İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burhan Çoban Başvurusu (B. No: 2015/16217)

1. Başvuru, tanıklık yapmak amacıyla duruşma salonu

Başvuru No2015/16217Tarih12 Ocak 2021Okuma22 dk · 4.413 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Burhan Çoban Başvurusu

Karar tarihi
12 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2015/16217
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.413 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tanıklık yapmak amacıyla duruşma salonu

önünde bekleyen başvurucunun çıkan kargaşada kamu görevlileri tarafından

hakaret ve tehdide maruz kalıp darbedilmesi olayına ilişkin olarak etkili bir

soruşturma yürütülmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir. Bakanlık

görüşüne karşı başvurucu beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, E.S.nin ölümüyle ilgili olarak yürütülen

ceza yargılamasının 23/9/2013 tarihli duruşmasında tanık olarak ifade vermek

için Ankara Adalet Sarayındaki (Ankara Adliyesi) duruşma salonunun önünde

kalabalık bir grupla beraber beklemeye başlamıştır. E.S. kamuoyunda Gezi

Parkı olayları olarak bilinen olaylarda 14/6/2013 tarihinde yaşamını

yitirmiştir (söz konusu olayların arka plan bilgisi için bkz. Özge

Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10).

9. Başvurucuya göre duruşma salonunda yüze yakın sivil

giyimli polis bulunmaktadır. Ayrıca Ankara Adliyesinin her tarafını üniformalı

ve sivil polisler kuşatmıştır. Başvurucu; bu kişilerin bir kısmının görevi

gereği orada bulunduğunu, diğerlerinin ise yargılanmakta olan sanığa destek

olmak ve duruşmayı takip etmek amacıyla geldiğini belirtmiştir.

10. Başvurucu; duruşmayı takip eden avukatların

itirazları üzerine salonda bulunan sivil giyimli polislerin Mahkeme Heyeti

tarafından dışarıya çıkarıldığını, hem bu kişilerin hem de dışarıda bekleyen

polislerin salon dışında bulunan tanıklara ve E.S.nin yakınlarına hakaret ve

tehditte bulunduğunu beyan etmiştir.

11. Başvurucu, duruşma salonu önünde bekleyen Çevik

Kuvvet polisleri ile sivil polislerin başvurucunun da içinde olduğu grubu

merdivenlere doğru sürüklediği, bu esnada resmî kıyafetli polislerin cop ve

kalkanlarla, sivil polislerin ise tekme ve yumruklarla kendisini darbettiğini

belirtmiştir. Bir grup insanın merdivenlere doğru sürüklenirken kendisinin

polislerin arasında kaldığını belirten başvurucu; aldığı darbeler sonrasında yerde

kaldığını, yerde iken başına, koluna ve bacaklarına da vurulduğunu ifade

etmiştir. Devamında başvurucu, bir Çevik Kuvvet polisi tarafından boynundan

tutularak merdivenden aşağıya atıldığını söylemiştir.

12. Tanıklık yapacağı davanın ertelenmesi üzerine aynı

gün Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine giden başvurucu hakkında

sağlık raporu düzenlenmiştir. Kesin adli raporda şu hususlara yer verilmiştir:

"Darp sonucu yaralanarak

hastanemiz aciline müracaat eden şahsın yapılan muayenesinde alın solunda

ekimoz, sıyrık ve ödem, sol göz medialinde ekimoz ve hiperemi, sol kaş üzerinde

ekimoz, sağ ön kolda YDT na bağlı hassasiyet ve sıyrıklar, belin solunda çizik

ve sıyrıklar, baş ve sağ dizde ağrı ve hassasiyet ve saptanmış olup, çekilen

grafilerde ve kranial CT de patoloji saptanmadı. Sağ ön kola elastik bandaj

uygulanmıştır. "

13. Raporda, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile

giderilebileceği ifade edilmiştir.

14. Başvurucu, avukatı aracılığıyla 26/9/2013 tarihinde

sunduğu dilekçeyle yaşadığı olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuş; duruşma salonu önünde görevli

olan veya destek amacıyla gelen polislerden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu;

dilekçesinde duruşma salonu girişinde bulunan güvenlik kamerasının olayları

kaydettiğini, bu görüntülerin ham hâllerinin istenmesi gerektiğini, ayrıca

tanıklarının baskı altına alınmaması için şimdilik isimlerini bildirmeyeceğini

fakat istendiği takdirde bu kişileri dinlenmek üzere hazır edebileceğini

belirtmiştir.

15. Savcılık, aynı olayda yaralandığını ileri süren K.A.

isimli şikâyetçi hakkındaki soruşturmayı başvurucunun dosyasıyla

birleştirmiştir. Savcılık soruşturma kapsamında;

- Duruşma salonu önündeki güvenlik kamerasının

kayıtlarını,

- Görevli polis memurlarının olayla ilgili olarak tuttuğu

tutanakları, adli işlemlerin -yapıldığı takdirde- soruşturma numarasının tespit

edilmesini,

- Görevli polis memurları hakkında idari bir işlem

yapılmışsa buna dair belgelerin onaylı birer suretini,

- Duruşma salonu ile bekleme salonunda görevli sivil ve

resmî kıyafetli polis memurlarının tespiti ile teşhise elverişli

fotoğraflarının gönderilmesini istemiştir.

16. Ankara Emniyet Müdürlüğü cevap yazısında Ankara

Adliyesinde gerçekleşen olaylarla ilgili olarak hazırlanan evrakın 2013/14915

sayılı yazıyla Savcılığın Basın Suçları Soruşturma Bürosuna gönderildiğini,

görevli polis memurları hakkında başlatılan herhangi bir idari işlem olmadığını

belirtmiş; ayrıca yazıya olaylarla ilgili yedi CD eklemiştir.

17. Basın Suçları Soruşturma Bürosuna gönderilen yazı

sonrasında Savcılık soruşturma başlatmış ve soruşturma sonucunda kamu

görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan başvurucu hakkında iddianame

düzenlemiştir. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada 17/4/2019

tarihinde başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Verilen karar istinaf

edilmeden kesinleşmiştir.

18. Savcılık soruşturma kapsamında elde ettiği

görüntülerin bilirkişi vasıtasıyla çözümünü yaptırmıştır. 10/12/2013 tarihli

bilirkişi raporunda başvurucunun iddialarına konu olayların sadece duruşma

salonu girişindeki güvenlik kamerası tarafından kayda alındığı belirtilerek

görüntülere dair şu tespitler yapılmıştır:

i. Duruşma salonu önündeki kavga saat 10.37'de başlamış,

yaklaşık kırk beş saniye sürmüştür.

ii. Başvurucu, kavganın yoğun olarak yaşandığı esnada

olay yerinde bulunmadığı gibi başvurucunun başkasına karşı gerçekleştirdiği bir

eylem de tespit edilememiştir.

iii. Başvurucu kavganın başlaması sonrasında yaşanan

izdiham dolayısıyla koridorun başında bulunan merdivenlere doğru sürüklenmiş,

güvenliği sağlamak için orada bulunan Çevik Kuvvetin arasında kalmıştır.

iv. Yaklaşık iki yüz kişinin koridorda beklemesiyle

izdiham oluşması, olayların hızlı bir şekilde gelişmesi, saniyede altı karelik

görüntü kaydı yapılması ve yakınlaştırma yapıldığında görüntüde meydana gelen

dağılma nedeniyle merdiven başına sürüklenerek izdihamda kaybolan başvurucuya

vurulup vurulmadığının veya kimler tarafından vurulduğunun tespiti mümkün

olmamıştır.

19. Başvurucu avukatı ile beraber 14/5/2014 tarihinde

Savcılıkta ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...duruşma salonunun önünde

mahkemeye davetli mi yoksa kendiliğinden mi geldiler bilmediğim kalabalık bir

grup vardı daha sonra bunların bir kısmının sivil kıyafetli polis memurları

olduklarını ve [E.S.nin]

vurulmasından sorumlu [A.Ş.nin] ekip arkadaşları olduklarını öğrendim.

