İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Akgül Başvurusu (B. No: 2013/3391)

1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) tarafından

Başvuru No2013/3391Tarih16 Eylül 2015Okuma25 dk · 5.051 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bülent Akgül Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/3391
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.051 kelime·25 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) tarafından

bağlanan maluliyet aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların tahsili nedeniyle

mülkiyet hakkının; buna ilişkin açtığı davanın reddedilmesi ve makul sürede

sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 14/5/2013 tarihinde Bursa 2. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/2/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuş,

İkinci Bölüm tarafından 18/3/2014 tarihinde başvurucunun adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 19/3/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay ve

olgular bildirilmiş; başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlığın14/4/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Bursa Devlet Hastanesinin 9/1/1997 tarihli ve 0007 sayılı

sağlık kurulu raporunda başvurucunun herediterplano-planterkeratoderma

rahatsızlığının olduğu, maluliyet oranının %100 olduğu, ağır bedenî işlerde

çalıştırılamayacağı ve raporunun sürekli olduğu belirtilmiştir.

9. Başvurucu 14/3/1997 tarihinde işe başlamıştır.

10. Bursa Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesinin

3/9/2002 tarihli ve 6582 sayılı raporunda başvurucunun çocukluğundan beri el ve

kollarında eroziv ve keratinizasyon

bozukluğu ile maserasyon olduğu, parmaklarda şekil

bozukluğunun başladığı, 2/3 oranında iş gücü kaybı olduğu bildirilmiştir.

11. Başvurucu, 17/9/2002 tarihinde SGK’ya

başvurarak maluliyet aylığı talebinde bulunmuş; SGK tarafından 1/10/2002

tarihinden itibaren17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca kendisine maluliyet aylığı bağlanmıştır.

12. SGK, yaptığı inceleme sonunda 21/9/2004 tarihinde,

başvurucunun maluliyet aylığı aldığını ancak maluliyetini gerektiren

hastalığının çalışmaya başladıktan sonra gerçekleşmediğini, işe girmeden önce

de bulunduğunu belirterek maluliyet aylığını kesmiş; ödenen maluliyet

aylıklarının geri ödenmesini istemiştir.

13. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 18/5/2007 tarihli

kararında başvurucunun maluliyetini gerektiren hastalığı bulunurken işe girdiği

anlaşıldığından 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin sondan bir önceki

fıkrası gereğince maluliyet sigortası yardımlarından yararlanamayacağına karar

verildiği belirtilmiştir.

14. Başvurucu, 26/1/2005 tarihinde SGK aleyhine Bursa 2. İş

Mahkemesinin E.2005/112 sayılı dosyasında açtığı davada, davalı kurumdan

malullük aylığı almakta iken maaşının kesildiğini ve geçmişte ödenen aylıklar

toplamının geri istendiğini, çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiğini ve

çalışamayacak durumda olduğunu ileri sürerek davalının işleminin iptalini,

aylıklarının ödenmesini, maluliyet aylığının kesilmemesine karar verilmesinin

mümkün görülmemesi hâlinde davalı kurum tarafından yapılan ödeme ve faizlerin

istirdadı talebinin 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin son fıkrası

uyarınca reddine karar verilmesini talep etmiştir.

15. SGK, 1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında başvurucuya

ödenen aylıkların yersiz ödendiğini ileri sürerek Bursa 3. İcra Müdürlüğünün

E.2005/506 sayılı icra dosyasında başvurucu aleyhine ilamsız icra takibi

başlatmıştır.

16. Başvurucunun anılan takibe itiraz etmesi üzerine SGK,

13/3/2007 tarihinde Bursa 4. İş Mahkemesinde açtığı davada davalı başvurucunun

icra takibine itirazının iptalini, icra inkar

tazminatının tahsilini talep etmiştir.

17. Bursa 4. İş Mahkemesi, 21/6/2007 tarihli ve E.2007/318,

K.2007/387 sayılı kararla dava dosyasının, başvurucu tarafından açılan Bursa 2.

