İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Beyhan Çatalkaya Başvurusu (B. No: 2015/13947)

1. Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarak

Başvuru No2015/13947Tarih28 Kasım 2018Okuma21 dk · 4.295 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Beyhan Çatalkaya Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/13947
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.295 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarak

isim tashihi talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1981 yılında Almanya’nın Böblingen

şehrinde doğmuş ve doğum kayıt belgesine uygun şekilde ismi Bahanger Çatalkaya olarak Alman nüfus

kütüğüne kaydedilmiştir. O tarihte Türk vatandaşı da olan başvurucunun ön ismi

Türk nüfus kütüğüne de Bahanger

olarak işlenmiştir.

9. Başvurucunun isminin düzeltilmesi talebiyle ilgili nüfus

müdürlüğünün şikâyeti üzerine Gümüşhacıköy Cumhuriyet Savcılığınca davaname düzenlenmiş ve Gümüşhacıköy Asliye Hukuk

Mahkemesinin 21/6/1988 tarihli kararıyla başvurucunun ön isminin Beyhan olarak düzeltilmesine karar

verilmiştir.

10. Doğumundan itibaren Almanya’da yaşayan başvurucu, Türkiye

Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun 17/12/1999 tarihli Türk vatandaşlığından

çıkmasına izin verilmesine ilişkin kararına dayanılarak İçişleri Bakanlığının

28/7/2000 tarihli kararıyla Türk vatandaşlığından çıkmıştır.

11. Hâlihazırda 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk

Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. maddesi gereğince mavi kart sahibi olan başvurucu,

yalnızca Alman vatandaşıdır. T.C. Stuttgart Başkonsolosluğu tarafından

23/9/2009 tarihinde verilen mavi kartta başvurucunun ön ismi Beyhan olarak düzenlenmiştir.

12. 2001 yılında Türk vatandaşı S. Ateş ile evlenen başvurucu,

2007 ve 2012 yıllarında iki çocuk dünyaya getirmiştir.

13. Başvurucu, çocuklarını Mavi Kartlılar Kütüğü'ne

kaydettirmek amacıyla ilgili nüfus müdürlüğüne başvurmasına rağmen Türk nüfus

kaydıyla Alman nüfus kayıtları arasında isim konusunda çelişki bulunduğu

gerekçesiyle talebinin reddedildiğini belirterek kapalı nüfus kaydında Beyhan olan ön isminin Alman nüfus

kaydındaki gibi Bahanger

olarak düzeltilmesi istemiyle isim tashihi davası açmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde, kapalı nüfus kaydı ile Mavi Kartlılar Kütüğü'ndeki

söz konusu çelişkinin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

14. Amasya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/2/2014 tarihli

kararıyla davanın reddine hükmedilmiştir. Kararda 25/4/2006 tarihli ve 5490

sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 14. maddesi hatırlatılmış ve Türk

vatandaşlığının kaybedilmesi nedeniyle kapatılan nüfus kayıtları üzerinde

değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca mavi kartın

başvurucunun kapalı nüfus kayıtları esas alınarak düzenlendiği, bu nedenle

kapalı olan nüfus kaydıyla çelişki oluşturacak şekilde Mavi Kartlılar Kütüğü'nde değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

Kararda, düzeltme talebine dayanak olarak gösterilen nedenlerin idari

mercilerce gözönüne alınması gereken nedenler

olduğunun anlaşıldığı şeklinde değerlendirmelere de yer verilmiştir.

15. Karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 13/11/2014 tarihli

kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/5/2015 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar 8/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 5/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 5490 sayılı Kanun’un “Kaydın

kapatılması ve yeniden açılması” kenar başlıklı 14. maddesi

şöyledir:

"(1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm,

gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlât edinilme, soybağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle

bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir.

(2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan

kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya

çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda

meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir."

19. 5901 sayılı Kanun’un

"Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan

haklar" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma

izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar

olan altsoyları, bu maddede belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına

tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Millî güvenliğe ve kamu

düzenine ilişkin hükümler saklıdır.

(2) Bu

madde kapsamında bulunan kişilerin, seçme ve seçilme, muafen

araç veya ev eşyası ithal etme hakları ile askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü

yoktur. Bu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup bu

hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.

...

(5) Bu

madde hükümlerinden yararlanacak olan altsoyun, üstsoyu ile soy bağını

belgelendirmesi şarttır.

