İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Görgülü Başvurusu (B. No: 2014/5871)

1. Başvuru, mazbut vakıflar arasına alınan vakfın "vakıf

Başvuru No2014/5871Tarih6 Temmuz 2017Okuma24 dk · 4.733 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Görgülü Başvurusu

Karar tarihi
6 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/5871
R.G. Tarih ve Sayı
8/9/2017 - 30174
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.733 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mazbut vakıflar arasına alınan vakfın "vakıf

evladı" olduğunun tespit edilmesine karşın vakfa mütevelli olunması

talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Saraçoğlu Ahmed kızı Emine Hatun tarafından Balıkesir ili

Edremit ilçesinde 1331 hicri (1913 miladi) tarihinde "Emine Hatun Binti

Ahmed Vakfı" kurulmuştur. Vakfa bazı yazışmalarda "Saraçoğlu Ahmed

Ağa Kerimesi Emine Hatun Vakfı" da denmektedir. Bu Vakfın son mütevellisi

Ahmet ve Şerife Kadın kızı Hatice Görgülü'dür. Vakıflar Genel Müdürlüğünün

(Genel Müdürlük) 21/2/2011 tarihli yazısına göre Vakfa ait tespit edilen ilamda

tevliyet görevinin vakıf evlatlarına şart kılındığı hükmü yer almaktadır.

9. Genel Müdürlük İdare Meclisi 30/11/1965 tarihinde, 5/6/1935

tarihli ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 39. maddesi uyarınca bu Vakfın

mazbut vakıflar arasına alınmasına karar vermiştir. Kararda, Vakfın

tevliyetinin 27/7/1937 tarihinden beri açık olduğu ve belirtilen tarihten bu

yana emaneten idare edilen bu Vakfa mütevelli olunması için herhangi bir

müracaatın olmadığı belirtilmiştir.

10. Öte yandan Edremit ilçesinde "Kilcioğlu Saraç Hüseyin

Ağa Kerimesi Emine Vakfı" ve "Emine Hatun Binti Timur Vakfı"

adına kayıtlı taşınmazlar olduğuna ilişkin tapu kayıtları da bulunmaktadır.

11. Edremit Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/2/2012 tarihli mirasçılık

belgesine göre başvurucu, Hatice Görgülü'nün torunudur. Başvurucu 14/1/2011

tarihinde Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Genel Müdürlük

aleyhine dava açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun "Emine Hatun Binti

Ahmed Vakfı"nın gerçek evladı olduğu ve vakfiyeye göre tevliyet hakkının

da kendisine verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

12. Mahkeme 4/6/2012 tarihinde vakıf uzmanı bir bilirkişiden

rapor almıştır. Bilirkişi raporunda başvurucunun Vakfın kurucusu Ahmet kızı

Emine Hatun'un torunu olmakla vakfın evladı olduğu ancak Kanun gereği Vakfa

mütevelli olarak atanmasının mümkün olmadığı görüşü belirtilmiştir. Mahkeme söz

konusu bilirkişi raporunu hükme esas alarak 23/10/2012 tarihinde davanın kısmen

kabulüne, başvurucunun vakıf evladı olduğunun tespitine, diğer taleplerinin ise

reddine karar vermiştir.

13. Taraflarca temyiz edilen hüküm, Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin (Daire) 13/6/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. Tarafların karar

düzeltme talepleri ise Dairenin 3/3/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar, başvurucu vekiline 3/4/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

16. 2762 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce

vücud bulmuş vakıflardan

A - Bu kanundan önce zabtedilmiş bulunan

vakıflar,

B - Bu kanundan önce idaresi zabtedilmiş olan

vakıflar,

C - Mütevelliği bir makama şartedilmiş olan

vakıflar,

D - Kanunen veya fiilen hayri bir hizmeti

kalmamış olan vakıflar,

E - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerinden

başkalarına şart edilmiş vakıflar,

Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur.

