İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Dospatlı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15410)

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının;

Başvuru No2015/15410Tarih14 Kasım 2018Okuma28 dk · 5.644 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Dospatlı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/15410
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.644 kelime·28 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının;

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Emine Dospatlı ve

başvurucular Seda Dospatlı ile Hasan Dospatlı'nın murisi Talip Dospatlı

İstanbul'un Bağcılar ilçesi Mahmutbey köyünde bulunan 4.322 m2 yüz ölçümlü 1195 parsel sayılı taşınmazın

paydaşlarıdır.

9. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (Büyükşehir Belediyesi) 1195

parsel sayılı taşınmazın kısmen kamulaştırılması için 18/2/2008 tarihinde

Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil

davası açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 9/9/2008 tarihinde davanın

kabulü ile bu taşınmazın 1.861,53 m2 yüz ölçümlü

kısmının Büyükşehir Belediyesi adına tesciline karar vermiştir. Mahkeme ayrıca

1.396.147,50 TL tutarındaki kamulaştırma bedelinin taşınmaz maliklerine

ödenmesine karar vermiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay 5. Hukuk Dairesince

6/4/2009 tarihinde düzeltilerek onanmıştır. Daire, taşınmazın idare adına

tescili şeklindeki hüküm fıkrasındaki ibareleri çıkararak yerine "yol olarak tapudan terkinine"

ibarelerini eklemek suretiyle hükmü düzeltmiştir. Karar düzeltme talebinin aynı

Daire tarafından reddedildiği 15/10/2009 tarihinde hüküm kesinleşmiştir.

10.Tapu Müdürlüğünce uyuşmazlık konusu taşınmazın kamulaştırılan

1.861,53 m2 yüz ölçümlü kısmı yol olarak tapudan terkin

edilmiş, kalan kısım ise 1195/A parsel numaralı olarak başvurucular adına

tapuya tescil edilmiştir. Bu taşınmazın 29,37 m2 yüz ölçümlü kısmı ise yol olarak kullanılmaya

devam edilmiştir.

11. Başvurucular 8/4/2011 tarihinde Büyükşehir Belediyesi

aleyhine Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde, başvurucular adına

kayıtlı taşınmazın 29,37 m2 yüz ölçümlü

kısmının kamulaştırma yapılmadan yol olarak kullanıldığından yakınılmıştır.

12. Davalı Büyükşehir Belediyesi yargılama aşamasındaki

beyanlarında; el atılan taşınmazın ana arter statüsünden çıkarıldığını,

taşınmazın Bağcılar Belediyesinin sorumluluk alanında ara arter niteliğinde

bulunduğunu, bu nedenle Büyükşehir Belediyesi aleyhine açılan davanın pasif

husumet nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.

13. Mahkeme, dava konusu taşınmazın ana arter statüsünden

çıkarılıp ara arter statüsüne alınmış olması nedeniyle Bağcılar Belediye

Başkanlığının da davaya dâhil edilerek yargılamaya devam edilmesine karar

vermiştir. Bağcılar Belediye Başkanlığı da yargılama aşamasındaki beyanlarında;

talep edilen tazminat bedelinin fahiş olduğunu, bu nedenle yasal dayanağı

bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

14. Taşınmazın değerinin tespiti amacıyla taşınmaz başında iki

ayrı tarihte keşif yapılmıştır. Yapılan keşifler sonucu düzenlenen ilk

Bilirkişi Kurulu raporunda; emsal satış karşılaştırması yöntemine göre el

atılan taşınmaz bölümünün dava tarihi olan 8/4/2011 tarihindeki değerinin Talip

Dospatlı'nın payı yönünden 26.436 TL, Emine Dospatlı'nın payı yönünden ise 8.808 TL olduğu

bildirilmiştir. 16/9/2012 tarihli ikinci Bilirkişi Kurulu raporunda da

kamulaştırma bedelinin aynı hesaplandığı görülmektedir. Ancak ikinci Bilirkişi

Kurulundan ek bir rapor daha alınmış ve bu ek raporda değerlendirme tarihi

18/2/2008 olarak esas alınmıştır. Buna göre ek raporda, dava tarihinden önceki

bir tarih olan 18/2/2008 tarihine göre kamulaştırma bedelinin yine emsal

karşılaştırma yöntemi çerçevesinde Talip Dospatlı'nın

payı yönünden 16.522,50 TL, Emine Dospatlı'nın payı

yönünden ise 5.505 TL olduğu belirtilmiştir.

15. Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 19/12/2013 tarihinde;

davalı Bağcılar Belediyesi yönünden açılan davanın kabulüne, diğer davalı

Büyükşehir Belediyesi yönünden açılan davanın ise husumet yönünden reddine

karar vermiştir. Mahkeme buna göre el atılan taşınmaz yönünden son alınan ek

Bilirkişi Kurulu raporunu esas alarak Talip Dospatlı'ya

16.522,50 TL, Emine Dospatlı'ya ise 5.505 TL

tutarında tazminatın Bağcılar Belediyesi tarafından ödenmesine karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca kadastro uzmanı teknik bilirkişinin raporunda (A) harfi ile

gösterilen 29,37 m2 yüz ölçümlü kısmın tapu kaydının iptali ile

yol olarak terkinine karar vermiştir.

16. Karar, başvurucular ve davalı Bağcılar Belediyesi tarafından

temyiz edilmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 9/6/2014 tarihinde hükmün

bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının gerekçesinde, kamulaştırmasız el

atma davalarında da 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun

bedel tespitine esas 15. maddesinin son fıkrasının kıyasen uygulanacağı

belirtilmiştir. Daireye göre ilk derece mahkemesince el atma davalarında da

değerlendirmenin dava tarihine göre yapılması ve bu doğrultuda taşınmazın

değerini dava tarihine göre belirleyen usul ve yasaya uygun bilirkişi

raporlarının hükme esas alınması gerekirken taşınmazın değerini 18/2/2008

tarihine göre belirleyen bilirkişi ek raporunun hükme esas alınması suretiyle

kamulaştırma bedeli eksik hesaplanmıştır.

17. Anılan Daire kararına karşı bu defa davalı Bağcılar

Belediyesi tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuştur. Yapılan

değerlendirme sonucu Daire 15/6/2015 tarihli onama kararını düzelterek daha

önceki bozma kararını kaldırmıştır. Daire, Anayasa Mahkemesinin kamulaştırma

davalarında harca ilişkin iptal kararına atıfla nispi harca karar verilmesi

gerektiğini belirterek bu yönden hükmü düzeltmek suretiyle onamıştır. Karar

düzeltme kararında ayrıca kamulaştırma bedelinin dava tarihine göre belirlenmiş

olduğu özellikle belirtilerek temyiz edilen hükmün bu yönüyle kanuna uygun

görüldüğü belirtilmiştir.

18. Nihai karar 11/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucular

10/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

19. 2942 sayılı Kanun'un ''Kamulaştırma

bedelinin tespiti esasları'' kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"(Değişik:

24/4/2001 - 4650/6 md.)

15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi

kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme

heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra

taşınmaz mal veya kaynağın;

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c) Kıymetini ektileyebilecek

bütün nitelik ve unsarlarını ve her unsurun ayrı ayrı

değerini,

d) Varsa vergi beyanını,

e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın (…)

mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net

gelirini,

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…) resmi birim fiyatları ve

yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) (Değişik: 19/4/2018-7139/27 md.) Bu fıkrada belirtilen unsurlara göre tespit edilen

arazi bedelinin yarısını geçmemek ve her bir ölçünün etkisi açıklanmak kaydıyla

bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme

standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak

taşınmaz malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı

gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile

ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,

bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet

düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma

bedelidir."

20. 2942 sayılı Kanun'un ''Bilirkişiler''

kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun uyarınca mahkemelerce

görevlendirilen bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından

hazırlanan listelerden seçilir ve bunlar hakkında Bilirkişilik Kanunu ve

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili maddeleri

uygulanır.

Kamulaştırmaya konu olan yerin cins ve

niteliğine göre en az üç kişilik bilirkişi kurulunun oluşturulması zorunludur.

Bilirkişilerden birinin taşınmaz geliştirme konusunda yüksek lisans veya

doktora yapmış uzmanlar ya da 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası

Kanununa göre yetkilendirilen gayrimenkul değerleme uzmanları arasından

seçilmesi zorunludur. Gayrimenkul değerleme uzmanları bakımından, bilirkişiliğe

kabul için aranan temel eğitim alma ve fiilen beş yıl görev yapma şartları;

yüksek lisans veya doktora yapmış uzmanlar bakımından ise fiilen beş yıl görev

yapma şartı aranmaz ve bu uzmanlar kayıtlı oldukları bilirkişilik bölge

kurulunun yargı çevresiyle sınırlı olmaksızın görevlendirilir.

Bilirkişilerin uzmanlık alanları,

kamulaştırılacak taşınmazın niteliği göz önüne alınarak belirlenir.

Bilirkişi kurulu, taşınmaz malın değerini 11

inci ve 12 nci maddelerde

yer alan hükümlere göre tayin ve takdir ederek gerekçeli raporunu on beş gün

içinde mahkemeye verir.

Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idare

tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur."