Sonradan polis olduğunu öğrendiğim bu 20-30 kişilik grup duruşma salonuna

izinsiz olarak girdi, daha sonradan öğrendiğim kadarı ile avukatların t[a]lebi

ile dışarı çıkarıldılar, ancak bu grup tekrar duruşma salonuna girdi, tekrar

dışarı çıktıklarında ortada bir gerginlik ve sebep yokken [d]uruşma salonu

önünde bekleyen ben ve diğer tanıklara saldırdılar, polislerin saldırdığı sivil

kişilerin tamamının tanık olduğunu zannetmiyorum, içlerinde mahkemeyi seyretmek

için gelmiş kişiler ve avukatlar olduğunu biliyorum. Bana ve orada bulunan

vatandaşlara, arkadaşlara fiili müdahalede bulunup etkili eylem uygulayarak

yaralayan polis memurları sivil olarak gelmiş olan çevik kuvvet polisleriydi.

Hiç biri resmi kıyafette değildi. Polis olduklarını ilk duruşmaya girerken

silahlarını görevliye teslim etmeleri sırasında gördük ve duyduk. Bunun yanında

aynı kişileri bir basın açıklamasında resmi kıyafetli olarak gördüm ve teşhis

ettim.

Ben bu polisler tarafından kat

merdiveninden aşağı fırlatıldım, belimden, burnumdan ve başımdan yaralandım

bunun yanında bir çok polis memuru ayak ve elleri ile vurdular yere düştüğüm

halde vurmaya devam ettiler, polisler beni merdivenden aşağı fırlatınca yaralı

bir şekilde alt kata girerek arbededen kurtuldum..."

20. Başvurucu aynı zamanda kamera görüntülerine ilişkin

bilirkişi raporunu ve CD'leri, kendisine vuran kişileri teşhis etmek amacıyla

Savcılıktan talep etmiştir.

21. Başvurucu 8/7/2014 tarihinde yeniden avukatıyla

birlikte Savcılıkta ifade vermiş, ayrıca kendisine olay günü Adliye içinde ve

çevresinde görevli polislerin de olduğu çok sayıda polis fotoğrafı

gösterilmiştir. Gösterilen fotoğrafları inceleyen başvurucu kendisine vuran iki

polis memurunu teşhis etmiştir. Başvurucuya göre bu iki polis memuru olay

yerine görevli olarak değil duruşmayı izlemek amacıyla gelmiştir. Başvurucu,

kendisine vuran üçüncü polis memurunun fotoğrafının olmadığını bildirmiştir.

22. Başvurucunun teşhis ettiği polislerden biri olan M.Ç.

22/7/2014 tarihinde Savcılıkta şüpheli sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde

özetle olay tarihinde Adliye dışında resmî kıyafetli şekilde görev yaptığını,

hiçbir şekilde Adliye içine girmediğini, kimseye fiziki bir müdahalesi

olmadığını, başvurucuyu tanımadığını, hangi nedenle kendisini teşhis ettiğini

bilmediğini belirtmiştir.

23. Teşhis edilen ikinci polis memuru S.Ç. 4/9/2014

tarihinde şüpheli olarak verdiği ifadesinde olay sırasında duruşma salonunun

giriş kapısında resmî olarak görevli olduğunu, koridorda yaşanan arbedeye

hiçbir şekilde müdahil olmadığını, duruşma salonundaki görev yerini terk

etmediğini, salonda bulunan kameranın kayıtları incelenirse durumun

anlaşılabileceğini beyan etmiştir.

24. Şüpheliler S.Ç. ve M.Ç.nin ifadeleri sonrasında bu

kişilerin duruşma salonu dışında yaşanan olaylar sırasında olay yerinde bulunup

bulunmadığına ilişkin yeni bir rapor alınmamıştır.

25. Savcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde 12/5/2015

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu

şekildedir:

"...Olay tarihinde Ankara 6. Ağır

Ceza Mahkemesi önünde [E.S.]

davası olarak bilinen davada müştekilerin şüpheliler tarafından kasten darp

edildiklerine, hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarına dair müştekilerin soyut

iddialarından başka yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği, görevli

polis memurlarının davanın görüleceği mahkeme önünde çıkan kavga olayını

bastırmak için hareket ettikleri, müştekilerin meydana gelen arbede nedeniyle

yaralandıkları, kaldı ki görevli polis memurlarının 2559 sayılı yasanın 16.

Maddesine göre meydana gelen olayları bastırmak için orantılı güç kullanma

yetkisine sahip oldukları, müştekilerin kati adli raporlarına bakıldığında

şüphelilerin orantısız güç kullanmadıkları anlaşıldığından şüpheliler hakkında

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]"

26. Başvurucunun Savcılık kararına itirazı, Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/8/2015 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

Anılan karar, başvurucu vekiline 24/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 21/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir."

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif

olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya

adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez

kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası

Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı

ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi

en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle

yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15.

maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi

hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa,

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

33. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD],

B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

34. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi üzerinde

fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli

kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3.

maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

31866/96, 10/10/2000, § 54).

35. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73;

Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 12/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; yürütülen soruşturmada gerekli özen ve

süratin gösterilmediğini, olaya ilişkin tanıklık yapacak kişilerin

dinlenmediğini, sadece kolluk tarafından gönderilen belgelerle yetinilerek

başkaca araştırma yapılmadığını, Savcılık tarafından darbedildiği kabul

edilmesine rağmen iki yıllık soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde; kolluğun müdahalesinin gerekli

olduğu ve müdahalenin başvurucunun içinde bulunduğu grubun kendi

davranışlarından kaynaklandığı, başvurucuda oluşan yaraların hafif niteliği de

gözönünde bulundurulduğunda zor kullanma yetkisinin aşılmadığına dair Savcılık

değerlendirmesinden ayrılmayı gerektiren kuvvetli bir neden olmadığı, olayın

hangi koşullar altında meydana geldiğini ortaya koymaya elverişli bir

soruşturma yapıldığı, dolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün gereklerinin

yerine getirildiği belirtilmiştir.

39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında

başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

40. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

41. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri

" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun iddiaları kötü muamele yasağı

kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Hakaret ve

Tehdit Edilmeye İlişkin İddia

43. Başvurucu, çıkan kargaşa öncesinde hakaret ve tehdide

maruz kaldığını iddia etmektedir.

44. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır. Burada kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur

olduğunu ileri süren kişilerin -ispat külfetinin devlete geçtiği durumlar

istisna olmak üzere- kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele

görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delil sunmaları gerektiğini belirtmek

gerekir (Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, § 45).

45. Somut olayda başvurucunun hakaret ve tehdit edildiği

iddialarına ilişin olarak soruşturma dosyasında soyut beyanlar dışında Anayasa

Mahkemesince inceleme yapılmasını gerektirir nitelikte makul bir veri

bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle desteklenmeyen iddialarının

savunulabilir olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu

iddialarla ilgili bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Darbedilmeye

İlişkin İddia

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

48. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 110).

49. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

50. Ancak etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için

öncelikle kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir. Bu

nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi

ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların

tespiti hâlinde etkili bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden

bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).

51. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

52. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek

başına soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması

da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın

derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve

süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 116).

53. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması,

bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup

olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

54. Yukarıda ifade edilen tüm hususların yanında bir

muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi

için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiğini ifade etmek

gerekir.Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Başvurucu, tanık olarak ifade vermek amacıyla duruşma

salonu dışında beklediği sırada polisler tarafından darbedildiğini iddia

etmektedir.

56. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır (Beyza Metin, § 45).

57. Olay günü başvurucu hakkında düzenlenen adli muayene

raporu (bkz. § 12) içeriğinin başvurucunun iddialarını destekler mahiyette

olduğu anlaşılmıştır. Doktor raporunun varlığı karşısında başvurucunun

iddiasının makul ve güvenilir bir delile dayandığı kabul edilmelidir.

