İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihat Ünal Başvurusu (B. No: 2016/77795)

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

Başvuru No2016/77795Tarih28 Kasım 2018Okuma42 dk · 8.417 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cihat Ünal Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2016/77795
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.417 kelime·42 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu

suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere ilişkin

olması nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

10. Başvurucu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık),

FETÖ/PDY'nin Antalya'daki basın yapılanmasına yönelik

olarak yapılan soruşturma kapsamında 23/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

11. Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/7/2016 tarihinde 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle

başvurucu müdafiinin soruşturma dosyasını inceleme ve

belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar vermiştir.

12. Başvurucunun ifadesi 26/7/2016 tarihinde Antalya Emniyet Müdürlüğünde

kolluk tarafından alınmıştır. Emniyetteki ifade alma işlemi sırasında, Antalya

Barosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii de

hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma

işlemi öncesinde, isnat edilen FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin suçlamalar

açıklanmıştır.

13. Başvurucu savunmasında özetle;

i. Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo Televizyon Yayıncılığı

Bölümünden mezun olduğunu, 2009 yılında Akdeniz TV'de çalışmakta iken işten

çıkarıldığını, sonrasında ise sırayla iki yıl -kameraman ve muhabir olarak-

Cihan Haber Ajansında (CHA), 2016 yılı Şubat ayına

kadar Zaman gazetesinde ve 2016 Nisan ayına kadar tekrar CHA'da

çalıştığını, CHA'ya kayyım atanması nedeniyle işten

çıkarıldığını ifade etmiştir.

ii. CHA'da ve Zaman gazetesinde

çalışan kişilerle işi gereği irtibatının olduğunu, bağış/himmet veya benzeri

bir yardım toplandığını görmediğini, ancak basın yayın organlarından ve

çevresinden bu tür bağışların toplandığını duyduğunu ifade etmiştir.

iii. FETÖ/PDY'nin gerçekleştirdiği

darbe girişiminin içinde yer almadığını, FETÖ/PDY'nin

kuruluşu ve kuruluşunda kimlerin yer aldığı konusunda herhangi bir bilgisinin

olmadığını, örgütün amacı ve stratejisi hakkında herhangi bir şey bilmediğini,

örgüt yapılanması içinde kesinlikle yer almadığını, bir kod isminin olmadığını,

örgüt içinde bir görevinin ve sorumluluğunun bulunmadığını, örgüt içinde

kullanılan abi, imam ve benzeri kavramları basından duyduğunu, Antalya ve

ilçelerinde örgüt içinden kimseyi tanımadığını ifade etmiştir.

iv. Antalya'da CHA'da işe başladıktan

sonra 2009 yılı içinde Zaman gazetesine abone olduğunu, 2016 yılı Ocak/Şubat ayında abonelikten ayrıldığını, başka bir yayın

organına aboneliğinin olmadığını, Zaman gazetesinin abonelik kayıtları ile

ilgili bir görevinin olmadığını, gazeteye aboneliğiyle ilgili olarak farklı

isim ve adres ile kayıt yapmadığını ve böyle bir yetkisinin de olmadığını,

abonelik işlemlerinin genel olarak Cihan Medya Dağıtım Anonim Şirketi

tarafından yapıldığını ifade etmiştir.

v. Zaman gazetesinin finansman kaynağının reklam ve satış geliri

olduğunu, FETÖ/PDY'ye bağlı basın ve yayın

kuruluşlarının Zaman gazetesi, Bugün TV, CHA, Samanyolu TV, Aksiyon dergisi,

Sızıntı dergisi, Yarına Bakış, Yeni Hayat ve Meydan gazetesi olduğunu ifade

etmiştir.

vi. CHA'ya kayyım atanmasıyla ilgili

olarak sosyal medyada yaptığı paylaşımın eleştirel bir paylaşım olduğunu,

tahrik amaçlı olmadığını, Zaman gazetesine ve CHA'ya

kayyım atandıktan sonra işten çıkarıldığını ve işsiz kalmasından kaynaklanan

kızgınlıkla suçlamaya konu paylaşım ve yorumları yaptığını, bu nedenle pişman

olduğunu, anılan kurum ve kuruluşlarla işten ayrıldıktan sonra herhangi bir

irtibatının kalmadığını ifade etmiştir.

vii. Suçlamaya konu Körfez Dershanesi haberini kendisinin

yazmadığını, ancak güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonun -kameraman ve

muhabir olması nedeniyle- haber amaçlı görüntüsünü çektiğini, olay yerinde

çekim yaptığı için haberin üst kısmında adının kullanıldığını, K.B., Ö.M. ve CHA'da çalışan diğer kişilerin yapılan operasyonu haber

yapmak için olay yerinde bulunduklarını, O.Y., K.B. ve Ö.M. ile aynı işyerinde

çalışması nedeniyle irtibatının bulunduğunu, söz konusu haberin adı geçen

dershaneye destek verecek şekilde yapılmasını onaylamadığını ifade etmiştir.

