İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Gürgen Başvurusu (B. No: 2013/3202)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

Başvuru No2013/3202Tarih6 Şubat 2014Okuma31 dk · 6.162 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Gürgen Başvurusu

Karar tarihi
6 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2013/3202
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.162 kelime·31 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla tazminat

komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuç alamadığını

ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 7 yıl sürdüğünü belirterek

Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ve özel hayatının

korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep

etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 6/5/2013

tarihinde Batman İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/6/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 24/9/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevap

olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Batman ili Kozluk ilçesi Duygulu köyü, Metinka mezrasında ikamet etmekte iken 1993 yılında meydana

gelen terör olayları nedeniyle köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde göç etmesi nedeniyle uğramış

olduğu zararların karşılanması talebiyle, 17/7/2004 tarih ve 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun

kapsamında kurulan Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına

başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon, 18/11/2008 tarih ve 2008/2-1722 sayılı

kararıyla söz konusu mezranın jandarma kayıtlarında güvenlik gerekçesiyle

boşaltılan bir köy olarak görülmediğinden ve başvurucunun arazilerini kiraya

vererek işletebildiğinden bahisle başvurucunun talebini reddetmiştir.

11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu 23/1/2009

tarihinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, 25/11/2009

tarih, E.2009/237 ve K.2009/2368 sayılı kararıyla başvurucunun söz konusu

mezradan “subjektif güvenlik kaygısıyla ya da sosyal sebeplerle göç

etmesinden dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak bulunmadığından”

bahisle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığına ve davanın reddine

karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 28/5/2012 tarih, E.2011/8442 ve K.2012/3441 sayılı kararıyla

onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde bulunan

başvurucunun bu istemi, Danıştay 15. Dairesinin 13/12/2012 tarih, E.2012/9240

ve K.2012/14120 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin karar düzeltme

isteminin reddi kararının 5/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden itibaren

süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un ”Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim

kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat

komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk

haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş

yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005 -

5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya

yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün

içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren

bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği

il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden

sonra yapılacak başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,

19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğince

yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılma

süresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve

kaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler

veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî

zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012

tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin

bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. 9/2/2011 tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı

Danıştay Kanunu’nun 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları aşağıdaki

şekilde değiştirilmiştir:

“1. Danıştay; ondördü

dava, biri idari daire olmak üzere onbeş daireden

oluşur.

2. Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye

bulunur. Heyetler bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır, salt

çoğunluk ile karar verir. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla

heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer

alan en kıdemli üye başkanlık eder. Müzakereler gizli yapılır.”

26. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,

K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233

sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa

uyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu

meydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;

güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyün

boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı

olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir

köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına

kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan

asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka bir

anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği de

tabiidir.

Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,

davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır

Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadece

köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle

sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idarece

yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplanan

miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır.

…”

28. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenen

tutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'nde

herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılında

bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminin

getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,

diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olayları

sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarında

çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece

geçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundan

bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk eden

davacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olup

olmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusunun

reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmemektedir.

…“

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 2013/3202 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı başvurudan

ve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını ve başvurusunun karara

bağlanmasının yaklaşık 7 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen

mülkiyet ve adil yargılanma hakkının ve özel hayatın korunması yükümlülüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkı ve Özel Hayatın Korunması Yükümlülüğü Yönünden

31. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idari

başvurudan ve ardından açtığı davadan Duygulu köyünün tamamen boşalan yerleşim

yerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını,

oysa jandarma tarafından tutulan tutanakta “Kozluk ilçesi, Duygulu Köyü- Metinka mezrası için “bahse

konu köylerimizin tarafımızca boşaltılmadığı ancak mezralardan ekonomik

sebepler ile PKK-Kongra-Gel terör örgütünün baskısı

nedeniyle göç olaylarının yaşandığı”nın belirtildiğini, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapılan inceleme ve araştırmada başvurucunun terör olayı nedeniyle

köyü terk ettiğinin tespit edildiğini, yerleşim yerini rızası dışında terk

etmek zorunda kaldığını, mülkiyetinden faydalanma hakkının engellendiğini,

hukukun temel ilkeleri gereği kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında

kişilerin uğradığı özel ve olağandışı zararların idare tarafından karşılanması

gerektiğini, başvurusunun reddine yönelik idari işlemin dosya kapsamına,

“sosyal risk” kuramı ile 5233 sayılı Kanun’un ruhuna ve amacına aykırı

olduğunu, bu nedenle de söz konusu idari işlemin iptalinin gerektiğini,

kendisinin Duygulu köyünün (kendisinin ve 3 çocuğunun 4 hane olarak

oluşturduğu) Metinka mezrasında ikamet ettiğini,

mezranın tamamen boşaldığını, temyiz aşamasında Danıştay’ın köy merkezi ve

mezra ayrımı yapmadan değerlendirme yaptığını, bu değerlendirmenin eksik ve

hatalı olduğunu, mahkeme kararında Danıştay’ın “nesnel güvenlik kaygısı”

içtihatlarının dikkate alındığını, okul, sağlık ocağı vb. yerlerin de güvenlik

nedeniyle kapalı kaldığı dikkate alındığında vatandaşın diğer vatandaşa örnek

gösterilmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, nüfus sayımına ilişkin olarak

1985, 1990, 1997 ve 2000 yıllarına ait sayım sonuçlarına yer verilirken göç

etmesine rağmen nüfus kaydını naklettirmeyen kişiler nedeniyle bu

değerlendirmenin sakat ve eksik olacağını belirterek mülkiyet hakkının ve özel

hayatın korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunması

hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olan

mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileri

bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu ve

Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları nedeniyle bazı

köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların köylerine

girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahale

teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin zararlarının

karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade edilmiştir.

33. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlı

çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,

yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnai

tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bu

müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukuk

yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veya

maddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu

olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yer

verilmiştir.

34. Bakanlık bu kapsamda ayrıca başvurucunun manevi tazminat

talebinin incelenebileceğini fakat manevi zararların tazmininin 5233 sayılı

Kanun’un kapsamı dışında kaldığını, bu durumun kişilerin manevi zararları için

idari yargıda dava açmalarına engel teşkil etmediğini, başvurucunun öncelikle

başvuru yollarını tüketmesi gerekirken, idari yargıda dava açmadığını, AİHM’nin

benzer başvurular hakkında tazminata ilişkin görüşlerinin başvurucunun iç hukuk

yollarının tüketilmediği yönünde olduğunu ifade etmiştir.

35. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Batman ili, Kozluk

ilçesi, Duygulu köyü Metinka mezrasında ikamet

etmekte iken, meydana gelen terör olayları nedeniyle 1993 yılında köyünü terk

etmiştir. Hâlbuki Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Duygulu

köyünün terör nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespit

edilmiştir. Bu araştırma yapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun

olarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temininde

bulunulmuştur. Komisyon tarafından Duygulu köyünde keşif yapılarak başvurucuya

ait taşınır ve taşınmaz malların tespiti yapılmıştır. Yapılan bu araştırma

sonucunda, Duygulu köyünde genel nüfus sayımı sonuçlarına göre 1985 yılında

931, 1990 yılında 532, 1997 yılında 259, 2000 yılında 766 kişinin yaşadığı,

Kozluk ilçesinde boşaltılan köyler arasında Duygulu köyü ve Metinka

mezrasının bulunmadığı, Kozluk İl Seçim Kurulu Başkanlığı verilerine göre

Kozluk’a bağlı tüm köylerde seçimlerin yapıldığı belirlenmiştir. Tüm bu somut

araştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyün terör olayları nedeniyle

tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucunun

talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından idari yargıda iptal

davası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Böylelikle

başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespit

edilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargı tarafından yapılan bu araştırma

Danıştay içtihatlarıyla da uyumludur.

36. Bakanlık görüşünde son olarak, AİHM’nin bu şikâyetlere

ilişkin olarak, temel olayların tespit edilmesi veya maddi tazminat hesaplanması

gibi konuların görev alanına girmediğini, yani bu konudaki değerlendirmelerin

komisyonlar tarafından yapılacağına işaret ettiği ifade edilmiştir.

37. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 24).

39. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası içermedikçe

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §

26).

40. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinin ve özel hayatı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiğini ileri sürdüğü bölümde, idari yargı makamlarının 5233 sayılı Kanun’un

tazminat başvurusuna ilişkin kurallarını bu kuralların sözüne ve ruhuna aykırı

değerlendirmeleri nedeniyle söz konusu hakların ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

41. Başvurucunun iddialarının yanı sıra, komisyonun başvuruyu

ret kararı ve derece mahkemelerinin karar gerekçeleri incelendiğinde,

iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2.

maddesinin (d) bendinde yer verilen “Terör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derece

mahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu her ne kadar iddialarını mülkiyet hakkına ve

özel hayatın koruma yükümlülüğüne dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun

dava, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde de ileri sürdüğü bu iddialarının

idari makamların ve mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin

hukuk kurallarının mahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai

olarak lehine olmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla

birlikte başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri

tarafından değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

43. Nitekim Komisyon, Metinka

mezrasının jandarma kayıtlarında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan bir köy

olarak görülmediğinden ve başvurucunun arazilerini kiraya vererek

işletebildiğinden bahisle başvurucunun talebini reddederken, başvuru dosyasında

yer alan köy muhtarı ve jandarma yetkililerinin imzasının yer aldığı 5/7/2005

tarihli tutanakta, başvurucunun 12-13 yıl önce Beşiri ilçesine taşındığı, halen

orada ikamet ettiği, ara sıra köye gelip gittiği, köyde 63 dönüm kadar

tarlasının olduğu, tarlasını yakın akrabalarının ekip biçtiği, köyde evinin

bulunduğu, evinin bakımsızlıktan yıkıldığı, belirtilen yıllarda adı geçen şahıs

hakkında Jandarma Komutanlığı kayıtlarında herhangi bir müracaat ve suç

kaydının bulunmadığı ifade edilmiştir.

44. Bu çerçevede, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 25/11/2009

tarih ve E.2009/237, K.2009/2368 sayılı kararında başvuru dilekçesinin bu

bölümünde ileri sürülen iddialara ilişkin şu değerlendirmeler yer almaktadır:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan

maddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya

"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına

ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın sözü edilen Yasa bükümlerine göre

idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerlerim yerinin

güvenlik nedeniyle İdarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan

halk tarafından. "tamamen” boşaltılmış olması halinde yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi

zararın idarece yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, o

yerlerim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağım sağlayan asgari

güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir

göstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere

ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre

değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oludan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesi mümkündür. Bu nedenle kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan

güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte

dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terör

olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy korucuları ile bunların aileleri

kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başka

ifade ile bu şekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerini

kısmen terk eden köy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul

edileceği ve bu nedenden dolayı malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan maddi

daramı "5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.

Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari

güvenlik düzeyinin gerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy balkının bir

kısmının yaşamasına karşın yerleşim yerinde yasayan kişilerin bir kısmının

yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığı ileri sürülen maddi

zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak bulunmamaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Batman İli

Kozluk İlçesi Duygulu Köyü Metinka Mezrası'nda ikamet

etmekle olan davacının meydana gelen terör olayları neticesinde 1993 yılında

mezrayı terk etmek zorunda kaldığını ileri sürerek bu sebeple uğramış olduğu

zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini talebiyle davalı idareye başvurduğu,

bu başvurunun Siirt Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit

Komisyonu Başkanlığı 2 No'lu Zarar Tespit Komisyonunun

18.11.2008 tarih ve 2008-2-1722 sayılı işlemi reddi üzerine anılan işlemin

iptali ve toplam 52.509.00-TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar

verilmesi istemiyle bakılmakta olan davarını açıldığı anlaşılmıştır.

Olayda, zarar tespit komisyonu tarafından

Duygulu Köyü Metinka Mezrası'nda keşfe gidilmiş keşif

sonucu düzenlenen keşif tutanağında. davacıya ait ev

ve arazilerin olduğu yönünde tespit yapılmıştır.

Duygulu Köyü'nde Genel Nüfus sayımı

sonuçlarına göre 1985 yılında 931, 1990 yılında 532, 1997 yılında 259, 2000

yılında ise 766 kişinin yaşadığı. Kozluk ilçesine ait boşalan boşaltılan köyler

listesinde Duygulu Köyü ve Metinka Mezrası'nın

isminin geçmediği görülmüş. Kozluk İlçe Seçim Kurulu'nun 07.08.2009 tarih ve

174 sayılı yazısından 1990- 2000 yılları arasında ilçeye bağlı tüm köylerde

muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, seçim yapılmayan köyün bulunmadığı

anlaşılmıştır.

Dava dosyasında ve Mahkememizin 2009/22 esas

sayılı dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden Batman İli. Kozluk İlçesi Duygulu

Köyünün boşaltılmadığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği

1985-2007 yılları arasında yapılan Genel Nüfus Sayımları ve Tespitlerine göre

1997 yılında yapılan nüfus sayımında köyün nüfusunda azalma olsa da nüfusun

çoğunun köyde yaşamaya devam ettiği görülmüştür.

Bu nedenle, yukarıda yer verilen açıklamalara

göre asgari güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna varılan Duygulu Köyü, Metinka (Metinkaya) Mezrası'ndan

davacının subjektif güvenlik kaygısıyla ya da

ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmesinden dolayı uğradığım ileri sürdüğü

zararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak

bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

45. Mahkemenin bu kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı Kanun’un

2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi için

köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın

yerleşik içtihatlarına (§§ 26–28) uygun olup herhangi bir bariz takdir hatası

ve açık keyfilik içermemektedir.

46. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarını

terör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkeme

kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunun

doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına ve özel hayatına 5233 sayılı

Kanun’un kapsamına girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa

Mahkemesi açısından bu tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus

bulunmadığından mülkiyet hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, mülkiyet hakkı ve özel

hayatı koruma yükümlülüğü kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı

ve derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkı Yönünden

48. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede

yargılanma hakkına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 7 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken, öncelikle

AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda benimsediği

ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğunun

incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012

tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin de dikkate

alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

51. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.

52. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacının

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar

verildiği görüşüne yer verilmiştir.

53. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, §§ 35-39).

55. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 40–46). Bu nedenle başvuruya

konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkate alınarak

değerlendirilecektir.

56. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara

alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona

başvurduğu 5/5/2005 tarihidir. Bu doğrultuda idari makama başvurulması ile

başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

58. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 5/5/2005 tarihinde Komisyona

başvurduğu ve Komisyon tarafından 3 yıl 6 ay 13 gün sonra 18/11/2008 tarihinde

karar verildiği görülmektedir.

59. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlara

yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde

sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesi

ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun bu

süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

60. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’da

belirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararların

tazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,

komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlar

bu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).

61. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındaki

yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması

durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).

62. Bununla birlikte, idari veya yargısal bir karar organına yapılan

başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeyde geçici ve olağanüstü bir artış olması

nedeniyle başvuruların birikmesine bağlı olarak başvuruların karara

bağlanmasında meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli tedbirlerin

alınması koşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından devletin

sorumluluğunu doğurduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981, §§

51-52; Kępa/Polonya, B. No: 43978/98, 30/9/2003; Vincent Lynch/Birleşik Krallık, B. No:

19504/06, 6/10/2009). Bu kapsamda AİHM, Buchholz/Almanya davasında, toplam 4 yıl 9 ay

süren iş uyuşmazlığına ilişkin bir yargılamada, Almanya’da 1970’li yıllarda

ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalara ilişkin davalarda

anormal artış olması nedeniyle yargılamanın karara bağlanmasında yaşanan

gecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.

Benzer şekilde AİHM, Kępa/Polonya davasında toplamda 8 yıl 4 ay

süren bir yargılamada, (ilgili davanın temyiz aşamasında 1 yıl 6 ay hiçbir

işlem yapılmaksızın beklemesine rağmen) başvurucuların yargılamanın uzamasına

yol açan eylemleri de göz önünde bulundurularak Yargıtayın

iş yükünün artmasından kaynaklanan gecikmenin bu hakkı ihlal etmediğine karar

vermiştir. Son olarak, Vincent

Lynch/Birleşik Krallık davasında AİHM toplamda 4 yıl 6 ay süren bir

yargılamada 2003 Aralık ayında yürürlüğe giren bir kanun sonrasında bir anda

çok sayıda başvurunun gelmesi, tek bir davanın karara bağlanması için yaklaşık

bir yıl sürecin başlamasının gecikmesi, 2005–2007 yılları arasında söz konusu

kanun kapsamında öncelikle görülmesi gereken binin üzerinde davanın karara

bağlanması gibi nedenlerle başvurucunun davasının karara bağlanmasında yaşanan

gecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Bütün bu davalarda geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan

kaynaklanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmaması, bu konuda

gereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluna

bağlanmıştır. Ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve

halihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devlet,

yaşanan gecikmelerden sorumlu hale gelecek ve daha etkili ve ilave tedbirler

alması kendisinden beklenebilecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zimmermann ve Steiner/İsviçre,

13/7/1983, § 29, Vincent Lynch/Birleşik

Krallık, B. No:19504/06, 6/10/2009).

63. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlara

toplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u karara

bağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105

komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devam

etmiştir.

64. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminat

komisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.

ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyük

çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004

yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyle

oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233

sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çok

yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılı

Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’un

yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat bu

süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. madde

ile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem

çok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam

etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

65. Yukarıda belirtilen ilkeler (§§ 61-62) çerçevesinde, 5233

sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmada iş yükündeki artış geçici olup

her bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre

değerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.

Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan

bu mekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin

yeterli çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp

almadıklarının ortaya konulması gerekmektedir.

66. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bu

komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak

zararları tespit ettiği, bu kapsamda, her bir başvuruda yapılan talebe bağlı

olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı

ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucuların

taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde

olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,

meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.

360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalar

yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülen

bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğu

ortadadır (benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011,

§§ 69-70).

67. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman ilinden

yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesi

uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006

tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4

komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuru

yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihi

olan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuru

yapıldığı, başvurucunun komisyona 5/5/2005 tarihinde başvuruda bulunduğu,

başvurucunun dosya kayıt numarasının 3.869 olduğu anlaşılmaktadır. Komisyona

2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvuruların

yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni

ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam

başvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibariyle

yapılan toplam 18.450 başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, komisyon

sayısının bire düştüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu

anlaşılmaktadır.

68. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun

başvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısında

çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcut

başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çok

yüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerde kurulan

komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının

düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke

genelinde hem de Batman ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların

sayısına bakıldığında karara bağlanmamış çok az sayıda başvurunun kaldığı

anlaşılmaktadır.

69. Ülke genelinde ve Batman ilinde karara bağlanan başvuru

sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler göz

önünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarının

kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un

4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerine

getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesi

olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlileri

oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirli

bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir.

70. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığı

kadarıyla, 5/5/2005 tarihinde Komisyon’a başvuru yapıldığı, Komisyon’un

11/5/2005 tarihli yazısı ile başvurucudan eksik bilgi ve belgeleri

tamamlamasını istediği, 8/7/2005 tarihinde jandarma ve köy muhtarı tarafından

hazırlanan tutanağın 21/7/2005 tarihinde başvurucuya bildirildiği, konu

hakkında hazırlanan 18/8/2005 tarihli ikinci tutanağın 29/9/2005 tarihinde

Kozluk Kaymakamlığına bildirildiği, 27/11/2007 tarihinde Kaymakamlık İlçe Zarar

Tespit Bilirkişi Komisyonu tarafından keşfe gidildiği görülmektedir. Bir

anlamda komisyona yapılan başvurular arasında başvurucunun dosyasının incelenme

sırası bu tarihte gelmiştir. Bu tarihten sonra yaklaşık 4 ay içerisinde

sırasıyla (27/11/2007, 5/2/2008 ve 17/3/2008 tarihlerinde) inşaat, kadastro ve

ziraat bilirkişilerinden ayrı ayrı rapor alındığı ve başvurucunun talebinin

18/11/2008 tarihinde karara bağlandığı görülmektedir. Komisyonda toplam 3 yıl 6

ay 13 günde karara bağlanan başvurunun hemen kayda alınıp eksikliklerinin

tamamlattırılmasına rağmen gerekli keşif işlemlerinin yapılabilmesi ve

bilirkişi raporlarının alınabilmesi için 2 yıl 6 ay 22 gün sıra beklediği

anlaşılmaktadır.

71. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmenin

Komisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortaya

çıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan bu

iş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda

üzerine düşeni yapmadıkları söylenemez.

72. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, komisyon

tarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 23/1/2009 tarihinde dava

dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecin

başladığı, taraflara tebligat işleminin yapıldığı ve davalı idarenin 17/3/2009

tarihinde cevap dilekçesini sunduğu, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 25/11/2009

tarihinde davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

73. Başvurucu tarafından 25/2/2010 tarihinde kararın temyiz

edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 11/3/2010 tarihinde temyiz ilk

inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 27/4/2010 tarihinde

Danıştay’a gönderilmiştir. 4/5/2010 tarihinde Danıştay 10. Dairesinde kayda

alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık iki yıl sonra 28/5/2012

tarihinde yeni kurulan Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.

74. Bu karar sonrasında 30/7/2012 tarihinde davacı başvurucu

tarafından yapılan karar düzeltme istemi üzerine 17/9/2012 tarihinde tekrar

Danıştay Başkanlığına gönderilerek 24/9/2012 tarihinde kayda alındığı,

5/10/2012 tarihinde ilk incelemesinin yapıldığı ve yaklaşık 2 ay sonra

13/12/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince karar düzeltme talebinin reddine

karar verildiği anlaşılmaktadır.

75. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 3 yıl 10 ay 20 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.

76. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,

temyiz talebi sonrasında Danıştay’da temyiz talebinin karara bağlanmasının 2

yılda gerçekleştiği, yargılamanın diğer aşamalarında kayda değer bir gecikmenin

yaşanmadığı, ülke genelinde tazminat komisyonlarının aldıkları kararlar

sonrasında açılan davalar nedeniyle ilgili Danıştay 10. Dairesine bu konuda

kısa sürede çok sayıda temyiz başvurusunun geldiği (ilk başvurular 2006 yılında

gelmekle birlikte 2007 ve 2008 yıllarında yaklaşık 35.000 temyiz başvurusu

geldiği görülmektedir), ilgili Danıştay Dairesinin hâlihazırda var olan iş

yükünün yanı sıra ortaya çıkan bu yeni iş yükünün temyiz başvurularının karara

bağlanmasında gecikmeye yol açtığı, Danıştay 10. Dairesinin bu yıllarda konu

hakkındaki temel içtihadını belirlediği, sonraki yıllarda yıllık ortalama

10.000 dosyayı karara bağladığı görülmektedir. Bununla birlikte, 14/2/2011

tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

6110 sayılı Kanun ile Danıştay daire sayısının 13’ten 15’e çıkarıldığı, üye

sayısının arttırıldığı ve birden fazla heyet halinde karar alma imkanının

getirildiği, 5233 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkin

yaklaşık 11.000 temyiz başvurusunun yeni kurulan Danıştay 15. Dairesine

devredildiği, anılan Dairenin bu konuda gelen davalar hakkında 3 yıl içinde çok

sayıda karar verdiği (yaklaşık 22.000) ve 2013 yılı sonu itibariyle bu konuda

derdest dosya sayısının 2.400 olduğu dikkate alındığında, yukarıda yer verilen

ilkeler çerçevesinde (§§ 61-62) geçici iş yükü artışına bağlı olarak ortaya

çıkan gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda üzerine

düşeni yapmadıkları söylenemez.

77. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlarda

incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamında

yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünü

düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerin

karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması ve

bunların karara bağlanması, başvurunun komisyonda işleme alınması sonrasında

yaklaşık 4 ayda kararın verilmesi, bunların yanı sıra yargılama sürecinde

Danıştay’da temyiz başvurusunun 2 yılda karara bağlanmasının bu konuda kısa

sürede çok sayıda dosyanın gelmesinden kaynaklanması ancak ortaya çıkan bu

gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğünün ve yetkililerin bu konuda üzerine

düşeni yapmadıklarının söylenemeyeceği ve idari davanın toplamda 3 yıl 10 ay 20

günde ilk derece, temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesi

gibi davanın tüm koşulları dikkate alındığında toplamda 7 yıl 7 ay 8 günde

(5/5/2005-13/12/2012 tarihleri arasında) başvurunun karara bağlanmasında kamu

otoritelerine ve yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu

söylenemez.

78. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ve özel hayatının korunması yükümlülüğünün ihlal edildiği

yönündeki iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

6/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Mehmet GÜRGEN Vekili : Av. Mehmet Cemal İLGE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3202, 6 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3202
Tarih
6 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Uğur Ayyıldız Başvurusu (B. No: 2012/574)
  • Alaettin Sevimli Başvurusu (B. No: 2012/1097)
  • H.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7123)
  • Santa Farma İlaç Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5554)
  • İsmail Taşpınar Başvurusu (B. No: 2013/3912)
  • Ahmet Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/3081)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.