İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin Başvurusu (B. No: 2015/4787)

1. Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerince

Başvuru No2015/4787Tarih25 Eylül 2019Okuma32 dk · 6.435 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cebrail Bektaş Ve Yüksel Şahin Başvurusu

Karar tarihi
25 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2015/4787
R.G. Tarih ve Sayı
22/10/2019-30926
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.435 kelime·32 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerince

orantısız şekilde müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının; müdahale sırasında yaralanma ve bu olaya ilişkin olarak

yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle de eziyet yasağının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular öğretmen olup bir eğitim sendikasının

yöneticisidir.

9. Öğretmenler Günü öncesi 23/11/2013 tarihinde bir eğitim

sendikasının öncülüğünde Ankara'da protesto gösterisi düzenlenmiştir.

Başvurucuların da aralarında bulunduğu grup Tandoğan Meydanı'nda toplanmış ve

Kızılay Meydanı'na kadar herhangi bir taşkınlık yapmadan yürüyüş

gerçekleştirmiştir. Yürüyüş esnasında kolluk görevlilerince gerekli tedbirler

alınmış, bölünmüş yolun bir tarafı trafiğe kapatılarak göstericilerin güvenliği

temin edilmiştir.

10. Göstericiler Kızılay Meydanı'na geldiklerinde kolluk

görevlilerince oluşturulan barikatla karşılaşmışlar ve bu noktadan ileri

gitmelerine izin verilmemiştir. Amaçlarının Millî Eğitim Bakanlığı önünde basın

açıklaması yapmak olduğunu belirten göstericiler ile kolluk görevlileri

arasında yapılan müzakere sonucunda uzlaşı sağlanamamıştır. Kolluk görevlileri

bu esnada kalabalığa hitaben gösterinin yasal olmadığı ve dağılmaları

gerektiği, aksi takdirde zor kullanılacağı yönünde hoparlörle uyarı yapmaya

başlamıştır. Bir süre sonra ise kolluk kuvvetince göstericilerin üzerine tazyikli

su sıkılarak güç kullanılmaya başlanmış ve göz yaşartıcı gaz kapsülleri ile

müdahale edilmiştir. Göstericiler bu şekilde Tandoğan istikametine doğru kademe

kademe uzaklaştırılarak kalabalık dağıtılmıştır.

11. Başvurucu Cebrail Bektaş kolluk görevlilerince atılan göz

yaşartıcı gaz kapsüllerinden birinin sol ayağına isabet etmesiyle

yaralanmıştır. Diğer başvurucu Yüksel Şahin ise üzerine sıkılan tazyikli suyun

etkisiyle baygınlık geçirmiştir. Başvurucular bu nedenle ilgililer hakkında

şikâyetçi olmak üzere Çankaya Polis Merkezine müracaatta bulunmuşlardır.

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

olay hakkında çok yönlü adli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma

kapsamında başvurucuların da aralarında olduğu toplam on yedi gösterici

hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet suçlamasıyla adli işlem yapılmıştır. Ancak başvurucular

hakkında ilk etapta 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçlamasıyla herhangi bir

gözaltı işlemi yapılmamıştır. Öte yandan başvurucuların şikâyetlerine ilişkin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli kimlik bilgilerinin temin edilmesi ve

savunmalarının alınması yönünde bir belgeye rastlanmadığı gibi bu yönde

herhangi bir girişime de dosya kapsamından erişilememiştir.

13. Yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığınca,

Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü tarafından çekilen olay anına ilişkin

kamera görüntüleri temin edilmiş ve bu kayıt üzerinde bilirkişi incelemesi

yaptırılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuların müşteki-şüpheli

sıfatıyla ifadeleri alınmış ve başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli

raporlar da dosyaya konulmuştur. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucular

hakkında kati adli rapor temin edildiğine ilişkin bir bilgi, belge ya da bu

yönde bir girişime soruşturma dosyası kapsamında rastlanmamıştır. Soruşturma

dosyasının bulunduğu Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinden gelen yazı ekinde de

sadece başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporların olduğu

görülmüştür.

14. Başvurucular hakkında düzenlenen her iki geçici adli raporda

da tespit edilen yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile giderilip

giderilemeyeceği noktasında sarih bir değerlendirmede bulunulmadığı

görülmektedir.

i. Başvurucu Cebrail Bektaş hakkında düzenlenen adli raporda,

olay öyküsü "Toplumsal olayda arbede

sırasında düşen hasta, bacağına gaz bombası geldiğini ifade ediyor"

şeklinde tanımlanmış ve başvurucunun sol ayak bileğinde şişlik olduğu tespit

edilmiştir. Raporda konsültasyon bulgusu olarak X-Ray: sol lateral

(yan) malleol

(ayak bileği üst kısmı) kırığı bulgusuna yer verildiği ve hastaya 10 iş günü

istirahat önerildiği görülmektedir.

ii. Başvurucu Yüksel Şahin hakkında düzenlenen adli raporda,

olay öyküsü "toplumsal olayda biber

gazına ve tazyikli suya maruz kaldığını ifade eden hasta"

ibarelerine yer verilerek açıklanmış ve gözlerde bilateral (iki yanda) hiperemi

(kanlanma) lezyonu tespit edilmiştir. Raporda, akut

konjonktivit (gözde bulunan konjonktiva tabakasının iltihabı) tanımlanmadığı tespitine

de yer verilerek başvurucunun üç gün istirahatinin uygun olduğu belirtilmiştir.

15. Her iki başvurucu da verdiği ifadede 24 Kasım Öğretmenler

Günü nedeniyle Millî Eğitim Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmak

istediklerini, bunun demokratik hakları olduğunu, ancak kolluk görevlilerince

buna müsaade edilmeyerek gösterinin orantısız güç kullanılarak dağıtıldığını,

bu nedenle yaralandığını ve ilgililer hakkında şikâyetçi olduğunu dile

getirmiştir. Söz konusu ifadelere göre başvurucu Cebrail Bektaş kolluk

görevlilerince atılan gaz kapsülünün sol ayak bileğine isabet etmesiyle,

başvurucu Yüksel Şahin ise yaya üst geçidinde tek başına olduğu hâlde kolluğa

ait toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) yüzüne sıkılan tazyikli suyla

yaralanmıştır. Başvurucu Yüksel Şahin ifadesinde ayrıca kolluğun topluluğu

dağıtırken göz yaşartıcı gaz da kullandığını belirtmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/4/2014 tarihinde kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"Yukarıda açık kimlik

bilgileri yazılı şüphelilerin KESK’e (Kamu Emekçileri

Sendikaları Konfederasyonu) bağlı olarak düzenlenen '24 Kasım Öğretmenler

Gününü Anma' amacıyla miting yaptıkları, Çankaya İlçesi GMK Bulvarı Tandoğan

Kavşağında bulunan mahalle geldikleri, sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı önüne

giderek basın açıklaması yapmak istedikleri, gösterinin yasa dışı olduğu ve

Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmalarının mümkün olmadığı, bu

nedenle Kızılay’da basın açıklamasında bulunup dağılmaları yönünde kolluk

kuvvetlerince taraflarla görüşmelerin yapıldığı, eylemlerinde ısrar eden

şüphelilerin tüm ihtarlara rağmen dağılmamakta direnmeleri üzerine kolluk kuvvetlerince

orantılı şekilde güç kullanıldığı ve müdahale edildiği, bu sırada

göstericilerin, Colins Mağazasının bulunduğu yerde

oluşan yoğunluktan ve göstericilerin buraya sığınma gayretinden dolayı kapı

camının kırılmasına sebebiyet verdikleri, olaylar devam ederken kolluk

kuvvetlerinin topluluğun dağılmaması üzerine, müdahalesi sırasında atılan gaz fişeğinden

müşteki şüpheli Cebrail Bektaş’ın yaralandığı, yine tazyikli su nedeniyle

Yüksel Şahin’in de bayıldığı belirlenmiş ise de;

...