2. Yargısal Kararlar

21. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28/3/2018 tarihli ve

E.2017/36337, K.2018/5705 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Dava, kamulaştırmasız el atma

nedeniyle; el atılan taşınmazlarda meydana gelen zarar bedeli ve ecrimisil bedeli istemine ilişkindir.

...

Mahallinde

yapılan keşif sonucu dava konusu Yedigöze Köyü125

ada29 ve 95 parsel sayılı taşınmazlara dava tarihindeki değerilerinin

biçilmesinde ve alınan rapor uyarınca bedellerinin tahsiline karar verilmesinde

bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

...

2-Dava konusu

taşınmazın değeri dava tarihine göre belirlendiğinden, hüküm altına alınan

alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğinin

düşünülmemesi,

...

Hükmün

böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz edenlerden peşin alınan temyiz

harçlarının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine,28/03/2018 gününde oybirliğiyle karar

verildi."

22. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20/2/2018 tarihli ve

E.2017/24649, K.2018/2238 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, kamulaştırmasız el atılan

taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

...

Taraf

vekillerinin aşağıda belirtilen husus haricindeki sair temyiz itirazları bozma

ile kesinleşen yönlere ilişkindir. Ancak;

1)Değerlendirme

dava tarihine göre yapıldığından, hükmedilen bedelin tamamına dava tarihinden

faiz yürütülmesi gerekirken, ıslah edilen bölüme ıslah tarihinden faize

hükmedilmesi,

...

Hükmün

böylece düzeltilerek onanmasına ... karar verildi."

B. Uluslararası Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kamulaştırmasız el

atmanın hukukilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını

çeşitli kararlarında kabul etmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 14556/89,

24/6/1993; Guisso-Gallisay/İtalya [BD], B. No: 58858/00, 22/12/2009; Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05, 27/5/2010).

25. Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararına konu

olayda başvurucunun taşınmazına donanma tarafından askerî bir üs yapılmak üzere

kamulaştırma yapılmadan el atılmıştır. Başvurucunun mülkünün iadesi için açtığı

dava ise kabul edilmiştir. AİHM, kamulaştırmasız el atmaya ilişkin süreçte

giderimin sağlanmasına yönelik yeterli güvencelerin mevcut olmadığına işaret

ederek müdahalenin başvurucuların fiilî olarak mülklerinden yoksun bırakılması

gibi ağır bir sonuca yol açtığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

karar vermiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 37-46). Adil

tazmin yönünden ise AİHM, restitutio in integrum

ilkesinin gereği olarak taraf devletin taşınmazı aynen iade etmesine veya

güncel değerinin ödenmesine karar vermiştir. AİHM, davalı devletin

başvurucuların taşınmazının otoriteler tarafından gasp edilmesi olarak nitelediği yirmi beş yıl süren

kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan fiilî zararlar ile mülkten

yararlanamama dolayısıyla oluşan kayıplar için arazinin güncel değerine ek

olarak yetkililer tarafından inşa edilen binadan kaynaklı değer artışının da

başvuruculara ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 34-40).

26. Guisso-Gallisay/İtalya kararına konu olayda ise İtalyan

hukukunda olağan usulün dışında farklı bir usulün uygulanarak idare tarafından

başvurucunun taşınmazına el atılması söz konusudur. Başvurucunun açtığı davada

başvurucu yararına tazminata hükmedilerek taşınmazına olağan usul uygulanmadan

el atıldığını ve açtığı davada derece mahkemelerinin nihai kararı ile birlikte

mülkünden yoksun bırakıldığını belirtmiştir. AİHM kararını sadece tam tazminat

ödenmemesine dayandırmanın uygun olmadığını vurgulamıştır. AİHM, İtalya'da

uygulanan ve el atmaya yol açan söz konusu usulün öngörülebilir olmadığını ve

mülkiyet hakkının korunması bakımından yeterli güvenceler içermediğini

belirtmiştir. AİHM'e göre bu usulün uygulanması kamu

makamlarına olağan kamulaştırma usulünü göz ardı etme imkânı tanımakta olup bu

durum ise mülk sahipleri yönünden öngörülemez veya keyfî sonuçlara yol

açmaktadır. Her durumda bu usulün benimsenmesinin hukuka aykırı olan fiilî bir

durumun onaylanması anlamına geldiği özellikle vurgulanmıştır. AİHM bu

sebeplerle uygulanan söz konusu mekanizmanın yeterli derecede hukuki belirlilik

sağlayamadığına işaret etmiştir. AİHM sonuç olarak hukuka dayalı olmadığından

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 82-97).