İş Mahkemesinin E.2005/112 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine,

yargılamaya anılan dosya üzerinde devam edilmesine karar vermiştir.

18. Bursa 2. İş Mahkemesi 26/2/2009 tarihli ve E.2005/112,

K.2009/79 sayılı kararla başvurucunun, 506 sayılı mülga Kanun’a tabi olarak

sigortalı olarak işe başladığında çalışmasına engel olmayacak derecedeki

rahatsızlığının zaman içerisinde ve çalışmaya bağlı olarak ilerleyip

çalışmasına engel olacak düzeye geldiği, çalışma gücünün 2/3’ünü kaybettiği,

1/10/2002 tarihi itibarıyla maluliyet aylığına hak kazandığı, aylığın kesilmesine

ilişkin Kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle başvurucunun davasının

kabulüne, SGK tarafından açılan davanın reddine, başvurucuya maluliyet aylığı

ödenmesi gerektiğinin tespitine karar vermiştir.

19. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23/11/2009

tarihli ve E.2009/6082, K.2009/17711 sayılı ilamıyla İş ve İşçi Bulma Kurumu

tarafından istenen ve Bursa Devlet Hastanesi tarafından 9/1/1997 tarihinde

düzenlenen sağlık kurulu raporunda başvurucunun mevcut rahatsızlığın süreklilik

arz ettiği ve işgöremezlik derecesinin %100 olup

hafif bedenî işlerde çalışabileceği ve ağır işlerde çalıştırılamayacağının

belirtildiği, aynı bulgularla 2002 ve 2004 yıllarında alınan raporlarda da

başvurucunun sakatlığı tıbben belirlendiği hâlde Mahkemenin kanaate dayalı

gerekçe ile maluliyetin işe girdikten sonra oluştuğu yönündeki kabulünün usul

ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.

20. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama

sonunda 20/4/2010 tarihli ve E.2010/104, K.2010/247 sayılı kararla;

başvurucunun %100 maluliyet oranı ile işe girdiği, sigortalı olduktan sonra

ortaya çıkan rahatsızlığının olmadığı, bu nedenle maluliyet aylığına hak

kazanamadığı, davalının ise maluliyet aylığı bağlarken başvurucuyu hastaneye

sevk ederek alınacak rapora göre maaş bağlaması gerekirken buna uymadığı, bu

durumda başvurucunun kusurunun bulunmadığı, davalı Kurumun yeterli araştırma

yapmadan maaş bağladığı, başvurucunun aldığı maaşları iade etmesi hâlinde maaş

bağlanmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma düşeceği gerekçesiyle asıl

ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.

21. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27/9/2010

tarihli ve E.2010/8112, K.2010/12228 sayılı ilamıyla; başvurucunun işe

başladığında maluliyetinin bulunup bulunmadığının 506 sayılı mülga Kanun'un 53.

ve 109. maddelerine göre tespit edilmesi ve başvurucudaki mevcut arazların

malullüğü gerektirip gerektirmediğinin araştırılarak karar verilmesi gerektiği,

yine başvurucunun işe başladığı tarihte 2/3 oranında maluliyetinin bulunduğu

ortaya çıktığında davalı Kurumun ödediği aylıkları geri isteyebileceği, ayrıca

davalının başlattığı icra takibinin 25/9/2006 tarihinde işlemden kaldırıldığı

anlaşıldığından işlemden kaldırma nedenlerinin araştırılması ve 31/5/2006

tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun

96. maddesine göre davalının istirdada konu olacağının belirlenmesi gerektiği

belirtilerek hüküm bozulmuştur.

22. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama

sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda, başvurucunun

9/1/1997 tarihli raporunda tespit edilen rahatsızlığının bulunduğu, işe girdiği

14/3/1997 tarihinde maluliyetinin %100 oranında olduğu, işe giriş tarihinde ve

hâlen çalışma gücünde 2/3 oranında kayıp bulunduğu bildirilmiştir.