Dolayısıyla yargısal makamlar, bu aşamadan sonra başvurucunun maruz kaldığı

fiillerin ne şekilde ve -polis memuru olsun ya da olmasın- kim tarafından

meydana getirildiği, yaralanma kolluğun müdahalesi sırasında oluşmuş ise bunun

gerekli ve orantılı olup olmadığı konusunda makul bir açıklama getirmelidir.

58. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, her soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar,

ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri

dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği

bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler

listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye

Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68).

59. Savcılık, soruşturma kapsamında duruşma salonu

önündeki koridoru kayda alan güvenlik kamerasının görüntüleriyle ilgili olarak

bilirkişi raporu almış; başvurucuya bazı polislerin fotoğraflarını göstererek

teşhis işlemi yaptırmış; ayrıca teşhis edilen kişilerin şüpheli sıfatıyla

ifadesini almıştır. Yürütülen soruşturmada olayın gerçekleşme koşullarını

ortaya koymaya yarar en önemli delillerin bunlar olduğu görülmektedir.

60. Görüntülere ilişkin bilirkişi raporunda başvurucunun

kalabalık içinde görüldüğü ve izdiham nedeniyle koridordaki merdivenlere doğru

sürüklendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu aşamadan sonra başvurunun

akıbeti konusunda kamera görüntülerine dayanılarak bir belirleme

yapılamamıştır.

61. Olayın meydana geldiği yerin Ankara Adliyesinde

bulunan bir ağır ceza mahkemesinin önündeki koridor olduğu gözden

kaçırılmamalıdır. Bunun yanında bu sırada duruşma salonunda ülkenin gündeminde

yer alan ve kamuoyunun yakından takip ettiği bir ceza davasının yargılaması

yapılmaktadır. Basın mensuplarının, çok sayıda insanın ve sivil toplum

örgütünün dikkatle takip ettiği, ayrıca duruşmada dinlenecek fazla sayıda kişi

de olduğu gözönünde bulundurulduğunda kamu makamlarının gerekli güvenlik

önlemlerini almaları, yaşanması muhtemel sorunlara süratle çözüm olacak

tedbirler konusunda hazırlıklı olmaları kendilerinden beklenmelidir. Bunun

ötesinde kamu makamları tüm gözlerin odaklandığı bir yargılamada duruşma salonu

çevresinde yaşananları tüm açıklığıyla ortaya koyabilecek araçları

sağlamalıdır.

62. Somut olayda başvurucu, duruşma salonu koridorlarında

yaşanan karışıklık içinde polis memurları tarafından yere düşürülerek

darbedildiğini iddia etmiştir. Böyle bir iddia karşısında Savcılığın kamera

kayıtları gibi nesnel deliller başta olmak üzere olayı aydınlatmaya yarar

-tanıklar dâhil- uygun delilleri toplaması gerekir. Olayın meydana geldiği

yerin ve zamanın da buna imkân sağladığı yukarıda izah edilmiştir.

63. Savcılığın olayla ilgili olarak sadece duruşma salonu

önündeki güvenlik kamerası üzerinde durduğu görülmektedir. Görüntülere ilişkin

bilirkişi raporunda belirtildiği gibi olayın koridordaki merdivenlere taşındığı

ve başvurucunun buraya sürüklendiği belirtilmiş iken baştan beri merdivenlere

doğru fırlatıldığını dile getiren başvurucunun iddiaları doğrultusunda söz

konusu merdivenleri ve alt kattaki koridoru kayda alan güvenlik kamerası olup

olmadığı, o sırada görevli olan kamu görevlileri ya da orada bulunan sivil

şahıslar tarafından yapılmış bir kayıt bulunup bulunmadığı konusunda Savcılıkça

bir araştırma yapılmamıştır.

64. Diğer taraftan başvurucunun teşhis ettiği iki polis

memurunun olaylar sırasında orada bulunmadığını savunmasına rağmen dosyaya

getirtilen kamera görüntüleri incelenmek suretiyle beyanlarının doğru olup

olmadığı konusunda bir rapor alınmış değildir.

