İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nezaket Kaplan Başvurusu (B. No: 2014/6717)

1. Başvuru, idari yargıda açılan davanın süre yönünden reddi

Başvuru No2014/6717Tarih9 Ocak 2018Okuma26 dk · 5.152 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nezaket Kaplan Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/6717
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.152 kelime·26 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari yargıda açılan davanın süre yönünden reddi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, başvurucunun eşi ve çocuğu tarafından Çanakkale 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde 1/4/2011 tarihinde açılan tazminat davasında

başvurucu ve belirtilen diğer davacılar; başvurucunun diğer çocuğu olan E.K.nin 2007 yılı Ocak ayında Çanakkale Devlet Hastanesinde

tedavi altındayken tıbbi ihmal ve hatalı uygulamalar nedeniyle hayatını kaybettiğini

ileri sürmüşler ve ölüm olayında sorumluluğu bulunduğunu düşündükleri Hastane

çalışanı hekimler aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmişlerdir.

8. Yargılama sürecinde ilk derece mahkemesi, tarafların

beyanlarını almış; bir kısım davalının husumet yönünden davanın reddi gerektiği

iddialarına yönelik yaptığı değerlendirmede bu konuda Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin yerleşik içtihatları kapsamında ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

4/2/2009 tarihli ve E.2008/4-829, K.2009/44 sayılı hükmüne atfen dava

dilekçesinin içeriğine göre davalı hekimlerin kişisel kusurlarına dayanıldığını

belirterek davanın adli yargıda görülmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir.

9. Yargılama devam etmekte iken Yargıtay 4. Hukuk Dairesi,

benzer bir konuda başka bir davaya ilişkin verdiği 19/4/2012 tarihli ve

E.2011/4127, K.2012/6863 sayılı bozma kararı ile kamu görevlilerinin

yetkilerini kullanırken kasıtlarından ve kusurlarından meydana geldiği ileri

sürülen, dolayısıyla hizmet kusuruna dayanılarak açılacak tazminat davalarında

ancak kamu idaresi aleyhine dava açılabilmesi yönünde görüş ortaya koymuş;

temyize konu davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

10. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bu görüşü, Çanakkale 1. Asliye

Hukuk Mahkemesince benimsenmiş ve 12/6/2012 tarihli karar ile davanın husumet

yönünden reddine hükmedilmiş; bu karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 9/11/2012

tarihli ilamı ile onanmış; onama ilamı başvurucuya 17/12/2012 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

11. Başvurucu ve diğer davacılar, bunun üzerine 16/1/2013

tarihinde Çanakkale İdare Mahkemesinde yukarıda süreci özetlenen tazminat

davasında ileri sürdükleri aynı sebepler ile Sağlık Bakanlığı aleyhine tam

yargı davası açmışlardır. Başvurucu ve diğer davacılar dava dilekçelerinde,

aynı konuda adli yargıda görülmekte olan davalarının yargılama sırasında

değişen Yargıtay içtihadı uyarınca reddedildiğini belirterek 6/1/1982 tarihli

ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 9. maddesine göre davanın

görülerek lehlerine tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

12. Yapılan değerlendirme sonunda Çanakkale İdare Mahkemesi

7/3/2013 tarihli kararı ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine hükmetmiştir.

Mahkeme kararında; bakılmakta olan davanın Çanakkale 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde görülen davada verilen 12/6/2012 tarihli kararın ardından açıldığı

ancak 12/6/2012 tarihli kararın görev yönünden ret kararı olmadığı, husumet

yönünden ret kararı olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda kararda devamla

başvurucunun zarara uğradığını öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava

açması gerektiği, öğrenme tarihinin ise en geç adli yargıda dava açma tarihi

olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir. Mahkemeye göre bakılmakta olan dava

adli yargıda dava açma tarihi olan 28/3/2011 tarihinden sonra bir yıl içinde

açılmadığından süre aşımı nedeniyle işin esasının incelenmesine olanak

bulunmamaktadır.

13. Davanın reddine ilişkin karar, temyiz talebi üzerine

Danıştay Onbeşinci Dairesince incelenmiş ve 20/2/2014

tarihli karar ile onanmıştır.

14. Onama ilamı başvurucuya 28/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiş,

taraflarca karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine yargılama süreci sona

ermiştir.

