İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Uğur Ayyıldız Başvurusu (B. No: 2012/574)

1. Başvurucu, Türk Silahlı

Başvuru No2012/574Tarih6 Şubat 2014Okuma25 dk · 4.990 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Uğur Ayyıldız Başvurusu

Karar tarihi
6 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2012/574
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.990 kelime·25 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Türk Silahlı

Kuvvetlerinde sözleşmeli uzman erbaş olarak görev yapmakta iken sözleşmesinin

hukuka aykırı olarak feshedildiğini, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davadan

da sonuç alamadığını belirterek masumiyet karinesinin ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 22/2/2013 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 18/6/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin

birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 21/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 2/8/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 13/8/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı beyanlarını 16/8/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 4/12/2009 tarihinde yapılan üç yıllık sözleşmeye istinaden

Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş olarak göreve başlamıştır.

9. Görevde kaldığı yaklaşık bir

buçuk yıllık sürede iki kez takdirname, üç kez de disiplin cezası almıştır.

10. Şırnak Milli J. Komd. Tabur Komutanlığında görev yapmakta iken 11/5/2011 tarihinde başvurucunun da kalmakta olduğu

misafirhanede bir jandarma uzman onbaşı başka bir onbaşıyı bıçakla öldürmüştür.

11. Başvurucu, olayla ilgili

olarak aynı tarihte alınan ilk ifadelerinde, olay hakkında bilgi ve görgüsünün

olmadığını belirtmiştir. Bir gün sonraki ifadelerinde ise vicdani rahatsızlık

duyduğunu belirterek bildiklerini anlatmıştır.

12. Şırnak Cumhuriyet

Başsavcılığı cinayetle ilgili olarak soruşturma başlatmıştır. Bu çerçevede

başvurucuya yalan tanıklık suçu isnat edilmiştir.

13. Başvurucunun sözleşmesi,

hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma devam etmekte iken, 6/6/2011 tarihinde feshedilmiştir.

14. Feshe hukuki dayanak olarak

18/3/1986 tarih ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 12. maddesi, Uzman Erbaş

Yönetmeliği’nin 13. maddesi ile J.Gn.K.lığı

Erbaş Yönergesi’nin Üçüncü Bölümünün 16. maddesi

gösterilmiştir.

15. Şırnak Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvurucu hakkında yalan tanıklık suçlamasıyla yürütülen

soruşturma tamamlanmış; 15/6/2011 tarihli ek kararla,

başvurucunun ilk ifadesinin “tanık”

sıfatıyla alınmadığından yalan tanıklık

suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir. Bu kararda, fail ve maktul dışındaki

kişilerin bir gün arayla verdikleri ifadelerle ilgili olarak şu hususlara yer

verilmiştir;

“Olay sonrası misafirhanede kalan

… diğer şahısların şüpheli olarak alınan ifadelerinde olay ile ilgili

belli hususları sakladıkları, olaydan sonraki gün şüphelinin suçunu itiraf

etmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca şüpheli olarak yeniden alınan

ifadeleri ile Diyarbakır askeri Savcılığınca tanık olarak alınan ifadelerinde,

şüpheli ile maktul arasındaki sözlü münakaşayı ve küfürleşmeyi, olay öncesinde

şüpheli ve maktulün alkol aldıkları, yine bağırışma

sonucu uyandıklarında şüphelinin ‘ben İsmail’i bıçakladım, koşun yardım edin’

şeklinde cümle kurduğu hususlarını doğruladıkları … anlaşılmıştır.”

16. Başvurucunun sözleşmesinin

feshedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava, Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 17/4/2012 tarih ve

E.2011/1126, K.2012/416 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu ve vekili,

davalı idare vekili ile savcının da katılımıyla gerçekleştirilen duruşma

sonucunda verilen kararın ilgili bölümü şöyledir;

“…dava konusu uzman erbaş sözleşmesinin feshi

işlemi değerlendirildiğinde; davacının da istirahat halinde olduğu

misafirhanede, bir uzman erbaş arkadaşı tarafından başka bir uzman erbaşın

öldürülmesi olayına tanık olduğu halde, arkadaşının suçu ilk önce kabul etmemesi

nedeniyle onu koruma gayreti içine girdiği ve amirlerine ve olayı soruşturan

savcılık makamına verdiği ilk ifadelerde, olayla ilgili bilgi ve görgüsünün

bulunmadığı yönünde yalan beyanda bulunduğu, hatta olayın intihar olabileceğine

dair imada bulunduğu, ancak bir gün sonra pişmanlık duyarak ifadesini

değiştirdiği ve bildiklerini anlattığı; jandarma sınıfından olması nedeniyle

suç ve suçlularla mücadele temel görevi bulunan davacının, adam öldürme gibi

ciddi bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmayı ilk başta yanlış yönlendirip

bildiklerini anlatmayarak faili koruma gayreti içine girmesinin hiçbir şekilde

kabul edilemeyeceği; henüz meslek hayatının başında olmasına rağmen son üç ay

içinde üç farklı disiplin suç/tecavüzü işleyerek, askeri disipline uyum konusunda

da zaafını ortaya koyan, mevcut disiplin ve ahlak yapısı itibariyle kendisinden

istifade edilmesine ve kamu hizmetine devamına imkân kalmadığı anlaşılan davacı

hakkında tesis edilen uzman erbaş sözleşmesinin feshi işleminde idarece takdir

yetkisinin; objektif kıstaslara bağlı kalınarak, kişi yararı ile kamu yararı

arasında bir denge gözetilerek ve kamu yararı amacına uygun olarak

kullanıldığı, bu itibarla dava konusu uzman erbaş sözleşmesinin feshi işleminde

hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

17. Kararda, ayrıca, duruşmalı

yapılan yargılama sonucunda hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi hükümleri ile 26/9/2011 tarih ve 659

sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesi

gereğince 2.400 TL avukatlık ücretinin başvurandan alınarak davalı idareye

verilmesine karar verilmiştir.

18. Başvurucu 25/5/2012

tarihli dilekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dilekçede,

başvurucu, hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara atıfla,

yalan tanıklıktan bahsedilemeyeceğini ve dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren

yasal düzenlemeyle getirilmiş bulunan hüküm uyarınca davalı idare lehine

vekâlet ücretine hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

19. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 9/10/2012 tarih ve E.2012/1247, K.2012/1034

sayılı kararıyla reddedilmiştir. Gerekçede, 4/7/1972

tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 66. maddesindeki

karar düzeltme sebepleri sayıldıktan sonra dilekçede ileri sürülen sebeplerin

yerinde görülmediği ve düzeltilmesi istenen kararın kanuna ve usule uygun

olduğu belirtilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

20. 3269 sayılı Kanun’un “Başarı gösteremeyenler ve ceza alanlar”

başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Sözleşmenin imzalanmasından sonra ilk beş

aylık intibak dönemi içerisinde göreve intibak edemeyenler ile ayrılmak

isteyenlerin sözleşmeleri feshedilerek, Türk Silâhlı

Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Peşin olarak ödenen aylık ve aylık ile

birlikte ödenen diğer tüm özlük haklarının çalışılmayan günlere ait kısmı geri

alınır.

Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadro

görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime

gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifade

edilemeyeceği anlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine

bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri

kesilir. Bunlar, yedekte er kaynağına alınırlar.

Görevde başarısız olma, intibak edememe ve

kendilerinden istifade edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler,

çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.

Ayrıca;

a) Almış oldukları sicile göre kademe

ilerlemesi yapamayanların,

b) Verilen ceza, tecil edilse veya para

cezasına çevrilse dahi;

1) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar

ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık,

dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan

yere yemin, cürüm tasniî, ırza geçmek, sarkıntılık,

kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik,

gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti

kırıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmî ihale

ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, firar,

amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret,

mukavemet, fesat, isyan suçlarından dolayı mahkûm olanların,

2) Askerî Ceza Kanununun 148 inci maddesinde yazılı

suçlardan mahkûm olanların,

c) Taksirli suçlar hariç olmak üzere diğer

suçlardan adlî veya askerî mahkemeler tarafından otuz günden daha fazla süreli

hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanların,

ç) Taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha

fazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların,

d) Disiplin mahkemeleri veya en az iki

disiplin amirinden disiplin cezası aldığı tarihten geriye doğru son bir yıl

içerisinde toplam otuz günden daha fazla hürriyeti bağlayıcı disiplin cezası

alanların,

e) Yabancı uyruklu kişilerle evlenenlerden; bu

evlilikleri, ilgili yönetmelikte belirtilen esaslar dahilinde

Genelkurmay Başkanlığı tarafından uygun görülmeyenlerin,

f) Çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin

veya Türk vatandaşlığından çıkartılanların,

Sözleşmeleri feshedilmek suretiyle Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir.

Her ne sebeple olursa olsun, sözleşmesi

feshedilerek Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiği

kesilen uzman erbaşlar, tekrar Türk Silâhlı

Kuvvetlerine alınmazlar.”

21. 20/9/2005 tarih ve 25962 tarihli

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uzman

Erbaş Yönetmeliği’nin “Görevde başarısız

olma, kendilerinden istifade edilmeme halleri ve sözleşmenin feshedilmesi sebepleri”

başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Görevde başarısız olanlar ile kendisinden istifade edilemeyeceği

(atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam edildikleri kadro görev yerlerinde

ve davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede, ikazlara rağmen

istenen düzeye ulaşamayan ve aşırı derecede borçlananlardan bu durumu rapor,

tutanak ve her türlü belge ile kanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşme

yılı içerisinde yedi gün ve daha uzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıkları

kadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya

eğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların,

barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile

ilişikleri kesilir. Bunlar yedekte er kaynağına alınır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

12/11/2012 tarih ve 2012/574 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, Anayasa’nın 36.

ve 38. maddeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine dayanarak;

fesih işleminin hakkında yürütülen ceza soruşturması neticelenmeden

yapıldığını, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesiyle birlikte sözleşmenin

feshinin hukuki dayanağının ortadan kalktığını ileri sürmek suretiyle idari

işlemin tesisi ile buna karşı açılan dava sırasında masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, davalı kurum

tarafından AYİM’e sunulan gizlilik dereceli

belgelerin kendilerine tebliğ edilmediğini ve savunmada değerlendirmelerine

fırsat verilmediğini, keza AYİM tarafından davanın reddine karar verilmeden

önce AYİM Başsavcılığının yazılı düşüncesiyle Raportörün görüşünün kendilerine

tebliğ edilmediğini ileri sürerek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini, ayrıca, başvuruya konu dava

daha evvel açıldığı halde, 2/11/2011 tarihinde

yürürlüğe giren 659 sayılı KHK uyarınca, aleyhine avukatlık ücretine

hükmedilmesinin Anayasa’nın 36. ve 91. maddeleriyle 13. maddesindeki ölçülülük

ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Buna bağlı olarak başvurucu öncelikle

yargılamanın yenilenmesine, bilirkişi marifetiyle tespit edilecek maddî ve

takdir edilecek bir miktar da manevî tazminata ve ayrıca yargılama giderlerinin

ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

24. Başvurucunun şikâyetleri

adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlaline yönelik olduğundan bu

şikâyetlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin

(1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

27. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

28. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara

ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin

nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

1- Kabul Edilebilirlik Yönünden

a-

Adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

29. Başvurucu, davalı kurum tarafından AYİM’e sunulan gizlilik dereceli belgelerin kendilerine

tebliğ edilmediğini ve savunmalarında değerlendirmelerine fırsat verilmediğini,

keza AYİM tarafından davanın reddine karar verilmeden önce AYİM Başsavcılığının

yazılı düşüncesiyle Raportörün görüşünün kendilerine tebliğ edilmediğini, bu

nedenle Anayasa’nın 36. maddesiyle Sözleşme’nin 6. maddesindeki adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini; 2/11/2011 tarihinde

yürürlüğe giren 659 sayılı KHK uyarınca bu tarihten önce açılmış davalarda

aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinin Anayasa’nın 36. ve 91. maddeleriyle 13.

maddesindeki ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ileri sürmüştür.

30. Başvurucunun bu başlık

altındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir:

i-

Gizlilik Dereceli Belgelerin Tebliğ Edilmediği İddiası

31. Başvurucu, davalı idare

tarafından sunulan gizlilik dereceli belgelerin kendisine tebliğ edilmediğini

ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

32. Bakanlık görüş yazısında,

başvuruya ilişkin dava dosyası incelendiğinde Milli Savunma Bakanlığı

tarafından sunulan savunma dilekçesinin herhangi bir eki bulunmadığının

görüldüğünü, İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Hukuk Hizmetleri

Başkanlığı ve Adli Müşavirliği tarafından gönderilen yazıda da gizlilik

gerekçesiyle başvurucuya iletilmeyen belge olmadığının belirtildiği, diğer

yandan, başvurucunun AYİM'e açtığı iptal davasının hiçbir

safahatında gizlilik gerekçesiyle kendisine sunulmayan belgeler olduğunu dile

getirmediğini, yargılama ve kanun yolları aşamasında dile getirilmeyen hak

ihlali iddiasının, bireysel başvuru yolunda öne sürülmesinin, bireysel başvuru

yolunun ikincillik prensibine aykırı olduğunu belirterek, bu şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olduğu yönünde kanaatini bildirmiştir.

33. Başvurucu ise cevap

dilekçesinde, yargılama aşamasında dava dosyasına sunulan gizli belgelerden

haberdar edilmediği için bu konuda herhangi bir talepte bulunmadığını

bildirmiştir.

34. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri de silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra

medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve

idari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

35. Başvuru konusu yargılama

sonucunda verilen kararda davanın reddi ile birlikte gizlilik dereceli

belgelerin iadesine de karar verildiği, gerekçeli kararda gizli olduğu

belirtilen belgelerin mahkemece değerlendirildiğine ve karara esas teşkil

ettiğine ilişkin açık bilgilerin yer almadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan,

kararın tebliği ile beraber başvurucunun, kararda ifade edilen gizlilik

dereceli belgelerden haberdar olduğu açıktır.

36. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

37. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

38. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

39. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

40. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim

mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu

yapılamaz (B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).

41. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun 25/5/2012 tarihinde yaptığı karar

düzeltme talebi (§15) incelendiğinde, başvurucunun davalı idare tarafından

sunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediği ve bu

bilgilerin hükme esas alındığına ilişkin herhangi bir iddiayı ileri sürmediği

görülmektedir.

42. Başvurucu tarafından ihlal

iddiasına konu idari işlem için öngörülmüş olan kanun yollarında başvurunun bu

kısmına ilişkin ihlal iddialarının ileri sürülmeksizin bireysel başvuruda

bulunulduğu anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin bu kısma ilişkin iddiaların “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

ii- Başsavcılığın

ve Raportörün Düşüncesinin Bildirilmediği İddiası

43. Başvurucu, ayrıca, AYİM

tarafından davanın reddine karar verilmeden önce Başsavcılık tarafından

hazırlanan yazılı düşüncenin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu suretle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

44. Bakanlık görüş yazısında,

AYİM Başsavcılık düşüncesinin davacıya tebliğ edilmemesinin AİHM tarafından

silahların eşitliği ilkesine aykırı görüldüğünü, bu nedenle verilen ihlal

kararlarının önlenmesi için düşüncenin tebliğine ilişkin kanun değişikliği

yapıldığını, 03/06/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6318

sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

ile Başsavcılık düşüncesinin davalı ve davacıya tebliğ edilerek görüşlerini

sunmaları için yedi gün süre verilmesi kuralı getirildiğini, başvuruya konu

dosyada, AYİM Başsavcılığı düşüncesinin hazırlandığı tarihte Kanun’un henüz

yürürlüğe girmediğini, Anayasa Mahkemesinin, davacının lehine olan AYİM

Başsavcılığı düşüncesinin davacıya tebliğ edilmemesini silahların eşitliği ve

çekişmeli yargılama ilkelerine aykırı görmediğini, başvuruya konu dosyada ise

Başsavcılık düşüncesinin başvurucunun aleyhine savlar içerdiği ve AYİM kararına

esas alındığının görüldüğünü, Başsavcılık düşüncesinin tebliğ edilmemesi

nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilip

edilmediğine ilişkin yapılacak değerlendirmede bu hususların da dikkate

alınması gerektiğini bildirmiştir.

45. Başvurucu cevap

dilekçesinde, Bakanlık tarafından verilen görüşte yer alan Başsavcılık

düşüncesinin tebliğ edilmemesinin ihlal oluşturduğu kısmına katıldığını

bildirmiştir.

46. AİHM, dosyaya ilişkin

bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan AYİM Başsavcısının

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Miran/Türkiye, B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Başsavcılık düşüncesinin önceden

taraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerini

hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir (B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 33).

47. Bu kapsamda kanun koyucu

yasal değişikliğe gitmiş ve 3/6/2012 tarih ve 28312

sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 22/5/2012 tarih ve

6318 sayılı Kanun’un 60. maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un 47. maddesine

Başsavcılık düşüncesinin Genel Sekreterlikçe taraflara tebliği ve tebliğden

itibaren yedi gün içerisinde tarafların cevaplarını yazılı olarak Mahkemeye

bildirebilmesi imkanı öngören bir kural eklenmiştir (B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 34).

48. Dosyanın incelenmesinden ilk

derece yargılaması sırasında Başsavcılık düşüncesinin önceden taraflara tebliğ

edildiği anlaşılamamaktadır. Başvurucu 25/5/2012

tarihli karar düzeltme istemli dilekçesinde Başsavcılık düşüncesinin kendisine

tebliğ edilmediğini de ileri sürmemiştir. Karar düzeltme incelemesi sırasında

alınan Başsavcılık düşüncesinin ise başvurucuya tebliğ edilerek başvurucunun bu

düşüncelere cevap verdiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucu ilk derece

yargılaması aşamasında tebliğ edilmemiş olsa bile karar düzeltme aşamasında

Başsavcılık görüşünden haberdar olmuş ve buna yönelik görüşlerini hazırlama ve

mahkemeye sunma imkânı bulmuştur (B. No: 2012/660, 7/11/2013,

§ 46).

49. Başvurucu aynı zamanda raportörün düşüncesinin de kendisine tebliğ edilmemesinin

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

50. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Daireler ile Daireler Kurulunda, üye raportörün

açıklamaları dinlendikten ve Başsavcılığın yazılı düşüncesi okunduktan sonra

işin görüşülmesine geçilir…”

51. Aynı Kanun’un geçici 2.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ise şöyledir:

“Raportörler, Daire Başkanlarının kendilerine havale

ettikleri işleri vaktinde inceliyerek Daire veya

Daireler Kuruluna gerekli açıklamaları yaparlar.

Kendi düşünce ve kanatlerini sözlü ve yazılı olarak bildirirler, karar

taslaklarını yazarlar, gerekli tutanakları düzenlerler, Başkanın ve Daire

Başkanlarının verecekleri diğer görevleri yerine getirirler.”

52. Raportörler, daire başkanı

gözetiminde kendilerine havale edilen davaları inceler, düşüncelerini sözlü ve

yazılı olarak bildirir, karar taslaklarını ve tutanakları hazırlarlar. Dolayısıyla

dava dosyası hakkında karar verecek heyet ile birlikte çalışır ve heyet adına

inceleme yaparak uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlarlar. Raportör

düşüncelerinin, daire üyelerini etkileyebilecek kanaatleri taşımaları mümkün

olmakla birlikte bu düşünceler mahkemenin iç işleyişine ilişkin ve nihai

kararın verilmesi sürecinde hazırlanan bir görüş olup, raportörler

bu görevi mahkeme veya daire başkanını temsilen yerine getirmektedirler.

Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan

silahların eşitliği ilkesi davanın tarafları arasındaki çelişmeli yargıyı

güvence altına almakta olup, bu ilke mahkemenin iç işleyişine ilişkin usuller

yönünden uygulanamaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02,

27/11//2007, § 40-42).

53. Somut davada AYİM raportörü tarafından, dava dosyası incelenmiş ve uyuşmazlığa

ilişkin açıklamaları AYİM Daire Başkanı ve üyelerine sunulmuştur. Raportörün

açıklamalarından sonra Daire Başkanı ve dört üye tarafından dava hakkında karar

verilmiştir. Mevcut davada, raportörün önyargılı

davranmasına neden olacak düşünce sunduğunu gösteren herhangi bir unsur

bulunmamaktadır. Raportörün düşüncesi başvurucuya tebliğ edilmemişse de bu

durum adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.

54. Diğer taraftan başvurucu

eğer ilk derece yargılaması sırasında başsavcılık ve raportörün düşüncesi

tebliğ edilmiş olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri

ileri süreceğine ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamış olup,

somut olayda silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmediği anlaşılmaktadır (B.

No: 2012/660, 7/11/2013, § 47).

55. Açıklanan nedenlerle, AYİM’in kararlarında silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkelerine yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iii-

Başvurucu Aleyhine Avukatlık Ücretine Hükmedilmesinin Ölçülü Olmadığı İddiası

56. Başvurucu son olarak,

vekâlet ücreti ile ilgili yapılan düzenlemenin hak arama özgürlüğünü

kısıtladığını, temel hakların 659 sayılı KHK ile düzenlenmesinin Anayasa’ya

aykırılık teşkil ettiğini, bu düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu

iddia etmiştir. Ancak bu iddia dava açmanın zorlaştırılması ve hakkaniyete

aykırı olması yönü nedeniyle adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye

erişim hakkı kapsamında değerlendirilebilecektir.

57. Bakanlık görüş yazısında

daha önce Anayasa Mahkemesinin bu konuda karar verdiğini belirterek başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde kanaatini bildirmiştir.

58. Başvurucu cevap

dilekçesinde, başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.

59. Aynı konuya ilişkin benzer

gerekçelerle ileri sürülmüş olan ihlal iddiaları, 2/10/2013

tarih ve 2013/1613 başvuru numaralı kararda incelenmiştir. Söz konusu kararda,

bir yasama işlemi veya düzenleyici idari işlemin, temel hak ve özgürlüğün

ihlaline neden olması durumunda, bireysel başvuru yoluyla doğrudan bu işlemlere

değil ancak yasama veya düzenleyici idari işlemin uygulanması mahiyetindeki

işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabileceği, başvuruya konu davada,

659 sayılı KHK ile getirilen düzenleme gereğince idare lehine vekâlet ücretine

hükmedildiği, dolayısıyla bu düzenleyici idari işlemin öngördüğü hükümlerin

davaya uygulandığının anlaşıldığı, somut başvurunun da bu açıdan

değerlendirilmesi gerektiği öncelikle ifade edilmiş ve iddialar mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmiştir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 37, 39).

60. Başvuru konusu davanın

açılmasından önce 2/11/2011 tarihinde yayımlanarak

yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile davanın reddi halinde idare lehine vekalet

ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Vekâlet ücreti davaya hukuki

katkıda bulunan ve davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Dava

aşamasında kimin leh ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret

yükümlülüğü bir usul kuralı olup, mahkemeye erişim hakkı ile de ilişkilidir.

Yükletilen ücretin, bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru

bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §

38).

61. Vekâlet ücreti bir yargılama

gideri olup, kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale

teşkil eder. Ancak, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması

ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul

sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir.

Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi

içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da

aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan

vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39).

62. Vekâlet ücretinin

orantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlam

ifade ettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlar

dikkate alınmalıdır. Somut olayda yargılamanın duruşmalı yapılması nedeniyle

başvurucu aleyhine 2.400 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Başvurucu,

yaklaşık 3 aylık asgari ücrete tekabül eden bu ücreti ödeme gücüne sahip

olmadığına dair hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Öngörülen vekâlet ücretinin

başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak

ağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve bu suretle mahkemeye erişim hakkına

yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundan söz edilemez.

63. Bu durumda, başvurunun bu

kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b-

Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

64. Başvurucu, hakkında açılan

kovuşturma devam ederken sözleşmesinin fesh

edilmesinin ve fesih işlemine karşı açtığı davanın reddedilmesinin Anayasa’nın

38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında

düzenlenen masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık, başvurunun bu

kısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş bildirmemiştir.

66. Başvurucunun bu şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2- Esas Yönünden

67. Başvurucu, hakkında açılan

kovuşturma devam ederken sözleşmesinin fesh

edilmesinin ve fesih işlemine karşı açtığı davanın reddedilmesinin masumiyet

karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

68. Bakanlık görüş yazısında,

masumiyet karinesinin kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz

mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilke olduğunu, AİHM’in, ceza yargılamasına paralel olarak veya ceza

yargılamasının bitmesinden sonra devam eden adli ve idari süreçler bakımından

da masumiyet karinesinin uygulanabileceğini birçok kararında kabul ettiğini,

ceza yargılamasının niteliği ile disiplin yargılamasının niteliğinin

birbirinden farklı olduğunun unutulmaması gerektiğini, bu hususa ilişkin olarak

Anayasa Mahkemesinin kararının bulunduğunu, somut olayda başvurucunun bildiği

bir olay hakkında bilgisi olmadığını söyleyerek yalan beyanda bulunduğunu, AYİM’in, başvurucunun yalan beyanda bulunmasını jandarma

sınıfından olması nedeniyle suç ve suçlularla mücadele görevini yerine

getirmesine engel oluşturan bir olgu olarak ortaya koyduğunu, kararda, ceza

soruşturmasının sonucundan bağımsız olarak, başvurucunun diğer nedenlerle

birlikte ortaya çıkan disiplin durumu dikkate alınarak işlem tesis edildiğine

vurgu yaptığını belirterek, masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğine

ilişkin yapılacak değerlendirmede bu hususların dikkate alınması gerektiğini

bildirmiştir.

69. Başvurucu cevap

dilekçesinde, başvuru formunda yer alan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine

yönelik iddialarını tekrar etmiştir.

70. Öncelikle bireysel başvuru

incelemesinin, anayasal hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin tespiti ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması ile sınırlı bir inceleme olduğunun ve

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaki kural gereğince, kanun yolu

incelemesinde olduğu gibi kararın tüm yönleri ile ele alınarak eksiksiz bir

hukuki denetim imkânı sağlamadığının hatırlanmasında yarar vardır (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26). Bu

çerçevede, başvurucu hakkında tesis edilen fesih işleminin ve ardından

başvurucunun açtığı iptal davasına ilişkin yargılama sonucunda AYİM tarafından

ulaşılan sonucun hukuka uygun olup olmadığı meselesi, Mahkeme kararının tespit

ve sonuçları bariz bir takdir hatası içermedikçe ve bu durum kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmadıkça

bireysel başvuru incelemesinin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu

açıklamalar çerçevesinde, somut başvurunun, sözleşmenin feshine ilişkin işlemde

ve AYİM kararının gerekçesinde, masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencenin

ihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir.

71. Bireysel başvuru

incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki

alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

esas alınmaktadır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

72. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin

ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenmektedir.

73. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

74. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

75. Masumiyet karinesi, kişinin

suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia

makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca

hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu

otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi

tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

76. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen

kişiler açısından ise, artık “hakkında suç

isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi

iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda

kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine

kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı

verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü

gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu

sabit olmamıştır ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz.

77. Masumiyet karinesi, suç

isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.

maddesinde ifade edilen “medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen

idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında

kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde

idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce

verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. X/Avusturya, B. No:

9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85,

7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen

beraat kararı sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük

ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde

yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §

38).

78. Bu çerçevede, ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bu

karara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat

kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idari

uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa

dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,

kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın

gerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın, münhasıran

kişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiilleri işlendiği kabulüne

dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013,

§ 29).

79. Öte yandan, ceza ve ceza

muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi

disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da

gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı

ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine

dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları açısından

doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013,

§ 30). Ancak bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı

olsa bile kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz

olmadığı yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.

80. Başvuru ve ekindeki belgelerin

incelenmesinden, başvuranın sözleşmesinin feshiyle sonuçlanan idari işleme

paralel olarak yürütülmüş ve sonuçlandırılmış ayrı bir ceza soruşturması olduğu

anlaşılmaktadır. Bu soruşturma, başvuranın ilk ifadesinin “tanık” sıfatıyla alınmaması sebebiyle,

yalan tanıklık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığından bahisle kovuşturmaya

yer olmadığı kararıyla sonuçlandırılmıştır. İdari işlemin esas dayanağı ise

başvuranın bir gün arayla vermiş olduğu iki ifadeden ilkidir. Buna göre, idari

işlem ile adli soruşturma birbirinden ayrı yürütülmüştür. Başvuranın

sözleşmesinin adlî soruşturma tamamlanmadan feshedilmiş olması da bu sonucu teyit

etmektedir.

81. Askeri disiplin gerekleri

dikkate alındığında masumiyet karinesinin disiplin hukukunun uygulanabilmesi

için mutlaka ceza davalarının sonucunun beklenmesini gerektirdiği söylenemez.

Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça,

sadece soruşturma açılmış olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin

başlatılması veya uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).

82. Somut olayda, başvuran hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken, başvuranın ilk ifadesinin tanık

sıfatıyla alınmadığı tespitine dayanılmıştır. Ceza soruşturması açısından bu

durum suçun unsurları itibariyle oluşmasına engel teşkil ettiğinden kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmesini gerektirmiştir. AYİM ise ayırma işleminin

hukuka uygun olduğu sonucuna varırken, ceza soruşturması sonucundaki karara

değil, fakat disiplin hukukunun aradığı ve ceza soruşturmasından farklı

ilkelere bağlı kıstasları kullanmıştır (bkz. §13) .

83. AYİM’e göre, jandarma sınıfından

olan başvurucunun, suç ve suçlularla mücadele temel görevi iken, adam öldürme

gibi ciddi bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmayı ilk başta yanlış

yönlendirip bildiklerini anlatmayarak faili koruma gayreti içine girmesi hiçbir

şekilde kabul edilemez. Başvurucunun son üç ayda almış olduğu disiplin

cezalarıyla birlikte bu tutumu, kendisinden

istifade edilmesine ve kamu hizmetine devamına imkân bırakmaması nedeniyle,

tesis edilen fesih hukuka uygundur. İşlemde ayrıca kişi yararı ile kamu yararı

arasındaki denge gözetilmiştir.

84. Görüldüğü üzere Mahkeme,

ayırma işleminin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varırken, başvurucunun cinayet

olayı ile ilgili olarak bir gün arayla vermiş olduğu ifadeler ile son üç ayda

almış olduğu toplam üç disiplin suçunu/tecavüzünü dikkate almış, bunların

dışında gizli-açık başkaca bir nedene dayanmamıştır.

85. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle:

A. Başvurucunun

1.

Gizlilik dereceli belgelerin tebliğ edilmediğine ilişkin şikâyetinin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,

2.

Başsavcılığın ve raportörün düşüncesinin

bildirilmediğine ilişkin şikâyetinin “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

3.

Aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesinin ölçülü olmadığına ilişkin

şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Sözleşmenin feshi ve bu işleme karşı açılan davada masumiyet

karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

6/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra

Ayla PERKTAŞ

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Raportör

:

Bahadır

YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Uğur

AYYILDIZ

Vekili : Av. Cavit ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/574, 6 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun
  16. Üstün
  17. Necipoğlu
  18. Yalçınöz
  19. Ayyıldız
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/574
Tarih
6 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Alaettin Sevimli Başvurusu (B. No: 2012/1097)
  • H.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7123)
  • Santa Farma İlaç Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5554)
  • İsmail Taşpınar Başvurusu (B. No: 2013/3912)
  • Ahmet Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/3081)
  • Tahsin Erdoğan Başvurusu (B. No: 2012/1246)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.