Türk Ceza Kanununun 256. maddesinde düzenlenen

kamu görevlisinin görevi yaptığı sırada kişilere karşı görevin gereklerinin

gerektirdiği ölçünün dışına çıkarak zor kullandığı yönünde herhangi bir delil

elde edilemediği, dağılın ihtarına rağmen dağılmayan gruba orantılı şekilde güç

kullanırken söz konusu yaralanmaların meydana geldiği, kasten işlenmesi mümkün

bu suçta şüphelilerin bu eylemi kasten yaptıklarına dair herhangi bir bulguya

ulaşılmadığı,

Müşteki şüphelilerden Yüksel Şahin ve Cebrail

Bektaş’ın söz konusu eylemlere katılmakla birlikte dağılın ihtarlarına rağmen

dağılmadıklarına dair herhangi bir delilin bulunmadığı, yalnızca toplantı

mahalline yürürken görüntülerinin yer aldığı, burada da kolluk kuvvetlerinin

herhangi bir müdahalelerinin bulunmadığı anlaşılmakla, delil yokluğu nedeniyle

şüpheliler hakkında mala zarar verme ve yaralamaya neden olma ve 2911 Sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet suçlarından Kovuşturmaya Yer

Olmadığına [karar verilmiştir]"

17. Bu karara başvurucular itiraz etmiş, Ankara 4. Sulh Ceza

Hâkimliğince 21/1/2015 tarihli kararla itiraz reddedilmiştir. Ret kararı

başvuruculara 12/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular 16/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

19. Öte yandan başvurucular dışındaki on beş gösterici hakkında

21/4/2014 tarihinde iddianame tanzim edilerek kamu görevlisine hakaret, görevi

yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından göstericilerin

cezalandırılması talep edilmiştir.

20. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame

sonrası başlayan kovuşturma aşaması 1/7/2019 tarihinde 2911 sayılı Kanun'a

muhalefet suçu açısından verilen beraat kararı ile sona ermiş, ancak kanun yolu

aşaması henüz tamamlanmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması"

kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

22. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten

yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli

para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

23. 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi

sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin

(3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kasten yaralamanın

vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde, yukarıdaki

maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki

etkisine göre, yarısına kadar artırılır."

24. 5237 sayılı Kanun'un "Kanunun

hükmü ve amirin emri" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunun hükmünü

yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2)

Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir

emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3)

Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde

yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4)

Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği

hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur."

25. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın

aşılması" kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Ceza sorumluluğunu

kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle

işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın

altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur."

26. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle

yaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile (2) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Taksirle

başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin

bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para

cezası ile cezalandırılır.

(2)

Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

...

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

...

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen

ceza, bir kat artırılır."

27. 2911 sayılı Kanun'un "Yasak

yerler" kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...kamu hizmeti

görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ... gösteri yürüyüşleri

düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

28. 2911 sayılı Kanun'un "Kanuna

aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri" kenar başlıklı 23.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"a) ... uygun biçimde

bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten

önce veya sonra;

...

e) ...22 nci

maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,

...

Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri

Kanuna aykırı sayılır."

29. 2911 sayılı Kanun'un "Toplantı

veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması" kenar başlıklı 24.

maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:

"Toplantı veya gösteri

yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri

mensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber

vermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale

eden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor

kullanılarak dağıtılıcakları ihtarında bulunur ve

topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."

30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine

ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli

olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

..."

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

1. Mevzuat

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı

3. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi

tutulamaz."

33. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni

ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane,

insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz

bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

34. Sözleşme'nin "Toplantı

ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"1. Herkes barışçıl

olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir...

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz..."

2. İçtihat

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) devlet görevlileri

tarafından güç kullanılması nedenine bağlı olarak yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasını incelediği bir başvuruda Sözleşme'nin 2. maddesinin sadece kasıtlı

öldürmeleri korumadığını, bunun yanı sıra gerekli olmayan güç kullanımı sonucu

meydana gelen ölüm olaylarının da anılan koruma kapsamında kaldığını

vurgulamıştır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.

No: 18984/91, 27/9/1995, § 148). AİHM, Sözleşmede kullanılan gücün "kesinlikle gerekli olması" ifadesine dikkat çekerek

yapacağı incelemede Sözleşme'nin 8., 9., 10. ve 11. maddelerinde bu testi

"Demokratik Toplumda Gereklilik"

başlığı altında uyguladığından daha katı bir orantılılık değerlendirmesine

gideceğini de belirtmektedir (aynı kararda bkz.§ 149).