15. Başvurucu 15/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul

Kanunu'nun "Görevli olmayan yerlere

başvurma" kenar başlıklı 9.

maddesi şöyledir:

"1. Çözümlenmesi Danıştayın,

idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı

yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu

husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde

görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi

olarak kabul edilir.

2. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve

görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden

sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava

açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava

açılabilir."

17. 2577 sayılı Kanun'un "Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"1. İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı

mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan

idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye

başvurma şartı aranmaz"

2. Yargıtay ve Danıştay

İçtihatları

18. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/3/2008 tarihli ve

E.2007/4113, K.2008/3292 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava dilekçesinde, doktor olan davalıların tedavi sırasındaki

tedbirsizlik ve dikkatsizlikleri sonucu davacının oğlunun ölümüne neden

oldukları iddia edilerek tazminat istenilmiştir. Mahkemece, Anayasa’nın 129/5

maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 13/1 maddesi hükümleri uyarınca,husumet nedeniyle davanın reddine karar

verilmiştir.

Anayasa 129/5 maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 13/1 maddesinde, memurlar

ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan

doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine açılabileceği benimsenmiştir.

Ne var ki, bu kural mutlak olmayıp; idari yetkilerin kullanılma alanı ile,

diğer bir ifade ile, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile

sınırlıdır. Özellikle, haksız eylemlerde; kamu görevlisinin, Anayasa’nın bu

güvencesinden yararlanma imkânı bulunmamaktadır. Somut olayda, davalıların

açıkça kişisel kusurlarına dayanılmıştır. O nedenle, anılan anayasa ve yasa

hükümlerinin göz önünde tutulabilmesi söz konusu değildir.

..."

19.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/2/2009 tarihli ve E.2008/4-829, K.2009/44

sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Taraflar

arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama

sonunda; Ankara Asliye 26.Hukuk Mahkemesince davanın yargı yolu sebebiyle

husumet yönünden reddine dair verilen ..../../.2006

gün ve .../... E-.../... K. Sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından

istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin .../..../... gün ve

.../...-.../... sayılı ilamı ile; (...Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi

ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın husumet yokluğu

nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesinde, doktor olan davalıların tedavi sırasındaki tedbirsizlik ve

dikkatsizlikleri sonucu davacının oğlunun ölümüne neden oldukları iddia

edilerek tazminat istenilmiştir. Mahkemece, Anayasa’nın 129/5 maddesi ve 657

sayılı Kanun’un 13/1 maddesi hükümleri uyarınca, husumet nedeniyle davanın

reddine karar verilmiştir.

Anayasa 129/5 maddesi ve 657 sayılı Kanun’un

13/1 maddesinde, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken

işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine

açılabileceği benimsenmiştir. Ne var ki, bu kural mutlak olmayıp; idari

yetkilerin kullanılma alanı ile, diğer bir ifade ile, idari işlem ve eylem

niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Özellikle, haksız eylemlerde;

kamu görevlisinin, Anayasa’nın bu güvencesinden yararlanma imkanı

bulunmamaktadır. Somut olayda, davalıların açıkça kişisel kusurlarına

dayanılmıştır. O nedenle, anılan anayasa ve yasa hükümlerinin göz önünde

tutulabilmesi söz konusu değildir.

...

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına,

dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere

ve özellikle,Anayasanın 129/5.maddesi gereğince memurların ve diğer kamu

görevlilerinin yetkilerini kullanırken meydana gelen zararlara ilişkin

davaların idare aleyhine dava açılabilmesinin, eylemin hizmet kusurundan

kaynaklanmış olması koşuluna bağlı bulunmasına; dava dilekçesinde

sıralanan maddi olguların davalıların salt kişisel kusuruna dayanıldığını

göstermesi karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp

değerlendirilerek sonuca varılmasının gerekmesine; Hukuk Genel Kurulu’nun

15.11.2000 gün ve E:2000/4-1650 K:2000/1690; 26.09.2001 gün ve E:2001/4-595

K:2001/643; 29.03.2006 gün ve E:2006/4-86 K:2006/111; 20.09.2006 gün ve

E:2006/4-526 K:2006/562; 17.10.2007 gün ve E:2007/4-640 K:2007/725; 31.10.2007

gün ve E:2007/4-800 K:2007/797; 20.02.2008 gün ve E:2008/4-156 K:2008/140

sayılı ilamlarında da aynı ilkenin benimsenmiş olmasına göre, Hukuk Genel

Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki

kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

..."