23. Avukat bilirkişinin raporunda 1/10/2002-21/9/2004

tarihleri arasında başvurucuya ödenen 8.790,79 TL maluliyet aylıklarının yersiz

ödeme olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

24. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 20/6/2012 tarihli ve

E.2010/1182, K.2012/308 sayılı kararla, davalı kurumun kontrol muayene raporu

talep etmesi üzerine alınan ve başvurucunun maluliyetine esas teşkil eden tüm

sağlık kurulu raporlarında aynı teşhisin konulduğu, başka bir hastalık tanısı olmadığı,

başvurucunun %100 maluliyet ile işe girdiği, sigortalı olduktan sonra ortaya

çıkan bir rahatsızlığının bulunmadığı dolayısıyla maluliyet aylığına hak

kazanmadığı, davalının başvurucuya zuhulen bağladığı

aylığı kesmekte haklı olduğu, bu durumda davalının açtığı icra takibine

itirazın iptali davasının kabulünün gerektiği, 5510 sayılı Kanun’un 96.

maddesine göre faizin, aylığın kesilmesine dair yazının başvurucuya tebliğ

edildiği 31/12/2004 tarihinden itibaren 24 ay sonra 31/12/2006 tarihinden itibaren

işleyeceği belirtilerek başvurucunun açtığı davanın reddine, davalının açtığı

davanın kısmen kabulüne 1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında başvurucuya

ödenen aylıklar toplamı 8.790,79 TL’nin 31/12/2006 tarihinden itibaren yasal

faiziyle başvurucudan tahsiline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar

verilmiştir.

25. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22/1/2013

tarihli ve E.2012/21193, K.2013/722 sayılı ilamıyla “dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin

takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz

itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına”

karar verilmiştir.

26. Karar 17/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 14/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

28. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

29. 506 sayılı mülga Kanun’un 29/7/2003 tarihli ve 4958

sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile yapılan değişiklikten önceki 53.

maddesi şöyledir:

“a) Çalışma gücünün en az üçte

ikisini yitirdiği tesbit edilen

b) Çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş durumda

sayılmayanlardan 34. madde gereğince yapılan tedavi sonunda, Kurum sağlık

tesisleri kurullarınca düzenlenecek raporlarda çalışabilir, durumda olmadığı

belirtilen,

c) (Ek: 29/06/1978-2167/4 md.) İş

kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını kaybeden sigortalı malüllük

sigortası bakımından malül sayılır.

Şu kadarki, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladı

tarihte malül sayılmayı gerektirecek derecede

hastalık veya arızası bulunduğu, önceden veya sonradan, yeterli belgelerle tesbit edilen sigortalı bu hastalık veya arızası sebebiyle malüllük sigortası yardımlarından yararlanamaz.

Ancak, bu gibi sigortalılara malüllük sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar

geri alınmaz.”

30. 506 sayılı mülga Kanun’un 6/8/2003 tarihinde yürürlüğe

giren 4958 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki 53.

maddesi şöyledir:

“A) 1- a) Kurum hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun

sağlık kurulu raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma

gücünün en az 2/3'ünü yitirdiği,

b) 34 üncü madde gereğince yapılan

tedavi sonunda Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca düzenlenecek usulüne

uygun rapor ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en

az 2/3'ünü yitirdiği,

c) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma

gücünün en az % 60'ını yitirdiği,

Kurumca tespit edilen sigortalı malûllük

sigortası bakımından malûl sayılır.

2- Meslek hastalığı sonucu, meslekte kazanma gücü azalma

oranının tespiti Kurumun meslek hastalıkları hastanelerince yapılır.

B) Bu Kanun kapsamında ilk defa çalışmaya başladıkları

tarihte mevcut hastalık veya arızası bulunanlar bu hastalık veya arızasının malûl

sayılmayı gerektirecek düzeyde olmadığını Kurum veya Kurum dışındaki

hastanelerden işe girmeden önce alınmış, usulüne uygun sağlık raporu ve

dayanağı tıbbi belgelerle kanıtlamakla yükümlüdürler. Sigortalı olarak ilk defa

çalışmaya başladığı tarihte, malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık ve

arızalarının bulunduğu önceden veya sonradan tespit edilen sigortalılar bu

hastalık veya arızaları nedeni ile malûllük sigortası

yardımlarından yararlanamazlar.

