İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Celal Demir Başvurusu (B. No: 2013/3309)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

Başvuru No2013/3309Tarih6 Şubat 2014Okuma30 dk · 6.052 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Celal Demir Başvurusu

Karar tarihi
6 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2013/3309
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.052 kelime·30 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla tazminat

komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuç alamadığını

ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 8 yıl sürdüğünü belirterek

Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ve özel hayatının

korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep

etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 14/5/2013

tarihinde Batman İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 1/10/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevap

olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Batman ili Kozluk ilçesi Geyikli Köyünde

ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyle

köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 20/4/2005 tarihinde göç etmesi nedeniyle

uğramış olduğu zararların karşılanması talebiyle, 17/7/2004 tarih ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki

Kanun kapsamında kurulan Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına

başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon, 14/4/2009 tarih ve 2009/2-281 sayılı kararıyla

söz konusu yerleşim yerinin boşaltılmadığını, köye ilişkin ya da şahsa ilişkin

doğrudan bir saldırı olmadığını belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.

11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu 25/6/2009

tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesi 25/2/2011 tarih, E.2009/1593 ve K.2011/271 sayılı kararıyla söz

konusu yerleşim yerinin tamamen boşaltılan yerlerden olmadığı, köydeki

seçimlerin düzenli yapıldığı, nüfus sayımlarında önemli miktarda nüfus tespit

edildiği ve başvurucunun subjektif güvenlik algısı

nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların idarece karşılanmasına

hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 28/5/2012 tarih, E.2011/14050 ve K.2012/3454 sayılı kararıyla

onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde bulunan

başvurucunun bu istemi, Danıştay 15. Dairesinin 11/12/2012 tarih, E.2012/11187

ve K.2012/13757 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin karar düzeltme

isteminin reddi kararının 29/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden itibaren

süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un ”Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim

kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat

komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk

haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş

yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005 -

5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya

yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün

içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren

bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği

il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden

sonra yapılacak başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,

19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğince

yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen

sonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin

de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu

bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve

kaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler

veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî

zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012

tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin

bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. 9/2/2011 tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay

Kanunu’nun 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları aşağıdaki şekilde

değiştirilmiştir:

“1. Danıştay; ondördü

dava, biri idari daire olmak üzere onbeş daireden

oluşur.

2. Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye

bulunur. Heyetler bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır, salt

çoğunluk ile karar verir. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla

heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer

alan en kıdemli üye başkanlık eder. Müzakereler gizli yapılır.”

26. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,

K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233

sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa

uyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu

meydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;

güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyün

boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı

olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir

köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına

kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan

asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka bir

anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği de

tabiidir.

Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,

davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır

Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadece

köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle

sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idarece

yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplanan

miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır.

…”

28. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenen tutanaklarda

da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'nde herhangi bir

terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılında bölgede

yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminin

getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,

diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olayları

sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarında

çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece

geçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundan

bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk eden

davacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olup

olmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusunun

reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmemektedir.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 14/5/2013 tarih ve 2013/3309 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı başvurudan

ve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını ve başvurusunun karara

bağlanmasının yaklaşık 8 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen

mülkiyet ve adil yargılanma hakkının ve özel hayatın korunması yükümlülüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkı ve Özel Hayatın Korunması Yükümlülüğü Yönünden

31. Başvurucu, terör olayları

nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması

amacıyla yaptığı idari başvurudan ve ardından açtığı davadan, Geyikli köyünün

tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle reddedildiği

için bir sonuç alamadığını, oysa jandarma tarafından tutulan 19/2/2009 tarihli

tutanakta “Kozluk ilçesi, Geyikli Köyü için “bahse

konu köylerimizin tarafımızca boşaltılmadığı ancak PKK-Kongra-Gel

terör örgütünün baskısı nedeniyle göç olaylarının yaşandığı”

belirtilmesine rağmen jandarma kayıtlarında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan

bir köy olarak görülmediğini, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan inceleme ve

araştırmada başvurucunun terör olayı nedeniyle köyü terk ettiğinin tespit

edildiğini, yerleşim yerini rızası dışında terk etmek zorunda kaldığını, mülkiyetinden

faydalanma hakkının engellendiğini, hukukun temel ilkeleri gereği kamu

hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişilerin uğradığı özel ve olağandışı

zararların idare tarafından karşılanması gerektiğini, başvurusunun reddine

yönelik idari işlemin dosya kapsamına, “sosyal risk” kuramı ile 5233 sayılı

Kanun’un ruhuna ve amacına aykırı olduğunu, mahkeme kararında Danıştay’ın

“nesnel güvenlik kaygısı” içtihatlarının dikkate alındığını, okul, sağlık ocağı

vb. yerlerin de güvenlik nedeniyle kapalı kaldığı dikkate alındığında

vatandaşın diğer vatandaşa örnek gösterilmesinin hakkaniyete uygun olmadığını,

Komisyonun kararında nüfus sayımına ilişkin olarak 1990, 1997 ve 2000 yıllarına

ait sayım sonuçlarına yer verilirken göç etmesine rağmen nüfus kaydını naklettirmeyen

kişiler nedeniyle bu değerlendirmenin sakat ve eksik olacağını belirterek

mülkiyet hakkının ve özel hayatın korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunması

hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olan

mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileri

bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu ve

Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları

nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların

köylerine girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir

müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin

zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade

edilmiştir.

33. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlı

çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,

yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnai

tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bu

müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukuk

yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veya

maddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu

olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yer

verilmiştir.

34. Bakanlık bu kapsamda ayrıca başvurucunun manevi tazminat

talebinin incelenebileceğini fakat manevi zararların tazmininin 5233 sayılı

Kanun’un kapsamı dışında kaldığını, bu durumun kişilerin manevi zararları için

idari yargıda dava açmalarına engel teşkil etmediğini, başvurucunun öncelikle

başvuru yollarını tüketmesi gerekirken, idari yargıda dava açmadığını, AİHM’nin

benzer başvurular hakkında tazminata ilişkin görüşlerinin başvurucunun iç hukuk

yollarının tüketilmediği yönünde olduğunu ifade etmiştir.

35. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Batman ili, Kozluk

ilçesi, Geyikli köyünde ikamet etmekte iken, meydana gelen terör olayları

nedeniyle 1994 yılında köyünü terk etmiştir. Hâlbuki Komisyon tarafından

yapılan araştırma sonucunda Geyikli köyünün terör nedeniyle tamamen

boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespit edilmiştir. Bu araştırma yapılırken

5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak ilgili tüm kurum ve

kuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuştur. Komisyon tarafından

Geyikli köyünde keşif yapılarak başvurucuya ait taşınır ve taşınmaz malların

tespiti yapılmıştır. Yapılan bu araştırma sonucunda, Geyikli köyünde genel

sonuçlara göre 1990 yılında 393, 1997 yılında 230, 2000 yılında 328 kişinin

yaşadığı, Geyikli köyünün Kozluk ilçesinde boşaltılan köyler arasında yer

almadığı, bu köyün terörden etkilenmeyen köyler arasında yer aldığı, köyde

muhtarlık seçimlerinin yapıldığı belirlenmiştir. Tüm bu somut araştırmalar

sonrasında Komisyon söz konusu köyün terör olayları nedeniyle tamamen

boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucunun talebini

reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından idari yargıda iptal davası

açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Böylelikle başvurunun

5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespit edilmiştir.

Komisyon ve devamında idari yargı tarafından yapılan bu araştırma Danıştay

içtihatlarıyla da uyumludur.

36. Bakanlık görüşünde son olarak, AİHM’nin bu şikâyetlere

ilişkin olarak, temel olayların tespit edilmesi veya maddi tazminat

hesaplanması gibi konuların görev alanına girmediğini, yani bu konudaki

değerlendirmelerin komisyonlar tarafından yapılacağına işaret ettiği ifade

edilmiştir.

37. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir

(B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

39. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatası veya açık

keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak

ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

40. Başvuru dilekçesi

incelendiğinde, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinin ve özel hayatı koruma

yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, idari yargı makamlarının

5233 sayılı Kanun’un tazminat başvurusuna ilişkin kurallarını bu kuralların

sözüne ve ruhuna aykırı değerlendirmeleri nedeniyle söz konusu hakların ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucunun iddialarının

yanı sıra, komisyonun başvuruyu ret kararı ve derece mahkemelerinin karar

gerekçeleri incelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına

ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin (d) bendinde yer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle

uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu her ne kadar

iddialarını mülkiyet hakkına ve özel hayatın koruma yükümlülüğüne dayanarak

ileri sürmüşse de, başvurucunun dava, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde

de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve mahkemelerin

delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkeme

tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan mahkeme

kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun ileri

sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

43. Nitekim Komisyon, Geyikli

köyünün boşaltılmadığı ve köye ya da şahsa doğrudan bir saldırı olmadığından

bahisle başvurucunun talebini reddederken, başvuru dosyasında yer alan köy

muhtarı ve jandarma yetkililerinin imzasının yer aldığı 19/2/2009 tarihli

tutanakta, başvurucunun 1984-1985 yılları arasında kendi isteği ile göç ettiği,

halen Batman ili Yeniköy mahallesinde ikamet ettiği, ara sıra köye gelip

gittiği, köyde bulunan arazilerini kendi isteği ile ekip biçmediği, köyde

evinin bulunduğu ancak kullanılmadığı için bakımsız ve oturulamayacak halde olduğu,

Geyikli köyünün boşaltılmadığı, geçmiş yıllarda kayda değer bir terör olayının

yaşanmadığı, köy içinde ve yakınında silahlı çatışmanın yaşanmadığı ifade

edilmiştir.

44. Bu çerçevede, Diyarbakır

İdare Mahkemesinin 25/2/2011 tarih ve E.2009/1593, K.2011/271 sayılı kararında

başvurucu dilekçesinde bu bölümde ileri sürülen iddialara ilişkin şu

değerlendirmeler yer almaktadır:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan

maddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya

"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına

ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın. sözü

edilen Yasa bükümlerine göre idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka

deyişle, bir yerlerim yerinin güvenlik nedeniyle İdarece veya güvenlik

kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından. "tamamen”

boşaltılmış olması halinde yerleşim yerinin boşaltılmasından yerleşim yerine

dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek sayılmak suretiyle belirlenen

maddi zararın idarece karşılanması mümkündür. Dolayısıyla. güvenlik

kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması nedeniyle

malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın idarece yasal olanak

bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, o

yerlerim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağım sağlayan asgari

güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir

göstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere

ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre

değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oludan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesi mümkündür. Bu nedenle kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan

güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte

dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terör

olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy korucuları ile bunların aileleri

kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başka

ifade ile bu şekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise. yerleşim

yerini kısmen terk eden köy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının

kabul edileceği ve bu nedenden dolayı malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan

maddi daramı "5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanacağı

açıktır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Batman İli

Kozluk İlçesi Geyikli Köyü’nde ikamet etmekle olan davacının meydana gelen

terör olayları nedeniyle köyünden göç etmek zorunda kaldığını ve zarara

uğradığını ileri sürerek 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

14.4.2009 tarih ve 2009–2–281 sayılı işlemle reddi üzerine anılan işlemin

iptali ve uğranıldığı iddia edilen 97.693,00 TL maddi zararın yasal faiziyle

birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davarını açıldığı

anlaşılmıştır.

Dava dosyasında ve Mahkememizin aynı köye

ilişkin diğer dava dosyalarında(Örneğin:

E:2009/1547, E:2009/1678 esas sayılı dava dosyalarında) yer alan

bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Geyikli Köyünün boşalan/boşaltılan köyler

arasında yer almadığı, boşalan boşaltılan köy ve mezralar listesinde bu Köyün

terörden etkilenmeyen köyler arasında gösterildiği, Kozluk ilçesine bağlı tüm

köylerde olduğu gibi Geyikli Köyü’nde de muhtarlık seçimlerinin yapıldığı,

1990–2000 yılları arasında yapılan Genel Nüfus sayımları ve tespitlerine göre

1990 yılında 393, 1997 yılında 230, 2000 yılında ise 328 kişinin yaşadığı

görülmektedir.

Bu durumda, Geyikli Köyünde, 5233 sayılı Kanun

kapsamına giren dönemlerde normal yaşam düzeyini sağlayacak güvenlik ortamının

bulunması ve kişisel güvenlik kaygıları sonucu yaşadığı köyü terk edenlerin

uğradıkları zararların anılan Kanun kapsamında karşılanması olanağı bulunmaması

karşısında, davacı tarafından yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.”

45. Mahkemenin bu kararı, ilgili

hükmün (5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların

zararının tazmin edilebilmesi için köyün ya da mezranın tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy

korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına (§§

26–28) uygun olup herhangi bir bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermemektedir.