36. Devlet görevlilerinin güç kullanımına bağlı olarak ileri

sürülen kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarını incelerken de AİHM'in benzer yaklaşımını sürdürdüğü görülmektedir (Rehbock/Slovenya, B. No: 29462/95, 28/11/2000; R.L. ve M.-J.D./Fransa, B. No: 44568/98,

19/5/2004; Dembele/İsviçre, B. No: 74010/11, 24/9/2013; Anzhelo Georgiev ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No: 51284/09, 30/9/2014; Şakir Kaçmaz/Türkiye, B. No: 8077/08,

10/11/2015; İzci/Türkiye, B. No:

42606/05, 23/7/2013). AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında yaptığı

incelemede devlet görevlilerinin güç kullanımının gerekliliğini ve hedeflenen

amaçla orantılı olmasını değerlendirirken ayrıca kamusal gücün kasıt unsuruyla

ortaya çıkmış olması şartını aramamaktadır. Başka bir ifadeyle Sözleşme'nin 3.

maddesi sadece kasıtlı güç kullanımı ile ortaya çıkan kötü muamele iddialarını

değil aynı zamanda devletin dikkat ve özen yükümlülüğü bağlamında ortaya çıkan

sorumluluğunu da inceleme kapsamına almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

38. Başvurucular, katıldıkları barışçıl bir gösteride kolluk

görevlilerinin orantısız güç kullanması sonucu yaralandıklarını belirterek

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ve Sözleşme'nin 3. maddesinde

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ve eziyet

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca olaya

ilişkin olarak yürütülen soruşturmada olay anına ilişkin görüntü kayıtlarının

ham hâlinin çeşitli yayın organlarından temin edilmesi yerine kolluk tarafından

montajlanan kayıt üzerinden inceleme yapılmasının etkili soruşturma

yapılmadığını gösterdiğini iddia ederek Anayasa'nın 36. maddesi ile

Sözleşme'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının da

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların kolluk görevlilerince

kullanılan güç sonucu yaralanmalarına ve bu olaya ilişkin yürütülen

soruşturmanın etkili olmadığına ilişkin şikâyetleri açısından Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı ve eziyet yasağı çerçevesinde bir inceleme yapılması

gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucuların adil yargılanma hakkı ihlali

olarak ileri sürdükleri şikâyetlerin ise anılan yasağın usul boyutuna ilişkin

olduğu anlaşıldığından, bu hakla ilgili ayrı bir inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eziyet

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

41. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye

tabi tutulamaz."

42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

43. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,

negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün

alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer

yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

44. Anayasa Mahkemesi Cemil

Danışman (B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44) kararında, devlet

görevlilerince güç kullanılmasına bağlı olarak ileri sürülen hak ihlali

iddialarını devletin negatif yükümlülüğü bağlamında ele alacağını belirtmiş ve

bu yükümlülüğün hem kasıtlı hem de kasıtlı olmayan eylemleri içerdiğini

vurgulamıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, devlet görevlilerinin güç kullanımına

başvurduğu bazı durumlarda olayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin yaralanmasını

devletin negatif yükümlülüğü kapsamında inceleme yoluna gitmiş ve kolluğun bu

gibi durumlarda olayla ilgisi bulunmayan kişilerin zarar görmemesini de

gözetmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Özlem

Kır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016; Pınar

Durko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018).

45. Başvurucuların şikâyetine konu ettiği orantısız güç kullanma

eylemi devlet görevlilerinden sâdır olduğu için kural olarak devletin negatif

yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir.

Ayrıca başvurucuların şikâyetine konu kamusal eylem nedeniyle yapılan

soruşturmanın etkili olmadığı ve bunun sonucunda kovuşturmasızlık kararı

verildiği iddiası ise pozitif yükümlülükler bağlamındaki etkili soruşturma

yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.

i. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında ise

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

47. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.

maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele

ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).

48. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

49. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

50. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığının

yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele

veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

51. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi

muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

52. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

53. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisine uyduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Başvurucuların olay tarihinde düzenlenen gösteriye

katıldıkları ve bu gösteriye kolluk görevlilerince güç kullanılarak yapılan

müdahale sırasında yaralandıkları iddiasının Cumhuriyet Başsavcılığınca da

kabul edildiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinden

anlaşılmaktadır (bkz. § 16). Bu nedenle, söz konusu kamusal müdahaleye ilişkin

olarak kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkilerinin bulunup bulunmadığı, söz

konusu yetkinin kullanımının gerekli olup olmadığı ve zor kullanmadaki şiddetin

orantılı olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapılacaktır (benzer

yöndeki inceleme usulünü içeren karar için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §§

52, 53).

55. Toplumsal olaylar karşısında kamu gücünü kullanan kolluk

görevlilerinin nasıl davranacağı ve hangi şartlarda toplantı ve gösteri

yürüyüşüne müdahalede bulunabileceği yasal birtakım güvencelere bağlanmış

durumdadır (bkz. §§ 27-29). Ayrıca kolluk görevlilerinin zor kullanmaları

gerektiğinde nasıl ve ne şekilde hareket etmeleri gerektiği hususunda belli bir

prosedür belirleyen yasal kurallar da mevcuttur (bkz. § 30). Anılan mevzuat

uyarınca somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuların da aralarında

bulunduğu göstericilere karşı güç kullanma eyleminin kanuni bir dayanağının

olmadığı söylenemeyecektir. Başka bir ifadeyle kolluk gücünün kanunla öngörülen

bir zor kullanma yetkisinin olduğu açıktır.

56. Başvurucuların gerek Tandoğan Meydanı'nda toplanmaları

gerekse buradan Kızılay meydanına kadar yaptıkları yürüyüş esnasında barışçıl

olmayan herhangi bir tutum içinde olduklarına ya da suç işlediklerine dair

soruşturma evrakına yansıyan bir tespitin bulunmadığı görülmektedir. Bilakis bu

süreçte kolluk görevlilerin de aldığı bazı yapıcı tedbirlerle (bkz. § 9)

yürüyüşün sağlıklı şekilde gerçekleştirilebildiği anlaşılmaktadır. Kızılay

Meydanı'nda kolluk görevlileri tarafından kurulan barikata ya da kolluk görevlilerine

başvurucuların saldırdığı veya barışçıl olmayan eylemlerde bulundukları yönünde

herhangi bir yargısal tespit bulunmadığı gibi başvurucuların kolluğa karşı

aktif bir direnme dahi sergilemediği de kovuşturmaya yer olmadığına dair

karardan anlaşılabilmektedir. Buna göre kolluk görevlileri tarafından

başvuruculara karşı kullanılan gücün gerekli olduğu söylenemeyecektir. Gerekli

olmadığı anlaşılan zor kullanımın orantılığı hususunda ise daha ileri bir

değerlendirme yapılmasına gerek duyulmamıştır. Ancak başvurucu Cebrail

Bektaş'ta meydana gelen yaralanmanın kemik kırığı oluşturacak ağırlığa ulaştığı

da gözetildiğinde bu başvurucu açısından kullanılan gücün orantılı olmaktan

uzak olduğu da söylenmelidir.

(a) Başvurucu

Yüksel Şahin Yönünden

57. Başvurucu Yüksel Şahin'e karşı kolluk görevlilerince

gereksiz şekilde uygulanan kamusal gücün -özellikle bilgi almak, cezalandırmak

veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle- kasten ağır acı veya ızdırap verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir.

Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da

yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olacak şekilde

ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkence

veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya

uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana

gelen yaralanmaların niteliği bir bütün olarak ele alındığında eylemin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

(b) Başvurucu

Cebrail Bektaş Yönünden

59. Başvurucu Cebrail Bektaş'a uygulanan şiddetin düzeyi,

süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmaların

niteliği bir bütün olarak ele alındığında ise eylemin eziyet olarak

tanımlanması mümkündür.

