İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Kıvrak Başvurusu (B. No: 2013/3175)

1. Başvurucu, 3. sınıf emniyet

Başvuru No2013/3175Tarih20 Şubat 2014Okuma14 dk · 2.748 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Kıvrak Başvurusu

Karar tarihi
20 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2013/3175
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.748 kelime·14 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 3. sınıf emniyet

müdürlüğünden 2. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ettirilmemesi ve bu işlemin

gerekçesi olan hakkındaki kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ve

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında tanımlanan masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/4/2013 tarihinde

Sarıgöl Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 6/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Emniyet amiri olarak görev

yapmakta iken “görevli memura hakaret”

suçundan Eşme Cumhuriyet Başsavcılığının 29/3/2005 tarih ve 2005/162 sayılı

iddianamesi ile hakkında kamu davası açılan başvurucunun, Eşme Asliye Ceza

Mahkemesi kararıyla 2 ay 20 gün hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

6. Başvurucunun temyizi üzerine

anılan karar Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/6/2008 tarih ve E.2008/6664,

K.2008/14420 sayılı kararıyla bozulmuş, bozma kararına uyan yerel mahkeme

tarafından bu kez 21/5/2010 tarih ve E.2008/373, K.2010/210 sayılı kararla

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir. Karar, 22/6/2010

tarihinde kesinleşmiştir.

7. 12/5/2010 tarihinde Emniyet

Genel Müdürlüğünce elektronik ortamda yayınlanan Emniyet Teşkilatı 2010 yılı

değerlendirme dönemi terfi sonuçlarına göre başvurucu, 3. sınıf emniyet

müdürlüğünden 2. sınıf emniyet müdürü rütbesine terfi ettirilmemiştir.

8. Başvurucunun Emniyet Genel

Müdürlüğü Yüksek Değerlendirme Kurulu tarafından terfi ettirilmemesine ilişkin

işlemin iptali istemiyle açtığı dava, Manisa İdare Mahkemesinin 4/3/2011 tarih

ve E.2010/1205, K.2011/482 sayılı kararıyla davacının 2. sınıf emniyet müdürlüğü

rütbesine terfi ettirilmemesine yönelik kararda hukuka aykırılık görülmediği

gerekçesiyle reddedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay 12. Dairesinin 5/3/2012 tarih ve E.2011/4020,

K.2012/1300 sayılı kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

19/2/2013 tarih ve E.2010/8239, K.2013/736 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu

karar başvurucuya 4/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

10. 4/6/1937 tarih ve 3201

sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun “Terfî ve atama” başlıklı 55. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Polis Amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı,

Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü,

2’nci Sınıf Emniyet Müdürü, 1 inci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf Üstü Emniyet

Müdürüdür.

Bu rütbelere terfiler, bu maddede öngörülen sınav ve eğitim

şartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göre

yapılır.

…

Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilse

dahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli

durdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri

kadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yıl

geciktirir.

…”

11. Aynı maddenin son fıkrası

uyarınca çıkarılan ve 10/8/2001 tarih ve 24489 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri

ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmeliğin “Yüksek Değerlendirme Kurulunun değerlendirme ve karar

usulü” başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Yüksek Değerlendirme Kurulu üyeleri; 22’nci madde

belirtilen terfi edecek personel hakkında;

a) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, adli

mercilerce verilen kararlar ve bu kararlara dayanak olan fiillerini,

b) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, disiplin

kurullarınca verilen disiplin cezalarına veya soruşturma bilgilerini ve bu

soruşturmalara dayanak olan fiil ve hareketlerini,

c) Performans değerlendirme, ödül ve başarı belgesi

bilgilerini,

d) Meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarını,

değerlendirerek edinecekleri kanaate göre oy çokluğu ile karar verirler.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