(6) Bu

madde kapsamında bulunan kişilere, talepleri halinde bu maddede belirtilen

haklardan faydalanabileceklerini gösteren Mavi Kart düzenlenir. ...

(7) Bu

maddenin sağladığı hakların kullanılmasında Mavi Kartın ibrazı yeterlidir.

Kartın ibraz edilememesi durumunda Kimlik Paylaşımı Sistemi aracılığıyla Mavi

Kartlılar Kütüğünden alınacak kayıt örneği ve uyruğunda bulunulan devlet

makamlarınca verilmiş kimlik bilgilerini gösteren belge ile işlem yapılır. Bu

kişilerin kimlik bilgilerinde değişiklik olması durumunda uyruğunda bulunduğu

devlet makamından alınmış eski ve yeni kimlik bilgilerini gösteren belgenin

usulüne göre tasdik edilmiş Türkçe tercümesi ile birlikte ibrazı zorunludur.

(8) Bu

madde kapsamında bulunan kişilere Bakanlığın tespit edeceği esaslar

çerçevesinde kimlik numarası verilir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası

aranan yerlerde bu kimlik numarası kullanılır.

...

(10)

Kamu kurum ve kuruluşları, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla her türlü

tedbiri alır ve gerekli düzenlemeleri yapar."

B. Uluslararası Hukuk

20. Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonunca imzaya açılan,

Türkiye açısından 21/5/1975 tarihinde onaylanan ve 16/2/1977 tarihinde

yürürlüğe giren 13/9/1973 tarihli ve 15226 sayılı Ad ve Soyadlarının Nüfus

Kütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme’nin (14 No.lu Sözleşme) 4.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İbraz edilen çeşitli belgelerde, ad ve

soyadlarının yazılışlarında farklılık bulunması halinde, ilgili, kimliğini

tespit eden nüfus kaydı veya belgelerin düzenlendiği sırada hangi devletin

uyruğu ise, o belgelere göre gösterilir."

21. 14 No.lu Sözleşme’nin 6. maddesi şöyledir:

"Âkit Taraflar makamlarınca nüfus

kütüğüne düşürülen iki veya daha fazla kayıtta, aynı kimsenin, değişik ad veya soyadlarla gösterilmesi halinde, her Âkit Tarafın yetkili

makamları, gerektiğinde farklılıkların giderilmesi için tedbirler alacaktır.

Âkit Devlet makamları, bu amaçla aralarında

doğrudan doğruya yazışabilirler."

22. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir."

23. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama

ilişkin tüketici bir tanım yapılmasından özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi

kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı

anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına

indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle

uyumlu birçok hukuksal çıkar, bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamda

dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı da

Sözleşme'nin denetim organları tarafından ön ismi ve soy ismi kapsayacak

şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.

24. AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinin isim ve soy ismi konusunda

açık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber kişinin kimliğinin ve aile bağlarının

belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle belirli bir dereceye kadar

diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve devletin

isimlerin düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile

hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir (Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, §

24; Stjerna/Finlandiya, B. No: 18131/91, 25/11/1994,

§ 37). Bu kapsamda isimleri üzerinde değişiklik yapılması hususunda ciddi

nedenleri bulunan kişilerin belirli şartlar altında bu imkâna sahip olması,

Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma alanına girmektedir. Ancak AİHM'e göre nüfus bilgilerinin eksiksiz olarak

kaydedilmesi, kimliğin belirlenmesi veya belli isimdeki kişilerin belli bir

aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerektirdiği

durumlarda, isim değiştirme imkânına yasal birtakım sınırlamalar getirilmesi

mümkündür (Stjerna/Finlandiya, § 39; Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No:

30206/04 …, 2/2/2010, § 48).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; doğup büyüdüğü ve hâlen yaşadığı Almanya'da Bahanger

ismini kullandığını ve Alman nüfus kaydında bu ismin bulunduğunu, 1981-1988

yılları arasında Türk nüfus kaydında ön isminin Bahanger olarak kayıtlı olduğunu ve

talebi olmaksızın 1988 yılında ön isminin Beyhan

şeklinde değiştirildiğini belirtmiştir. Türk vatandaşlığından izin alarak

çıktıktan sonra kapatılan Türk nüfus kaydı esas alınarak hakkında düzenlenen

mavi kartta ön isminin Beyhan

olarak belirtildiğini, sonraki süreçte dünyaya gelen çocuklarının mavi kart

sahibi olmaları talebiyle yaptığı başvuruların ön isim konusunda Türk ve Alman

nüfus kayıtlarında çelişki bulunduğu gerekçesiyle reddedildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu, özellikle Türkiye'ye geldiği zamanlarda kayıtlar