Bunların hepsine birden (Mazbut

vakıflar) denir.

(Değişik: 31/5/1949-5404/1 md.) Mütevelliliği

vakfedenlerin fer`ilerine şart

edilmiş vakıflara (Mülhak Vakıflar) denir.

Bunlar mütevellileri tarafından idare

olunur.

Mütevelliler Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve Genel Müdürlük de İdare

Mec-

lisinin kontrolü altındadır.

..."

17. 2762 sayılı mülga Kanun'un 18 maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Birinci maddede zikredilen mülhak

vakıfların tevliyetleri bu kanun hükümleri dairesinde Umum Müdürlükçe tevcih

olunur."

18. 2762 sayılı mülga Kanun'un 21. maddesi şöyledir:

"Boş kalan mütevellilik, yenisine

verilinceye kadar, vakıf işlerine Umum Müdürlük bakar.

Mütevelli olması lazımgelenlerden kimse sağ

kalmamışsa o vakıf mazbut vakıflar arasına alınır."

19. 2762 sayılı mülga Kanun'un 39. maddesi şöyledir

"Bu kanunun birinci maddesinde Umum

Müdürlük tarafından idare edileceği gösterilen ve bu kanunun neşri tarihine

kadar mazbutiyet altına alınmış olan vakıfların mazbutiyetleri kaldırılmaz. On

senedenberi mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olan vakıflarda artık tevcih

yapılmaz.

Ancak alakalıların vakfiyeye göre intifa

hakları mahfuzdur."

20. 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

...

Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca Genel

Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk

Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar

Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,

Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu

Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerin

soyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları

...

Hayrat: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf

vakıfları ile yeni vakıfların, doğrudan toplumun istifadesine bedelsiz olarak

sundukları mal veya hizmetleri,

Akar: Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerine

getirilmesi için gelir getirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınır

ve taşınmazları,

...

Galle fazlası: Mazbut ve mülhak vakıflarda,

vakfın hayrat ve akarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin

ifasından sonra kalan miktarı,

İntifa hakkı: Mazbut ve mülhak vakıflarda,

vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere bırakılmış galle fazlaları ve

hakları,

ifade eder."

21. 5737 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

"Mazbut vakıflar, Genel Müdürlük

tarafından yönetilir ve temsil edilir.

Mülhak vakıflar, Anayasaya aykırılık teşkil

etmeyen vakfiye şartlarına göre Meclis tarafından atanacak yöneticiler eliyle

yönetilir ve temsil edilir. Vakıf yöneticileri kendilerine yardımcı tayin

edebilirler. Mülhak vakıf yöneticilerinde aranacak şartlar ile yardımcılarının

nitelikleri yönetmelikle düzenlenir. Vakfiyedeki şartları taşımamaları

nedeniyle kendilerine yöneticilik verilemeyenler bu şartları elde edinceye,

küçükler ile kısıtlılar fiil ehliyetlerini kazanıncaya ve boş kalan yöneticilik

yenisine verilinceye kadar, vakıf işleri Genel Müdürlükçe temsilen

yürütülür."

22. 5737 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:

"On yıl süreyle yönetici atanamayan veya

yönetim organı oluşturulamayan mülhak vakıflar, mahkeme kararıyla Genel

Müdürlükçe yönetilir ve temsil edilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce mazbut

vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına

alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamaz.

İlgililerin vakfiye şartlarına göre intifa

hakları saklıdır.

(Ek fıkra:13/2/2011-6111/208 md.) İntifa

haklarına ilişkin talepler galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren

mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer.

(Ek fıkra:13/2/2011-6111/208 md.) Mazbut

vakıflarda intifa hakları, galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren

mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfın son beş yıl içindeki

malvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak ve galle fazlasının

mevcudiyeti şartıyla Genel Müdürlükçe belirlenir. "

23. 5737 sayılı Kanun'un 80. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar

Kanunu, ... yürürlükten kaldırılmıştır."

2. Yargıtay İçtihadı

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/5/2007 tarihli ve

E.2007/18-293, K.2007/310 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Dava konusu vakıf, Osmanlı dönemine ait bir

vakıftır.Bu nedenle davayı Osmanlı Vakıf Hukuku düzenlemelerine göre incelemek

gerekir. Osmanlı tatbikatında vakıf; bir malı mülkiyetten çıkarıp menfaatlerini

belli şartlarla, ebedi olarak bir hayır cihetine tahsis etmek demektir.

Vakıf, kamu veya özel nitelikte kurulsa dahi

hukuki bir tasarruf olduğunda şüphe yoktur. Ancak, hukuki tasarruflar, tek

taraflı ve iki taraflı irade beyanı çeşitlerine ayrılmaktadır. O halde vakıf,

hangi tür irade beyanına göre kurulmaktadır. Osmanlı hukukçularına göre; ister

kamuya, isterse özel cihetleretahsis edilsin veya birinci derecede vakıftan

yararlanacak belli şahıslar bulunsun veya bulunmasın vakıf tek taraflı bir

hukuki muameledir. Vakfedenin (vâkıf) icabıyla (irade beyanıyla) kurulur.

Vakıf muamelesinin bağlayıcılık kazanması için

hakimin yargılama sonucundavakfın lüzumuna karar vermesi gerekir. Osmanlı

tatbikatında buna tescil denilmektedir. Bir vakıf muamelesinin hem sahih hem de

lâzım olabilmesi için tescili şart koşulmuştur. Tescil ile , vakfiyet ile

verilen hükümler tarafları ve bütün hükmi şahısları bağlar.Artık hiçbir kimse

vakıf mal aleyhinde mülkiyet ve istihkak iddiasıyla dava açamaz.

Vakfın konusunun, mütekavvim (dayanıklı)

olması gerekir. Hukuki terim olarakmenkul (taşınır), gayrimenkul (taşınmaz) mal

olması gerekir. Yani vakfın konusunu teşkil edecek mal veyamülkün ayn olması

gerekir. Ayn, müşahhas (somut) olan şeylere denir ve taşınır-taşınmaz malları

kapsamına alır.Vakıf konusunu teşkil edecek malın, sonradan meydana gelebilecek

anlaşmazlıkları önleyecek kadar bilinmesi ve belirli olması (malum ve muayyen)

olması gerekir.Ayrıca vakfedilen mal, vâkıfınmülkü olmalı, ortaklık durumu söz

konusu olmamalıdır.

Vâkıfa ait mülk, vakfedildikten sonra kimin

olacaktır.Osmanlı hukukçuları vakıf malların mülkiyetinin “….Allahın mülkü hükmünde…”

diyerek hükmi bir şahsiyete intikal ettiğini açıkça söylemektedirler. Vakfın

hukuki sonucu vakfedilen malın aslının hapsi ve menfaatinin Allahın kullarına

ait olmasıdır... Vakıf muamelesiyle vakfedilen mal, bir çeşit manevi

dokunulmazlık kazanır. Artık vakıf mal üzerinde, mülkiyet konusu bir malmış

gibitasarruf olunamaz.

Özel mülkiyetten çıkan Allahın kullarına ait

olan vakfın gayesinden kimler yararlanacaklar. Bir vakıf, vakıftan

yararlanansız (mevkufunaleyhsiz) olamaz.Aksi takdirde israf yapılmış olur ki bu

da yasaklanmıştır. Vakıftan amaç, vakfedenin devamlı olarak sevabını devam

ettirmesi olduğuna göre, vâkıfın, hayra yönelik olarak vakfın gelirini tahsis

etmesi gerekir. Ancak, tatbikatta her zaman böyle olmamış, bazen vakıf

menfaatlerini evlatlarına tahsis ettikleri de olmuştur. Vakıftan yararlananlar

özel ve tüzel kişiler olabileceği gibi, hastane, köprü, camii ve benzeri

taşınmaz mallar da olabilir. Hatta köleler ve hayvanlar lehine yapılan

vakıflara İslam ve Osmanlı tatbikatında çokça rastlanmaktadır...

Vakfın idaresi, tevliyet (velayet) hakkı kimde

olacaktır. Vakıf mallar titizlikle korunmaya, kendisinden amaçlanan gayenin

tahakkuku için bakıma muhtaçtır. İşletilmesi, elde edilen gelirin dağıtılması

gerekir.Bütün bu işleri yapmak, vakfı idare etmek, manevi şahsiyeti temsil

etmek için bir velayete (tevliyet) ihtiyaç bulunmaktadır. Vakfın idaresi

evlatlara, evladın en büyüğüne bırakılabilir.Evlatlardan en büyüğü kız ise o da

vakfı idare edebilir.Erkek olma tercih sebebi değildir...

Yukarıda yapılan açıklamalardan hareketle

Osmanlı tatbikatında vakıf; tek taraflı irade beyanıyla kurulan, yargılama

sonucunda lüzumunakarar verilen, tescille hüküm ifadeeden; konusu malum,

muayyen ve dayanıklı bir malın, vakfedenin mülkiyetinden çıkarılıp özel ve tüzel

kişilerin yararına, gayesine uygun bir biçimde mütevellilerince idare edilen

hukuki müesseselerdir.

Osmanlı döneminde kurulan bir vakfın

yukarıdaki esaslar dairesinde kurulup kurulmadığının tespiti ancak vakfıntüzüğü

(vakfiye) ile belirlenebilir.

Dava konusu ... Vakfına aitvakfiyenin ve evlat

kaydının bulunmadığı vetevliyetinin10 yıldan fazla açık kaldığı, 2162 sayılı

Vakıflar Kanununun39.maddesi uyarınca mazbutvakıflardan olduğu Vakıflar Genel

Müdürlüğünün 5.3.2004 tarihli yazısından anlaşılmaktadır. Bir vakfın adının

geçmesi, o vakfa ait malların bulunması; bu vakfın amacının ne olduğunu, vakfı

kimin idare ettiğini (tevliyet) ispat için yeterli değildir. (HGK.13.4.1984

tarih, 1983/14-79 Esas, 1984/419 Karar – YKD Aralık 1984, sahife 1778)

Vakfınvarlığınınve vakıf evladınınkim olduğunun ispatı için vakfiyenin

bulunması gerekir. Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecede

delillerdir... Vakfiyeler, kadimden beri kendileriyle amel olunduğu

bilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecelle

md.1739)Vakfiyelerle amel etmenin şartı, bunların ifade ettikleri maddelerin

sabit ve meşhur olmasıdır. Mahkeme sicillerinde kayıtlı bulunan vakfiyeler,

muteber yazılı delil olarak kabul edilebilir. Dava konusu ... Vakfı bakımından

vakfiye bulunmadığına göre; vakfınkimin iradesiyle ve hangi amaçla kurulduğunu

bilmek mümkün olmadığı gibi, vakıftan kimlerin istifade edeceğini, vakıf evladı

bulunup bulunmadığını belirlemek de mümkün değildir. Davacının

irsen soybağı ile dava konusu vakfın kurucusunu (vâkıf) mirasçısı olması,

vakıftan yararlanan kişi olmasınıgerektirmez. Dava konusu vakıf, Osmanlı

Sultanları ve ailelerine ait vakıflardandır. Bu çeşit vakıfların tevliyetleri

saltanat makamına şart koşulduğundan, tevliyet işlerini yürütmek üzere Evkaf

Nazırı görevlendirilmiştir. Dolayısıyla bu vakıf, idaresibakımından mazbut

vakıflardandır. Ayrıcadava konusu vakfın Padişah tarafından kurulmuş olması

miri arazinin mülkiyet hakkının değil, tasarruf (yararlanma) hakkının belirli

bir amaca tahsis edildiği kanaatini uyandırmaktadır.Bu nedenle mülkiyet hakkı

itibariyle gayri sahih vakıflardandır.Davacının böyle bir vakfın gelirinden

istifade eden kişi olması dolayısıyla vakıf evladı olması düşünülemez.

