tarihte kuvvetli bir fırtınanın olduğu ve ağaca yıldırım düştüğü

dikkate alındığında ağacın her türlü bakımı yapılmış olmasına rağmen

devrilmesinin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir.

24. Cumhuriyet Başsavcılığı, bilirkişi raporunun sonucuna atıf

yaparak olayda soruşturulması gereken bir suç bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve

16/12/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

25. Başvurucuların, iddialarının araştırılmadığını ve kanun

yararına bozma kararında belirtilen çerçevede soruşturma yapılmadığını

belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yaptıkları itiraz,

Hâkimliğin 11/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

26. Nihai karar, 6/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve söz konusu

karara karşı 22/6/2016 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. Tazminat Davası Süreci

27. Başvurucular 25/7/2014 tarihinde, kıyı kenar çizgisi içinde

kaçak yapı yapmak ve ağaca yıldırım düşebileceğini öngörüp paratoner takmak,

ağacın bakımını yapmak gibi güvenlik önlemlerini almamak suretiyle olayın

meydana gelmesinden sorumlu olduklarını iddia ettikleri çay bahçesi işleticisi

şirket ile bu şirketin yöneticileri aleyhine Edirne 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmışlardır.

28. Hukuk Mahkemesi yaptığı yargılamada taraflarca gösterilen

tanıkları dinlemiş, olay hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin evrakı

incelemiş, olay yerinde keşif yapmış ve olayın meydana geldiği yerin kaçak yapı

olup olmadığı ve kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığı, çay bahçesinin işyeri

açma ve çalıştırma ruhsatının olup olmadığı, çay bahçesini işleten şirketin

ortaklarının kimler olduğu ve olayın meydana geldiği zaman dilimindeki hava

durumunun ne olduğu hususlarında çeşitli kurumlardan bilgi almıştır. Buna göre;

i. Kıyı kenar çizgisi içinde kalmayıp 8/3/1984 tarihinden önce

yapılması nedeniyle imar affı kapsamında olan ve yapı kullanma izin belgesi

almış yapı olarak kabul edilen çay bahçesinin işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı

mevcuttur ve bu yerin mülkiyeti Edirne Belediyesine aittir.

ii. Kira sözleşmesi 31/12/2013 tarihinde sona ermiş, ancak çay

bahçesini işleten şirket ile 2014 yılında yeniden kira sözleşmesi

imzalanmıştır.

iii. Olay tarihinde 19.30-22.30 saatleri arasında hafif ve orta

kuvvetli yağış ile birlikte gök gürültülü şimşek (oraj)

bulunmakta olup orajın yağış ile birlikte görülmesi

durumunda civarda yıldırım düşmesine ve dolu yağışına sebebiyet vermesi

mümkündür.

29. Yapılan keşifte hazır bulunan bilirkişilerce hazırlanan

raporlarda; devrilen ağaç ile çay bahçesinin aynı parsel içinde yer almadığı,söz konusu ağacın uzun ömürlü ak kavak olduğu, uzunlukları nedeniyle

yıldırım düşen yerlerin başında ağaçların geldiği, yıldırım düşmesi sonucu

ağacın bomba etkisi yaratacağı,bakım ve budaması

yapılsa dahi bu tür ağaçların devrilebileceği, ağaçların devrilmemesi için

alınabilecek bir önlem bulunmadığı, çay bahçesinde paratoner olmadığı ve

8/3/1984 tarihinden önce inşa edilmiş olması hâlinde yapının kaçak yapı olarak nitelendirilemeyeceği

belirtilmiştir.

30. Hukuk Mahkemesi 27/10/2015 tarihinde, yıldırım düşen ağacın

davalıların hâkimiyet alanında olmadığı, ölenin durduğu bölümün, üstünde

gölgelik amaçlı bir tente bulunan ve altı demir ile desteklenmiş tahta bir

zemin olduğu, ağaç devrilmemesi durumunda bahse konu yerin yıkılmasının söz

konusu olmadığı, ölümün ölenin oturduğu yerin yıkılmasısonucu

meydana gelmediği, zeminin sağlam olmadığı yönünde de bir iddianın bulunmadığı,

bu yerin yapı olarak nitelendirilemeyeceği, aynı mekânda bulunan ve oturanlara

hizmet için kullanılan yapının imara aykırılığı iddia olunsa bile ölenin bu

yapı içinde bulunmadığı ve davalılara atfedilebilecek bir kusur olmadığı

gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

31. Başvurucuların talebi üzerine temyiz incelemesi yapan

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, davaya konu uyuşmazlığı çözme görevinin tüketici

mahkemesine ait olmasına rağmen yargılamanın asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla

yapıldığı gerekçesiyle 22/2/2018 tarihinde Hukuk Mahkemesince verilen kararın

bozulmasına karar vermiştir.