arasındaki çelişki nedeniyle çocuklarının annesi olmadığı düşünülerek kendisine

şüpheyle yaklaşıldığını ve çocuklarıyla ilgili işlemlerde zorluklar yaşadığını

iddia etmiştir. Türkiye ile olan bağlarını koparmadığını ifade eden başvurucu,

nüfus kayıtları arasındaki çelişkinin giderilmesi talebiyle açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle isim hakkının ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının mahiyetinin,

kimliğinin bir parçası olan isim hakkına yönelik olduğu dikkate alındığında

başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Başvuruya konu edilen dava ile, izin almak suretiyle Türk

vatandaşlığından çıkan başvurucunun kapatılan Türk nüfus kaydı ve vatandaşı

olduğu Almanya’daki nüfus kaydı arasındaki çelişkinin giderilerek resmî

işlemlerde karşılaşılan sorunların ortadan kaldırılmasının hedeflendiği

anlaşılmaktadır. Nitekim anılan nüfus kayıtlarındaki anne isminin farklı olması

nedeniyle çocukların Mavi Kartlılar Kütüğü'ne

kayıtlarının yapılmadığı dikkate alındığında nüfus kaydının düzeltilmesi

talebiyle açılan davanın, başvurucunun karşılaştığı resmî sorunların ve bu

nedenle uğradığı ya da uğraması olası zararların giderimine

elverişli nitelikte bir yol olduğu değerlendirilmiştir.

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

30. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir ..."

31. Anayasa’nın “Milletlerarası

andlaşmaları uygun bulma” kenar başlıklı

90. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar

hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek

cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe

konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla

kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri

esas alınır."

32. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Bireyin

yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen, birey

olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez,

devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan isim hakkının da

kişinin özel hayatının bir unsuru olduğu açıktır. Dolayısıyla cinsiyet, doğum

kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda

değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra isim hakkı da

Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.

a. Genel İlkeler

33. Kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan

ismin vazgeçilemezlik, devredilemezlik

ve kişiye sıkı surette bağlı olma niteliklerinin kişinin mevcut statüsünü

etkilemesi muhakkak olduğundan devletin kişinin isminin korunması ve kamu

düzenini bozmadığı müddetçe değiştirilmesine imkân tanıması yönünde pozitif

yükümlülüklerinin bulunduğu değerlendirilmektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler,

somut olayın özellikleri gözönünde bulundurularak

idari ve yargısal karar vericiler tarafından kişilerin bu yöndeki makul

taleplerinin karşılanmasını veya taleplerin reddi durumunda buna ilişkin ilgili

ve yeterli gerekçeler belirtilmesini gerektirir.

34. Devletin vatandaşlarına verdiği nüfus hizmetleri, temel

niteliklerini medeni hukuk düzenlemelerinden ve devletlerarası özel hukuk

düzenlemelerinden alan hukuki ve teknik bir hizmettir. Bu hizmetin yerine

getirilmesi, kişilerin kimliklerinin her zaman doğru şekilde belirlenmesini

gerekli kıldığından aynı zamanda bir yükümlülüktür. Yabancıların kişi hâllerine

ilişkin işlemler yapılması da devletler açısından söz konusu kamu hizmetinin

bir parçası olarak kabul edilmektedir. Özellikle Milletlerarası Ahvali Şahsiye

Komisyonu üyesi olan ülkemiz açısından bu yükümlülüğün yabancılara karşı da

özenle yerine getirilmesi gerekmektedir(Aslan Faruk Toprak, § 63).

35. Vatandaşlık ve aile kayıtlarının eksiksiz ve doğru tutulması

kişilerin öngörülemeyen mağduriyetler yaşamasına engel olacağı gibi onlara

resmî işlemlerinde de koruma sağlayacaktır. Nüfus kayıtlarının en temel işlevi,

kişilerin resmî makamlar önünde tanınmasını sağlamaktır. Bu tanınmanın yalnızca

ulusal ölçekte değil uluslararası tüm işlemlerde de sorunsuz şekilde

gerçekleşmesi, nüfus kaydını tutan kamusal makamların görev ve

sorumluluğundadır (Aslan Faruk Toprak,

§ 64).

