İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/9308 Tarih:

Cafer Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/9308)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CAFER YILDIZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/9308)

Karar Tarihi: 9/1/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa itiraz

imkanının kısıtlanması ve itirazın incelenmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

2011/1288 sayılı soruşturma kapsamında 28/4/2011 tarihinde gözaltına alındıktan

sonra 2/5/2011 tarihinde, terör örgütüne üye olmak suçundan Diyarbakır 5. Ağır

Ceza Mahkemesince tutuklanmıştır.

9. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 6/7/2011 tarihli ve

E.2011/1277 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

10. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/532 sayılı

dosyası kapsamında 22/7/2011 tarihinde yapılan tensiple başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar verilmiştir.

11. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/3/2014 tarihli

kararıyla 21/02/2014 tarihli ve 6526 sayılıKanun'la

değişik 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nungeçici

14. maddesi ile 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un 12. maddesi uyarınca dosyanın Diyarbakır 2. Ağır Ceza

Mahkemesine devrine karar verilmiştir.

12. Dosya, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/182 sayılı esasınakaydedilmiştir.

13. Bu dosya üzerinden yargılama devam ederken 14/5/2014 tarihli

celsede başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına, dosyanın başvurucu yönünden

tefrikine karar verilerek Mahkemenin E.2014/281 sayılı esasına kaydedilmesine

karar verilmiştir. Başvurucu, bu duruşmada verilen tutukluluk hâlinin devamı

kararına itiraz etmiştir. Ancak itirazı hakkında bir karar verilip verilmediği

tespit edilememiştir.

14. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi E.2014/281 sayılı dosyada

20/5/2014 tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir.

15.Başvurucu 6/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16.Başvurucu 12/11/2015 tarihinde tahliye edilmiştir.

17. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 21/5/2015 tarihli ilamıyla ilk

derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bozma kararı sonrasında dosya,

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/198 sayılı esasına kaydedilmiştir.

Yargılama ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Metinleri

18.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanığın salıverilme

istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına

itiraz edilebilir."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"(5) Bu madde ile 100 üncü madde

gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir."

20. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı

Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

21. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz

usulü ve inceleme mercileri" kenar başlıklı 268. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Hâkim veya mahkeme kararına karşı

itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre

ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren

mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine

beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı

mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde

hükmü saklıdır.

(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme,

itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün

içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler

aşağıda gösterilmiştir:

a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların

incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde,

numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir

numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza

hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin

bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu

yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin

bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.

b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından

verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul

uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği,

tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleyemez.

c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen

kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır

ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar

hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok

dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son

numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza

mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

d) Naip hâkim kararlarına yapılacak

itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına,

istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen

esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.

e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin

kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları

davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli

olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara

itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza

dairesi inceler. "

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir."

2. Yargıtay Kararı

23. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116

K.2016/5826 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...Davacının saat 17:10'a kadar emniyete

ait otobüste bekletildiği, yine sağlık kontrolünden sonra da saat 22:00'ye

kadar aynı biçimde emniyete ait otobüste kaldığı, bu süreçte sadece sağlık

muayenesi ve serbest bırakma tutanağı düzenlendiği,yakalama

işlemine yönelik itirazın saat 17:45'te İstanbul 32. Sulh Ceza Mahkemesine

yapıldığı, itiraza yazılı yanıt verilmediği

ya da gerektiği gibi yanıt verilmediği için işin sürüncemede bırakıldığı,

davacının kanuni haklarının kendisine hatırlatılmadığı veyakınlarına

haber verilme hakkının da ihlal edildiği, iddialarının araştırılması

bakımından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı ceza dava

dosyasının getirtilerek, davacının yukarıda sayılan haklarının ihlal edilip

edilmediğinin tespit edilmesi için ilgili belge ve bilgilerin denetime

elverişli olacak şekilde onaylı suretlerinin dosya arasına alınması ve sayılan

ihlallerin yapıldığının anlaşılması halinde hak ve nasafete

uygun bir tazminata hükmedilmesigerektiğinin

gözetilmemesi suretiyle, eksik inceleme ve isabetsiz gerekçe ile karar verilmesi,Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz

itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten 5320 sayılı

Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321.

maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına..."