Bu gibi sigortalılara malûllük

sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınır.

C) Bu maddenin uygulama hükümleri çıkarılacak

yönetmeliklerle düzenlenir.”

31. 506 sayılı mülga Kanun’un 54. maddesi şöyledir:

“Sigortalının, malüllük aylığından

yararlanabilmesi

a) 53 üncü maddeye göre malül sayılması,

b) Toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı

bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması,

Şarttır.”

32. 506 sayılı mülga Kanun’un 109. maddesi şöyledir:

“Bu kanunun uygulanmasında:

A) Sigortalıların sürekli iş göremezlik, malûllük ve erken yaşlanma hallerinin

B) Hak sahibi kimselerin malullük

durumlarının, Tespitinde, Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda

belirtilen hastalık ve arızalar esas tutulur.

Raporları yeter görülmeyen ilgililer Kurumca

yeniden muayene ettirilebilirler.

İlgililerin durumlarının tespitinde son

muayene raporu esas tutulur.

Yukarıda belirtilen raporlar üzerine, Kurumca

verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilirse, durum Sosyal Sigorta

Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”

33. 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi şöyledir:

“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı

sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine,

genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere,

fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her

türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı

işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan

ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı

işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler

toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört

ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört

aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte,

ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları

yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan

başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm

ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir

hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde,

kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte

hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25

oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına

ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar,

Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 14/5/2013 tarihli ve 2013/3391 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, 14/3/1997 tarihinde sigortalı olarak işe

başladığını, beş yıl çalıştığını, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya

başvurduğunu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı mülga Kanun gereği malulen

emekli olduğunu, 21/9/2004 tarihinde malulen emekli maaşlarının davalı

tarafından kesildiğini, maaşının tekrar bağlanması için Bursa 2. İş

Mahkemesinde dava açtığını, davalı SGK tarafından da ödenen maaşlarının iadesi

için dava açıldığını, sigortalı olmadan iki ay önce Bursa Devlet Hastanesince

verilen raporda ağır bedenî işlerde çalışamayacağının ve hafif işlerde

çalışabileceğinin belirtildiğini, 3/9/2002 tarihli raporda ise el ve ayaklarda

kronik sekel mevcut olduğunun ve 2/3 oranında işgücü kaybı bulunduğunun

bildirildiğini, Mahkemece Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu tarafından verilen

rapora dayalı olarak davanın reddine ve karşı davanın kabulüne karar

verildiğini, yargılama sırasında alınan Uludağ Üniversitesi ve Adli Tıp Kurumu

raporlarında çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiğinin belirtildiğini, tüm bu

raporlara rağmen davalı SGK'ya bağlı sağlık kurulunun

raporuna dayalı olarak karar verildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin de

giderilmediğini, ayrıca sigortalı olarak işe başladığı sırada rahatsızlığı

bulunsa da bu durumun çalışmasına engel olmadığını, çalıştığı beş yıllık sürede

hastalığının ilerlediğini, bu nedenle çalışma hayatına son verdiğini, 506

sayılı mülga Kanun'un 53. maddesinde 4958 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin

aleyhine uygulanamayacağını, 1/10/2002 tarihinde maluliyet aylığı bağlandığını,

ödenen maaşların geri istenemeyeceğini, anılan hükmün Mahkemece

değerlendirilmediğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek

sosyal güvenlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; yeniden yargılama yapılmasını veya uygun bir tazminat ödenmesini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

36. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

SGK aleyhine açtığı davanın reddine, aleyhine açılan davanın kabulüne karar

verilmesinin sosyal güvenlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal

ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguların

başvurucu tarafından yapılan tavsifi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

kendisi takdir eder. Başvurucunun maluliyet aylığının kesilmesi, adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası niteliğinde başvurucuya ödenen maluliyet

aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi mülkiyet hakkının ihlali iddiası

niteliğinde değerlendirilmiştir. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Maluliyet Aylığının Kesilmesi Nedeniyle Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

39. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

40. Anılan kurallar

uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu

olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

41. Başvuru konusu olayda başvurucu, 506 sayılı mülga Kanun

gereği malulen emekli olduğunu, 21/9/2004 tarihinde malulen emekli maaşlarının

davalı tarafından kesildiğini, maaşının tekrar bağlanması için Bursa 2. İş

Mahkemesinde dava açtığını, sigortalı olmadan iki ay önce Bursa Devlet Hastanesinden

verilen raporda ağır bedenî işlerde çalışamayacağının ve hafif işlerde

çalışabileceğinin belirtildiğini, 3/9/2002 tarihli raporda ise el ve ayaklarda

kronik sekel mevcut olduğunun ve 2/3 oranında iş gücü kaybı bulunduğunun

bildirildiğini, Mahkemece Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu tarafından

verilen rapora dayalı olarak davanın reddine karar verildiğini, yargılama

sırasında alınan Uludağ Üniversitesi ve Adli Tıp Kurumu raporlarında çalışma

gücünün 2/3'ünü kaybettiğinin belirtildiğini, tüm bu raporlara rağmen davalı SGK'ya bağlı sağlık kurulunun raporuna dayalı olarak karar

verildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin de giderilmediğini, ayrıca

sigortalı olarak işe başladığı sırada rahatsızlığı bulunsa da bu durumun

çalışmasına engel olmadığını, beş yıl boyunca çalıştığını, bu sürede

hastalığının ilerlediğini, bu nedenle çalışma hayatına son verdiğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Başvurucu tarafından açılan davada Bursa 2. İş

Mahkemesince başvurucunun sicil dosyası SGK’dan

istenmiş, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı incelenmiş, 25/10/2004

tarihli kararda, başvurucunun 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesi gereği

maluliyet sigortası yardımlarından faydalanmasının mümkün olmadığının

belirtildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun itiraz ve talebi üzerine alınan Sosyal

Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 18/5/2007 tarihli kararında başvurucunun

maluliyetini gerektiren hastalık ile işe girdiği belirtilerek maluliyet

yardımlarından yararlanamayacağına karar verildiği belirlenmiştir. Başvurucunun

anılan karara itirazı nedeniyle Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor

alınmış; 3/11/2008 tarihli raporda, başvurucunun çalışma gücünün 2/3’ünü

kaybettiğinin belirtilmesi üzerine 26/2/2009 tarihinde davanın kabulüne karar

verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince hükmün bozulmasından

sonra Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, başvurucu Bursa Devlet Hastanesi

tarafından verilen rapor ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki olduğunu

ileri sürerek çelişkinin giderilmesini talep etmiş, Mahkeme bu talebi yerinde

görmeyerek davanın reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk

Dairesince hükmün bozulması üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor

alınmış, 23/5/2011 tarihli raporda başvurucunun işe giriş tarihinde ve hâlen

çalışma gücünün 2/3’ününolmadığının bildirildiği, bu rapor üzerine avukat

bilirkişiden başvurucuya ödenen maluliyet aylıklarının hesaplanması için rapor

alındığı anlaşılmıştır. Başvurucu raporları kabul etmediğini belirterek açtığı

davanın kabulünü, birleşen davanın reddini talep etmiş, Mahkemece Adli Tıp

Kurumu raporu ile diğer tüm raporlar değerlendirilerek başvurucunun tüm

raporlarının aynı doğrultuda olduğu, %100 maluliyet ile işe girdiği dolayısıyla

maluliyetinin sigortalı olmadan önce mevcut olduğu, sigortalı olduktan sonra

ortaya çıkan bir rahatsızlığının bulunmadığı, başvurucunun maluliyet aylığına

hak kazanmadığı, başvurucuya zuhulen bağlanan

maluliyet aylığının kesilmesinin haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine

karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır.