60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia Yönünden

(1) Genel

İlkeler

61. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya

da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

62. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın bu maddesi, “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

63. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli

olarak yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

64. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın bireylerin vücut

bütünlüğüne yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan

kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığı noktasında yeterli bir

değerlendirme de içermesi gerekmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. Cemil Danışman, § 99).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

65. Başvurucuların polis karakoluna müracaatları üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığınca olay hakkında derhâl adli bir soruşturma

başlatılması kamu makamlarının insan haklarına saygı yükümlülüğü açısından

olumlu bir adım olarak belirtilmelidir. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet

Başsavcılığınca kolluğun ilgili birimi tarafından kaydedilen olay anına ilişkin

görüntüler temin edilmiş, bu görüntüler üzerinde bilirkişi incelemesi

yaptırılmış ve başvurucuların ifadeleri alınarak olaya ilişkin şikâyetleri

dinlenmiştir. Başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporlar da dosyaya

konulmuştur. Ancak başvuruculardaki yaralanmanın tam olarak tespit edilmesi

amacıyla kati adli rapor tanzimi için soruşturma makamınca herhangi bir

girişimde bulunulmaması delillerin özenle toplanması ilkesi açısından

sorunludur.

66. Başvurucuların şikâyetlerine muhatap olan kolluk

görevlilerinin kimliklerinin belirlenmesi ve savunmalarının alınması ile ilgili

olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca herhangi bir girişimde bulunulduğu konusunda

da soruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Bunun

yanı sıra soruşturmanın seyrini ve sonucunu etkileme noktasında oldukça önemli

ve objektif bir delil olma yönü bulunan olay anına ilişkin kamera

görüntülerinin sadece kolluk tarafından kaydedilen ve gönderilen kısmı ile

yetinilmesi, başvurucular tarafından soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasına

dayanak yapılmıştır. Ne var ki verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda

Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucularda meydana gelen yaralanmaların kolluk

görevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığı kabul edilmiştir (bkz. § 16). Bu

nedenle söz konusu kabulden sonra daha kapsamlı bir kamera görüntüsü

araştırmasına gidilmemiş olması delil toplama faaliyetinde özensiz hareket

edildiği anlamına gelmeyecektir.

67. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinde,

başvurucuların dağılın ihtarına uymadıklarına ilişkin herhangi bir delil elde

edilemediği belirtilmesine rağmen başvurucuların kasten yaralandıkları

hususunda yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kolluk görevlileri hakkında

söz konusu kararın verildiği görülmektedir. Yukarıda yer verilen AİHM içtihadı

ve genel ilkelerde (bkz. §§ 35-36, 44) de değinildiği üzere Anayasa Mahkemesi

negatif yükümlülük ihlali kapsamında yaptığı incelemede kamu görevlilerinin

kastından bağımsız olarak inceleme yapmaktadır. Bu doğrultuda, kamu

otoritelerince kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu hususunun ilgili

yargı makamlarınca yeterli bir gerekçeyle açıklanması önem arz etmektedir.

Kovuşturmasızlık kararında başvurucuların, kolluğun güç kullanmasını haklı

kılacak herhangi bir eylem içinde olduklarından bahsedilmemekte, bilakis

başvurucuların suç içeren bir eylemlerinin olmadığı belirtilmektedir. Buna göre

kendilerine karşı güç kullanılmasının gerekli olmadığı anlaşılan başvurucuların

kullanılan güç sonucu yaralanmaları olayı hakkında verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar, soruşturma kapsamında elde edilen tüm bulguların

kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olma ilkesiyle çelişmektedir.

(a) Başvurucu

Yüksel Şahin Yönünden

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

(b) Başvurucu Cebrail

Bektaş Yönünden

69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

70. Başvurucular demokratik bir haklarını kullanmak maksadıyla

barışçıl bir şekilde toplandıklarını ve yürüyüş gerçekleştirdiklerini, buna

karşın kolluk görevlilerince yapılan orantısız bir müdahale ile Anayasa'nın 34.

ve Sözleşme'nin 11. maddelerinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

71. Anayasa’nın "Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin

almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına

sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

72. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

73. Başvurucuların katılmış olduğu bir gösteri sırasında kolluk

görevlileri tarafından güç kullanılması ile toplantının dağıtıldığı, bunun

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul

edilmelidir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

74. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik

toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

75. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

76. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru

Amaç

77. Başvuruculara gösteri sırasında müdahale edilmesinin

Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik

önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3)Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

78. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup

bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir

araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde

kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan

yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan

[GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali

Rıza Özer ve diğerleri, §

115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015,

§ 45).

79. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması(Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,

18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§

103-105; Tansel Çölaşan, B. No:

2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte toplantı

hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48) olması

gerekir.

80. Anayasa’nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade

ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,

şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi

fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilme

imkânı sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya

düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla

toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde

ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54). Barışçıl

amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni

açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin

sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan,

§ 36; Osman Erbil, § 54).

81. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin demokratik

toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun, müdahalenin kamu

düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması sebebiyle

yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken sahip

oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya

derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan,

§ 53).

82. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya

gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, §

119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut olayın

özellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak olan

toplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisin

müdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 145).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

83. Başvurucuların katıldığı bir gösterinin kolluk

görevlilerince yapılan müdahale ile dağıtılması sırasında başvurucu Cebrail

Bektaş'ın sol ayağına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle kırık oluşacak şekilde,

başvurucu Yüksel Şahin'in ise yüzüne gelen tazyikli suyun etkisi ile

gözlerinden yaralandığı anlaşılmaktadır.

84. Başvurucular dışında kalan on beş kişi hakkında düzenlenen

iddianamede bazı göstericilerin kolluk görevlilerine karşı barışçıl olmayan

tutum ve davranışlar içinde olduğu belirtilmektedir (bkz. § 19). Ancak

başvurucuların da barışçıl olmayan eylemler içinde yer aldıkları yönünde

soruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ya da belge olmadığı gibi kolluk

görevlilerine aktif bir direnme sergiledikleri yönünde delil elde edilemediği

de kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilmiştir. Şu hâlde kolluk

görevlilerince toplantıya güç kullanımı ile yapılan müdahalenin başvurucuların

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından zorunlu sosyal bir

ihtiyaca karşılık geldiği söylenemeyecektir.

85. Öte yandan müdahale sonucunda başvurucularda meydana gelen

yaralanmaların düzeyine bakıldığında müdahalenin orantılı olmaktan da uzak

olduğu görülmektedir. Bu durumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşılamayan ve

orantılı da olmayan müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

değildir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

88. Başvurucular ileri sürdükleri hak ihlali iddialarının tespit

edilmesini ve yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesini talep

etmişlerdir. Başvurucular maddi ya da manevi tazminat talebinde

bulunmamışlardır.

89. Anayasa Mahkemesi Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair

vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda

ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan

içtihat doğrultusunda 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu

olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

90. Kolluk görevlilerince başvurulan güç kullanımı sonucunda

başvurucu Yüksel Şahin açısından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş açısından ise eziyet yasağının maddi ve

usul boyutları itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca

toplantıya yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı

olması nedeniyle her iki başvurucu açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

91. Eziyet yasağıyla insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

(Basın Soruşturma No: 2014/204) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise eziyet

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının, maddi ve usul

boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ile insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutuna ilişkin ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucular

:

1. Cebrail BEKTAŞ

2. Yüksel ŞAHİN

Vekili

:

Av. Mehmet Ruştu

TİRYAKİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/4787, 25 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. İnsan Haysiyetiyle
  11. B. Toplantı ve Gösteri
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden insan haysiyetiyle
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. M. Emin KUZ
  17. Tiryaki
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/4787
Tarih
25 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Zana Güneş Başvurusu (B. No: 2016/73184)
  • İzzettin Üşümez Başvurusu (B. No: 2016/32996)
  • Erol Kesgin Başvurusu (B. No: 2016/1550)
  • Yeni Gün Haber Ajansı Basım ve Yayıncılık A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4430)
  • Nihal Uslukol Başvurusu (B. No: 2016/73086)
  • Ömer Faruk Eminağaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/7352)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.