İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Döner ve Mehmet Raif Döner Başvurusu (B. No: 2014/20167)

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen konut yakma

Başvuru No2014/20167Tarih24 Ocak 2018Okuma30 dk · 6.045 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatma Döner Ve Mehmet Raif Döner Başvurusu

Karar tarihi
24 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/20167
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.045 kelime·30 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen konut yakma

fiili nedeniyle mülkiyet hakkının; güvenlik güçlerince meydana getirilen ölüm

ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerine, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere ve Hizan Cumhuriyet Başsavcılığından bir

örneği elde edilen soruşturma evrakına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Hizan Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) gönderilmek üzere Van Cumhuriyet Başsavcılığına sundukları

7/1/2005 havale tarihli dilekçelerinde, başvurucu Fatma Döner'in eşi, diğer

başvurucu Mehmet Raif Döner'in ise kardeşi olan H.D. güvenlik güçleri ve köy

korucuları tarafından Bitlis ili Hizan ilçesi Kayadeler köyü Köklü mezrasına

yapılan 25/3/1994 tarihli operasyonda öldürüldüğünü ve bu olaya köy halkının

tanık olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucular, H.D.nin cesedini köy

mezarlığına gömdüklerini, ölüm olayından üç gün sonra köyün yakılarak

boşaltılmasından dolayı ilgili mercilere başvuramadıklarını ve nüfus kaydında

H.D.nin sağ olarak gözüktüğünü belirtip bu durumun karışıklığa neden olduğunu

iddia ederek H.D.nin ölü olduğunun nüfus kaydına işlenmesini ve olayın

faillerinin cezalandırılmasını talep etmişlerdir.

10. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların şikâyeti ile ilgili

olarakherhangi bir soruşturma kaydı bulunmadığını 14/1/2005 tarihinde tutanağa

bağlayarak olay hakkında derhâl bir soruşturma başlatmıştır.

11. Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizan İlçe Jandarma Komutanlığına

(İlçe Jandarma Komutanlığı) müzekkere yazarak 25/3/1994 tarihinde Köklü

mezrasında operasyon veya çatışma olup olmadığını sormuştur. Aynı müzekkereyle,

belirtilen tarihteki muhtarın ve ihtiyar heyetini oluşturan kişilerin kimlik ve

adres bilgilerinin gönderilmesi istenmiştir.

12. İlçe Jandarma Komutanlığı 3/2/2005 ve 14/2/2005 tarihli

yazılarıyla, 25/3/1994 tarihinde Köklü mezrasında herhangi bir çatışma

yaşanmadığı, bununla birlikte 23/4/1994 tarihinde Geyikkayası olarak

adlandırılan bölgeye bir operasyon düzenlendiği, bu arada saklandıkları yeri

ihbar ettiği iddiasıyla terör örgütü mensuplarının üç köylüyüevlerinden alarak

öldürdükleri, ayrıca söz konusu tarihte köy muhtarının S.S., İhtiyar Heyeti

azalarının ise İ.E., M.S.Y ve T.K. olduğu bilgisini vermiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığının talebine istinaden Hizan

Kaymakamlığı 27/1/2005 havale tarihli yazıyla, Kayadeler köyü ve bağlısı Köklü

mezrasının isminin İdare Kurulunun 8/11/1996 tarihli kararıyla Esentepe

Mahallesi olarak değiştiğini, mahallenin Kolludere beldesine bağlandığını,

Esentepe Mahallesi'nin yerleşime açık olduğunu ve 25/3/1994 tarihinde muhtarlık

görevinin vekâleten S.S. tarafından yürütüldüğünü bildirmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığının istinabe talebi üzerine Van

İskele Polis Merkezi Amirliği 4/2/2005 tarihinde başvurucu Mehmet Raif Döner'in

ifadesini almıştır. Başvurucuifadesinde; olay tarihinde Van'da olduğunu, 25/3/1994

tarihinde güvenlik güçlerinin köy korucuları ile birlikte Kayadeler köyüne

operasyon yaptıklarını, operasyon sonrasında H.D.nin askerler veya korucular

tarafından bilmedikleri bir yere götürüldüğünü, üç gün sonra H.D.nin Kayadeler

köyünün içinden geçen dere yatağında köylüler tarafından ölü olarak bulunduğunu

ve köy mezarına gömüldüğünü ifade etmiştir. Başvurucu ifadesinin devamında

operasyondan sonra Kaydeler köyü ile civardaki diğer köylerin güvenlik

gerekçesiyle boşaltıldığını, H.D.nin güvenlik güçlerince götürüldüğüne kardeşi

L.D.nin tanık olduğunu, olay tarihinde köyde bulunan S.S., İ.E., E.Y. ve

C.B.nin olayı bildiğini, muhtarın ilgili mercilere başvurduğu düşüncesiyle daha

önce H.D.nin ölümüyle ilgili herhangi bir yere başvurmadığını, olay tarihindeki

köy muhtarının S.S. olduğunu ve köyün hâlen harabe vaziyette boş olarak

durduğunu söylemiştir.

15. Kolluk görevlilerince tutulan 27/2/2005 tarihli tutanaktan,

Kayadeler köyü ile Köklü mezrasının terör baskısı nedeniyle 1994 yılında

boşaltıldığı ve söz konusu yerlerde ikamet edenin olmadığı öğrenilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesine başvurulan S.S., olay

tarihinde Kayadeler köyü muhtarı olduğunu ve Köklü mezrasında oturduğunu, köyde

oturan kişi bulunmadığını, 28/3/1994 tarihinde yapılan yerel seçimlerden iki üç

gün önce saat 00.00 sıralarında güvenlik güçlerinin köye geldiğini, 01.00-02.00

sıralarında H.D.nin eşi olan başvurucu Fatma Döner ile H.D.nin kardeşleri Ş.D.

ve Ö.D.nin evine gelip H.D.nin güvenlik güçlerince götürüldüğünü söylediklerini

beyan etmiştir. Güvenlik güçlerinin kıyafetleri ile ilgili herhangi bir

açıklama yapmayan S.S. devamında H.D.nin oğlunun terör örgütüne katılması

nedeniyle güvenlik güçlerinin H.D.yi götürmüş olabileceğini, sabahleyin Köklü

mezrasının 100 metre ilerisindeki Kunduz Deresi'nin içinde H.D.nin cesedini

bulduklarını, H.D.nin kafasından kan aktığını, cesedi köy mezarlığına

gömdüklerini, ismini hatırlamadığı bir yüzbaşıya fotoğraf çekimi yapıp

yapılmayacağı veya tutanak düzenleyip düzenlenmeyeceğini sorduğunu, yüzbaşının

"Cesedi toprağa ver."

dediğini, olayla ilgili adli bir makama başvurmadığını ve operasyonu düzenleyen

askerleri tanımadığını beyan etmiştir.

17. 21/3/2005 tarihinde istinabe suretiyle ifadesi alınan tanık

M.S.Y., olay tarihinde Kayadeler köyü merkezinde oturduğunu, olay gecesinde köy

merkezi ile mezralarında güvenlik güçlerinin terör örgütüne yönelik operasyon

yaptığını ve korkusundan dışarı çıkamadığını söylemiştir. Ayrıca M.S.Y. ertesi

günü köylülerin H.D.yi güvenlik güçlerinin aldığından söz ettiklerini, H.D.yi

aramaya çıktıklarını, H.D.nin cesedini öğleden sonra derenin içinde

bulduklarını, H.D.nin başından tek kurşunla vurulmuş olduğunu ve geceden

güvenlik güçlerinin köyden ayrıldıklarını ifade etmiştir. M.S.Y. ifadesine

devam ederek muhtarın olayı haber vermek için Uludere'ye gittiğini duyduğunu,

muhtar döndükten sonra ertesi günü cesedi köyün mezarına gömdüklerini, olayı

görmediğini, oğlu K.D.nin terör örgütüne katılması nedeniyle H.D.nin öldürülmüş

olabileceğini ve olaydan bir hafta kadar sonra köyü terk ettiklerini beyan

etmiştir.

18. İstinabe suretiyle ifadesine başvurulan bir başka tanık İ.E.

21/3/2005 tarihli ifadesinde; olay tarihinde ailecek Köklü mezrasında

oturduklarını, olay gecesi saat 00.00 sıralarında H.D.nin eşi olan başvurucu

Fatma Döner ile H.D.nin kardeşleri Ö.D. ve Ş.D.nin evlerine gelip güvenlik

güçlerinin H.D.yi zorla götürdüğünden söz ettiklerini, tehlikeli olabileceği

için dışarı çıkmadıklarını ifade etmiştir. İ.E. ilaveten sabahleyin muhtara

başvurduklarını, güvenlik güçlerinin geceden köyü terk ettiklerini, H.D.nin

cesedini öğleden sonra başından tek kurşunla vurulmuş vaziyete dere içinde

bulduklarını söylemiştir. Son olarak İ.E., muhtar S.S.nin olayı haber vermek

için yanlarından ayrıldığını ve iki üç saat sonra döndüğünü, muhtarın

Uludere'ye gidip gitmediğini ve haber verip vermediğini bilmediğini ancak

muhtarın olayı yolda gördüğü bir yüzbaşıya haber verdiğini söylediğini, ertesi

günü cesedi defnettiklerini ve bir süre sonra mezrayı terk edip İstanbul'a göç

ettiklerini beyan etmiştir.

19. 21/3/2005 tarihinde istinabe suretiyle yeniden ifadesi

alınan S.S. daha önce verdiği ifadeye benzer yönde beyanda bulunmuştur. Ayrıca

olaydan sonraki sabah köyün içinde bulunan güvenlik güçlerine H.D.yi

sorduklarını, bilmediklerini söylemeleri üzerine H.D.yi aramaya başladıklarını,

olayı Uludere Bölük Komutanlığındaki bir yüzbaşıya anlattığını, yüzbaşının

"Hizan'da terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettiğini ve Hizan'a

gitmenin tehlikeli olduğunu" söylediğini, bunun üzerine köye döndüğünü,

H.D.nin öldürülme anına şahit olmadığını ve olaydan sonra köylülerin peyderpey

İstanbul'a taşındıklarını söylemiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığının bilgi talebi üzerine Bitlis İl

Jandarma Komutanlığı 25/4/2005 tarihli yazıyla, 25/3/1995 tarihinde İlçe

Jandarma Komutanının M.A., Hizan Jandarma Komando Bölük Komutanının ise A.K.

olduğunu, arşivde saklama süresi on yıl olduğundan 25/3/1995 tarihli operasyona

katılan subayların isimlerinin bildirilemediğini, ancak anılan tarihte operasyonların

Tatvan 6'ncı Zırhlı Tugay Komutanlığının emir-komutasında yürütüldüğünü ve

Hizan'da bulunan 15'inci Taktik Alay Komutanlığı sorumluluğunda planlandığını,

bu nedenle konuyla bilgi ve belgelerin 15'inci Taktik Alay Komutanlığından

istenebileceğini belirtmiştir.

21. İstinabe suretiyle ifadesine başvurulan ve 25/3/1994

tarihinde İhtiyar Heyeti azası olan tanık T.K., olay tarihinde Örgülü köyünde

bulunduğunu, güvenlik güçlerinin terör örgütüne yönelik operasyon yaptığını,

dışarıda olan bitenden haberlerinin olmadığını fakat silah seslerinin geldiğini

ve köyün her tarafından dumanlar yükseldiğini beyan etmiştir. Ertesi günü

H.D.nin güvenlik güçlerince götürülüp öldürüldüğünü öğrendiğini söyleyen T.K.

ifadesinin devamında öğrendiğine göre civar köylerden de beş kişinin

öldürüldüğünü, H.D.nin köyü ile kendi köylerinin bitişik köy olduğunu, ertesi

günü H.D.nin cesedin dere kenarında taşlar içerisinde her iki gözüne de kurşun

sıkılmış vaziyette köylülerce bulunduğunu ve bir komutanın "Cesedi ne yapıyorsanız yapın." demesi

üzerine cesedin defnedildiğini söylemiştir.

22. 25/3/2005 tarihinde istinabe suretiyle dinlenen tanık C.B.,

olay tarihinde Kaydeler köyünde ikamet ettiklerini, olay gecesi köyün içinde ve

mezralarında güvenlik güçlerince terör örgütüne yönelik operasyon yapıldığını,

dışarı çıkamadıklarını ve H.D.nin yakınlarının güvenlik güçlerinin H.D.yi

götürdüklerini haber verdiğini beyan etmiştir. Ayrıca C.B., sabahleyin

askerlere H.D.yi sorduklarını, bilmediklerini söylemeleri üzerine H.D.yi

aramaya başladıklarını, H.D.nin cesedini dere içinde kafasından tek kurşunla

vurulmuş vaziyette bulduklarını, güvenlik güçlerinin H.D.yi evinden alırlarken

gördüklerini fakat peşinden gidemediklerini, H.D.nin kim tarafından ve ne

amaçla öldürüldüğünü bilmediğini ifade etmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı ölü kaydının nüfus kütüğüne

işlenmesi için 8/4/2005 tarihinde Hizan asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava

açmıştır. Davanın kabulüne ilişkin7/7/2005 tarihli karar 23/8/2005 tarihinde

kesinleşmiştir.

24. Olaytarihindeki İlçe Jandarma Komutanı M.A.nın şüpheli

sıfatıyla ifadesi11/5/2005 tarihinde istinabe suretiyle alınmıştır. M.A.

ifadesinde, iddiaya konu operasyona katılıp katılmadığını hatırlamadığnı ancak

katıldığı opersyonlarda evinden alınma ve öldürülme olayı

olmadığınısöylemiştir.

25. Tatvan 6'ncı Zırhlı Tugay Komutanlığı bilgi talebi üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı 18/5/2005 tarihli yazıda, on yıllık arşiv

saklama süresinindolmasından dolayı 25/3/1994 tarihli operasyona katılan

subaylara ve astsubaylara ait listenin gönderilemediğini bildirmiştir.

26. Olay tarihindeki Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanı

A.K., şüpheli sıfatıyla ve istinabe suretiyle alınan 30/5/2005 tarihli

ifadesinde; H.D.yi tanımadığını, böyle bir operasyona birlik olarak

katılmadıklarını ve köy muhtarını da tanımadığını söylemiştir.

27. Cumhuriyet Başsavcılığının istinabe talebi üzerine 7/7/2005

tarihinde Van İskele Polis Merkezi Amirliğince yeniden ifadesi alınan başvurucu

Mehmet Raif Döner, önceki ifadesiyle benzer yönde ifade vermiş ancak bilgi

kaynağından söz etmedenoperasyonu Bolu Jandarma Komando Tugayının yaptığını

ileri sürmüştür. Ayrıca İhtiyar Heyeti üyelerinin M.S.Y., T.K. ve L.D. olduğunu

beyan etmiştir.

28. Bilinen adresinde tanınmaması nedeniyle daha önce ifadesine

başvurulamayanbaşvurucu Fatma Döner'in beyanı 29/6/2006 tarihinde istinabe

suretiyle alınmıştır. Başvurucu Fatma Döner ifadesinde; can güvenliğinin

tehlikede olduğunu düşündüğü için eşinin öldürülmesiyle ilgili 7/1/2005

tarihine kadar başvurmadığını, eşi öldürüldükten sonra köylerinin yakıldığını,

olay tarihinde köy muhtarının S.S., İhtiyar Heyeti üyelerinin ise C.B., L.D.,

İ.E ve İ.Ç. olduğunu, İ.Ç.nin Kayadeler Mahallesi'nde ikamet ettiğini, eşini

öldüren ve köylerini yıkan kişilerden şikâyetçi oduğunu ifade etmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen karar üzerine 30/9/2006

tarihinde S.S. ve İ.E.nin yer göstermesi sonucunda H.D.nin cesedinin gömülü

olduğu iddia edilen mezar kazılmış ve cesedin iskelet hâlinde olduğu tespit

edilmiştir. Yapılan ölü muayenesinde, kafatasının arka kısmının tamamen

dağılmış olduğu, sağ göz yan tarafta bulunan kemiğin kafatasından ayrılmış

olduğu, kafatasında ön frontal (alın) kemikte orta hattın sağ tarafında 10-15

cm uzunluğunda çatlak bulunduğu ve kamurga kemiklerinden ikisinde fraktür

(kırık) bulunduğu saptanmıştır. Kesin ölüm sebebi ölü muayenesinde tespit

edilemediğinden ceset, klasik otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumuna (ATK)

gönderilmiştir.

30. ATK Morg İhtisas Dairesinin 19/10/2006 tarihli raporunda;

kafatası ve yüz kemiklerinin büyüklü küçüklü kırık parçalara ayrılması ve çok

sayıda kemik parçasınıneksik olması nedeniyle kafatasının bütün olarak monte

edilemediği, mevcut kafatası kemiklerinde ateşli silah giriş ve çıkış

lezyonunun tefrik edilemediği, cesetle birlikte gönderilen toprağın ve

iskeletin skopi (radyoskopi) altında yapılan incelemesinde metalik cisim imajı

görülmediği ve ölüm sebebi konusunda 1. İhtisas Dairesinden görüş alınmasının

uygun olduğu belirtilmiştir.

31. ATK 1. İhtisas Kurulunun 29/11/2006 tarihli raporunda;

kafatasının çok sayıda büyüklü küçüklü kemik parçaları hâlinde dağılmış olduğu

dikkate alındığında bu görünümün "ateşli silah yaralanmalarında su basıncı

bulgusu" ile uyumlu bulunduğu, dolayısıyla kafa bölgesinin yüksek kinetik

enerjili bir ateşli silah atışına maruz kalmış bulunduğu, ölümün ateşli silah

yaralanmasına bağlı çok sayıda parçalı kemik kırıkları ile birlikte seyreden

kafa içi değişimlerden ileri geldiği sonucuna varılmıştır.

32. Cumhuriyet Başsavcılığı 5/2/2007 tarihinde asker kişilerce

işlendiği iddia olunan eylemlerin askerî yargının görev alanına girdiği

gerekçesiyle 17/4/2007 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. Bu karar

sonrasında soruşturma evrakı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî

Savcılığına (Askerî Savcılık) gönderilmesine karar vermiştir.

33. Askerî Savcılık Bitlis İl Jandarma Komutanlığından 25/3/1994

tarihinde Kayadeler köyünde ve mezrasında operasyon, pusu-devriye ve

arama-tarama faaliyeti yapılıp yapılmadığını sormuş ve terörle mücadele kasamında

yürütülen bir faaliyet söz konusu ise görevlendirme emirlerinin ve faaliyete

katılan parsonelin isim listesinin gönderilmesini istemiştir. Söz konusu yazıya

verilen cevaptan konuyla ilgili bilgi ve kayıt bulunmadığı anlaşılmıştır.

34. Askerî Savcılık, 17/4/2007 tarihli yazıyla İlçe Jandarma

Komutanlığı ile Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanlığından 25/3/1994

tarihinde icra edilen operasyon, pusu-devriye ve arama-tarama faaliyetlerinin

listesini, bu görevlere ilişkin görevlendirme emir ve belgelerinin ve görevlere

katılan personelin açık kimlik bilgileriningönderilmesini istemiştir. Aynı

yazıda, 25/3/1994 tarihinde görevlisubay, astsubay,uzman personel ile er ve

erbaşların listesi ve bu kişilerin kayıtlı oldukları künye defterlerinin ilgili

sayfalarının örnekleri de istenmiştir. Bahse konu yazıya verilen cevaptan subay

künye defterinin 1998 yılından itibaren, er ve erbaşlara ait künye defterinin

ise 2001 yılından itibaren tutulmaya başlandığı, arşiv kayıtlarında 25/3/1994

tarihli bir operasyon, pusu-devriye veya arama-tarama faaliyetlerine ilişkin

herhangi bir görevlendirme emri veya belgesinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Öte

yandan İlçe Jandarma Komutanlığı 25/3/1994 tarihi itibarıyla görev yapan

astsubay ve uzman çavuşların künye defterindeki kayıtlarını çıkartıp Askerî

Savcılığa göndermiştir. Kayıtlarda yer alan kişi sayısı otuz olsa da bu

kişilerden beşinin olay tarihinden önce başka yere atandığı, bir kişinin olay

tarihinden sonra göreve başladığı ve on altı kişinin Bitlis'teki görevlerinin

sona erme tarihinin kayıtlarda yer almadığı anlaşılmaktadır.

35. Askerî Savcılık 25/3/1994 tarihinde İlçe Jandarma

Komutanlığında ve Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanlığında görevli subay,

astsubay ve uzman personelin açık kimlik bilgileri ile hâlen görev yaptıkları

yerlerin listesini Jandarma Genel Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığından

istemiştir. Bahse konu askerî birliklerin komutanları da dâhil 31 kişiden

oluşan liste 7/5/2007 tarihinde gönderilmiştir. Söz konusu listede yer alan üç

kişinin Hizan İlçe Jandarma Komutanlığınca Askerî Savcılığa gönderilen astsubay

ve uzman çavuşların künye defterindeki kayıtlarında da yer aldığı

anlaşılmıştır. Elde edilen bilgi ve belgelere göre 25/3/1994 tarihinde Hizan

İlçe Jandarma Komutanlığı ve Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanlığında göre

yapan subay, astsubay ve uzman çavuş sayısı 58'dir.

36. Askerî Savcılık, olay tarihinde İlçe Jandarma ve Jandarma

Asayiş Komando Bölük Komutanlıklarını yürüten kişiler dışında kalan ve Jandarma

Genel Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığınca gönderilen listede yer alan 29

kişiden 22'sini istinabe suretiyle dinlemiştir.

İfadesi alınanlardan tanık M.Ç. 22/5/2007 tarihinde verdiği

ifadesinde, terör örgütü mensuplarının başvurduğu yöntemlerden birinin de

askere karşı düşmanlık uyandırmak amacıyla asker gibi giyinerek gasp ve öldürme

olayları gerçekleştirmek olduğunu ifade etmiştir.

Tanık D.A. 28/5/2007 tarihli ifadesinde; operasyona

katılmadığını, H.D.yi dere kenarında ölü vaziyette bulduklarını, Cumhuriyet

savcısının gelip inceleme yaptığını, o tarihlerde terör örgütü mensuplarının da

kamuflaj giydiğini beyan etmiştir.

Tanık A.S., 1/6/2007 tarihli ifadesinde; bölgede beş yıl kadar

görev yaptığını, bölgedeki yolların mart ayında kapalı olduğunu, yollar

açılmadan da operasyon yapılamadığını, iklim şartları nedeniyle operasyona

mayıs ayında başladıklarını söylemiştir.

İfadesi alınan diğer on dokuz tanık, ölüm olayı hakkında

bilgileri olmadığına ve operasyondan haberdar olmadıklarına dair beyanda

bulunmuşlardır.

37. Askerî Savcılık 20/11/2007 tarihinde isnat edilen suçları

işlediklerine dair kamu davası açılması için yeter derecede şüphe oluşturacak

delil elde edilemediği gerekçesiyle şüpheliler M.A. ile A.K. hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına, soruşturmaya konu olayda asker bir kişinin kasti

eyleminin veya bir başka kusurunun bulunduğuna dair herhangi bir bilgi, bulgu

ve emarenin mevcut olmadığı gerekçesiyle askerî yargının görevli olmadığına

karar vermiştir.

38. Başvurucular vekilleri aracılığıyla karara itiraz etmiştir.

39. Ağrı 12'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askerî

Mahkemesi (Askerî Mahkeme) 22/1/2008 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar yönünden itirazı reddetmiştir. Ancak eylemin asker kişilerce

işlendiğinin iddia edildiği, bu nedenle söz konusu iddiaların araştırılması

gerektiği, başvurucu Mehmet Raif Döner'in operasyonun Bolu Komando Tugayınca

yapıldığına dair iddiasının ise araştırılmadığı gerekçeleriyle görevsizlik

kararı yönünden itiraz kabul edilmiş ve soruşturmanın genişletilmesine karar

verilmiştir.

40. Askerî Savcılığın bilgi talebi üzerine İlçe Jandarma

Komutanlığı; ellerinde H.D.nin ölümüyle ilgili belge bulunmadığı, koruculuk

görevini yürüten şahıslar bulunmakla birlikte bu şahısların 25/3/1994 tarihinde

korucu olmadığı ve korucuların 23/12/1994 tarihinde göreve başladıkları

bilgisini vermiştir.

41. Askerî Savcılık 25/3/1994 tarihli bir operasyon,

pusu-devriye veya arama-tarama faaliyeti yürütülüp yürütülmediği konusunda

Kayseri 1'inci Komando Tugay Komutanlığına ve Siirt 3'üncü Komando Tugay

Komutanlığına müzekkere yazmış ve anılan tarihlerde bahse konu askerî

birliklerin Bitlis'te görev yapmadığı cevabını almıştır.

42. Askerî Savcılık 25/3/1994 tarihli bir operasyon,

pusu-devriye veya arama-tarama faaliyeti yürütülüp yürütülmediği konusunda Bolu

2'nci Komando Tugay Komutanlığına müzekkere yazmış ve 12/11/1999 tarihli

depremde kalorifer boru ve peteklerin patlaması nedeniyle arşivin sular altında

kaldığı ve konuyla ilgili herhangi bir belgeye ulaşılamadığı bilgisini

almıştır.

43. Tatvan 6'ncı Zırhlı Tugay Komutanlığı ve Siirt İl Jandarma

Komutanlığı, Askerî Savcılığın talebi üzerine Kayadeler bölgesinde 25/3/1994

tarihinde operasyon, pusu-devriye veya arama-tarama faaliyeti yürütülüp

yürütülmediğine ilişkin kayıt bulunmadığını bildirmiştir.

44. Askerî Savcılığın bilgi talebi üzerine Kara Kuvvetleri

Harekât Başkanlığı, 19/3/1993 ile 20/11/1994 tarihleri arasında Bitlis'te

yürütülen iç güvenlik harekâtlarının Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı

tarafından sevk ve idare edildiği bilgisini vermiştir.

45. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı, Askerî Savcılığın

talebi üzerine 25/3/1994 tarihinde operasyon, pusu-devriye veya arama-tarama

faaliyeti yürütülüp yürütülmediğine ilişkin kayıt bulunmadığını bildirmiştir.

46. Askerî Savcılık soruşturma dosyasını tamamlamış ve Askerî

Mahkemeye göndermiştir. Askerî Mahkeme, eylemin asker kişilerce işlendiğine

dair iddiaların araştırılmadığı, ifadelerin ikmal edilmediği ve arşivlerinin

sular altında kalması nedeniyle Bolu 2'nci Komando Tugay Komutanlığının 25/3/1994

tarihinde bölgede operasyon düzenleyip düzenlemediğinin üst komutanlıklardan

sorulması gerektiği gerekçesiyle soruşturmanın genişletilmesine karar

vermiştir.

47. Hizan İlçe Jandarma Komutanlığının astsubay ve uzman

çavuşlara ait künye defterinde kaydı bulunan M.O. istinabe suretiyle alınan

11/2/2009 tarihli ifadesinde, Hizan ilçesindeki görevinin 2/8/1993 tarihinde

sona erdiğini beyan etmiştir.

48. İstinabe suretiyle 27/4/2009 tarihinde ifadesine başvurulan

C.A., H.D.nin asker kişilerce evinden alınıp öldürülmesi gibi bir olayın

olmadığını ve H.D.nin öldürülmesi hakkında bilgi sahibi olmadığını ifade

etmiştir.

49. Başvurucular 2009 yılı içinde verdikleri bila tarihli

dilekçe ile Askerî Savcılıktan İ.E., S.S., M.S.Y., Ö.D., M.Ş.D., K.D. ve

başvurucu Fatma Döner'in ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

50. Askerî Savcılığın istinabe talebi üzerine Bakırköy

Cumhuriyet Savcılığı 2/11/2009 tarihinde emrindeki kolluk aracılığıyla

başvurucu Fatma Döner'in ifadesini almıştır. Başvurucu Fatma Döner ifadesinde; olay

gecesi evde eşi H.D., gelini E.D. ve gelinin küçük çocuğu ile birlikte

oturduklarını, evin tahta olan dış kapısını kıran asker kıyafetli yaklaşık

yirmi kişinin eşi H.D.yi alıp götürdüğünü, bu kişilerin yanında muhtar S.S. ile

kardeşi L.D.nin de olduğunu ve bu kişilerin üzerilerinde herhangi bir işaret

olmadığını beyan etmiştir. Ayrıca başvurucu Fatma Döner tüm köylülerin bu

kişilerce köy meydanında toplandığını, bu kişilerin evlerini yaktığını, ertesi

gün de tüm köyü yakıp boşaltıklarını, ismini hatırlamadığı bir kişinin H.D.nin

cesedini iki gün sonra dere kenarında taşların arasında görüp kendilerine haber

verdiğini, Kuludere Jandarma Karakoluna olayı haber verdiklerini, cenazeyi

gömebileceklerinin söylenmesi üzerine eşini defnettiklerini ve iki üç ay sonra

Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri olaya ilişkin dilekçenin kabul

edilmediğinisöylemiştir.

51. Askerî Savcılığın istinabe talebi üzerine Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığı, 6-7 Nisan 2010 tarihlerinde emrindeki kolluk

aracılığıyla M.Ş.D.nin, M.S.Y.nin, H.D.nin oğlu K.D.nin, H.D.nin kardeşi

Ö.D.nin ve olay tarihinde muhtar vekili olan S.S.nin ifadelerini almıştır.

M.Ş.D., H.D. ile kardeş olduklarını, olay zamanında Köklü

mezrasında ikamet ettiğini, H.D.nin öldürülmesinden bir gün sonra seçim

yapıldığını, bu nedenle bölgede çok sayıda asker bulunduğunu, zaman zaman silah

sesi duyduklarını, köyün içinde herhangi bir çatışma olmadığını, geceleyin

köylülerin dışarı çıkamadığını, sabah saatlerinde başvurucu Fatma Döner'in

kendisine H.D.yi askerlerin gece 23.00 gibi götürdüklerini söylediğini, ailecek

H.D.yi aradıklarını, mezarlığa yakın bir yerde dere kenarında H.D.nin cesedini

bulduklarını ve 3-3,5 saat sonra defnettiklerini, karakola haber vermediklerini

ve H.D.yi götüren kişileri görmediğini ifade etmiştir.

M.S.Y., olaydan bir gün önce seçim olduğunu, köyün etrafında çok

sayıda asker olduğunu, gece silah ve top sesleri duyduklarını, köyün içinde bir

çatışma yaşanmadığını, olayı köylülerden duyduğunu, buldukları gün H.D.nin

cesedini defnettiklerini ve H.D.yi götüren kişileri görmediğini söylemiştir.

K.D. ifadesinde, olay tarihinde İstanbul'da öğrenci olduğunu ve

olay hakkında görgüsü olmadığını beyan etmiştir.

Ö.D., olay tarihinde Köklü mezrasında ikamet ettiğini, H.D. ile

evlerinin karşı karşıya olduğunu, H.D.nin öldürülmesinden bir gün önce seçim

olduğunu, bu nedenle bölgede çok sayıda asker bulunduğunu, zaman zaman silah

sesleri duyulduğunu, köyün içinde çatışma olmadığını ve köy ahalisinin gece

dışarı çıkmadığını söylemiştir. Ö.D. ifadesinin devamında,saat 06.00

sıralarında ablası F.D.nin gelerek H.D.nin evde olmadığını söylediğini, H.D.nin

eşi başvurucu Fatma Döner'in gece sekiz dokuz kişilik bir asker grubunun H.D.yi

götürdüğünü söylediğini, H.D.yi ölü vaziyette bulduklarını ve H.D.yi götüren

kişileri görmediğini ifade etmiştir.

S.S. daha önce verdiği ifadelere benzer mahiyette beyanda

bulunmuş ancak ilave olarak olay gecesi köyün etrafından silah ve top sesleri

geldiğini ve olayı Kolludere Belediye binasında rastladığı bir yüzbaşıya

söylediğini beyan etmiştir.

52. Askerî Savcılık soruşturma evrakını 25/5/2010 tarihinde

Askerî Mahkemeyegöndermiştir. Askerî Mahkeme, 26/5/2010 tarihinde H.D.nin

herhangi bir asker şahıs tarafından kasten veya taksirle öldürüldüğü veya

ölümünden bir şekilde askerî şahsın sorumlu olduğuna dair somut bir bilgi,

belge ve bulgu bulunmadığı gerekçesiyle Askerî Savcılık tarafından verilen

20/11/2007 tarihli görevsizlik kararına yapılan itirazı reddetmiştir.

53. Görevsizlik kararının

kesinleşmesi sonrasında soruşturmaya devam edenCumhuriyet Başsavcılığı

12/11/2010 tarihinde, 25/3/1994 tarihinde görev yapan tüm subay, astsubay ve

uzman çavuşlara ait künye defterini İlçe Jandarma Komutanlığından getirtmiştir.

54. Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/9/2010 tarihinde yeniden

ifadesine başvurulan S.S., H.D.yi almaya gelenlerin yanında bulunmadığını beyan

etmiştir.

55. Cumhuriyet Başsavcılığı, bilinen adresinde tanınmaması

nedeniyle daha önce istinabe suretiyle ifadesini alamadığı L.D.yi 21/9/2010

tarihinde dinlemiştir.L.D. ifadesinde 25/3/1994 tarihinde saat 22.00-23.00

sıralarında evinde eşi ve çocuklarıyla uyumakta iken kapının çalındığını,

açmaması üzerine kapının kırıldığını, bir kısmı kar maskeli bir kısmı asker

şapkalı olan asker kıyafetli 20-25 kişilik grubun H.D.nin evini sorması üzerine

bu kişilere H.D.nin evini gösterdiğini, bu kişilerin aksansız ve akıcı biçimde

Türkçe konuştuğunu, köyün etrafının askerlerle çevrili olması ve terör örgütü

mensuplarının köye yaklaşamayacak olmaları nedeniyle bu kişilerin asker

olduğunu düşündüğünü söylemiştir. İfadesinin devamında L.D., askerlerin H.D.nin

evinde arama yapıp H.D.yi götürdüklerini, ertesi gün köylerinin boşaltılıp

yakıldığını ve olay gecesi sabaha kadar top ve mermi atıldığını ifade etmiştir.

56. Başvurucu Fatma Döner'in vekili, İ.E.nin dinlenmesi için

3/12/2010 tarihinde dilekçe vermiştir.

57. Cumhuriyet Savcılığı, olayın gerçekleştiği yıl ve yakın

yıllarda İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan subay, astsubay ve uzman

çavuşlara ait vesikalık resimleri içeren künye defterini 11/1/2011 tarihinde

tanık L.D.ye göstermiş ve teşhis işlemi yaptırmıştır. L.D., olayın gece ve

karanlıkta gerçekleştiğini, kendisine gösterilen resimlerdeki kişilerin olay

yerinde olup olmadığını teşhis edemediğini, olaydaki şahısları da

hatırlamadığını beyan etmiştir.

58. İfadesi 2/5/2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca

istinabe suretiyle alınan İ.E., olay gecesi H.D. ile birlikte camiden

çıktıklarında uzaktan silah sesleri gelmeye başladığını, H.D.nin oğlu K.D.nin

okuldan kaçıp kaybolması nedeniyle H.D.yi kendi evine davet ettiğini ancak

H.D.nin bunu kabul etmemesi sebebiyle ayrıldıklarını, evine gittiğinde de silah

seslerinin gelmeye devam ettiğini, saat 01.00 sıralarında H.D.nin ablası

G.G.nin evine gelip H.D.yi asker ve korucuların götürdüğünden söz edip peşlerinden

gitmek için yardım istediğini ve kabul etmeyince ayrılan G.G.nin beş dakika

kadar sonra geri döndüğünü söylemiştir. İ.E. ifadesinin devamında kapı kırılma

sesi duymadığını, asker kıyafetli şahıslar görmediğini, bağrışma veya tartışma

duymadığını, sadece silah sesleri duyduğunu, sabaha kadar evde beklediğini,

sabah H.D.nin kapısını kırık vaziyete gördüğünü beyan etmiştir. Ayrıca İ.E.,

saat 07.00-08.00 sıralarında köyün etrafının asker ve korucular tarafından

sarıldığını, köyün içinde de üzerilerinde askerî kıyafet bulunan 100-150

kişilik bir grubun bulunduğunu, bu grubun kıyafetlerinde herhangi bir işaret ve

rütbe olmadığını, bu kişilerdenbirinin Türkçe konuşarak arama yapacaklarından

söz ettiğini ve evlerine dönmelerini istediğini ifade etmiştir. Son olarak

İ.E., bazı evlerden duman çıkmaya başladığını, köyü yakan askerlerin saat 11.00

gibi köyü terk ettiklerini, soy ismini hatırlamadığı köyün imamı H. ve birkaç

kişiyle birlikte H.D.yi aramaya çıktılarını, dere kenarında suyun üstüne atılan

çalılar ve ağaç dallarını gördüklerini, dalları kaldırınca üzerinde büyük bir

taş bulunan H.D.nin cesedini gördüklerini, H.D.nin cesedinin çene altından

vurulmuş ve kafatası parçalanmış hâlde olduğunu ve cesedi ertesi gün

defnettiklerini söylemiştir.

59. Cumhuriyet Başsavcılığının faillerin tespiti için araştırma

yapılması talebi üzerine İlçe Jandarma Komutanlığı emrindeki kolluk görevlileri

tarafından düzenlenen 15/7/2011 tarihli tutanakta, araştırma neticesinde terör

örgütüne yardım ve yataklık yaptığı bilinen H.D.nin güvenlik güçlerine

muhbirlik yaptığı gerekçesiyle terör örgütü mensuplarınca öldürüldüğü

belirtilmiştir.

60. Cumhuriyet Başsavcılığının H.D.nin kaçırılıp terör örgütü

mensuplarıncaöldürüldüğüne tanık olanların beyanlarının alınması talebi üzerine

İlçe Jandarma Komutanlığı K.G.nin ifadesine başvurmuştur. K.G. 9/10/2011

tarihli ifadesinde, 1994 yılında Hizan'da bulunan ceza infaz kurumunda

olduğunu, H.D.nin bir oğlunun daha önce terör örgütüne katıldığını ve H.D.nin

kim tarafından öldürüldüğünü bilmediğini ifade etmiştir.

61. Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizan İlçe Jandarma Komutanlığının

terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı bilinen H.D.nin güvenlik güçlerine

muhbirlik yaptığı gerekçesiyle terör örgütü mensuplarınca öldürüldüğünün

bildirildiği gerekçesiyle fezleke düzenleyip soruşturma evrakını 14/2/2012

tarihli kararla Van Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. madde ile görevli)

göndermiştir.

62. Van Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile görevli)

21/11/2013 tarihinde Bitlis İl Jandarma Komutanlığı, Bitlis İl Emniyet

Müdürlüğüne ve İlçe Jandarma Komutanlığına müzekkere yazarak zamanaşımı

süresinin dolmasına az bir zaman kalması nedeniyle faillerin tespitine

çalışılmasını ve Geyikkayası mevkiinde meydana gelen öldürme olayıyla

bağlantılı olarak olayın araştırılmasını istemiştir.

Bitlis İl Jandarma Komutanlığı ve İlçe Jandarma Komutanlığı

verdikleri cevapta, faillerin tespit edilemediğini ancak olay yerlerinin

birbirine yakın olması nedeniyle H.D.nin terör örgütüne mensup aynı kişilerce

öldürülmüş olabileceğini belirtmişlerdir.

Bitlis İl Emniyet Müdürlüğü 4/12/2013 tarihli yazıyla konuyla

ilgili ellerinde herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını bildirmiştir.

63. Van Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile görevli)

21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun uyarınca 12/4/1991 tarihli ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemeler ile

Cumhuriyet başsavcılıklarının görevine son verildiği ve soruşturma yetkisinin

yetkili Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 17/3/2014 tarihinde

görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Bitlis Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiş; Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisiz olduğu

gerekçesiyle 13/8/2014 tarihinde yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma

evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

64. Cumhuriyet Başsavcılığınca faillerin tespiti konusunda

yazılan müzekkere üzerineİlçe Jandarma Komutanlığı, olay hakkında bilgileri

olmadığı anlaşılan ve Kolludere köyünde koruculuk yapan iki korucunun beyanına

başvurmuş ve şüphelilerin tespit edilemediğine dair tutanak tutmuştur.

65. Cumhuriyet Başsavcılığı 24/9/2014 tarihinde kasten öldürme

suçu için kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin 25/3/2014 tarihinde dolduğu

gerekçesiyle olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

66. Zamanaşımı süresinin dolmadığı iddiasıyla yapılan itiraz,

Bitlis Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

67. Nihai karar 3/12/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş

olup bireysel başvuru 25/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

IV.İLGİLİ HUKUK

68. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

69. 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 1. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının

karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”

70. 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

102. ve 104. maddelerinin ilgili bölümleri şöyledir:

“Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve

müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat

ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

... geçmesiyle ortadan kalkar.

Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru

zamanı, mahkumiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli

makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın

açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan

iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid

ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.

Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan

müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

71. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe

giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve

infaz olunur.”

72. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen

(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na

6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6) numaralı

fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konu

soruşturmanın yürütüldüğü periyotta yürürlükte olan) 18/10/2011 tarihli ve

faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturma usul ve esaslarına ilişkin

Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:

“…

50.

Faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık

gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye

cevap verilmiş olup olmadığı ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca

eksik kalmış bir husus varsa onun da tamamlanması için gerekli yazının

yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,

…”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

73. Mahkemenin 24/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

74. Başvurucular, H.D.ye ve başvurucu Mehmet Raif Döner'e ait

evlerin güvenlik güçlerince yakıldığını belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

75. Bakanlık, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili

görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

76. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

77. Somut olayda başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddiasıylaidareye başvurduklarına ve aldıkları olumsuz cevap üzerine

idari yargıda zararlarının telafisi için tam yargı davası açtıklarına dair

bireysel başvuru formunda herhangi bir açıklama yapmamış ve bu hususta herhangi

bir delil ortaya koymamışlardır. Dolayısıyla başvurucuların hukuk sisteminde

mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulundukları

sonucuna varılmıştır.

78. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

79. Başvurucular, güvenlik güçlerince yapılan bir operasyon

sırasında H.D.nin gözaltına alınıp öldürüldüğünü ve ölümüyle ilgili etkili bir

ceza soruşturması yürütülmeyerek soruşturmanın zamanaşımına uğratıldığını

belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

80. Bakanlık görüşünde; başvurucuların iddialarını olay

tarihinden yaklaşık on bir yıl sonra yetkili makamlara taşımalarının olayın tüm

koşulları ile ortaya çıkarılamamasınında ana etken olduğu, başvurucuların

şikâyetlerini çok uzun bir süre geçirmeden adli mercilere taşımaları

gerektiğine ilişkin özen yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, uzun süre

hareketsiz kaldıkları için başvurucuların iddialarının artık dinlenemeyeceği,

başvurucuların 2005 yılından öne sürülmeyen, o tarihte öğrenilen veya yeni elde

edilen herhangi bir delil de sunmadıkları dile getirilmiştir. Ayrıca Bakanlık

görüşünde; başvurucu Fatma Döner'in H.D.nin gözaltına alınmasıyla ilgili

çelişkili iddialarının bulunduğu, soruşturmada tanık olarak ifade veren

kişilerin görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı, olay tarihinde operasyon

yapıldığına ve bu sırada H.D.nin gözaltına alındığına ilişkin somut herhangi

bir delil olmadığı, Cumhuriyet savcılarının kararlarında bariz takdir hatası

veya açık bir keyfîlik bulunmadığıve bu nedenle başvurunun açıkça dayanaktan

yoksun olduğu belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

81. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

82. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında yapılan şikâyetlerin

incelenmesinde anılan maddede güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele

yasağı ihlali ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman Anayasa Mahkemesi, bu

konu hakkında tam bir inceleme yapmalıdır (Hamdiye

Aslan, B. No: 2013/2015, 4/11/2015 § 93).

83. Somut olayda başvuru formu ve eklerinde sunulan belgeler ile

başvuruya konu ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgeler, yaşam hakkının

maddi boyutunun ihlal edilip edilmediği konusunda bir değerlendirme yapılmasına

imkân sağlayacak nitelikte veri içermemektedir. Olayın gerçekleştiği koşullar,

başka bir ifadeyle ölenin iddia edildiği gibi kamu görevlilerince mi

öldürüldüğü yoksa üçüncü kişilerce mi öldürüldüğü bir değerlendirme yapılmasına

imkân sağlayacak nitelikte belirlenebilmiş değildir. Bu nedenle inceleme, yaşam

hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu ile sınırlı olarak

yapılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

84. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucular, ölen kişinin

eşi ve kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

85. Bakanlık görüşünde iddiaların olay tarihinden yaklaşık on

bir yıl sonra yetkili makamlara taşınmasının olayın tüm koşulları ile ortaya

çıkarılamamasında ana etken olduğu ve başvurucuların özen yükümlülüklerini

yerine getirmedikleri belirtilerek başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu

ileri sürülmüş ise de söz konusu şikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma başlatılmış, olayın aydınlatılabilmesi ve faillerin tespit

edilebilmesi için pek çok soruşturma işlemi yapılmıştır (bkz. §§ 9-67). Bu

sebeple başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna varılmıştır.