43. Mahkemenin gerekçesi ile başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün, Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığıve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda Mahkemece, başvurucu hakkında verilen tüm

raporlar değerlendirilmiş ve Adli Tıp Kurumu raporları doğrultusunda davanın

reddine karar verilmiştir.

44. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkeme

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Maluliyet Aylıklarının Geri Ödenmesi

Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

46. Başvurucu, 14/3/1997 tarihinde sigortalı olarak işe

başladığını, beş yıl boyunca çalıştığını, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya başvurduğunu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı

mülga Kanun gereği malulen emekli olduğunu, SGK’nın

ödenen maaşların iadesi için açtığı davanın kabulüne karar verildiğini, 506

sayılı mülga Kanun'un 53. maddesinde 4958 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin

aleyhine uygulanamayacağını, 1/10/2002 tarihinde maluliyet aylığı bağlandığını,

ödenen maaşların geri istenemeyeceğini, anılan hükmün Mahkemece

değerlendirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

47. Başvurucunun, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkin başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali

İddiası

48. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Maluliyet Aylıklarının Geri Ödenmesi

Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

49. Anayasa'nın 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

50. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne(Sözleşme)

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

51. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir.

52. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı

düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci

cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun

olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.

No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

53. Anayasa'nın 35. maddesinde de Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak birinci

fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet

hakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014, § 59).

54. Bu kapsamda öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dâhil

olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan

menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde

tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361,

10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148,24/9/2008).

55. Ancak somut olayda olduğu gibi SGK tarafından bağlanan

malulen emekli maaşlarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucu başvurucunun

mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin belirlenmesi için öncelikle bu

durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin belirlenmesi

gerekir.

56. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yer alan

mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı

içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta önceden prim ödeme şartıyla veya

şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş

ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları

yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu

kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 35; benzer

yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Andrejeva/Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009,

§ 77; Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, §

38).AİHM, bir mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılmasının,

onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine

engel olmayacağını ifade etmektedir (Moskal/Polonya, § 40).

57. Başvuru konusu olayda başvurucunun 14/3/1997 tarihinde

sigortalı olarak işe başladığı, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya

başvurduğu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı mülga Kanun gereği malulen

emekli olduğu, 1/10/2002 ile 21/9/2004 tarihleri arasında aldığı maaşlarının

kesildiği, SGK tarafından açılan dava sonunda başvurucuya ödenen malulen emekli

maaşlarının geri ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu açıklamalar

ışığında, başvurucuya ödenen malulen emekli maaşı üzerinde başvurucunun

mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

58. 506 sayılı mülga Kanun’un 4958 sayılı Kanun ile yapılan

değişiklikten önceki 53. maddesinin son fıkrasında “Ancak, bu gibi sigortalılara malüllük

sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınmaz.” hükmü

bulunmaktadır.

59. 506 sayılı mülga Kanun’un 4958 sayılı Kanun’un 33.

maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki 53. maddesinin ilgili kısmında ise “Bu gibi sigortalılara malûllük

sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınır.” hükmü

düzenlenmiştir.

60. 5510 sayılı Kanun ile 506 sayılı mülga Kanun yürürlükten

kaldırılmış, anılan Kanun’un 96. maddesinde sigortalılara yapılan fazla veya

yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

61. Somut olayda başvurucu, açtığı davada SGK tarafından

maluliyet aylıklarının geri alınması işleminin iptal edilmesi gerektiğini, 506

sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinde 29/7/2003 tarihinde yapılan değişikliğin

aleyhine uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Mahkemece başvurucuya

1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında ödenen maluliyet aylıklarının yersiz

ödendiği gerekçesiyle anılan dönem ilişkin aylıkların SGK’ya

geri ödenmesine karar verilmiştir.

