İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihan Dursun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/12682)

1. Başvuru; askerlik hizmeti sırasında ateşli silahla yaralanma

Başvuru No2016/12682Tarih10 Aralık 2019Okuma29 dk · 5.828 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cihan Dursun Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2016/12682
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.828 kelime·29 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; askerlik hizmeti sırasında ateşli silahla yaralanma

sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, tazminat davasında aleyhe

yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/7/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru dilekçesi ile Millî Savunma Bakanlığından temin

edilen, başvuruya konu dava ve soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Şaban Dursun ve Muazzez Dursun, 23. Motorize Piyade

Tümeni 6. Motorize Piyade Alayı 3. Motorize Taburu 9. Bölük Komutanlığı

(Komutanlık) emrinde er olarak askerlik hizmetini ifa ederken 16/11/2014

tarihinde ateşli silahla intihar eden Y.D.nin babası

ve annesi, Cihan Dursun ise Y.D.nin kardeşidir.

A. Y.D.nin Askerlik

Süreci ve Ölümü

9. Soruşturma, dava ve idari tahkikat dosyalarında yapılan

incelemede Y.D.nin askere alınmadan önce sağlık

problemleri olup olmadığına dair sağlık muayenesi kayıtlarına ulaşılamamıştır.

Bununla birlikte Y.D.nin imzasını taşıyan kayıt-kabul

muayenesine göre diğer askerlere de yapıldığı gibi Y.D. hakkında da

değerlendirme ve anket yapılmıştır.

10. 11/2/2014 ve 14/3/2014 tarihlerinde yapılan bu anketlerde ''Daha önce psikiyatrik/ruhsal/psikolojik rahatsızlık

geçirdiniz mi ?'' sorusuna Y.D. ''Hayır'' olarak cevap vermiştir. Ankette

yer alan ''Hâlen ruhsal/psikolojik

durumunuzla ilgili belirtmek istediğiniz önemi bir husus var mı?'',

''Yakın aile bireylerinde önemli bir sağlık

sorunu var mı?'' sorularını Y.D. aynı şekilde ''Hayır'' olarak yanıtlamıştır. Aynı belgede

Y.D.nin vücudunda jilet ve dövme izlerine rastlandığı

da belirtilmiştir.

11. Bundan başka Y.D.nin ruhsal

sorunlarına ilişkin bir problemin olduğuna ve bu maksatla muayene edilmek

istendiğine dair dosya içinde bir veriye rastlanmamıştır.

12. Askerlik dosyasına göre Y.D., birliğinde atış eğitimi

almıştır. Y.D. ayrıca "Tüfeğime

emredilmedikçe şarjör takmayacağım.", "Emir verilmeden tam dolduruş

yapmayacağım.", "Tam

dolduruşta iken tüfeğimi devamlı emniyette bulunduracağım."

şeklinde açıklamalar içeren Tek Er İçin Emniyet ve Kaza Önleme Talimatı'nı imzalayarak tebellüğ

etmiştir.

13. Y.D. asker arkadaşları T.Ç. ve M.B. ile birlikte 15/11/2014

tarihinde çarşı iznine çıkmıştır. Aynı tarihte Taksim'de yapılan polis

kontrollerinde Y.D.nin üzerinde 2,4 gr. tütünle

karışık esrar maddesi yakalanması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında

yakalanan bu kişiler asker şahıs olması nedeniyle Beşiktaş Askerî İnzibat Bölük

Komutanlığına teslim edilmiştir.

14. Burada yapılan işlemlerin ardından Y.D ve arkadaşları

askerlik görevini yaptıkları Hasdal Askerî Kışlasına saat 23.00 sıralarında

teslim edilmiştir.

15. Y.D.nin 16/11/2014 günü saat

04.30-07.30 arasındaki nöbeti tedbir amacıyla nöbetçi amir tarafından iptal

edilmiştir. Y.D. aynı gün saat 10.30-13.30 arasındaki nöbet görevini yapmak

için -tanıkların ifadesine göre- tüm ısrarlara rağmen kendisini iyi

hissettiğini söyleyerek olayın olduğu bölgeye gitmiştir.

16. Nöbet bölgesine gittiği sırada diğer nöbet arkadaşına

kendisini iyi hissetmediğini beyan eden Y.D. silahında bulunan 20 mermili

şarjörü arkadaşına teslim etmiştir. Anne ve babası ile cep telefonuyla görüşen

Y.D. bir aracın yaklaşması üzerine emanet ettiği şarjörü almış ve aracın

geçmesinin ardından içinden bir adet mermiyi alarak nöbet arkadaşına geri

vermiştir.

17. Üzerinde bir adet mermi bulunduğu hâlde Y.D. kız arkadaşı

ile de görüşmek istediği için diğer nöbet yerine doğru hareket etmiştir. 50

metre ileride, 10/B olarak adlandırılan yerde bulunan Y.D. yanında diğer nöbet

arkadaşı olmadığı sırada kendisine zimmetli piyade tüfeğini çenesine dayamak ve

ateş etmek suretiyle saat 10.55 civarında intihar etmiş, olay yerinde ölmüştür.

B. Ceza Soruşturması Süreci

18. Olay hakkında bilgilendirilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı

Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) nöbetçi savcısı derhâl soruşturma

başlatmıştır.

19. Askerî savcı, saat 12.08 sıralarında olay yerine varmıştır.

Askerî savcının talimatları doğrultusunda olay yerinde bulunan, Y.D.ye zimmetli

piyade tüfeği, 1 adet boş kovan muhafaza altına alınmış; bunun yanında nöbet

arkadaşı olan F.Y.nin hücum yeleğinde bulunan iki

adet dolu şarjör sayılmıştır. Sayıma göre şarjörlerin birisinde 20, diğerinde

ise 19 adet piyade tüfeği mermisi bulunmaktadır. Askerî savcı, F.Y.nin de silahını incelemiş; silahında atış artığı kokusu

veya yeni atış yapıldığına dair başka bir veriye rastlamamıştır.

20. Olay yeri, İl Jandarma Komutanlığı uzman ekiplerince

incelenmiş; kamera ve fotoğraf çekimleri yapılmış;

olay yeri krokisi düzenlenmiş ve yapılan işlemlere dair tutanaklar

düzenlenmiştir.

21. Y.D.nin intihar ettiği nöbet

yerinde bulunan cep telefonu ile dolabında bulunan iki adet cep telefonu hattı

da incelenmek üzere alınmıştır. Askerî savcı ayrıca Y.D.nin

şahsi dosyasının, varsa psikiyatrik rahatsızlıklarına ilişkin belgelerin, silah

ve mühimmat ile ilgili kayıtların toplanmasına karar vermiştir.

22. Askerî Savcılık tarafından ayrıca olay yerinde ölünün kimlik

tespiti ve haricî muayenesi işlemi gerçekleştirilmiştir. Burada yapılan

inceleme sonucunda kesin ölüm sebebinin belirlenebilmesi için klasik otopsi

yapılmasına karar verilmiştir.

23. Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca yapılan otopsi sonucunda

düzenlenen 13/1/2015 tarihli raporda; kanda ve idrarda sistematik maddelerin

bulunmadığı, kişinin vücuduna 1 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet

ettiği, bunun müstakilen öldürücü nitelikte olduğu,

atışının bitişik atış mesafesinden yapıldığı, kişinin ölümünün ateşli silah

mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası ve alt çene kırıkları ile birlikte

beyin kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu meydana

gelmiş olduğu belirtilmiştir.

24. Y.D.nin el ve yüz svaplarının kriminal incelemesi

sonucunda atış artıklarına rastlanmıştır. Bundan başka olay yerinde elde edilen

kovan ile Y.D.ye zimmetli piyade tüfeği de kriminal

laboratuvarlarında incelenmiş ve kovanın Y.D.ye ait silahtan ateşlendiği

anlaşılmıştır.

25. Y.D.nin olay yerinde bulunan cep

telefonu üzerinde yapılan incelemede Y.D. tarafından "bitanemmmm"

şeklinde kaydedilen numaranın 10.47'de, "babam"

şeklinde kaydedilen numaranın 10.49'da arandığı tespit edilmiştir. Ayrıca aynı

telefonda "abimmmm"

şeklinde kaydedilen numaraya gönderilmek üzere hazırlanmış fakat gönderilememiş

mesaja rastlanmıştır. Bu mesajın ''Abim ben

düşmüşüm bi kere daha benim kurtuluşum yok bn anamın babamın yüzünü kara çıkardım eroine düşmüşüm

burada bem yaşayacak gücüm kalmadı allaha emanet olun anam babam kardeşim sizlere emanet.''

olduğu tespit edilmiştir. Y.D.nin mesajlarında yine

"bitanemmm"

şeklinde kaydedilen isme gönderilmemiş fakat kaydedilmiş bir mesaj daha

bulunmuştur. Bu mesaj da ''Ana ben size

hayırlı bir evlat olamadım, nerde ne olduysa yüzünüzü kara çıkardım, aklımı

kullanamadım, ben istemedim böyle olsun ama oldu işte, babama söyle oda sende

hakkınızı helal edin, emeğiniz çok büyük, bende sizi çok ama çok seviyorum,

kardeşime iyi bakın sizin g[i]bi

anne babaya sahip olduğum için allahıma sonsuz

şükürler olsun, allaha emanet olun kendinize iyi

bakın.'' şeklindedir.

26. Askerî Savcılık tarafından, intihar olayının

gerçekleşmesinden bir önceki günden itibaren olaylarla ilgili olduğu

değerlendirilen tüm kişilerin ifadesine başvurulmuştur. Tanıklardan M.A.

ifadesinde özetle olay gününde Y.D. ile nöbet dönüşünde koğuşta görüştüklerini,

kendisine uyuşturucu madde aldıktan sonra yakalanmasına dair olayları

anlattığını, olayı kanser hastası olan annesinin öğrenmesi hâlinde çok

üzüleceğini beyan etmesi üzerine kendisinin nöbetine gidebileceğini teklif

ettiğini ancak Y.D.nin ''Nöbette kafamı dağıtırım, gideyim.'' diye bu teklifi

reddettiğini beyan etmiştir. Tanıklardan N.G. ve nöbetçi Onbaşı R.A. da olay

gününe dair benzer ifadeler vermişlerdir.

27. Tanıklardan Astsubay A.Ö., olay gününde silahların kontrol

edildiği istasyonda görevli olduğunu ve doldur-boşalt

diye tabir edilen işlemin kendi refakatinde yapıldığını, Y.D.nin

hâl ve hareketlerinde bir anormallik olmadığını beyan etmiştir.

28. Olay gününde Y.D. ile aynı nöbet yerine giden ve olaya dair

somut bilgiler sunan F.Y.nin de ifadesine

başvurulmuştur. F.Y. ifadesinde; nöbetçi astsubay nezaretinde yapmış oldukları

doldur-boşalt işleminden sonra nöbet yerine giderken Y.D.nin

''Aklımakötü şeyler geliyor, al sende dursun.''

dedikten sonra şarjörü kendisine teslim ettiğini, bu sırada Onbaşı R.A.nın da kendisine Y.D.nin

yanından ayrılmaması tavsiyesinde bulunduğunu, şarjör içindeki mermileri eliyle

bastırmak suretiyle kontrol ettikten sonra ''Şarjörde

boşluk var.'' dediğini, Y.D.nin ise ''Bir şey olmaz.'' şeklinde cevap verdiğini,

nöbet yerindeyken Y.D.nin önce annesini aradığını,

annesinin Y.D.nin sesinin kötü geldiğini anlaması

üzerine yorgunluğun nöbetten kaynaklandığını beyan ettiğini, Y.D.nin daha sonra babasını aradığını ve gülerek sohbet

ettiklerini, bu konuşmalarda dikkati çeken bir hususun olmadığını, devriye

aracının kornasını duymaları üzerine Y.D.nin

şarjörsüz yakalanmamak için nöbete giderken kendisine teslim ettiği şarjörü

geri aldığını, araç gittikten sonra şarjörü yeniden verdiğini, daha sonra kız

arkadaşı ile görüşmek için nöbet kulübesine gittiğini, gittikten çok kısa süre

sonra silah sesi duyduğunu ve hemen diğer arkadaşlarına haber vermek üzere

kulübeden ayrıldığını beyan etmiştir.

29. Yaşanan elim hadiseyle alakalı olarak bölük komutanı,

nöbetçi amirler, nöbetçi subayın ifadelerine de başvurulmuştur. Bölük Komutanı

O.K., Y.D. ve arkadaşlarının polislerce yakalanmasını müteakiben kışlaya

getirilmesinin ardından Asteğmen M. ile görüştüğünü, yakalanan askerlerle

mülakat yapmasını istediğini, Asteğmen'in mülakat

sonrasında herhangi bir sorun veya kaygı verici durumun bulunmadığını

bildirdiğini açıklamıştır. Nöbetçi Amir H.D. de askerlerin kışlaya

getirilmesinden sonra nöbetçi Astsubay H.S.ye askerlerle görüştükten sonra

durumun kendisine bildirilmesini emrettiğini, H.S.nin

askerlerle görüştükten sonra Y.D.nin psikolojik durumunun

iyi olmadığını, yorgun olduğunu beyan etmesi üzerine nöbet değişikliği talimatı

verdiğini, bununla birlikte Y.D.nin hastaneye sevki

yönünde bir talebi olmadığını, H.S.nin de bunu

gerektirecek bir durumdan bahsetmediğini, bu görüşmelere ve olaylara dair

düzenlenen tutanağı sonradan imzaladığını beyan etmiştir. Olay gününde nöbetçi

amir olan U.Ç. de Y.D.nin psikolojik durumu ile

ilgili olarak nöbeti devir alırken kendisine bir bilgilendirme yapılmadığını,

önceki gün meydana gelen olaylardan bahsedilmediğini açıklamıştır.

30. Olaylarla ilgili olarak ifadesine başvurulan ve inceleme

kapsamında önemli olduğu değerlendirilen nöbetçi Subay H.S.nin

ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

'' Ben 15 Kasım 2014

tarihinde tabur nöbetçi subayıydım. Bölük Komutanı P.Yzb [O.K]

geç saatlerde beni aradı üç Askerîn uyuşturucu nedeniyle polis tarafından

yakalandığını ve merkez komutanlığında olduklarını söyledi, onları aldırmamı

istedi.....askerleri kışlaya getirttim. Iki asker

[Y.D]. ve [T.Ç.] getirildi. Kendileriyle görüştüm. [Y.D] bana uyuşturucu olayından 'Ailemin haberi olur mu,

aileme bildirilir mi?' gibi sorular sordu. Ben arkadaşlarımın bile bilmediğini

ailesine bildirileceğini tahmin etmediğimi söyledim. Bana 'Ailem öğrenirse ben

bittim' dedi. Sanayide çalıştığını uyuşturucu kullandığını ve ailesinin

bilmediğini, duyarlarsa hayal kırıklığı yaşayacaklarını, güvenlikçi olmak

istediğini anlattı. Kendisine zarar vereceği yönünde herhangi bir izlenim

edinmedim ancak uyuşturucudan yakalanmış oldukları için, anlattıklarına göre de

bütün günü polis ve merkez komutanlığında geçirdiklerinden aç kaldıklarından,

yorgun olduklarından dolayı nöbet tutmalarının uygun olmadığı sonucuna vardım.

Bu kararımı vermeden önce nüfus cüzdanlarını teslim etmek için kendileriyle

görüştüğüm sırada gelen nöbetçi çavuş bana nöbetleri olduğunu söylemişti. Ben

bütün bunları nöbetçi amire P.Yzb

[H.D.ye] aktardım, nöbet

değişikliği yaptığımı da söyledim. Ayrıca nöbetçi çavuşa dikkat etmeleri

talimatı da verdim. Ben aynı bölükte olmamamıza rağmen [Y.D.yi] az da olsa tanıyordum, Ankaralı olduğunu biliyordum....Gözlemlediğim

kadarıyla çalışkan, başarılı, moral durumu yüksek, sorunsuz bir askerdi. Bu

kanaatle de kendisine zarar verebileceği ihtimali hiç aklıma gelmedi.

...

Nöbetçi subayının bu tür durumlarda nasıl

davranacağını, neler yapacağını dair belli açık talimat, emir, yönerge gibi

düzenlemeler yoktur. Duruma göre ve tecrübelere göre önlem geliştirilir. Orneğin yoğun alkol ya da uyuşturucu etkisinde olanları

hastaneye sevk ederiz. Morali bozuk olanları can dostu sistemi ile takip etmeye

çalışırız. Benim yaptığım gibi nöbet tutamayacağı kanaatine varırsak nöbetini

iptal ederiz. Silahsız, mühimmatsız nöbet tutacakları ROM ve sağlık

raporlarıyla tespit edilir. Birlik komutanları bu konuda doğrudan kendileri

karar vermez. Bu tür askerler rapora istinaden sürekli mühimmatısız

nöbet tutarlar. Bu durumları nöbet çizelgelerine kaydedilir. ''

31. Askerî Savcılık başvuruculardan Şaban Dursun ve Muazzez

Dursun'un ifadelerine 18/12/2014 ve 30/12/2014 tarihlerinde iki kez

başvurmuştur. Şaban Dursun, oğluyla aynı birlikte görev yapan ve hakkında

yakalama kararı bulunmasına rağmen askerliğe alınan er M.B.nin

kışlada bulunmasının ihmal olduğunu, ayrıca oğluna karakolda baskı yapan

polislerin bulunduğu beyan ederek şikâyetçi olmuştur. Başvurucu Muazzez Dursun

da oğlunun sıkıntıları ile ilgilenmeyen nöbetçi komutandan, silahla nöbete

çıkaran diğer sorumlulardan ve karakolda baskı uygulayan polis memurlarından

şikâyetçi olmuştur.

32. Askerî Savcılık, yapmış olduğu soruşturma sonucunda ''gerek idari soruşturma heyeti tarafından gerekse

Askeri Savcı tarafından ifadesine başvurulan askeri personel ve müteveffanın

yakınlarının beyanlarından ve gerekse Adli Tıp Kurumu ve Jandarma Kriminal Daire Başkanlığının raporlarından anlaşıldığına

göre P.Onb. [Y.D.nin] nöbetçi olduğu sırada nöbet silahı ile başına ateş

ederek intihar etmiş olup, başka birisi tarafından vurulduğu kuşkusunu

uyandıracak hiçbir delil bulunmadığı'' gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar vermiştir.

33. Yapılan itiraz üzerine Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askerî

Mahkemesi (Askerî Mahkeme) ''...Müteveffanın

asker arkadaşlarının beyanlarından, çarşı izninde uyuşturucu satın alması

nedeniyle polis tarafından gözaltına alınan müteveffanın moral bozukluğu

içerisinde olduğu, uyuşturucu kullanmakla suçlanmasının ailesi tarafından

öğrenilebileceği endişesine kapıldığı dikkate alındığında, müteveffa Merkez

Komutanlığından teslim alınıp Birliğine getirildikten sonra alınması gereken

tedbirlerin tam olarak alınıp alınmadığının ortaya konulması maksadıyla

...Bölük Komutanı, Takım Komutanı ve Bölük Astsubayının ne şekilde haberdar

oldukları, müteveffa ve aynı suçlamayla gözaltına alınıp Birliğe getirilen

diğer personel [T.Ç.] hakkında

yapılması gereken işlemler, alınması gereken tedbirler konusunda Birlik nöbetçi

personeli ile görüşüp görüşmedikleri, 15.11.2014 tarihinde görevli olan Nöbetçi

Amir ve Nöbetçi Subayın bu konuda ne gibi tedbirler aldıkları, 16.11.2014

sabahı nöbetlerini devrederken yeni Nöbetçi Amir ve Nöbetçi Subaya bu olay

hakkında bilgi verip vermedikleri, bilgi vermişler ise nöbeti devralan Nöbetçi

Amir ve Nöbetçi Subayın söz konusu askerlerin durumu hakkında kendileriyle

görüşerek veya Bölük personelinden bilgi alıp almadıkları hususlarının tam

olarak ortaya konulması, böylece müteveffanın 16.11.2014 günü silahlı nöbet

görevine gönderilmesinde herhangi bir kimsenin kusurunun olup olmadığının

açıklığa kavuşturulması gerektiğinden eksikliğin giderilmesi için''

soruşturmanın genişletilmesi karar vermiştir.

34. Soruşturmanın genişletilmesi kararından sonra Askerî

Savcılık, soruşturmanın genişletilmesi kararında belirtilen hususlara ilişkin

olarak araştırmalar yapmıştır. Bu kapsamda bazı ifade alma işlemleri yapılmış ve

Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesinden bilimsel

görüş alınmıştır. Bilimsel görüşte Y.D.nin ölümünden

önceki 24 saat içerisinde, bilinen esrar kullanımının olduğu, yakalanmalarını

müteakip yoğun kaygı yaşadığı, sosyal stresörlerinin olduğunun anlaşıldığı,

madde kullanımının etkilerinin kişiden kişiye farklılıklar gösterdiği, bazı

kişilerde düşük dozlarda kullanımın dahi korku, kaygı, halusinatuar

davranışlara yol açabileceği, şahsın esrar kullandığı sabit olmakla birlikte

diğer maddeleri de kullanmış olabileceği, bunun yanında intiharın, bire

bir-doğrusal neden sonuç ilişkisine dayanmadığını, stresör olmaksızın hatta

hiçbir psikiyatrik tanı olmadan intihar olabileceği gibi çok ağır stresörler

olmasına rağmen kişilerin intihar etmeyebileceğini, dolayısıyla Y.D.nin intiharını sadece yaşadığı stresöre bağlamanın

mümkün olmadığı açıklanmıştır.

35. Askerî Mahkeme, soruşturmanın genişletilmesi kararından

sonra yapılan işlemleri de kapsayan değerlendirmesi sonucunda itirazın reddine

1/3/2016 tarihinde karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

''Soruşturmanın

genişletilmesine karar verildikten sonra toplanılan delillerden mesai saatleri

dışında, nöbetçi heyetinin uyuşturucu madde etkisinde olan, psikolojik

rahatsızlıkları bulunan er ve erbaşlar hakkında yapması gereken işlemler ve

alması gereken tedbirlere ilişkin, emir, talimat, yönerge vb. düzenleme

bulunmadığı, uygulamada uyuşturucu madde etkisinde olanların hastaneye sevk

edildiği, psikolojik rahatsızlıkları sebebiyle nöbet tutamayacağı kanaatine

varılanların nöbetinin değiştirildiği ve can dostu sistemi ile takip edildiği

anlaşılmaktadır. 15.11.2014 tarihinde Nöbetçi Subay olan ikm.Bçvş.

[H.S.nin], Nöbetçi Amir olan P.Yzb. [H.D.nin] talimatı ile [Y.D.] ve [T.Ç.]

nin 04.30-07.30 nöbetleri için nöbetçi değişikliği

yapılmasına karar verdiği, tanıkların P.Onb.

[Y.D.nin]

uyuşturucu madde etkisinde olduğuna ilişkin bir izlenimleri bulunmaması,

'intihar birebir-doğrusal neden sonuç ilişkisine dayanmaz. stresör

olmaksızın, hatta hiçbir psikiyatrik tanı olmadan intihar olabileceği gibi, çok

ağır stresörler olmasına rağmen kişi intihar etmemektedir. Şahsın intiharını

sadece yaşadığı stresöre bağlamak mümkün değildir.' şeklindeki uzman görüşü ve

müteveffanın intihar düşüncesini hiçbir şekilde dillendirmemesi dikkate

alındığında nöbetçi personelin alması gereken başkaca somut bir tedbirin

bulunmadığı, P.Onb. [Y.D.nin] intiharının nöbetçi personel tarafından

öngörülebilir olmadığı kanaatine varılmıştır.

Tüm bu sebeplerle, müteveffanın ölümünde her hangi bir şahsın ihmalinin taksirinin bulunmadığı

anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazın reddine

karar vermek gerekmiştir. ''

C. İdari Soruşturma

Süreci

36. Olayla ilgili olarak Komutanlık tarafından idari tahkikat

heyeti oluşturulmuş ve olayın aydınlatılması için toplam 18 kişinin ifadesine

başvurulmuştur. İdari heyet bundan başka ceza soruşturmasında yer alan bilgiler

de dâhil olmak üzere tüm ilgili belgeleri de inceleyerek Y.D.nin

uyuşturucu maddeyi on aydır hafta sonları kullandığını beyan etmesi,

uyuşturucuyu polislerin yakalaması sonucu zor durumda kalmasının da etkisiyle

muhakeme ve meleke kaybı sonucu dikkatsizlik, aşırı duygusallık, farkındalığın

azalması sonucunda özellikle ailesine mahcup olacağı duygusu etkisiyle intihar

etmiş olabileceği ve olayda kusuru, ihmali, kontrol ve gözetim noksanlığı olan

personelin tespit edilememesi gerekçesiyle kendisine herhangi bir disiplin

cezası vermemiştir.

D. Y.D.nin Vazife Malulü Sayılması İçin İdare Mahkemesinde

Açılan Dava

37. Başvurucular, Y.D.nin askerlik

hizmetini ifa ederken ölmesi nedeniyle 27/2/2015 tarihinde Sosyal Güvenlik

Kurumuna müracaatta bulunmuşlardır. Bu Kurumun zımni ret karar vermesinin ardından

başvurucular zımni ret işleminin iptali ve Y.D.nin de

vazife malulü sayılması için Ankara 16. İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi)

dava açmışlardır.

38. İdare Mahkemesi, 25/5/2016 tarihinde dava konusu işlemin

iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararının ilgili kısmı şöyledir:

''Bu durumda uyuşmazlık

konusu olaydan bir gün önce üzerindeki uyuşturucu madde nedeniyle gözaltına

alınan ve gece yarısı kışlasına teslim edilen asker personelin, herhangi bir

idari cezai müeyyideye tabi tutulmaksızın ve özellikle de uyuşturucu madde

etkisinde olup olmadığı uyuşturucuyu ne zamandan beri kullandığı, silahlı nöbet

verilip verilmeyeceği vb. gibi hususlarda herhangi doktor gözetim ve

muayenesine tabi tutulmaksızın veya hastaneye sevki sağlanmaksızın, sadece kendini

iyi hissetiğini beyan etmesi üzerine silahlı nöbete

gönderilmesi suretiyle görevine devam ettirilmesinde, hizmetin kusurlu işlemesi

nedeniyle idarenin sorumluluğu bulunmakla, idarenin bütünlüğü ilkesi de dikkate

alınarak davacının vefat eden oğlunun vazife malulü sayılması yönündeki

talebinin zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatine vanlmıştır.''

39. Anılan kararın temyiz incelemesi henüz tamamlanmadığı UYAP

ortamında yapılan incelemeden anlaşılmıştır.

E. Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan Tam

Yargı Davası Süreci

40. Başvurucular, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle

Millî Savunma Bakanlığına müracaat etmişler ise de Bakanlık, dilekçeye süresi

içinde cevap vermeyerek başvuruyu zımnen reddetmiştir.

41. Başvurucular, zımni ret üzerine 10/7/2015 tarihinde Askerî

Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) Millî Savunma Bakanlığı aleyhine tam yargı

davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle olay nedeniyle maddi

tazminattan yoksun kaldıklarını ve yoğun üzüntü duyduklarını belirterek

başvuruculardan anne ve baba için ayrı ayrı olmak üzere 1.000 TL maddi, 10.000

TL manevi, Y.D.nin kardeşi için ise 5.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

42. Davalı Millî Savunma Bakanlığı ise Y.D.nin

vatani görevini tamamladıktan sonra uzman erbaş veya özel güvenlik görevlisi

olmayı planladığını arkadaşlarıyla paylaştığını, 15/11/2014 tarihinde çarşı

iznindeyken üzerindeki uyuşturucu sebebiyle polis merkezine götürüldüğü,

sonrasında ceza alacağı korkusu, ailesinde bırakacağı olumsuz intiba kaygısı ve

meslek hayallerinin sona erebileceği endişesiyle söz konusu üzücü olayı

gerçekleştirdiğinin yetkililerce değerlendirildiğinin anlaşıldığını, dava

konusu olayda idareye izafe edilebilecek herhangi bir hizmet kusuru

bulunmadığını, dava konusu olayda yasal yükümlülüklerini sonuna kadar yerine

getiren Bakanlıklarının herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını belirtilerek

davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

43. AYİM İkinci Dairesi 13/4/2016 tarihli karar ile

başvurucuların dilekçelerini, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak oyçokluğuyla davanın

reddine karar vermiştir. AYİM, olayla ilgili yapılan söz konusu adli soruşturma

neticesinde tespit edildiği üzere müteveffanın intihar etmesi suretiyle ölümü

olayında zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağının

bulunmadığı, davacılar vekilinin de intihar olayına ilişkin olarak davalı

idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunu doğuracak herhangi bir somut

delil ortaya koyamadığı, davalı idareye yüklenebilecek bir nedensellik bağının

mevcut olmadığı, dolayısıyla davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun ya

da kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığını değerlendirmiştir.

44. AYİM, bu kararında davanın reddine karar verilmiş olması

nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10. ve

13. maddelerine göre 3.600 TL vekâlet ücretinin davalı idareye ödenmesine karar

vermiştir.

45. Karara katılmayan iki üyenin karşıoy

gerekçelerinin ilgili kısmı şu şekildedir:

''...[Ö]zellikle uyuşturucudan dolayı birlikte yakalandıktan sonra [M.B.nin] başka bir suçtan

alıkonulmasına ve olan olayları hasta olan annesinin duyması halinde

dayanamayacağı düşüncesiyle bunu psikolojik bir sorun haline getirerek girmiş

olduğu bir anlık bunalım sonucu intihar ettiği, asker arkadaşlarının davacılar

yakınının bu psikolojik durumunu gördüğü hatta gece nöbetinin değiştirildiği

sabah da davacılar yakınının moralinin bozuk olduğu, bu durumun nöbetçi onbaşı

tarafından da fark edildiği, nöbetinin değiştirilmek istendiği, kabul etmediği,

ancak davacılar yakınının bu durumunun sıralı komutanları tarafından tespit

edilip, psikiyatriden hastaneye sevk dahil önlemlerin alınması, personelin

yanlış bir davranış içerisine girebileceğinin öngörülmesi gerekirken bu hususun

bir an ihmal edildiği, bu suretle davalı idare ajanlarının az da olsa bu olayda

ihmallerinin bulunduğu, ayrıca askerlik hizmeti yükümlülüğünü yerine getirmekte

olan kişilerin idarenin gözetim ve sorumluluğu altında bulunduğu, idarenin bu

kişilere fiziksel ve ruhsal sağlıklarının korunması için gerekli tüm tedbirleri

almakla yükümlü olduğu, keza, bu kişilerin ölüm olaylarının hukuksal açıdan

değerlendirilmesinde askerlik hizmetinin getirdiği özel şartların dikkate

alınmasının adaletin tecellisi için zorunluluk arz ettiği, askerlik hizmeti

yükümlülüğünü yerine getirmek üzere sevdiklerinden, yakınlarından, alıştıkları

ortamlardan uzun bir süre için ayrılan, alışılması çok da kolay olmayan, kişiyi

madden ve manen zorlayıcı mahiyette yaşam ve görev şartlarına tabi tutulan,

sivil yaşamında hiç karşılaşmadığı yapıda insanlarla aynı ortamları paylaşmak

ve muhatap olmak zorunda kalan personelin birtakım stres altında kalmasının

mümkün olduğu, tüm bu hususlar birlikte göz önüne alındığında davalı idarenin

hizmet kusuru içinde olmakla birlikte, ölüm olayı[n]ın

müteveffanın kendi eylemi sonucu olması nedeniyle müteveffanın da ağır müterafik kusurunun bulunduğu, davacıların zararlarının bu

husus göz önüne alınarak karşılanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın

çoğunluk görüşüne katılmadık.''

46. AYİM İkinci Dairesi kararının başvurucular vekiline

20/6/2016 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucular 15/7/2016 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

47. İlgili hukuk için bkz. Serfinaz Öztürk (2014/18274, 21/9/2017), Necla Özer ve Müslim Özer (B. No:2013/3782,

21/4/2016), Mehmet Kaya ve diğerleri

(B. No: 2013/6979, 20/5/2015), Kumrişan Akkuş ve

Sefer Akkuş (B. No: 2014/14672, 1/2/2017) ve Anzılha Zorlu (2015/20152, 28/6/2018) başvuruları hakkında verilen

kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 10/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucuların İddiaları

49. Başvurucular, Y.D.nin vücudunda

jilet ve dövme izlerine rastlanmasına rağmen psikiyatri servisinde sağlık

kontrollerinin yapılmadığını, olay gününde psikolojik durumunun nöbetçi onbaşı

tarafından fark edilmesine rağmen psikiyatrik muayenesinin yapılmaması

nedeniyle intihar etmesi ve açılan davada idarenin kusurunun bulunmadığına

hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ve tazminat talep etmişlerdir.

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, AYİM kararından sonra yaptıkları

bireysel başvuruda temel olarak askerlik görevini ifa eden Y.D.nin

yaşamının yetkili makamlarca korunamadığını ve bu konuda etkili bir yargısal

korumadan yararlanamadığını iddia ederek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerse de başvurucuların bu iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

51. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

52.Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir. Başvuruculardan Şaban ve Muazzez Dursun babası ve annesi,

Cihan Dursun ise Y.D.nin kardeşi olduklarından

başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

54.Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif

bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

55. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında

Anayasa’nın 17. maddesi, devlete elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda

ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak

için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup

cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi

yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının

tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

56. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Zorunlu askerlik hizmeti için de

geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askerî mercilerin kendi

kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk

olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit

etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden

beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekir. Ancak özellikle insan

davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate

alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde

yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede,

basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askerî

yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konması gerekmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 74).

57. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk

seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin

bulunması gerekmektedir. Devlet askerlik görevini zorunlu kıldığı için

özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli,

psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun

tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde,

askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan

askerlerin etkin bir şekilde korunmasını sağlayan uygulamaya ilişkin

tedbirlerin ve emir-komuta zinciri içinde yer alan sorumlular tarafından

işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin

öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi,askerlik

öncesinde ve sırasında kişilere gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması

büyük önem taşımaktadır (Sadık Koçak ve

diğerleri, §§ 75, 76).

58. Kişilerin yaşamının korunması için yeterli yasal ve idari

bir çerçevenin oluşturulması yükümlülüğü, askerlik hizmetini ifa eden kişilerin

yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

59. Somut olayda yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasal

çerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi Anayasa

Mahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken bir

hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

60. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde Y.D.nin 16/11/2014 tarihinde nöbet yerinde ateşli silahla

başından vurulmuş vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak Askerî Savcılık

tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı ve delillerin muhafaza altına

alındığı, gerçekleştirilen otopsi sonucunda kişinin ölümünün ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası ve alt çene kırıkları ile birlikte beyin

kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş

olduğu anlaşılmaktadır. Soruşturma kapsamında ayrıca kimyasal ve balistik

inceleme raporlarının alındığı, bu incelemeler sonucunda olay yerinde bulunan

bir adet mermi kovanı ile çekirdeğinin Y.D.ye ait silahtan atılmış olduğu

tespitinin yapıldığı, bu kapsamda ayrıca Y.D.ye ait el ve yüz svaplarında atış artığının tespit edildiği görülmektedir.

Olayla ilgili olarak ayrıca birçok tanığın ifadesini alan Askerî Savcılık,

soruşturma kapsamında elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek Y.D.nin ölümün intihar sonucu meydana geldiği kanaatine

varmış ve olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Tıpkı

Askerî Savcılık gibi AYİM de Y.D.nin ölümünün intihar

sonucu meydana geldiği görüşündedir.

61. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra

verilen soruşturmanın genişletilmesi kararı ile bu karar sonrasında yapılan

işlemlere özel önem verilmelidir. Yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere Askerî

Mahkeme, intihar olayı öncesinde yetkili makamların Y.D.nin

psikolojik durumunun tahlil edilmesine yönelik olarak ayrıntılı bir soruşturma

yürütülmesine karar vermiştir. Askerî Savcılık da bu hususta yeniden ifade alma

işlemleri gerçekleştirmiş, bunun yanında intihar olgusuna dair görüş talep

etmiştir.

62. Bu durumda başvuru konusu olay açısından yukarıda yer

verilen ilkeler çerçevesinde devletin Y.D.nin

yaşamını kendi eylemine karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti

gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikli olarak askerî yetkililerin Y.D.nin intihar etme riskini bilip bilmediklerinin veya

bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konulması, böyle bir durum söz

konusu ise yetkileri çerçevesinde kendilerinden makul olarak beklenebilecek

tedbirleri alıp almadıklarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

63. Başvuru formu ve eklerinde Y.D.nin

askere alınmadan önce herhangi bir psikolojik rahatsızlıktan muzdarip olduğuna dair bir kayıt mevcut değildir. Nitekim

başvurucular da oğlunun askere alınmadan önce psikolojik bir rahatsızlığının

olduğu ve bu sebeple askere alınmaması gerektiği yönünde bir iddia ileri

sürmemişlerdir. Başvurucular bu hususta sadece Y.D.nin

vücudunda dövme ve jilet izleri bulunmasına rağmen psikiyatrik

değerlendirmesinin yapılmadığını belirtmişlerdir.

64. Bu durumda somut olayda incelenmesi gereken asıl sürecin

askerlik dönemi olduğu anlaşılmaktadır. Y.D.nin

askerlik yaptığı dönemde yürürlükte bulunan 24/11/1986 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 86/11092 sayılı mülga Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 15. maddesinde, ilgili

raporların alınması hâlinde kişi askere alındıktan sonra da hakkında "Askerliğe elverişli değildir."

kararının alınabileceği belirtilmiştir. Aynı Yönetmelik'in 19. maddesinde ise

askerlik şubelerince birliklerine sevklerinden sonra geçici bir hastalığı

tespit edilen er ve erbaşlara hava değişimi işleminin uygulanacağı ifade

edilmiştir. Dosya içinde yer alan belgelere göre Y.D. hakkında bu nitelikte bir

işlem yapıldığına dair bir veriye rastlanılamamıştır.

65. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde Y.D.

kendisine iki farklı tarihte yapılan ankette ''Daha

önce psikiyatrik/ruhsal/psikolojik rahatsızlık geçirdiniz mi?''

sorusuna Y.D. ''Hayır'' olarak

cevap vermiştir. Ankette yer alan ''Hâlen

ruhsal/psikolojik durumunuzla ilgili belirtmek istediğiniz önemi bir husu var mı?'', ''Yakın aile bireylerinde önemli bir sağlık sorunu var mı?''

sorularına Y.D.nin aynı şekilde ''Hayır'' olarak cevap verdiği

anlaşılmıştır. Bundan başka Y.D. askerlik sürecinde hiçbir şekilde ruhsal

problemleri olduğunu, bu maksatlar sağlık kontrolü ve hizmetleri almak

istediğini belirten bir talepte bulunmamıştır. Askerî yetkililer de Y.D.nin psikolojik rahatsızlığı olduğuna dair herhangi bir

veriye ulaşamamıştır. Askerlerle komutanlar ifadelerinde Y.D.nin

askerliği süresince son derece neşeli, konuşkan, iletişime açık, sorunları ve

problemlerini kolaylıkla anlatabilen bir kişiliğe sahip olduğunu ifade

etmişlerdir. Bu durum dikkate alındığında Y.D.nin

intihar edebileceği şüphesini ortaya koyan gerçek ve somut bir verinin gerek

askere alım işlemleri sırasında gerekse askerlik döneminde bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Bundan başka Y.D.ninaskerî

yetkililerinin dikkatini çekebilecek herhangi bir davranış bozukluğu

sergilediğine ilişkin bir kayıt da dosyada mevcut değildir.

66. Bu tespitler sonrasında Y.D.nin

intihar etmesinden bir gün önce gerçekleşen yakalama işlemi sonrasında askerî

makamların intihar riskini bilip bilmediklerinin veya bilmeleri gerekip

gerekmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.

67. Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurması nedeniyle arkadaşları

ile birlikte yakalanan Y.D.nin görev yaptığı birliğe

morali bozuk olarak döndüğü hususunda bir şüphe bulunmamaktadır. Birlikte görev

yapan diğer tanıkların da ifadelerinde yer aldığı gibi Y.D.nin

askerlik hizmetinin bitmesinden sonra uzman çavuş olarak görev yapmayı

planladığı fakat olan olay nedeniyle bu planından mahrum kalacağı, cilt kanseri

ve kalp hastası olan annesinin uyuşturucu madde kullandığını öğreneceği

kaygısının Y.D.nin ruhsal durumu üzerinde bir etki

yapabileceği de muhakkaktır.

68. Tüm bu anlatılanlar karşısında yukarıda (bkz. §§ 26-28)

ayrıntıları açıklandığı üzere yetkililerin Y.D. ile görüştükleri, olaydan bilgi

aldıkları, nöbetçi amirlerin olayı en üst düzeyde sorumlulara bildirdikleri ve

askeri silsile içerisinde tedbir olarak Y.D.nin sabah

04.30'da başlayacak olan nöbetini değiştirdikleri hususu çok açık biçimde

görülecektir. Bunun yanında Y.D yetkililer ile diğer askerlere karşı intihar

etme düşüncesine dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

69. Tanıklar intiharın gerçekleştiği gün olan 16/11/2014

tarihinin sabah saatlerinde Y.D.nin ruhsal durumu

hakkında olumsuz bir durumdan bahsetmemiş hatta Y.D.nin

yapılan nöbet değişikliği teklifini kendisini iyi hissettiğinden bahsederek

reddettiğini anlatmışlardır.

70. Bu aşamada ifadesine başvurulan Bölük Komutanı O.K., Y.D.nin sivil yaşantısında var olan ve devam eden

problemine dair bilgisinin bulunmadığını, sorunlu personel içinde yer

almadığını, uyuşturucu kullandığını bilmediğini ifade etmiştir. Askerî birlikte

nöbetçi olan Tabur Subayı H.S.nin uyuştucu

maddeyle yakalanmalarını müteakip Y.D. ve diğer arkadaşını araçla aldırdıktan

sonra onlarla görüşen en yetkili kişi olduğu anlaşılmıştır. H.S, olayla ilgili

bilgi aldıktan sonra bu kişilerin sakinleştiğini, nöbeti olmasına rağmen nöbet

görevini iptal ettiğini ve ertesi gün de nöbetçi çavuşa bu iki askerle

ilgilenmesi talimatı verdiğini söylemiştir.

71. Olay gününde ifadesine başvurulan tüm askerler, Y.D.nin sabah kalktığında neşeli olduğunu, moralinin

düzeldiğini ve nöbet değişikliği talepleri karşısında ''Benim durumum iyi, gündüz nöbetine gidebilirim,

sıkıntı yok.'' şeklinde cevap vererek talepleri reddettiğini

belirtmiştir.

72. Tüm bu hususlar dikkate alındığında askerî yetkililerin

askerlik öncesi hayatında ve askerliği sırasında kayda değer herhangi bir

psikolojik sıkıntısı bulunmayan ve olaydan bir önceki geceye kadar yakın ve

gerçek intihar riski olarak kabul edilebilecek olağan dışı bir davranış

sergilemeyen Y.D.nin intihar etme riskini bildikleri

ya da bilmeleri gerektiğinin söylenmesinin mümkün olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır. Y.D.nin olaydan bir önceki gün meydana

gelen hadiseleri ve moral bozukluğunu intihar emaresi olarak değerlendirmek ve

intihar olayını önleyememiş olmaları nedeniyle askerî makamları sorumlu tutmak

yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler bakımından askerî makamlara

aşırı bir yük yüklemek anlamına gelecektir. Sonuç olarak başvuru konusu olayda

devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini söylemek mümkün

gözükmemektedir.

73. Son olarak İdare Mahkemesinin yukarıda (bkz. §§ 37-39)

süreci kısaca verilen ve temyiz süreci devam eden vazife malüllüğüne

ilişkin iptal kararının bu aşamada değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan

davanın konusunu başvurucuların yakınının vazife malulü olarak sayılması

işleminin reddi kararının oluşturduğu anlaşılmaktadır. Yaşamı koruma

yükümlülüğü kapsamında etkin bir yol olarak kabul edilemeyen iptal davasında

kabul edilen hususların, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış içtihadına göre

(bkz. § 47) benzer olaylarda yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında etkili

başvuru yolu olarak kabul edilen tam yargı davası üzerinde bir etkisinin

bulunmadığı değerlendirilmiştir.

74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

75. Başvurucular ayrıca açmış oldukları tazminat davasında

davanın reddedilmesi yanında 3.600 TL davalı idare lehine vekâlet ücretine

hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

2. Değerlendirme

76. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

36. maddesi şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz.”

77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucuların söz konusu iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

78. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

79. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim

hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir

amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının

gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak

şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61, 62).

80. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlık ücreti

ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik

bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu

yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir.

Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece

mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede

bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu

yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisindedir.

Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı

derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.

Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan avukatlık

ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38, 39).

81. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan

başvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık

ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmesi ihtimali veya olgusu, belirli

dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye

başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel

koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim

hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan

Şen, § 54).

82.

Somut olayda başvurucular AYİM'de açtıkları

tam yargı davasında olay nedeniyle anne ve baba için ayrı ayrı olmak üzere

1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, Y.D.nin

kardeşi için ise 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep

etmişlerdir (bkz. § 40).

83.

AYİM, açılan davanın reddedilmiş olması nedeniyle hüküm tarihinde yürürlükte

olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10. ve 13. maddelerini

dikkate alarak talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarını da dikkate

alarak toplamda 3.600,00 TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalı

idareye verilmesine hükmetmiştir.

84.Vekâlet ücreti ödenmesini öngören düzenlemenin tek başına

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu düzenleme sonucu

gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığının da incelenmesi gerekir.

85.

Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde bu oranın Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği gibi başvuruculara aşırı bir

külfet yüklemediği gözetildiğinde başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet

ücreti miktarının ölçülü olmadığından bahsedilemeyecektir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hasan SARAÇ

Başvurucular

:

1. Cihan

DURSUN

2. Muazzez

DURSUN

3. Şaban

DURSUN

Vekilleri

:

Av. İsmail

KILIÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/12682, 10 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Y.D.nin Askerlik
  7. B. Ceza Soruşturması Süreci
  8. C. İdari Soruşturma
  9. D. Y.D.nin Vazife Malulü Sayılması İçin İdare Mahkemesinde
  10. E. Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan Tam
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  14. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  15. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Hakyemez
  19. Dursun
  20. Dursun
  21. Dursun
  22. Kılıç
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/12682
Tarih
10 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ayçilek Başvurusu (B. No: 2018/14603)
  • Muharrem Karabulut Başvurusu (B. No: 2017/28126)
  • Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/9785)
  • Ali Metin Başvurusu (B. No: 2017/43)
  • Kemal Gözler Başvurusu (B. No: 2015/5612)
  • Rasul Kocatürk Başvurusu (B. No: 2016/8080)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.