32. Davalıların karar düzeltme talepleri 18/10/2018 tarihinde

reddedilmiş olupyargılama henüz sonuçlanmamıştır.

C. Tam Yargı Davası

Süreci

33. Başvurucular 10/9/2014 tarihinde, olayın meydana geldiği çay

bahçesini işleten şirketin imara aykırı eylemlerini ve halkın sağlığının

korunması adına işyerine paratoner taktırıp taktırmadığını denetlememek, kira

kontratına aykırı olarak yapılan değişikliklere göz yummak ve mülkiyetindeki

taşınmazda bulunan ağaçların kontrolleri yaptırmayıp tehlike yaratan ağaçların

gövde ve dallarını kestirmemek suretiyle olayın meydana gelmesinden sorumlu

olduğunu iddia ettikleri Edirne Belediyesi aleyhine Edirne İdare Mahkemesinde

(İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmışlardır.

34. Olay hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin evrak ile

başvurucular tarafından açılan tazminat davasına ilişkin dosyayı inceleyen

İdare Mahkemesi 29/12/2015 tarihinde, olayın hava şartları sebebiyle bir ağaca

yıldırım düşmesi ile yıldırımın kuvvet ve şiddetine bağlı olarak ağacın

devrilmesi neticesinde meydana geldiği, devrilen ağacın yaşlı ve büyük bir ağaç

olduğu, hacmi ve ağırlığı itibarıyla devrilmemesi için alınabilecek ve/veya alınması

zorunlu ya da makul düzeyde beklenebilecek olan bir tedbirin bulunmadığı,

olayın meydana geldiği tesisin çay bahçesi olup yıldırımdan korunma amacıyla

paratoner konulması mecburi tesislerden olmadığı, tesiste paratoner olsa bile

bunun ağaca yıldırım düşmesini engelleyip engelleyemeyeceğinin belli olmadığı,

idarelerin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde yer alan ağaçlara

paratoner takılmasına ilişkin emredici bir mevzuat hükmünün bulunmadığı, bu

bağlamda tesisin imar mevzuatına uygun olup olmamasının da yıldırım düşmesine

etkisinin olmadığı ve idari tedbirlerle önlenemeyecek nitelikte olan bir tabiat

olayının neticesinde meydana gelen vefat olayı ile idari hizmet arasında

illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

35. İdare Mahkemesince verilen karar 28/3/2016 tarihinde

başvurucular tarafından temyiz edilmiş olup bu talep hakkında Danıştayca henüz bir karar verilmemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

haksız fiillerden doğan borç ilişkilerindeki sorumluluğu genel olarak

düzenleyen 49. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."

37. 18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul

Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması" kenar başlıklı 13.maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

B. Uluslararası Hukuk

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur."

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda

devletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak

için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği

de hatırlatılmaktadır (L.C.B/Birleşik

Krallık, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36).

40. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2.

maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının

bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/Birleşik Krallık [BD], B. No:

23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99,31/11/ 2004, § 71).

41. AİHM ağaç devrilmesi sonucunda meydana gelen bir ölümle

ilgili Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67)

kararında, devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevinin,

kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler

almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların

tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin

sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu

güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı

kapsadığını kaydetmiştir.

42. Ancak AİHM'e göre

Sözleşme’nin2.maddesikapsamındayetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak

değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için

özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/2011, §

209).

43. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde

yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No: 50385/99,20/12/2004,§

69).

