İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ejder Bildik Başvurusu (B. No: 2013/8350)

1. Başvurucu, silahlı suç örgütü kurma ve yönetme suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı

Başvuru No2013/8350Tarih10 Haziran 2015Okuma18 dk · 3.571 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ejder Bildik Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/8350
R.G. Tarih- Sayı
15/7/2015-29417
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.571 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, silahlı suç örgütü kurma ve yönetme suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı

dava sonunda mahkûmiyet kararı verildiğini ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılamadığını belirterek, Anayasa'nın 10., 13., 36., 37. ve 38.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (5)

numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptali ve yargılamanın

yenilenmesi veya manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 15/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/9/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 21/10/2014

tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne

karşı süresi içinde beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK. 250.

maddesi ile yetkili) yürütülen soruşturma kapsamında 3/1/2006 tarihinde

gözaltına alınmış, 6/1/2006 tarihinde "silahlı

suç örgütü kurma ve yönetme" suçlarından tutuklanmıştır.

8. Başvurucu ve diğer seksen üç şüpheli hakkında Adana

Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK. 250. maddesi ile yetkili) 1/5/2006 tarihli ve

E.2006/103 sayılı iddianamesi ile "silahlı

suç örgütü kurma ve yönetme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, gasp,

gaspa teşebbüs, tehdit, kasten yaralama, suç delillerini yok etme, gizleme veya

değiştirme, görevin kötüye kullanılmasına azmettirme" suçlarını

işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

9. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK. 250. maddesi ile

görevli) 14/7/2006 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

10. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK. 250. maddesi ile

görevli), 12/5/2011 tarihli ve E.2006/213, K.2011/119 sayılı karar ile telefon

dinleme kayıtları, iletişim tespit tutanakları, müşteki iddiaları, tanık

anlatımları, bilirkişi raporları, emanet makbuzları, kriminal

raporlar, otopsi tutanakları, gizli izleme tutanakları ve tüm dosya kapsamı

değerlendirilerek başvurucunun, “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma” suçundan 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin

(1) ve (3) numaralı fıkraları uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası; “suç delillerini gizlemeye azmettirme”

suçundan 5237 sayılı Kanun'un 281. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 5

ay hapis cezası; “kasten öldürme” suçundan

5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (5) numaralı fıkrası delaletiyle aynı

Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca müebbet

hapis cezası ile cezalandırılmasına, isnat edilen diğer suçları işlediği sabit

olmadığından bu suçlar yönünden beraatine karar

verilmiştir.

11. Temyiz üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/10/2013

tarihli ve E.2013/3412, K.2013/5553 sayılı ilâmıyla “suç delillerini gizlemeye azmettirme” suçundan açılan kamu

davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, diğer kısımların düzeltilerek

hükmün onanmasına karar verilmiştir.

12. Karar, 1/11/2013 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

13. Başvurucu, 18/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 5237 sayılı Kanun’un 82. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi, 220. maddesinin (1), (3) ve (5) numaralı fıkraları, 281.

maddesinin (1) numaralı fıkrası; 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi; 1/3/1926 tarihli

ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)

numaralı bendi ve 104. maddesinin ikinci fıkrası.

15. 5271 sayılı Kanun’un, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı

Kanun’un 12. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması”

kenar başlıklı 135. maddesi şöyledir:

“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada,

suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle

delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde

sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın

telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda

alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını

derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört

saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi

halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle

arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu

durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen

suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının

türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu,

tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için

verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 –

5353/17 md.)

Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla

ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere

sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil

telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet

savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak

verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir.

Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha

uzatılabilir.

(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan

işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan

suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde

188),

7. Parada sahtecilik (madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

9. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.)

Fuhuş (madde 227, fıkra 3), (1)

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235), (1)

11. Rüşvet (madde 252), (1)

12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde

282), (1)

13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah

sağlama (madde 315)

…

(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse,

bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda

alamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/11/2013 tarih ve 2013/8350 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 3/1/2006 tarihinde gözaltına alınarak 6/1/2006 tarihinde

tutuklandığını, 14/7/2006 tarihinde tahliye edildiğini, Mahkemece hakkında

mahkûmiyet kararı verildiğini, örgüt olarak nitelendirilen yapı olmadığı halde,

hukuka aykırı sınırsız telefon dinlemeleriyle örgüt nitelendirmesi yapılarak

hüküm kurulduğunu, 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

Anayasa'nın 10., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğunu ve iptal edilmesi

gerektiğini, zira bu madde kapsamında, suç işlemeyen ancak örgüt yöneticisi

olarak nitelendirilen kişilerin başkalarının işlediği fiillerden sorumlu

tutulduğunu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek,

Anayasa'nın 36., 37. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (5) numaralı

fıkrasının Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptali talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Başvuru dilekçesinde başvurucu, Anayasa’nın 10., 13.,

36., 37. ve 38. maddelerinde yer alan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmeleri ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.

Başvurucunun bütün iddiaları adil yargılanma hakkının ihlali iddiaları

çerçevesinde değerlendirilmiştir. Başvurucunun, 5237 sayılı Kanun'un 220.

maddesinin (5) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptali

talebi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

19. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

20. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

22. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

23. Başvuru konusu olayda, başvurucu, Adana Cumhuriyet

Başsavcılığının 1/5/2006 tarihli iddianamesi ile açılan kamu davasında, Adana

6. Ağır Ceza Mahkemesince hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini, örgüt olarak

nitelendirilen yapı olmadığı halde, hukuka aykırı sınırsız telefon

dinlemeleriyle örgüt nitelendirmesi yapılarak hüküm kurulduğunu, delillerin

eksik ve hatalı değerlendirildiğini bu nedenle hakkaniyete aykırı karar verildiğini

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Adalet Bakanlığı görüşünde, delillerin kabul edilmesi ve

yorumlanmasına ilişkin takdirin yerel mahkemelere ait olduğu, Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açıkça keyfilik

içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hataların

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamayacağı, başvurucu hakkındaki

yargılamanın yürütüldüğü Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince, mahkûmiyet kararı

verilirken çeşitli mahkeme dosyaları, tanık ve müşteki beyanları ile iletişim

tespit tutanaklarına dayanıldığı, Yargıtay tarafından da Mahkeme kararının

incelenerek onandığı bildirilmiştir.

25. Başvurucu ve diğer seksen üç şüpheli hakkında Adana Cumhuriyet

Başsavcılığının 1/5/2006 tarihli iddianamesi ile "silahlı örgüt kurma ve yönetme, kasten öldürme, kasten öldürmeye

teşebbüs, gasp, gaspa teşebbüs, tehdit, kasten yaralama, suç delillerini yok

etme, gizleme veya değiştirme, görevin kötüye kullanılmasına azmettirme"

suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Adana 6. Ağır Ceza

Mahkemesince yapılan yargılamada sonunda, 12/5/2011 tarihli karar ile başvurucu

ile diğer sanıkların savunmaları, müşteki iddiaları, tanık anlatımları,

bilirkişi raporları, emanet makbuzları, kriminal

raporlar, otopsi tutanakları, iletişim tespit tutanakları, gizli izleme

tutanakları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek, başvurucu liderliğinde

diğer bir kısım sanıkların çıkar amaçlı suç örgütü kurduklarının sabit olduğu

gerekçesiyle başvurucunun, “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası; suç örgütü

lideri olması sebebiyle sanıklar N.D. ve E.D.'yi,

C.S.’nin öldürülmesine azmettirme eylemi sabit olduğu

gerekçesiyle “kasten öldürme” suçundan

5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (5) numaralı fıkrası delaletiyle aynı

Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca müebbet

hapis cezası; “suç delillerini gizlemeye

azmettirme” suçundan 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, isnat

edilen diğer suçları işlediği sabit olmadığından bu suçlar yönünden beraatine karar verilmiştir.

26. Başvurucu, hukuka aykırı sınırsız telefon dinlemeleriyle

örgüt nitelendirmesi yapılarak hüküm kurulduğunu belirtmiş ve bu nedenle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de,

soruşturma ve kovuşturma aşamalarında yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un

135. maddesinde, örgütlü suçlarda uzun süreli telefon dinlemelerinin

yapılabileceği düzenlenmiştir. Başvurucunun, hukuka aykırı dinleme

yapıldığından değil, hukuka aykırı sınırsız telefon dinlemesi yapıldığından

şikâyet ettiği, başvurucuya ait dinlemelerin 5271 sayılı Kanun’a uygun olarak

yapıldığı anlaşılmıştır. Kaldı ki Mahkemece verilen mahkûmiyet kararının

gerekçesi incelendiğinde, mahkûmiyet hükmünün yalnızca telefon dinleme

kayıtlarına ve iletişim tespitlerine dayalı olarak verilmediği, müşteki

iddiaları, tanık anlatımları, bilirkişi raporları, emanet makbuzları, kriminal raporlar, otopsi tutanakları, gizli izleme

tutanakları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek verildiği belirlenmiştir.

27. Temyiz üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/10/2013

tarihli ilâmıyla “suç delillerini gizlemeye

azmettirme” suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle

düşürülmesine karar verilmiş, “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma ve kasten öldürme” suçlarının işlediğinin sabit kabul edildiği, oluşa ve soruşturma

sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliğinin tayin edildiği, savunmaların

inandırıcı gerekçelerle reddedildiği belirtilerek Mahkemenin gerekçesi yeterli

görülmüş ve hüküm düzeltilerek onanmıştır.

28. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemelerinin

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. 5237 Sayılı Kanun’un 220. Maddesinin (5) Numaralı

Fıkrasının İptali Talebi

31. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi

kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.”

32. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.”

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa'da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi

birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır.

34. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında ise yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine

doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı kurala bağlanmıştır.

35. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca çıkarılan

kanunlar ve alınan meclis kararları yasama işlemlerini oluşturmaktadır. Kanun,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından Anayasa’da belirlenen

usullere uyulmak suretiyle yapılan, Cumhurbaşkanınca Resmî Gazete’de

yayımlanan ve meclis kararları dışında kalan işlemlerdir. Meclis kararı ise

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yapısına ve iç işleyişine yönelik veya yürütme

ve yargı organlarıyla olan ilişkilerine dair kanun dışında yaptığı işlemlerdir

(Arif Güneş, B. No: 2012/837,

5/3/2013, § 14).

