İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2012/727 Tarih:

Beyazıt Karataş Başvurusu (B. No: 2012/727)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

BEYAZIT KARATAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/727)

Karar Tarihi: 2/10/2013

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde başvuru tarihi itibariyle yaklaşık 14

aydır tutuklu olduğunu ve 16 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil

yargılanmadığını belirterek anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 20/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde tespit edilen eksiklikler

giderildikten sonra Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 27/5/2010 tarihinde ifadesi alındıktan sonra serbest

bırakılmıştır.

6. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 16/6/2011 tarihli iddianameyle

başvurucunun da aralarında bulunduğu toplam 28 şüpheli hakkında

cezalandırılmaları talebiyle dava açmıştır. İddianamede başvurucu, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya

vazife görmekten men etmeye teşebbüs” etmekle suçlanmıştır.

7. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 28/6/2011 tarihinde iddianamenin kabulüne

karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun tutuklanmasına da karar vermiş ve

bu amaçla yakalama kararı çıkarılmıştır.

8. Yakalama kararı ve daha

sonra 3/10/2011 tarihli duruşmada verilen tutuklama

kararlarına yapılan itirazlar reddedilmiştir.

9. Başvurucu yargılama

sürecinde yargılamayı gerçekleştiren 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutukluluğun

devamına ilişkin kararlarına itiraz etmiştir. İtiraz mercii 3/11/2011,

23/12/2011, 5/3/2012, 2/4/2012, 24/4/2012, 10/7/2012, 2/8/2012 ve 10/9/2012

tarihinde vermiş olduğu kararlarla itirazları reddetmiştir.

10. Davaya bakan Mahkeme 21/9/2012 tarihinde açıkladığı kararda, başvurucunun müsnet suçtan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve

61. maddeleri gereğince 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

11. Hükümle birlikte verilen

tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvurucu 25/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş, incelemeyi yapan İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesi 23/10/2012 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar

başvurucuya 16/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu hakkında görülen

dava başvuru tarihi itibariyle temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

13. İsnat olunan suçun işlendiği

tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarih ve 765

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

14. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 260. maddeleri şöyledir;

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece

adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla

olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,

mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza

mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı

çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde

bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı

kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun

yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

20/11/2012 tarih ve 2012/727 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu;

i. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde sahte dijital

delillere dayanılarak tutuklandığını, klişe gerekçelerle tutukluluğun

sürdürüldüğünü, itiraz incelemelerinin savcılık görüşü kendilerine tebliğ

edilmeden dosya üzerinden yapıldığını, 16 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği

davada adil yargılanmadığını, bu nedenlerle Anayasa’nın 19.,

36. ve 38. maddeleriyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5., 6. ve 13.

maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

ii. Tutuklulukta geçen süre ile temyiz süreci de nazara alınarak

tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

18. Anayasa’nın

148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabileceği hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olmasının şart olduğu, dördüncü fıkrasında ise bireysel başvuruda

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı

belirtilmiştir.

1. Tutukluluğa

İlişkin Şikâyetler

19.

Başvurucu, hakkında kuvvetli suç şüphesi olmadığı halde tutuklandığından ve

tutukluluğun klişe gerekçelerle sürdürüldüğünden şikâyet etmiştir.

20. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, § 14, 12/2/2013).

22. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

23. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise

bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu

tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel

başvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

31).

24. Ne var ki başvurunun kabul

edilebilir bulunabilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem

veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel

kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür.

25.

Başvuru ve eklerine göre somut olayda başvurucunun 28/6/2011

tarihli yakalama kararına istinaden daha sonraki bir tarihte tutuklandığı ve

tutukluluğun 21 Eylül 2012 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

Başvurucu yargılama sürecinde tutukluluğun devamına ilişkin kararlara itiraz

etmiş, fakat itirazlar mercii tarafından reddedilmiştir (§ 9) Buna göre

tutuklulukla ilgili şikâyetlerin bir bütün olarak başvurucu hakkında hüküm

verilmeden önceki döneme ait kesinleşmiş kararlara ilişkin olduğu açıktır.

26. 21/9/2012

tarihinde Mahkeme davanın esasını karara bağlayarak başvurucunun 16 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

Başvurucu, kararın tutukluluğun devamına ilişkin kısmına 24/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş ise de itirazı mercii tarafından 23/10/2012

tarihinde reddedilmiştir (§§ 10, 11). Ancak, Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi

hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır. Başvurucunun tutukluluk hali davanın esasına ilişkin kararın

açıklanmasıyla birlikte sona ermiş ve başvurucuya isnat olunan suç sabit

görülerek cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa

itiraz ve incelemesinin 23/9/2012 tarihinden sonra

gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (B. No: 2012/726, §§ 33, 35,

2/7/2013).

27. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tutukluluğa ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların tamamının

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği

anlaşıldığından, başvurunun “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

28. Başvurucu,

16 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığından da şikâyet

etmiştir.

29. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

30. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

31. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet

bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir (B. No: 2012/726, § 41, 2/7/2013).

32. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A.

Başvurunun;

1.

Tutukluluğa ilişkin şikâyetler yönünden, “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin olanlar yönünden ise “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Mustafa BAYSAL

Başvurucu

:

Beyazıt KARATAŞ

Vekili

:

Av. Ali Fahir KAYACAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/727, 2 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası