İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Takımsu Başvurusu (B. No: 2016/63712)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2016/63712Tarih15 Kasım 2018Okuma35 dk · 7.027 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Takımsu Başvurusu

Karar tarihi
15 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2016/63712
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.027 kelime·35 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza

hâkimliklerince verilmesi, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluğun devamı kararlarına yönelik

itirazların incelenmemesi ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların tebliğ

edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı

olarak verilen kararlarla pasaportun iptal edilmesi ve mal varlığına el

konulması nedeniyle mülkiyet hakkı ile seyahat hürriyetinin; söz konusu el

koyma kararlarının tebliğ edilmemesi nedeniyle etkili başvuru hakkının; hukuka

aykırı arama kararları nedeniyle adil yargılanma ve özel hayata saygı hakkının;

gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; ceza

infaz kurumunda gerçekleştirilen ayrımcı uygulamalar nedeniyle eşitlik

ilkesinin; vekille görüşlerin kayıt altına alınması nedeniyle savunma hakkı ile

adil yargılanma hakkının; ihraç listesinin ulusal düzeyde yayın yapan basın

kuruluşları ile sosyal medya platformlarında paylaşılması nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl19/7/2018 tarihinde son bulmuştur.

Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

10. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu hakkında,

Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır.

11. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ceyhan Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucu; ifadesinde -üniversite dönemi de

dâhil- hayatının herhangi bir sürecinde örgüt evlerinde ya da yurtlarında

kalmadığını, dershanelerine gitmediğini, sohbet adı altında yapılan

toplantılarına iştirak etmediğini, örgüt tarafından organize edilen yurt içi

veya yurt dışı gezilere katılmadığını, Bank Asya aracılığı ile herhangi bir

bankacılık işlemi yapmadığını, kurban veya bağış adı altında örgüte herhangi

bir yardımda bulunmadığını, mesleğe giriş sürecinde örgütün hiçbir katkısının

olmadığını belirtmiştir. Başvurucu; 2010 yılında dünyaya gelen çocuğunun tedavisine

Ankara'da devam edilmesi nedeniyle Bakanlıkta tetkik hâkimliğine başladığını,

çocuğunun tedavisinin yurt dışında görülmesi gerektiğini, bu nedenle talep

ettiği ve şartları taşıdığı hâlde kendisinden daha kıdemsiz ve İngilizcesi

yetersiz olan kişilerin örgütün etkisiyle yurt dışına gönderildiğini, tedavisi

eksik kalan çocuğunun 2011 yılı içinde vefat ettiğini ve bu durumdan örgütü

sorumlu tuttuğunu, yeniden çocuk sahibi olabilmek için eşinin de yurt dışında

tedavi görmesi gerektiğini, ancak 2013 yılına kadar örgütün etkisiyle

yurt dışına gönderilme taleplerinin reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca 17-25/12/2013 tarihlerinde Amerika'da eğitimde olduğunu, 2010 ve 2014

tarihlerinde yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde

aktif olarak görev almadığını, müşahitlik yapmadığını, kamera çekimlerinde

bulunmadığını, hiçbir adayın seçim çalışmasına katılmadığını, kızını gönderdiği

okulun örgüt ile iltisakı olduğunu bilmediğini,

ilerleyen süreçte okula kayyım atanması vesilesi ile durumdan haberdar olduğunu

ve kızını başka bir okula kaydettirdiğini, darbe girişimini televizyondan

öğrendiğini, kendisinin Kadiri tarikatı üyesi olduğunu, ailesinin Kadiri

tarikatının Malatya-Adıyaman kolunun 1970’ten bu yana temsilcisi olduğunu, üzerine

yüklenen suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

12. Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuyu silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

13. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinde Savcılıkta verdiği

ifadeyi tekrar ettiği, bahsi geçen örgüt ile alakasının olmadığını belirttiği

anlaşılmıştır.

14. Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016 tarihli kararıyla

tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Açıklanan nedenlerle ve Hakimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/4 sayılı kararı

ile 3. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/9052 sayılı kararı ile elde edilen

deliller, somut şüphe oluşturan olguların olması, müsnet

suçun niteliği, öngörülen cezanın miktarı, atılı suçun 100/3-a-11’de sayılan ve

kaçma şüphesi var olduğu kabul edilen katalog suçlardan oluşu, öngörülen ceza

miktarı ile tutuklama tedbiri karşılaştınldığında bu

aşamada Anayasa’nın 13. maddesinde ifade olunan ölçülülük ilkesine uygun

olacağı düşünülmesi, eylemin silahlı bir terör örgüdünün

faaliyeti kapsamında işlenmiş olması, amaç ve yöntem olarak temel hak ve

özgürlüklerin sonlandırmak gayesini gütmesi, bu hali ile vehamet

arz etmesi, hali hazırda anayasal düzeni değiştirmeye yönelik eylemlerin

sonlanmamış ve devam ediyor olması ile adli kontrol uygulanmasının bu aşamada

yetersiz oluşu ile 2802 sayılı Yasa’nın 94. maddesindeki suç üstü koşullarınında gerçekleştiği gözetilerek, 103/a maddesinde

belirtilen ve tutuklama nedeni var sayılan katalog suçlardan olması, öngörülen

ceza miktarının yüksekliği nedeniyle kaçma şüphelerinin bulunması, adli kontrol

uygulanmasının yetersiz kalacağının anlaşılması dikkate alınarak şüpheliler

Mehmet Takımsu, …’ın

üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 2802 sayılı Hakimler

ve Savcılar Kanununun 94/1 maddesi yollaması ile CMK 100 ve devamı maddeleri

uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA, ... [karar verildi.]"

15. Başvurucu, tutukluluk hâlinin devamı kararına itiraz etmiş;

Osmaniye Sulh Ceza Hâkimliği 24/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

16. Başvurucu, başvuru formunda; ayda bir yapılması gereken

tutukluluk incelemelerinin yapılmadığını, tahliye taleplerine de cevap

verilmediğini belirtmiştir. Başvurucunun 9/9/2016 tarihli dilekçesi ile tahliye

talebinde bulunduğu ancak talebi hakkında herhangi bir karar verilmediği, UYAP

üzerinden yapılan incelemede de başvuru tarihine kadar yapılan herhangi bir

tutukluluk incelemesinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

17. Başvurucu 13/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30/8/2016 tarihli

karar ile başvurucu hakkında aynı mahiyetli soruşturma yürütüldüğü gerekçesiyle

yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine hükmedilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 11/7/2017 tarihli

kararı ile hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve

kovuşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge

adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer

ağır ceza mahkemesine ait olduğunu belirterek 11/1/2017 tarihli yetkisizlik

kararıyla dosyanın Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar

vermiştir.

19. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 11/7/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticiliği suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle hakkında Gaziantep 9. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucuya isnat edilen suç

ile ilgili olarak şu şekilde bir değerlendirme yapılmıştır:

"...Örgüt üyeliği; örgütün kuruluş

amaçlarını faliyet ve eylemlerini benimseyerek,

gönüllü olarak örgüt hiyerarşiye dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir.

Terör örgütüne üye olma suçu özel saikle işlenen suç

olduğundan kişinin bu yapılanmanın silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi ve

terör örgütünün amacını da bilerek örgüt içine girmesi gerekir. Bu bakımdan eylemin örgüte iştirak bilinç

ve iradesiyleolması gerekir.

...Terör örgütüne üye olma suçu şahsi suç olup

ayrıca temadi eden bir suç olduğundan kesintinin gerçekleştiği diğer bir

deyişle, yakalamanın gerçekleştiği zaman suçun işlenme tarihidir. Yargıtayın süreklilik kazanmışkararlarında

silahlı Örgüt üyeliği kabul edilebilecek olan bazı hallere örnek vermek

gerekirse; Örgütle organik bağ içine girip (hiyerarşik yapıya dahil olmak) faliyette bulunmak, Örgüte ait kamplarda siyasi veya

silahlı eğitim almak, kod adı kullanmak, yakalanmamak için sahte isim ve

pasaport kullanmak, örgüte özgeçmiş raporu vermek, örgütün faliyetleri

doğrultusunda ders almak, örgüte elaman temin etmek vb. Eylem ve fiiller örnek

gösterilebilir (CGK. 16.05.2006/141-140, 9.CD. 16.02.2006 gün ve 2005/7021E.

2006/859K.)."

20. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

- Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğunun

sabit görülmesi nedeniyle HSYK'nın 24/8/2016 tarihli

ve 426 sayılı kararıyla meslekten çıkarılmış olması,

-Başvurucunun çocuğunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı tespit edilen ve bu kapsamda da üst kuruluşu olan

şirkete kayyım atanan Burç Okullarında 2015-2016 eğitim öğretim yılında

kaydının bulunması,

- Örgütün talimatı, yönlendirmesi ve desteği ile başvurucunun

yurt dışı dil eğitimine gitmesi,

- Başvurucunun örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve

davranışlarına dair tanık beyanı

delil olarak gösterilmiştir. Bu kapsamda

FETÖ/PDY'nin yargı yapılanmasına mensup olduğu

gerekçesiyle hakkında soruşturma yürütülen ve etkin pişmanlık hükümleri

çerçevesinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan M.Ö. beyanında; başvurucunun Mardin/Savur'dan

kendisinin halefi olduğunu, başvurucu ile görüştüklerini ve cemaatçi olduğunu

ifade etmiştir.

21. Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesi 22/9/2017 tarihinde

yetkisiz olduğuna ve dosyanın yetkili Adana Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek

üzere Adana Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine ve başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

22. Yargılama Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2017/341 sayılı

dosya üzerinden görülmeye başlanmış, 12/12/2017 tarihinde yapılan duruşmada

başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

23. Savcılık, başvurucunun meslekten çıkarıldığı, irtibat ve iltisakını bildiği hâlde kızını örgütün okuluna gönderdiği,

yine örgütün yargı içinde en güçlü olduğu dönemlerde yurt dışı dil eğitimine

gönderildiği olguları ile tanık beyanlarına istinaden başvurucunun örgüt ile

arasında organik bir bağ bulunduğu gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiş;

Mahkeme ise 10/5/2018 tarihinde başvurucunun beraatine

karar vermiştir.

24. Karara karşı Savcılığın 15/5/2018 tarihli yazısı ile istinaf

yoluna başvurulmuş, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 5/10/2018

tarihli ilamı ile istinaf talebi reddedilmiş ve karar 1/11/2018 tarihinde

kesinleşmiştir.

C. İyileştirme ve Sosyal

Faaliyetlerin Sınırlandırılmasına İlişkin Süreç

25. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulunun (İdare ve Gözlem

Kurulu) 9/8/2016 tarihli kararıyla FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında

tutuklananlara vaiz görüşmeleri dâhil herhangi bir eğitim ve iyileştirme

faaliyeti verilmemesine karar verilmiştir. Başvurucunun söz konusu karara karşı

yaptığı itiraz, Osmaniye İnfaz Hâkimliğinin (İnfaz Hâkimliği) 3/11/2016 tarihli

kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, FETÖ/PDY soruşturmaları

kapsamında tutuklanan kişilerin sayıca yüksek olduğu belirtilerek herhangi bir

güvenlik zafiyeti yaşanmaması amacıyla söz konusu tedbirin alındığı

vurgulanmıştır. Bu doğrultuda tutukluların güvenliğinin sağlanması, örgütsel

faaliyetlerinin engellenebilmesi amacıyla FETÖ/PDY soruşturmalarından

tutuklananlara eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinin verilmemesinin uygun

olduğu şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir. Kararda; İdare ve Gözlem

Kurulu Başkanlığının bu yönde yetkisinin bulunduğu, yapılan işlemin usul ve

yasaya uygun olduğu, takdir hakkının aşılması suretiyle kötüye kullanıldığına

dair uygulama yapıldığına ilişkin herhangi bir delil ve emare bulunmadığı ifade

edilmiştir.

26. İnfaz Hâkimliği kararına karşı yapılan itiraz, kararın usule

ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

29/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

D. Telefonla Haberleşme

ve Kapalı Görüş Hakkının Sınırlandırılmasına İlişkin Süreç

27. İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 1/8/2016 tarihinde

23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan

Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 6. maddesi uyarınca,

terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olarak bulunanların telefon hakları ile

ziyaret haklarından on beş günde bir yararlandırılmalarına karar vermiştir.

28. Başvurucunun bu karara itiraz ettiği yönünde dosya

kapsamında herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. İlgili ulusal hukuk için bkz. Fatma Maden, B. No: 2016/28719, 17/7/2018, §§ 21, 22; Abdurrahim Özkan, B. No: 2017/25586, 18/4/2018, §

26; İbrahim Kaptan, B. No:

2017/30510, 18/7/2018, §§ 15-30; İbrahim

Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, §§ 15-19; Bayram Sivri, B. No: 2017/34955,

3/7/2018, §§ 18-26.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 15/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına Almanın Hukuka Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

33. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193,

15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 92-100).

