İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Edibe Şahin Başvurusu (B. No: 2017/24812)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

Başvuru No2017/24812Tarih25 Aralık 2018Okuma29 dk · 5.810 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Edibe Şahin Başvurusu

Karar tarihi
25 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2017/24812
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.810 kelime·29 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü

ile toplantı ve gösteri hakkına ilişkin olması nedenleriyle de toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu; ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş, tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet; bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya

başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları

ve hendek olayları olarak bilinen

terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

8. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde; Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde;

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde; Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde; Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz

yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu alanlara girişini ve bu alanlardan çıkışını engellemek

istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların

kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar

yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve

çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş,

tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser

Yıldırım (2), §§ 28-30).

B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu 2009-2014 tarihleri arasında Tunceli Belediye

başkanlığını yapmış, 7/6/2015 tarihinde yapılan seçimde Halkların Demokrasi

Partisinden (HDP) Tunceli milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucunun

1/11/2015 tarihinde yapılan seçimlere kadar devam eden milletvekilliği bu

tarihte sona ermiştir. Başvurucu, hâlenaynı Partinin

üyesidir.

10. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/11/2016 tarihinde,

başvurucunun PKK/KCK ile bağlantılı olduğu suçlamasıyla gözaltına alınmasına

karar verildiği belirtilerek yakalanarak

gözaltına alınabilmesi amacıyla evinde 16/11/2016 tarihinde arama

işlemi yapılması ve örgütle irtibatını sağlayacak suç delillerine el konulması

talebiyle İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazılmıştır. Bu

talimat üzerine Başsavcılık tarafından İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine

başvuruda bulunulmuştur. Hâkimliğin 16/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun yakalanarak gözaltına alınabilmesi

amacıyla evinde arama yapılmasına ve suç delillerine el konulmasına izin

verilmiştir.

11. Diğer taraftan Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu

hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak kısıtlama kararı verilmesi

talebiyle Tunceli Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Anılan Hâkimlik 15/11/2016 tarihinde "soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

müdafinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının

kısıtlanmasına karar vermiştir.

12. Başvurucu, gözaltı kararı üzerine 16/11/2016 tarihinde

İstanbul'daki evinde yakalanarak gözaltına alınmış ve sonrasında hakkında

soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Tunceli Emniyet Müdürlüğüne getirilmiştir.

13. Başvurucu 17/11/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere Tunceli

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi sırasında

başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine

göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar

açıklanmıştır. Başvurucu "... HDP parti

meclis üyesi olduğum için parti ile organik bir bağım bulunmaktadır. Parti

başkanımızın ve milletvekillerimizin gözaltına alınıp tutuklanmasına tepki

göstermem doğal bir durumdur. 4 Kasım tarihinde demokratik tepkimizi göstermek adına

bir basın açıklaması ve oturma eylemi yaptıktan sonra olaysız bir şekilde grup

dağıldı. Kamu düzenini bozacak herhangi bir eylem olmadı. Yine demokratik

tepkimizi göstermek üzere ertesi gün bir basın açıklaması yapacağımızı

insanlara bildirdik. Yine basın açıklaması sonrası kendiliğinden dağıldık.

Dağıldıktan sonra gerçekleşen olaylar ile yaptığımız basın açıklaması arasında

herhangi bir bağ yoktur. Bu olayları basın açıklamamıza bağlayarak kamu

düzeninin bozulması iddiasını kabul etmiyorum. İlimizde bulunan dükkanları ise

hem insanlar ile diyalog kurmak, hem de süreç ile

ilgili düşüncelerimiz paylaşmak amacıyla gezdik. İnsanlara aynı gün bir basın

açıklaması düzenleyip düşüncelerimi kamu oyuyla

paylaşacağımızı bildirdik. Kimseye katılım çağrısı yapmadık. Fırat News, ANF,

Best Nüçe uzantılı haber sitelerini özel olarak takip

etmem ancak siyaset ile ilgilendiğim için mümkün olduğunca haber sitelerini

takip ederim. Basın açıklamaları öncesinde partim dışında kimseden talimat

almam söz konusu değildir. Parti mensuplarına yönelik uygulamalara demokratik

çerçevede tepki göstermek aynı zamanda benim görevimdir. Suç teşkil edecek

herhangi bir fiilim bulunmamaktadır. Üzerime atılı suçlamaları kabul

etmem." şeklinde beyanda bulunmuştur.

14. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün " ... şüphelinin üzerine atılı terör örgütüne

üye olma suçunun CMK 100/3. maddesinde yer alan katalog suçlar arasında

bulunduğu, atılı suç yönünden öngörülen ceza miktarı gözönöne

alındığında şüphelinin soruşturmayı ve sonrasında yapılacak kovuşturmayı

etkisiz bırakmak için kaçıp saklanacağına ilişkin somut delillere dayalı

kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu, bu nedenle hakkında CMK 109. maddesinde

yer alan adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı" gerekçesiyle

başvurucuyu tutuklanması istemiyle Tunceli

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya

isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş; bu

kapsamda başvurucunun katıldığı bazı toplantılara ve yaptığı açıklamalarına

değinilmiştir.

15. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Tunceli Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların

okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun avukatı hazır

bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde "... Cumhuriyet Başsavcılığında yapmış olduğum savunmamı aynen

tekrar ederim. Başka ekleyeceğim herhangi bir husus yoktur. Tutuksuz

yargılanmak istiyorum. Hakkımda adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını

isterim." şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu müdafii ise tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterek

müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.

16. Tunceli Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/11/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir.

17. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ... Şüphelinin üzerine atılı silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun niteliği, bir kısım HDP milletvekillerinin ve

Belediye Başkanlarının tutuklanmasına ilişkin olarak 04/11/2016 günü bölücü

terör örgütü PKK yöneticisi Murat Karayılan tarafından bu konuda halkın bilinç

göstermesi şeklinde açıklama yapılması, yine bölücü terör örgütü PKK yanlısı

haber sitelerinde genel nitelikli halka direniş çağrısı yapıldığı, bu kapsamda

şüphelinin dosya kapsamında yer alan görüntü inceleme tutanakları ve

kayıtlardan da anlaşılacağı üzere sokağa çıkarak halkı eyleme davet etme

şeklinde çağrı yaptığı, bu kapsamda;

Şüphelinin ... 04/11/2016ve 05/11/2016 günü

bölücü terör örgütü PKK yöneticilerince yapılan çağrılara uyarak ilimiz merkez

esnaflarını gezerek bizzat esnaflarla görüşme yaptığı ve bu hususta eyleme

davet ettiği, basın açıklaması eylemine katılarak PKK/KCK terör örgütünü ve ...

Abdullah Öcalan'ı öven sloganlara eşlik ettiği ve eylemin her aşamasında

bulunduğu böylelikle şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu,

şüphelinin üzerine atılı suçun 5271 Sayılı CMK'nın

100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, hal böyle iken tutuklama

nedeninin var sayıldığı, alacağı muhtemel cezanın yüksek olması nedeniyle

tutuklamanın orantılı olacağı, bu nedenle adli kontrol hükümlerinin yetersiz

kalacağı kanaatine varıldığından CMK madde 100 uyarınca şüphelinin

tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

18. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 24/10/2017 ve 6/2/2017

tarihli iddianameleri ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

19. İddianamelerde başvurucu hakkında ileri sürülen bazı

iddialar özetle şöyledir:

i. Başvurucunun değişik tarihlerde ve çok sayıda PKK/KCK'nın çağrısı üzerine ve örgütün ideolojisi doğrultusunda

toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, örgüt üyelerinin cenazelerine katıldığı ve

cenazeyi sahiplendiği, örgüt çağrıları doğrultusunda basın açıklaması yaptığı,

örgütün talimatları üzerine halkın toplanmasını sağlayarak yürüyüş düzenlediği,

kalekol ve baraj yapımı gibi terör örgütünün hareket

alanını kısıtlayacak inşaatları engellemek amacıyla düzenlenen toplantı ve

gösteri yürüyüşlerine katıldığı, ölen örgüt yönetici ve üyelerinin mezar

ziyaretlerine katıldığı, örgütün talimatları ve amaçları doğrultusunda terör

örgütüne müzahir basın yayın organlarında basın açıklamalarına katıldığı ileri

sürülmüştür.