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvurucunun belirli

bir hukuk yolunun etkililiği konusunda sadece bir kuşku duymasının kendisini

söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden

kurtarmayacağını belirtmiştir (Epözdemir/Türkiye,

B. No: 57039/00, 31/01/2002; Pellegriti/İtalya,

B. No: 77363/01, 26/5/2005). Aksine, uygun mahkemeye yorum yetkisini kullanarak

mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için başvurmak başvurucunun

menfaatinedir (Cıupercescu/Romanya, B. No: 35555/03,15/9/2010, §

169). Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk yolunun

gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı

durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması, kabul

edilebilirlik önünde bir engel değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Minarik/Çek Cumhuriyeti, B. No: 46677/06,

10/2/2011, § 19).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 9/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkın İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; formül gerekçelerle devam ettirilen tutukluluğun

makul süreyi aştığını, tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerin ilgili

ve yeterli olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına

alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

28.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

30. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

31. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

32. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 12/11/2015

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun

"ikincil niteliği" ile bağdaşmamaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutukluluğa İtiraz

İmkanının Kısıtlandığına ve Tutukluluğa İtirazın İncelenmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiları

34. Başvurucu, kanunda var olan yedi günlük itiraz süresi

beklenmeksizin 20/5/2014 tarihinde duruşma günü verilip hüküm verilmesi

nedeniyle itiraz süresinin kısıtlandığını belirterek 14/5/2014 tarihinde

verilen tutukluluk hâlinin devamı kararınaitiraz

imkanının kısıtlandığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca 14/5/2014 tarihli

tutukluluğun devamı kararına yaptığı itiraza cevap verilmediğini de ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

35. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

36. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

37. Başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda

sadece bir kuşku duyması, kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde

bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvurucudan, uygun mahkemelere yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için başvurması

beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk

yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı

durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru

yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bir hukuk yolunun kesinlikle

başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun

etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına

başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira

başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması hâlinde mahkemelerin içtihatlarını

başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır.

38. Somut olayda başvurucu, tazminat talebinde bulunmuştur. Bu

tespite bağlı olarak başvurucuya davanın esasının sonuçlanmasından önce

tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru yolunun mevcut olup olmadığının

incelenmesi gerekmektedir.

39. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan

kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru

imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her

türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda

da başvurucu; kanunda öngörülen başvuru imkânından yararlanamadığını, başvuru

imkanının kısıtlandığını, tutukluluğun devamına yaptığı itirazın

incelenmediğini ileri sürmüştür. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir

durumda bu hükmün başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamaktadır. Ancak böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu değildir. Nitekim

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826

sayılı kararında (bkz.§23), yakalama işlemine yapılan itirazın sürüncemede

bırakılmasıyla ilgili bir davada asıl davanın sonuçlanması beklenmeden 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre tazminat talep edilmesinin mümkün

olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla özel bir amaçla kabul edilen ve bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bir yasal düzenlemeye

işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemekamacıyla

derece mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunmaktadır. Bu madde kapsamında

açılacak dava sonucuna göregörevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun "ikincillik niteliği" ile

bağdaşmamaktadır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; esas hakkında savunmasını hazırlayabilmesi için

süre tanınmadığını ve müdafiiyle görüştürülmediğini,

sağlık sorunları nedeniyle sunduğu mazeretin haksız şekilde reddedildiğini,

davanın hukuka aykırı bir şekilde tefrik edildiğini belirterek Anayasa'nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

42. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

43. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit

edilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal

yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğa itiraz imkanının kısıtlandığına ve tutukluluğa

itirazın incelenmediğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/1/2018 tarihinde tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Cafer YILDIZ

Vekili

:

Av. Servet

ÖZEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/9308, 9 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası