İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Vahit Yazgan Başvurusu (B. No: 2016/65902)

1. Başvuru; gözaltının hukuki ve süresinin makul olmaması,

Başvuru No2016/65902Tarih15 Kasım 2018Okuma27 dk · 5.423 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Vahit Yazgan Başvurusu

Karar tarihi
15 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2016/65902
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.423 kelime·27 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltının hukuki ve süresinin makul olmaması,

tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. İş akdinin feshedildiği 2/4/2016 tarihine kadar, 27/9/2016

tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum

ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)

ile kapatılan Zaman gazetesinin İzmir yayın temsilcisi olarak görev yapmakta

olan başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 8/8/2016 tarihinde İzmir İl

Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu 25/8/2016 tarihine kadar gözaltında tutulmuştur.

10. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün -25/8/2016 tarihinde-

başvurucuyu FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması istemiyle İzmir 4. Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

11. İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...atılı suçun vasıf ve mahiyeti, 15

Temmuz 2016 tarihinde ülkemizde meydana gelen vahim terörist girişimin ordu

içinde yapılanmış silahlı FETÖ/PDY mensubu teröristler dışında, finans

sektöründen eğitim sektörüne kadar çok sayıda alanda faaliyet gösteren çeşitli görev

ve sorumluluklarda olup, çok iyi gizlenen sok sayıda mensubunun bulunduğu,

ülkemizin güvenliği açısından bu mensuplarının tespit edilerek görev ve

eylemlerine göre yargılamalarının yapılmasının zorunlu olduğu, hakimliğimizin

yargılama yapan mahkeme olmayıp mevcut delil durumuna göre soruşturmanın devamı

niteliğinde tedbiren verilecek kararlar yönünden

karar mercii olduğu, soruşturmalar kapsamında ve iş bu soruşturma bakımından

delillerin toplanma aşamasında oluşu, arama ve el koyma tutanakları, tanık beyanları,

bylock kullanımına ilişkin deliller ve tüm dosya

kapsamına göre kuvvetli suç şüphelerinin varlığını gösteren olgular, atılı

suçun katalog suçlardan olması, kaçma şüphesinin varlığı dikkate alınarak CMK

100. ve müteakip maddeleri uyarınca tutuklanmalarına ... karar

verilmiştir."

12. Başvurucu 1/9/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, İzmir 5. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde "tutuklamada usul ve yasaya aykırı bir yön

bulunmadığı gibi şüpheliye isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, soruşturma

evrakındaki mevcut delil durumu, tutuklama kararından bu yana delil durumunda

şüpheli lehine bir değişme ve değişme olmadığından tahliye talebinin

reddine" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar

vermiştir.

13. Başvurucu 6/12/2016 tarihinde tahliye talebinde bulunmuş,

İzmir 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 9/12/2016 tarihinde "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, dosya içeriği, mevcut delil

durumu, delillerin yeterince toplanamamış olması ve adli kontrol tedbirlerinin

yetersiz kalacağı" belirtilerek başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir.

14. Başvurucu, bu karara itiraz etmiş ancak itiraz sonucunu

beklemeden 14/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. İzmir 6. Sulh Ceza Hâkimliği 30/12/2016 tarihinde itirazın

kesin olarak reddine karar vermiştir.

16. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 4/5/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır. İddianamede, başvurucu dışında yirmi beş şüpheli hakkında da aynı

suçtan cezalandırma talebinde bulunulmuştur. FETÖ/PDY'ye

ve ByLock

programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu

yönünden yapılan değerlendirme şöyledir:

" ... özetlenen deliller çerçevesinde

şüpheliye ilişkin yapılan tespitler;

1- 1991 yılından kurumu kayyım atanan tarih

olan 2016 yılı Mart ayına kadar Zaman Gazetesinde

yöneticilik yaptığı,

2- Asya Katılım Bankası nezdinde artan oranlı

hesabının bulunduğu,

3- Çocuğunuörgütle

iltisaklı Yamanlar kolejinde okuttuğu,

4- İzmir İl Emniyet Müdürlüğü düzeyindeki

atamalara yönelik FETÖ adına müdahalelerde bulunduğu,

5- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün kendi

içerisinde yönetici ve üyelerinin gizli yapmış olduğu görüşmeleri özel

şifrelerle aktarması amacıyla kullanılmakta olduğu tespit edilen Bylock programını kullandığı,