ii. Bir kısım HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkların

kaldırılması üzerine başlayan soruşturmalar kapsamında ifade almak için yapılan

çağrılara icabet etmeyen milletvekillerinin gözaltına alınıp bir kısmının

tutuklanmasına ilişkin olarak 4/11/2016 tarihinde PKK yöneticisi Murat

Karayılan tarafından gözaltı ve tutuklamalara ilişkin olarak yapılan çağırda '' şimdi AKP rejimi

kendisine karşı olan muhalefeti tasviye etmek için

Türkiye'de özgürlük ve demokrasi mücadelesini ortadan kaldırmak için geniş

çaplı bir saldırı içerisindedir. Türkiye'de bir çok

güç bu saldırılardan korktu ve kendilerini geri çekti. Şimdi de direnen Kürt

halkıdır, Kürt özürlük hareketidir. Kürdistan halkları, Türkiye demokratik

güçleri, alevi halkımız, Türkiye emekçileri AKP'nin faşizan saldırılarına

sessiz kalırsa bu saldırıların başka yerlere de ulaşabileceğini''

ifade ettiği ve PKK ile bağlantılı bir haber sitesinde " özellikle başure kürdistandaki tüm siyasi güçler bu saldırıya karşı tutum

almalı, halkı Türk devletine karşı mücadeleye çağırmalıdır."

şeklinde genel nitelikli direniş çağrısının yapılması üzerine başvurucunun

diğer kişilerle birlikte dükkânları gezip esnafı dolaştığı, aynı gün saat

17.00'de yapılacak eyleme katılmaya davet ettiği, nitekim A.Ç.nin

"HDP eş başkanlarımıza ve genel

tutuklamalara karşı demokratik güç birliği adına tüm halkımızı saat beşte Sanat

Sokağa davet ediyoruz." şeklinde çağrıda bulunduğu, saat

16.30'da başvurucunun da aralarında bulunduğu 150 kişilik grubun toplandığı,

grup adına yapılan konuşma sonrasında grubun oturma eylemine davet edildiği,

eylem sırasında "Hak, Hukuk Adalet PKK

ile Gelecek, Baskılar Bizi Yıldıramaz, Direne Direne Kazanacağız, Kürdistan

Faşizme Mezar Olacak, PKK Halktır, Halk Burada, Biji SeroK Apo"şeklide

terör örgütünün cebir ve şiddet içeren eylemlerini öven propagandasının

yapıldığı, sloganların atıldığı, yapılan eylem sonrasında 5/11/2016 tarihinde

saat 17.00'de Seyit Rıza Parkı'nda basın açıklaması yapılacağının gruba

bildirdiği, yapılan bu eylemle ilgili olarak PKK ile bağlantılı bir başka haber

sitesinde "Tutuklamalar Dersim'de

Kınandı" başlıklı haberin yapıldığı, 5/11/2016 günü yapılan toplantıya

başvurucuyla birlikte yaklaşık 100 kişilik bir grubun katıldığı ve grup

tarafından terör örgütünün cebir ve şiddet içeren eylemlerini öven sloganların

atıldığı, başvurucunun böylece terör örgütü liderinin çağrısı üzerine

toplantıya katıldığı ve toplantıya katılım yapılması için eylemlerde bulunduğu

ileri sürülmüştür.

iii. PKK/KCK içerisinde kırsal alanda silahlı faaliyet yürüten

ve Dersim SahaBatı

Cephe Gücü sorumlusu olan G.T.nin yaralı

olarak ele geçirildiğive 9/10/2017 tarihinde

tutuklandığı, ifadesinde başvurucu hakkında "Tuncelilidir. Belediye seçimlerine aday oldu. M.A.B.den

önceki belediye başkanıdır. Yerel yönetim çalışmalarında aktif rol almıştır.

2013 yılında iki defa Munzur vadisine yanıma geldi. Kendisi ile tanışmam orada

olmuştur. İlk geldiğinde 2013 yılında Ovacık yolu üzerindeki Sal deresi

dediğimiz noktaya geldi. Kendisi Sal deresine yanında iki kişi ile geldi. O

kişilerin isimlerini hatırlamıyorum. Bir saat kadar yanımda kaldı. Kırsal vesiyasal alan hakkında görüşmemiz oldu. Bizden kimler

güneye gidecek diye görüşme yaptık. Kendisi bana Tunceli ve Ülke gündeminde

sürecin ilerlediği noktaları anlattı. Bu görüşme esnasında benim yanımda sekiz

arkadaşım vardı. Atakan (K), Azat (K), Çektar (K), Şevger (K), Jindar (K), Ruken (K) benim yanımdaki örgüt mensupları idi. Görüşmeden

sonra Edibe ŞAHİN yanımızdan ayrıldı. İkinci görüşmemiz ise yine aynı dönemde

yanıma geldi. Yukarıda bahsettiğim gibi aynı konular üzerine görüşmemiz oldu."

şeklinde beyanda bulunduğu ve resimli teşhis tutanağında başvurucuyu tespit

ettiği belirtilmiştir. Başvurucunun örgüt mensupları ile kendi iradesi ile

görüşmede bulunması, örgütün işleyişi ve hangi örgüt mensuplarının nereye

aktarılacağı konusunda konuşmalar yapması şeklindeki eylemlerinin silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu ileri sürülmüştür.

20. İddianamede

başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin delil olarak "şüpheli beyanı, fiziki takip tutanakları, görüntü

inceleme tutanağı, haber içerikleri, PKK/KCK terör örgütü hakkında ki bilgi

notu, telsiz kestirme görüşmeleri, arama el koyma tutanakları, tanık beyanları,

fotoğraflı teşhis tutanakları, nüfus ve adli sicil kaydı, şüpheli hakkında

verilen takipsizlik kararları ile iddianame örnekleri ve tüm dosya kapsamı

" gösterilmiştir.

21. Başvurucu hakkındaki dava Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesine

tevzi edilmişve E.2017/38 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. 22/2/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne,

23/2/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesiyle birlikte başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

22. Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 10/4/2017 tarihli

duruşmada savunmasının alınmasından sonra başvurucunun " ... sanığın atılı suçları işlediğine ilişkin

olarak somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunması, sanığın

kaçacağına ilişkin somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin

bulunması, sanığa yüklenen eylemlere ilişkin olarak kanunda öngörülen ceza alt

ve üst sınırı, sanığın CMK'nun 100/3. maddesinde

sayılan katalog suçlardan birini işlediği hususunda somut delillere dayalı

kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu, bu doğrultuda diğer tutuklama

nedenlerinin mevcut aşama itibariyle bulunduğunun kabulüne olanak bulunduğu

gözetilerek ve sanık hakkında CMK'nun 109. maddesinde

belirtilen adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı nazara

alınarak tutuklama tedbirinin bu aşamada Anayasanın 13. maddesi kapsamında

ölçülü olduğu ..."gerekçesiyle tutukluluk hâlinin devamına

karar verilmiştir.

23. Başvurucu 10/4/2017 tarihinde karara itiraz etmiş, Erzincan

Ağır Ceza Mahkemesi 17/4/2017 tarihinde "sanığın

üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı

nazara alındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin

varlığı, atılı suçun; cezasının alt ve üst sınırı, Anayasanın 90.maddesi

uyarınca ülkemiz için de baglayıcı Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin 5.maddesi ve bu maddenin yorumu ile ilgili AIHM içtihatlarma göre kamu düzeninin temini ve yeni bir suç

işlenmesinin önlenmesinin tutuklama için haklı bir gerekçe oluşturduğu, atılı

suçun CMK'nın 100. maddesinde kayıtlı katalog

suçlardan olması, Agır Cezalık mevattan

suçlar için CMK'nın 102. maddesinde düzenli azami

tutukluluk süresi ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alındığında

serbest bırakıldıkları takdirde kaçma ve delillere etki etme ihtimallerinin

nazara alınarak ve aynı nedenlerle adli kontrol tedbirinin bu aşamada yetersiz

kalacağı hususları göz önünde bulundurularak Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'nin

... tarihli tensip zaptı ile verilen sanığın tutukluluk halinin devamına

ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu ..." gerekçeleriyle

itirazın reddine karar vermiştir.