65. Savcılık, belirtilen eksiklere rağmen soruşturmanın

sonunda öncelikle başvurucunun kamu görevlileri tarafından kasten yaralandığına

ilişkin delil bulunmadığını söylemiş; sonrasında başvurucunun yaşanan arbedede

yaralandığını kabul etmiştir. Soruşturma dosyasındaki tek kamera görüntüsünde

başvurucunun nasıl yaralandığı bilirkişi raporuyla tespit edilememiş iken

Savcılığın hangi verilerden hareketle bu sonuca vardığı anlaşılamamıştır.

Ayrıca bu kabule -ve başvurucunun kendi kusuruyla yaralandığı belirtilmediğine-

göre yaralanmaya ilişkin olarak sorumluluğu olanların bulunup ortaya

çıkarılması gerekirken soruşturmanın takipsiz bırakılması hukuken dayanaksız

gözükmektedir.

66. Öte yandan kolluğun zor kullanma yetkisi sınırları

içinde hareket ettiği dile getirilmesine rağmen başvurucunun direnç

gösterdiğine ilişkin bir tespit yapılmış değildir. Dolayısıyla yaralanmanın

sebebini polisin yasal zor kullanma yetkisi çerçevesinde açıklamak da mümkün görünmemektedir.

67. Soruşturmada ulaşılan sonuç ve dosyadaki eksiklikler

birlikte değerlendirildiğinde Savcılığın alınan tedbirlerle kamu makamlarının

kontrol ve gözetimi altında bulunması gereken bir yerde gerçekleşen yaralanmada

iddia edilen eylemlere yönelik -olayın aydınlatılması amacıyla- etkili bir

soruşturma yürütmediği kanaatine varılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu; Savcılıktaki ifadesi sırasında kendisini

yaralayan polislerin olay sırasında görevli olmadıklarını, kendi istekleriyle

duruşmayı izlemek için olay yerine geldiklerini belirtmiştir (bkz. §§ 19, 21).

Başvurucunun iddiasının doğruluğu hâlinde devletin negatif yükümlülükleri

kapsamında bir sorumluluğu doğduğundan, diğer bir deyişle başvurucunun kamu

görevlileri tarafından yaralandığından söz edilemeyecektir. İşaret edilen

soruşturmadaki eksiklikler nedeniyle faillerin kişiliği veya hangi saikle

hareket ettikleri konusunda olayı aydınlatmaya yeter veri bulunmadığından,

dolayısıyla bu aşamada devletin negatif yükümlülükleri kapsamında bir inceleme

yapılabileceği konusunda kanaat oluşmadığından kötü muamele yasağının maddi

boyutu itibarıyla bir değerlendirme yapılamamıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

71. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 15.000 TL tazminat

talebinde bulunmuştur.

72. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

73. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

74. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

75. Başvuruda, başvurucunun yaralanma iddiasına yönelik

etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Kötü muamele

yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığının

işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

76. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutuna

yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise

bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı

verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

77. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.826,90 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Hakaret ve tehdide maruz kalındığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü

muamele yasağının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule

ilişkin boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (İhlal kararı

Savcılığın 2013/118105 numaralı soruşturma dosyasıyla ilgilidir.)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 226,90 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.826,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme

tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Sinan ARMAĞAN Başvurucu : Burhan ÇOBAN Vekili : Av. Saliha ŞAHİN DENİZER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/16217, 12 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. 1. Yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü
  19. C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule
  20. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/16217
Tarih
12 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Sibel Çapraz Başvurusu (B. No: 2017/19418)
  • Fırat Kılınç Başvurusu (B. No: 2018/2796)
  • Kemal Kılıçdaroğlu Başvurusu (B. No: 2016/7380)
  • Saner Eren Başvurusu (B. No: 2018/1718)
  • Botek İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/31424)
  • M.e.g. Başvurusu (B. No: 2019/2856)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.