27. Adil tazmin yönünden ise başvurunun Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararından

ayrılan yönlerine değinmiştir. Buna göre ilk olarak söz konusu başvurudan

farklı olarak başvurucu yararına tazminata hükmedildiği, ayrıca ilk karara konu

olaydan farklı olarak bildirilmiş bir kamu yararına dayalı belirli bir usulün

söz konusu olduğu belirtilmiştir. Buna göre mülkten yoksun bırakma tarihi

itibarıyla taşınmazın rayiç değerinin ve bu değerde oluşan değer kaybının

giderilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 102-107).

28. Sarıca ve Dilaver/Türkiye

kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarına askerî eğitim sahası olarak

kamulaştırma yapılmaksızın el atılmıştır. Başvurucuların miras bırakanı

tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davası kabul edilmiş ve başvurucular

yararına tazminata hükmedilerek taşınmaz idare adına tescil edilmiştir. AİHM,

derece mahkemelerinin tescil kararıyla birlikte mülkten yoksun bırakmanın

gerçekleştiğini belirtmiştir. AİHM öncelikle kamulaştırmasız el atma

uygulamasının taşınmazların maliki olarak kalan başvurucuları herhangi bir kamu

yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda

bıraktığını vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda derece mahkemelerince

kamulaştırmasız el atmanın tespit edilmesinin her durumda idare tarafından

oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumun hukuki olarak kabul edilmesine ve

idarenin kanuna aykırı davranışından fayda sağlamasına imkân tanıdığını

açıklamıştır. Buna göre kamulaştırmasız el atma uygulaması, idareye bir

taşınmazı kullanma ve taşınmazın malikine önceden ödeme yapmadan devretme

imkânı sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak tazminat davası açması gereken ve bu

sebeple haklarını ileri sürmek için yargılama masraflarından yükümlü olan ise

başvuruculardır. Hâlbuki olağan kamulaştırmada süreç, satın alma usulünün

başarısız olması durumunda ilke olarak yargılama masraflarından yükümlü olması

gereken ve kamulaştırmayı yapan idare tarafından başlatılmaktadır (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, §§ 38-44).

29. AİHM yukarıda belirtilenler ışığında, idareye resmî

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulamanın

başvurucular yönünden öngörülemez ve keyfî sonuçlara yol açtığını belirtmiştir.

AİHM'e göre söz konusu uygulama, yeterli derecede

hukuki güvence sağlaması gereken ve yöntemince gerçekleştirilecek bir

kamulaştırmanın alternatifini oluşturamaz. AİHM, somut olayda idarenin

başvuranların taşınmazlarını resmî kamulaştırma kurallarına aykırı olarak ve

kamulaştırma tazminatı ödemeden sahiplendiğini tespit etmiştir. AİHM bu

bağlamda özellikle Türk hukukunda derece mahkemelerinin idarenin kamu yararı

amacıyla kullandığı gerekçesine dayalı olarak başvurucuların taşınmazlarından

yoksun kaldıklarına hükmetmek suretiyle kamulaştırmasız el atma uygulamasını

benimsediği eleştirisinde bulunmuştur. AİHM sonuç olarak Anayasa'nın 46.

maddesinde öngörülen en yüksek gecikme faizi uygulamasının somut olayda

uygulanmadığını da belirterek kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması

yoluyla yapılan müdahalenin mülkiyet hakkını kanunilik boyutu yönünden ihlal

teşkil ettiği sonucuna varmıştır (Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, §§ 45-52).

30. AİHM, ihlalin sonuçlarının giderilmesi çerçevesinde

Sözleşme'nin 46. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirmede benzer ihlallere

yol açılmaması için şu tedbirlerin uygulanması gerektiğine karar vermiştir:

i. İlk ve en önemli gereklilik, taşınmazların idare tarafından

başından beri veya başlangıçta izin verilmiş olsa da sonradan hukuka aykırı

olarak yapılan el atmaların önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerin

alınmasıdır.

ii. Bu bağlamda taşınmazların kullanılması, ancak kamulaştırma

kararlarının ve projesinin hukuk kurallarına uygun olarak alınması suretiyle

haklı kılındığında ve ilgililere vakit kaybetmeden yeterli bir tazminat

ödenmesini güvence altına alacak bir bütçe sağlandığında mülkiyetin

korunmasının gerekliliklerine uygun olur.

iii. Bunlara ek olarak taraf devletin kamulaştırma kurallarına

aykırı uygulamalara yol açılmaması için caydırıcı tedbirler alması ve bu

uygulamaları yapanlara yaptırım uygulaması gerektiğini belirtmiştir.