34. Somut olayda yakalama ve gözaltı sürecinden sonra tutuklanan

başvurucunun yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığı iddialarıyla

ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir

durum bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Doğal Hâkim, Tarafsız

ve Bağımsız Hâkim İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; görevde olan hâkim ve savcıların tutuklanma ve meslekten

ihraç edilme hususlarında baskı altında olduklarını, bu kapsamda siyasi

organlardan talimat almadıkça tahliye kararı veremediklerini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

37. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin hâkim kararıyla tutuklanabileceği

düzenlenmiştir. Bir mahkemenin bağımsızlığının belirlenmesinde; üyelerinin

atanma şekli ve görev süreleri, hâkimlik teminatı ve bağımsız oldukları

yönündeki görünümleri önem arz etmektedir. Mahkemenin tarafsızlığı ise

uyuşmazlığın çözümünü etkileyecek bir ön yargı, tarafgirlik, menfaate sahip

olunmaması ile tarafların leh ve aleyhlerinde bir

düşünceye sahip olunmamasını ifade eder. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak

üzere iki boyutu bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut

davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarak mahkemenin kişide

bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 109, 110).

38. Sulh ceza hâkimliklerinde, HSYK tarafından kanuni

düzenlemeye dayanılarak yapılan atama üzerine ilgili hâkimlerin görev

yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu kapsamda gerçekliği ve niteliği kesin olarak

tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme

ve yorumlardan hareketle ön yargılı bir işlem ve tutum olduğu somut olarak

gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin görevlerini siyasal veya kişisel nedenlerle

bağımsız ve tarafsız olarak yürütmediklerini kabul etmek mümkün değildir (Hikmet Kopar ve diğerleri, § 114). Dolayısıyla

bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkına yönelik bir ihlal

olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin somut olayda mevcut olmadığını belirterek

Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve

Savcılar Kanunu uyarınca sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli durumunda hakkında doğrudan soruşturma işlemlerinin uygulanabileceğini,

somut olayda ise suçüstü hâlinin bulunmadığını, bunun yanı sıra Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmanın bu mercinin görevsiz olması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu

iddia etmiştir. Başvurucu; darbe teşebbüsüyle veya örgütle bir ilgisinin

bulunmadığını ve olayda kendisi yönünden suçüstü hâlinin mevcut olmadığını

belirtmiştir.

42. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun 15/7/2016 tarihli

darbe teşebbüsünün hemen ardından başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanmış

olduğu, o tarihte yaşanan süreç, darbe teşebbüsünün vahameti ve darbe

girişiminin arkasındaki FETÖ/PDY'nin yapısı dikkate

alındığında yeni bir darbe girişiminin engellenmesi ve FETÖ/PDY mensuplarının

yurt dışına kaçmalarının önlenmesi amacıyla bir an önce etkili önlemlerin

alınması gerekliliğinin doğmuş olduğu, başvurucunun da bu kapsamda soruşturmaya

tabi tutulduğu, her ne kadar atılı suçtan beraat kararı verilmiş ise de

olağanüstü hâl koşullarında başvurucu hakkında iddianamede yer alan gerekçelere

istinaden soruşturma açılmasının ve akabinde tutuklama kararı verilmesinin

tamamen dayanaksız ve keyfî olmadığı gözönüne

alınarak bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.

43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru

formunda ileri sürdüğü iddiaları yinelemiş; tutuklamanın hukuki olmadığını,

süreç içinde tutuklama tedbiri de dâhil olmak üzere hakkında tesis edilen

işlemlerin ölçülü olmadığını, beraat kararının kesinleşmesi nedeniyle öngörülen

tazminat yolunun etkililiğinin tartışmalı olduğunu ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

44. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17). Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının

ulaşılabilir olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde

başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

45. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan, kanuna uygun olarak

yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına

veya beraatlerine karar verilen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükmün bu hususta

bir başvuru mekanizması öngördüğü anlaşılmaktadır. Anılan bent uyarınca,

haklarında yakalama veya tutuklama tedbiri uygulanan kişilerle ilgili olarak

soruşturmanın sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ya da

kovuşturmanın sonunda beraate hükmedildiği durumlarda

anılan tedbirlerin kanuna uygun olup olmadığından bağımsız olarak tazminat

imkânı tanınmıştır. Nitekim böylesi durumlarda kişiler hakkındaki yakalama veya

tutuklama tedbirlerinin kanuna uygun olmasının tazminat istemine engel teşkil

etmediği anılan hükmün içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır.

46. Diğer taraftan aynı fıkranın (a) bendinde kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten

isteyebilecekleri düzenlenmiştir.

47. Bu kapsamda haklarındaki soruşturma süreci kovuşturmaya yer

olmadığı kararıyla veya kovuşturma süreci beraat kararıyla sonuçlanan kişilerin

-5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi

uyarınca- yakalama veya tutuklama tedbirlerinin kanuna uygun olup olmadığından

bağımsız olarak tazminat isteminde bulunmaları mümkün olduğu gibi

- anılan fıkranın (a) bendi uyarınca-bu tedbirlerin kanuna aykırı olduğu

iddiasıyla tazminat talep etme imkânları da mevcuttur.

48. Anayasa Mahkemesi; tutuklamanın hukuki olmadığı,

tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı

iddialarıyla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'da öngörülen tazminat davası açma

yolunun bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğuna karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§

34-50; Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ömer Köse, B. No: 2014/12036, 16/11/2016,

§§ 28-38). Anayasa Mahkemesi, tutuklandıktan sonra beraat eden veya haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişiler yönünden de bu yolun bireysel

başvuru öncesinde tüketilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Hüseyin Hançer, B. No: 2013/8319,

7/1/2016, §§ 37-41; Bilal Canpolat,

B. No: 2014/983, 18/5/2016,§§ 37-43; Kamil Erdoğan, B. No: 2017/4023,

19/4/2018, §§ 38-42).

49. Somut olayda, hakkındaki tutuklama tedbirinin hukuki

olmadığını ileri süren başvurucu hakkında 10/5/2018 tarihinde verilen beraat

kararı istinaf talebinin de reddedilmesi üzerine 1/11/2018 tarihinde

kesinleşmiştir. Buna göre başvurucu, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (e) bentleri

uyarınca tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu bölümdeki iddialarına

ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; şablon gerekçeler kullanılarak tahliye

taleplerinin reddedildiğini, uzun süredir devam eden tutukluluğun makul süreyi

aştığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

52. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

53. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, §§ 48-62; İrfan Gerçek, §§ 33-45).

54. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 12/12/2017

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiaları, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna

göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmamaktadır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

56.

Başvurucu; soruşturma aşamasında alınan kısıtlılık kararı nedeniyle tutukluluğa

etkili bir şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

57.

Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik olarak verilen

kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

58. Başvuru konusu olayda, Gaziantep 1. Sulh Ceza Hâkimliğince,

5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucu

hakkında yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin

veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği

gerekçesiyle müdafinin soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına

karar verilmiştir. Kısıtlama kararının soruşturma aşamasında kaldırılıp

kaldırılmadığı hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte

Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 20/7/2017

tarihi itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

59. Başvurucuya yöneltilen suçlama temelde FETÖ/PDY üyeliğidir. Başvurucunun

kolluk görevlilerince alınan ifadesi incelendiğinde kendisine isnat edilen

suçlamalara ilişkin olarak başvurucuya açıklamada bulunulduğu ve bu suçlamalara

konu eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği, başvurucunun da isnat edilen eylem

ve suçlamalara karşı savunma yaptığı, başvurucunun savunmasında suçlamayı kabul

etmediği görülmektedir.

60. Diğer taraftan Ceyhan 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgu sırasında başvurucuya, hakkındaki soruşturma belgesinin ve Cumhuriyet

Başsavcılığının tutuklama talebine ilişkin yazısının okunduğu ve bu sırada

başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş, bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiştir. Son

olarak başvurucu tarafından verilen tutukluluğa itiraz dilekçesinde,

suçlamalara ilişkin detaylı bir savunma yapıldığı görülmektedir.

61. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

62. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluğun Devamı

Kararlarına İtirazların İncelenmediğine ve Tutukluluğun Devamı Kararlarının

Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

64. Başvurucu 18/8/2016 tarihinde verilen tutukluluk hâlinin

devamı kararından itibaren tutukluluk incelemelerinin yapılmadığını, 30/8/2016

tarihinden itibaren yapmış olduğu tahliye taleplerinin de incelenmediğini,

inceleme yapılmışsa dahi tarafına tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

65. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

66. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

67. Somut olayda başvurucu, tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

Başvurucunun 12/12/2017 tarihinde tahliye edildiği tespit edilmiştir. Bu

tespite bağlı olarak başvurucuya tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

68. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan

kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru

imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her

türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda

da başvurucu; kanunda öngörülen başvuru imkânından yararlanamadığını, başvuru

imkânının kısıtlandığını, tutukluluğun devamına yaptığı itirazın

incelenmediğini ileri sürmüştür. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir

durumda bu hükmün başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamaktadır. Ancak böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu değildir. Nitekim

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826

sayılı kararında, yakalama işlemine yapılan itirazın sürüncemede bırakılmasıyla

ilgili bir davada asıl davanın sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un

141. maddesi hükümlerine göre tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu

belirtilmiştir. Dolayısıyla özel bir amaçla kabul edilen ve bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bir yasal düzenlemeye

işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece

mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunmaktadır. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu; hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında

mal varlığına hukuka aykırı bir şekilde el konulduğunu, bu kapsamda verilen

kararların ise talebine rağmen kendisine tebliğ edilmeyerek etkili bir şekilde

itiraz edebilme imkânının engellendiğini belirtip etkili başvuru hakkı ile

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

71. Anayasa'nın 40. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 13. maddelerinde düzenlenen etkili başvuru hakkının soyut olarak

değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir.

Bu hak; bağımsız koruma işlevine sahip olmayıp temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarının güvence altına alınmasını

sağlayan tamamlayıcı nitelikte bir haktır (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§ 33, 34). Bu

kapsamda başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

72. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

73. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı; 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435

K.2013/21106 sayılı; 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı ilamlarından

da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen yol, bir

yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma işleminin hukuka aykırılığının

tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu

nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun

şikâyetleri açısından erişilebilir, elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde

bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali

Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28).

74. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına 29/7/2016 tarihinde tedbir konulduğu ve söz konusu

tedbir işleminin Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/11/2016 tarihli kararı ile

kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen

hukuk yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığına tedbir

konulmasına ilişkin şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu, pasaportunun hukuka aykırı bir şekilde iptal

edildiğini belirterek yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

77. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).

78. Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan yerleşme ve seyahat

hürriyeti, Sözleşme ile Sözleşme’ye Ek Birinci

Protokol’de Tanınmış Bulunan Haklardan ve Özgürlüklerden Başka Haklar ve

Özgürlükler Tanıyan 4 Numaralı Protokol’ün 2. maddesinde ve "Serbest dolaşım özgürlüğü" kenar başlığı altında düzenlenmiştir.

79. Sözleşme’ye Ek 4 No.lu Protokol’e

ülkemiz taraf değildir. Bu nedenle anılan Protokol kapsamında kalan ve

Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne yönelik şikâyetle

ilgili olarak bireysel başvuruda bulunulamaz (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 53).

80. Açıklanan gerekçelerle seyahat özgürlüğünün ihlali iddiasına

ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltında Bazı

Uygulamalar Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

81. Başvurucu; gözaltında tutulduğu süreçte birçok kere sağlık

kontrolüne götürüldüğünü, fotoğraflarının çekilerek basında yer aldığını, görev

yaptığı adliyede 24 saat uykusuz bekletildikten sonra sorguya alındığını ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

82. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

83. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

84. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa

dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının

sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,

§ 25).

85. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi ya da belge sunmadığı da

gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarını tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Bazı Uygulamalar Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

87. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda

iyileştirme ve sosyal faaliyetlerden faydalanma hakkı kapsamında terör örgütü

üyeliğinden tutuklananlar ile diğer hükümlü ve tutuklular arasında ayrımcılık

yapıldığını, iyileştirme ve sosyal faaliyetlerin -psikolog görüşü hariç-

tamamen yasaklandığını, bu şekliyle ayrımcılık yapılarak masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

88. Anayasa’nın “Kanun önünde

eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci

fıkraları şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî

düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa

imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

89. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun iddiasının özü, mahpusların eğitim ve iyileştirme

faaliyetlerinden yararlandırılmasıyla ilgili olarak yapılan engellemenin

yalnızca terör örgütü üyeliği isnadı ile tutuklu bulunan kişilere yönelik

olduğudur. Başvurucunun bu yöndeki iddiasının Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağı ve bu yasak ile bağlantılı olarak

eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

90. Anayasa Mahkemesi İbrahim

Kaptan kararında, darbe girişimi sonrası ceza infaz kurumlarında

oluşan olağanüstü koşullar kapsamında iyileştirme ve sosyal faaliyetlerden

faydalanma hakkına yönelik olarak alınan tedbirler incelenmiş; neticede bunların

kötü muamele oluşturmadığı (İbrahim Kaptan, §§

50-65) ve bu tedbirler nedeniyle kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak

ayrımcılık yasağının da ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (İbrahim Kaptan, §§ 67-82). Somut olayın