20. Yargıtay 4.

Hukuk Dairesinin 19/4/2012 tarihli ve E.2011/4127, K.2012/6863 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 129/5

maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken

işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine

açılabileceği amir hükmü yer almaktadır.

Dava,

kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken, kusurları sonucu kişilere zarar

vermelerinden kaynaklanan ve zarar görenlerin kamu görevlileri aleyhine

açtıkları tazminat davasıdır.

Sorun,

kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken,

kişilerin zarar görmesi halinde, zarar görenin kamu görevlisinin şahsına karşı

açtığı davada, kamu görevlisinin hizmet kusurundan ayrılabilen kişisel kast ve

kusurunun araştırılmasına gerek olup olmadığı ve netice itibariyle davanın

esastan mı yoksa husumetten mi reddine veya kabulüne karar verileceği ve bu

konuda yorum yolu ile sonuca ulaşmanın ve uygulama yapmanın mümkün olup

olmadığına ilişkindir.

Bu durumda, kamu görevlisinin görevini

yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa hizmetten

ayrılabilen kişisel kusuru mu olacağının tespiti gerekmektedir. Kamu kurumları

kamu hizmeti yaparlar. Ancak kamu kurumları tüzel kişilik olduklarından ve bu

kişilik maddi değil soyut bir kişilik olduğundan, kamu hizmetini bizzat yerine

getiremezler. Kamu hizmeti, gerçek kişi konumunda olan kamu görevlileri ve

bunların kullandıkları araç ve gereçlerle yerine getirilir. Bunun sonucu

olarak, kamu görevlilerinin veya bunların kullandıkları araç ve gereçlerin

kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada

kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelecek kusur kamu kurumunun hizmet

kusurunu oluşturur. Burada, kamu görevlisinin hizmetten ayrılabilen kişisel

kusurundan bahsetmek kesinlikle mümkün değildir. Kamu görevlisinin buradaki

kusuru hizmet kusurunu oluşturur.

Hizmetten ayrılabilen kişisel kusur ise kamu hizmeti ile ilgisi olmayan

kamu görevlisinin özel hayatı ile tamamen özel tutum ve davranışlarından

kaynaklanan bir kusurdur.

...

Anayasa’nın 129/5 maddesinde; memurlar ve diğer kamu

görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) işledikleri

kusurlardan doğan tazminat davaları rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği

şekil ve şartlara uygun olarak ANCAK idare aleyhine dava açılabilir.

657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın (kişilerin uğradıkları zararlar

başlıklı) 13. maddesinde; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak

uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine

DEĞİL ilgili kurum aleyhine dava açarlar.

Borçlar Yasası’nın (Haksız muamelelerden doğan borçlar başlıklı) 41/1 maddesinde; gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut

tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs o

zararın tazminine mecburdur.

Anayasa’nın

129/5 maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesinin Borçlar

Yasası’nın 41/1 maddesi ışığında yorumlayarak kamu görevlileri aleyhine kişisel

kast ve kusurlarının varlığı halinde Adli Yargı’da dava açılabileceğinin kabulü

mümkün değildir. Zira: Borçlar Yasası’nın 41/1 maddesi genel bir hüküm olup,

yine genel olarak “zarar ika eden şahsı” esas almış olup, kamu görevlisi veya

memurdan bahsetmemektedir. Bir konuda hem genel hüküm,

hem de özel hüküm varsa, o takdirde özel hükümlere üstünlük verilerek uygulama

yapılması hukukun temel prensiplerindendir.

Yukarıda açıklanan Anayasa’nın 129/5 ile 657

sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesi karşısında Borçlar Yasası’nın

41/1 maddesi esas alınarak kamu görevlilerinin kast ve kusurlarından dolayı kamu

görevlileri aleyhine dava açılabileceğinin yorum yoluyla kabul edilmesi de

mümkün değildir.

Anayasa’nın 129/5 maddesiyle 657 sayılı Devlet

Memurları Yasası’nın 13. maddesi, yorum gerektirmeyecek kadar açık, net ve

amirdir. Diğer yandan yasalar iptal edilmedikçe veya değiştirilmedikçe

yürürlüktedir. Ve mevcut hükümleri ile uygulanmaları gerekir. Yargı,

uygulamaları ve bir kısım sosyal ihtiyaçlar nedeni ile yasaların yetersizliği

veya değiştirilmesi gerektiği düşünce ve kanaatinde olsa dahi, yorum yolu ile

yürürlükteki Anayasa ve yasa maddelerini uygulamayarak atıl

bırakamaz. Yorum yolu ile Anayasa ve Yasalara aykırı uygulama yapamaz ve karar

veremez. İhtiyaç varsa yeni yasal düzenlemeler yapılabilir. Ve yasal düzenleme

yapma yetki ve görevi T.B.M.M.’ne aittir.

Sonuç olarak kamu görevlilerinin yetkilerini

kullanırken işledikleri kasıtlarından ve kusurlarından dolayı doğan tazminat

davalarında kamu görevlilerinin aleyhine değil ANCAK kamu idaresi aleyhine dava

açılabileceğinin kabulü gerekir.

...

Şu durumda, yerel mahkemece kamu görevlisi

olan davalılar hakkında, kusurlarına dayanılarak açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi

gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçe ile işin esası

incelenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun

düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir."

21. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

20/2/2014 tarihli ve E.2013/11650, K.2014/1022 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"...

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde idari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten

itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili

idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli

olduğu, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin

tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap

verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde

dava açılabilecekleri, görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı

mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı

aranmayacağı kuralına yer verilmiştir.

Yukarıda anılan Kanun maddesinde idareye başvuru süresinin, idari

eylemlerden zarar gören kişilerin eylemi öğrendiği tarihten itibaren

başlayacağı saptanmış olmaktadır. Bu haliyle başvurma süresine başlangıcı

yalnızca eylem tarihi ve zararlı sonucun doğduğu tarihi esas almanın, zararın

henüz ortaya çıkmadığı veya çıksa bile zararın çıkış sebebinin öğrenilemediği

durumlarda dava açma süresinin çok kısalmasına yol açacağı yada

dava açma hakkını ortadan kaldıracağı ve hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı

açıktır. Bundan dolayı zararın doğmasına sebeb olan

eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihi esas almak

gerekmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, 2004 yılının ağustos ayında

bisikletten düşerek yaralanması üzerine kaldırıldığı Konya Numune Hastanesi'nde

yapılan tedavi ve ameliyatından sonra iyileşememesi sonucunda başvurduğu Konya

Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden 13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9

oranında özürlü olduğunu öğrendiği, davacının

ameliyatı gerçekleştiren doktor S. S. aleyhine tazminat istemiyle

08/02/2011 tarihinde Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .../... sayılı esasına

kayıtlı olarak açtığı davanın 14/06/2012 tarih ve E:.../..., K:.../... sayılı

kararla anılan davanın idareye karşı açılması gerektiğinden husumet nedeniyle

reddedildiği ve bahsi geçen kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09/11/2012

tarih ve E:.../..., K:.../... sayılı kararıyla onanarak kesinleşmesi üzerine

davalı idare aleyhine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, davacının Konya Eğitim ve Araştırma

Hastanesi'nden 13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranında özürlü olduğunuöğrendiği, bunun üzerine 08/02/2011 tarihinde

ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine tazminat istemiyle Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın husumet

yokluğu nedeni ile reddedilerek buna ilişkin kararın 09/11/2012 tarihinde

kesinleştiği, davacının söz konusu kararın kesinleşmesiyle birlikte eylemi ve

eylemin idareye atfedilebilir olduğunu öğrendiği 09/11/2012 tarihinden itibaren

1 yıl içinde, 08/05/2013 tarihinde açtığı davada süre aşımı bulunmamakta olup;

İdare Mahkemesince, davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken,

davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda usul hükümlerine

uygunluk görülmemektedir.

..."

22. Danıştay Onbeşinci Dairesinin aynı

yönde verdiği 11/3/2014 tarihli ve E.2013/6481, K.2014/1600 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"... anılan Kararın Yargıtay 4. Hukuk

Dairesi'nin 12.03.2012 tarih ve E: 2012/852, K: 2012/3832 sayılı kararı ve

özetle “Uyuşmazlığın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı, husumetin

idareye yöneltilmesi gerektiği” gerekçesi ile bozulduğu; bozma kararı

sonrasında, Sakarya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 26.06.2012 tarih ve E: 2012/276,

K: 2012/294 sayılı kararı ile bozma kararına uyularak “Uyuşmazlığın idarenin

sorumluluğuna dair kuralar çerçevesinde görülmesi, husumetin idareye

yöneltilmesi gerekçesi ile davanın reddine” karar verildiği; anılan kararın

19.09.2012 tarihinde kesinleşmesini müteakiben 03.10.2012 tarihinde görülmekte

olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

...

Bu durumda, 2577 sayılı Yasa'nın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması

zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin

ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan

kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

...

Bu itibarla, olayda davacıların oğlunun doğum

tarihi olan 30.01.2004 tarihi eylemin ortaya çıktığı tarih olarak kabul

edilebilirse de, Yasada öngörülen eylemin idari olup

olmadığı hususunun ortaya çıktığı tarihin bu tarih olarak kabulüne olanak

bulunmamaktadır.

...

Durum böyle olunca; eylemin idareliğinin kesin olarak öğrenildiği,Sakarya

1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 31.01.2011 tarihli, doktor hakkında verdiği

mahkumiyet kararından itibaren İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. Maddesinde

belirlenen 1 yıllık süreye riayet edilerek, Asliye Hukuk Mahkemesi'nde

29.09.2011 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından; işin esasının

incelenmesi gerekirken, süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddi yolunda

verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk görülmemektedir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında

karar verilmesi için ... kanun tarafından kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir

yargı merciinde makul bir süre içinde adil ve kamuya açık bir şekilde

yargılanma hakkına sahiptir. "

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrası açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim

hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla

birlikte dikkate alındığında anılan fıkranın mahkemeye erişim hakkını da

garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasına içkindir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni

yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin birinci fıkrasının

birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel

prensiplerinin birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleşme'nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

25. AİHM adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini, hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, ayrıca zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi gözetmeyen sınırlamalar, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve

Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

26. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte ve kendisinin rolünün bu yorumun

etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının

tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların

iyi adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden

AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir

başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini

değerlendirmektedir. AİHM bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun

özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve

hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

27. AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların belirliliği

ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde ve ilgililerin davalarının esasının yetkili mahkeme tarafından karara

bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi

durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 9/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu; davayı açtığı tarihte süregelen Yargıtay

içtihatları doğrultusunda kamu görevlisinin kişisel kusuruna dayanarak açtığı

davanın yargılama devam ederken farklılaşan Yargıtay içtihadı uyarınca husumet

yönünden reddedildiğini, bu defa değişen içtihat uyarınca İdare Mahkemesinde

açtığı davanın ise süre aşımı yönünden reddedildiğini ve bu kararın

kesinleştiğini ancak İdare Mahkemesince yapılan süre aşımına ilişkin

değerlendirmenin hak arama yolunu engellediğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, idari yargı makamlarının

açtığı davayı 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi kapsamında değerlendirerek ve

işin esasını incelemesi gerektiğini savunmaktadır.

B. Değerlendirme

30.Anayasa'nın 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından idari yargıda açılan

davanın reddi süre aşımına dayandırıldığından başvurunun mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür (Benzer yöndeki değerlendirme için

bkz. Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 52).

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin

eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip

olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu

anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, §

53).

34. Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer

almaktadır (Ahmet Yıldırım, B.

No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırım

ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

35. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye

erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini

savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı

haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en

etkili yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2014/76,K.2014/142, 11/9/2014).

36. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (AYM, E.2013/40,

K.2013/139, 28/11/2013).

37. Dava konusu edilen uyuşmazlığın esasının incelenmesini

engelleyen yasal düzenleme veya uygulama, mahkemeye erişim hakkına müdahale

teşkil edebilir. Somut olayda başvurucu tarafından açılan davanın 2577 sayılı

Kanun'un 13. maddesi uyarınca süresinde açılmamasına dayanılarak reddine karar

verilmiştir. Bu durumda davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle

uyuşmazlığın esasının incelenememiş olmasının mahkemeye erişim hakkına müdahale

teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 36. maddesinde, mahkemeye erişim hakkı için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95,

K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No: 2013/5033,

13/4/2016, § 46).

39. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik

ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava

açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

40. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

41. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

42. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

43. Başvuru konusu olayda dava, 2577 sayılı Kanun'un 13.

maddesine dayanılarak süre aşımından reddedilmiştir. Anılan maddeye göre idari

eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların bu eylemleri yazılı bildirim

veya başka surette öğrendikleri tarihten itibarenbir

yıl içinde ve her hâlde beş yıl içinde idareye başvuru

yapmaları ancak bu isteklerinin reddi veya bu isteğe ilgili idarece altmış gün

içinde cevap verilmemesi hâlinde dava süresi içinde dava açmaları

gerekmektedir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

44. Hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında

bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki güvenlik ve istikrar

ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkı ile hukuki güvenlik ve

istikrar gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir (AYM, E.2014/177,

K.2015/49, 14/5/2015). Dava açılmasının belli bir süre koşuluna bağlanmasının

hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ile mahkemeye erişim hakkı arasında

makul bir denge kurulması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple

dava hakkının idareye yapılan başvuru üzerine gelecek cevabın ardından ya da

belli bir sürenin ardından cevap verilmemesi durumunda süre koşuluyla

sınırlandırılmasının meşru bir amaca yönelik olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

45. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012

E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15,

K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19,

29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015;

E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 38).

46. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakul

olup olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği,

davanın konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup

olmadığı gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.

Öngörülen sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların

yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın

önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir

(Yaşar Çoban, § 64).

47. Mahkemeler dava açma süresi öngören kanun hükümlerini

yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı şekilcilikten

kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı ayakta tutma

yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerin, sürenin

varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını

zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlik

ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin

kanun hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye

erişim hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 66).

(b)İlkelerin Olaya

Uygulanması

48. Başvurucu tarafından oğlunun Devlet Hastanesinde tedavi

görürken hayatını kaybetmesi üzerine öncelikle 1/4/2011 tarihinde Çanakkale 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde olayda sorumluluğu bulunduğu ileri sürülen hekimler

aleyhine tazminat davası açılmıştır. Bu dava sürecinde bir kısım davalı

tarafından davanın yanlış hasım gösterilerek açıldığı ve bu nedenle davanın

husumet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüş ancak ilk derece mahkemesi bu

konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/2/2009 tarihli içtihadından hareketle

dava dilekçesinin içeriği doğrultusunda davanın adli yargıda görülebileceğini

belirtmiştir (bkz. § 8). Ancak yargılama devam ederken bu defa Yargıtay 4.

Hukuk Dairesi 19/4/2012 tarihli ilamı ile benzer nitelikte bir uyuşmazlığın

konu olduğu başka bir uyuşmazlığa ilişkin bozmaya hükmederek kamu

görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kasıtlarından ve

kusurlarından doğan tazminat davalarının kamu görevlileri aleyhine

açılamayacağı, böyle bir davanın ancak idare aleyhine açılabileceği görüşünü ortaya

koymuştur (bkz. § 9).

49. Bunun üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin anılan bu ilamı

dikkate alınarak başvurucunun da Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde

görülmekte olan davası husumet yönünden reddedilmiş, bu karar Yargıtay 4.

Dairesince 9/11/2012 tarihinde onanmış, onama ilamı başvurucuya 17/12/2012

tarihinde tebliğ edilmiştir (bkz. § 10).

50. Başvurucu 17/12/2012 tarihinde kendisine tebliğ edilen

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onama ilamı üzerine bu defa aynı iddialar ile

16/1/2013 tarihinde Sağlık Bakanlığı aleyhine idari yargı görev koluna tabi

olan Çanakkale İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucu; İdare

Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde daha önce adli yargıda açtığı dava

görülmekte iken değişen Yargıtay içtihadı uyarınca talebinin husumet yönünden

reddedildiğini, bu nedenle davanın 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesine dayanarak

açıldığını belirtmiştir (bkz. § 11). Başvurucunun dayanak aldığı anılan Kanun

maddesine göre, çözülmesi Danıştayın ya da idare

mahkemelerinin görevi olan bir davanın adli yargı mercileri önünde açılması

hâlinde kişiler yanlış yargı kolunda açtıkları davaya ilişkin görevsizlik

kararı verilmesi üzerine otuz gün içinde görevli mahkemede dava

açabileceklerdir (bkz. § 16).

