İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

D.ö. Başvurusu (B. No: 2014/3735)

1. Başvuru, ramazan ayında gece vakti davul çalınmasının özel

Başvuru No2014/3735Tarih12 Haziran 2018Okuma16 dk · 3.114 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm D.Ö. Başvurusu (4)

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/3735
R.G. Tarih ve Sayı
27/7/2018-30491
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.114 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ramazan ayında gece vakti davul çalınmasının özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. 1961 yılında doğan ve inşaat mühendisi olan başvurucu,

İzmir'de yaşamaktadır.

10. Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen ramazan ayında oruç tutma ibadetinde bulunacak

bireylerin ibadete hazırlanmaları için uyandırılmaları amacıyla davul

çalınmaktadır. Bu yöntem ülke genelinde çoğunlukla uygulanan bir gelenek olarak

kabul görmektedir.

11. Başvurucunun ikamet ettiği yere bağlı muhtarlık tarafından

2008 yılı ramazan ayı boyunca davul çalınması ve para toplanması hususunda

yazılı yetkilendirme yapılmıştır.

12. Başvurucu; bir ay boyunca her gece saat 03.30'da davul

çalınmasına izin verilmesi suretiyle uyandırıldığını belirterek gürültü

niteliğindeki bu uygulamanın sağlıklı çevrede yaşama hakkını engellediğini,

ayrıca ibadete zorlayıcı sonuçlarının olduğunu da iddia ederek uygulamanın

dayanağı olan işlemin iptal edilmesi için Konak Kaymakamlığı aleyhine İzmir 4.

İdare Mahkemesinde 27/8/2008 tarihinde dava açmıştır.

13. Mahkeme 2/7/2009 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde öncelikle inanç özgürlüğü yönünden bir değerlendirme

yapılarak ramazan ayı içinde davul çalınmasının oruç tutma ibadetinin bir unsuru olmadığı, ibadetin

başlangıcından önceki hazırlığın niteliğinden kaynaklanan sabahın erken

saatlerinde uyanma gerekliliğinin bir sonucu olarak gelenekselleşmiş bir

uyandırılma yöntemi olduğu açıklanmıştır. Kararda; İslam dinine inanmayan ya da

ibadet yöntemlerine kayıtsız kalan kişilerin salt davul çalınması nedeni ile

ibadete zorlandığının, bu yolla inanç özgürlüklerine müdahale edildiğinin

kabulüne olanak bulunmadığı değerlendirmesine yer verilerek davacının manevi

zararına neden olduğu ileri sürülen davul

çalınarak oluşturulan gürültünün engellenmesi

ve denetiminde davalı idarenin görev ve sorumluluğunun incelenmesi, varsa

üstlendiği görevin yerine getirilmesinde hizmet

kusurundan söz edilebilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmiştir.

Kararda ayrıca, davul çalınması ile oluşturulan sesin bireylerin huzurunu ve

giderek toplum sağlığını bozucu nitelikte olup olmadığının belirlenmesi,

olumsuz etkileri var ise bunun önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması

görevinin İzmir gibi Büyükşehir Belediyesi olarak örgütlenmiş yerel

yönetimlerin bulunduğu yerlerde belediyelere ait olduğu belirtilmiş ve davalı

idarenin varsa gürültü kirliliğinin belirlenmesi ve önlenmesinde ancak dolaylı

görevlerinden söz edilebileceğinden dava konusu edilen tahsis işleminde hukuka

aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

14. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 10. Dairesi

(Daire) 23/9/2013 tarihli kararıyla gerekçeyi değiştirerek hükmü onamıştır.

Onama gerekçesinde kısaca ramazan ayında geceleri davul çalınmasının örfi

olarak uygulanan ve toplum içinde de çok büyük oranda hoşgörü ile karşılanan

geleneksel bir uygulama olduğu ve dava konusu işlemin de bu geleneksel

uygulamanın kontrollü olarak yapılmasını, dolayısıyla muhtemel kötüye

kullanımlarının önlenmesini amaçladığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca davalı

idarenin mahalle halkının talebini karşılamak üzere bu konuda denetimsiz olarak

birçok şahsın davul çalıp bireyleri rahatsız etmesinin önlenmesi için bu konuda

belli kişilere izin verme yetkisininbulunduğu da gözönüne alınarak davanın

reddine karar verilmesi gerektiği açıklanmıştır.

15. Nihai karar 26/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 17/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 14. maddesi şu şekildedir:

"Şehir ve kasabalarda gerek mesken içinde

ve gerek dışında saat 24 ten sonra her ne suretle olursa olsun civar halkının

rahat ve huzurunu bozacak surette gürültü yapanlar polisçe menolunur. Bu yasağı

dinlemiyenler hakkında Ceza Kanununun 546 ncı maddesine göre takibat yapılır.

Zabıtadan izin alınarak yapılacak düğün ve

müsamere ve balolar bu kayıttan müstesnadır."

18. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 2.

maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu

Kanunda geçen terimlerden;

Çevre:

Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak

etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel

ortamı,

… ifade eder."

19. 2872 sayılı Kanun'un "Gürültü"

kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve

ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar

üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.

Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye,

işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve

titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlaraindirilmesi için faaliyet

sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından kirlilik

bağlamındaki çevresel rahatsızlıkların devletin veya özel kişilerin

faaliyetleri sonucunda oluşması arasında bir ayırım gözetmeksizin Sözleşme'nin

8. maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlarla bağlantı

kurulmak suretiyle incelendiği anlaşılmaktadır (Bor/Macaristan,B. No: 50474/08, 18/6/2013, § 25).

22. Bu kapsamında AİHM'in iddiaya konu çevresel kirliliğin, özel

hayatın veya aile hayatının nitelik ve kalitesini veya konutundan yararlanma

şeklindeki hukuksal çıkarı olumsuz etkilediğini tespit ederek özel hayat

kavramının alt kategorileri olan özel hayata, aile hayatına ve konuta saygı

hakkı ile sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı arasında bir bağ kurduğu

görülmektedir (Powell ve Rayner/Birleşik

Krallık, B. No: 9310/81, 21/2/1990; Hatton

ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 36022/97, 8/7/2003; Lopez Ostra/İspanya, B. No: 16798/90,

9/12/1994).

23. Bununla birlikte çevresel meselelerin Sözleşme’nin 8.

maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli koşulların mevcudiyeti

aranmaktadır. Bu bağlamda söz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun özel

ve aile yaşamı ya da konuta saygı hakkı üzerinde doğrudan bir etkide bulunması

ve söz konusu çevresel kirliliğin belirtilen değerler üzerindeki etkisinin

asgari bir şiddet derecesine ulaşması gerekmektedir. Bu kapsamda söz konusu

kirliliğin ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranmaktadır. Belirtilen

bağlamda aranan asgari ağırlık eşiğinin söz konusu hukuksal değerlerin ihlal

edilip edilmediğinin değil bizatihi söz konusu alana ilişkin incelenebilir bir

sorun doğup doğmadığının tespiti amacıyla değerlendirildiği görülmektedir. Söz

konusu şiddet derecesinin değerlendirilmesi göreli olup her somut olayda

çevresel etkinin yoğunluğu, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile çevrenin

genel bağlamı gibi kriterler çervevesinde ayrıca değerlendirme yapılmasını

zorunlu kılmaktadır (Fadeyeva/Rusya,

B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 69).

24. Yapılan değerlendirmelerde başvurucuların şikâyetlerine konu

çevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz en önemli unsurdur. Bu kapsamda

modern kent yaşamının gereği olan çevresel tehlikeler ile kıyaslandığında

önemsiz kalan çevresel olumsuzluklar, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesindeki

güvenceleri harekete geçirmek için yeterli görülmemektedir (Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:

43449/02, 25/11/2010, § 90).

25. Sözleşme’de temiz ve sessiz bir çevrede yaşama hakkı

şeklinde bir hak güvence altına alınmadığı için özel hayat çerçevesinde korunan

hukuksal çıkarlar üzerinde doğrudan ve ciddi bir etkisi bulunmayan, manzara

hakkı veya güzel bir çevrede yaşama hakkı gibi çevresel hakların Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamında değerlendirilmesi söz konusu değildir (Krytatos/Yunanistan, B. No: 41666/98,

22/5/2003, §§ 52, 53; Ali Rıza Aydın/Türkiye

(k.k.), B. No: 40806/07, 15/5/2012, §§ 27-29). Zira Sözleşme'nin 8.

maddesinin aktif hâle gelmesini sağlayan etken, çevrenin genel olarak bozulması

değil bireylerin özel veya aile yaşamı ile konutları için zararlı bir etkinin

söz konusu olmasıdır.

26. AİHM içtihadında inceleme konusu çevresel etkinin

Sözleşme'nin 8. maddesinde yer alan güvenceleri etkin hâle getirebilmesi için

aranan ağırlık eşiğinin tespitinde genel olarak başvurucudan söz konusu etki

derecesini ortaya koyan somut veriler sunmasının beklenildiği, bu kapsamda söz

konusu etki derecesini ortaya koyan kamusal ölçümler veya uzman raporları gibi

veriler ile ilgili alanın, örneğin gürültüye açık bölge olarak tespit

edildiğini gösteren kamusal kararların yapılan değerlendirmelerde dikkate

alındığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte AİHM'in başvuru evrakı ile ilgili

idari ve yargısal prosedüre ilişkin evrak kapsamında tespit ettiği veriler ve

hayatın olağan akışına göre söz konusu çevresel rahatsızlığın asgari ağırlık

eşiğini geçtiğinin kabul edilmesi gerektiği yönünde tespitlerde bulunduğu

başvuru örneklerinin de mevcut olduğu görülmektedir (Moreno Gomez/İspanya, B. No: 4143/02, 16/11/2004, §§ 59, 60;

Ruano Morcuende/İspanya, B. No:

75287/01, 6/9/2005; Fagerskiöld/İsviçre (k.k.),

B. No: 37664/04, 26/2/2008; Oluic/Hırvatistan,

B. No: 61260/08, 20/5/2010, §§ 52-62; Mileva

ve diğerleri/Bulgaristan, §§ 93-95).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

28. Başvurucu; her yıl ramazan ayı boyunca gece saat 03.30'da

davul çalınması nedeniyle uyandırıldığını, uygulamanın özel ve aile hayatına

doğrudan müdahale teşkil ettiğini, herkesin dengeli ve sağlıklı bir çevrede

yaşama ve hayatını sürdürme hakkına sahip olduğunu belirterek Anayasa'nın 5. ve

56. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca; bu şekilde

devletin izin verdiği görevlilerce uyandırılarak oruç tutmaya zorlandığını,

anılan eylemin din ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu, devletin herkese eşit

mesafede olması gerektiğini belirterek din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlik

ilkesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

29. Bakanlık görüşünde başvurucunun şikâyetleri, çevre hakkı ve

Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında değerlendirilerek bu kapsamda daha önce AİHM

tarafından karara bağlanan dosyalar ve ilgili kararlar doğrultusunda genel

ilkelere yer verilmiştir.

30. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında söz konusu

şikâyetin sadece gürültü kapsamında ele alındığını, uygulamanın din ve vicdan

özgürlüğüne de aykırı olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca; Dairenin

halkın istekleri doğrultusunda idarenin ramazan ayında davul çalması için izin

vermeye yetkili olduğunu belirtmesine karşılık mevzuatta herhangi bir kuruma bu

yetkinin verilmediğini, gece vakti gürültü yapmanın yasak olduğunu belirterek

tazminat kararı verilmesini talep etmiştir.

31. Anayasa'nın 20.

maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir."

32. Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar

Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu

hukuksal çıkarların Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği

görülmektedir. Bu bağlamda özel hayat kavramına dâhil bir kısım hukuksal

değerin Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlendiği, özel hayatın diğer alt

kategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı hakkının

ise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı görülmektedir. Bu

kapsamda Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan hakların temel olarak Anayasa’nın

20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlendiği anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki

kararlar için bkz. Hüseyin Tunç Karlık ve

Zahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 41).

33. Diğer taraftan Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahip olduğu belirtilmektedir. Bu maddenin gerekçesinde ise şu açıklamalara yer

verilmiştir: "... bu madde ile yaşama,

maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır.

Bu iki hakkın bir bütün teşkil ettiği, birbirini tamamladığı açıktır."

Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı bireysel başvuru kapsamında

Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan temel hak ve

hürriyetlere ilişkin güvenceler yönünden dikkate alınması gereken çerçeve bir

düzenleme olarak değerlendirilmelidir. Buna karşılık özel hayata saygı hakkının

Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenmek suretiyle özel ve ayrı olarak güvence

altına alındığı görülmektedir. Dolayısıyla bireyin maddi ve manevi varlığı

üzerinde de etkileri bulunan çevresel meselelerin bu konuda özel ve ayrı olarak

düzenlenmiş bulunan Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan özel hayata saygı hakkı

kapsamında ele alınması gerekir (Binali

Özkaradeniz ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/4686, 1/2/2018, § 43).

34. Özel hayatın korunması kapsamında kişiliğin serbestçe

geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhildir. Bu

bağlamda kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuksal çıkarı da özel

hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Fiziksel ve ruhsal

bütünlük hakkı kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlardan biri de

sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; Mehmet Kurt, B. No: 2013/2552, 25/2/2016,

§ 45; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan

Karluk, § 42; Binali Özkaradeniz

ve diğerleri, § 44 ).

35. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının anayasal anlamda normatif

dayanağı 56. maddede yer verilen, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede

yaşama hakkına sahip olduğu yönündeki düzenlemedir. Ancak söz konusu hüküm,

Anayasa’nın "Temel Haklar ve

Ödevler" başlıklı İkinci Kısım'ının ''Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler'' başlıklı Üçüncü

Bölüm'ünde yer almaktadır. Bu sebeple Anayasa’da yer alan ikinci ve üçüncü

kuşak hakların ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulamayacağı

ifade edilmekle birlikte sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının Anayasa’nın özel

hayata ve aile hayatına saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ve konut

dokunulmazlığını düzenleyen 21. maddesi kapsamında ve söz konusu hükümlerde yer

alan hukuksal çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmesi

gerekmektedir (Binali Özkaradeniz ve

diğerleri, § 45).

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin ramazan ayında davul çalınması olgusuna dayandığı,

başvuruda ses ve uyku saatinde rahatsız edilme hususlarına vurgu yapıldığı

dikkate alınarak din ve vicdan özgürlüğü kapsamında dile getirilen iddianın

temelde gürültü kirliliği ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu, İslam

dininin bir mezhebine ait ibadete zorlandığını iddia etmekte ise de davul çalınarak uyandırılma, söz konusu

ibadetin bir unsuru olmayıp sadece bireylerin bu ibadete hazırlanmalarını

kolaylaştırmak amacıyla uyandırılmalarını sağlamak üzere ülke içinde zamanla

yerleşmiş bir gelenektir. Bu durumda ibadete katılacak bireylerden davul

çalınarak uyandırılmak isteyenlerin yanı sıra ibadete katılmasına rağmen bu

yöntemle uyandırılmak istemeyen bireylerin de bulunması mümkündür. Dolayısıyla

ibadete katılmayacak veya katılsa dahi davul çalınarak uyandırılmak istemeyen

bireylerin bu şekilde uyandırılması, ses yüksekliğiyle ilgili olup uyandırılma

olgusu, tek başına ibadete zorlama olarak değerlendirilemeyeceğinden

başvurucunun şikâyetinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmiştir.

37. Çevresel meselelerin Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilebilmesi için belirli koşullar gerçekleşmiş olmalıdır. Bu bağlamda

söz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun özel ve aile hayatı ya da konuta

saygı hakkı üzerinde doğrudan bir etkide bulunması, bu kapsamda çevresel

rahatsızlığın ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranmaktadır. Ancak

belirtilen bağlamda aranan asgari ağırlık eşiğinin değerlendirilmesi somut bir

zararın gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil söz konusu alana ilişkin

incelenebilir bir sorun doğurup doğurmadığı tespit edilerek yapılmaktadır. Bu

değerlendirme ise her somut olayda çevresel etkinin yoğunluğu, süresi, beden ve

ruh bütünlüğü ile çevrenin genel bağlamı gibi kriterler çerçevesinde ayrıca

değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yapılan değerlendirmelerde,

başvurucunun iddiaya konu çevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz en

önemli unsurdur (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 58; Fevzi

Kayacan (2), B. No: 2013/2513, 21/4/2016, § 53; Binali Özkaradeniz ve diğerleri, § 48).

38. Çevresel kirlilik tek başına özel hayata saygı hakkı

kapsamında korunmaya değer bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı

Sözleşme kapsamında korunan bir hak değildir. Anayasa'nın 56. maddesinde yer

alan herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu

yönündeki düzenleme, Sözleşme'de münhasıran yer almadığından söz konusu hakkın

ortak koruma alanında bulunduğunu söylemek güçtür. Bununla birlikte tartışmaya

konu çevresel kirlilik, bireyin konuttaki huzurunu, özel veya aile hayatını

doğrudan etkilerse ve belirli bir katlanma düzeyini geçerse özel hayata saygı

hakkı bakımından bir sorunun mevcut olduğu varsayılmaktadır. Bu iki koşuldan

birinin yokluğu ise özel hayata saygı hakkının güvencelerinin devreye girmesini

engellemektedir.

39. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu

ortaya çıkan çevresel etkiler ile bireyin özel ve aile hayatı veya konutunu

kullanım hakkı arasında yeterince sıkı bir bağın varlığı ilk koşul için

yeterlidir (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet

Kurt, § 69; Ahmet İsmail Onat,

B. No: 2013/6714, 21/4/2016, § 84; Hüseyin

Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 68).

40. Başvurucunun çevresel rahatsızlık olarak ileri sürdüğü davul

çalınması nedeniyle oluşan sesin ancak başvurucunun yaşam kalitesini olumsuz

etkilediği ölçüdeAnayasa'nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete

geçirebilecektir. Davul çalınması nedeniyle oluşan ve tekrarlayan gürültünün

başvurucunun evinin önünde gece saatlerinde meydana gelmesi nedeniyle

başvurucunun özel hayatını doğrudan ve yakından etkilediği açıktır.

41. Öte yandan bu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi

kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığı

değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 67; Ahmet İsmail Onat, § 82; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk,

§ 66).

42. Özel hayata saygı hakkının gündeme gelebilmesi için aranan

bu ikinci koşul, her olayın somut koşulları içinde değerlendirilmesini

gerektiren göreceli bir alan olup rahatsızlığın yoğunluğu, etkiye maruz kalınan

süre veya kişi üzerindeki fiziksel veya zihinsel etkileri gibi unsurlar koşulun

oluşması bakımından dikkate alınmaktadır (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 58; Fevzi Kayacan (2), B. No: 2013/2513,

21/4/2016, § 53; Binali Özkaradeniz ve

diğerleri § 48).

43. Şikâyete konu davul

çalma, her yılın farklı zaman diliminde ve bir ay süreylegece

saatlerinde genellikle birkaç dakikayı geçmeyecek şekilde gerçekleşen

geleneksel bir faaliyettir. Türkiye'de yaşayan bireylerin çoğunluğu bakımından

benimsenen ve sahiplenilen bu gelenek, birlikte

yaşama amacını taşıyan diğer bireyler yönünden hoş görülmesi

beklenen bir olgudur. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinin temelini, bu

geleneğin sürdürülmesinden başvurucunun duyduğu rahatsızlığın hoş görülmesi

beklenmeyecek düzeye ulaşıp ulaşmadığı hususu oluşturmaktadır.

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

45. Başvurucu, yaşadığı toplum tarafından gelenek olarak kabul

edildiği şekliyle davul sesine maruz kalmaktadır. Sesin gece uyku saatlerinde

oluşması nedeniyle başvurucunun yaşam kalitesinin etkilendiği tartışmasızdır.

Ancak maruz kalınan sesin ortalama bir insanda oluşturacağı etkinin ve sese

maruz kalma süresinin kural olarak katlanılmayacak boyuta eriştiğini söylemek

güçtür. Ayrıca meydana gelen rahatsızlığın yılın sadece belli bir zaman

diliminde gerçekleşmesi ve bu zaman diliminin belirliliği nedeniyle

öngörülebilir oluşu da başvurucunun ortaya çıkan rahatsızlığa katlanabilmesini

sağlayacak önemli bir etkendir.

46. Diğer yandan başvurucunun ülke genelinde gerçekleşen bu faaliyetten

diğer bireylere nazaran daha fazla etkilenmesini gerektirecek unsurların somut

olayda mevcut olması ihtimal dâhilinde ise de bu yönde bir bilgi veya olgu

başvurucu tarafından ortaya konmuş değildir. Hâl böyle olunca Türkiye'de

yaşayan diğer kişilerle birlikte başvurucunun da maruz kaldığı sesin süresi ve

yoğunluğu Anayasa'nın 20. maddesinde koruma altına alınan güvenceleri işletecek

asgari ağırlıkta bulunmamaktadır. Dolayısıyla üçüncü kişiler tarafından belli

bir kural dâhilinde kontrollü olarak gerçekleşen davul çalma eylemi nedeniyle

oluşan gürültünün devletin müdahalesini gerektirecek seviyeye ulaşmadığı

sonucuna ulaşılmaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu çevresel meselenin

özel hayata saygı hakkının korumasından yararlanacak ağırlıkta bulunmadığından

başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Başvurunun kabul edilemez bulunması nedeniyle -daha önce adli

yardım talebinin kabul edilerek muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin

başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı da anlaşıldığından- 12/1/2011

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesi uyarınca

muafiyetin koşullarının tamamen oluşmaması sebebiyle 206,10 TL harçtan ibaret

yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE 12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

EK GEREKÇE

1. Ramazan ayında davul çalma ülkemizde oruç tutan vatandaşları

sahura kaldırmak amacıyla yapıldığı belirtilen yaygın bir faaliyettir. Bu amaca

dönük olarak davul çalınmasının günümüzün teknolojik şartları dikkate

alındığında çok da gerekli olmadığı rahatlıkla öne sürülebilir. Bununla beraber

bir gelenek olarak bu uygulama sürdürülmektedir.

2. Vatandaşların bir kısmı en geniş anlamıyla dini bir faaliyet

bağlamında gerçekleşmesinden dolayı bu geleneğin devam ettirilmesinden dolayı

maruz kaldıkları gürültüyü hoş görülebilir ve kabul edilebilir bulurken, bazı

yurttaşlar tam tersini düşünerek özel hayatı veya aile hayatına ölçüsüz bir

müdahalede bulunulduğu ve ibadet yapmaya zorlandıkları hissine kapılabilirler.

3. Mahkememiz somut başvuruyu Anayasa'nın 20. maddesi

kapsamındaki güvenceler çerçevesinde değerlendirerek oybirliğiyle açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (§ 39, §§41-47).

4. Davul çalma faaliyetinin İslam dinince kutsal sayılan bir

zaman diliminde gerçekleştirildiğini ve arka planında bir ibadetin yerine

getirilmesinin amaçlandığını düşünürsek Anayasa'nın 24. maddesindeki din ve

vicdan hürriyeti kapsamında da bir kabul edilebilirlik değerlendirmesinin

yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu : D.Ö. Vekili : Av. Özge Ayşe ÇAVUŞ Engin YILDIRIM Başkan

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3735, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 61260/08, 20/5/2010, §§ 52-62; Mileva
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. B. No: 2013/6714, 21/4/2016, § 84; Hüseyin
  12. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  13. Ek Gerekçe
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Çelikdemir Ankıtcı
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3735
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Hanifi Baki Başvurusu (B. No: 2017/36197)
  • Erol Kaplan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14284)
  • Fehmi Alkan Başvurusu (B. No: 2016/1941)
  • İbrahim Aksoy Başvurusu (B. No: 2015/16346)
  • Anzılha Zorlu Başvurusu (B. No: 2015/20152)
  • Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği Başvurusu (B. No: 2015/19723)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.