86. O hâlde açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

87. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin

belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne

aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57).

88. Kamu görevlilerinin, güç kullanımı sonucu gerçekleşen ya da

gerçekleştirildiği iddia edilen ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili

olabilmesi için soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik ve kurumsal

bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda soruşturmanın da fiilen bağımsız

olarak yürütülmesi gerekir (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96).

89. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardan

biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

90. Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi gerekir. Bazı

durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak

böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın

aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı

eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi

açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz

Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

91. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkeler bölümünde

ifade edilen yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasından haberdar olan soruşturma

makamlarının derhâl harekete geçmesi, başvurucuların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması ve

soruşturma makamlarının bağımsızlığı konularında başvurucular tarafından

herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu konularda bir eksikliğin de

bulunmadığı görülmektedir. Gerçekten de H.D.nin öldürüldüğünden haberdar olan

Cumhuriyet Basşavcılığı derhâl soruşturma başlatmış, başvurucular şikâyetlerini

soruşturma makamları önünde dile getirebilmiş, toplanması istedikleri delilleri

soruşturma makamlarına iletebilmiş, soruşturma makamlarınca verilen kararlara

itiraz edebilmiş ve soruşturmaya katılımları konusunda herhangi bir engelle

karşılaşmamışlardır. Ayrıca soruşturma, olaya karıştığı iddia edilen kolluk

biriminin emrindeki görevliler eliyle değil Cumhuriyet Başsavcılığı ve Askerî

Savcılıkça yürütülmüştür.

92. Diğer taraftan olayın tüm yönlerinin aydınlatılması ve varsa

sorumluların tespit edilebilmesi için bütün delillerin toplanması ve

soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi konuları yönünden de

soruşturmanın etkililiğinin incelenmesi gerekmektedir. Ne var ki inceleme

yapılırken başvurucuların olayın üzerinden yaklaşık on bir yıl geçtikten sonra

soruşturma makamlarına başvurdukları, olayın nasıl gerçekleştiğine ve

faillerinin kimler olduğuna dair herhangi bir tanık bulunmadığı, H.D.nin evini

faillere gösterdiği ve H.D.nin güvenlik güçlerince alınıp götürüldüğü yönünde

beyanlarda bulunan L.D. ve başvurucu Fatma Döner'in ölenin yakınları olduğu,

H.D.yi evinden alıp götüren kişileri başkalarından ayırt edecek fiziksel

özelliklerin de L.D. ve başvurucu Fatma Döner tarafından dile getirilemediği

hususları hatırda tutulmalıdır.

93. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68)

94. Somut olayda, başvurucuların 7/1/2005 havale tarihli

dilekçeleri ile başlayan soruşturma sürecinde başvuruya konu olayın gerçekleşme

koşulları ile faillerin tespiti içinbaşvurucuların, olay tarihinde muhtar ve

İhtiyar Heyeti azaları olduğu kolluk araştırması ile tespit edilen kişilerin,

İlçe Jandarma Komutanlığı ile Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanlığında

görevli olanlardan yirmi ikisinin ve başvurucuların 2009 yılında verdikleri

dilekçe ile dinlenmesini talep ettikleri kişilerin ifadelerine başvurulmuştur.

Cumhuriyet Başsavcılığı ve Askerî Savcılıkça olay tarihinde Köklü mezrasında

operasyon, pusu-devriye veya arama-tarama faaliyeti olup olmadığının tespiti

için askerî birliklerle yazışmalar yapılmıştır. H.D.ye ait olduğu ileri sürülen

mezar açılmış, ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapılıp ATK 1. İhtisas Kurulu

raporuyla ölüm nedeni tespit edilmiştir. H.D.ye ait evi güvenlik güçlerine

gösterdiği iddia edilen L.D.ye künye defteri gösterilerek teşhis işlemi

yaptırılmıştır. Bunların dışında somut olayın koşullarında hangi maddi delilin

veya tanık beyanının elde edilmemesinin soruşturmanın ilerlemesine engel

olduğunu ortaya koyacak bir veri Anayasa Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır.

95. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu her bir olayın kendi koşullarına,

soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın

karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 91).

96. Başvuruya konu soruşturmanın herhangi bir somut gelişmeye

rağmen soruşturma makamlarının hareketsiz kalmaya devam ettiklerini ortaya

koyan bir tespitte bulunmasını sağlayacak bir yönü bulunmadığı gibi

başvurucuların da bu husus açısından herhangi somut bir iddialarının olmadığı

görülmektedir. O hâlde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar verilmesi, soruşturmanın makul bir süratte

yürütülmediğinin tespit edilebilmesi için yeterli değildir.

97. Anayasa Mahkemesi açısından bir soruşturma dosyasında yer

alan unsurlar, taraflarca soruşturma hakkında sunulan bilgiler ve öldürme

olayını çevreleyen koşullar gözönünde bulundurulduğunda soruşturma makamlarının

delillerin toplanması ve soruşturmanın yönlendirilmesi konusunda gerekli

işlemleri yerine getirdiğine kanaat getirilen durumlarda, sadece bir kişiyi

öldürenlerin kimliklerinin tespit edilememesine bağlı olarak soruşturmanın

etkisiz olduğu sonucu çıkarılması mümkün değildir (İsmail Yıldırım ve diğerleri, B. No: 213/9332, 20/4/2016, §

75).

98. Mevcut durumda ölüm olayının nedenini aydınlatmak için

gerekli adımların zamanında atıldığı, sorumluların tespitine yarayabilecek

bütün delillerin toplanması konusunda gerekli özenin gösterildiği ve

soruşturmanın derinliği ile ciddiyeti üzerinde önemli etki gösterecek nitelikte

eksik yönlerinin bulunmadığı, bu haliyle de başvurucuların yakınlarının ölümü

hakkında yürütülen soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği

yeterlilikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

99. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/1/2018 tarihinde karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Fatma

DÖNER

2. Mehmet

Raif DÖNER

Vekili

:

Av. Dincel

ASLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/20167, 24 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. Iv.ilgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Yaşam Hakkının İhlal
  10. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  11. Necipoğlu
  12. Hakyemez
  13. Deveci
  14. Döner
  15. Aslan
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/20167
Tarih
24 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2014/3163)
  • Nuriye Aladağ Başvurusu (B. No: 2014/18685)
  • Mehmet Ali Anıl Başvurusu (B. No: 2014/13596)
  • Şahin Mehmet Çelik Başvurusu (B. No: 2015/12343)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2014/2863)
  • Suphi Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/12970)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.