İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Barmaksız Başvurusu (B. No: 2018/1562)

1. Başvuru, bir gösteriye yapılan polis müdahalesi

Başvuru No2018/1562Tarih15 Aralık 2020Okuma21 dk · 4.208 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bülent Barmaksız Başvurusu (2)

Karar tarihi
15 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/1562
R.G. Tarih ve Sayı
19/1/2021-31369
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.208 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, bir gösteriye yapılan polis müdahalesi

neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin açılan ceza

soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Bir tekstil firması bünyesinde çalışan işçiler

4/5/2013 tarihinde işten çıkarılmalarını protesto etmek amacıyla Taksim Meydanı'ndan

Galatasaray Lisesinin önüne kadar yürümek ve sonrasında basın açıklaması yapmak

istemiştir. Kolluk görevlilerine göre bu yürüyüşe yaklaşık seksen kişi

katılmıştır.

9. Yapılmak istenen yürüyüşe polis izin vermemiş ve

müdahalede bulunmuştur. Olayla ilgili olarak dördü emniyet müdürü on yedi

kolluk görevlisi tarafından aynı gün düzenlenen tutanak içeriğinin ilgili kısmı

şu şekildedir:

"...Alınan emniyet tedbirlerine

rağmen grup kortej oluşturarak 'Direne direne kazanacağız. Zafer direnen

emekçinin olacak.' şeklinde slogan atarak yürüyüşe geçip çevik kuvvet barikatı

önünde geldiğinde uyarı ve ikaza zaman bırakmadan alınan tedbiri aşmak için

barikata yüklenmeleri üzerine çevik kuvvet görevlilerince direnci kırmak için

artan oranda zor kullanılmıştır. Bu esnada kolluk görevlileri tarafından gruba

dağılması için 'Bekleme yapmayın, devam edin.' şeklinde uyarılar yapılmıştır.

Grup biraz geri çekildikten sonra tekrar toparlanarak 'Katil emniyet, katil

devlet hesap verecek.' şeklinde sloganlar atarak çevik kuvvet barikatına tekrar

yüklenerek grup içerisinden bazı şahısların emniyet görevlilerine tekme ve elle

saldırısı üzerine gruba tekrar grubun direncini kıracak ölçüde artan oranda güç

kullanılarak süpürme yöntemi ile Gümüşsuyu istikametine dağılmaları sağlanmıştır.

Olayda herhangi bir zarar ziyanın olmadığı ve göstericilerden herhangi bir

şahsın gözaltına alınmadığı tespit edilmiş olup..."

10. Başvurucu 10/5/2013 tarihinde avukatı aracılığıyla

kendisini yaralayan polis memurları, İl Emniyet Müdürü, Vali, İçişleri Bakanı

ve Başbakan hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık)

şikâyetçi olmuştur.

11. Başvurucu, şikâyet dilekçesinde özetle işçilerin

basın açıklamasına destek olmak ve işçilerden birinin kızının yaralanmasını

protesto etmek amacıyla Taksim Meydanı'ndaki gösteriye katıldığını, basın

açıklaması başlamadan önce kolluk tarafından üzerine boyalı su sıkıldığını,

akabinde polisin cop ve çeşitli aletlerle kendisini darbettiğini, bu nedenle

vücudunun değişik yerlerinden yaralandığını belirtmiştir.

12. Aynı olayla ilgili iki kişi, 1/5/2013 ve 6/5/2013

tarihinde yaşanan farklı olaylarla ilgili olarak yine iki kişi olmak üzere

toplamda başvurucu dâhil beş kişinin 10/5/2013 tarihinde yaptığı şikâyetler

Başsavcılıkça aynı soruşturma kapsamında ele alınmıştır.

13. Başvurucunun sevk edildiği Adli Tıp Kurumu tarafından

başvurucu hakkında düzenlenen 10/5/2013 tarihli raporda "Yapılan

muayenesinde; sağ cruris üst arkada 10x8 cm, dışta 6x4 cm koyu kırmızı ekimoz,

sağ uyluk orta dışta 10x8 ve 4x3 cm koyu sarı açık yeşil ekimozlar, sol

skapular bölgede 2 ve 4 cm çaplı, sol kol üst arkada 10x6 cm koyu sarı açık

yeşil ekimoz olduğu görüldü." tespitlerine yer verilmiştir. Rapora

göre yaralanmanın başvurucu üzerindeki etkisi basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte değildir.