36. Bireysel başvuru yolu, bireylerin maruz kaldığı temel hak

ihlallerinin tespitini yapan ve tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılması için

etkin araçları içeren anayasal bir güvencedir. Bu güvence kapsamında, bireylere

doğrudan yasama işleminin iptalini isteme yetkisi tanınmamıştır (Arif Güneş, § 15).

37. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu,

kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa’ya aykırılığının ileri

sürülmesini sağlayan bir yol olarak kabul edilemez (Gökhan Ünal, B. No: 2012/30, 5/3/2013, § 17).

38. Bir yasama işleminin, temel hak ve özgürlüğün ihlaline

neden olması durumunda, bireysel başvuru yoluyla doğrudan yasama işlemine değil

ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere

karşı başvuru yapılabilecektir. Bu şekilde bireysel başvuru yolunun

kullanılabilmesi için söz konusu işlem, eylem ve ihmallere karşı varsa başvurulabilecek

kanun yollarının da daha öncesinde tüketilmiş olması gerekmektedir (Gökhan Ünal, § 18).

39. Başvuru konusu olayda, başvurucu 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (5)

numaralı fıkrasının yer alan "örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini

ileri sürmüş, Adalet

Bakanlığı, Kanun’un iptali talebine ilişkin olarak görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

40. Bireysel başvuru kapsamında, bir yasama işleminin doğrudan

ve soyut olarak Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz (Ahmet Soysal, B. No:

2012/237, 26/3/2013, § 20).

41. Açıklanan nedenlerle, doğrudan ve soyut olarak

yasama işlemi

aleyhine yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılamadığı

İddiası

42. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

43. Başvurucu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 3/1/2006 tarihinde gözaltına alınarak 6/1/2006 tarihinde

tutuklandığını, 14/7/2006 tarihinde tahliye edildiğini, Başsavcılıkça 1/5/2006

tarihinde hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlandırılamadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

45. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

46. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

Diğerleri, §§ 41–45).

47. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “silahlı

örgüt kurma ve yönetme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, gasp, gaspa

teşebbüs, tehdit, kasten yaralama, suç delillerini yok etme, gizleme veya

değiştirme, görevin kötüye kullanılmasına azmettirme” suçlarını

işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan

suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde hapis ve adli para cezasını

gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç

isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına

girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,

§ 32).

48. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin

uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, Adana Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvurucunun gözaltına alındığı 3/1/2006 tarihidir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onadığı 10/10/2013

tarihidir (Ersin Ceyhan, B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 35).

49. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

3/1/2006 tarihinde gözaltına alınarak 6/1/2006 tarihinde tutuklanan başvurucu

ile diğer seksen üç şüpheli hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 1/5/2006

tarihli iddianamesi ile "silahlı örgüt

kurma ve yönetme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, gasp, gaspa teşebbüs,

tehdit, kasten yaralama, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme,

görevin kötüye kullanılmasına azmettirme" suçlarını işledikleri

iddiasıyla kamu davası açıldığı tespit edilmiştir. Adana 6. Ağır Ceza

Mahkemesince yapılan yargılamada, 14/7/2006 tarihinde başvurucunun serbest

bırakıldığı, uzun süre sanıkların savunmalarının alınabilmesi için beklendiği,

müşteki ile tanıkların dinlendiği, iletişim tespit tutanakları, gizli izleme

tutanakları ve bilirkişi raporlarının incelendiği görülmüştür. Mahkemece,

12/5/2011 tarihli karar ile başvurucunun “suç

işlemek amacıyla örgüt kurma” suçundan 2 yıl 1 ay hapis, “suç delillerini gizlemeye azmettirme”

suçundan 5 ay hapis, “kasten öldürme” suçundan

müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, isnat edilen diğer suçları

işlediği sabit olmadığından bu suçlar yönünden beraatine

karar verildiği belirlenmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

10/10/2013 tarihli ilâmıyla “suç delillerini

gizlemeye azmettirme” suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı

nedeniyle düşürülmesine, diğer kısımların düzeltilerek hükmün onanmasına karar

verildiği anlaşılmıştır.

50. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

51. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken

usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya

koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yedi yıl dokuz aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

53. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılmadığı

için manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

54. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yedi yıl

dokuz aylık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 2.950,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

56. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (5) numaralı fıkrasının iptali yönündeki talebinin “konu bakımından

yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığı yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 2.950,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Derya ATAKUL Başvurucu : Ejder BİLDİK Vekili : Av. Göksel KARAGÖZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8350, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8350
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Emin Aydın Başvurusu (B. No: 2013/3178)
  • Niyazi Şahiner Başvurusu (B. No: 2014/12694)
  • Ensari Karaduman Başvurusu (B. No: 2013/9838)
  • Erdal Efe ve Burhan Özsoy Başvurusu (B. No: 2014/2239)
  • Kadriye Okay Başvurusu (B. No: 2014/4106)
  • Umran Kurtuluş Başvurusu (B. No: 2014/1587)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.