İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ekrem Aysu Başvurusu (B. No: 2018/13227)

1. Başvuru; devlet memurluğundan çıkarılma işleminin

Başvuru No2018/13227Tarih15 Aralık 2020Okuma23 dk · 4.683 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ekrem Aysu Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/13227
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.683 kelime·23 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; devlet memurluğundan çıkarılma işleminin

iptali istemiyle açılan davada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

ile sonuçlanan ceza yargılaması ve bu yargılama neticesinde ulaşılan sonuç esas

alınarak karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 2/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiası Anayasa Mahkemesinin 25/12/2018 tarihli ve

2018/34972 sayılı kararı ile başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Nevşehir'in Ürgüp Belediye Başkanlığı

bünyesinde zabıta memuru olarak görev yapmıştır.

10. Başvurucunun görev yaptığı dönemde Ürgüp pazar

yerinde toplanan işgaliye ve etiket bedelleri ile ilgili olarak belediye

çalışanları hakkında idari soruşturma yapılmıştır. Soruşturma sürecinde

başvurucuya kullanılan tahsildar makbuzlarının aslına ve dip koçanına farklı

rakamlar yazmak ve kayıt dışı pazar etiketi bastırarak gelir elde etmek

filleri isnat edilmiştir.

11. Soruşturma sonucunda isnat edilen fiileri

gerçekleştirdiği kanaatine varılan başvurucu 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi (memurluk

sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareketlerde bulunmak) uyarınca 16/1/2008 tarihli işlemle devlet

memurluğundan çıkarılmıştır.

12. Diğer taraftan başvurucu hakkında zimmet,

resmî belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma suçlarının isnadıyla

kamu davası açılmıştır.

13. Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi 17/9/2013 tarihli

kararıyla başvurucuyu isnat edilen eylemler yönünden suçlu bularak her suç için

ayrı ayrı hapis cezasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar vermiştir. Hüküm itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Nevşehir

Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Ekrem Aysu'nun, diğer

sanıklar A.T. ve E.T. ile birlikte sahte olarak bastırmış olduğu pazar

etiketlerin bir kısmı karşılığında almış olduğu paralarla, gerçek pazar

etiketleri sonucunda almış olduğu bir kısım paraları ilgili yerlere yatırmayıp

mal edinmek suretiyle teselsülen basit zimmet suçunu, özel belge niteliğinde

bulunan çok sayıda pazar etiketi bastırmak suretiyle teselsülen özel belgede

sahtecilik suçunu ve düğün kirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilen

birden fazla kira bedellerini mal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanmak

suçunu işlediği sabit olmuştur."

14. Başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan

çıkarılma işlemine karşı Kayseri 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal

davası açmıştır.

15. Mahkeme 4/10/2013 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir.

16. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Uyuşmazlık konusu olayda davacının

'zimmet' suçlaması nedeniyle yargılandığı Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi'nin

E.2010/253 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasında 17.09.2013 tarihinde verilen

K.2013/269 sayılı kararı ile davacının diğer sanıklar A.T. İle E.T. ile

birlikte sahte olarak bastırmış olduğu pazar etiketleri karşılığında almış

olduğu paraları ve gerçek pazar etiketleri karşılığında tahsil etmiş olduğu

paraları, yasal olarak yatırması gereken ilgili yerlere yatırmayarak mal

edinmek suretiyle basit zimmet suçunu, özel belge niteliğinde bulunan çok

sayıda pazar etiketi bastırmak suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, düğün

kirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilen kira bedelleri ile özel mülk

edinmek suretiyle de güveni kötüye kullanma suçunu işlediği gerekçesiyle

TCK.nun 61. maddesine göre suçun işleniş biçimi yeri, zamanı ve özeni göz

önünde bulundurularak eylemine uyan 5237 sayılı TCK. 37. maddesi delaletiyle aynı

yasanın 247/1. Maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığı ve

yasal olarak yapılması gerekli teşdid ve tahfif maddeleri uygulanarak neticeten

1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, sanığa verilen sonuç

cezanın iki yıldan az olması nedeniyle, oluşan zararların aynen geri verilmek

suretiyle tarafından giderilmiş olduğundan ve bir daha suç işlemeyeceği

kanaatine varılarak 5271 sayılı CMK.nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir.