36. İsim hakkının, kamu düzeninin işleyişine engel olmayan isim

değişikliği taleplerinin kamusal makamlarca karşılanmasını da içerdiği hususu

konuyla ilgili içtihadın oluştuğu Anayasa Mahkemesinin Aslan Faruk Toprak kararında

vurgulanmıştır. Bu bağlamda kamusal makamlarca isim değişikliği taleplerinin

ileri sürülebilmesine ve incelenmesine olanak sağlayan idari ya da yargısal

başvuru yollarının oluşturulması ve kapsamı belirli ulusal ve uluslararası

düzenlemeler çerçevesinde uygun görülen taleplerin karşılanması gerekir (Aslan Faruk Toprak, B. No: 2013/2957,

24/3/2016, § 39).

37. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği gibi kişi

hâlleri ile ilgili olan ulusal düzenlemeler hayata geçirilirken meselenin

yalnızca düzenlemeyi yapan ülke vatandaşlarının hukukunu ilgilendirdiği

kabulüyle dar bir çerçevede ele alınmaması gerektiğini ifade etmiş ve

uluslararası sözleşmelerle taahhüt altına girilen durumlara ilişkin

açıklamalara yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği taleplerinin

hangi koşullar altında olumlu karşılanacağı ve bu tür taleplerin hangi

usullerle inceleneceği hususunda kullanılan takdir hakkının isim değişikliği

taleplerinin değerlendirilmesi yolunu tamamen kapatacak ve sonuç alabilmeyi imkansız kılacak şekilde kullanılmaması gerektiğini önemle

vurgulamıştır. Bu bağlamda, uluslararası sözleşmelerin getirdiği güvencelerin

gözetilmesi ve isim değişikliği taleplerinin dile getirilebildiği ve sonuç

alınabildiği etkili, ulaşılabilir, öngörülebilir yolların oluşturulması

gerekir. Bu yollar vatandaşların yanında belirli ve sınırlı durumlarda

yabancılar için de sağlanmalıdır (Aslan

Faruk Toprak, §§ 39, 40).

38. Anayasa Mahkemesi, kamusal makamlarca takdir hakkı

kullanılırken Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonuna üye devletler

tarafından kişi hâlleri üzerine imzalanan uluslararası sözleşmelerin içerdiği

yükümlülüklerin ve kişilere tanıdığı güvencelerin dikkate alınması

gerekliliğinin üzerinde durmuştur (Aslan

Faruk Toprak, § 41). Mahkeme; kişilerin durumlarına, aileye ve

vatandaşlığa ilişkin konularda temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası

belgelerden olan 14 No.lu Sözleşme'yi hatırlatmıştır.

Buna göre 14 No.lu Sözleşme ile taraf devletler arasında kişinin kimliğinin

belirlenmesinde temel olan isim ve soy isimlerin yazılışında birliğin

sağlanması amaçlanmıştır. 14 No.lu Sözleşme, aynı kişi hakkında açılmış birden

fazla nüfus kütüğünde isim veya soy isimlerin birbirinden farklı gösterildiği

durumlarda bu kişilere uluslararası düzeyde asgari bir güvence sağlamaktadır (Aslan Faruk Toprak, § 42).

39. Kişilerin isimleri üzerinde tasarrufta bulunmasının gerekli

olduğu durumlarda Anayasa’nın 20. maddesinin koruma alanı geniş

yorumlanmalıdır. Bu yorum, isim hakkı konusunda mevzuat oluşturulurken ve

uyuşmazlıklar çözümlenirken konu ile ilgili olan ve taraf olunan uluslararası

sözleşmelerde yer alan koruyucu hükümlerin asgari düzeyde mutlaka hayata

geçirilmesini de kapsamalıdır (Aslan Faruk

Toprak, § 43). Koşulların oluştuğu durumlarda Anayasa'nın 90.

maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi dikkate alınmalı ve bir çatışma

olduğunda ya da bir düzenlenmenin yorumlanması gerektiğinde temel hak ve

özgürlüklere ilişkin uluslararası

sözleşmeler esas alınarak uyuşmazlıkların çözümlenmesi yoluna gidilmelidir.