46. Böylelikle başvurucunun

mülkiyetinde bulunan mallarını terör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın

onaması sonucu kesinleşen mahkeme kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın

görüşünde de ifade edildiği üzere bunun doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet

hakkına ve özel hayatına 5233 sayılı Kanun’un kapsamına girecek şekilde

müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından bu tespitten ayrılmayı

gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyet hakkı açısından ayrı

bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).

47. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, mülkiyet hakkı ve özel hayatı koruma yükümlülüğü kapsamında bir

inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece mahkemesi kararının bariz

takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı Yönünden

48. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 8 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken, öncelikle

AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda benimsediği

ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğunun

incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012

tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin de dikkate

alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

51. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.

52. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacının

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar

verildiği görüşüne yer verilmiştir.

53. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 35-39).

55. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 40–46). Bu nedenle başvuruya

konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkate alınarak

değerlendirilecektir.

56. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara

alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona

başvurduğu 20/4/2005 tarihidir. Bu doğrultuda idari makama başvurulması ile

başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

58. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 20/4/2005 tarihinde Komisyona

başvurduğu ve Komisyon tarafından 3 yıl 11 ay 24 gün sonra 14/4/2009 tarihinde

karar verildiği görülmektedir.

59. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlara

yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde

sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesi

ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun bu

süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

60. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’da

belirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararların

tazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,

komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlar

bu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 62).

61. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındaki

yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması

durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 55).

62. Bununla birlikte, idari veya yargısal bir karar organına

yapılan başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeyde geçici ve olağanüstü bir

artış olması nedeniyle başvuruların birikmesine bağlı olarak başvuruların

karara bağlanmasında meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli

tedbirlerin alınması koşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından

devletin sorumluluğunu doğurduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981, §§

51-52; Kępa/Polonya, B. No: 43978/98, 30/9/2003; Vincent Lynch/Birleşik Krallık, B. No:

19504/06, 6/10/2009). Bu kapsamda AİHM, Buchholz/Almanya davasında, toplam 4 yıl 9 ay

süren iş uyuşmazlığına ilişkin bir yargılamada, Almanya’da 1970’li yıllarda

ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalara ilişkin davalarda

anormal artış olması nedeniyle yargılamanın karara bağlanmasında yaşanan

gecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir. Benzer

şekilde AİHM, Kępa/Polonya davasında toplamda 8 yıl 4 ay

süren bir yargılamada, (ilgili davanın temyiz aşamasında 1 yıl 6 ay hiçbir

işlem yapılmaksızın beklemesine rağmen) başvurucuların yargılamanın uzamasına

yol açan eylemleri de göz önünde bulundurularak Yargıtayın

iş yükünün artmasından kaynaklanan gecikmenin bu hakkı ihlal etmediğine karar

vermiştir. Son olarak, Vincent

Lynch/Birleşik Krallık davasında AİHM toplamda 4 yıl 6 ay süren bir

yargılamada 2003 Aralık ayında yürürlüğe giren bir kanun sonrasında bir anda

çok sayıda başvurunun gelmesi, tek bir davanın karara bağlanması için yaklaşık

bir yıl sürecin başlamasının gecikmesi, 2005–2007 yılları arasında söz konusu

kanun kapsamında öncelikle görülmesi gereken binin üzerinde davanın karara bağlanması

gibi nedenlerle başvurucunun davasının karara bağlanmasında yaşanan gecikmenin

makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır. Bütün bu

davalarda geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan

kaynaklanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmaması, bu konuda

gereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluna

bağlanmıştır. Ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve

halihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devlet,

yaşanan gecikmelerden sorumlu hale gelecek ve daha etkili ve ilave tedbirler

alması kendisinden beklenebilecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zimmermann ve Steiner/İsviçre,

13/7/1983, § 29, Vincent Lynch/Birleşik

Krallık, B. No:19504/06, 6/10/2009).

63. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlara

toplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u karara

bağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105

komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devam

etmiştir.

64. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminat

komisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.

ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyük

çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004

yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyle

oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233

sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çok

yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılı

Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’un

yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat bu

süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. madde

ile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem

çok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam

etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

65. Yukarıda belirtilen ilkeler (§§ 61–62) çerçevesinde, 5233

sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmada iş yükündeki artış geçici olup

her bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre

değerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir

Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan

bu mekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin

yeterli çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp

almadıklarının ortaya konulması gerekmektedir.

66. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bu

komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak

zararları tespit ettiği, bu kapsamda, her bir başvuruda yapılan talebe bağlı

olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı

ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucuların

taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde

olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,

meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.

360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalar

yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülen

bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğu

ortadadır (benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve

Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, § 69-70).

67. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman ilinden

yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesi

uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006

tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4

komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuru

yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihi

olan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuru

yapıldığı, başvurucunun komisyona 20/4/2005 tarihinde başvuruda bulunduğu,

başvurucunun dosya kayıt numarasının 3.424 olduğu anlaşılmaktadır. Komisyona

2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvuruların

yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni

ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam

başvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibariyle

yapılan toplam 18.450 başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, komisyon

sayısının bire düştüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu

anlaşılmaktadır.

68. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun

başvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısında

çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcut

başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çok

yüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerde kurulan

komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının

düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke

genelinde hem de Batman ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların

sayısına bakıldığında karara bağlanmamış çok az sayıda başvurunun kaldığı

anlaşılmaktadır.

69. Ülke genelinde ve Batman ilinde karara bağlanan başvuru

sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler göz

önünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarının

kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un

4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerine

getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesi

olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlileri

oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirli

bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir.

70. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığı

kadarıyla, 20/4/2005 tarihinde Komisyon’a başvuru yapıldığı, Komisyon’un

28/4/2005 tarihli yazısı ile başvurucunun eksik bilgi ve belgeleri

tamamlamasını istediği, başvuru dosyasında bu bilgi ve belgelerin ne zaman

tamamlandığına ilişkin bir bilginin bulunmadığı, 27/11/2007 tarihinde

Kaymakamlık İlçe Zarar Tespit Bilirkişi Komisyonu tarafından keşfe gidildiği

görülmektedir. Bir anlamda komisyona yapılan başvurular arasında başvurucunun

dosyasının incelenme sırası bu tarihte gelmiştir. Bu tarihten sonra yaklaşık 4

ay içerisinde sırasıyla (27/11/2007, 8/2/2008 ve 17/3/2008 tarihlerinde)

inşaat, kadastro ve ziraat bilirkişilerinden ayrı ayrı rapor alındığı ve

başvurucunun talebinin 14/4/2009 tarihinde karara bağlandığı görülmektedir. Komisyonda

toplam 3 yıl 11 ay 24 günde karara bağlanan başvurunun hemen kayda alınıp

eksikliklerinin tamamlanması istenilmesine rağmen gerekli keşif işlemlerinin

yapılabilmesi ve bilirkişi raporlarının alınabilmesi için 2 yıl 6 ay 29 gün

sıra beklediği anlaşılmaktadır.

71. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmenin

Komisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortaya

çıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan bu

iş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda

üzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.

72. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, komisyon

tarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 25/6/2009 tarihinde dava

dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecin

başladığı, 15/7/2009 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin yapıldığı, taraflara

tebligat işleminin yapıldığı ve davalı idarenin 10/9/2009 tarihinde cevap

dilekçesini sunduğu, davalı idarenin bu dilekçesinin 9/11/2009’da davacı

başvurucuya iletildiği görülmektedir.

73. 22/6/2009 tarihinde Geyikli Köyünde yaşayan başka bir

kişinin aynı kapsamda aynı mahkemeye bir dava açtığı, bu köyden yapılan

başvurulara emsal nitelikteki bu davanın harç tamamlattırma, adli müzaheret

başvurusuna ilişkin kanıtlayıcı belgenin sunulması ve taraflara tebliğ

sürecinin 19/4/2010 tarihinde gerçekleştiği, E.2009/1547 sayılı bu davanın

9/12/2010 tarihinde karara bağlandığı görülmektedir.

74. Başvurucunun davası Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin

(gerekçesinde emsal nitelikteki E.2009/1547 ve E.2009/1678 sayılı dosyalarda

elde edilen bilgi ve belgelere de yer verilen) 25/2/2011 tarihli kararıyla

reddedilmiştir (§ 44).