Bu durumda davacının memuriyetten

çıkarılması işleminin dayanağı olan fiillerinden dolayı hakkında açılan ceza

davası neticesinde Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/253, K.2013/269

sayılı ilamı ile zimmet, özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma

suçlarını işlediğine karar verildiği, davacı tarafından işlenen fiillerin,

memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, davacının eylemine uyan 657 sayılı

Yasanın 125/E-g maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla

cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonuç ve kanaatine varılmıştır."

17. Danıştay Onikinci Dairesi 27/9/2017 tarihli kararıyla

ret hükmünü onamış ve 5/2/2018 tarihinde de karar düzeltme istemini

reddetmiştir.

18. Başvurucu nihai kararı 2/4/2018 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 2/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının

çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı 125.

maddesinin (E) bendi ile bendin (g) alt bendi şöyledir:

" E - Devlet memurluğundan çıkarma

: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere

memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını

gerektiren fiil ve haller şunlardır:

...

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,"

20. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade

eder."

B. Uluslararası

Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine

bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.

maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM

içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün

bulunduğu ifade edilmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usule

ilişkin bu güvence ile, sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza

yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek yargılamalar

boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Bu

usule ilişkin yön kapsamında masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının

kendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu

görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda

bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvence

ile sınırlı olmayıp daha geniştir ve devletin hiçbir temsilcisinin mahkeme ile

suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini

gerekli kılar. Bu bağlamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı

zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları,

disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki

güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza

gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi

güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir

hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren

suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye,

B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43).

23. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının

disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç

isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu

görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi

bulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem

nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz

konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel

getirmediğine vurgu yapmaktadır. AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması

hâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan

hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret

etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılaması

kapsamında başvurana iddia konusu eylemi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen

bir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına giren

bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51).

24. Bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci

fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatiyle veya

davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında söz konusu kişiye,

masumiyetine uygun bir muamelede bulunulması gerekir. Bu ikinci yönde maddenin

genel amacı bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen

kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu

görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi

-adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için- sağladığı usule ilişkin

güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata

geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının

korunmaması hâlinde Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil

yargılanma güvenceleri teorik ve hayalî olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye,

§ 54).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile

sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davanın reddedildiğini, hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun uyarınca aleyhine

hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

28. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

29. Anayasa Mahkemesi masumiyet karinesinin ihlali

iddialarını incelediği başvurularda (çok sayıda karar arasından bkz. Selim

Misafir [GK], B. No: 2016/6038, 20/6/2019; Galip Şahin [GK], B. No:

2015/6075,11/6/2018) suç isnadına ilişkin bir güvence olan masumiyet

karinesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda hangi hâllerde

uygulanabileceğine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Buna göre masumiyet

karinesinin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalan bir yargılamada

uygulanabilmesi için başvurucunun söz konusu medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin yargılama ile hakkında yürütülen veya sona eren ceza yargılaması

arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir. Medeni hak

yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun dikkate alındığı

ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin irdelendiği ya da

başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ile ilgili

irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla ilgili

yorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul edilebilir.

Bununla birlikte idare/hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki

bağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkün

olmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göre

değişebileceği kabul edilmelidir.

30. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiası, devlet

memurluğundan çıkarma işleminin iptali istemiyle açtığı davada çıkarma işlemine

konu eylem nedeniyle yapılan ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesine karşın İdare Mahkemesince eylemin sabit

görülerek işlemin hukuka uygun bulunmasına ilişkindir. Gerek mahkeme kararında

gerekse disiplin makamlarının işlemlerinde ceza yargılamasına konu eylemlerle

ilgili olarak değerlendirme yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu değerlendirmeler

-herhangi bir ihlale yol açıp açmadıkları hususu aşağıda değerlendirilecek

olmakla birlikte- disiplin işleminin denetlendiği yargı süreci ile ceza

yargılaması arasında bağlantının bulunduğu sonucuna ulaşılması bakımından

yeterli görülmüştür. Bu bağlamda masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin

devreye girdiği somut başvuruda Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinin

uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasa

ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle

başvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık

göstermediği anlaşılmaktadır.

