İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Dilek Genç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3944)

1. Başvuru, batan bir yük gemisine yönelik arama kurtarma

Başvuru No2014/3944Tarih1 Şubat 2018Okuma29 dk · 5.862 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Dilek Genç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
1 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/3944
R.G. Tarih ve Sayı
3/5/2018-30410
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.862 kelime·29 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, batan bir yük gemisine yönelik arama kurtarma

faaliyetleri yürütmek üzere görevlendirilen botun hava koşulları ve denizin

durumu dolayısıyla batması sonucu bottaki personelin yaşamını yitirmesi

olayıyla ilgili olarak Kıyı Emniyeti Genel Müdürü hakkında soruşturma izni

verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2015/2824 numaralı bireysel başvuru dosyasının

2014/3944 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2014/3944 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuşlardır.

9. Birinci Bölüm tarafından 26/12/2017 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görülen başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

11. 4/12/2012 tarihinde Şile açıklarında seyreden bir

geminin batması üzerine olay yerine en yakın istasyon olan Şile'de konuşlu Kıyı

Emniyeti-7 hızlı tahlisiye botu (7 numaralı bot) ile başka bot ve römorkörler

olay yerinde arama kurtarma çalışmaları gerçekleştirmek üzere

görevlendirilmiştir.

12. Arama kurtarma çalışmalarına ilişkin yürütülen

operasyon; Genel Müdür S.O., Genel Müdür Yardımcıları Ü.A., C.A. ve B.O.Ö.,

Daire Başkanı A.D. ve L.K., İşletme Müdürü M.Ç, Şube Müdürü Vekili F.Ö.Ö.,

Başenspektör (denetçi) Vekili N.K. ve Kaptan B.B. tarafından imzalanan bir

tutanağa bağlanmıştır.

13. Saat 10.35'te 7 numaralı botun kaptanı R.Ç. hava muhalefeti

nedeniyle limandan çıkamadığını bildirmiştir. 11.40'ta 3 numaralı botun kaptanı

S.D. mürettebatın deniz tutması sonucu iş göremez hâle geldiğini, bu nedenle

istasyona geri döndüğünü, bir başka römorkörün gönderilmesi gerektiğini

bildirmiştir.

14. Saat 12.30'da 7 numaralı botun yedek vardiyası göreve

çağrılmış ve kişilerin beyanlarına göre saat 14.30 civarında vardiya değişimi

yapılmıştır. 7 numaralı botun yedek vardiyasında Kaptan C.Ö., Yağcı T.S., Usta

Gemici A.K. ve başvurucuların yakını Makinist M.G. görev yapmaktadır.

15. Dört kazazedenin olay mahallinden canlı olarak

kurtarıldığının rapor edilmesi üzerine saat 14.55'te operasyonu yürüten kriz

masası tarafından canlı kazazede bulunma olasılığının yüksek olduğu

belirtilerek 7 numaralı botun kaptanından çalışmalara katılması istenmiştir.

Kriz masasında tutulan tutanağa göre Kaptan C.Ö., havanın çok sert olduğunu

ancak kurtarma sahasına intikal etmeyi deneyeceğini bildirmiştir.

16. 7 numaralı bot saat 15.01'de hareket etmiş, saat

15.16'da botun makinelerinin durduğu bildirilmiş ve 15.21'de botun kayalıklara

çarparak parçalandığı anlaşılmıştır. A.K. kazadan sağ kurtarılmış, Kaptan C.Ö.,

Yağcı T.S., başvurucuların yakını Makinist M.G. ve personeli kurtarmaya çalışan

bir sivil hayatını kaybetmiştir.

17. Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kıyı Emniyeti

Genel Müdürlüğü personelinin hayatını kaybetmesi hususunda taksirle ölüme

sebebiyet verilip verilmediği ve taksir var ise kusurluların kimler olduğunun

kusur oranları ile birlikte tespit edilmesi için bir iş güvenliği uzmanı, bir

uzak yol kaptanı, bir gemi inşa ve yüksek makine mühendisinden oluşan üç

kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.

18. Bilirkişi heyeti tarafından havanın, denizin,

personelin ve botun durumu değerlendirilmiş; kılavuzlara göre 4,5 metreden

fazla dalga yüksekliği bulunması hâlinde botun seyrinin güvenliği olmadığı,

kazanın olduğu gün ise dalga yüksekliğinin 5 metreyi bulduğu, bir başka ifade

ile 7 numaralı botun mevcut deniz ve hava koşullarında seyre uygun olmamasına

karşın denize açılması konusunda görevlendirildiği tespit edilmiştir. Botun

motorunun stop etmesinin sebebi ise botun olması gerekenden yüksek hızda

seyretmesi sonucu dalga tepesinden atladığında su jetinin su ile temasının

kesilmesi olarak belirtilmiştir. Anılan raporda; meydana gelen kaza ve ölüm

olayında asli unsurun hava koşulları olduğu, Makinist M.G.nin %10, kaptan

C.Ö.nün %40, hava ve deniz durumu ile dalga yüksekliği gözönüne alındığında

römorkör ve helikopterler yerine göreve uygun olmayan tahlisiye botlarını

görevlendiren kişi veya kişilerin %50 görev kusuru bulunduğu belirtilmiştir.

19. Şile Cumhuriyet Başsavcılığınca, taksirle birden

fazla kişinin ölümüne görev sebebiyle neden olmak suçu isnadıyla 4/12/2012

tarihinde gerçekleştirilen operasyonu bizzat yürüten ve tutulan tutanakta

imzası bulunan Genel Müdür dâhil on bir kişi hakkında soruşturma izni verilmesi

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından talep edilmiştir.

20. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı

müfettişlerince hazırlanan 22/6/2013 tarihli ön inceleme raporunda; personelin

tamamı hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izni talebinde

bulunulmuş ise de Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün bir kamu iktisadi teşekkülü

olması nedeniyle kurum personelinin 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında yer aldığı, söz konusu KHK'nın 11.

maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereği Genel Müdür dışındaki personel

hakkında soruşturma izni alınmasına gerek bulunmadığı ve resen soruşturma

yürütülebileceği, değerlendirmenin Genel Müdür S.O. hakkında yapılacağı

belirtilmiştir.

21. Yapılan inceleme sonucunda 1, 3, 4 numaralı botlar

ile kaza sonucu batan 7 numaralı botun anılan botlar için tespit edilen rüzgâr

ve dalga durumu sınırları dışında denize açıldığının anlaşıldığı, tecrübe ya da

beceri noksanlığı veya mazaret bulunmamasına karşın 7 numaralı botun

vardiyasının neden değiştirildiğinin tespit edilemediği ve denize açılması yönünde

kaptanın zorlandığına yönelik bulgular saptandığı belirtilerek taksirle birden

fazla kişinin ölümüne görev nedeniyle sebep olma suçunun işlendiğine dair ciddi

tespit ve emarelere rastlandığı, diğer kişiler hakkında resen işlemde bulunma

yetkisi Şile Cumhuriyet Başsavcılığının takdirinde olmak üzere Kıyı Emniyeti

Genel Müdürü S.O. hakkında soruşturma izni verilmesinin icap ettiği kanaati

bildirilmiştir.

22. 24/6/2013 tarihinde Ulaştırma Denizcilik ve

Haberleşme Bakanlığı tarafından; seyir emniyeti ve gemi kurtarma ile ilgili her

türlü hizmeti ifa etmenin ve denizde can tehlikesine uğramış kimselere yardım

etmenin Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün asli görevi olduğu, teknenin denize ve

yola elverişli durumda olduğu, botun seyir yapmasına mâni bir havanın olmadığı,

ayrıca geminin, yolcunun ve mürettebatın emniyetinin sağlanması yönünde karar

alma ve uygulama noktasında kaptanın bütün kurallar ve emirlerin üzerinde yetki

ve sorumluluğa sahip olduğu gerekçeleriyle Kıyı Emniyeti Genel Müdürü S.O.

hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

23. Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan

itiraz, Ankara Bölge İdare Mahkemesince 4/12/2013 tarihinde ön inceleme raporu

ve eki belgelerin hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte

olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

24. Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15/5/2014

tarihinde, soruşturma izni verilmemesinden dolayı soruşturma yapılması

imkânının bulunmaması nedeniyle şüpheli S.O. hakkında kamu adına takibata yer

olmadığına karar verilmiştir. Anılan karar, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 17/11/2014 tarihli itirazın reddi kararıyla kesinleşmiştir.

25. Başvurucular, soruşturma izni verilmemesi kararına

karşı yapılan itirazın reddi kararının 14/2/2014 tarihinde Mahkeme Kaleminde

öğrenilmesinin ardından 14/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın

reddi kararının 16/1/2015 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından otuz günlük

başvuru süresi içinde 16/2/2015 tarihinde ikinci bir başvuru yapmışlardır.

Anılan başvuruların birleştirilmesine karar verilmiştir.

26. Tutanak mümzi diğer on kişi hakkında İstanbul Anadolu

1. Ağır Ceza Mahkemesinde taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma suçundan

kamu davası açılmış olup yargılama devam etmektedir. Anılan yargılama sırasında

sanıklardan Ü.A. ve B.O. Ö.nün suç tarihinde yönetim kurulu üyesi olarak görev

yaptığı anlaşılmış olup soruşturma izni alınması için talepte bulunulmuş ve bu

sanıklar yönünden davanın durdurulmasına karar verilmiştir. Ulaştırma

Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 8/3/2016 tarihinde, anılan kişiler

yönünden soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş olup soruşturma izni

verilmemesine ilişkin kararın kesinleşmesinin beklendiği anlaşılmaktadır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ana Statüsü'nün "Hukuki

Bünye" başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"1. Bu Ana Statü ile teşkil olunan

“Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü” Tüzel Kişiliğine sahip, faaliyetlerinde özerk

ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşudur.

...

6. Kuruluşun ilgili olduğu bakanlık

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığıdır."

28. 399 sayılı KHK'nın 11. maddesinin birinci fıkrasının

(d) bendi şöyledir:

"Teşebbüs genel müdürü ve yönetim

kurulu üyelerinin görevlerini icra sırasında işledikleri suçlardan dolayı

yargılanmaları, ilgili bakanın iznine bağlı olup; bu konuda Memurlar ve Diğer

Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır."

29. 4483 sayılı Kanun'un "Amaç" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek

usulü düzenlemektir."

30. 4483 sayılı Kanun'un "Ön inceleme" kenar

başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İzin vermeye yetkili merci, bu

Kanun kapsamına giren bir suç işlediğini bizzat veya yukarıdaki maddede yazılı

şekilde öğrendiğinde bir ön inceleme başlatır."

31. 4483 sayılı Kanun'un "Ön inceleme yapanların

yetkisi ve rapor" kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Ön inceleme ile görevlendirilen

kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin

bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan

memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri

dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir

rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme

birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle

ayrı ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine

soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda

gerekçe gösterilmesi zorunludur."

32. 4483 sayılı Kanun'un "İtiraz" kenar

başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine

ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur

veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin

karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;

soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı

veya şikayetçi, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme koymama

kararına karşı da şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. ...

... Verilen kararlar kesindir."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan

haklarına saygı yükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi

yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

34. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar

başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin

2. maddesi 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.

No: 18984/91, 5/9/1995, § 161). AİHM, yaşama hakkı kapsamında incelediği McCann

ve diğerleri/ Birleşik Krallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili

soruşturma yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde karar altına

almıştır.

36. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinin

eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli

değildir (Salman/Türkiye [BD], B. No: 21986/93, 27/6/2000,§ 105; Can

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal

olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini

ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını

ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca

devletin etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi

yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir.

37. Mahkeme kararlarında soruşturma yükümlülüğünün bir

sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu, bu

itibarla bu konudaki yaptığı değerlendirmelerin başvuruculara üçüncü kişileri

adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm

yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediği de belirtilmiştir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 96).

38. Mahkemeye göre kasten gerçekleştirilen ölümlerde

etkili bir cezai soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmakla birlikte ihmal

nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir

yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşama hakkının veya fiziksel

bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem

kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa [BD], B. No:

53924/00, 8/7/2004, § 90; Mastromatteo/İtalya [BD], B. No:

37703/97, 24/10/2002, §§ 90, 94,95; Calvelli ve Ciglio/İtalya,

B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 51).

39. Bununla birlikte AİHM; ihmal suretiyle meydana gelen

ölüm olaylarında kamu görevlilerinin bu konuda muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, başka bir ifadeyle olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek

tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadıkları durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle ne

gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesine

neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da bu

kişilerin yargılanmamasının yaşama hakkının ihlaline neden olabileceğine karar

vermiştir (Öneryıldız/Türkiye, § 93; Budayeva ve diğerleri/Rusya,

B. No: 15339/02, 20/3/2008,§ 140).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 1/2/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucular; hava ve deniz durumu uygun olmamasına,

denize çıkmak istemediklerini açıkça beyan etmelerine karşın yakınlarının da

içinde bulunduğu personelin tehdit ve zorlama ile seyre çıkarılması sonrasında

M.G.nin yaşamını yitirmesi olayına ilişkin başlatılan adli süreçte Kıyı

Emniyeti Genel Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

42. Bakanlık görüşünde; başvurucuların Kıyı Emniyeti

Genel Müdürlüğüne karşı İş Mahkemesinde açtıkları tazminat davasının devam

ettiği, ayrıca Kıyı Emniyeti Genel Müdürü dışında kalan diğer personel hakkında

yürütülen ceza davasının devam ettiği hususları belirtilerek başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediğinin değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

43. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

başvurunun olayın tazminat boyutuna ilişkin olmadığını, bilirkişi raporu ve ön

inceleme raporu dikkate alınmaksızın soruşturma izni verilmemesi işlemi

nedeniyle sorumlu Genel Müdür hakkında soruşturma yürütülemediğini

belirtmişlerdir.

B. Değerlendirme

44. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahiptir."

45. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi

korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin

temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

46. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 50).

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların yakınlarının ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin soruşturma

izni verilmemesi işlemi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarının yaşama hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin

usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu

Osman Genç Yönünden

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların

kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları" kenar başlıklı 48.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

"(5) Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve

esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir."

49. İçtüzük'ün 80. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:

"(1)

Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde

düşme kararı verilebilir:

...

ç)

Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü,

başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.

(2)

Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir

başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların

kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli

kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir."

50. Müteveffanın babası olan başvurucu Osman Genç'in

başvuru tarihinden sonra 2/10/2016 tarihinde yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.

Başvurucunun ölümünden sonra başvuruya mirasçı olarak devam edilmek istendiğine

dair bir talepte de bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun yasal

mirasçılarından bir kısmının da müteveffanın yaşamını yitirdiği olaya ilişkin

başvurularının bulunması ve bu başvurucular yönünden incelenmeye devam edilecek

olması nedeniyle başvurucu Osman Genç yönünden başvurunun incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmamaktadır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvuru yapılmasından sonra

vefat eden başvurucu Osman Genç yönünden düşme kararı verilmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmıştır.

b. Diğer

Başvurucular Yönünden

52. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucular Esma

Genç, Emine Genç ve Dilek Genç müteveffanın sırasıyla annesi, kardeşi ve

eşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

53. Bir kısım sanıklar yönünden devam eden bir ceza

yargılaması ile Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü aleyhine açılmış bir tazminat

davası söz konusu olduğu anlaşıldığından somut başvuru açısından başvuru

yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

54. Bir ceza soruşturması veya ceza yargılaması sürecinde

kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararlarıyla farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması

durumunda anılan aşamaların tek bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına

yönelik olduğu gözetildiğinde soruşturmaların bir bütün olarak

değerlendirilmesi gereğinden yola çıkılarak (S.D., B. No: 2013/3017,

16/12/2015, § 69) aynı olaya ilişkin sorumluluğu bulunduğu iddia edilen birden

fazla kişi yönünden yürütülen adli süreçlerin bir kısmı devam ederken bir kısım

şüpheli/sanık bakımından sürecin sona ermiş olması hâlinde yapılan bireysel

başvurularda, somut olayın ve tüm adli sürecin bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerekliliği üzerinden başvuru yollarının tüketilmediği

sonucuna ulaşılmıştır (Bilal Turan ve diğerleri (3), B. No: 2013/7418,

31/3/2016, § 72; Bülent Kurt, B. No: 2013/7408, 20/1/2016, § 40; Gülcan

Keleş ve diğerleri, B. No: 2014/797, 22/3/2017, §§ 30, 31).

55. Başvuru yollarının tüketilmesi meselesine ilişkin

anılan içtihadın ortaya çıkışında, ihlal iddiasına konu olaya dair sorumluluğu

bulunduğu iddia edilen kişilerden her birine atfedilebilecek kusur durumu ile

her bir kişi için adli süreçte elde edilecek delil durumunun farklı

değerlendirilebileceğinin ve soruşturmanın etkililiği araştırılırken olayın tüm

boyutlarıyla ele alınarak bir bütün olarak irdelenmesi gerekliliğinin gözönünde

bulundurulduğu anlaşılmaktadır.

56. Somut başvuru yönünden ise olaya ilişkin farklı

sorumluluklara sahip kişiler hakkında yürütülen ve farklı aşamalarda bulunan

bir adli süreç söz konusu olmayıp oluşturulan kriz masasında karar alma

süreçlerinde birlikte hareket eden ve tutanakta imzası bulunan on bir kişi

hakkında yürütülen soruşturmada on kişi hakkında kamu davası açılmasına karşın

atfedilen sorumluluk ve delil durumu aynı olan Genel Müdür hakkında soruşturma

izni verilmemesi nedeniyle bu kişi yönünden adli sürecin sona ermesi söz

konusudur.

57. Bu durumda sorumluların belirlenmesini, gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesi ve kamu

görevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölüm olayı nedeniyle

ilgililerin hesap vermelerini sağlayacak etkililikte bir soruşturma yürütülüp

yürütülmediğinin tespiti açısından bir kısım sanıklar hakkında devam eden ceza

yargılaması nedeniyle başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna

ulaşılamayacaktır.

58. Bunun yanı sıradosya kapsamı ile bilirkişi ve ön

inceleme raporları dikkate alındığında, kamu makamlarına atfedilen kusurun, hava

ve deniz durumuna uygun olmayan tahlisiye botlarının arama ve kurtarma

çalışmasında görevlendirilmesi olduğu, anılan iddiaların -olası sonuçların

farkında olunmasına rağmen- tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri

bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemlerin alınmaması kapsamında kaldığı

anlaşılmaktadır (bkz. § 63). Bu durumda etkili yargısal sistem kurma

yükümlülüğü bakımından somut başvuruda mutlaka etkili bir ceza soruşturması

yürütülmesi gerekliliği bulunmadığı söylenemez. Soruşturma izni alınamaması

nedeniyle olayda sorumluluğu bulunduğu iddia edilen bir kişi hakkında adli

sürecin sona ermesinden şikâyet edilen somut başvuru açısından ceza davası

dışındaki hukuk yollarının devam ediyor olmasının kabul edilebilirlik koşulları

üzerinde etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ ve Recai AKYEL bu görüşe

katılmamışlardır.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

60. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Yürütülecek bu

soruşturmanın temel amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

61. Yaşama hakkına ilişkin usule yönelik bu yükümlülük

olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla

yerine getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm

olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini

ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlali

gidermek, dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

62. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşama hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

63. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası, dikkatsizliği

aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir

faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda -ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş

olsalar dahi- kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir

ceza soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

60).

64. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama

hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesap

vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük kesin olarak bir sonuç elde

etmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Anayasa'nın 17. maddesi

başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma

hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi

de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

65. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa

etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı

olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile

karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin

belirli bir makamın iznine bağlanması, hukuk devletinde makul görülebilir (Hidayet

Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106).

66. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı

fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia

edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen

istisnalar dışında- kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu hüküm

altına alınmıştır (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 107).

67. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde tutularak

uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve kamu görevlilerinin

soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen kurallar bütününün

birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir (Hidayet Enmek ve

Eyüpsabri Tinaş, § 108).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

68. Başvuruya konu olayda 4/12/2014 tarihindeki deniz

kazasında Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü personelinin hayatını kaybetmesi

nedeniyle taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet

vermek suçundan Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma

başlatılmıştır.

69. Alınan müşteki ve tanık beyanlarında, hava ve deniz

şartları uygun olmamasına karşın Kaptan C.Ö. ve personelinin iş akitlerinin

feshedilmesi ile tehdit edilmek suretiyle denize açılmaları yönünde

zorlandıklarını belirten ifadeler yer almaktadır:

i. Kazadan sağ kurtulan denizci A.K. botu denize

hazırlarken Kaptan C.Ö.nün birkaç kişi ile konuştuğunu duyduğunu, konuştuğu

kişilere "Bizi motive edeceklerine tehdit ediyorlar, bizi zorla denize

çıkartıyorlar." şeklinde sözler sarf ettiğini, kendisine göreve çıkma

konusunda baskı yapılmadığını, çağırdıklarında kendi isteğiyle göreve

geldiğini, denize açıldıklarında makineler durduğu sırada Kaptan C.Ö.nün bir

telefon görüşmesi yaptığını, telefonda kiminle konuştuğunu bilmediğini ancak

kaptanın telefondaki kişiye "Al işte çıktık karaya gidiyoruz, tekne

parçalanacak şimdi iş hakkımı feshedin." dediğini beyan etmiştir.

ii. 7 numaralı botun değiştirilen vardiyasında görev

yapmakta olan A.Ç.; o gün sabah saatlerinde kaptan R.Ç. ile beraber bot ile

açıldıklarını fakat hava çok sert olduğu için ileri gidememeyip döndüklerini,

kıyıda iken denize açılma talimatını Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünden

aldıklarını fakat botu çözdükten sonra denize açılmaları ile beraber kaptanın

inisiyatifinin devreye girdiğini, karada iken kaptanın inisiyatifi olmadığını,

botu çözmek zorunda olduklarını, kaza günü Kaptan C.Ö.nün kendisine "Botu

burdan çıkartamazsan akibetini sen düşün diyorlar." dediğini ifade

etmiştir.

iii. Başvurucu O.G. Savcılıkta alınan beyanında, oğlunun

telefonda "Bu havada çıkılır mı, denizde dalgayı görmüyor musunuz,

orada çalışanlar çıkmıyor da bizi neden çağırıyorsunuz?" dediğini,

telefonu kapatıp internetten dalgayı göstererek "Şu dalgada bizi

çağırıyorlar, o kaptan çıkamıyor da biz nasıl çıkacağız?" dediğini,

telefonlar gelmeye başlayınca hazırlanıp gittiğini ifade etmiştir.

iv. Başvurucu E.G. Savcılıkta alınan beyanında, oğlunun

üç gün izinde olduğunu ancak daha sonra Şile'de deniz kazası nedeniyle oğlunu

aradıklarını, oğlunun ısrarla izinde olduğunu söylediğini fakat aramaya devam

ettiklerini, kaptana "Gelmezsen sözleşmeni feshederim, hâlâ evde misin

şerefsiz?" dediklerini söylediğini, bunun üzerine oğlunun da kaptanı

kıramayıp gittiğini beyan etmiştir.

v. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünde memur olarak

çalışmakta olan ve kazada vefat eden T.S.nin eski eşi C.S., kazanın olduğu gün

kriz masasının hemen karşısında bulunan odada çalıştığını ve tüm olanları

duyduğunu, Genel Müdür S.O.nun kriz masasında bulunduğunu ve telefonla

konuşurken "Çıkacaklar." şeklinde sözler sarf ettiğini hatta

bir ara "Çıkacaksınız ulan, çıkmazsanız istifanızı yarın masamda hazır

istiyorum. Hatta apoletlerinizi sökerim." şeklinde sözler sarf

ettiğini, bu kelimeleri kendisinin bizzat duyduğunu beyan etmiştir.

70. Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan üç

kişilik bilirkişi heyeti raporunda havanın, denizin, personelin ve botun durumu

değerlendirilmiş; kılavuzlara göre4,5 metreden fazla dalga yüksekliği bulunması

hâlinde botun seyrinin güvenliği olmadığı, kazanın olduğu gün ise dalga

yüksekliğinin 5 metreyi bulduğu, bir başka ifade ile 7 numaralı botun mevcut

deniz ve hava koşullarında seyre uygun olmamasına karşın denize açılması

konusunda görevlendirildiği tespit edilmiştir. Botun motorunun stop etmesinin

sebebi ise botun olması gerekenden yüksek hızda seyretmesi sonucu dalga

tepesinden atladığında su jetinin su ile temasının kesilmesi olarak

belirtilmiştir.

71. Anılan 9/4/2013 tarihli bilirkişi raporunda; meydana

gelen kaza ve ölüm olayında asli unsurun hava koşulları olduğu, Makinist

M.G.nin %10, Kaptan C.Ö.nün %40, hava ve deniz durumu ile dalga yüksekliği

gözönüne alındığında römorkör ve helikopterler yerine göreve uygun olmayan

tahlisiye botlarını görevlendiren kişi veya kişilerin %50 görev kusuru

bulunduğu belirtilmiştir.

72. Bunun üzerine Şile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

7 numaralı bota denize açılma talimatını veren, 4/12/2012 tarihinde

gerçekleştirilen operasyonu bizzat yürüten ve tutulan tutanakta imzası bulunan

Kıyı Emniyeti Genel Müdürü ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün sorumlu on personeli

hakkında soruşturma izni talep edilmiştir.

73. Soruşturma izni istenmesi üzerine Ulaştırma,

Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı müfettişlerince yapılan ön incelemede; 1, 3,

4 numaralı botlar ile kaza sonucu batan 7 numaralı botun anılan botlar için

tespit edilen rüzgâr ve dalga durumu sınırları dışında denize açıldığının

anlaşıldığı, tecrübe, beceri noksanlığı ya da mazeret bulunmamasına karşın 7

numaralı botun vardiyasının neden değiştirildiğinin tespit edilemediği ve

denize açılması yönünde kaptan iradesinin zorlandığına yönelik ciddi emarelere

rastlandığı belirtilerek taksirle birden fazla kişinin ölümüne görev nedeniyle

sebep olma suçunun işlendiğine dair ciddi bulgular olduğu, diğer kişiler

hakkında resen işlemde bulunma yetkisi Şile Cumhuriyet Başsavcılığının

takdirinde olmak üzere Kıyı Emniyeti Genel Müdürü S.O. hakkında soruşturma izni

verilmesinin icap ettiği kanaati bildirilmiştir.

74. 24/6/2013 tarihinde Ulaştırma Denizcilik ve

Haberleşme Bakanlığı tarafından, seyir emniyeti ve gemi kurtarma ile ilgili her

türlü hizmetleri ifa etmenin ve denizde can tehlikesine uğramış kimselere

yardım etmenin Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün asli görevi olduğu, teknenin

denize ve yola elverişli durumda olduğu, botun seyir yapmasına mâni bir havanın

olmadığı, geminin, yolcunun ve mürettebatın emniyetinin sağlanması yönünde

karar alma ve uygulama noktasında kaptanın bütün kurallar ve emirlerin üzerinde

yetki ve sorumluluğa sahip olduğu gerekçeleriyle Kıyı Emniyeti Genel Müdürü

S.O. hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Soruşturma izni

verilmemesi işleminin kesinleşmesi üzerine S.O. hakkındaki soruşturma sona

ermiştir. Soruşturma izni alınması gerekmediği belirtilen diğer on personel

hakkında ise kamu davası açıldığı, yargılamanın devam etmekte olduğu

anlaşılmıştır.

75. Meydana gelen ölüm olayına ilişkin soruşturma

makamları tarafından derhâl soruşturma başlatıldığı, müşteki ve tanık beyanları

ile bilirkişi raporunun alındığı, 4483 sayılı Kanun kapsamında gerekli

makamlardan izin talep edildiği anlaşılmaktadır.

76. Bu durumda 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma

izni alınması prosedürünün soruşturmanın etkililiği üzerindeki sonuçlarının

değerlendirilmesi gerekmektedir.

77. Soruşturma izni prosedürünün amacı, kamu

görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı ileri sürülen

iddia ve şikâyetler nedeniyle gereksiz ithamlarla karşılaşmamaları ve bu

şekilde her türlü korku ve endişeden uzak tutulmaları yoluyla kamu

hizmetlerinin aksamaması için iddia olunan suçlar bakımından ceza soruşturmasına

geçilmeden önce bir ön inceleme yapılmasıdır. Ön inceleme, memurlar ve diğer

kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri isnat olunan bir suç

konusunun soruşturulması kapsamında yetkili idari merciler tarafından

gerçekleştirilen ve sonucunda idari veya adli yönden işlem yapılması için

soruşturma açılmasına gerek olup olmadığı biçiminde bir karara varmak üzere

yürütülen idari bir incelemedir. Bu incelemede isnat edilen suç konusu eylemin

gerçekliği genel hatları ile kapsam ve niteliği, çerçevesi, delillerinin neler

olduğu gibi hususlar araştırılır. Amaç, suçun varlığına ilişkin iddianın ve

maddi olayın durumunun ilgili hakkında yargılama yapılmak üzere soruşturma

açılmasını gerektirecek nitelikte olup olmadığı konusunda takdir kullanmayı

sağlayabilecek bir araştırma yapılmasıdır. Ön inceleme raporunun soruşturma

izni vermeye yetkili merciyi bağlayıcı bir niteliği bulunmamakla birlikte bu

rapor üzerine verilecek olan soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine

ilişkin kararlarda gerekçe gösterilmesi kanuni bir zorunluluktur.

78. Gerek idari nitelikteki ön incelemenin gerekse

soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı yapılan itirazları değerlendiren

idari yargı organlarınca yapılacak olan inceleme ve değerlendirmelerin

soruşturma izni prosedürünün ceza yargılamasının işleyişini geciktirecek ve

soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesine engel olacak şekilde uygulanmasına ya

da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimi oluşmasına

izin vermeyecek şekilde yapılmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.

79. Başvuruya konu olayda soruşturma izni talebine

ilişkin yapılan ön inceleme aşamasında soruşturma dosyasında yer alan bilgi ve

belgelere ek olarak hava ve deniz durumu ile botun durumu ve kaza nedenine

ilişkin teknik incelemeler yapıldığı, hakkında soruşturma izni verilmesi talep

edilen personelin olaya ilişkin beyanlarının alındığı anlaşılmaktadır. Yapılan

ön inceleme sonucunda atılı suçun işlendiğine dair ciddi emareler tespit

edildiği kanaatiyle de soruşturma izni verilmesi gerektiği yönünde görüş

bildirilmiştir. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan bilirkişi

incelemesinde de tahlisiye botlarını görevlendiren kişi veya kişilerin %50

görev kusuru bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 18).

80. Buna karşın ön inceleme raporunun yasal olarak

soruşturma izni verme konusunda yetkilendirilen organın kararını bağlayıcı

özelliği bulunmamakla birlikte somut olayda söz konusu ön inceleme raporunda

tespit edilen bulgulara yönelik kapsamlı bir değerlendirme yapılmaksızın bu tespitlere

niçin itibar edilmediği de tam olarak ortaya konulmaksızın Ulaştırma Denizcilik

ve Haberleşme Bakanlığı tarafından ön inceleme raporundaki görüşün tersine

soruşturma izni verilmemesine karar verildiği, bu karara yapılan itirazın da

Bölge İdare Mahkemesince, soruşturma izni prosedürünün ceza yargılamasının

işleyişini geciktirecek ve soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesine engel

olacak şekilde uygulanmasına ya da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından

muaf tutulduğu izlenimi oluşmasına izin vermeyecek şekilde uygulanıp

uygulanmadığı araştırılmaksızın "ön inceleme raporu ve eki belgelerin

hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlilikte

olmadığı" gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır.

81. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde

hakkında soruşturma izni istenen kamu görevlisinin atılı suçu işlemiş

olabileceğine dair teknik bulgularla desteklenen ciddi emarelere rastlanmış

olmasına karşın soruşturma izni verilmemesi nedeniyle anılan kamu görevlisi

hakkındaki adli sürecin sona ermesinin meydana gelen ölüm olayına ilişkin

etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi önünde engel teşkil ettiği sonucuna

ulaşılmıştır.

82. Olayda sorumluluğu bulunduğuna yönelik ciddi emareler

saptanan kişiler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi gerektiğine

yönelik tespit, anılan kişiler hakkında yürütülecek adli sürecin mutlaka bir

dava açılması ya da açılan davanın belli bir hükümle sonuçlanması gerektiği

anlamına gelmeyip (bkz. § 64) sorumluların tespit edilmesi ve hesap vermelerini

sağlayacak uygun araçların etkili şekilde kullanılması gerekliliğine işaret

etmektedir.

83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ ve Recai AKYEL bu görüşe

katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

84. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine

ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

85. Başvurucular yargılamanın yenilenmesi isteminde

bulunmuşlardır. Başvurucular tazminat talep etmemişlerdir.

86. Başvuruda, yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

87. Yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Ankara Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 433 TL harç ve

1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.413 TL yargılama giderinin başvuruculara

müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Osman Genç yönünden başvurunun DÜŞMESİNE

OYBİRLİĞİYLE,

2. Diğer başvurucular yönünden yaşama hakkının usul

boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Serdar

ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ ve Recai AKYEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ ve Recai

AKYEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının usul boyutunun

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesine (E.2013/467, K.2013/538) GÖNDERİLMESİNE,

D. 433 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.413 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ulaştırma Denizcilik ve

Haberleşme Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/2/2018tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Bireysel başvuru istemine konu olay, 4.12.2012 tarihinde

yabancı bandıralı bir geminin İstanbul-Kilyos açıklarında batma tehlikesi

geçirdiği haber alındıktan sonra Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünce başlatılan

yardım ve kurtarma çalışmaları sırasında, bir tahlisiye botunun motorunun stop

etmesi ve sürüklenerek kilyos mendireği dışındaki kayalara çarpması sonucu,

gemi, mürettebatından üç kişinin vefat etmesi üzerine başlatılan soruşturmada, Kıyı

Emniyeti Genel Müdürü S.O. hakkında 4483 Sayılı Kanun uyarınca yetkili merci

olan Ulaştırma Bakanınca soruşturma izni verilmemesi ve bu karara karşı yapılan

itirazın, görevli Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesinin, Anayasanın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlâline yol açtığı

iddiasıdır.

İdarenin kimi faaliyetleri, doğası gereği tehlikeli ve

yüksek risk taşımaları itibariyle, klâsik idare hukuku ilkelerinin bu tür

faaliyetlere uygulanması söz konusu olmayıp, idarenin ve ajanlarının

sorumluluğu daha hassas ve sıkı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirmektedir.

Askerlik, enkaz kurtarma, patlayıcı maddelerin etkisiz hale getirilmesi, deniz

kazaları ve gemi kurtarma, tehlikeli sıvıların (nitrogliserin vb.) nakli,

nükleer maddeler ve tesislerin işletilmesi, itfaiye hizmetleri vb. faaliyetler

bu kapsamda değerlendirilebilir. Başvurunun somutunda, demir tarayan ve batma

tehlikesi bulunan yabancı bandıralı bir geminin ve mürettebatının çok dalgalı

bir havada kurtarılması gibi tehlikeli bir faaliyetin bulunduğu tartışmasızdır.

Kurtarma faaliyetlerini tarih ve saat itibariyle özetleyen tutanağın

incelenmesinde, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün bu iş için birçok bot ve

gemisini seferber ettiği, sonuçta gemiden denize düşen dört kazazedenin sağ

olarak kurtarıldığı, ancak olay mahallinde başka kazazede olup olmadığını

kontrolle görevlendirilen bir başka botun, olumsuz hava koşulları ve teknik

nedenlerle denizde sürüklenerek kayalara çarpması sonucu bu müessif olayın

meydana geldiği anlaşılmaktadır.

Olayla ilgili tüm belgeleri, yaptırılan ön soruşturma

sonucu düzenlenen raporu inceleyip değerlendiren Ulaştırma Bakanı, Anayasanın

129/son maddesinden dayanağını alan yetkisini kullanarak ilgili Gn.Md. hakkında

ceza soruşturması yapılması yolunda gerekli olan idari izni vermemiştir. Anılan

makam bu konudaki takdir yetkisini kullanırken, kuşkusuz bu “tehlikeli” kamu

faaliyetinin icrasının bünyesinden doğan “risk” leri dikkate almış ve illiyet

bağının, kurtarma faaliyetini yürüten idari birimin (Kıyı Emniyeti Genel

Müdürlüğü) en üst amirine kadar teşmil edilmesini doğru bulmamıştır. Ölümle

sonuçlanan her müessif olayın, idari teşkilatın en üst amirine kadar

irtibatlandırılması kamu hizmetini ifa edilemeyecek hale koyabilecek bir

yaklaşıma yol açabilme sakıncasını beraberinde getirecektir. Bu, aynı zamanda

en yetkili makamların risk almama, tehlikeli faaliyetlerin icrasında gevşeme ve

tereddütlere de yol açabilecek bir netice de doğurabilir. Bu bakımdan, her

somut olayda bu hassas değerlendirmenin titizlikle yapılması gerekli

bulunmaktadır. Başvuru konusunda da yetkili idari merci tarafından bu

değerlenmenin yapıldığı ve çok dalgalı bir havada birçok bot ve geminin

seferber edildiği, neticede o deniz şartlarında denize düşen dört gemi

mürettebatının sağ olarak kurtarıldığı gerçeğini gören ve can kurtarmanın aynı

zamanda başka canların yitirilmesi yüksek riskini de beraberinde barındırdığını

ve yarışan bu değerlerin cezai sorumluluğa yol açmasında illiyet bağının

kurumun en üst amirine kadar götürülmesinin kamu yararı ve kamu hizmetlerinin

gerekleri ile bağdaşmayacağını değerlendiren yetkili merciin (Ulaştırma

Bakanının) takdir yetkisini “ceza soruşturması yapılmasına izin vermeme”

yolunda kullanmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi, bu kararı değerlendirerek

hukuka aykırılık görmeyen Bölge İdare Mahkemesi kararında da ihlâle yol açacak

bir hukuki neden mevcut değildir.

Açıklanan nedenlerle başvurunun açıkça dayanaktan

yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna; bu husus çoğunluk kararıyla aksi

yönde karara varılarak işin esası incelendiğinden, Anayasanın 17. Maddesinin ihlâl

edilmediğine karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımızdan, aksi yöndeki

çoğunluğun kararına katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Başvurucular : 1. Dilek GENÇ 2. Emine GENÇ 3. Esma GENÇ 4. Osman GENÇ Vekili : Av. Nilgün KEPOĞLU Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/3944, 1 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların
  16. B. Değerlendirme
  17. A. 1. Başvurucu Osman Genç yönünden başvurunun DÜŞMESİNE
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  19. C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının usul boyutunun
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  21. F. Kararın bir örneğinin Ulaştırma Denizcilik ve
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Karşı Oy Gerekçesi
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/3944
Tarih
1 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Emrah Ergün Başvurusu (B. No: 2014/4651)
  • E.m. Başvurusu (B. No: 2014/10253)
  • Şahin Alpay Başvurusu (B. No: 2018/3007)
  • Ankara Barosu Başkanlığı Başvurusu (B. No: 2015/17941)
  • K.a.i. A. Ş. Başvurusu (B. No: 2015/9986)
  • Levent Aşıklar Başvurusu (B. No: 2014/13936)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.