62. Başvurucu, 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin son

fıkrasına göre maluliyet sigortasından ödenen aylıkların geri istenemeyeceğini

ileri sürmesine ve başvurucuya maluliyet aylığının bağlandığı tarihte anılan

hüküm yürürlükte olmasına rağmen Mahkemece, SSK Hastanesinin raporuna istinaden

SGK tarafından başvurucuya malulen ödenen emekli maaşlarının SGK’ya geri ödenmesine karar verilmesinin başvurucunun

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle 506 sayılı mülga Kanun'a uygun

olarak devlete bağlı hastane tarafından verilen rapora istinaden başvurucuya

bağlanan maluliyet aylığının geri alınması nedeniyle başvurucunun, Anayasa'nın

35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali

İddiası

64. Başvurucu, Bursa 2. İş Mahkemesinde açtığı davanın makul

sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

65. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili

hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler gereğince adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38,39).

66. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41-45).

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda iş hukukuna dayalı

açılmış bir dava söz konusu olmakla birlikte 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı

İş Mahkemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri,§

49).

68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

26/1/2005 tarihidir.

69. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, Bursa 2. İş Mahkemesince verilen hükmün Yargıtay

10. Hukuk Dairesince onandığı 22/1/2013 tarihidir.

70. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak yapılan

değerlendirmede önemli bir ölçüt olan başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde gerek

bireylerin ekonomik geleceği gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem

nazara alındığında iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı

organlarının özel bir itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu

iş hukukunun, çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini

dikkate alarak genel mahkemelerin dışında sözlü yargılama usulüne tabi özel bir

iş yargılaması sistemi ihdas ederek iş davalarının konunun uzmanı mahkemelerce

mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır

(Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772,

7/11/2013, § 59).

71. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe

girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış,

bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama

usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha

basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay

bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir

yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç,§§

64,65).

72. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

başvurucunun 26/1/2005 tarihinde Bursa 2. İş Mahkemesinde açtığı dava dosyası

ile başvuru aleyhine SGK tarafından 13/3/2007 tarihinde açılan dava dosyasının

birleştirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 26/2/2009

tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk

Dairesince 23/11/2009 tarihinde hükmün bozulduğu, Mahkemece bozma ilamına

uyularak yapılan yargılama sonunda 20/4/2010 tarihinde davanın reddine karar

verildiği, temyiz sonucu bu kararın da Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27/9/2010

tarihli ilamıyla bozulduğu belirlenmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak

20/6/2012 tarihinde başvurucunun açtığı davanın reddine, başvurucu aleyhine

açılan davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk

Dairesince 22/1/2013 tarihinde hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

73. 5521 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Hayrettin Ekim, B. No: 2013/3442,

20/3/2014, §§ 33-55).

74. Başvuruya konu davanın incelenmesinde hukuki meselenin

çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engeller gibi kriterler dikkate alındığında yargılamanın karmaşık

nitelikte olduğu kabul edilmekle birlikte yedi yıl on bir aylık yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

76. Başvurucu, maluliyet aylığının hukuka aykırı olarak

kesildiğinin ve anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespitini, bu ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına veya uygun bir tazminat

ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.

77. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

78. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde mülkiyet hakkı

yönünden Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmesiyle ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının da ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte başvuruya konu olan yargılama

sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkate alındığında başvurucunun da tazminat

talebinin bulunmaması nedeniyle ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

80. Başvurucunun adli yardım

talebi kabul edilmesi ve hakkında ihlal kararı verilmesi nedeniyle1.500 TL

vekâlet ücretinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B.

Başvurucunun,

1.

Maluliyet aylığının kesilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Maluliyet aylıklarının geri alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C.

Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D.

İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

kararın Bursa 2. İş Mahkemesine gönderilmesine,

E.

Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

F.

1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

16/9/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Bülent AKGÜL Vekili : Av. Alper KOÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3391, 16 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3391
Tarih
16 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Yüksel Keskin Başvurusu (B. No: 2013/7025)
  • Zeyneddin Erol Başvurusu (B. No: 2014/9903)
  • Faris Korkmaz Başvurusu (B. No: 2013/6995)
  • Emel Kavas Başvurusu (B. No: 2013/8032)
  • Şenol Gürkan Başvurusu (B. No: 2013/2438)
  • Buğrahan Babacan Başvurusu (B. No: 2013/9661)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.