14. Başvurucu 15/5/2013 tarihinde müşteki sıfatıyla

Başsavcılıkta ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde; mühendis olarak

çalıştığını, tekstil işçilerinin basın açıklamasına katılmak için gösteriye

gittiğini, polisin Taksim Meydanı'na barikat kurarak yürüyüşü engellediğini,

sonrasında hiçbir uyarı yapmaksızın önce tazyikli su sıktığını, arkasından da

copla saldırdığını iddia etmiştir. Başvurucu olay nedeniyle aldığı yaraların

Adli Tıp raporuna yansıdığını, isimlerini bilmediği polislerden şikâyetçi

olduğunu belirtmiştir.

15. Başsavcılığın 21/5/2013 tarihli yazısına İl Emniyet

ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlükleri tarafından verilen cevaplarda başvurucu

hakkında 4/5/2013 tarihli olayla ilgili olarak herhangi bir işlem yapılmadığı

bildirilmiş ve olay yerini gösteren MOBESE kameralarının görüntüleri yazıya

eklenmiştir. Ayrıca yine Başsavcılığa verilen 21/12/2013 tarihli başka bir

cevap yazısında olay günü Taksim ve Galatasaray Meydanlarında yüz seksen

polisin görev yaptığı belirtilerek bu kişilerin isim listesi gönderilmiştir.

16. Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki şikâyet

yönünden soruşturma dosyası ayrılmış ve bu dosyayla ilgili olarak 4/6/2013

tarihinde işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

17. Yürütülen soruşturma kapsamında dört kadın polis

memurunun şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Dinlenen polis memurları

genel olarak ifadelerinde aynı ekipte görev yaptıklarını, müştekileri

tanımadıklarını, olaylar sırasında erkeklere kadın polislerin müdahale

etmediğini belirtmiştir.

18. Olay yerine ilişkin olarak emniyetin gönderdiği

MOBESE kayıtları bilirkişiye tevdi edilmek suretiyle bilirkişiden rapor

hazırlaması istenmiştir. Bilirkişinin inceleme yaptığı yedi DVD'nin soruşturma

kapsamındaki üç olayla ilgili görüntüler içerdiği anlaşılmaktadır. Hazırlanan

dört sayfalık raporda olaylara ilişkin beş fotoğraf karesine yer verilmiş ve

incelenen yedi DVD'yle ilgili olarak;

- İncelenen görüntülerde kalabalık grupların slogan

attığı, basın açıklaması yaptığı görülmekle birlikte bazı videolarda polis

amirleri olduğu düşünülen şahıslar tarafından grupların uyarıldığı, polisin

toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA), gaz tabancası ve kalkanları ile

gruplara müdahale ettiğinin görüldüğü,

- Dosya muhteviyatındaki ifadelerde bahsi geçen gaz

fişeği ile yaralama, gözaltına alınırken işkence ve darbetme olaylarına

rastlanmadığı,

- MOBESE kameralarının uzak oluşu, hareketli kameraların

çektiği görüntülerde ise meydanda bulunan şahısların büyük çoğunluğunda maske

bulunması nedeniyle dosya muhteviyatında nüfus cüzdan, fotokopileri bulunan

şahısların bu fotoğraflar üzerinden teşhis edilmesinin mümkün olmadığı

tespitlerinde bulunulmuştur.

19. Başsavcılıkça 24/10/2017 tarihinde dört kadın polis

memuru hakkında kovuşturma yapılmamasına karar verilmiştir. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"

...

01/05/2013, 04/05/2013 ve 06/05/2013

tarihli olaylara müdahale eden polis memurlarının görev listelerinin

incelenmesinde, görevli polis sayısının yüzlerce sayıda olduğu ve kamera

görüntülerinden müştekilerin yaralanmasına ait bir görüntü elde edilemediği

gibi müştekileri yaralayan polis memurlarının teşhisine yönelik başkaca bir

delil elde edilemediği, müştekilerin ifadelerinin içeriğinde şikayet edilen

polislerin teşhis edilmesi imkanını verecek bilgilerin bulunmadığını,

müştekilerin yaralanmasının yukarıda isimleri yazılı şüpheli polis memurları

tarafından gerçekleştirildiğine dair haklarında kamu davasını açmayı haklı

kılacak yeterli delil olmadığından şüpheliler kamu adına kovuşturmaya yer

olmadığına..."

