İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2012/1005 Tarih:

Cemal Temizöz Başvurusu (B. No: 2012/1005)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

CEMAL TEMİZÖZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/1005)

Karar Tarihi: 2/10/2013

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu, hakkında

yürütülen yargılamanın adil olmadığını, yasa önünde eşitlik, masumiyet

karinesi, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek

Anayasa’nın 2., 6., 9., 11., 19., 36., 37., 38. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/11/2012

tarihinde Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 12/6/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı

fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, 1958 doğumlu olup

Adalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.

6. “Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazife

görmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarih ve 2010/185 soruşturma,

2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince kabul

edilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davası açılmıştır.

7. Başvurucunun, “dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesini

gösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu,

sanığın konumu itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıkların

henüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK.100. maddesinde belirtilen katalog

suçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı …” gerekçesiyle İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararıyla tutuklanmasına karar verilmiştir.

8. Başvurucu, müteaddit defalar

tutukluluk haline son verilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak bu

talepleri ile ilgili bir sonuç elde edememiştir.

9. Başvurucunun, İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283 sayılı kararı ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçundan

1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri

uyarınca 18 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklara

verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilen ceza

miktarına göre kaçma şüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin

yetersiz kalacağı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar

verilmiştir.

10. Başvurucu karara 26/9/2012

tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret

kararı başvurucuya 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

12. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147.

maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

14. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.)

Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan

fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”

15. 5271 sayılı Kanun’un 260.

maddesi şöyledir:

“Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,

mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza

mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı

çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde

bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı

kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun

yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/1005 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu;

i. Masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın

tutuksuz olarak yapılması gerektiğini, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları

hakkında toplu olarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği

ilkesini ihlal ettiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerle

tutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon

gerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğünü, uzun bir

süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktan

uzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulanması yoluna

başvurulmadığını, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon ve kalıplaşmış

gerekçelere dayanılarak reddedildiğini, tutukluluğu için makul şüphenin

bulunmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terör

örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmen

kendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılarak

tutukluluk halinin devamına karar verildiğini,

ii. Hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığını,

kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediğini,

bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların

dinlenilmesi taleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin

ihlal edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasının

atlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini,

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, masumiyet

karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılması

gerektiği, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında toplu olarak verilen

tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlal ettiği,

tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon gerekçelerin bu tedbiri

adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun bir süreden beri tutuklu

olduğu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktan uzak olduğu, hakkında

adlî kontrol hükümlerinin uygulaması yoluna gidilmediği, kuvvetli suç şüphesine

mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve

kalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığı, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon

ve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği, tutukluluğu için makul

şüphenin bulunmadığı, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce

terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine

rağmen kendisinin tahliye edilmediği, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne

dayanılarak tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönündeki şikâyetlerinin

“kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı”;

hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığı, kovuşturma aşamasında

hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediği, bilirkişilerin ve diğer

tanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği, şüpheden sanık yararlanır

ilkesinin ihlal edildiği, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi

aşamasının atlandığı, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediği ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “adil yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirilmesi gerekir.

1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden

19. Başvurucu, masumiyet

karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılması

gerektiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün

olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerle

tutuklandığını, tutukluluğun devamına şablon gerekçelerle karar verildiğini,

uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makul

olmaktan uzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulaması yoluna

başvurulmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terör

örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmen

kendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılarak

tutukluluk halinin devamına karar verildiğini ileri sürmüştür.

20. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zaman

bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu

düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları

da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/832, 12/2/2013, § 14).

22. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 30).

23. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise

bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu

tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel

başvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 31).

24. Ne var ki başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların

23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem

veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespit edildiği takdirde

ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru

incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 32).

25. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi

arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş

olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta

erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya

ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli

suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona

ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.

Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekse Yargıtay,

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak

nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir

sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarak

değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007,

§§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye,

29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından

da benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42

sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit

görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü

olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk

süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

33).

26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011

tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanmış, ilk derece

mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012 tarihinde tutukluluk hali

bu anlamda sona ermiştir.

27.

21/9/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğun devamına ilişkin

karara karşı başvurucu 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiş ve itirazı İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararı

ile reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde

bu kararın herhangi bir etkisi yoktur. Zira başvurucunun tutukluluk hali

21/9/2012 tarihinde davanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve

bu tarih itibarıyla sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan

suç sabit görülerek 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012 tarihinden

sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.

28.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı”nın

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai

kararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden

önce verildiği anlaşıldığından başvurunun “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

29.

Başvurucu, hakkında verilen hükmün

gerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi

raporlarına yer verilmediğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi

taleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal

edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasının

atlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30.

6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

31. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

32. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18). Başvurucu hakkındaki

dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımından başvuru yolları

henüz tüketilmemiştir.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A.

Açıklanan nedenlerle;

1. “Kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı”nın

ihlal edildiğine yönelik iddiaların “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. “Adil yargılanma hakkı”nın

ihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Serhat ALTINKÖK

Başvurucu

:

Cemal TEMİZÖZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1005, 2 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası