İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erol Kaplan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14284)

1. Başvuru, yasak usullerle ve müdafi hazır bulunmaksızın

Başvuru No2014/14284Tarih27 Haziran 2018Okuma32 dk · 6.454 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erol Kaplan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
27 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/14284
R.G. Tarih ve Sayı
27/7/2018-30491
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.454 kelime·32 dk okuma·28 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yasak usullerle ve müdafi hazır bulunmaksızın

kollukça alınan ifadelere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucular

Hakkındaki Yargılama Süreci

9. Başvurucular, yasa dışı bir örgüt olan "Türkiye Halk

Kurtuluş Partisi (THKP)-Yeniden Kuruluş Birliği/Halkın Kurtuluş Güçleri"ne karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğünce

düzenlenen operasyon kapsamında 19/4/1994 tarihinde gözaltına alınmış ve

sorgulanmak üzere Terörle Mücadele Şubesine götürülmüştür.

10. Yakalama tutanağına göre başvurucular, Zeytinburnu'nda bir

kahvehanede yakalanmışlardır. Tutanakta ayrıca başvurucuların Fazıl Ahmet Tamer

yönetimindeki 34 F... 94 plakalı araçtan indikleri, kahvehanede başvurucular

dışındaki diğer örgüt mensuplarının da yakalandığı belirtilmiştir. Araçta

yapılan aramada üç adet el bombası, üç adet otomatik silah, iki adet tabanca,

bol miktarda mermi, iki adet el telsizi, bir adet maske, iki adet maymuncuk ve

ip ele geçirilmiştir.

11. Arama sırasında hazır bulunan Bomba İmha Uzmanı Polis Memuru

K.T. başvurucuların yargılanması sırasında alınan beyanında; işini yaptığı

sırada şüphelilerin orada bulunmadığını, tutanağın Emniyet Müdürlüğünde

düzenlendiğini ifade etmiştir. Başka bir kolluk memuru da başvuruculardan Hasan

Demir'in başka bir yerde (evde) yakalandığını beyan etmiştir.

12. Müdafileri, başvurucular Hasan Demir ve Fazıl Ahmet Tamer

ile görüşmek için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığından

22/4/1994 tarihinde izin almıştır. Verilen izin, anılan başvurucuların yer

gösterme için başka bir yerde bulundukları gerekçesiyle yerine getirilmemiştir.

13. Başvuruculara 19/4/1994 ile 27/4/1994 tarihleri arasında

birçok defa yer gösterme işlemi yaptırılmıştır. Müdafileri olmaksızın

hazırlanan tatbikatlı ve ifadeli yer gösterme tutanaklarına göre başvurucular

isnat edilen birçok yasa dışı eylemi ikrar etmiş; kendilerini ve diğer

şüphelileri suçlayıcı beyanlarda bulunmuşlardır.

14. 19/4/1994 tarihli ifadeli teşhis tutanağında belirtilen

yerde (başvurucular Hasan Demir ve Erol Kaplan tarafından kullanıldığı iddia

edilen evde) yapılan aramalarda tabanca ve örgütsel dokümanlar bulunmuştur.

Örgüt tarafından depo olarak kullanıldığı iddia edilen yerde 20/4/1994 ve

26/4/1994 tarihlerinde yapılan aramalarda ise çok sayıda patlayıcı madde,

tabanca, mermi ve örgütsel doküman ele geçirilmiştir. Anılan arama

başvurucuların yer göstermeleri sonucu yapılmıştır.

15. Başvurucu Hasan Demir, kollukta yer gösterme sırasında

alınan beyanlarının dışında ayrıca ifade vermemiş; diğer başvurucular kollukta

ayrıca verdikleri ifadelerinde üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmiştir.

Başvurucuların ifadeleri; hakları hatırlatılmadan, müdafileri olmaksızın

alınmıştır.

16. Başvurucu Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kaplan İstanbul DGM

Başsavcılığındaki 2/5/1994 ve DGM Sorgu Hâkimliğindeki 3/5/1994 tarihli

ifadelerinde suçlamaları inkâr ederek kolluk ifadelerinin ve tutanak

içeriklerinin doğru olmadığını beyan etmiştir. Diğer başvurucu ise DGM

Başsavcılığı ve Sorgu Hâkimliğinde aynı tarihlerde alınan ifadelerinde, tutanak

içeriklerinin doğru olmadığını belirtmiştir. Müdafileri hazır bulunmaksızın

başvurucuların ifadeleri alınmıştır.

17. Başvurucular 3/5/1994 tarihinde tutuklanmış ve 30/5/2001

tarihinde tahliye edilmiştir.

18. Başvurucular hakkında anayasal düzeni zorla değiştirmeye

kalkışma suçunu işlediklerinden bahisle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

11/7/1994 tarihli iddianamesiyle İstanbul 4 No.lu DGM'de (E.1994/457) kamu

davası açılmıştır. İddianamede başvurucuların örgütsel konumlarına ilişkin

olarak;

i. Başvurucu Hasan Demir'in örgütün siyasi sorumlusu ve lideri

olduğu, örgüt adına çok sayıda eylemi planlayıp bu eylemlerin talimatını

verdiği, sahte kimlikle hücre evinde diğer başvurucu Erol Kaplan ile birlikte

kaldığı, on adet silahlı yağma, hırsızlık ve hırsızlığa kalkışma eylemi

gerçekleştirdiği,

ii. Başvurucu Fazıl Ahmet Tamer'in örgütün basın yayın ve depo

sorumlusu olduğu, kaldığı yerde 6/5/1992 tarihinde yapılan aramada çok sayıda

örgütsel doküman ele geçirildiği, örgüt adına on beş adet hırsızlık, hırsızlığa

teşebbüs, patlayıcı madde atma, silahlı yağmaya teşebbüs eylemine katıldığı,

iii. Başvurucu Erol Kaplan'ın örgütün kurucu üyelerinden olduğu,

değişik kod adları kullandığı, örgüt adına bildiri dağıtma, silahlı ve askerî

eğitim alma, örgüt adına yirmi dokuz adet hırsızlık, pankart asma, silahlı

çatışma, silahlı yağma, patlayıcı madde atma, bildiri dağıtma eylemine

katıldığı iddia edilmiştir.

19. Başvuruculara isnat edilen eylemlerin bir kısmı şöyledir:

2/11/1990 tarihinde Şişli ilçesindeki T. T. Bankasından hırsızlık, 13/12/1990

tarihinde Üsküdar’daki T. H. Bankası Şubesinde hırsızlık, 17/10/1991 tarihinde

Eminönü ilçesindeki E. Şubesine patlayıcı madde koyma, 30/12/1991 tarihinde

Beşiktaş ilçesindeki S... Oteli oto garajına patlayıcı madde koyma, 29/6/1991

tarihinde Bursa Gemlik İlçesi A. Şirketi deposunda silahlı gasp.

20. 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü

Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına

Dair Kanun'un geçici 1. maddesi ile devlet güvenlik mahkemelerinin görev ve

yetkilerine son verilmiş; aynı Kanun'un geçici 2. maddesi gereğince başvurucu

hakkındaki yargılama, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.

21. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ile

görevli) anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçunu

işlediklerinden bahisle 27/4/2007 tarihinde başvurucuların mahkûmiyetine karar

vermiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 13/2/2008 tarihli

kararıyla bozulmuştur.

22. Başvurucular bozma sonrası yapılan yargılama sonunda

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2012 tarihli kararıyla Türkiye

Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya

ilgaya teşebbüs suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza

Kanunu'nun 146. maddesi gereğince müebbet hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.

İlk derece mahkemesi başvurucuların ikrarları, yer gösterme ve arama

tutanakları, ele geçirilen silahlar, teşhis tutanakları, ekspertiz raporları ve

diğer sanıkların ifadelerini bütün olarak değerlendirerek sanıkların isnat

edilen eylemleri işlediğine dairkesin kanaate

ulaştığını gerekçesinde ifade etmiştir.

23. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca düzenlenen 21/3/2014 tarihli ve 2012/287540 numaralı tebliğname şöyledir:

"19. 04.1994 tarihinde sanıkların

içerisinde bulundukları 34 F... 94 plakalı araçta yakalanan çeşitli cins ve

miktarda patlayıcı madde ve tabanca, 19.04.1994 tarihli ifadeli teşhis

tutanağında belirtilen yerde Hasan Demir [başvurucu] ve Erol Kaplan [başvurucu]

tarafından kullanılan örgüt evinde yapılan aramalarda ele geçirilen tabanca ve

örgütsel dökumanlar, sanıklarca depo olarak

kullanılan yerde 20.04.1994 ve 26.04.1994 günü yapılan aramada ele geçirilen

çok sayıda patlayıcı madde, otomatik tabanca, tabanca, mermi, patlayıcı madde

ve örgütsel dökümanların ele geçirildiği sabit ise

de; sanıkların yakalandıkları ve gözlem altına alındıkları 19/04/1994 tarihli

Zeytinburnu ilçesi [İ.] Bankası şubesini soyma girişiminin vahamet arz eden bir

eylem olarak kabul edilememesi yanında henüz icrai

işlemlere başlanılamaması nedeniyle sanıkların atılı hırsızlık eyleminden

sorumlu tutulmalarının mümkün olmaması, bunun dışında mahkemece numara verilmek

suretiyle belirtilen vahamet arz eden eylemleri ise sanıkların gerçekleştirdiklerine

ilişkin olarak herhangi bir görgü şahidi, parmak izi ya da başkaca delil

bulunduğuna ilişkin dosyada mahkumiyete yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin

ve inandırıcı delile rastlanmadığı, sanıklar aleyhine vahamet arz eden eylem

olarak sadece 29.06.1991 tarihinde Bursa ili Gemlik ilçesi [A.] şirketine ait

işyerinden patlayıcı madde gasp edilmesi olayına ilişkin olarak beyanları hükme

esas alınan tanıklar [İ.K.] ile [R.Ö.nün] ifadeli

teşhis tutanaklarının dosya arasında bulunduğu, sanıkların ise 26.04.1994

tarihli sanıklar Fazıl Ahmet Tamer [başvurucu] ve Erol Kaplan'a [başvurucu] ait

tatbikatlı yer gösterme tutanağı, yine aynı tarihli sanık Erol Kaplan ve Fazıl

Ahmet Tamer'e ait yer gösterme tutanağı, 23.04.1994 -25.04.1994 ve 26.04.1994

tarihli sanıklar Erol Kaplan'a ait yer gösterme tutanakları ile avukat

yardımından faydalandırılmaksızın verdikleri kolluk beyanlarını baskı altında

verdiklerini, işkenceye maruz kaldıklarını beyan etmeleri, (sanık Erol

Kaplan'ın ise kollukta beyanda bulunmadığına ilişkin 15.07.1997 tarihli

tutanak), bunun dışında beyanı hükme esasa alınan tanıklar [İ.K.] ile [R.Ö.nün] kollukta önce [T.D.]isimli bir şahsı teşhis

etmeleri (daha sonra tanık [İ.K.] hakkında Bursa Ağır Ceza Mahkemesinin

1995/265 esas sayılı dosyasında yalan tanıklıktan dolayı dava açılması, [T.D.]

isimli şahsın ise Bursa 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 1993/135 esas sayılı

dosyasında gasp suçundan yargılanıp beraat etmesi) daha sonra 23.04.1994

tarihli ifadeli teşhis tutunağında ise Hasan Demir ve

Erol Kaplan'ı teşhis ettiklerine ilişkin kollukta alınan beyanlarından dönüp

tanık [İ.K.nın] 22.01.1997 tarihli duruşmada

huzurdaki sanıkları tanımadığını, daha önce hiç görmediğini, polis kendisini

çağırdığında kendisini "budur" diyerek zorladığı için beyanda bulunduğunu

beyan etmesi, savcılık ve mahkeme beyanları arasında bariz çelişkiler

bulunması, beraber teşhiste bulunduğu diğer tanık [R.Ö.nün]

ise 26.03.1997 tarihli beyanında "kimseyi teşhis edemediğini, sadece olay

yerine üç kişinin geldiğini beyan ettiğini, emniyette budur diye baskı

yaptıkları için beyanda bulunduğunu, huzurda bulunan sanıkları tanımadığını

daha önce hiç görmediğini" beyan etmesi, dosyada bulunan raporlar, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin 19028/02 nolu başvurusu

üzerine vermiş olduğu 24/07/2007 tarihli sanıkların işkenceye maruz

kaldıklarına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3.maddesinin ihlal

edildiğine ilişkin kararı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında söz konusu

beyanlar ve teşhis tutanaklarının anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs

suçu bakımından hükme esas alınmasının mümkün olmaması karşısında; sanıkların

eylemlerinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 168/1-2,

264/4-5-8 ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarını oluşturması, daha sonra

yürürlüğe giren mevzuat hükümleri ile lehe değerlendirmenin yapılması suretiyle

cezalandırılmaları yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde

anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçundan mahkumiyetlerine

karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz

itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden res'en

de temyize tabi olan hükmün BOZULMASI ... Tebliğ olunur."

24. Başvurucuların kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza

Dairesi, 13/6/2014 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

25. Başvurucular onama kararından 31/7/2014 tarihinde haberdar

olmuşlardır.

26. Başvurucular 26/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Başvurucular Hakkında

Düzenlenen Sağlık Raporları

27. İddialarına göre başvurucular, gözaltı sırasında kötü

muameleye uğramış ve günlerce uykusuz bırakılmıştır. Başvurucular, gözaltı sona

erdiğinde ve sonrasında birçok defa sağlık muayenesinden geçirilmiş ve

haklarında adli raporlar düzenlenmiştir.

1. Başvurucu Fazıl Ahmet

Tamer Yönünden

i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün

2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda, başvurucunun iki kolunda ağrı

ve his kaybı olduğu belirtilmiş; üç gün iş göremezlik sonucuna varılmıştır.

ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğinin 4/5/1994 tarihli

raporunda; başvurucunun vücudunda boyun her iki omuz, sırt, göğüs ve el

bileklerinde yaygın ağrı, her iki omuzda hassasiyet ve kızarık alanlar, omuz

eklem hareketlerinde ve el bilek hareketlerinde kısıtlılık, ön kol

hareketlerinde güçsüzlük, sol el bileğinde belirgin olmak üzere his ve motor

kusuruna yer vermiştir.

iii. Başvurucu gözaltına alınmasından sorumlu polis memurları

aleyhinde başlatılan soruşturma kapsamında 11/2/2000 tarihinde tekrar muayene

edilmiştir. Başvurucu 1994 yılındaki gözaltı sırasında askı ve dayak gibi

işkencelere maruz kaldığını, bunun da dört ay boyunca kollarında güç kaybına ve

sol elde his kaybına neden olduğunu ifade etmiştir. Yapılan bu muayene

sonucunda başvurucuya on beş gün iş göremezlik raporu verilmiştir.

iv. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu tarafından

20/12/2000 tarihinde düzenlenen raporda, başvurucunun hayati tehlikesinin

bulunmadığı ve kollarında tespit edilen lezyonların iddia edildiği gibi

kollarından asılmasından kaynaklanmış olabileceği sonucuna varılmıştır.

2. Başvurucu Hasan Demir

Yönünden

i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün

2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda, her iki kolda his kaybı ve

ağrının bulunduğuna yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun sol ön kolunda

kabuklaşmış 2 cm çapında bir lezyon, ekimoz ve alnın

sol kısmında üç beş günlük, mor renkli 1 cm çapında ödem tespit edilmiştir.

Adli raporda, bu yaraların başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığını ancak

beş günlük iş göremezlik raporunun verilmesini gerektirdiği sonucuna

varılmıştır.

ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından hazırlanan

4/5/1994 tarihli raporda; başvurucunun her iki omzunda, dirsek bölgesinde,

göğüste yaygın hassasiyet, her iki kolda güçsüzlük, sol başparmakta uyuşukluk,

yüzde iyileşmeye başlamış 2-3 cm'lik lezyon, sol

dirsekte eritemli lezyon, sağ elde kabuklu lezyon,

dirsek eklemi hareketlerinde kısıtlılık, güçsüzlük, vücudun farklı yerlerinde

ağrı saptandığı belirtilmiştir.

iii. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından başvurucu hakkında

12/5/1994 tarihinde düzenlenen başka bir raporda; başvurucunun vücudunda hâlen sol

koltuk altı bölgede 2x1 cm'lik ciltte soyulma

gösteren, etrafı kızarık lezyon, sırtta sol kürek kemiği orta iç alanda 2 cm'lik çizgisel iyileşmeye başlamış sıyrık, omurga üzerinde

3x2 cm'lik bölümde kabuğu soyulmaya başlamış ekimozlar tespit edildiği ifade edilmiştir. Bu raporda

ayrıca sol el üzerinde, içinde ve sağ ayakta değişik boylarda yara, her iki

omuz, sol ve sağ el özellikle başparmakta uyuşukluk, hissizlik olduğu, anılan

yaraların başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı ancak on günlük iş göremezlik

raporu verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

iv. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından

13/10/2000 tarihinde düzenlenen raporda, başvurucunun hayati tehlikesinin

bulunmadığı ve kollarında tespit edilen lezyonların iddia edildiği gibi

yumrukla da husulünün mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

3. Başvurucu Erol Kaplan

Yönünden

i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün

2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda; başvurucunun sol omuz ve

dizinde sıyrıklar bulunduğu, anılan yaraların başvurucunun hayatını tehlikeye

sokmadığı ancak bu durumun kendisine beş günlük iş göremezlik raporu

verilmesini gerektirdiği belirtilmiştir.

ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından hazırlanan

4/5/1994 tarihli raporda; sol kolda uyuşukluk ve hareket kısıtlılığı, sol diz anterior yüzünde 3-4 cm’lik ekimotik lezyonlar, sol ayak bileği üzerinde belirgin

lezyonlar bulunduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir.

iii. Eyüp Adli Tıp Şube Müdürlüğünün başvurucu hakkında

11/5/1994 tarihinde düzenlediği raporda; başvurucunun sol omuz, sol kol ve elde

ağrı ve hareket kısıtlılığı, uyuşma ve karıncalanma, aktif hareketlerinde ileri

derecede kısıtlılık, sol omuz başında köprücük kemiği orta bölümünde ince

çizgili kabukları düşmüş sıyrıklı yara, belde 2-3 cm

arasında değişen ekimozlu lezyon, göğüs kafesi sağ

yanda şiddetli ağrı, sol diz altta iyileşmeye başlamış yara, sol ayakta

iyileşmeye başlamış yara saptanmış ve bu durumun kendisine on günlük iş

göremezlik raporu verilmesini gerektirdiği belirtilmiştir.

iv. Polis memurları aleyhinde başlatılan ceza davasında Ağır

Ceza Mahkemesinin talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu

tarafından düzenlenen 13/10/2000 tarihli raporda, 2/5/1994 ve 4/5/1994 tarihli

raporlarda belirtilen erezyonların künt travma ile meydana gelmiş olduğu ifade edilmiştir.

C. Gözaltında Kötü

Muamele Yapıldığı İddiasıyla Başlatılan Yargılama Süreci

28. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/6/1994 tarihinde,

başvurucuların gözaltına alınmasından sorumlu sekiz polis hakkında işkence

yaptıkları iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda Terörle Mücadele

Şubesindeki birçok polis memuru sorgulanmıştır. Söz konusu polis memurları

verdikleri beyanlarda, başvuruculara kötü muamele yapıldığı iddiasını kabul

etmemiştir.

29. Başvurucular 6/12/1994 tarihinde polislerden şikâyetçi

olmuşlardır.

30. Yargılama sonunda sanıklar hakkında açılan kamu davalarının

-dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle- ortadan kaldırılmasına karar

verilmiştir. Anılan karar 27/5/2004 tarihinde kesinleşmiştir.

D. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Süreci

31. Başvurucular, gözaltı sırasında polis karakolunda işkence ve

kötü muameleye maruz kaldıklarını ve şikâyetlerini sunmak için etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuşlardır.

32. AİHM, anılan başvuruda Sözleşme'nin 3. madddesinin

hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir (Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 19028/02, 24/7/2007). İlgili kararda AİHM; gözaltından sonra başvurucuların

durumu hakkında kesin ve birbiriyle uyumlu bilgiler içeren sağlık raporlarının

ortaya koyduğu gibi başvurucuların tamamen kendilerini sorgulayan kişilerin

insafına bırakıldıklarını, vücutlarındaki yaraların kaynağı konusunda ikna

edici bir açıklamanın bulunmadığını, tarafların sunduğu delil unsurlarıyla

işkenceye maruz kaldıklarının doğrulandığını belirterek Sözleşme'nin 3.

maddesinin esas bakımından ihlal edildiğini, Ağır Ceza Mahkemesinin dosyanın

zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle yargılamaya son vermesi nedeniyle de

Sözleşme'nin 3. maddesinin usul açısından da ihlal edildiğini belirtmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

33. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412

sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:

“Zabıta

amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim

tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:

1. İfade verenin veya

sorguya çekilenin kimliği tesbit edilir. İfade veren

veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak

zorundadır.

2. Kendisine isnat edilen

suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının

bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin

edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı

geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır

bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği

söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu

söylenir.

5. Şüpheden kurtulması

için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi

aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları

ileri sürmek imkanı verilir.

6. İfade verenin veya

sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir

tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya

sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya

sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade

veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya

sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu

işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin

ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve

imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde

bunun nedenleri yer alır.”

34. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:

“İfade

verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici

nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel

cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya

ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak

yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak

değerlendirilemez.”

35. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi

varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak

üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,

yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında

olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

36. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi

halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya

sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya

dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi

tayin edilir.”

37. 765 sayılı mülga Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Türkiye

Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve

tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e

cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum

olur.”

38. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"İfade alma ve sorguda yasak usuller"

kenar başlıklı 148. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Şüphelinin ve

sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü

davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma,

bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

...

(3)

Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak

değerlendirilemez."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Delilleri

takdir yetkisi" kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Yüklenen suç, hukuka

uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."

40. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte

bulunan 16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:

“Devlet

Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan

şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için

zorunlu süre hariç en geç kırksekiz saat içinde hakim

önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki

suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya

fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin

dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu sürede

sonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile süre yedi

güne kadar uzatılabilir.

Anayasanın 120 nci

maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya

tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada yedi gün olarak belirlenen süre

Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla on güne kadar uzatılabilir.

Tutuklu bulunan sanık, müdafii

ile her zaman görüşebilir. Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına

karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm

uygulanır.”

41. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan 18/11/1992

tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu

Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 nci

madde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda

uygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu

değişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden önceki

halleriyle uygulanır."

2. Yargı Kararları

42. Yüce Divanın 19/12/2012 tarihli ve E.2011/1, K.2012/1 sayılı

kararında konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmiştir:

“Çağdaş

hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas

alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan

birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile

kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının

dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak

toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas

alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak

toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip

edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate

alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında,

'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.';

5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 'Yüklenen suç,

hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'

denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya

konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması

hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı

fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen

delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı

yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala

bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları

sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine

bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması

yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte

doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere,

delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle

ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

43. Sözleşme'nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

''1. Herkes davasının, …

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve

kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

a. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkı Yönünden

44. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında suç isnadı altında bulunan

kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin

etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması istenemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir

şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma

ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

45. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma

evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek

hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın

dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin

verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da

gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya [GK], B. No: 10590/83,

6/12/1988, § 87).

46. İlke olarak şüpheliyegözaltına

alındığı ya da tutuklandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı

sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye,

B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM; kolluk tarafından ifade

alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir

nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından

yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel

olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık,B.

No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

47. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne de

ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma

hakkının sağladığı güvencelerden vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:

4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her

türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığının

gerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).

48. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen

ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,

§§ 55, 56).

b. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkı Yönünden

49. AİHM, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının -ceza

muhakemesini ilgilendiren boyutunda- savunma hakkı ile bağlantılı olduğunu vurgulamakta

ve delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak somut davada kullanılan

delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın

bir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004,

§§ 40, 41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, §§ 67, 68, 81-89). Delil sunmak

veya bazı belgeleri istemek gibi davanın taraflarının inisiyatifine bırakılan

konularda dahi mahkemenin gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Sözleşme’nin 6.

maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altına alma pozitif

yükümlülüğü bulunduğuna değinilmektedir (Barbera,

Messegue ve Jabardo/İspanya,

§§ 76-78).

50. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt

türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil

olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu

olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,

§ 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).

51. AİHM’e göre iç hukukta yeterli

hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş

materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak -başvurucuya

gerekli usule ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı,

zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemiş

olması şartıyla- Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil

yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No:

63831/00, 26/9/2002).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 27/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucular; yargılamanın hakkaniyete uygun şekilde

yürütülmediğini, gözaltında avukata erişim imkânından yararlandırılmadıkları

sırada baskı ve işkence altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen

ifadelere/tutanaklara dayanılarak mahkûmiyet kararı verildiğini belirtmektedir.

54. Bakanlık görüş yazısında;

Salduz/Türkiye kararına atıfla işkence ve

kötü muamele sonucu elde edilen ikrarların kullanılmasının yargılamanın

adilliğini zedeleyeceği ancak Mahkemenin kanaatini olay yeri krokileri,

tutanaklar, ifadeler ve ele geçirilen materyallerin oluşturduğu belirtilmiştir.

55. Başvurucular başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

56. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

57. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

59. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin ortaya

çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma

faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya

çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir.

Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi,

hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38.

maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların

delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704,

1/2/2018, § 42).

60. Anayasa'nın 36. maddesine adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

değerlendirme yaptığı birçok kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka

aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak

ileri sürülen iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38.

maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, § 43).

61. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri

tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla

ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan

değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek

değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Orhan

Kılıç, § 44).

62. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delil

unsurlarının hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğini tespit etmek

değildir. Anayasa Mahkemesinin görevi, hukuka aykırı olduğu ilk bakışta

anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen

delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp

kullanılmadığını ve bu hukuka aykırılığın

bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183,

19/11/2014, § 46).

63. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği

koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup

doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60). Bununla birlikte

işkence ve kötü muamele gibi yasak yöntemlerle elde edilen delillerin

mahkûmiyet hükmüne varılırken kullanılması adil yargılanma hakkını ihlal

etmektedir. Zira işkence ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul

edilebilirliğine karar verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü

muameleye yönelik bir tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu

görevlerinin bu yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Güllüzar Erman, § 64 ).

64. Diğer taraftan ceza yargılamasında savunma haklarının

güvence altına alınması demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B.

No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun

gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma hakkı tanınmadığı sürece

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması

ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002,8/12/2016,§

69; Yavuz Arslan, B. No:

2014/16433, 09/11/2017, § 47).

65. Savunma hakkının sağladığı güvenceler

esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı,

hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli

güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade

edilmiştir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adil

olduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş ve

diğerleri, § 70; Yavuz Arslan, §

48).

66. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen

meşru vasıta ve yollardan

yararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde

sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en önemlisi müdafi yardımından

yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen "meşru

vasıta ve yollar" kavramının kapsamındadır. Bu itibarla müdafi

yardımından yararlanmanın adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve

bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı

altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında kendisini bizzat savunma veya

seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72; Yavuz Arslan, § 49).

67. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının

etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli ancak bir müdafinin hukuki

yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

68. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafii hazır bulunmadığı hâlde kendini

suçlayıcı beyanlarda bulunup bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp

kullanılmadığı, susmasından mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı

ve kendisine herhangi bir baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda

değerlendirilmelidir. Bir ceza davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve

delil vermeye zorlanmama hakkı, suç isnadını zorla veya baskıyla sanığın

isteğine aykırı olarak elde edilen delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı

gerektirir. Avukata erişimi sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet

kararında kullanılması durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar

verilmiş olacaktır. Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve

işkence altında verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu

husus irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 79; Yavuz

Arslan, § 52).

69. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır, bu

durumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı

olarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun

olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü

içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa

Mahkemesi de daha önceşüphelilerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından

faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit

etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, §

71; Güllüzar Erman, § 48) ancak müdafiden yararlanma

hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145; Sami Özbil, §§

56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli

Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

70. Somut olayda başvurucuların gözaltında tutulduğu sırada

devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak

müdafi yardımından yararlanmaları ancak belli bir aşamadan sonra mümkün

olmaktadır. 3842 sayılı Kanun’un eklenen 31. maddesiyle gözaltında bulundurmaya

ve müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında

değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanacağı

hükme bağlanmıştır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan

mevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucunun

belirtilen şartlarda 19/4/1994 ile 3/5/1994 tarihleri arasında gözaltında

tutulduğu görülmektedir.

71. Başvuruculara isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere ilişkin

değerlendirmede kendileri ve diğer sanıkların gözaltında hakları

hatırlatılmaksızın ve müdafileri olmaksızın baskı altında verildiği iddia

edilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Başvurucular,

polisler tarafından düzenlenen "kendilerini

ve diğer sanıkları suçlayıcı ifadeler içeren" tutanakları

imzalamak zorunda kaldıklarını ifade etmiş; soruşturma evresinden itibaren bu

beyanların kendilerine ait olmadığını belirtip itiraz etmişlerdir.

72. Başvurucuların gözaltına alınırken ve emniyette tutuldukları

sırada manevi baskı ve kötü muameleye uğradığı Adli Tıp Kurumu raporlarıyla ve

AİHM kararıyla maddi bir vakıa hâlini almıştır. Gerekçeli kararda delil olarak

gösterilen diğer bulgular başvurucuların manevi baskı gördüğü dönemde tanzim

edilmiş ve müdafi olmaksızın düzenlenmiş tutanaklar ile başvurucuların yer

göstermesi sonucu elde edilmiş belge ve maddelerdir. Diğer bir ifadeyle

başvurucular hakkındaki yargılama; başvurucuların gözaltında olduğu dönemde yer

göstermeleri sonucu elde edilen yasa dışı maddeler,

bu dönemde müdafileri olmaksızın alınmış beyanlar

ve mahkemede doğrulanmamış teşhisler üzerine

inşa edilmiştir.

73. Sonradan (yargılamanın devam ettiği sırada) yürürlüğe giren

5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya Mahkeme önünde doğrulanmayan

müdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma

aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece bu

husus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi edilememiştir.

74. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafileri olmaksızın

alınan ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan

eylemleri gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyet kararı

verildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici

biçimde kanıt olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımı

ve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucuların

savunma hakkına verilen zararı gideremediği anlaşılmaktadır.

75. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte somut

olayda, mahkûmiyete belirleyici olarak esas alınan delillerin elde ediliş

yöntemindeki hukuka aykırılıkların bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini

zedelediği, delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve

güvenilirliği üzerinde şüphe doğurduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla mahkûmiyet

kararı verilirken yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen ve Mahkeme huzurunda

sanıklar tarafından doğrulanmayan beyanlara -belirleyici delil olarak-

dayanılmasının yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelerle bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.

76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma

hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

77. Başvurucular; Savcılıktan önce basın önüne çıkarılarak suçlu diye teşhir edildiklerini,

gazetelerde örgüt mensubu olarak

haberlere konu edildiklerini ve bu şekilde peşinen suçlu ilan edildiklerini

belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı

fıkrası,48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel

başvuruda, kamu gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih

sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne

şekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20).

79. Somut olayda başvurucular, ihlal iddialarını genel

ifadelerle ileri sürmüş; ihlal iddialarına ilişkin delilleri açıklama yönündeki

yükümlülüğünü yerine getirmemişlerdir. Dolayısıyla başvurucular tarafından

ileri sürülen iddiaların temellendirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkı

Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları

81. Başvurucular; özel statülü mahkemelerde yargılandıklarını,

kararın gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın sonucunun adil olmadığını

belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

82. Başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal

edildiği yönündeki yukarıdaki tespit dikkate alındığında Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer

şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca karar verilmesine

gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

84. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesi

talebinde bulunmuşlardır.

85. Başvuruda, müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

86. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

(kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)

yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesinin (E.2008/81, K.2012/69) yerine bakan mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucular

:

1. Erol

KAPLAN

2. Fazıl

Ahmet TAMER

3. Hasan

DEMİR

Vekili

:

Av. Mert Er

KARAGÜLLE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/14284, 27 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucular
  7. B. Başvurucular Hakkında
  8. C. Gözaltında Kötü
  9. D. Avrupa İnsan Hakları
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Müdafi Yardımından
  15. B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli
  16. B. Masumiyet Karinesinin
  17. C. Adil Yargılanma Hakkı
  18. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  19. VI. Hüküm
  20. A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak
  21. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  22. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  23. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Yıldırım
  25. Topal
  26. M. Emin KUZ
  27. Yıldırım
  28. Kaplan
  29. Demir
  30. Karagülle
  31. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/14284
Tarih
27 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Fehmi Alkan Başvurusu (B. No: 2016/1941)
  • İbrahim Aksoy Başvurusu (B. No: 2015/16346)
  • Anzılha Zorlu Başvurusu (B. No: 2015/20152)
  • Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği Başvurusu (B. No: 2015/19723)
  • Ohannes Tomarcı Başvurusu (B. No: 2015/18992)
  • Ferhat Encu Başvurusu (B. No: 2017/4576)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.