20. Başsavcılık tarafından aynı tarihte daimî arama

kararı verilmiştir. Kararda kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karardan

bahsedilerek tüm araştırmalara rağmen şüphelilerin tespit edilemediği dile

getirilmiştir. Başsavcılık; kimliği tespit edilemeyen şüphelilerin çok sıkı bir

şekilde araştırılarak kimliklerinin belirlenmesini, yakalandıkları takdirde

Başsavcılıkta hazır edilmelerini, aksi hâlde zamanaşımı tarihine kadar sürekli

olarak araştırmaya devam edilmesini ve tekide mahal verilmeksizin her üç ayda

bir bilgi verilmesini İstanbul Emniyet Müdürlüğünden talep etmiştir. Kararda

olayın failleri olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri yazılıdır.

21. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

karşı yaptığı itiraz reddedilmiş, itirazın reddi kararı başvurucuya 8/12/2017

tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 5/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünce 8/11/2017 tarihinde

üçer aylık araştırma kapsamında ilgili faillerin tespitinin henüz mümkün

olmadığı ve araştırmaların devam ettiği bildirilmiştir. UYAP'ta yapılan

sorgulamada söz konusu evrak dışında soruşturma makamları tarafından başkaca

bir araştırma yapıldığını gösterir belge bulunmamaktadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. İlgili hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No:

2014/5218, 19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172,

12/6/2018, §§ 23-27, 29-45.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağı Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları

26. Başvurucu; katıldığı gösteriye yapılan müdahale

sırasında kolluk tarafından darbedildiğini ve sıkılan gazdan etkilendiğini,

şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmada olay yerinde çok sayıda basın mensubu

olmasına rağmen olayı kaydeden diğer kameraların görüntülerinin araştırılıp

incelenmediğini, tanık anlatımlarına başvurulmadığını, sadece dört kadın

polisin ifadelerinin alınmasıyla yetinildiğini, farklı olaylara ilişkin

soruşturmaların da gereksiz yere birlikte ele alındığını belirtmiştir. Etkisiz

yürütülen soruşturma nedeniyle sorumluların cezasız kaldığını ifade eden

başvurucu, yapılan polis müdahalesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile yaşam

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kovuşturmaya yer

olmadığına ilişkin karara yaptığı itirazın gerekçesiz şekilde reddedilmesi

sebebiyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

27. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.”

28. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

… kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır."

29. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’da güvence altına alınan diğer

haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu yasak bağlamında yapılmıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Anayasa'nın

17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

ilkeler

31. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet

yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve

diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

32. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından

kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı

kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir.

Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma

bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden

olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği, anılan

ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme

altına alınmış olan işkence, eziyet ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 84).

33. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı

muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu

hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur

olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması şartı aranmaz.

Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

88).

34. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

35. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

36. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

37. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi, bir

yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür

bir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.

Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce

başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

38. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

39. Başvurucu, katıldığı gösteriye yapılan polis

müdahalesi sırasında yakın mesafeden gaz sıkıldığını ve darbedildiğini ileri

sürmüştür.

40. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır (Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §

45).

41. Olay günü başvurucunun hakkında düzenlenen adli

muayene raporunun (bkz. § 13) içeriğinin darp iddialarını destekler mahiyette

olduğu anlaşılmaktadır. Doktor raporunun varlığı karşısında başvurucunun

iddiasının makul ve güvenilir bir delile dayandığı kabul edilmelidir. Kaldı ki

Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığı ve daimî arama kararlarında

başvurucunun kimliği belirlenemeyen kamu görevlileri tarafından yaralandığı

kabul edilmiştir. Dolayısıyla kamu makamları, güç kullanımının kaçınılmaz hâle

geldiğini ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür.

42. Başvurucunun da katıldığı gösteride polislerce

barikat kurularak yürüyüşe izin verilmediği anlaşılmaktadır. Kolluk görevlileri

tarafından hazırlanan tutanakta yürüyüşe izin verilmemesi üzerine gösterici

grubun barikata yüklendiği, sonrasında polislerin güç kullandığı belirtilmiştir.