40. Anayasa Mahkemesi içtihadında belirtildiği üzere isim

üzerinde belirli koşullar altında değişiklik yapılabilmesinin bireylerin özel

hayatlarının bir unsuru olan kimliğin belirlenmesi açısından bir gereklilik

olduğu gözardı edilmemelidir (Aslan Faruk Toprak, § 44).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Başvuruya konu olayda, Türk vatandaşlığından izin ile çıkan

başvurucunun kapatılan nüfus kaydında Beyhan

olan ön isminin, vatandaşı olduğu Almanya’daki geçerli tüm resmî kimlik ve

belgelerde kullanıldığı şekilde Bahanger olarak düzeltilmesine yetkili idari ve

yargısal merciler tarafından izin verilmemesi söz konusudur.

42. Somut olayda irdelenmesi gereken husus 5490 sayılı Kanun'un

14. maddesinin kapalı nüfus kayıtları üzerinde işlem yapılmasına olanak

vermediği şeklinde yorumlanarak uygulanmasının, Anayasa’nın 20. maddesinin

sağladığı güvenceleri içerip içermediği ve bu kapsamda devletin anılan pozitif

yükümlülüklerinin yerine getirildiğinin söylenip söylenemeyeceği noktasındadır.

43. İsim değişikliği taleplerinin ileri sürülebilmesine ve

yetkili makamlarca incelenmesine olanak sağlayan başvuru yolları 5490 sayılı

Kanun ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında

düzenlenmiştir. Kapalı nüfus kayıtları ile ilgili çerçevenin çizildiği 5490

sayılı Kanun’un 14. maddesinde nüfus kaydının kapatılması, çeşitli nedenlerle

kaydın üzerinde işlem yapılamaz hâle getirilmesi olarak tanımlanmış ve kaydın

kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını

gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kaydın yeniden açılacağı, kişisel

durumda meydana gelmiş olayların ancak kaydın açılmasından sonra kişinin

kaydına işlenebileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, nüfus davalarında

verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

muhtelif kararlarında “nüfus kayıtları

kapalı olan kişilerin kişisel durumlarında meydana gelen değişiklerin ancak

kaydın yeniden açılmasıyla işlenebileceği, kapalı kayıttaki bilgileri

değiştirecek mahiyette değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı”

şeklinde yorumlanmaktadır (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2013/5051,

K.2013/6657, 18/4/2013; E.2014/11752, K.2014/18621, 18/12/2014). Yerel

mahkemenin başvuru konusu edilen kararının da Yargıtayın

yaklaşımı doğrultusunda oluşturulduğu anlaşılmaktadır (Aslan Faruk Toprak, § 55).

44. Mevzuatın vatandaşların isim değişikliğine ilişkin

taleplerinin ileri sürülebilmesine, bu taleplerin idari ve yargısal merciler

tarafından incelenmesine ve neticede uygun görülen değişikliklerin talep

doğrultusunda yerine getirilmesine imkân sağladığı tartışmasızdır. Ancak 5490

sayılı Kanun’un 14. maddesinin başvuru konusu somut olaydaki şekliyle

yorumlanması durumunda, vatandaşlıktan çıkan kişilerin kapatılan nüfus

kayıtları üzerinde isim değişikliği talebinde bulunabilmeleri imkânı tamamen

ortadan kaldırılmış olacaktır. Bu durum özellikle vatandaşlıktan çıkan kişiler

hakkında, vatandaşlık hakkı kazanılan başka bir ülkenin kamusal makamları

tarafından oluşturulan nüfus kayıtları ile vatandaşlığından çıkılan ülkedeki

kapatılan nüfus kayıtları arasında farklılıkların oluştuğu durumlarda söz

konusu kişiler açısından mağduriyetlere neden olabilmektedir(Aslan Faruk Toprak, § 57).

45. Bu noktada bu türden farklılıkların hangi ülke tarafından ve

ne şekilde giderilmesi gerektiği hususunun açıklığa kavuşturulması zorunluluğu

doğmaktadır. Anayasa’nın genel ve soyut düzenlemeleri, 5490 sayılı Kanun, 5901

sayılı Kanun ile diğer ulusal düzenlemeler dikkate alındığında bu sorunun ve

sorundan kaynaklanan mağduriyetlerin giderilebilmesine imkân sağlayan açık bir düzenleme

bulunmadığı, aksine 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin somut olaydaki gibi

yorumlanıp uygulanmasının söz konusu soruna neden olduğu anlaşılmaktadır(Aslan Faruk Toprak, § 58).