özel koşulları, iyileştirme faaliyetlerinden yoksun bırakmanın niteliği ve

süresi, amacı ve söz konusu kişi üzerindeki etkisi gözönünde

bulundurulduğunda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

91. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının ve kötü

muamele bağlantılı ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Haberleşme Hürriyeti

ve Aile Hayatına Saygı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Telefon ile Haberleşme

Hakkı Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

92. Başvurucu, tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda telefonla

haberleşme haklarının terör örgütü üyeliğinden tutuklananlar ile diğer hükümlü

ve tutuklulardan farklı olarak on beş günde bir uygulandığını, bu şekliyle

ayrımcılık yapılarak masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

93. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun iddiasının özü, telefon ile haberleşme hakkına ilişkin

sınırlamanın yalnızca terör örgütü üyeliği isnadı ile tutuklu bulunan kişilere

yönelik olduğudur. Başvurucunun bu yöndeki iddiasının Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyeti ve bu hak ile bağlantılı

olarak eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

94. Anayasa Mahkemesi; Bayram

Sivri (B. No: 2017/34955, 3/7/2018, § 42) kararında belirli

suçlardan hükümlü ve tutuklu bulunanlar yönünden telefonla haberleşme hakkının

idare ve Gözlem Kurulu kararıyla sınırlandırılmasının haberleşme hürriyetine ve

aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etmiş ancak eşitlik

ilkesinin ihlal edildiği iddiasının ele alınabilmesi için başvurucu ile benzer

durumdaki kişilere farklı uygulama yapıldığının ortaya konulması gerektiğini,

haberleşme hakkına getirilen kısıtlamanın bütün tutuklulara yönelik olmadığını,

667 sayılı KHK'nın 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen belirli

kategorideki suçlardan tutuklu bulunanları kapsadığını, bu durumun olağanüstü

hâl koşullarından kaynaklandığını ve kısıtlamanın 667 sayılı KHK'da belirtilen

suçlardan tutuklu bulunan herkese aynı şekilde uygulandığını, başvurucunun da

kendisi ile aynı suçtan tutuklu bulunan kişilere farklı uygulama yapıldığına

dair bir iddiasının bulunmadığını belirterek eşitlik ilkesi yönünden herhangi

bir inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Bayram

Sivri, §§ 43, 44).

95.

Başvuru konusu olayda Gözlem Kurulu, 667

sayılı KHK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan ve daha

sonra 29/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun ile de onaylanan hüküm

doğrultusunda 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

kapsamına giren suçlardan tutuklu olanların 28/8/2016 tarihinden itibaren ve

olağanüstü hâlin devamı süresince telefonla haberleşme hakkından on beş günde

bir faydalandırılmasına karar vermiştir.

96.

Başvuru konusu olayda telefonla haberleşme hakkının kullanım sıklığı bakımından

başvurucuya suç temelinde bir kısıtlama yapılmıştır. Bu kısıtlamada esas alınan

hususun ceza infaz kurumunun disiplini ve güvenliği olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hakları ile müdahalenin amaçları arasında adil

bir denge kurulup kurulmadığı incelenirken 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan

darbe teşebbüsünün ulusal varlığı tehdit eden boyutu, darbe teşebbüsü

sonrasında terör suçları kapsamında çok sayıda kişinin tutuklandığı ve/veya

mahkûm olduğu ve tutuklularla hükümlülerin güvenliği ile muhafazasını

sağlamakla görevli kamu görevlilerinin sayısının da önemli ölçüde azalmış

olduğu hususlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir (Bayram Sivri, § 69).

97. Bunlarla birlikte başvuru konusu sınırlandırmanın olağanüstü

hâl süresiyle sınırlı olduğu ve görüşme süresine ilişkin herhangi bir kısıtlama

getirilmediği, ayrıca başvurucunun telefonla haberleşme hakkını kullanamadığına

dair bir iddia da ileri sürmediği gözetildiğinde başvuruya konu müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği

sonucuna varılmıştır (Bayram Sivri,

§§ 70, 71).

98. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun haberleşme hürriyeti ile

aile hayatına saygı hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kapalı Görüş Hakkı

Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

99. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda kapalı

görüş hakkının terör örgütü üyeliğinden tutuklananlar ile diğer hükümlü ve

tutuklulardan farklı olarak on beş günde bir uygulandığını, bu şekliyle

ayrımcılık yapılarak masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

100. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun iddiasının özü, kapalı görüş hakkı ile ilgili olarak

yapılan sınırlamanın yalnızca terör örgütü üyeliği isnadı ile tutuklu bulunan

kişilere yönelik olduğudur. Başvurucunun bu yöndeki iddiasının Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı ve bu

hak ile bağlantılı olarak eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

101. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

§ 17).

102. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve

yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Arama/Elkoyma İşlemleri Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

104. Başvurucu, soruşturma sürecinde yapılan arama ve elkoyma işlemleri nedeniyle de özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

105. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (i) bendinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilere tazminat

talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.

106. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili

olarak uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl

soruşturma/kovuşturma sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§

18-30).

107. Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı

talimatı uyarınca başvurucunun konutunda, işyerinde ve aracında 16/7/2016

tarihinde arama yapılmıştır. Bu aramaların hukuka uygun olup olmadığı 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava yoluyla söz konusu aramaların hukuka aykırı olduğu tespit

edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun konutunda ve işyerinde

arama yapılması dolayısıyla özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

F. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

109. Başvurucu; HSYK'nın ihraç

kararının -ilgili kararın alındığı toplantının akabinde- ulusal düzeyde yayın

yapan televizyon kanalları ile sosyal medya platformlarında paylaşıldığını, bu

nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

110. Başvurucu, ihraç edilmesi işlemi ile birlikte yukarıda

bahsi geçen şikâyetlerini 13/10/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine farklı bir

başvuruda bulunmuş ve Anayasa Mahkemesi 2016/36406 başvuru numaralı ve

24/7/2017 tarihli Komisyon kararı ile başvuru hakkında başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

2. Arama/Elkoyma İşlemleri ve Müdafii ile

Görüşlerin Sınırlandırılması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

112. Başvurucu; arama/elkoyma

işlemlerinin usulüne uygun olarak yapılmadığını, müdafii

ile gizlilik içinde görüşmesine izin verilmeyerek savunma hakkı ile adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

113. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinde

kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1)

numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön

koşullar başvurucunun kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden

dolayı güncel bir hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunması, iddia edilen

ihlalden kişinin kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunların

sonucunda başvurucunun mağdur olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,

20/3/2014, § 24).

114. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilebilmesi için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp

iddia edilen ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini

kanıtlaması gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün

kabulü için yeterli değildir (Ayşe Hülya

Potur, B. No: 2013/8479, 6/2/2014, § 24).

115. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veya

açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatine

hükmedilmesi hâlinde -makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel

gelmemek şartıyla- bu kişilerin adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

mağdur olduklarının kabulü mümkün değildir. Ancak bu durum, soruşturma veya

kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil yargılanma hakkı

dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez (Mustafa Kamil Uzuner ve

Mustafa Kadir Gül, B. No: 2013/3371, 9/3/2016, § 52).

116. Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında açılan kamu

davası beraat kararıyla sonuçlandığından başvurucunun adil yargılanma hakkı

bağlamındaki iddiaları yönünden mağdur sıfatı bulunmamaktadır.

117. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olduğuna

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğun devamı kararlarına itirazların incelenmediğine

ve tutukluluğun devamı kararlarının tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Gözaltında bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Ceza infaz kurumundaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

11. Telefon ile haberleşme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

12. Kapalı görüş hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

13. Arama/elkoyma işlemleri nedeniyle

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

14. Arama/elkoyma işlemleri ile müdafii ile görüşlerin sınırlandırılması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

15/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Duygu

KALUKÇU

Başvurucu

:

Mehmet

TAKIMSU

Vekili

:

Av. Menderes

TAKIMSU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/63712, 15 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. C. İyileştirme ve Sosyal
  9. D. Telefonla Haberleşme
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kişi Hürriyeti ve
  13. B. Mülkiyet Hakkının
  14. C. Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal
  15. D. Kötü Muamele Yasağının
  16. E. Haberleşme Hürriyeti
  17. F. Adil Yargılanma
  18. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  19. Yıldırım
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Kalukçu
  23. Takımsu
  24. Takımsu
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/63712
Tarih
15 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Yılmaz Özcan Başvurusu (B. No: 2015/12914)
  • Özok Elektirik Üretim Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti Başvurusu (B. No: 2015/10185)
  • Etem Aras ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/37323)
  • Gülsüm Demirhan Başvurusu (B. No: 2017/31628)
  • Ahmet Ölker ve Süleyman Ölker Başvurusu (B. No: 2015/3195)
  • Zekiye Erol Başvurusu (B. No: 2015/11442)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.