24. Anılan karar 2/5/2017 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

25. Başvurucu 31/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

26. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 26/8/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucu hakkında Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesine terör

örgütü propagandası yapmak suçundan açılan dava 26/10/2017 tarihinde hukuki ve

fiilî irtibat bulunması nedeniyle Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen

E.2017/38 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

27. Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/1/2017 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan

8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına

karar verilmiştir. İddianamede belirtilen delillere atıfla verilen kararın ilgi

kısmı şöyledir:

"... Sanığın ... terör örgütünün [PKK/KCK] çağrısı üzerine ve örgütün ideolojisi doğrultusunda

toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, örgüt üyelerinin cenazelerine katılmak ve

cenazeyi sahiplenmek, örgüt çağrıları doğrultusunda basın açıklaması yapmak,

örgütün talimatları üzerine halkın toplanmasını sağlayarak yürüyüş düzenlemek, kalekol ve baraj yapımı gibi örgütün hareket alanını

kısıtlayacak inşaatlara karşı engellemek amacıyla düzenlenen toplantı ve

gösteri yürüyüşlerini katılmak, ölen örgüt yönetici ve üyelerinin mezar

ziyaretlerine katılmak, örgütün talimatları ve amaçları doğrultusunda terör örgütüne

müzahir ... basın açıklamalarına katılmak ve toplanan grubu yönlendirmek, yine

... toplamda 79 eyleminin niteliğine ve sayısına bakıldığında sanığın

eylemlerinin çeşitliliğin bulunduğu, katılınan birçok

yürüyüş, basın açıklaması, cenaze töreni vb. etkinliklerin kalabalık

insanlardan oluştuğu, hemen hemen hepsinde örgütü övücü sloganlar atıldığı,

bayrak ve flama taşındığı nazara alındığında eylemlerin terör örgütünün

propagandası haline geldiği ve bu haliyle de sanığın siyasi kimliği ve ortaya

çıkardığı tehlike nazara alındığında sanığın eylemlerinin yoğunluğu bulunduğu

... sanığın eylem tarihlerinde Tunceli Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğü,

KCK sözleşmesine göre siyasi alan ve sosyal alanda görev alarak PKK/KCK terör

örgütü tarafından alınan kararlar doğrultusunda, Tunceli ili genelinde

süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde; örgütün talimatları ve istediği

baraj ve karakol yapımları ile madencilik faaliyetlerinin engellenmesi, ölen

teröristlerin ölüm yıldönümlerinde yapılan mezar anmaları ve cenaze törenleri

ile örgüt mensuplarını sahiplediği, onları

yücelttiği, terör örgütüne müzahir tarihlerde gerçekleşen olaylar ile eylemler

ve terör örgütü yöneticilerince konjonktüre uygun verilen talimatlar sonrası

organize edilen gösteri yürüyüşler ve eylemlere katıldığı, eylemci grubun en

önünde yer aldığı, terör örgütü tarafından verilen talimatlara yönelik kamuoyu

oluşturmak, kamu görevlisi ve siyasi kimliğini ön planda tutarak terör

örgütünün istek ve talimatlarını meşru gösterip eylemlere katılımı artırmayı

amaçladığı, nitekim; 04.11.2016 ve 05.11.2016 tarihli eylemlerde dePKK/KCK terör örgütü yöneticileri tarafından yapılan

eylem çağrıları ve buna ilişkin olarak gerek basında, gerekse de terör örgütüne

müzahir internet sitelerinde haberlerin yapıldığı ... aynı gün sanığın görüntü

inceleme tutanaklarında da anlaşılacağı üzere şehir merkezinde esnafları

gezerek yapılacak olan basın açıklamasına katılımı arttırmaya yönelik faaliyet

yürüttüğü, tüm bu anlatımlar neticesinde sanığın eylemlerini KCK sözleşmesine

uygun olarak gerçekleştirdiği, bu eylemlerinde örgütsel yapı yani örgüt

hiyerarşisi dışında değerlendirilemeyeceği ... Tanık G.T. nin

beyanından da anlaşılacağı üzere sanığın örgüt ile haberleşme içerisinde

olduğu, kırsala gidip geldiği ve kendisine verilen örgütün siyasal görevlerini

yerine getirdiği, örgütün amaç suçları işlenmesi yolunda eylemleri ile

kendisinden istenenleri görev bilinci ile ifa ederek terör örgütü ile görüş,

ideoloji ve eylem birlikteliği içerisinde hareket ettiği anlaşılan sanığın ...

terör örgütü PKK/KCK ile organik bağ içerisinde olduğu ve hiyerarşik yapı

içinde faaliyette bulunduğu [anlaşıldığından] ...silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ...