51. Yargılama sonunda ise Çanakkale İdare Mahkemesi, Çanakkale

1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen kararının "görev yönünden ret yönünde olmadığını, bilakis husumet yönünden ret" yönünde

olduğunu oysa 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinin görev yönünden ret kararları

bakımından uygulanabileceğini belirtmiş ve başvurucunun zarara uğradığını en

geç adli yargıda dava açtığı 28/3/2011 tarihinde öğrenmiş olabileceğini

vurgulayarak bu çerçevede idari yargıda dava açmak için 2577 sayılı Kanun'un

13. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin aşıldığının altını çizmiş ve davayı

süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Bu karar ise Danıştay tarafından onanmış ve

yargılama süreci böylece sona ermiştir (bkz. §§ 12, 13).

52. Başvurucunun, çocuğunun Devlet Hastanesinde tedavi

görmekteyken hayatını kaybetmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü doktorlardan

tazminat istemiyle açtığı davasının ve bu davanın açıldığı tarihte adli yargıda

görülmesinin önünde yerleşik yargı içtihatlarına göre bir uygunsuzluk

bulunmamaktadır. Ancak dava devam ederken Yargıtay 4. Hukuk Dairesi benzer bir uyuşmalıkta farklı bir görüş benimsemiştir. Nitekim

yargılama makamlarına intikal etmiş uyuşmazlıkların, kanunlarının alan

bıraktığı durumlarda hangi usuller kapsamında çözümleneceğinin takdirinin

derece mahkemelerine ve özellikle içtihat mahkemesi konumunda olan yüksek

mahkemelere ait olduğu da kuşkusuz olmakla birlikte başvurucuya bu görüş

değişikliğini önceden kestirerek adli yargıda dava açtığı tarihi, zararın

öğrenme tarihi kabul edip dava açmasını beklemek sonucuyla yüklenen külfet, kamu

yararı ile bireyin mahkemeye erişim hakkı arasında kurulması gereken adil

dengeyi başvurucu aleyhine bozmakta ve mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahaleyi orantısız kılmaktadır. Zira somut olayda bu sonuç, idari yargı

makamlarının davayı süreden reddeden yorumu uyarınca (bkz. §§ 12, 13) ortaya

çıkmaktadır.

53. Yargıtay kararlarının (bkz. §§ 18-20) -bu tür davaların adli

yargıda açılamayacağı yolundaki açık kabulü dikkate alındığında- Çanakkale

İdare Mahkemesinin Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın sadece

"görevsizlik" yerine "husumet yokluğundan" reddedilmiş

olması sebebine dayanarak ortada bir görevsizlik kararının bulunmadığı

görüşüyle otuz günlük ek süreden yararlanılamayacağı biçimindeki bir yaklaşımı

aşırı katı ve şekilci olup kişilerin idare aleyhine hizmet kusurundan

kaynaklanan zararlar uyarınca zararların dava yolu ile giderimini

sağlamak imkânını etkisizleştirmektedir. Nitekim Danıştay Onbeşinci

Dairesine göre bu türden durumlarda kişilerin tazminat taleplerine dayanak

aldıkları eylemin idareye atfedilebilir

olduğu tarihin dava açma süresi bakımından önem arz ettiğine ve bu tarihin adli

yargıda açılan davanın husumet yönünden reddi kararının kesinleştiği tarih

olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin kararlarının bulunduğu da görülmektedir

(bkz. §§ 21, 22).

54. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit

edilerek yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ve lehine tazminata

hükmedilmesini istemiştir.

57. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Çanakkale İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

59. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Çanakkale İdare Mahkemesine

(E.2013/45, K.2013/163) GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminat talebinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucu

:

Nezaket

KAPLAN

Vekili

:

Av. Tuba

KAYALIK ŞEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/6717, 9 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırım
  13. E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  16. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  17. C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Yıldırım
  21. Özgüldür
  22. Kömürcü
  23. Perdecioğlu
  24. Kaplan
  25. Kayalık Şen
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/6717
Tarih
9 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • G.g.k. Başvurusu (B. No: 2014/19797)
  • Yıldıray Soysal Başvurusu (B. No: 2014/14341)
  • Bilal Özer Başvurusu (B. No: 2014/16078)
  • Sezen Acar Özfidan Başvurusu (B. No: 2014/16746)
  • Ahyat Uğurlu ve Mustafa Uğurlu Başvurusu (B. No: 2014/17485)
  • Fatma Döner ve Mehmet Raif Döner Başvurusu (B. No: 2014/20167)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.