44. AİHM, bazı istisnai durumlarda yetkili makamların

Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin cezai yargı yolu

gerektirdiğine kanaat getirmiştir (Öneryıldız/Türkiye [BD], § 93). Ancak yaşam hakkının

kasıtlı bir şekilde ihlal edilmediği hâllerde ve ihmal boyutunun hatalı bir

kararın ya da dikkatsizliğin ötesine geçtiği istisnai durumlar dışında

Sözleşme’nin 2. maddesi, bu gibi yasal çözümleri gerektirmemektedir. Devlet,

ilgili bireylerin her türlü sorumluluğunun tespitinin ve tazminat gibi uygun

kanuni bir telafinin sağlanması yoluyla mağdurlara tek başına ya da bir ceza

kanunu yolu ile bağlantılı olarak bir medeni kanun yolu sağlayarak da

yükümlülüğünü yerine getirebilir (Murillo Saldias ve diğerleri/İspanya (k.k.), B. No: 76973/01, 28/11/2006; Anna Todorova/Bulgaristan, B. No: 23302/03,

24/5/2011, § 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 15/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

46. Başvurucular, yakınlarının ölümüyle ilgili soruşturmanın etkisiz

bir biçimde yürütüldüğünden yakınarak adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini öne sürmüşlerdir.Bu kapsamda başvurucular;

Cumhuriyet savcısının olaydan sonra olay yerine gitmediğini, kovuşturmaya yer

olmadığına dair ilk karardan sonra elde ettikleri olayın meydana geldiği yerin kaçak olduğuna ilişkin

belgelerin Hâkimlikçe incelenmediğini ve çay bahçesini işleten şirketin

yetkilileri hakkında yaptıkları suç duyurusundan sonra herhangi bir araştırma

yapılmadan ve delil toplanmadan yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiğini iddia etmişlerdir.

47. Öte yandan başvurucular, kanun yararına bozma kararından

sonraki süreçte yapılan keşfin kendilerine haber verilmediğini, bu nedenle

keşifte hazır bulunamadıklarını, yokluklarında yapılan keşif sonrasında

hazırlanan bilirkişi raporunda yapının

sağlam olmadığı, yapının bulunduğu yerin sit alanı olması nedeniyle her türlü

işlemin Koruma Kurulu kararıyla yapılması gerektiği ve ağacın bakımından malik

ve kiracıların sorumlu olduğu hususlarının belirtildiğini, inşaat ve

yapı kullanma izin belgeleri olmayan şüphelilerin Koruma Kurulundan izin de

almadıklarını, olay tarihindeki hava durumunun yetkili kurumlardan

sorulmadığını ve Edirne Belediye başkanı ile çay bahçesini işleten şirketin

yetkililerinin şüpheli sıfatıyla ifadeleri dahi alınmadan, somut ve inandırıcı

delillerin varlığına rağmen şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini ileri sürmüşlerdir.

48. Son olarak başvurucular, kıyı kenar çizgisine riayet

edilmediğine, yapının kaçak olduğuna dair açıklamalarına ve Meteoroloji Genel

Müdürlüğünün olay tarihinde Edirne'de gök gürültüsü ve şimşek olmadığına dair

yazısını dosyaya sunmalarına rağmen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yaptıkları itirazın reddedildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özünün

yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili

yürütülmemesine ilişkin olduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, başvurunun

Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam

hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

50. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, yaşama...

hakkına sahiptir."

51. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir

başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuruya konu olaydaölen

O.M., ilk iki başvurucunun çocuğu, üçüncü başvurucunun ise ağabeyidir. Bu

nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik kriterleri yönünden de

incelenmesi gerekir.

52. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, devletin

temel amaç ve görevlerden birinin de insanın maddi ve manevi varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak olduğunu belirten Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlülükler yanında

pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

53. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını, kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

54. Bunun yanında pozitif yükümlülükler, kamuya açık alanlarda

maruz kalabilecekleri risklere karşı bireylerin korunmaları için devletin uygun

ve elverişli tedbirler almasını da gerektirir.

55. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§

53).

56. Yaşam hakkı kapsamında Devletin pozitif yükümlülüklerinin

usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

yönü, doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasını ve

sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma

yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak

ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

57. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Anılan

yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte

soruşturmalarla yerine getirilebilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

58. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari, hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

59. Ancak bu tür eylemler nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliği aşan bir

kusuru olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu

makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet

nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri

almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahi

bireylerin hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir

suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşama hakkının

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

61. Somut başvuruda başvurucular, meydana gelen ölüm olayından

devletin sorumlu olduğuna dair herhangi bir iddia ileri sürmemiş; yalnızca ölüm

olayı hakkında yürütülen soruşturmanın etkisizliğinden şikâyet etmişlerdir. Öte

yandan UYAP aracılığıyla erişilen belgelerden başvurucuların idarenin

sorumluluğu için idare mahkemesinde, olayın meydana geldiği çay bahçesini

işleten şirket ve bu şirketin yetkileri hakkında ise hukuk mahkemesinde dava

açtıkları tespit edilmiştir.

62. Somut olayda üzerinde durulması gereken husus, yaşam hakkı

kapsamında devletin etkili bir yargısal

sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünün anılan hukuki

çarelerden herhangi biri ile yerine getirilip getirilmeyeceğidir.

63. Başvuruya konu olay, kamu makamlarının mülkiyetinde bulunan

ve üzerine yıldırım düşen bir ağacın yine kamu makamlarının mülkiyetinde olup

üçüncü kişilerce işletilen umuma açık bir yere devrilmesi sonucu meydana

gelmiştir. Başvurucuların yakınının ölümüne kasten sebebiyet verildiği izlenimi

edinilmesini gerektirecek bir unsur da tespit edilmemiştir. Başvurdukları

hukuki yollarda başvurucular, yakınlarının umuma açık bir yerde maruz

kalabileceği risklere karşı devletin ve üçüncü kişilerin uygun ve elverişli

tedbir almadıklarından yakınmışlardır. Başvurucuların yakınlarının umuma açık bir yerde maruz kalabileceği

bir tehlikeye karşı devletçe korunmadığına ilişkin iddiaları, yaşam

hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu kapsamında incelenebilecek

bir husus olmakla birlikte somut olayda olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen kamu makamlarının kendilerine verilen

yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf

etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almamaları gibi bir durum

bulunmamaktadır.

64. O hâlde somut olayın gerçekleşme koşulları dikkate

alındığında devletin Anayasa'nın 17. maddesinden kaynaklanan pozitif

yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için ihmalî

düzeyde sorumlulukları bulunduğu ileri sürülen kişilerin mutlaka

cezalandırılmasını sağlayabilecek nitelikte bir ceza soruşturması yürütme

yükümlülüğünün bulunduğu söylenemez. Kaldı ki söz konusu yükümlülük, mağdurlara

üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği

gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de

yüklememektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

56).

65. Ceza soruşturmasındaki eksiklikler, olaydaki sorumlulukların

belirlenmesine ve zarara ilişkin uygun giderim sağlanmasına imkân veren

tazminat yolunun etkililiğine bir zarar vermemektedir. Dolayısıyla

başvurucuların iddiaları bakımından erişilebilir olup etkili olmadığı ileri

sürülmeyen kamu idaresi aleyhine tam yargı davası açma yolu ile üçüncü kişiler

hakkında tazminat davası açma yolunun, somut olayda varsa kamu hizmetinin

işlemesindeki aksaklıkları ve sorumluluğu tespit ve tazmin etme niteliğini haiz

olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim başvurucular da anılan bu hukuki yollara

başvurmuşlar ancak başvurularının nihai sonucunu beklememişlerdir. Bu itibarla

başvuru yollarının usulüne uygun bir şekilde başvurucular tarafından

tüketildiği söylenemez.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

15/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular : 1. Ainour CHASAN OGLOU 2. Fatich MOUMTZI 3. Pinar MOUMTZI Vekili : Av. Mustafa Mümin BULUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3206, 15 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması
  7. B. Tazminat Davası Süreci
  8. C. Tam Yargı Davası
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Yıldırım
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Deveci
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3206
Tarih
15 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Nezahat Doğan ve Umut Doğan Başvurusu (B. No: 2015/19970)
  • Kemal İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/21)
  • Mehmet Takımsu Başvurusu (B. No: 2016/63712)
  • Yılmaz Özcan Başvurusu (B. No: 2015/12914)
  • Özok Elektirik Üretim Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti Başvurusu (B. No: 2015/10185)
  • Etem Aras ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/37323)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.