..."

25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/11/2014 tarihli ve

E.2013/18-1095, K.2014/897 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

2/7898

sayılı mülga Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği

Hakkında 17/07/1936 Tarihli Vakıflar Nizamnamesine Ek Nizamname’nin30/07/1987

tarihinde değişik 3.maddesinde; 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe

girdiği tarihten önce mazbut Vakıflar arasına alınan vakıflarda intifa hakları,

vakfiye şartları esas alınarak 7'nci maddeye göre belirlenen vakıf

ilgililerine, 6'ncı madde hükümlerine göre her yıl ödeneceği;

30/07/1987tarihinde değişik 6.maddede ise; vakfiyeleri gereği intifa hakkı

almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların, gelir

ve giderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve toprak satış

bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler ana

paraya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma

dönüştürülebilir. Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı

bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl %10 oranında ihtiyat akçesi

ayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, vakıfların

malvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir. Vakıfların yıllık

gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı

alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır.Bu vakıfların

gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler

ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf

evlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar,

vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ay

içinde vakıfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayında

belgeleyenlere yıllık olarak ödenir. Ek Nizamnamenin 30.10.1987 tarihinde

değişik 7.maddesinde de her vakıf için belirlenen gelir fazlası (intifa

hakları) vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu ve galleye

hak kazandığını kesinleşen mahkeme kararıyla ispat edenlere ödeneceği hususları

düzenlenmişti.

27.02.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe

giren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 75.maddesinde mazbut ve mülhak vakıfların

vakfiyelerindeki şartlar doğrultusunda, ilgililerin haklarının saklı olduğu, bu

hakların kullanılmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle

düzenleneceğibelirtilmiştir.

27.09.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve anılan

madde doğrultusunda düzenlenen Vakıflar Yönetmeliği’nin 53.maddesi uyarınca;

vakıf evlatları veya ilgilileri dilekçe ile vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya

ilgilisi olduğunu ve galle fazlası almaya hak kazandığını gösteren mahkeme

kararıyla;vakıf evladı veya ilgilisi olduğu mülhak vakıf

yöneticisine,vakfiyesinde galle fazlası ödenmesine ilişkin şart bulunan mazbut

vakıflarda, ilgili Bölge Müdürlüğü’ne veya Genel Müdürlüğün internet

sitesindeki online başvurular kısmında yer alan galle fazlası talep formunun

doldurulması şekli ile; Genel Müdürlükçe temsilen yönetilen mülhak vakıflarda

ise ilgili Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yaparlar.

Vakıflar Yönetmeliği’nin 55.maddesine göre de,

vakıf evladı veya ilgililerinin galle fazlasını almaya hak kazandıkları tarih

ilk derece mahkemesi karar tarihi olup, galle fazlasına ilişkin ödeme mahkeme

kararının kesinleşmesinden sonra yapılır. Galle fazlası, mazbut vakıflarda

Genel Müdürlük onayından, mülhak vakıflarda ise kesin hesabın tasdikinden sonra

15 gün içerisinde yıllık olarak ödenir. İntifa hakkı ödemeleri yapıldıktan

sonra ilk defa başvuranlara o yıl ödeme yapılmaz. Ancak hak kazandığı yılın

veya yılların evlat hissesi, mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip ödenir.

...

Öte

yandan, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na 208.madde ile eklenen 7.maddenin

4.fıkrasında düzenlenen intifa haklarına ilişkin taleplerin galle fazlası

almaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten

itibaren beş yıl geçmekle düşeceği hükmü ile yasa koyucunun neyi amaçladığının,

anılan kanun maddelerinin gerekçesi de bulunmadığından, irdelenmesi gerekir:

5737

sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3.maddesi uyarınca, intifa hakkımazbut ve mülhak

vakıflarda, vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere bırakılmış galle

fazlaları ve hakları;galle fazlası ise, mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfın

hayrat ve akarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından

sonra kalan miktarı ifade eder.

İntifa

hakkı, vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu kesinleşmiş mahkeme kararıyla ispat

edenlere ödenmektedir (5737 s.Vakıflar Kanunu m 75; Vakıflar Yönetmeliği m

53).Bu ödemenin yapılabilmesi için; vakfiyede evlada ödeme yapılmasının

öngörülmüş olması, vakfiyede belirtilen nitelikleri haiz vakıf evladı arasında

bulunmaları ve vakfın gelir fazlasının mevcut olmasıkoşullarının birlikte

gerçekleşmesi gerekir.

Kanunda

öngörülen 5 yıllık süre hak düşürücü süre olduğundan, galle almaya müstehak

vakıf evlatlığının tespitine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren şayet 5

yıllık süre içerisinde İdareye hiçbir başvuru yapılmamışsa talep hakkı

düşecektir."

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, mülkiyet

hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin

bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır

(Depalle/Fransa [BD], B. No:

34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch

Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD],

B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının ancak müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

(1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile

ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre

alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet

hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti"

de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya

[BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa

geliştirildiği kararlar için bkz. Pine

Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık,

B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos

Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995,

§ 31).

27. Buna göre AİHM, zaman bakımından yetkinin tespitinde kural

olarak müdahalenin meydana geldiği tarihi esas almaktadır. Müdahale -devam

etmemek kaydıyla- kritik tarihten önce ise zaman bakımından yetki dışında,

sonra ise yetki kapsamında görülmektedir. AİHM, özel statülü kiracılık hakkına

ilişkin sözleşmenin sonlandırılması olayında başvurucunun ihlalin devam ettiği

yönündeki itirazlarına karşın kişinin mülkünden yoksun bırakılmasının anlık bir

eylem olup devam eden bir ihlal oluşturmadığını ifade etmiştir (Blecic/Hırvatistan [BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006 § 86). Yine kamulaştırma çerçevesinde el

konulan taşınmazlarla ilgili bir başvuruyu inceleyen AİHM, benzer gerekçelerle "...yani Türkiye Cumhuriyeti için 1 Nolu Ek

Protokol'ün 1. maddesinin yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce,

Hazine'ye devredilmesini dikkate alan AİHM, 1961 tarih ve 221 sayılı Kanun'a

dayalı bir mülkiyet mahrumiyetinin koşullarını incelemek için zaman bakımından

yetkisiz olduğu kanaatine varmaktadır." demek suretiyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ekdal ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 6990/04, 25/1/2011, § 48). Saint Vincent De Paul ŞefkatRahibeleri

Birliği/Türkiye ((k.k.), B. No: 19579/07, 27/1/2015) kararında da

başvurucunun mülk sahibi olduğu kabul edilse dahi mülk sahibi sıfatının 1965 ve

1978 yıllarında iptal edildiği, mülkün başkaları adına kaydedildiği, ihtilaf

konusu taşınmazların mülkiyetinin 28/1/1987 tarihinden çok önce değiştiği

tespitiyle mülkiyet hakkından yoksun bırakmanın ilke olarak anlık bir eylem

teşkil ettiğini hatırlatan AİHM, başvuruyu Sözleşme hükümleriyle zaman yönünden

uyumsuz görmüştür.