viii. PAK-MEDYA İş isimli sendikaya 2016 yılı Nisan ayında işten

çıkmadan önce üye olduğunu ve işten çıktıktan sonra üyeliğini iptal ettiğini

ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

14. Başsavcılık 26/7/2016 tarihinde başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanması istemiyle Antalya Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama

talep yazısında öncelikle FETÖ/PDY ile ilgili genel bilgilere ve örgütün

gerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe teşebbüsüne dair bilgilere yer verildikten

sonra soruşturma konusu suçlamalara -örgütün Antalya'daki basın yapılanmasına

dair bilgilere- yer verilmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili bölümü

şöyledir:

"...

Terör örgütünün yayın organı olan Cihan Haber

Ajansı çalışanlarının Feza Gazetecilik A.Ş. bünyesinde ilimizde çalışmalar

yaptığı,

FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Cihan Haber

Ajansı ilimiz muhabirinin Cihat Ünal ... isimli şahıs olduğu, [bu

kişinin] Tekin Akdeniz Radyo Televizyon ve

Tanıtım Hizmetleri A.Ş. İlke gazetesi, Feza Gazetecilik A.Ş. isimli

kuruluşlarda SGK kaydının olduğu,

PDY yapılanmasına yönelik soruşturma ve

kovuşturmalarla ilgili sosyal medya ve internet haber siteleri üzerinde

propaganda çalışmaları yaparak halk arasında devlete ve yargıya olan güvenin

azalması amacıyla algı oluşturmaya çalıştığı, internet sosyal paylaşım ağları

üzerinden terör örgütlerine yönelik yürütülen polis operasyonları,

soruşturmalar ve kovuşturmalar hakkında yorumlar yayımlayarak halkın yürütme ve

yargıya olan inancını zayıflatmaya çalıştığı,

FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik operasyonlar

sonrasında Cihat Ünal isimli şahsın terör örgütüne müzahir Zaman gazetesi

abonelerini yönlendirerek abone kayıtlarını farklı isimde ve farklı adreslerde

kayıt yaptırdığı,

Cihat Ünal isimli şahsın FETÖ/PDY terör örgütüne

müzahir Aktif Eğitimciler Sendikası Başkanı E.P. isimli şahısla bağlantılı

olduğu,

Cihat Ünal isimli şahsın 2016 yılı Şubat ayı içerisinde terör örgütü adına İstanbul ilinde

faaliyet yürütmeye başladığı şeklinde bilgiler elde edildiği,

Sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta; FETÖ/PDY

terör örgütü güdümünde faaliyet gösteren Zaman gazetesinin reklam tabelası

önünde resim çektirdiği ve şahsın paylaşım yorumlar kısmında 'Direnecek gücümüz

kalmadı. Devlet gazeteye çöktü …' şeklinde örgüt gazetesini sahiplenici tarzda

yorumlar yaptığı,

Şüpheliler Cihat Ünal, O.Y., K.B. ve Ö.M.

tarafından, FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik güvenlik kuvvetlerinin yürütmüş

olduğu operasyonları sekteye uğratmak ve kitleleri etkileyerek kamuoyu

oluşturmak için yaptıkları değerlendirilen 'Antalya polisi, öğrencilere eğitim

hizmeti veren dershanelere baskın düzenledi.' şeklinde başlayan bir haber

yaptıkları,

...

Şüpheli[nin] üzerlerine atılı

suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;

Şüpheli[nin] üzerlerine atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın

üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 100.

vd. maddeleri uyarınca tutuklanma[sına karar verilmesi talep edilmiştir.]"

15. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Antalya 3. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur.

16. Başvurucu, Hâkimlikteki savunmasında emniyetteki ifadesine

benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

17. Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...

Şüpheli Cihat Ünal'ın FETÖ/PDY terör örgütüne

müzahir basın yayın organlarında muhabir olarak çalışmış olması, delillerinin

toplanmakta olması, karartılma ihtimalinin bulunması, şüphelilerin üzerlerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, kanunda ön görülen cezalarının üst sınırı

dikkate alındığında kaçma şüphelerinin bulunması, şüphelilerden elde edilen

bazı dijital veriler (cep telefonu, bilgisayar) üzerindeki incelemelerin devam

ediyor olması ve tüm dosya kapsamı, yüklenen suçların CMK'nın

100/3.a maddesinde belirtilen suçlardan olması, suçun vasfı, kanuni cezası göz

önüne alındığında adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, tutuklamanın

ölçülü olacağı kanaatiyle, CMK'nın 100. maddesi

uyarınca şüphelilerin ayrı ayrı tutuklanmalarına, ... [karar

verildi]"

18. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Antalya 4. Sulh

Ceza Hâkimliği 2/8/2016 tarihinde, dosya kapsamı ve tutuklama gerekçelerini

nazara alarak itirazın reddine karar vermiştir.

19. Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 17/10/2016 tarihinde

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Karar başvurucuya 9/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 11/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 21/3/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle hakkında aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

23. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

24. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun isnad

edilen suça ve örgüt bağlantısına ilişkin olarak;

i. CHA çalışanlarının Feza Gazetecilik A.Ş. bünyesinde

Antalya'da çalışmalar yaptığı, başvurucunun da CHA Antalya muhabiri olduğu ve

Feza Gazetecilik A.Ş.de SGK kaydının bulunduğu ifade edilmiştir.

ii. FETÖ/PDY'ye yönelik operasyonlar sonrasında

başvurucunun abone kayıtlarını farklı isim ve adreslere yapmaları konusunda

Zaman gazetesi abonelerini yönlendirdiği belirtilmiştir.

iii. FETÖ/PDY ile irtibatlı Aktif Eğitimciler Sendikası Başkanı

olan ve aynı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan E.P. ile bağlantılı olduğu

ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucunun 2016 yılı Şubat ayı

içinde terör örgütü adına İstanbul'da faaliyet yürütmeye başladığı iddia

edilmiştir.

v. Başvurucunun Zaman gazetesi reklam tabelası önünde çektirdiği

fotoğrafın altına "Direnecek gücümüz

kalmadı. Devlet gazeteye çöktü ..." şeklinde örgüt gazetesini

sahiplenici tarzda yorumlar yaparak sosyal medyada paylaştığı belirtilmiştir.

vi. Başvurucunun FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı Körfez

Dershanesine yönelik yapılan operasyonla ilgili "Şok Polis Ders Saatinde Bastı" başlıklı haberi

paylaştığı ve bu paylaşımda başvurucuyla birlikte aynı soruşturma kapsamında

tutuklu K.B., O.Y. ve Ö.M.nin de isimlerinin yer

aldığı tespitine yer verilmiştir.

25. Başsavcılığın başvurucuya yüklenen suçla alakalı hukuki

değerlendirmesinin ilgili bölümü ise şöyledir:

"...

15/7/2017 tarihinde gerçekleşen silahlı darbe

girişimiyle ilgili icra hareketlerinden herhangi birisine iştirak ettikleri

belirlenemeyen ancak TCK'nın 314/1. [maddesinde] belirtilen nitelikleri taşıyan FETÖ/PDY ... silahlı

terör örgütüne katıldıkları, bağlandıkları, örgüte hakim

olan hiyerarşik gücün emrine girdikleri belirlenen şüphelilerin eylemleri

TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

oluşturmaktadır."

26. 21/3/2017 tarihli iddianame Antalya 2. Ağır Ceza

Mahkemesince (Mahkeme) 29/3/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/57 sayılı

dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 29/3/2017 tarihinde

tensiple birlikte başvurucunun tahliyesineve yurt

dışına çıkış yasağı konularak adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...

Mevcut delil durumu, tutuklu kaldıkları süre

gözetilerek bu aşamada adli kontrol tedbirinin ölçülü ve yeterli olacağı

değerlendirilerek sanı[ğın tahliyesine karar verildi]."

27. Mahkemece 11/4/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada

başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında; kolluktaki ve

sorgudaki ifadelerine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

28. Mahkeme 24/4/2018 tarihinde yaptığı duruşmada bir kısım

sanıkların mahkûmiyetine ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım

sanıklar hakkındaki davaların tefrik edilerek yargılamaya E.2018/216 sayılı

dosya üzerinden devam olunmasına karar vermiştir.

29. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdestttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

31. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

32. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

34. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

36. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir.

(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır

ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle

ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır

ceza mahkemesinde karara bağlanır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar

başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

...

(4)

Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma

işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve

eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma

hakkına sahiptir.

..."

39. Sözleşme'nin "İfade

özgürlüğü" kenar başlıklı

10. maddesi şöyledir:

"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına

sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları

gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme

özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema

işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu

düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının

şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya

yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli

olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi

tutulabilir."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkına İlişkin

40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca yalnızca bir ceza

soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde kişinin suç işlediğine dair

şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamın huzuruna çıkarılması amacıyla

tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B.

No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya, B. No: 27785/95, 19/10/2000, § 108) yakın

dönemde verdiği Buzadji/Moldova ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016,

§§ 92-102) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararından

itibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamaya

ilişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması

gerekir.

