İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Yavuz Başvurusu (B. No: 2013/2995)

1. Başvurucu tarafı olduğu

Başvuru No2013/2995Tarih20 Şubat 2014Okuma15 dk · 3.079 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Yavuz Başvurusu

Karar tarihi
20 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2013/2995
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.079 kelime·15 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu tarafı olduğu

hukuk davasına ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, yargılamanın

adil olmadığını ve yargılamanın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle, ihlal sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/4/2013 tarihinde

Antalya Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün Birinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde

yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı 26/12/2013 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucuya ait Kütahya ili

Tavşanlı ilçesi Köprücek köyünde kain 162 ada 42

parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali istemiyle, 5/5/2006

tarihinde Tavşanlı Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açılmıştır.

8. Belirtilen dava Tavşanlı

Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kaydedilmiş, Tavşanlı Kadastro

Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve E.2006/855, K.2009/943 sayılı kararı ile, davacı

tarafından davanın takipsiz bırakıldığından bahisle karar verilmesine yer

olmadığına hükmedilmiş ve karar 9/12/2009 tarihinde kesinleşmiştir.

9. Belirtilen davanın davacısı

tarafından, 12/2/2010 tarihinde Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve

tescil talebiyle aynı taşınmazı konu alan yeni bir dava açılmış, açılan bu dava

Mahkemenin E.2010/178 sırasına kaydedilmiştir.

10. Mahkemenin 14/7/2010 tarih

ve E.2010/178, K.2010/800 sayılı kararı ile, davalılardan biri hakkındaki

davanın husumet yoluğundan, başvurucuya yönelik davanın ise esastan reddine

karar verilmiştir.

11. İlk derece mahkemesi kararı

temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393,

K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulmuş, bozma ilamı

sonrasında davanın Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı

yapılmıştır.

12. Mahkemenin 1/6/2012 tarih ve

E.2011/1092, K.2012/548 sayılı kararı ile, davanın kabulüne ve başvurucuya ait

162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın tapusunun 235.16m2’lik kısmının iptali ile

davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

13. Karar temyiz edilmekle

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı

ilamı ile onanmıştır.

14. Onama ilamı başvurucu

vekiline 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 20/2/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/4/2013 tarih ve 2013/2995

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, kendisine ait

taşınmaza ilişkin olarak yürütülen ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının

2013 yılında sonuçlandırıldığını, keşif ve bilirkişi raporuna karşı yaptığı

itirazlarının ve taleplerinin mahkemelerce karşılanmadığını, bu duruma bağlı

olarak dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve

tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının

yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik

a. Yargılama

Süresinin Makul Olmadığı İddiası

18. Başvurucu tarafı olduğu ve

2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını

belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

i. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyasına

ilişkin olarak

19. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

20. Anılan Kanun hükmü uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenleme

karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da

içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

21. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (B. No.

2012/51, 25/12/2012, § 18).

22. Başvurucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında, makul sürenin tespitinde nazara

alınacak sürenin başlangıç tarihi olarak Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin

E.2006/855 sırasına kayıtlı dava tarihini esas almış olmakla beraber, 5/5/2006

havale tarihli dava dilekçesi ile yargılamasına başlanılan E.2006/855 sayılı

davanın 20/10/2009 tarihli celsesinde davacı tarafça yargılamanın takip

edilmeyeceğinin beyan edilmesi üzerine, uyuşmazlık hakkında karar verilmesine

yer olmadığına dair hüküm tesis edildiği ve gerekçeli kararın başvurucuya

23/11/2009 tarihinde tebliğ edilmesini takiben, 9/12/2009 tarihinde

kesinleştiğine dair şerh verildiği görülmekle, başvurucunun belirtilen dava

evrakına yönelik makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının incelenmesinin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır.

23. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu kararın bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih

olarak belirlenen 23/9/2012 gününden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Tavşanlı Sulh

Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyasına ilişkin olarak

24. Başvuru evrakı kapsamından,

başvurucunun Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası

yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından,

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

25. Başvuru evrakı kapsamından,

başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyetlerinin açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

26. Başvurucu, 2006 tarihinde

açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını beyan ederek, makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucunun

iddiasına konu ettiği Tavşanlı Kadastro Mahkemesi’nin E.2006/855 sırası

üzerinde yürütülen yargılama faaliyeti açısından, makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasının “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmiş olmakla, belirtilen iddia açısından değerlendirmeye alınacak yargılama

süreci Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası kapsamında

yürütülen süreçtir.

27. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından

görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

28. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının

belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de,

Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde

göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

31. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).

32. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No.

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

33. Ancak, belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No.

2012/13, 2/7/2013, § 46).

34. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

35. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki adet taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle genel yetkili

mahkemelerde açılan bir tapu iptali ve tescil davasının söz konusu olduğu

görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 49).

36. Medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı

kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye

başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut

başvuru açısından 12/2/2010 tarihidir.

37. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 51).

38. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi

olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

E.2013/901 ve K.2013/1041 sayılı onama ilamı tarihi olan 18/2/2013 tarihidir

(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).

39. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki taşınmaz arasındaki sınır

ihtilafına dayanan bir tapu iptal ve tescil davası olduğu, 12/2/2010 havale

tarihli dava dilekçesi üzerine Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2010/178

sırasına kaydı yapılan davanın 15/2/2010 tarihli tensip zaptı ile birlikte dava

evrakının ikmaline başlanıldığı, devam eden celsede taraflara delil ibrazı

hususunda mehil verilerek 8/7/2010 tarihinde yapılan keşfi takiben 14/7/2010

tarihli celsede başvurucu hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın

ise husumet yokluğundan reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararı

temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393,

K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulduğu, bozma ilamı

sonrasında Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılan

davanın 11/10/2011 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamına uyulmasına

karar verilerek, ilam gereğince evrak ikmaline başlanıldığı, 30/4/2012

tarihinde icra edilen keşif sonrasında, 1/6/2012 tarihli celsede davanın kısmen

kabulü ile, başvurucuya ait taşınmazın tapusunun 235,16 m2’lik kısmının

iptaline ve davacı adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmesi

üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041

sayılı kararıyla onandığı, onama kararının 17/4/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edildiği ve karar düzeltme kanun yoluna başvurulmadığı

anlaşılmaktadır.

40. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmaza ilişkin sınır

ihtilafı nedeniyle yetkili sulh hukuk mahkemesinde görülen bir mülkiyet

uyuşmazlığı olduğu, iki davalı aleyhine açılan davada iki defa taşınmaz başında

keşif icra edilerek bilirkişi raporu temin edildiği, yargılama kapsamında

uyuşmazlığa ilişkin olarak ilk derece mahkemesince iki defa karar verildiği,

belirtilen kararların iki defa Yargıtay denetiminden geçtiği, bu inceleme

süreçlerinin toplamda üç yıl altı günlük bir süreyi kapsadığı, yargılamanın

özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve

bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık

bir niteliğe sahip olduğu ve başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul

hükümleri nazara alındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe

geçen üç yıllık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu

uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

41. Yukarıda açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi

aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama

makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı

anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

42. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza ilişkin olarak yürütülen yargılamada ileri sürdüğü talep ve

itirazlarının mahkemelerce karşılanmadığını, bu kapsamda dava sürecinde yapılan

maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava

neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana

getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

43. Başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların esasen, hatalı değerlendirmeler içerdiği iddia edilen

bilirkişi raporu karşısında, yeniden keşif yapılarak bilirkişi raporu temin

edilmesi ve başvurucu tarafından dosyaya sunulan harita ve kadastro mühendisi

raporunda yer alan aksi yöndeki tespitler de tartışılarak, taşınmazların

sınırına ilişkin değerlendirmenin yeniden yapılması yönündeki itiraz ve

taleplerinin derece mahkemelerince karşılanmadığı noktasında toplandığı

anlaşılmakla, belirtilen iddiaların gerekçeli karar hakkı kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

44. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, yargılama

süreci boyunca hakkını savunmak için görüşlerini sunma imkânı bulduğu,

başvurucunun iddialarının mahkeme tarafından esastan incelendiği, bir temel hak

ve özgürlük ihlal edilmedikçe, yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve

hukuki hataların bireysel başvuru incelemesine konu edilemeyeceği, mülkiyet

iddiası açısından ise, öncelikle 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî

Kanununun 1007. maddesi kapsamında tazminat davası

açma imkânının bulunduğunun ve ihtilafın iki özel kişi arasında görülmekte

olduğunun nazara alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.

45. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049,

26/3/2013, § 18)

46. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin

her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

48. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık

olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

49. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri

olup, Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı

bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında

yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun

yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak

düzenlenmiştir.

50. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların

hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi

sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale

getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık

bir biçimde gösterilmesi zorunludur.

51. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (B.

No. 2013/1213, 4/12/2013,§ 26; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ruiz Torija/İspanya,

B. No. 18390/91, 09/12/1994, §§ 29,30; Hiro Balani/İspanya, B. No. 18064/91,

09/12/1994, § 28; Georgiadis/Yunanistan, B. No. 21522/93, 29/05/1997,

§§ 40-43; H.A.L./Finlandiya, B.

No. 38267/97, 27/01/2004, §§ 50-51; X/Yunanistan,

B. No. 8769/79, 16/07/1981; Les Travaux Du Midi/Fransa, B. No. 12275/86, 02/07/1991).

52. Başvuru konusu olayda, iki

taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle yürütülen yargılama neticesinde

kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece yapılan araştırma,

inceleme ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığından bahisle bozulduğu,

özellikle bozma kararında keşfen tatbiki gerektiği

belirtilen ve davacı taşınmazının dayanak kaydı olan tapu kaydı kapsamının

tayini yönünden yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda,

başvurucunun taşınmazına dâhil olan 235,16 m2’lik kısmın davacının dayanak tapu

kaydı kapsamında kaldığının belirtildiği, ilk derece mahkemesi tarafından

takdiri bir delil olan bilirkişi raporunun yanı sıra, dinlenilen tanık

beyanları ve dayanak tapu kayıtları da nazara alınarak, başvurucuya ait

taşınmazın bilirkişi raporunda belirtilen kısmının davacıya ait taşınmazın

dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı ve taraf taşınmazları arasında bulunduğu

iddia edilen ark ve dereye ilişkin olarak mahallinde somut olguların

bulunmadığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu suretle

başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen

talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece

mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle

kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel

mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda

ayrıntılı gerekçeye yer verildiği anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

53. Başvurucunun mülkiyet hakkı

kapsamındaki iddialarını ise yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle

derece Mahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği

iddia edilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının taşınmazın yüz

ölçümünde azalma meydana gelmesine neden olduğunun ve sonucu itibariyle

mülkiyet hakkını ihlal ettiğinin iddia edildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda

olduğu gibi, özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman

mülkiyet hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla

beraber, bu hak kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî

güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve

idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir

karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Novoseletskiy/Ukrayna,

B. No. 47148/99, 22/2/2005, § 102; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No. 48553/99,

25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (§§ 41-52) başvurucunun delillerinin ve iddialarının

adil yargılanma hakkı çerçevesinde derece mahkemelerince ayrıntılı bir

değerlendirmeye tabi tutularak karar verildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri

sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Mehmet YAVUZ Vekili : Av. Ferruh ONUR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2995, 20 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2995
Tarih
20 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Gürgen Başvurusu (B. No: 2013/3202)
  • Uğur Ayyıldız Başvurusu (B. No: 2012/574)
  • Alaettin Sevimli Başvurusu (B. No: 2012/1097)
  • H.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7123)
  • Santa Farma İlaç Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5554)
  • İsmail Taşpınar Başvurusu (B. No: 2013/3912)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.