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

32. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise

herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir

unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu

sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir

(Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905,

19/04/2017, § 27).

33. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

34. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.

35. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı

sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı

zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da

açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu

ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak

yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi)

masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, § 39).

36. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip

Şahin, § 40).

37. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile disiplin

hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç

düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma

düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak

yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen

bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku

kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de

sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yönde değerlendirmeler

için bkz. Özcan Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat

Eyol, § 30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet

karinesinin bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin

işlemlerinin yürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı

olarak devam etmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni

bulunmadığını belirtmek gerekir (M.E.T., B. No: 2014/11920, 3/7/2018, §

61).

38. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet

suçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza mahkemesi hükmü, disiplin

makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir. Ancak cezai sorumluluğu

ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti

temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde

bir engel bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Özcan

Pektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30).

39. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir

başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları

tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin

soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;

kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin, § 47).

40. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay

ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca

(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak

kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem

ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesi

ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış

olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil

etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu

ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet

karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin

sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün

olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48).

41. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaat

bulunmakta ve bu kanaat kasten yeni bir suç işlenmemesi şartına bağlı

olarak hüküm ifade etmemektedir. Gerçekten hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmış mahkemenin buna

ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, bu süre zarfında hükmün

sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka

suç işlememesi hâlinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak

davanın düşmesine karar verilmesini ifade eder. Bu çerçevede ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılması

masumiyet karinesi ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§ 28, 29).

42. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi

bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın

gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının

incelenmesi gerekir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013, §

63; Hüseyin Şahin, B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

43. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, kullanılan

tahsildar makbuzlarının aslına ve dip koçanına farklı rakamlar yazdığı ve kayıt

dışı pazar etiketi bastırarak gelir elde ettiği iddialarıyla hakkında

açılan idari soruşturma sonucunda devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Aynı

eylemler nedeniyle hakkında açılan kamu davası sonucunda zimmet, resmî belgede

sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle başvurucu hapis cezasına

mahkûm edilmiş ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir. Başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılma işlemine karşı açtığı

dava da reddedilmiştir. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararı ile sonuçlanan ceza yargısı süreci esas alınarak davanın reddedildiğini,

bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucunun şikâyeti dikkate alındığında somut başvurunun masumiyet

karinesinin ikinci yönü bakımından incelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

44. Yukarıda alıntılanan ilkeler uyarınca masumiyet

karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken önemli olan husus,

yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza

yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması

sonucunda verilen hükme dayanıp dayanmadığıdır.

45. Somut olayda Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine kanaat getirmiş ancak 5271 sayılı

Kanun'un 231. maddesinin başvurucuya isnat edilen suça uygulanabilir olduğunu

tespit ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş ve

dolayısıyla beş yıllık denetim süresinin suç işlenilmeden geçirilmesi hâlinde

başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını tanımıştır. Hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesi

uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmadığı dikkate alındığında

başvurucunun masumiyet karinesinin devam ettiği açıktır.

46. Yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde, ceza gerektiren

herhangi bir suç isnat edilen ancak kesin olarak mâhkum edilmemiş bulunan bir

kişiye yönelik hukuki kararın kişinin suçlu olduğu yönünde bir görüşü

yansıtması hâlinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağı unutulmamalıdır.

47. Mahkeme ret gerekçesinde münhasıran Nevşehir Ağır

Ceza Mahkemesinin kararına dayanmıştır. Mahkeme gerekçesinde ceza mahkemesi

kararına atıfla "...davacı tarafından işlenen fillerin..."

ifadesine yer vererek başvurucunun eylemine uyan disiplin cezası ile

cezalandırıldığı sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 16). Mahkeme, disiplin cezasının

hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşırken disiplin hukuku bağlamında bir

delillendirmeyi esas alarak idare hukuku çerçevesinde somut olaya dair yeni bir

hukuki değerlendirmede bulunmamıştır.

48. Bu bağlamda uyuşmazlık konusu disiplin cezasına esas

olan olaylara ilişkin yeni bir değerlendirme yapmadan başvurucuya isnat edilen

fiillerin gerçekleştiğini ifade eden Mahkemenin disiplin cezasının hukuka

uygun bulunduğu yönündeki gerekçesini kendi değerlendirmesinden ziyade hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza mahkemesi kararına

dayandırdığı açıktır.

49. Ceza yargılamasından bağımsız, kendi kanaatini ortaya

koyacak herhangi bir delili kararında irdelemeyen, olay ve olgular hakkında

yeni bir değerlendirme yapmayan derece mahkemesinin münhasıran hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılamasına

dayandığı ve eyleme yönelik ifadelerinin de (bkz. § 47) masumiyet karinesini

ihlal edici mahiyette olduğu anlaşılmaktadır.

50. Sonuç olarak kararda yapılan değerlendirme ve

kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

51. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Kayseri 1. İdare

Mahkemesi kararının gerekçesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak başvurucunun ceza yargılamasına

konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı anlaşıldığından

Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

52. Diğer taraftan yargılama sürecine ilişkin usul

güvencesi sağlayan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden

yargılamanın sonucuyla ilintili bulunan diğer ihlal iddialarının

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

54. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması ve tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

55. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

56. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan

farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini

beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama

kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

58. İncelenen başvuruda Kayseri 1. İdare Mahkemesi

tarafından yapılan yargılama sonucu masumiyet karinesinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

59. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan

benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama

sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan

mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal

sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun

yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

60. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

61. Dosyadaki

belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.849,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer

TOPAL'ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 1. İdare Mahkemesine

(E.2008/381, K.2013/877) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600,00 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/12/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Mahkememiz çoğunluğunca, teselsülen basit zimmet ve

teselsülen özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla ilgili olarak

hakkında eş zamanlı bir şekilde hem ceza hem de disiplin soruşturması

başlatılan başvurucu hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

(HAGB) dair karara atıfla “…zimmet, özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye

kullanma suçlarını işlediğine karar verildiği…”nden söz edilerek, memurluk

sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareketlerde bulunmak nedeniyle hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali

istemiyle açılan davanın reddedilmiş olması nedeniyle başvurucu bakımından

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarında

güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Bu sonuca ulaşılırken de İdare Mahkemesi kararında, HAGB kararı

ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak başvurucunun ceza yargılamasına

konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtılıp, başvurucunun

masumiyetine gölge düşürüldüğü belirtilmiştir.

Mahkememiz çoğunluğunca ulaşılan sonuca aşağıda açıklanan

nedenlerle iştirak edilmemiştir.

Öncelikle Mahkemenin verdiği HAGB kararına herhangi bir

beraat kararının sonucu bağlanmak istenmektedir ki bu son derece yanlıştır.

HAGB kararıyla beraat kararının gerekçesi ve sonucu aynı olamaz. Ceza mahkemesi

kararında açıkça “… sahte olarak bastırmış olduğu pazar etiketlerinin bir kısmı

karşılığında almış olduğu paralarla, gerçek pazar etiketleri sonucunda almış

olduğu bir kısım paraları ilgili yerlere yatırmayıp mal edinme suretiyle

teselsülen basit zimmet suçunu, özel belge niteliğinde bulunan çok sayıda pazar

etiketi bastırmak suretiyle teselsülen özel belgede sahtecilik suçunu ve düğün

kirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilen birden fazla kira bedellerini

mal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanmak suçunu işlediği sabit olmuştur.”

denilmek suretiyle başvurucunun suçlu bulunduğu; ancak Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca HAGB kararı verildiği anlaşılmakla

başvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olduğu, dolayısıyla masumiyet

karinesinden yararlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu karara başvurucunun itiraz etmemesi de kendisini masum

olarak kabul etmediğinin göstergesidir. Anılan maddenin beşinci fıkrasının son

cümlesinde, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasının, kurulan hükmün sanık

hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edeceği belirtilerek suçlu

bulunan, hakkında cezaya hükmedilen şahsın ceza hükmünden etkilenmeyeceği

açıklanmıştır.

Olayda idare mahkemesi, ceza mahkemesi kararında yapılan

değerlendirmelerden bir olgu olarak söz ettikten sonra başvurucunun işlediği

fiilin "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz

kızartıcı ve utanç verici nitelikte bulunduğu" kanaatine varmıştır.