46. Kamusal makamlar tarafından 5490 sayılı Kanun'un 14. maddesi

yorumlanıp uygulanırken böylesi bir durumda ne şekilde bir çare üretilmesi

gerektiği hususunun ihmal edildiği görülmektedir. Oysa kişilerin vatandaşlık ve

nüfus kayıtlarında meydana gelecek değişikliklerin izlenmesi, sorunların

çözümünün sağlanması ve kişi hâllerinin korunması amacı doğrultusunda 1950

yılında kurulan ve Türkiye’nin 1953 yılında üye olduğu Milletlerarası Ahvali

Şahsiye Komisyonunun imzaya açtığı uluslararası sözleşmelerden olan ve

ülkemizde 16/2/1977 tarihinde yürürlüğe giren 14 No.lu Sözleşme, nüfus

kayıtlarının tutulmasına ilişkin uluslararası standartların belirlendiği ve

uygulanması konusunda taraf devletleri yükümlülük altına sokan birtakım

hükümler içermektedir. 14 No.lu Sözleşme ile kişinin kimliğinin belirlenmesinde

temel olan isim ve soy isimlerin kişi hâllerine ilişkin her türlü işlem ve

belgelerde aslına uygun olarak yazılıp kaydedilmesi, isim ve soy isimlerin

yazılışında birliğin sağlanması amaçlanmıştır (Aslan

Faruk Toprak, § 59).

47. 14 No.lu Sözleşme’nin 6. maddesi, aynı kişi hakkında açılmış

birden fazla nüfus kütüğünde isim veya soy isimlerin birbirinden farklı

gösterildiği durumlarda bu kişilere uluslararası düzeyde asgari bir güvence

sağlamaktadır. Buna göre söz konusu 14 No.lu Sözleşme, gerektiğinde isim veya

soy isimlerdeki farklı kayıtların giderilmesi için taraf devletlerin yetkili

makamlarını tedbirler alma yükümlülüğü altına sokmaktadır. Bu kapsamda taraf

devletlerin makamları, tedbir alma amacıyla aralarında doğrudan yazışma

imkânına sahip kılınmıştır. Ayrıca Sözleşme’nin 4. maddesi de ibraz edilen

belgelerde isim ve soy isimlerin farklı olması hâlinde başvurulması gereken

yöntemi göstermektedir. Buna göre bu tür farklılıkların bulunması hâlinde

geçerli olarak kimliği ortaya koyan nüfus kaydının düzenlendiği tarihte ilgili

kişi hangi devletin vatandaşı ise farklılığın giderilmesinde, vatandaşı olunan

söz konusu devlet tarafından tutulan belgelerin esas alınacağı hükme

bağlanmıştır (Aslan Faruk Toprak,

§ 60).

48. Başvuruya konu olan somut olayda Almanya doğumlu başvurucu

28/7/2000 tarihinde Türk vatandaşlığından Beyhan

ön ismiyle çıkmış ve Bahanger

ön ismiyle Alman vatandaşlığını sürdürmüştür. Sunulan belgelerden Almanya’daki

resmî kayıtlarda da doğumundan itibaren ön isminin Bahanger olduğu anlaşılmaktadır.

49. Yaşamına Bahanger

ön ismiyle devam eden ve 5901 sayılı Kanun gereğince mavi kart sahibi olan

başvurucunun Türkiye ile resmî işlemler gerçekleştirmesinin olağan olduğu,

bundan sonraki dönemde de Türkiye ile bu tür ilişkilerinin devam edeceği

kuşkusuzdur. Bu nedenle başvurucunun ibraz edeceği geçerli resmî kimliğindeki

ismi ile kapatılan nüfus kaydındaki ismi arasındaki farklılık gerekçe

gösterilerek Türkiye’deki kamusal makamlar nezdinde girişeceği resmî işlemlerde

bazı engellerle karşı karşıya kalacağı öngörülebilir bir durumdur. Nitekim

somut başvuruda, isim farklılığından dolayı başvurucunun altsoyu Mavi Kartlılar

Kütüğü'ne kaydedilememiştir.

50. Başvuru dosyası bir bütün olarak ele alındığında,

başvurucunun özel hayatının bir parçası olan kimliğinde belirlilik sağlanması

için nüfus kayıtları arasındaki çelişkinin giderilmesini sağlayacak çarelerin

üretilmesi gerektiği, ancak bu şekilde başvurucunun isim hakkına sağlıklı bir

korumanın sağlanacağı anlaşılmıştır. Farklılıkların giderilmesi konusunda 14

No.lu Sözleşme’nin kamusal makamlara yüklediği sorumlulukların, kapalı da olsa

başvurucunun ve başvurucunun ön isminin yazılı olduğu ailesinin nüfus kayıtları

üzerinde farklılığı giderebilecek şekilde sınırlı düzeltmeler yapılabilmesine

olanak sağladığı değerlendirilmiştir.