41. AİHM'e göre ilk tutuklama için

yeterli görülen makul şüphenin varlığı; elde edilen deliller ve somut olayın

kendine özgü koşulları da dikkate alındığında olaylara dışarıdan bakan, tamamen

objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan deliller,

objektif bir gözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemiş

olabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olayda

makul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe,

suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir

gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını

gerektirmektedir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, B. No: 12244/86

...,30/8/1990, § 32; O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97,

16/10/2001, § 34).

42. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel neden

belirlemiştir. Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15),

sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda

önlemler alabilecek olma tehlikesi (delilleri yok etme) (Wemhoff/Almanya, B.

No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işleme

tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7) ve

kamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,

B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).

b. İfade ve Basın Özgürlüklerine İlişkin

43. AİHM'e göre ifade özgürlüğü,

demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. İfade özgürlüğü,

toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

teşkil etmektedir. Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası saklı

tutulmak üzere ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız

veya ilgisiz kabul edilen bilgi

ve fikirler için değil incitici,

şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir;

yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan

söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu özgürlüğün bazı istisnalara tabi

olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bunun sınırlandırılmasının

ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya ( No. 2)

[BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).

44. AİHM, Stojanović/Hırvatistan (B. No: 23160/09, 19/9/2013,

§§ 39, 62) kararında ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olup olmadığını incelerken başvurucunun sorumluluğunun

kapsamının kendi sözlerinin ötesine taşıp taşmadığının belirlenmesi gerektiğini

ifade etmiştir. AİHM, derece mahkemelerince başvurucunun sorumluluğunun -bunu

haklı gösterecek ilgili ve yeterli

gerekçeler gösterilmeksizin- onun sözlerinin ötesinde genişletilmesi suretiyle

ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

45. AİHM, Sürek/Türkiye

(No. 1) ([BD], B. No: 26682/95,

8/7/1999) kararında ise haftalık bir dergide "Silahlar Özgürlüğü Engelleyemez" ve "Suç Bizim" başlıklı iki okuyucu

makalesinin yayımlanması üzerine dergi sahibi ile editörünün (adli) para

cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği meselesini

incelemiştir. Anılan kararda, basının şiddet tehdidi karşısında millî güvenlik

veya ülke bütünlüğünün korunması, asayişsizlik veya suçun engellenmesi amacıyla

konmuş olan sınırlamaları aşmaması kaydıyla bölücü olanlar da dâhil olmak üzere

görüş ve siyasi hususlarda bilgi vermesinin demokratik toplumlar açısından bir

zorunluluk olduğu belirtilmiştir. AİHM'e göre ifade

edilen sözlerin bireylere, kamu görevlilerine veya toplumun belli bir kesimine

karşı şiddeti teşvik ettiği durumlarda devlet otoriteleri ifade özgürlüğüne

ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir yetkisine

sahiptir. AİHM, dergide yayımlanan mektuplarda kullanılan kelimeler ve bu

kelimelerin yayımlandığı bağlam üzerinde özellikle durmuştur. AİHM söz konusu kelimelerin

şiddeti açıkça teşvik niteliğinde olduğunu belirterek şunları söylemiştir: "Mahkeme ilk olarak, 'katliam', 'zulüm' ve

'cinayet' gibi göndermelerin yanı sıra, 'Faşist Türk ordusu', 'TC cinayet çetesi' ve 'emperyalizmin kiralık katilleri' gibi

etiketlerin kullanılması ile diğer tarafa kara bir leke vurulmasına ilişkin

açık bir kasıt olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme kanaatine göre söz konusu

mektuplar, temel duyguların kışkırtılması ve halen ölümcül şiddet şeklinde

kendini göstermiş olan bileşik önyargıların katılaştırılması ile kanlı bir

intikama çağrı şeklinde değerlendirilebilecektir. Ayrıca, mektupların 1985’ten

bu yana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal tedbirinin uygulanmasına sebebiyet verecek şekilde

güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi çatışmaların devam etmekte olduğu

Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu bağlamında yayınlanmış olması da dikkate

alınmalıdır. Bu bağlamda, mektupların içeriği iddia edilen zulümlerin sorumlusu

olarak gösterilenlere karşı köklü ve mantık dışı bir nefret uyandırarak bölgede

daha fazla şiddete sebebiyet verebilecek şekilde değerlendirilmelidir.

Gerçekten de, okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan

karşısında şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur." AİHM,

bu açıdan derginin sahibi olarak başvurucuya uygulanmış olan cezanın bir

zorunlu sosyal ihtiyacı karşılamak olarak kabul edilebileceği ve başvuranın

mahkûmiyeti için yetkililer tarafından gösterilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu sonucuna

varmıştır (aynı kararda bkz. § 62; benzer yöndeki kararlar için bkz. Sürek/Türkiye (No. 3) [BD],

B. No: 24735/94, 8/7/1999, § 40; Hocaoğulları/Türkiye,

B. No: 77109/01, 7/3/2006, § 42; Halis

Doğan/Türkiye (No. 3),

B. No: 4119/02, 10/10/2006, § 37).

46. Hocaoğulları/Türkiye kararında AİHM, bir dergide

yayımlanan "Hangi Barış?"

ve "Gençlik İsyan Demektir"

başlıklı iki makale nedeniyle başvurucunun terör örgütü lehine propaganda

suçundan mahkûmiyetini incelemiştir. AİHM; başvuruyu makalelerdeki ibareleri,

yayımlandıkları bağlamı (yazının bütünlüğünü), özellikle terörle mücadeleye

bağlı güçlükleri de dikkate alarak değerlendirmiştir. AİHM, "Gençlik İsyan Demektir"

başlıklı makale ile alakalı şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Gençlere seslenen ve hiçbir devrimin insan

zayiatı olmadan gerçekleşemeyeceği görüşünü savunan yazarın dili barışa ve

siyasi sorunların çözümüne çağrı olarak kabul edilemez… Diyarbakır

zindanlarında işkenceci faşistlere sır verip ser vermeyerek ve Kızıldere'de

düşmanları, biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye selamlayarak dönenlere

kavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de canları pahasına.

Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin böyle küçük ama

kararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı" gibi ifadelerinin kullanımıyla

net bir biçimde mücadelenin geçici olmadığı düşüncesinin vurgulandığını

hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bütünü itibarıyla şiddet kullanımını,

silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder bir makale olarak

değerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması gereken temel

unsur budur." AİHM’e göre şiddeti

kışkırtan ve yücelten bu ibareler, Sözleşme’nin giriş kısmında açıklanan barış

ve adalet gibi temel değerler ile bağdaşmaz.

47. Sürek ve Özdemir/Türkiye ([BD], B. No: 23927/94 ve 24277/94, 8/7/1999)

kararında, başvurucuların sahibi ve yazı işleri müdürü oldukları dergi

vasıtasıyla terörist örgütlerin bildirilerini yayımlamak ve bölücü propaganda

yapmak suçlarından ulusal hukukta mahkûm edilmeleri söz konusudur. AİHM,

özellikle kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında söylemleri değerlendirmiş ancak

metinleri bir bütün olarak ele aldığında kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinin

söylenemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, bu kararda bilhassa medya açısından ifade

hürriyetinin kullanılmasındaki görev ve

sorumlulukların çatışma ve gerginlik zamanlarında özel önem

taşıdığını vurgulamaktadır. AİHM'e göre "Bu yüzden de Devlete karşı şiddet kullanma

yoluna giden örgüt temsilcilerinin görüşleri yayımlanırken medya şiddeti tahrik

eden ve kin güden konuşmaların yapıldığı bir araç olarak görülmesin diye, daha

fazla özen gösterilmelidir." Çünkü

kin ve nefret söylemi ile şiddete teşvik arasında ince bir çizgi olduğu ya da

anılan söylemin şiddete dönüşmesi riskinin kuvvetle muhtemel olduğu dikkate

alınmalıdır.

48. Halis Doğan/Türkiye (No.

3), (B. No: 4119/02, 10/10/2006) kararında

sahibi olduğu gazetenin "Analiz"

başlıklı sütundaki "Komplo’nun

Yeni Aşaması" ve "Doğum"

başlıklı iki makalenin yayımlanmasından dolayı başvurucu hakkında

bölücülük propagandası yapma suçundan bir miktar para cezasına hükmolunmuş ve

ayrıca gazetenin yayını altı gün süreyle durdurulmuştur. Verilen bu ceza

Yargıtay tarafından onanmıştır. AİHM’e göre her iki

makalede de PKK terör örgütünün mücadele yöntemlerine yer verilmektedir.

Makalelerde kullanılan kimi sözler, ne Kürt probleminin barış yoluyla çözümüne

çağrı konuşması ne de sosyal, kültürel ve tarihi olaylar hakkındaki saptamalar

olarak görülebilir. AİHM "Aksine

(şimdi) ulusal seferberlik zamanıdır. Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklar

faaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete geçecekler? Kürtlerin hatıralarında ve

kültürlerinde 'onur günü' kavramı vardır. İşte bugün onur gününden daha farklı

bir gün söz konusudur. Ve hatta durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir

özgürlük kazanmak için her türlü fedakârlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret

zincirlerini kırmaya hazır olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük

mücadelemizi parlayan bir aşamaya taşıyacak öncü politikamızdır. Gerçek

fedakârlığı gösteren şahinlerimiz." şeklindeki ifadelerin

şiddeti tahrike elverişli ifadeler olduğunu not etmiştir. AİHM’e

göre makalelerin genel içeriği şiddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya

teşvik edici mahiyettedir ve bu ifadeler, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından

sonra bir gazetede yayımlanan iki makaleden alınmıştır; içerik olarak Kürtlerin

davasını savunanları şiddete teşvik etmektedir. Böyle bir bağlamda makalelerin

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zaten mevcut olan şiddet eylemlerine katalizör

etkisi yapabilecek bir nitelikte olduğunu tespit etmek yanlış olmaz. Bu

bakımdan AİHM, başvuranın mahkûm edilme gerekçelerinin başvuranın ifade

özgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek için yeterli ve yerinde olduğuna

hükmetmektedir. AİHM, sadece bilgi

ya da fikirlerin çatışmasının,

şaşırtmasının ya da endişeye yol açmasının benzeri bir müdahaleyi haklı

göstermeye yetmeyeceğini hatırlatmaktadır (aynı kararda bkz. §§ 32-39).

49. Sürek/Türkiye (No. 3)

kararına konu olan olayda başvurucu "Haberde

Yorumda Gerçek" isimli derginin sahibidir. Bu dergide 9/1/1993

tarihli 42. sayıda "Botan'da Fakir

Köylüler Toprak Ağalarını İstimlak Ediyor" başlıklı bir makale

yayımlanmıştır. Bu makalede devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda

yapıldığı gerekçesi ile dergi toplatılmış ve başvurucu, adli para cezasına

mahkûm edilmiştir. Başvurucu ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvurmuştur. Konuyu inceleyen AİHM, makalelerde

kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayımlanmış olduğu bağlam üzerinde

özellikle duracağını belirtmiştir. Dava konusu makalede ülkenin bir

bölgesindeki mücadelenin güvenlik

kuvvetlerine karşı yürütülen bir savaş olarak nitelendirilmesinin ve

"Özgürlük mücadelesini sonuna kadar

sürdüreceğiz." ifadesinin kullanılmasının makalenin yazarının

kendisini terör yoluyla mücadeleyi sürdüren örgütle özdeşleştirmiş olduğu ve

silah kullanılması için çağrıda bulunduğu anlamına geleceğini vurgulamıştır.

AİHM ayrıca makalelerin 1985’ten bu yana çok ciddi can kayıpları yaşanan ve

bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hâl ilan edilmesine sebebiyet verecek

şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi çatışmaların devam etmekte

olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki güvenlik durumu bağlamında yayımlanmış

olmasının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda makalenin

içeriği bölgede daha fazla şiddeti teşvik edebilecek niteliktedir ve bu

makaleyle okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan ülke karşısında şiddete

başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur. Bu açıdan AİHM, muhatap devlet

tarafından başvuranın mahkûmiyetine ilişkin olarak öne sürülen nedenlerin

başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale için ilgili ve yeterli dayanak

teşkil ettiği sonucuna varmıştır. AİHM'e göre

başvurucu bu makalelerde yer alan görüşlerle -şahsen bağlantılı olmamasına

rağmen- makalelerin yazarlarına şiddet ve nefretin körüklenmesi için bir araç

temin etmiştir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazı işleri

müdürü sorumluluğu taşımadığı gerekçesi ile makalelerin içeriğine ilişkin her

türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiğine dair başvurucu tarafından

ileri sürülen iddia AİHM tarafından reddedilmiştir. Başvurucu, derginin

sahibidir. Bu konumu itibarıyla derginin yazı işleri yönetimini şekillendirme

hakkına sahiptir. Bu nedenle halk için bilgi toplanması ve dağıtılması

konusunda derginin yazı işleri ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısından

vekâleten sorumlu olup bu da çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem

taşımaktadır. AİHM açıklanan gerekçelerle başvurucuya verilen cezanın zorunlu

bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğini ve verilen ceza ile elde edilmek istenen

amaç arasında orantısızlık olmadığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlalinin

söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.

50. Öte yandan AİHM'in Ceylan/Türkiye ([BD], B. No: 23556/94,

8/7/1999) kararına konu olan olayda bir sendikanın başkanı olan başvurucu,

İstanbul'da basılan haftalık bir gazetede yazdığı makalede kullandığı sözler

nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis ve adli para cezasına mahkûm edilmiştir. AİHM, bu

olaya ilişkin başvuruyu değerlendirirken söz konusu yazının birkaç yıl önce

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde şiddetin yeniden canlanması

hakkında -Marksist deyimler kullanılarak- yapılan bir açıklama niteliğinde

olduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre başvurucunun

makalesi özü itibarıyla Kürt hareketinin işçi sınıfı ile bu sınıfın ekonomik ve

demokratik kuruluşları tarafından özgürlük ve demokrasi için verilen genel bir

mücadelenin parçası olduğuna veya en azından bir parçası olması gerektiğine

ilişkindir. AİHM, makalede kullanılan "devlet

terörü ve katliam"

gibi kelimeler nedeniyle Türk yetkililerinin ülkenin bu bölgelerindeki

fiillerine yönelik eleştirinin sert olduğunu ve yazıda keskin bir dil

kullanıldığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM'e

göre siyasi söylem veya kamu çıkarı ile ilgili konularda ifade özgürlüğüne

yönelik kısıtlamanın dar olması gerekir. Bu bağlamda hükûmet ile ilgili olarak

yapılmasına müsaade edilen eleştirinin sınırı bireyler veya siyasetçiler

hakkında yapılan eleştiriye oranla daha geniştir. AİHM, hükûmetin güçlü konumu

dolayısıyla kendisine yönelik eleştirilere ve haksız saldırılara başka

yöntemlerle karşılık vermesinin mümkün olduğu hâllerde ceza davası başlatma

konusunda çekimser davranması gerektiği görüşündedir. Buna karşılık AİHM, kamu

düzeninin güvencesi olan devlet yetkililerinin bu tür durumlarda aşırıya

gitmeden ve uygun bir şekilde tepki vermeyi amaçlayan tedbirleri -ceza hukuku

bağlamında bile olsa- benimsemesinin mümkün olduğunu belirterek bir bireye,

kamu personeline ya da nüfusun bir kesimine karşı şiddet kullanmanın tahrik

edildiği hâllerde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekli olup olmadığı

incelenirken devlet yetkililerinin daha kapsamlı bir takdir sınırından

faydalanacakları değerlendirmesinde bulunmuştur. AİHM, bu çerçevede

değerlendirdiği olayda Türk yetkililerin uzun

yıllardır süregelmekte olan ciddi kargaşanın bu tür görüşlerin yayılması ile

şiddetlenebileceği hususundaki endişelerini, makalenin Körfez

Savaşı'ndan kısa bir süre sonra çok sayıda Kürt kökenli insanın Irak'taki

baskıdan kaçıp Türk sınırlarına sığındığı sırada yayımlandığını ve yazıda

kullanılan dilin sert olduğunu dikkate aldığını belirtmişse de kişilerin

şiddete veya silahlı ayaklanmaya teşvik edilmesinin söz konusu olmadığına ve

yaptırımın ağırlığına dikkat çekerek başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğine karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 33-38; benzer yöndeki kararlar

için bkz. Incal/Türkiye [BD], B. No: 22678/93, 9/6/1998,

§§ 55-60; Gerger/Türkiye [BD], B.

No: 24919/94, 8/7/1999, §§ 47-52; İbrahim

Aksoy/Türkiye, B. No: 28635/95-30171/96-34535/97, 10/10/2000, §§

60-66, 69-73, 78-80).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

51. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

52. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı

tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

53. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarak

Hâkimliğin karar verirken başvurucunun suç işlediğine dair inandırıcı delilleri

ortaya koyduğu, tutuklama nedenlerini açıkladığı, somut delillerle

ilişkilendirmede bulunduğu ve tutuklamanın ölçülülüğü konusunda da bir

değerlendirme yaptığı belirtilmiştir. Bakanlık, açıklanan nedenlerle

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiaları yönünden başvurunun açıkça dayanaktan

yoksun olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

54. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

55. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

56. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

57. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

58. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

60. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

61. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

62. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

63. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine

göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

64. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

65. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

66. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin üyesi olma

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

67. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığı değerlendirilecek, daha sonra ise tutuklamanın meşru bir

amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenecektir.

68. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair,

örgüte müzahir basın ve yayın organlarında çalıştığı olgusuna dayanıldığı

görülmektedir.

69. İddianamede ise tutuklama kararında değinilen suçlamaya konu

olgular ortaya konulmuştur. İddianamede özetle başvurucunun FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma yürütülen -bir kısmı

başvurucuyla aynı işyerinde çalışan ve aynı soruşturma kapsamında tutuklu

bulunan- kişilerle irtibatının bulunduğu, FETÖ/PDY'ye

müzahir basın ve yayın kuruluşlarında uzun süre çalıştığı ve sosyal medyada

FETÖ/PDY'yi sahiplenen paylaşımlar yaptığı olgularına

dayanılmıştır.

70. Bu bağlamda iddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY'ye müzahir yayınlar yapan Zaman gazetesine yapılan

operasyonları eleştiren -Zaman gazetesi reklam tabelası önünde çektirdiği

fotoğrafın altına yazdığı- "Direnecek

gücümüz kalmadı. Devlet gazeteye çöktü ..." şeklindeki mesajına

ve FETÖ/PDY'te müzahir Körfez Dershanesine yönelik

yapılan operasyonla ilgili "Şok Polis

Ders Saatinde Bastı" başlıklı haberin görüntüsünü çektiği

tespitlerine yer verilerek örgüte müzahir yayın kuruluşlarını ve özel kurumları

sahiplenici tarzda yorumlar yaptığı ileri sürülmüştür.

71. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY'ye ait basın ve yayın organlarında uzun süre çalıştığı

belirtilen başvurucunun örgüte yapılan operasyonları eleştiren ve örgütü

destekleyen mesaj paylaşması hususunun suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

72. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında

teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§

78, 79).

73. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

74. Somut olayda Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucunun üzerine

atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlardan olmasına ve delilleri etkileme ihtimali bulunmasına dayanıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Antalya 3. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

75. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza

soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

76. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin

isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

78. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

79. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

80. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

81. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

82. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

83. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

84. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

85. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra Mahkemece

29/3/2017 tarihinde tensiple birlikte tahliyesine karar verilen başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

87. Başvurucu; soruşturmanın gizliliği kararı nedeniyle soruşturma

evrakında bulunan belge ve delillere ulaşamadığını, sonuç olarak tutuklamaya

karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

88. Bakanlık, suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara

karşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olduğunu belirterek başvurucunun

kısıtlama kararı nedeniyle tutukluluğa karşı etkili şekilde itirazda

bulunamadığına ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

89. Başvurucunun şikâyetine konu suçlama, olağanüstü hâl ilanına

sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Söz konusu kısıtlama kararı olağanüstü hâl

sürecinde verilmiştir. Bu nedenle kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle

kararın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında

öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (bkz. §§ 56-58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

90. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

91. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

(1) Genel

İlkeler

92. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, § 168).

93. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

94. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın

taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava

dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu

nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

95. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri

teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece kişi,

uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye

başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19.

maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

96. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca [GK], B.

No: 2015/144, 14/7/2015, § 107).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

97. Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/7/2016 tarihinde, 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle başvurucu müdafiinin

soruşturma dosyasını inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin

kısıtlanmasına karar vermiştir.

98. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

29/3/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. §

26).

99. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamalar

ile bunlara ilişkin olguların kollukta ifade alma esnasında sorulan sorularla

tutuklama talep yazısında ve sorgu esnasında başvurucuya sorulan sorularda

açıklandığı, başvurucunun da ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı

bir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 12-16).

100. Öte yandan başvurucu müdafii

tarafından da usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir şekilde savunma yapıldığı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara

ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu

sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

101. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı

savunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında

yaklaşık birkaç ay devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlama

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

103. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunan

müdahalenin bu hakka dair Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere

aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan

ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

104. Başvurucu, gazetecilik faaliyeti ve sosyal medyada

paylaştığı mesajlar nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini

ihlal ettiğini iddia etmiştir.

105. Bakanlık, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.

2. Değerlendirme

106. Anayasa'nın

"Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,

kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi

ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."

107. Anayasa'nın "Basın

hürriyeti" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Basın hürdür, sansür

edilemez…

…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27'nci maddeleri hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve

milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma

veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin

bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı

amaçla, basanlar,

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

108. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, olağanüstü

hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu itibarla tutuklama

tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesi,

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında müdahalenin

başta Anayasa'nın 13., 26. ve 28. maddeleri olmak üzere diğer maddelerde yer

alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (bkz. §§ 56-58)

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

109. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

110. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle

tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp

aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay

Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet

Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§

61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:

2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,

§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§

60-74).

111. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 66-78). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca

ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı

ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan

bir durum bulunmamaktadır.

112. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri

bağlamında ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

113. Buna göre başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (26. ve 28.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan

ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu : Cihat ÜNAL Vekili : Av. Münip ERMİŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/77795, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 77109/01, 7/3/2006, § 42; Halis
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  12. B. İfade ve Basın
  13. B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay
  14. B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
  15. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Hatipoğlu
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/77795
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Eylem Onuk Başvurusu (B. No: 2015/8018)
  • Doğa Taahhüt İnşaat Turizm Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/19973)
  • A.k. Başvurusu (B. No: 2017/6293)
  • A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/17204)
  • Şeyhmus Özdemir Başvurusu (B. No: 2016/27021)
  • Mustafa Demir Başvurusu (B. No: 2014/9959)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.