[cezalandırılmasına karar verilmiştir]".

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinafta derdesttir ve başvurucunun hükmen tutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 25/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğu İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, haksız ve hukuka aykırı olarak hakkında yakalama

ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

34. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

35. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olmaları yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

36. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü açıktır. Bununla birlikte aynı

Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki

Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

37. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa (ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak) 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

38. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi, hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki

bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak (talep etmesi

hâlinde) başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

39. Somut olayda başvurucu hakkında verilen yakalama ve gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı)

da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; isnat edilen eylemlerin ifade özgürlüğü ile

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle

tutuklanmasının hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

42. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların tamamı

değişik tarihlerde -bir milletvekili ve belediye başkanı olduğu dönemde-

katıldığı toplantı ve basın açıklaması gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalar

ile toplantı ve yürüyüş gibi eylemlerdir. Bu faaliyetler ifade özgürlüğü ile

toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekirken suça

konu edilmiştir.

43. Başvurucu; tutuklama kararının hukuka aykırı olarak

verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut ve

hukuki gerekçeden yoksun olduğunu ve kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir

delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca eski bir milletvekili ve

belediye başkanı olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin uygulanması yerine

ölçülülük ilkesinin ihlal edilerek hakkında tutuklama kararı verildiğini ileri

sürmüştür.

44. Başvurucu ayrıca tutuklama kararının HDP mensubu eski bir

milletvekili ve parti üyesi olarak siyasi faaliyetlerini engelleme ve bu

faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını taşıdığını ileri

sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet odağındaki herkesin

yargı ve hükûmet tarafından hedef alındığını ve onlarcasının gözaltına alınıp

tutuklandığını, böylelikle muhalefetin susturulmasının hatta muhalif

milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız hâle gelmesinin hedeflendiğini

söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama tedbiri, Anayasa'da öngörülenin

dışında siyasi saiklerle uygulanmıştır.

45. Sonuç olarak başvurucu, Anayasa'nın 19. maddesinde ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. ve 18. maddelerinde belirtilen kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tahliye

talebinde bulunmuştur.

b. Değerlendirme

46. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

47. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

48. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

49. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§

110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

52. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında, tutuklama

kararında ve iddianamede; bir kısım HDP milletvekillerinin ve belediye

başkanlarının PKK/KCK silahlı terör örgütüyle irtibatlarının bulunması

nedeniyle tutuklanması üzerine 4/11/2016 ve 5/11/2016 tarihlerinde PKK

yöneticisi Murat Karayılan tarafından bu konuda halkın bilinç göstermesi

şeklinde açıklama yapıldığı, yine PKK ile bağlantılı haber sitelerindehalka

direniş çağrısı yapıldığı, başvurucunun bu çağrılar üzerine Tunceli'de

esnafları gezdiği, onlarla görüşme yaptığıve onları

eyleme davet ettiği, sonrasında yapılan eyleme katılarak basın açıklamasında

bulunduğu, eyleme katılanlarla birlikte PKK/KCK terör örgütünü ve Abdullah

Öcalan'ı öven sloganlara eşlik ettiği ileri sürülmüştür.

53. Başvurucunun yine PKK/KCK terör örgütünün bölge sorumlusu

olan G.T. ile birkaç kez görüşmelerde bulunduğu, bu görüşmede örgütün kırsal ve

siyasi alandaki çalışmaları hakkında bilgi alışverişinde bulunduğu, örgüt

mensuplarının görevlendirmeleri hakkında konuşmalar yaptığı belirtilmiştir.