12. Mahkemenin 20/2/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/4/2013 tarih ve 2013/3175

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

13. Başvurucu, hakkında Eşme

Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verildiğini ve bu kararın ceza hükmünde olmadığını,

dolayısıyla rütbe terfiine engel teşkil edecek bir durumunun bulunmadığını,

buna rağmen terfi ettirilmemesinin mevzuata aykırı olduğunu, 2007 yılı

değerlendirme döneminde terfi ettirilirken 2010 yılında terfi ettirilmediğini,

hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını ve bu nedenle

terfi değerlendirmesinde 2 ay 20 günlük mahkûmiyet kararının esas alındığını,

İdare Mahkemesi kararının verildiği tarihte sonuçlanmış ve kesinleşmiş olmasına

rağmen Mahkemece kamu davasının temyiz aşamasında devam etmekte olduğu

belirtilerek kesinleşmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının

dikkate alınmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, mahrum kaldığı özlük haklarının

ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

14. Başvurucu, hakkında açılan

kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmadığından, 2. sınıf emniyet

müdürlüğüne terfi ettirilmemesi üzerine açtığı davada verilen kararın hukuka

aykırı olduğundan ve idare mahkemesinin hakkında verilen hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararını dikkate almaksızın karar vermiş olması nedeniyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuru,

belirtilen iddialara göre üç başlık altında incelenecektir.

1. Kamu Davasının Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

Yönünden

15. Başvurucu, hakkında açılan

kamu davasının yedi yılda sonuçlandırıldığını, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına dair kararın makul bir süre içinde verilmemesi nedeniyle terfi

edemediğini, zira terfisinin devam eden bir yargılama

nedeniyle gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.

16. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

17. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin

yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, §

16).

18. Başvuru konusu olayda,

başvurucu hakkında “görevli memura hakaret”

suçundan açılan kamu davasında Eşme Asliye Ceza Mahkemesinin 27/9/2007 tarih ve

E.2005/50, K.2007/154 sayılı kararı ile başvurucunun mahkumiyetine karar

verilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/6/2008 tarih ve

E.2008/6664, K.2008/14420 sayılı kararıyla bozulmuş, bozmaya uyan yerel

mahkemenin 21/5/2010 tarih ve E.2008/373, K.2010/210 sayılı kararıyla hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir. Karar, 22/6/2010 tarihinde

kesinleşmiştir.

19. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun, makul sürede yargılama yapılmadığı iddiasına konu kararın 23/9/2012

tarihinden önce kesinleştiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası Yönünden

20. Kamu görevlisi olan

başvurucunun terfi ettirilmemesine yönelik uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülük” kapsamında ve

dolayısıyla adil yargılanma hakkı bakımından Anayasa Mahkemesinin konu

bakımından yetkisi kapsamında yer aldığı açıktır.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır (B. No:

2012/665, 13/6/2013, § 20).

24. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Başvuru konusu olayda

başvurucu, hakkında açılan kamu davasında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesine ve dolayısıyla üzerine atılı suç nedeniyle

herhangi bir ceza almamış olmasına rağmen terfi ettirilmemesinin mevzuata

aykırı olduğunu, kamu davasının devam ettiği 2007 yılı değerlendirme döneminde

terfi ettirilirken 2010 yılında terfi ettirilmemesinin hukuka aykırı olduğunu

iddia etmiş, ilk derece mahkemesi ise davacıdan kıdem sırasına göre daha sonra

gelen ve terfi eden beş emsal emniyet müdürüne ait belgeler ile davacının sicil

durumu bir arada değerlendirildiğinde takdir ve taltifleri genel olarak

davacıdan daha fazla olan kişilerin terfi ettirildiği ve bu kişilerin sicil

durumlarının davacının durumuna yakın olduğu, ayrıca davacının Kurulda

görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve para

cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın temyiz yargılamasının devam ettiği, bu

haliyle davacının terfi ettirilmemesi şeklinde oluşan kanaatte objektiflikten

uzaklaşıldığına dair bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Başvurucunun iddialarının mevzuatın yorumlanmasına, delillerin

değerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

26. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe veya

bariz takdir hatasına ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut

olayda başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine

terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen

kararın sonucunun adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır (B.

No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

27. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası

da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

28. Başvurucu, hakkındaki ceza

davasının İdare Mahkemesi kararının verildiği tarihte sonuçlanmış ve

kesinleşmiş olduğu halde, Mahkemenin gerekçesinde adli yargı yerinde

mahkûmiyetine karar verildiğinin ve bu davanın temyiz aşamasında devam etmekte

olduğunun belirtildiğini, böylece lehine olan hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı dikkate alınmaksızın davasının reddedildiğini belirterek

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bireysel başvuru

incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki

alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:

2012/1049, § 18, 26/3/2013).

30. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin

ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmektedir.

31. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

32. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

33. Masumiyet (suçsuzluk)

karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan

suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,

kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 26).

34. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen

kişiler açısından ise, artık “hakkında suç

isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi

iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, §

27). Ancak suç isnadı mahkûmiyete dönüşse bile söz konusu mahkûmiyet hükmü

hukuksal anlamda kesinleşmediği sürece masumiyet karinesinin devam ettiğinin

kabulü gerekir. Çünkü bu durumda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu

sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz.

35. Öte yandan, ceza davasının

herhangi bir nedenle düştüğü, belirli bir süre sonra şarta bağlı olarak

düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın davanın ertelendiği

durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini kabul etmek

gerekir. Çünkü bu durumlarda ortada henüz verilmiş bir mahkûmiyet hükmü

bulunmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27).

36. Masumiyet karinesi, ceza

yargılaması kapsamında bir usul güvencesi olmasına rağmen, buna ilişkin

korumanın uygulanabilir ve etkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya

bir şekilde hakkındaki ceza yargılaması devam etmeyen kişilere, kamu

görevlileri veya otoriteleri tarafından bunlar gerçekte suçlularmış gibi

muamele edilmesinin önlenmesi gerekir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi),

masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında

mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin

suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet

karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik önem taşır (benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09,

12/7/2013, §§ 92-105 ve 120-126).

37. Buna göre, ceza davası dışında

fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet

karinesi ile çelişebilir. Buna karşılık, idari uyuşmazlığın çözümüne esas

teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve mahkûmiyetine

dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz

edebilmek bakımından yeterli değildir. (Bkz. B. No:2012/665, 13/6/2013, § 29).

Bunun için kararın gerekçesinin bütün halinde dikkate alınarak mahkemece

kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının

incelenmesi gerekir.

38. Öte yandan, ceza muhakemesi

hukuku ve idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu

görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu

gerektirebileceği gibi sicil, terfi, atama gibi işlemlerin tesisinde de idarece

takdir yetkisi çerçevesinde göz önünde bulundurulabilir. Böyle durumlarda ceza

muhakemesi ile idarece yürütülen işlemler farklı süreçlere tabidir. Ceza

muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler

dışında, ceza mahkemesi hükmü idare makamları açısından doğrudan bağlayıcı

değildir (Bkz. B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30).

39. Bireysel başvuruya konu olan

İdare Mahkemesi kararının gerekçesi şöyledir:

“Emniyet Teşkilatının üst düzey yönetici kademelerinin

belirlenmesinde, meslekte geçirilen sürenin başlı başına belirleyici

olamayacağı; bu kamu hizmetinin kadrolarının oluşturulmasında mesleki liyakatin

de kıdem öğesiyle beraber önemli bir yer tuttuğu; dolayısıyla aynı kıdeme sahip

personel arasında daha liyakatli olanların tespitinde haklarında devam eden rütbe terfiine engel adli ve

idari soruşturmaların bulunması, …

önceki hizmetlerinde aldığı idari ve adli cezaların niteliği, bekleme süresi

içindeki sicil not ortalamasının yüksekliği şeklindeki unsurların belirleyici

olacağı açık olup, bu değerlendirme biçimi yerleşik yargısal içtihatlarla da

kabul edilmektedir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/1/2000 tarihli,

E.1999/765, KR.2000/87 sayılı kararı).

Bu kapsamda oluşturulan terfi sistemi açısından davacının

durumu, 2010 yılında 2. sınıf emniyet müdürlüğünde terfiyi

hak eden personel listesi, terfi kararı verilen personel listesi, terfi ettirilmeyen

personel listesi, davacıdan kıdem sırasına göre daha sonra gelen ve terfi eden

beş emsal emniyet müdürüne ait belgeler ile ilgilinin sicil durumu bir arada

değerlendirildiğinde; soruşturma ve disiplin bilgileri ile takdir ve taltifleri

genel olarak davacıdan daha fazla olan kişilerin terfi ettirildiği, kendinden

sonra yer alıp terfi eden bu personellerin de sicil durumlarının davacının

durumuna yakın olduğu, ayrıca davacının Kurulda

görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve

para cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın

temyiz yargılamasının devam ettiği, bu haliyle idarenin davacının

ilk defa girdiği değerlendirmede terfi ettirilmemesi şeklinde oluşan kanaatte

objektiflikten uzaklaşıldığına dair bir hususun bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

Varılan bu sonuca göre, davacının 2. sınıf emniyet müdürlüğü

rütbesine terfi ettirilmemesine yönelik kararda hukuka aykırılık

görülmemiştir.”

40. Görüldüğü üzere İdare

Mahkemesi kararında, dava konusu terfi ettirilmeme işleminin hukuka uygun

olduğu sonucuna ulaşılırken, ceza davasının sonucundan bağımsız olarak

soruşturma ve disiplin bilgilerinin, takdir ve taltif belgelerinin ve sicil

durumlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde varılan kanaate göre işlem

tesis edildiğine vurgu yapılmaktadır.

41. Mahkeme kararında ek gerekçe

olarak yer alan “ayrıca davacının Kurulda

görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve para

cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın temyiz yargılamasının devam ettiği”

ifadesinin ise Mahkeme tarafından başvurucunun suçlu olduğunu kabul ya da ima

eden bir gerekçe olduğu söylenemez. Zira anılan ifadede başvurucunun mahkûm

edildiği bilgisinin yanında davanın temyiz yargılamasının devam ettiğinden de

bahsedilmesi, yargı kararının sonucundan ziyade devam eden yargısal sürece

dikkat çekildiğini göstermektedir. Danıştay İdari Dava Dairelerinin liyakat

değerlendirilmesinde devam eden adli, idari soruşturmaların gözetileceği

yönündeki kararına atfen Mahkeme tarafından başvurucunun suçluluğuna dair

herhangi bir yargıda bulunulmaksızın salt bu sürecin vurgulanmış olmasının tek

başına masumiyet karinesini ihlal ettiği söylenemez.

42. Öte yandan, anılan ifade ile

başvurucu hakkındaki kamu davasının terfi değerlendirme kurulunun karar

tarihindeki aşamasına işaret edilmekte olup, idare mahkemesinin kararı

tarihindeki hukuki durumun kastedilmediği açıktır. Dolayısıyla mahkeme

tarafından terfi ettirilmemeye ilişkin işlem tarihindeki hukuki durumun

belirtilmiş olması başvurucunun iddia ettiği şekilde hakkındaki hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın göz ardı edildiği anlamına

gelmemektedir.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun iddiaları çerçevesinde masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin

açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1.

Ceza davasının makûl sürede sonuçlandırılmadığı

iddiasına ilişkin kısmının “zaman bakımından

yetkisizlik”,

2. Yargılamanın adil olmadığı iddiasına

ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun

olması”

3.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Mustafa KIVRAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3175, 20 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3175
Tarih
20 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Ayşe Hülya Potur Başvurusu (B. No: 2013/8479)
  • Sabri Çetin Başvurusu (B. No: 2013/3007)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2012/1096
  • Mehmet Yavuz Başvurusu (B. No: 2013/2995)
  • Mehmet Gürgen Başvurusu (B. No: 2013/3202)
  • Uğur Ayyıldız Başvurusu (B. No: 2012/574)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.