51. Başvurucunun içinde bulunduğu somut koşullar, derece

mahkemeleri tarafından şikâyetin çözümüne imkân sağlayacak şekilde ele

alınmalı, ulusal ve uluslararası düzenlenmeler nüfus kayıtları arasındaki

farklılıkların giderilmesini engelleyecek biçimde katı yorumlanmamalıdır. Bu

doğrultuda, Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrası ışığında 5490 sayılı

Kanun'un 14. maddesi yorumlanırken başta 14 No.lu Sözleşme'nin sağladığı asgari

güvenceler olmak üzere diğer düzenlemelerin de gözönüne

alınması ve başvurucu tarafından dile getirilen şikâyete çözüm sağlayıp

sağlanmayacağının derece mahkemelerince değerlendirilmesi gerekir (Aslan Faruk Toprak, § 66).

52. Başvuruya konu yargılamada, başvurucunun mağduriyetinin

giderilmesine ve kimliğinin bir parçası olan ismi üzerinde değişiklikler

yapılabilmesine olanak veren güvenceleri içeren 14 No.lu Sözleşme’nin dikkate

alınmadığı ve 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin başvurucunun şikâyetini

giderebilecek şekilde yorumlanabilmesi imkânı bulunmasına rağmen bu hususta bir

değerlendirme dahi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 5490 sayılı

Kanun’un 14. maddesinin 14 No.lu Sözleşme dikkate alınarak yorumlanmaması

nedeniyle derece mahkemelerinin somut olaydaki yorum ve yaklaşımının

başvurucunun mağduriyetini gidermediği,Anayasa'nın

90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesindeki hükme rağmen usulüne göre

yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşme hükümlerinin mahkeme kararlarında gözönünde bulundurulmadığı görülmektedir. Söz konusu

yargısal yaklaşımın bu hâliyle kamunun ve bireylerin çatışan çıkarları

karşısında ölçülü ve adil bir denge kurmadığı açıktır.

53. Derece mahkemeleri tarafından 5490 sayılı Kanun’un 14.

maddesinin somut olaydaki gibi yorumlanıp uygulanmasının, benzer şekildeki

olayların dava konusu edildiği durumlarda bireylerin isim haklarına bir koruma

sağlanabilmesi açısından elverişli olmadığı, anılan yargısal yaklaşımın olaya

özgü mevcut koşullar içinde başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlaline

neden olduğu ve ihlalin bizatihi 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 14 No.lu

Sözleşme hükümleri gözardı edilerek yorumlanmasından

ve uygulanmasından kaynaklandığı kanaatine ulaşılmıştır. Neticede anılan

düzenlemeye dayanılarak başvurucunun isim değişikliği talebinin reddedilmesi

şeklindeki mevcut uygulamayla özel hayata saygı hakkı yönünden devletin pozitif

yükümlülüklerini yerine getirdiği söylenemeyecektir.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

57. Mehmet Doğan

kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

58. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde, ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince

yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan

mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

60. Başvurucu, ihlalin tespitiyle birlikte lehine manevi

tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

61. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun isim değişikliği talebinin

reddedilmesi şeklindeki mevcut uygulamayla özel hayata saygı hakkı yönünden

devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaşmıştır.

Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

62. Bu durumda kişinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

63. Öte yandan başvurucu tarafından tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla birlikte, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata

saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Amasya

3. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE (E.2013/440, K.2014/66 sayılı

dosyasıyla ilgilidir.),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir

örneğinin Yargıtayın ilgili Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Beyhan

ÇATALKAYA (Bahanger ATEŞ)

Vekili

:

Av. Ertunç

ERTAKUŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13947, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  13. G. Kararın bir
  14. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Ertakuş
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13947
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Abdullah Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14962)
  • Ercan Yalçınkaya Başvurusu (B. No: 2015/12310)
  • İlknur Koca Başvurusu (B. No: 2015/3511)
  • Erol Yüksel Başvurusu (B. No: 2017/21274)
  • Behiç Ertan Ünlüer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/17155)
  • Mehmet Temim Abay Başvurusu (B. No: 2015/12754)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.