Tutanakta iki ayrı güç kullanımının öncesinde ilkinde göstericilerin sadece

barikatlara yüklendiği, ikincisinde ise içlerinden bazılarının tekme ve elle

kolluğa saldırdığı ifade edilmektedir.

43. Başvurucunun güç kullanımına sebep olacak eylemler

sergilediğine ilişkin kolluk tarafından yapılmış bir tespit veya soruşturma

dosyasında yer alan bir delil bulunmamaktadır. Emniyet Müdürlüklerinden gelen

yazı cevaplarında da başvurucu hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadığı

ifade edilmiştir. Başsavcılık kararlarında da başvurucunun kendisine müdahale

edilmesini gerektirir davranışlar icra ettiğine işaret eden bir veriden

bahsedilmemiştir.

44. Soruşturma dosyasında yer alan deliller ve bu

tespitler karşısında katıldığı gösteride polis müdahalesiyle darbedildiği

anlaşılan başvurucunun kendi davranışlarından dolayı fiziksel güce

başvurulduğunu kabul etmenin mümkün olmaması karşısında güç kullanılmasının

kaçınılmaz hâle geldiğinin kamu makamlarınca kanıtlanamadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

45. Diğer taraftan olaydan altı gün sonra şikâyetçi olan

başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporunda gaz sıkılmasına bağlı fiziksel

bir bulguya veya hassasiyete yer verilmediği, ayrıca şikâyet dilekçesinde bu

hususa ilişkin bir anlatım bulunmadığı dikkate alındığında başvurucunun gaz

kullanımı konusundaki iddiasının esasına ilişkin bir değerlendirme

yapılabilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.

46. Bu aşamadan sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu

kapsamda başvurucunun vücudunun değişik yerlerinde birçok yaralanma meydana

gelmesi, Adli Tıp raporuna göre yaralanmanın etkisinin basit bir müdahaleyle

giderilemeyecek nitelikte olması hususları ve somut olay bir bütün olarak

değerlendirildiğinde eylemin eziyet şeklinde nitelendirilmesi mümkün

görülmüştür.

47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Anayasa'nın

17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

48. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

49. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

50. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı, soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,

bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve

bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

116).

51. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019 §34).

52. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın niteliğinin ne olduğunun önemi olmaksızın- özelde

başvurucunun ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne

olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu

tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından

yeterli hız ve özenin gösterilip gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin

Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 86).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

53. Somut olayda başvurucunun şikâyeti üzerine

Başsavcılık tarafından soruşturma başlatılmış, sorumluların kimliklerinin

tespiti amacıyla olay günü görev yapan kolluk görevlilerinin isimleri tespit

edilmiştir. Buna göre Emniyet Müdürlüğünün gönderdiği yazıda çok sayıda kişinin

isminin yer aldığı görülmektedir.

54. Soruşturmada isimleri belirlenen kolluk

görevlilerinden sadece dördü şüpheli sıfatıyla dinlenmiştir. Dinlenen polis

memurları ifadelerinde olayda yer almadıklarını söylemiştir.

55. Başsavcılık, ifadesi alınan dört polis memuru

hakkında olay yerinde çok sayıda polisin görev yaptığı, başvurucunun da

aralarında olduğu şikâyetçilerin yaralanmasına ilişkin görüntü kaydı elde

edilemediği, olayın faili olan polis memurlarının teşhisine imkân veren delil

bulunmadığı gerekçeleriyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş;

sonrasında bu karara atıf yaparak soruşturmayı üçer aylık sürelerle gözden

geçirilmek üzere daimî aramaya almıştır. Daimî arama kararı verilen 2017

tarihinden başvurunun incelenme tarihine kadar soruşturmada hiçbir işlem

yapılmamıştır.

56. Başvurucu, kolluğun gösteriye müdahalesi sırasında

yaralanmıştır. Başsavcılık tarafından sorumluların kimliklerinin belirlenmesi

amacıyla sadece dört polis memurunun savunması alınmış, başkaca hiçbir polis

memuru tanık sıfatıyla dahi ifade vermemiştir.