Olayda ceza soruşturması ile disiplin soruşturması

birbirinden farklı olgulara dayandırılmıştır.

Ceza soruşturması zimmet, resmi belgede sahtecilik ve

güveni kötüye kullanma suçlaması temelinde yapılmakta iken disiplin soruşturması

memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici hareketlerde bulunmak fiili temelinde yapılmıştır.

Kuşkusuz bu iki suçlamanın da temelinde aynı fiiller

bulunmaktadır. Masumiyet karinesinin, hakkındaki ceza soruşturması beraat

dışında bir kararla sonuçlanan kişinin aynı fiil nedeniyle disiplin yaptırımına

maruz bırakılmasını engellemesi düşünülemez. Aksine, suçu işlediği sabit olan

kişi hakkında disiplin yaptırımı uygulanmasının gerekçesini güçlendirir. Masumiyet

karinesinin yasakladığı husus, ceza mahkemesince işlenmediği kabul edilen bir

suçun işlendiğinin kabulüyle bu kişiye disiplin cezası verilmesidir. Aynı

fiilin disiplin hukuku sınırları içinde kalan bir suçlamaya konu edilmesi

masumiyet karinesini zedelemez.

Somut olayda idare mahkemesinin başvurucunun zimmet,

resmi belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma fiillerini işlediğine

yönelik bir kabulü bulunmamaktadır. İdare mahkemesi kararında, bu durumdan ceza

mahkemesi kararına atfen sadece bir olgu olarak bahsetmektedir. İdare mahkemesi

başvurucunun memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz

kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilini işlediğini kabul

etmiştir. Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı

ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiili tamamen disiplin hukuku sınırları

içinde kalan bir fiildir. Şayet idare mahkemesi başvurucunun zimmet, resmi

belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma fiillerini işlediğini ifade etmiş

olsaydı masumiyet karinesinin ihlal edildiği söylenebilecekti.

Hal böyle olunca bu koşullarda idare mahkemesinin

başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiği söylenemez.

Öte yandan idare mahkemesinin olay ve olguları sıralarken

ceza mahkemesi kararından da söz etmiş olması masumiyet karinesini ihlal etmez.

Nitekim Urat/Türkiye kararında da benzer bir durum söz konusu iken AİHM ihlal

bulmamıştır.

Son olarak vurgulanmalıdır ki AİHM kararlarında disiplin

uyuşmazlığına bakan mahkemenin olguları kendisinin değerlendirerek bir sonuca

ulaşması gerektiği biçimindeki ilkenin doğru anlaşılması gerekir. Söz konusu

ilkeyle kastedilen ceza mahkemesinde yürütülen yargılamadaki suçlama temelinde

bir disiplin soruşturması yürütülmemesi, disiplin hukukuna özgü suçlama

temelinde bir soruşturma yürütülmesidir. Somut olayda da disiplin hukuku

temelinde bir soruşturma yürütülmüştür. Diğer bir ifadeyle disiplin

yargılamasındaki suçlama ile ceza yargılamasındaki suçlama aynı değildir. İdare

mahkemesi disiplin hukukunun sınırları içinde kalarak değerlendirmesini

yapmıştır. Disiplin hukuku kapsamındaki suçlamanın temelini oluşturan fiilin

işlendiği söylenirken olgu olarak ceza mahkemesi kararına atıf yapılması tek

başına masumiyet karinesini ihlal eden bir husus değildir.

Açıklanan nedenlerle başvurucu hakkında uygulanan

disiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen karardan dolayı

masumiyet karinesinin ihlal edilmediği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki

görüşüne dayalı karara katılmadım. Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Ekrem AYSU Vekili : Av. Murat BOZ Üye Muammer TOPAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/13227, 15 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. VI. Hüküm
  18. A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
  19. B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Karşıoy
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/13227
Tarih
15 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Bekir Yakar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/35103)
  • Ahmet Reyhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/36223)
  • Şahin Alpay Başvurusu (B. No: 2018/10327)
  • İbrahim Şimşek Başvurusu (B. No: 2018/37341)
  • B.ü. ve İbrahim Halil Kılıç Başvurusu (B. No: 2019/24852)
  • M.o. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/8627)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.