54. Başvurucunun ayrıca değişik tarihlerde PKK/KCK'nın çağrısı üzerine ve örgütün ideolojisi doğrultusunda

çok sayıda toplantı ve gösteri yürüyüşü ile örgüt üyelerinin cenazelerine

katıldığı ve bu törenlerde cenazeleri sahiplendiği, örgütün çağrıları

doğrultusunda basın açıklaması yaptığı ve örgütün talimatları üzerine halkın

toplanmasını sağlayarak yürüyüş düzenlediği, kalekol

ve baraj yapımı gibi terör örgütünün hareket alanını kısıtlayacak inşaatları

engellemek amacıyla düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldığı,

ölen örgüt yönetici ve üyelerinin mezar ziyaretlerine iştirak ettiği, örgütün

talimatları ve amaçları doğrultusunda terör örgütüyle bağlantılı basın yayın

organlarında basın açıklamalarına katıldığı ifade edilmiştir (bkz. §§ 15, 19).

55. Soruşturma mercilerince, yukarıda belirtilen olguların

dikkate alınıp başvurucunun terörle bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin

temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez. Bu itibarla başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün

değildir.

56. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

57. Tunceli Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçuna

ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

58. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar öngörülen

suç tipleridir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığı

kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan bu suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.

59. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

60. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

61. Terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi

zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar

olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı

derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

62. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Tunceli Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen

suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, § 176).

63. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığı

İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin kısıtlama

kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, kendisine yönelik suçlamaları

ve bunların delillerini öğrenemediğini, böylelikle silahların eşitliği ilkesine

riayet edilmediğini, bu nedenle savunma yapma ve tutukluluğa etkili bir şekilde

itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

67. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

68. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini; yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

69. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada

öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak

mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin

yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

70. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın

taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava

dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu

nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

71. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve kişinin anlayabileceği basit bir dille açıklanmalı;

böylece kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

72. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

73. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı 15/11/2016 tarihinde, 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu

hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak

"soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle

müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve

belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar verilmesi için Tunceli Sulh

Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş; bu talep anılan Mahkemece yerinde

görülerek 15/11/2016 tarihinde kısıtlılık

kararı verilmiştir (bkz. § 11). Başvurucu, kısıtlama kararının verildiği

tarihten iki gün sonra 17/11/2016 tarihinde tutuklanmıştır.

74. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

22/2/2017 tarihi (bkz. § 21) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

75. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar değişik tarihlerde

katıldığı toplantılara,yaptığı

açıklamalara ve PKK/KCK kapsamındaki faaliyetlerine ilişkindir. Başvurucu,

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında üzerine

atılı suçlamaları anladığını belirtmiş ve bu kapsamda sorulan sorulara cevap

vermiştir. (bkz. § 13).

76. Tuceli Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen 17/11/2016 tarihli tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya

isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamada bulunulduğu

görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere

yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da

değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 14). Anılan talep yazısı sorgu işlemi

öncesinde Tunceli Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca

sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı

belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili

anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 15).

Hâkimlik, tutuklama kararında da tutuklamaya konu edilen suçlamalarla

(eylemlerle) ilgili ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz. § 17).

Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin

ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

77. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten

yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile

suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafiine

bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya

temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık

kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediği iddiasına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

79. Başvurucu, soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri hakkı kapsamında kalan,

değişik tarihlerde katıldığı basın açıklaması ve eylemler, yaptığı konuşmalar

gibi etkinlikler olduğunu belirterek ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

80. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle

tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp

aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:

2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,

§§ 60-74; Gülser

Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

81. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 50-64). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun ifade

özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında kalan

eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden

farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Edibe ŞAHİN

Vekili

:

Av. Özlem

ZINGIL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/24812, 25 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. İfade Özgürlüğü ile
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Gökcan
  14. Hakyemez
  15. Turan
  16. Zıngıl
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/24812
Tarih
25 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • İbrahim Tahirağaoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/6886)
  • Ali Kızılırmak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/20112)
  • Necip Ateş Başvurusu (B. No: 2017/30279)
  • Ali Rıza Aksu Başvurusu (B. No: 2018/6460)
  • Mustafa Uysal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/24116)
  • Ayten Kardoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1517)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.