6- FETÖ yapılanması adına Büyük Birlik Partisi

Teşkilatında üye yada yönetici olarak yer almamasına ragmen

parti üst düzey organlarında tasfiye/değişiklikler gerçekleştirdiği, BBP İl

Teşkilatına yeni yönetim olarak getirilen kişilerin kendisi tarafından belirlenenkişiler olduğu ve bu kişiler aracılığıyla parti

adına İzmir Emniyet Müdürlüğünde görevli olan ve haklarında FETÖ/PDY mensubu

olduğu hususunda Askeri Casusluk soruşturmalarında şüpheli sıfatıyla işlem yapılanve iddianame sonucu sanık sıfatıyla haklarında

kovuşturma yapılan B.T., T.A. ve E.G. isimli şahısların milletvekili adayı

olarak gösterilmesini sağladığı,

Yapılan tespitlerde şüphelinin FETÖ/PDY

Silahlı Terör Örgütü Yöneticisi Olmak eylemini gerçekleştirdiği,"

17. İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 10/5/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/83 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

18. Mahkemece 28/2/2018 tarihinde başvurucunun silahlı suç

örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" .. Bu haliyle ByLock

isimli programın sanık tarafından kullanılmış olması, örgütle iltisaklı Zaman

Gazetesinin farklı illerdeki birimlerinde resmi kayıtlara göre 1993 - 2016 tarihleri

arasında muhabir, gazeteci ve editör olarak görev yapması, FETÖ/PDY silahlı

terör örgütünün İzmir ilindeki üst düzey mensuplarına sohbet abiliği yapmış

olması, örgüt liderinin çağrısı üzerine Bank Asya'da 22.01.2014 ve 23.10.2014

tarihlerinde katılım hesapları açmış olması ve çocuğunun örgütle iltisaklı

okulda eğitim-öğretim görmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın

eyleminin mahkememizce 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince

"silahlı terör örgütüne üye olma" suçu olarak kabul edildiği, sanığın

inkara yönelik olan savunmalarına yukarıda açıklandığı üzere delillerin

mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt yaşanmadığından

itibar edilmemiştir."

19. Başvurucu verilen hükme karşı 30/2/2018 tarihinde istinaf

yoluna başvurmuştur.

20. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla İzmir

Bölge Adliye Mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri"

kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir

.

(3)

Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro

tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından

yararlanır."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar

başlıklı 153. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya

içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak

alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek

alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak

aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir..."

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt"

kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

27. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

28.

3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

29. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

30. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 15/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gözaltının Hukuki

Olmadığına ve Gözaltı Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu; suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan gözaltına alındığını, on sekiz günlük gözaltı sürecinde ifadesinin

alınması dışında bir işlem yapılmadığını, keyfî olarak uzun bir süre gözaltında

bekletildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

33. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

35. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

36. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanların maddi ve manevi her

türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta

bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı Kanun'un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden

itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B.

No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

37. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 92-100).

38. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hâl şartları

altında geçici bir süre için azami olarak otuz güne kadar uygulanan gözaltı

süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı hususunu incelemiş ve bu konuda 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37).

39. Somut olayda yakalama ve gözaltı sürecinden sonra tutuklanan

başvurucu yönünden, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ve/veya

kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığına ya da gözaltında tutulma

süresinin makul olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda

varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

40. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun gözaltında tutulmasıyla

ilgili olarak yargısal başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

B. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, herhangi bir suç işlememesine, aleyhine suçla

ilgili, kuvvetli belirtiye dayanan somut bir suçlama yapılmamasına ve tutuklama

tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar gerçekleşmemesine rağmen

tutuklanmasına karar verilerek özgürlüğünden mahrum bırakıldığını; tahliye

talepleri ile tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz olarak

reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

44. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

45. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

46. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

47. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY

üyesi olma iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl

ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 57; Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 237, 238).

48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde

yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk

Özdemir, § 58).

b. Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme yahut değiştirme, tanık, mağdur ya

da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir,

§ 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

57. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede;

başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 11, 16).

58. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

59. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

60. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan

teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§

78, 79).

61. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 26) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 21; Gülser Yıldırım (2), § 148).

62. Somut olayda İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, kaçma şüphesinin varlığına ve suçun 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 11).

63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İzmir 4. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

64. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

65. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (bkz. Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'yle bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

66. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 11) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

68. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

C. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu, gerekçesiz şekilde verilen kararlarla

tutukluluğun devam ettirildiğini ve makul sayılamayacak kadar uzun bir süredir

hürriyetinden yoksun bırakılmaya devam edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

70. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

71. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince

mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27;

Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609,

8/3/2018, §§ 27-30).

72. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 28/2/2018 tarihinde

mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

73. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun yasal veya makul süreyi

aştığı iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

74. Başvurucu; atılı suçla ilgili fiiller ile somut delillerin

kendisine gösterilmediğini, soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelere

erişiminin engellendiğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili bir şekilde

itiraz edemediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

75. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

77. Somut olayda kısıtlama kararının ne zaman kaldırıldığı belli

değil ise de 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

en geç iddianamenin kabul edildiği 10/5/2017 tarihinde kanun gereği

kısıtlamanın sona erdiği değerlendirilmiştir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

78. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren darbe teşebbüsü kapsamında bir faaliyete

katıldığı iddiasıyla hakkında yürütülen soruşturmada verilmiş olması nedeniyle

bu kararın hukuki olup olmadığının, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlama kararının ve

bu kararın uygulamasının Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecektir.

b. Genel İlkeler

79. Anayasa Mahkemesi, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre

verilen kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve özellikle

tutuklu kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiş ve anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ

ve diğerleri, §§ 168-176;Hidayet Karaca, §§ 105-107; Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 46-48; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

§§ 248-257).

80. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

hemen yazılı olarak, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak

derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar

bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve

diğerleri, § 168).

81. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde, adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun, somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

82. Özellikle üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu

menfaatini gözetmek veya adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları

yöntemleri güvence altına almak gibi amaçlarla soruşturma aşamasında bazı

delillere erişim yönünden kısıtlama getirilmesi gerekebilir. Bu nedenle

soruşturma evresinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla müdafinin

dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının demokratik toplum düzeni bakımından

gerekli olmadığı söylenemez. Ancak dosyaya erişim hakkına getirilecek

kısıtlamanın kısıtlama kararıyla ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması,

savunma hakkının yeterince kullanılmasını engelleyecek nitelikte bulunmaması

gerekmektedir (AYM, E.2014/195, K.2015/116, 23/12/2015, § 107).

83. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Anayasa'nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen bilgilerin

yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini

içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm delillerin

bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

84. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

85. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 4/5/2017 tarihli

iddianameden anlaşıldığı üzere başvurucu hakkında yürütülen soruşturma

dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek almasının

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafinin

soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.

Bununla birlikte İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

10/5/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

86. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya ilişkin olgular; temelde

başvurucunun 1991 yılından Kuruma kayyım atanma tarihi olan 2016 yılı Mart ayına kadar 668 sayılı KHK ile kapatılan Zaman

gazetesinde yöneticilik yapması, Asya Katılım Bankası nezdinde artan oranlı

hesabının bulunması ve ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasıdır. Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan

ifadesi incelendiğinde kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak

açıklamada bulunulduğu ve bu suçlamalara konu eylemlerle ilgili sorular

yöneltildiği, başvurucunun da isnat edilen eylem ve suçlamalara karşı savunma

yaptığı, savunmasında suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

87. Diğer taraftan İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgu

sırasında başvurucuya yüklenen suçun anlatıldığı ve bu sırada başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu anlaşılmıştır. Başvurucu,

suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin bilgi ve belgelerden haberdar

olduktan sonra müdafiiyle birlikte hâkim önünde

savunmasını sözlü olarak dile getirmiş; bu savunmasında da kolluktaki

anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiştir.

88. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

89. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara

karşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında birkaç

ay süren soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı nedeniyle

başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının

kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Deniz Özfırat,

B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 91).

90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

91. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapılan müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrası) yer

alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde

yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuki olmaması ve gözaltı süresinin makul

olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

15/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Vahit YAZGAN Vekili : Av. Mehmet Nur TERZİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/65902, 15 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Gözaltının Hukuki
  9. B. Tutuklamanın Hukuki
  10. C. Tutukluluğun Makul
  11. D. Soruşturma Dosyasına
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Başpınar
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/65902
Tarih
15 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Cuma Kaya ve Salih Kaya Başvurusu (B. No: 2015/5884)
  • Kulbettin Tekin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/126)
  • Ainour Chasan Oglou ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3206)
  • Nezahat Doğan ve Umut Doğan Başvurusu (B. No: 2015/19970)
  • Kemal İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/21)
  • Mehmet Takımsu Başvurusu (B. No: 2016/63712)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.