İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihan Beyribey Başvurusu (B. No: 2014/19450)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu uzuv kaybı yaşanması nedeniyle

Başvuru No2014/19450Tarih26 Aralık 2018Okuma15 dk · 2.913 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cihan Beyribey Başvurusu

Karar tarihi
26 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2014/19450
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.913 kelime·15 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu uzuv kaybı yaşanması nedeniyle

maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı

tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Başvuru Tarihine Kadar

Yaşanan Gelişmeler

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu sol ayak bileğinde ağrı şikâyetiyle Aralık 2000

tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Erzurum Hastanesine başvurmuş ve

başvurucuya ilaç tedavisi uygulanmıştır.

9. Başvurucu aynı şikâyetlerle SSK Ankara İhtisas Hastanesine

müracaat etmiş, (başvurucunun beyanına göre 9/3/2001 tarihinde, Adli Tıp Kurumu

(ATK) raporuna göre ise 28/6/2001 tarihinde) gut

artrit tanısı konulmuş ve buna yönelik

tedavi uygulanmıştır. Ancak başvurucunun şikâyetleri giderek artmış, 30/7/2001

tarihinde ayakta patolojik kırık meydana gelmiş ve üç ay alçıya alınmasına

rağmen kırığın kaynamaması üzerine başvurucu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesine sevk edilmiştir. Burada 30/10/2001 tarihinde biyopsi yapılmış,

tetkikler sonucunda 7/11/2001 tarihinde ayak bileğinde kemik tümörü olduğu

tespit edilmiş, kemoterapi tedavisi uygulanmıştır. Bununla birlikte

başvurucunun durumu kötüleşmiş ve 21/12/2001 tarihinde sol bacağı diz altından

kesilmiştir.

10. Başvurucu 18/9/2002 tarihinde SSK aleyhine Ankara 1. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Başvurucu

ilk önce gut rahatsızlığı olduğu yönünde hatalı teşhis ve tedavi yapıldığını,

bu nedenle bacağının kesilmesine sebebiyet verildiğini belirterek davalı

idarenin ihmalden kaynaklanan hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürmüştür.

11. Mahkeme konu hakkında ATK'dan

bilirkişi raporu düzenlenmesini istemiştir. ATK, başvurucunun tedavisine dair

tüm tıbbi belgelerin temini için beş kez (18/6/2004, 10/12/2004, 24/6/2005,

19/4/2006 ve 21/11/2007 tarihlerinde) dosyayı Mahkemeye iade etmiştir. Mahkeme

tarafından ara kararları ile başvurucudan, davalı idare SSK Genel

Müdürlüğünden, SSK Ankara İhtisas Hastanesi ve SSK Ankara Dışkapı

Eğitim Hastanesi başhekimliklerinden istenilerek temin edilebilen tüm bilgi ve

belgeler ile grafiler dava dosyasına konulmuştur. Mahkemece

davanın tarafları ve söz konusu hastanelerden temin edilebilecek başka bir

bilgi ve belgenin olmadığı belirtilerek dosya tekrar ATK Başkanlığına

gönderilmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır.

12. ATK'nın 25/4/2008 tarihli

raporunda yer verilen tıbbi belgeler arasında SSK Ankara İhtisas Hastanesinin

9/3/2001 tarihli mikrobiyoloji laboratuvarı sonucu ile Dr. G.K. imzalı epikriz

raporu yer almaktadır. Bu epikriz raporunda; 18/4/2001 tarihinde hastanın

ayakta şişlik ve ağrı şikâyetiyle geldiği, şikâyetlerin uzun süredir olduğu,

daha önce gittiği doktorların gut

teşhisi koyduğunu söylediği, her iki ayak bileği ve parmaklarında kronik gut artriti düşündüren

nodülariteleri

olduğu, radyoloji ve biyokimyasal tetkiklerin

primer gut ile uyumlu olduğu, gut tanısı ile tedaviye başlandığı ifade

edilmiştir.

13. ATK'nın 25/4/2008 tarihli

raporunda; 16/10/2001 tarihinde yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisinin tanı için

az sayıda hücre içerdiğinden yetersiz olduğu, aynı tarihli tru-cut biyopsisinin yetersiz

materyal içerdiği ve tekrarlandığı ancak bu biyopsi ile osteosarkom (tümör) tanısının

konduğu, tedavi sürecinin beş aylık süre için uzadığı, gut tanısının konduğu 28/6/2001 tarihinde

osteosarkom

tanısı konmuş olsaydı da bacağın amputasyona gideceği ve sonucun değişmeyeceği

bildirilmiştir.

14. Mahkeme 5/11/2008 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar

gerekçesinde meydana gelen zarar ile kusur arasında illiyet bağı kurulamadığı

takdirde idarenin sorumlu tutulamayacağının idare hukukunun bilinen

ilkelerinden olduğu vurgulanmış, hükme esas alınan ATK raporunda 28/6/2001

tarihinde osteosarkom

tanısı konmuş olsaydı da bacağın amputasyona gideceğinin ve sonucun değişmeyeceğinin

belirtildiği, bunun yanı sıra idarenin kusurlu olduğuna yönelik bir belirleme

de bulunmadığından tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir.

15. Söz konusu karar Danıştay Onuncu Dairesinin 21/11/2012

tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme aşamasında ise Danıştay Onbeşinci Dairesinin 29/4/2014 tarihli ilamıyla derece

mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmı onanmış,

manevi tazminat isteminin reddine dair kısmı ile vekalet ücretine ilişkin kısmı

bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, ister davacının iddia ettiği ve bazı

belgelerde desteklenen 9/3/2001 tarihinde isterse ATK raporunda belirtilen

28/6/2001 tarihinde yanlış olarak gut

teşhisi konulmuş olsun sonuçta daha sonra kemik tümörü olduğu tespit edilen

hastalığın tedavisinde gecikme olduğu vurgulanmıştır. Olayda hastalığın

tedavisinde gecikme yaşandığı, bu durumun ATK raporunda da "tedavi sürecinin 5 aylık süre için

uzadığı" şeklinde belirtildiği, dolayısıyla sağlık hizmetinin

geç işlemesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir.

Kararda zararlı sonuç ile idarenin faaliyeti arasında illiyet bağı kurulamadığı

durumlarda idarenin maddi zarardan sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağı,

ancak idarenin sonuca etkisi olmayan hizmet kusuru nedeniyle uğranılan manevi

zarardan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"....zararlı

sonuç ile idarenin faaliyeti arasında illiyet bağı kurulamadığı durumlarda

idarenin maddi zarardan sorumlu tutulması mümkün olmadığından, idarenin sonuca

etkisi olmayan hizmet kusurunun uğranılan manevi zararın karşılığı olduğunun

kabulü gerekir.

Buna göre, zamanında tedavi olsaydı şifa

bulacağı, dolayısıyla bacağının kesilmeyeceği ümidini her zaman taşıyacağı açık

olan davacının uğradığı manevi zararın karşılığı olarak manevi tazminata

hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddine yönelik mahkeme kararında hukuka

uyarlık görülmemiştir."

16. Bu karar başvurucu vekiline 18/11/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. 15/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

18. Mahkeme tarafından bozma kararına uyulmuş ve 18/2/2015

tarihli kararla başvurucuya 3.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte

ödenmesine hükmedilmiştir. Karar Danıştay 15. Dairesinin 23/12/2015 tarihli

kararıyla onanmıştır. Davalı idarenin karar düzeltme istemi aynı Dairenin

22/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

19. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla

erişilen belgelere göre başvurucu 19/3/2012 tarihinde makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğinden bahisle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

önünde şikâyetçi olmuştur.

20. AİHM, makul sürede yargılanma hakkının ihlaliyle ilgili

şikâyet hususunda başvurucunun 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu)

müracaat etmesi gerektiğine, diğer şikâyetlerin ise kabul edilemez olduğuna

karar vermiştir.

21. Başvurucu 16/6/2015 tarihinde AİHM kararı doğrultusunda

Tazminat Komisyonuna müracaat etmiştir. Tazminat Komisyonu 7/3/2016 tarihinde

başvuruya konu davanın iki dereceli olarak 13 yıl, 5 ay 20 gündür sürmekte

olduğu, yargılamanın hâlen devam ettiği tespitini yapmış ve makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya 15.600 TL tazminat

ödenmesine karar vermiştir.

22. Kararda, söz konusu tazminat miktarı belirlenirken davanın

başvurucunun sol bacağının diz altından kesilmesi nedenine dayalı tazminat

davası olması ve başvurucu için taşıdığı önem dikkate alınarak tazminat

miktarının artırıldığı ifade edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 12. maddesi.

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye

(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).

26. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye).

27. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması

planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara

önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak

zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz

konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,

ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir

(Şerif Gecekuşu/Türkiye

(k.k.),

B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa).

28. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59 ).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, bir bacağını kaybetmesi nedeniyle vücut

bütünlüğünün bozulduğunu, maddi ve manevi zararlarının oluştuğunu belirtmiştir.

Kendisine önce yanlış olarak gut

hastalığı teşhisi konulduğu için kemik kanserinin ilerlediğini, ilk kez ağrı

şikâyetiyle gittiği Erzurum SSK Hastanesine Aralık 2000 tarihinde başvurmuş

olduğunu, bu tarihten kanser teşhisinin konulduğu 7/11/2001 tarihine kadar on

bir aylık bir gecikmenin bulunduğunu, oysa ATK raporunda beş aylık bir

gecikmeden söz edildiğini, bu yönüyle raporun tarih hataları içerdiğini ve daha

önce teşhis konulmuş olsa bile bacağın yine de kesilmek zorunda kalınacağı

şeklindeki değerlendirmenin bilimsel olmadığını ifade eden başvurucu bu

nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

32. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

35. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir (Melahat Sönmez, B. No: 2013/7528,

9/9/2015; Ahmet Sevim, B. No:

2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

36. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun

tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

40. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

41. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

42. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yargılamalarda

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir

inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri

tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin

daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu

önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin

Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,

25/1/2018, § 32).

43. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44).

44. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki

bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

45. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

46. Bireysel başvuru formunda maddi tazminat talebinin reddi

hakkındaki yargısal sürecin kesinleşmiş olması dolayısıyla vücut bütünlüğüne

yönelik maddi zararın giderilmediğinden şikâyet edilmekte olduğundan inceleme

de bu kapsamda yapılacaktır.

47. Olayda başvurucuya daha önce gut hastalığı teşhisi

konulmasına karşın sonradan başvurucunun rahatsızlığının kemik kanseri olduğu

tespit edilmiş, uygulanan kemoterapi tedavisine rağmen başvurucu sol bacağının

diz altından kesilmesi sonucuyla karşılaşmıştır. ATK'nın

25/4/2008 tarihli raporunda ve Danıştay kararında yanlış teşhis konulmasından

dolayı başvurucunun tedavisinde gecikmenin olduğu, bu suretle sağlık hizmetinin

geç işlediği ve idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir. Anayasa

Mahkemesinin bu kabulden ayrılmasını gerektiren herhangi bir durum

bulunmamaktadır.

48. Derece mahkemesi tarafından olayda zarar ve hizmet kusuru

koşullarının mevcut olduğu kabul edildikten sonra zarar ile hizmet kusuru

arasında illiyet bağının mevcut olup olmadığı hususu araştırılmıştır. ATK'nın 25/4/2008 tarihli raporunda, başvurucuya gut teşhisinin konulduğu tarihte osteosarkom

(tümör) tanısı konmuş olsaydı da bacağın amputasyona

gideceği, sonucun değişmeyeceği bildirilmiştir. Bilirkişi raporunda yer alan bu

tespit karşısında meydana gelen maddi zarar ile kusur arasında illiyet bağı

kurulamadığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemesinin de maddi tazminat talebinin

reddine karar verirken gerekçesinde bu hususu vurgulamış olduğu görülmektedir.

Bu durumda anılan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi

kararı, konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir.

49. Ayrıca başvurucu gecikmenin raporda belirtildiği gibi beş ay

değil on bir ay olduğunu ileri sürmekte ise de yargılama sürecinde ATK'nın başvurucunun tedavisine dair tüm tıbbi belgelerin

temini için çeşitli defalar dosyayı Mahkemeye iade ettiği, Mahkeme tarafından

çok sayıda ara kararları ile başvurucudan, davalı idareden ve tedaviyi yürüten

sağlık kuruluşlarından temin edilebilen tüm bilgi ve belgelerin ATK'ya gönderildiği (bkz. § 11), ATK'nın

bu bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle raporunu hazırladığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun kendi elinde olan tüm tıbbi kayıtları dava dosyasına

sunabildiği, bunun yanı sıra davalı idareden ve diğer sağlık kuruluşlarından

tıbbi belgelerin toplanmış olduğu kuşkusuzdur. Buna göre derece mahkemesince

yapılan yargılamada tıbbi ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa

kavuşturulması için alınan uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve

tespitlere yer verilerek, başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde

tartışıldığı ve araştırıldığı görülmektedir.

50. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen

başvurucunun, bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara

başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu

davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını

inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar

edildiği anlaşılmaktadır.

51. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında

alınan ATK raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla ilgili

ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslı

olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği

özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu

makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği söylenemeyeceğinden

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edilmediği sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

53. Başvurucu, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

54. Somut olayda Tazminat Komisyonu tarafından başvuruya konu

davanın iki dereceli olarak 13 yıl, 5 ay 20 gündür sürmekte olduğu,

yargılamanın hâlen devam ettiği tespiti yapılmış ve makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya 15.600 TL tazminat ödenmesine

karar verilmiştir.

55. Bu durumda 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu

tarafından uzun yargılanma nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğinin tespit edildiği ve bu ihlal sebebiyle ödenen tazminat tutarının

Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in uzun yargılama

ihlalleri ile ilgili vermiş olduğu yerleşik içtihatlarıyla uyumlu olduğu

görülmektedir.

56. Buna göre uzun yargılanma nedeniyle ortaya çıkan ihlalin

tespit edilerek uygun giderimin sağlanması karşısında başvurucunun bu konuya

ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmak

gerekmiştir.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

Cihan

BEYRİBEY

Vekili

:

Av. Orhan

ALPSOY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19450, 26 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Tarihine Kadar
  7. B. Başvuru Tarihinden
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kişinin Maddi ve
  13. B. Makul Sürede
  14. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  15. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Birtane
  21. Beyribey
  22. Alpsoy
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/19450
Tarih
26 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • İbrahim Halil Ata Başvurusu (B. No: 2014/16289)
  • Ramazan Noyan Başvurusu (B. No: 2018/9114)
  • Z. K. Başvurusu (B. No: 2015/1550)
  • Necati Abay Başvurusu (B. No: 2016/14836)
  • Mehmet Tanrıvermiş Başvurusu (B. No: 2017/30630)
  • Semra Yelseli Başvurusu (B. No: 2015/6006)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.