31. Halil Göçmen/Türkiye

(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararına konu olayda başvurucunun taşınmazı ile

ilgili olarak üniversite için kamulaştırma kararı alınmış ancak kamulaştırma

kararı tebliğ edilmeden taşınmaza idare tarafından el atılmıştır. Başvurucunun

açtığı tazminat davası kabul edilmiştir. AİHM, idarenin kamulaştırmayı

düzenleyen kuralları dikkate almayarak başvurucunun taşınmazına el atılması

nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuki dayanağının bulunmadığı

kanaatine ulaşmış ayrıca tazminata ilişkin yargılama sürecinde usule ilişkin

gerekli güvencelerin de sağlanmadığını belirterek ihlal sonucuna varmıştır (Halil Göçmen/Türkiye §§ 23-43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

35. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği yahut hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-35).

36.Ferat Yüksel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı, tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün

olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel

olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel,

§§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta

ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

37. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

39. Başvurucular, kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminata

ilişkin davada hükmedilen faizin başlangıç tarihi de dikkate alındığında

taşınmazın değerinin dava tarihi olan 8/4/2011 tarihi değil de dava tarihinden

üç sene öncesine tekabül eden 18/2/2008 tarihi üzerinden belirlenmiş olmasından

yakınmaktadırlar. Başvurucular, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin düzelterek onama

kararı ile taşınmazın değerinin dava tarihi itibarı ile hesaplanması

gerektiğini belirtir daha önceki bozma kararının kaldırıldığını ve bu durumun

kendilerini mağdur ettiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, Yargıtay Dairesinin

düzelterek onama kararında yer alan "Mahallinde

yapılan keşif sonucu taşınmazın dava tarihindeki değerinin biçilmesinde ve

alınan rapor uyarınca bedelinin tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik

görülmemiştir." ibaresinin Dairenin kararı ile çeliştiğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular sonuç olarak ödenen tutarın taşınmazın gerçek

bedelini yansıtmaktan uzak olduğunu belirterek eşitlik ilkesi, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

40. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

41. Anayasa'nın

"Kamulaştırma" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu

yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,

özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla

gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme

süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan

doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetleri kamulaştırmasız

el atmaya ilişkin olduğundan makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası

dışındaki iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Başvurucuların kamulaştırmasız el atma bedelinin tespitine

ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

44. Başvuru konusu olayda ilgili taşınmaz, başvurucular adına

tapuda kayıtlı olduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

45. Somut olayda başvuruculara ait taşınmazın 1.861,53 m2 yüz ölçümlük kısmı usulüne

uygun olarak kamulaştırılmış ancak bu taşınmazın 29,37 m2 yüz ölçümlük kısmına

ise kamulaştırma yapılmadan yol olarak kullanılmak suretiyle idare tarafından

el atılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci

kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

47. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

(1) Genel

İlkeler

48. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının

bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet

alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya

zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu

durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerek

yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §

11).

49. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına

getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen

kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye bir

aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa'da özel mülkiyetin kamuya

geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir

taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu

yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir

(AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).

50. Anayasa Mahkemesi, daha önce hem norm denetimi hem de

bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında kamulaştırmasız el

atma yoluyla yapılan müdahalelerin kanuni bir dayanağı bulunmadığından dolayı

mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiştir.

51. Kamulaştırmasız olarak el atılan taşınmazlarla ilgili olarak

maliklerin dava açma hakkını yirmi yıllık hak düşürücü süreye bağlayan 2942

sayılı Kanun'un 38. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu kararda

idarenin kendisine Anayasa tarafından tanınan imkân ve yetkileri kanuna uygun

bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı

davranamayacağı belirtilmiştir. Kararda, Anayasa'nın sınırlarını belirleyerek

izin verdiği kamulaştırma yöntemini kullanmadan yapılan el atmaların anayasal

dayanağının olmadığı vurgulanmış ve yirmi yıllık hak düşürücü sürenin

geçmesiyle taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesinin mülkiyet

hakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu

belirtilmiştir (AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003).

52. Diğer taraftan 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin

4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el atma işlemlerine ilişkin olarak

on beş yıl süreyle uygulanmasına ilişkin 25/2/2011 tarihli ve 27857 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan 13/2/2011 tarihli ve 6111

sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi de Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Kararda özellikle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 46. Maddesinde ve 2942

sayılı Kanun'da öngörülen güvencelerden daha aleyhe kurallar içerdiği

vurgulanmıştır. Buna göre idarelerin kamulaştırma yapmak yerine hukuka aykırı

olarak el atmak suretiyle taşınmazları elde edebilmesine imkân tanınmasının

devletin hukuka bağlılığı ilkesini zedeleyeceği gibi bireyler açısından hukuki

güvenlik ve öngörülebilirliği de ortadan kaldıracağı vurgulanmıştır. Sonuç

olarak bir hukuk devletinde kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik

etmesinin kabul edilemeyeceği ifade edilerek itiraz konusu kuralın Anayasa'nın

2., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğundan iptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır

(AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

53. Bireysel başvuru kapsamında da kamulaştırmasız el atma

suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler ilk defa Celalettin Aşçıoğlu (B. No: 2013/1436,

6/3/2014) kararında ele alınmıştır. Bu başvuruya konu olayda başvurucunun

açtığı maddi tazminat davası derece mahkemelerince kabul edilmiştir. Anayasa

Mahkemesi; Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerinin taşınmaz mülkiyetine son verecek

müdahalelerin kanuna dayalı olmasını zorunlu tuttuğunu, zira bunun hukuk

devletinin gereği olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa’nın 46. maddesi

hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak

suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve

kanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını

Anayasa ve kanunlardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir

uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı

hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırma

kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz

sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riski taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, § 58). Kararda

giderim yönünden ise Anayasa Mahkemesince ihlalin tespitine karar verilmiş

olduğu ve derece mahkemelerince başvurucuya faiziyle birlikte kamulaştırma

bedelinin ödenmesine karar verildiği gerekçesiyle ayrıca bir tazminat

ödenmesine yer olmadığı belirtilmiştir (Celalettin

Aşçıoğlu, § 69).

54. Benzer şekilde İbrahim Oğuz

ve diğerleri (B. No: 2013/5926, 6/10/2015) kararında da Anayasa

Mahkemesi kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İbrahim

Oğuz ve diğerleri,§§

56-89). Kararda maddi tazminat yönünden derece mahkemelerince hükmedilen

tazminat yeterli görülmüş ve ihlalin tespiti ile yetinilmiştir (İbrahim Oğuz ve diğerleri, §§ 106,107).

55. Diğer taraftan Mustafa

Asiler (B. No: 2013/3578, 25/2/2015) ile Funda İnciler ve diğerleri (B. No: 2014/2582, 14/9/2017)

kararlarında da kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Mustafa Asiler, §§ 26-46; Funda İnciler ve diğerleri, §§ 26-32).

İhlalin sonuçlarının giderimi yönünden ise derece mahkemelerince hükmedilen

maddi tazminat miktarları yeterli görülmüş ve başvuruculara ayrıca manevi

tazminat ödenmesine karar verilmiştir (Mustafa

Asiler, §§ 64, 65; Funda İnciler

ve diğerleri, §§ 52, 53).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

56. Somut olayda idare, ilgili yargılama sürecinden de

anlaşılacağı üzere başvurucunun taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atmıştır.

Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılı Kanun'da

belirlenmiş usul takip edilmeden başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmaza

kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı kararıyla da sabittir.

57. Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma ve

kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Öte

yandan bu müdahale mülk sahibini çok önemli anayasal güvencelerden yoksun

bırakmaktadır. İlk olarak Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında

kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığı üzerinden peşin olarak

ödeneceği hüküm altına alınmış olduğu hâlde kamulaştırmasız el atma yoluyla

peşin ödeme şartı yerine getirilmemiş olmaktadır. Buna göre ancak

başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda taşınmazın gerçek karşılığının

maddi tazminat olarak ödenmesine karar verilmekte olup bu dava sonunda da peşin

ödeme yapılmadan el atılan taşınmaz idare adına tescil edilmektedir. Hâlbuki

olağan kamulaştırma usulünde ise kamulaştırmaya başlanırken ödenek temin

edilmekte ve dava sonunda kamulaştırma bedelinin mülk sahibine ödenmek üzere

depo edilmesi hâlinde taşınmazın idare adına tesciline karar verilmektedir.

Böylelikle kamulaştırmasız el atma uygulaması taşınmazın bedelinin gerçek

karşılığı peşin olarak ödenmeden mülkiyetin idareye geçmesine yol açmaktadır.

Bunun Anayasa'nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olduğu

açıktır.

58. Üstelik taşınmazın bedelinin peşin olarak ödenmemesi yargı

kararlarının icrası bağlamında yeni sorunlara da yol açmaktadır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım (B. No: 2013/711, 3/4/2014) kararında kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davasında hükmedilen alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar vermiştir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75). Anayasa Mahkemesi, bu

başvurudan sonra aynı gerekçeyle on dokuz ayrı başvuruda daha kamulaştırmasız

el atma davasında yargı kararına dayalı alacağın ödenmemesi sebebiyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Halil

Afşin ve diğerleri, B. No: 2013/4824, 25/2/2015; Nurdan Erkan ve diğerleri, B. No:

2014/311, 14/9/2017 ve benzeri kararlar).Buna göre

kamulaştırma bedelinin peşin olarak ödenmesinin mülkiyet hakkı yönünden son

derece önemli bir anayasal güvence olduğu ortadadır.