57. Toplumsal bir olaya yapılan müdahale sırasında olay

yerinde görüntü kaydı yapan çok sayıda kamu görevlisi veya sivil kişi ile

işyeri güvenlik kamerası bulunması güçlü bir olasılık iken Başsavcılık sadece

MOBESE kayıtlarıyla sınırlı bir inceleme yapmıştır. Öte yandan görüntülere

ilişkin bilirkişi raporunda gösteri alanında bulunan kişilerin maskeli olması

nedeniyle şikâyetçilere ait dosyadaki fotoğraflarla görüntülerdeki kişilerin

eşleştirilebilmesinin mümkün olmadığı belirtilmesine rağmen başvurucuya söz

konusu görüntüler izlettirilip yaralanmasına sebep olan eylemler ile eylemleri

gerçekleştiren kolluk görevlilerini tespit etmesi imkânı sağlanmamıştır.

58. Başsavcılık tarafından dört yılı aşkın süredir sorumluların

tespitinin yapılamamış olduğu, yaklaşık son üç yıldır soruşturmanın daimî

aramada beklediği, bu süre içinde olayın faillerinin tespitine ilişkin esaslı

bir işlem yapılmadığı dikkate alındığında soruşturmada uzun zamandır ilerleme

kaydedilmediği kanaatine varılmıştır.

59. Eziyet boyutuna varan yaralamaya sebep olan kolluk

görevlilerinin makul sayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları

tarafından kimliklerinin dahi tespit edilememesi, buna mukabil soruşturmada

daimî arama kararı verilmesi nedeniyle soruşturmanın özenli ve süratli

yürütülmesi yükümlülüğünün yerine getirilmediği değerlendirilmiştir. Farklı

tarihli olaylara ilişkin soruşturmaların -şikâyet tarihlerinin aynı olması

dışında aralarında bir irtibat bulunmamasına rağmen- birlikte yürütülmesinin

soruşturmadaki özensizliğe sebep olan faktörlerden biri olduğu da ayrıca

vurgulanmalıdır.

60. Dolayısıyla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için

gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda Başsavcılıkça

yapılan soruşturmada Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan eziyet yasağı açısından gerekli özenin gösterilmediği

anlaşılmıştır.

61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

62. Başvurucu, hiçbir uyarı yapılmaksızın kolluk

tarafından aşırı güç kullanılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

63. Somut olayda kolluk görevlilerinin göstericilerin

yürüyüşüne izin vermemesi, sonrasında ise güç kullanarak gösteriyi dağıtmasının

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu görülmekle

birlikte somut başvurudaki asıl meselenin kolluk görevlilerinin göstericileri

dağıtırken uyguladığı gücün kötü muamele yasağını ihlal edip etmediğinin tespit

edilmesi olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki soruşturma dosyasındaki birtakım

eksikliklerin gösterinin seyrini ve müdahalelerin gerçekleşme koşullarını

incelemeyi engellediği görülmektedir.

64. Bu durumda kötü muamele yasağına ilişkin olarak

yukarıda ihlal sonucuna ulaşılmış olması karşısında toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmadığı kanaatine varılmıştır (örnek bir karar için bkz. Alper Can Aykaç

ve diğerleri, B. No: 2015/16563, 23/6/2020, §§ 83-85).

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

66. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

67. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ( [GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

68. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale

neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

69. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak

amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir

giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal

kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

70. Başvuruda Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin kovuşturmaya yer olmadığı

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

71. Bu durumda eziyet yasağının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

72. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının maddi ve usul

boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 65.000 TL ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

73. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

eziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (İhlal kararı 2013/68242

numaralı soruşturma dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 65.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Sinan ARMAĞAN Başvurucu : Bülent BARMAKSIZ Vekili : Av. Gülizar TUNCER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/1562, 15 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Kötü Muamele
  13. B. Toplantı ve
  14. C. 6216 Sayılı
  15. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının
  16. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  17. C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/1562
Tarih
15 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Solmaz Güntemur Başvurusu (B. No: 2018/12262)
  • Osman Palçik Başvurusu (B. No: 2018/25073)
  • Ahmet Endes ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/19018)
  • Adil Yavuz Bayat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/22400)
  • Beşir Buzbay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/36741)
  • Cevdet Sert Başvurusu (B. No: 2019/42542)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.