75. 19/4/2011 tarihinde karar kendisine tebliğ edilen

başvurucu, 17/5/2011 tarihinde temyiz dilekçesini sunmuştur. İlk derece

Mahkemesince 3/6/2011 tarihinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek dosya

3/8/2011 tarihinde Danıştay’a gönderilmiştir. 17/8/2011 tarihinde temyiz

merciinde kayda alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık 9 ay 11 gün

sonra 28/5/2012 tarihinde yeni kurulan Danıştay 15. Dairesince onama kararı

verilmiştir.

76. Bu karar sonrasında 30/7/2012 tarihinde davacı başvurucu

tarafından yapılan karar düzeltme istemi üzerine 7/11/2012 tarihinde tekrar

Danıştay Başkanlığına gönderilerek 12/11/2012 tarihinde kayda alındığı,

28/11/2012 tarihinde ilk incelemesinin yapıldığı ve 13 gün sonra 11/12/2012

tarihinde Danıştay 15. Dairesince karar düzeltme talebinin reddine karar

verildiği anlaşılmaktadır.

77. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 3 yıl 5 ay 16 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.

78. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde, İlk

Derece Mahkemesinde dosyanın tekemmülü sonrasında davanın karara bağlanmasının

aynı köye ilişkin emsal nitelikteki davaların karara bağlanmasının beklenmesi

nedeniyle yaklaşık 1 yıl 2 ayda gerçekleştiği, temyiz talebi sonrasında

Danıştay’da temyiz talebinin karara bağlanmasının 9 ayda gerçekleştiği,

yargılamanın diğer aşamalarında kayda değer bir gecikmenin yaşanmadığı, ülke

genelinde tazminat komisyonlarının aldıkları kararlar sonrasında açılan davalar

nedeniyle ilgili Danıştay 10. Dairesine bu konuda kısa sürede çok sayıda temyiz

dosyasının geldiği, ilgili Danıştay dairesinin halihazırda var olan iş yükünün

yanı sıra ortaya çıkan bu yeni iş yükünün gecikmeye yol açtığı, 14/2/2011

tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

6110 sayılı Kanun ile Danıştay daire sayısının 13’ten 15’e çıkarıldığı, üye

sayısının arttırıldığı ve birden fazla heyet halinde karar alma imkanının

getirildiği, 5233 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkin

yaklaşık 11.000 temyiz başvurularının yeni kurulan Danıştay 15. Dairesine

devredildiği, anılan Dairenin bu konuda gelen davalar hakkında çok sayıda

(yaklaşık 22.000) karar verdiği ve 2013 yılı sonu itibariyle bu konuda derdest

dosya sayısının 2.400 olduğu dikkate alındığında, yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde (§§ 61-62) geçici iş yükü artışına bağlı olarak ortaya çıkan

gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda üzerine

düşeni yapmadıkları söylenemez.

79. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlarda

incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamında

yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünü

düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerin

karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması ve

bunların karara bağlanması, başvurunun komisyonda işleme alınması sonrasında

yaklaşık 1 yıl 4 ayda kararın verilmesi, bunların yanı sıra yargılama sürecinde

davanın ilk derece mahkemesinde 1 yıl 2 ayda ve Danıştay’da temyiz başvurusunun

9 ayda karara bağlanmasının bu konuda kısa sürede çok sayıda dosyanın

gelmesinden kaynaklanması ancak ortaya çıkan bu gecikmenin yapısal bir soruna

dönüştüğünün ve yetkililerin bu konuda üzerine düşeni yapmadıklarının

söylenemeyeceği ve idari davanın toplamda 3 yıl 5 ay 16 günde ilk derece,

temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tüm

koşulları dikkate alındığında toplamda 7 yıl 7 ay 21 günde

(20/4/2005-11/12/2012 tarihleri arasında) başvurunun karara bağlanmasında kamu

otoritelerine ve yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu

söylenemez.

80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ve özel hayatının korunması yükümlülüğünün ihlal edildiği

yönündeki iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

6/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Celal DEMİR Vekili : Av. Mehmet Cemal İLGE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3309, 6 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3309
Tarih
6 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Hurşit Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/1199)
  • Mustafa Kıvrak Başvurusu (B. No: 2013/3175)
  • Ayşe Hülya Potur Başvurusu (B. No: 2013/8479)
  • Sabri Çetin Başvurusu (B. No: 2013/3007)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2012/1096
  • Mehmet Yavuz Başvurusu (B. No: 2013/2995)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.