59. Öte yandan kamulaştırma işleminin temel dayanağı Anayasa'nın

13., 35. ve 46. maddelerine göre kamu yararı olup idarelerce verilen

kamulaştırma işlemi ile dayanağı kamu yararı kararının yargı denetimine tabi

olması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun'un 14. maddesinde mülk

sahiplerince kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası

açılabileceği düzenlenmiştir. Ancak kamulaştırmasız el atma usulünde ise mülk

sahiplerinin kamulaştırma işlemine ve dayandığı kamu yararı kararına karşı

idari dava açabilme imkânı ortadan kaldırılmaktadır.

60. Ayrıca 2942 sayılı Kanun'a göre kamulaştırma kararı

verilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit

ettirilmesi, uyuşmazlık hâlinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini

istemesi gerekmektedir. Kamulaştırmasız el atma yönünden ise uzlaşma ve dava yoluna

başvurma külfeti de maliklere yüklenmiştir. Son olarak kamu yararının

gerektirdiği durumlarda idarelerce ivedi olarak taşınmaz ihtiyacının bulunduğu

durumlar yönünden 2942 sayılı Kanun'da acele el koyma usulünün mevcut olduğu da

gözetilmelidir. Diğer bir deyişle idarenin kamu yararı gereği taşınmaza ihtiyaç

duyması hâlinde olağan kamulaştırma usulüne, acele durumlarda da anılan

Kanun'da öngörülen el koyma usulüne başvurması mümkün iken kamulaştırmasız el

atma yolunu tercih etmesi meşru görülemez.

61. Sonuç olarak kamulaştırmasız el atma, idare tarafından

Anayasa'ya ve kanuna aykırı olarak oluşturulmuş bir durumun hukuki olarak kabul

edilmesine ve idareye kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya

yol açmaktadır. İdareye anayasal güvencelere aykırı olarak kamulaştırmaya

ilişkin önceden belirli kuralların ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir

uygulama ise mülkiyet hakkının korunması yönünden öngörülemez ve keyfî

durumlara yol açmaktadır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerinde öngörülen hukuki

güvenceleri içermediği açık olan söz konusu uygulamanın kamulaştırma usulünün

bir alternatifi olarak görülmemesi gerekmektedir.

62. Somut olayda da anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir

durum bulunmamaktadır. Bu durumda başvurucuların söz konusu taşınmazına yapılan

kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı

Kanun'da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuna dayalı olmadığı sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların taşınmazına idarece

kamulaştırmasız el atılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

66. Başvuruda öncelikle başvurucuların ihlal sebebiyle uğradığı

maddi zararlarının giderilip giderilmediği belirlenmelidir. Somut olayda

başvurucuların açtığı davada el atılan taşınmaz bölümü yönünden yol olarak

terkinine karar veren derece mahkemelerince başvurucular yararına maddi

tazminata hükmedilmiştir. Başvurucular hükmedilen maddi tazminat tutarının

yeterli olmadığından yakınmaktadır. Başvurucular bu iddiasını esas itibarıyla

kamulaştırma bedelinin dava tarihine değil önceki bir tarihe göre belirlenmiş

olmasına dayandırmaktadır.

67. Somut olayda derece mahkemelerince netice olarak dava

tarihinden yaklaşık üç yıl önceki bir tarih esas alınarak hesaplanan

kamulaştırma bedelinin tazminat olarak ödenmesine karar verilmiştir. Hâlbuki

yargılama süreci incelendiğinde Yargıtay bozma kararında, kamulaştırma

davalarında olduğu gibi dava tarihine göre kamulaştırma bedelinin hesaplanması

gerektiği belirtilmiştir. Buna rağmen karar düzeltme aşamasında konu ile ilgili

bir gerekçe de gösterilmeden bozma kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesinin

hükmü düzeltilerek onanmıştır. Üstelik Yargıtay Dairesi karar düzeltme

kararında, ilk derece mahkemesinin dava tarihini değerlendirme tarihi olarak

esas alan rapora göre karar verdiğini belirtmiştir. Ancak ilk derece

mahkemesinin kararında dava tarihinden önceki bir tarihi dikkate alan ek

bilirkişi kurulu raporunun esas alındığı açıkça görülmektedir.

68. Sonuç olarak kamulaştırmasız el atmanın derece

mahkemelerince tespit edildiği hâlde kamulaştırma davalarında uygulanan dava

tarihine göre kamulaştırma bedelinin ödenmesi şeklindeki güvencenin daha ağır

bir müdahale olan kamulaştırmasız el atma yönünden uygulanmaması ihlalin

sonuçlarının giderilmemesine yol açmıştır. Kaldı ki mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının giderilmesi ancak Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine göre

taşınmazın gerçek rayiç değerinin ödenmesiyle mümkün olur ki bunun ise ancak

dava tarihine göre hesaplanacak kamulaştırma bedelinin değer kaybına

uğratılmadan ödenmesiyle mümkün olacağı kuşkusuzdur.

69. Dolayısıyla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Başvurucuların mülkiyet haklarının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy

8. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2011/183) gönderilmesine karar verilmesi

gerekir. Yapılacak yeniden yargılamada mahkemenin öncelikle ihlale yol açan

tazminata ilişkin ilk kararını ortadan kaldırması, ardından da başvurucuların

mülkiyet haklarının ihlalinin sonuçlarının maddi tazminat yönünden giderimi

için belirtilen esaslara göre yani dava tarihi itibarıyla al atılan taşınmaz

bölümünün rayiç değeri üzerinden tazminat ödenmesine karar vermesi gerekir.

Buna göre hesaplanacak tazminat miktarının ne olacağı ve bunun denetimi hususu

ise kural olarak derece mahkemelerinin takdirindedir.

70. Başvurucuların manevi tazminat talepleri bulunmayıp maddi

tazminat talebi yönünden ise yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi yeterli

bir giderim oluşturduğundan dolayı başvurucuların tazminat isteminin reddi

gerekir.

71. Öte yandan kamulaştırmasız el atma uygulaması Anayasa'nın

13. ve 35. maddeleri yanında doğrudan 46. maddesine aykırı olarak mülkiyet

hakkının ihlaline yol açan çok önemli bir sorundur. Bununla birlikte 5/1/1961

tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen

Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun'un 1. maddesi

ile 9/10/1956 tarihine kadar; 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi ile de

9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atma uygulamalarının

tasfiyesi amacıyla düzenlemeler yapılmıştır. Buna rağmen 4/11/1983 tarihi

sonrasında da idarelerce kamulaştırmasız el atma uygulamasına başvurulduğu

gözlemlenmektedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi temel bir hak olarak güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet veren kamulaştırmasız el

atma uygulamasının ülkemizde yapısal bir sorun teşkil ettiğine dikkati

çekmektedir.

72. Buna karşın derece mahkemelerince yalnızca kamulaştırma

bedelinden ibaret olan maddi tazminata hükmedilmesi ve manevi tazminat gibi

başka yaptırımların uygulanmaması idarelerin olağan kamulaştırma usulüne

başvurmak yerine kamulaştırmasız el atma uygulamasını tercih etmesine yol

açmaktadır. Hâlbuki kanuni bir dayanağı bulunmayan kamulaştırmasız el atma

uygulaması Anayasa'nın öngördüğü mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerini de içermediğinden dolayı olağan kamulaştırma usulünün bir

alternatifi olamaz. Nitekim 1/3/2014 tarihli ve 28928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'na ekli Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı'nda da

idarelerin kamulaştırmasız el atma yoluna başvurmalarının önlenmesi için

gerekli düzenlemelerin yapılması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi

kamulaştırmasız el atma uygulamasına son verilmesi bakımından öngörülen bu

tedbirlerin ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin önemine vurgu yapmaktadır.

73. Sonuç olarak başvurucuların maddi zararları giderilmiş olsa

dahi Anayasa'nın doğrudan sözüne aykırı olduğu ve kanuna dayalı olmadığı tespit

edilen kamulaştırmasız el atma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

yukarıda değinildiği üzere yapısal bir sorun teşkil ettiği dikkate alınmalıdır.

Buna göre Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline yol

açıldığının bilinerek idari anlamda gerekli tedbirlerin alınması ve benzeri

nitelikte yeni ihlallere yol açılmaması için kararın bir örneğinin taşınmaza el

atan sorumlu idare olan İstanbul Büyükşehir Belediyesine de gönderilmesi

gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2011/183) GÖNDERİLMESİNE,

D. Kararın bir örneğinin İstanbul Büyükşehir Belediyesine

GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucular

:

1. Emine

DOSPATLI

2. Hasan

DOSPATLI

3. Selda

DOSPATLI

Vekili

:

Av. Yıldıray

ARICI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/15410, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence
  15. D. Kararın bir örneğinin İstanbul Büyükşehir Belediyesine
  16. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  17. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. M. Emin
  21. Şahiner
  22. Dospatlı
  23. Dospatlı
  24. Dospatlı
  25. Arıcı
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/15410
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/4085)
  • Ayşenur Parıldak Başvurusu (B. No: 2017/15375)
  • Abdullah Ay Başvurusu (B. No: 2015/17110)
  • Bayram Kaya Başvurusu (B. No: 2017/26981)
  • Sahra Bayraktar Başvurusu (B. No: 2015/9211)
  • Kenan Baş Başvurusu (B. No: 2017/17411)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.