28. Dolayısıyla AİHM, mülkiyetten yoksun bırakma şeklindeki

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kural olarak anlık bir eylem

oluşturduğunu ve bu müdahalenin sürekli bir hak mahrumiyeti durumu

oluşturmadığını kabul etmektedir (Malhous/Çek

Cumhuriyeti (k.k.)[BD], B. No: 33071/96, 13/12/2000; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya, §

85; Blecic/Hırvatistan, § 86; Ekdal ve diğerleri/Türkiye, § 48).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; miras yoluyla vakıf evladı olduğunu ancak Genel

Müdürlük tarafından vakıf evladı olmadığı belirtilerek Vakfın mazbut vakıflar

arasına alındığını belirtmektedir. Başvurucu ayrıca, soy bağının kullanılarak

Emine Hatun Binti Timur Vakfı ile Kilcioğlu Saraç Hüseyin Ağa Kerimesi Emine

Vakfının oluşturulduğundan ve evladı olduğu Vakfa ait taşınmazların ise evrakta

yapılan çeşitli tahrifatlar sonucu bu Vakıflar adına tescil edildiğinden

yakınmaktadır. Başvurucu, açmış olduğu davada vakıf evladı olduğunun kabul

edilmekle birlikte tevliyet hakkının kendisine verilmesi yönündeki talebinin

reddedildiğini ifade etmektedir. Başvurucu, vakıflarda zamanaşımı ve hak

düşürücü süre kurallarının işlemediğini belirterek tevliyet hakkının kendisine

verilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

31. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

32. Öncelikle başvurucu, soy bağının kullanılarak benzer

isimlerde çeşitli vakıfların oluşturulduğundan ve evladı olduğu Vakfa ait

malların usulsüz olarak bu Vakıflara verildiğinden yakınmakta ise de bireysel

başvurunun konusunu bu şikâyetlerin oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim

başvurucunun bu şikâyetleriyle ilgili olarak herhangi bir idari ve yargısal

yola başvurmadığı görülmektedir. Başvurucu, vakıf evladı olduğunun tespiti ve

tevliyet hakkının kendisine verilmesi istemiyle dava açmış ve bu davadan sonra

bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu durumda başvurucunun bireysel başvuruya konu

temel şikâyetinin vakıf evladı olarak kabul edildiği hâlde tevliyet hakkının

kendisine verilmemesine ilişkin olduğu değerlendirilmiş; başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası bu şikâyetle sınırlı olarak

incelenmiştir.

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 17).

34. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak

belirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra

gerçekleştiği iddia edilen müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir.

Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddia

edilen hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, B. No: 2014/4715,

15/6/2016, § 100; başka bir hak ile ilgili olmakla birlikte ilgisi nedeniyle

bkz. Zeycan Yedigöl [GK], B. No:

2013/1566, 10/12/2015, § 31).

35. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki

mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı

kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilen

mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak

özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).

36. Somut olayda başvurucunun, Osmanlı Devleti Dönemi'nde

kurulmuş olup kanunlar gereği Cumhuriyet Dönemi'nde de varlığını devam ettiren

ve mülhak vakıf iken mazbut vakıflar arasına alınan bir Vakfın evladı olduğu

Derece Mahkemelerince kabul edilmiştir. Bu durumda başvurunun

değerlendirilebilmesi için öncelikle mülhak ve mazbut vakıfların hukuki

durumlarının tartışılması, buna göre mülkün ve müdahalenin varlığının ortaya konması

gerekmektedir.

37. Kökü İslam hukukuna dayanan ve bir sosyal yardım kurumu olan

vakıflar, bir mülkün menfaatlerinin sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis

edilmek üzere özel mülkiyetten çıkarılarak temlik ve temellükten yasaklanmak

suretiyle kamu yararına özgülenmesini ifade etmektedir. 22/11/2001 tarihli ve

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 101. Maddesinde “'vakıflar' gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli

ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları

olarak tanımlanmış ve bir mal varlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da

gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan hakların

vakfedilebileceği” belirtilmiştir (AYM, 26/12/2013, E.2013/70,

K.2013/166).

38. 1274 (miladi 1858) tarihli Arazi Kanunnamesi'nin 1.

maddesine göre arazi; mülk, miri, metruk, mevat ve vakıf arazi olmak üzere beş

bölüme ayrılmakta idi. Cumhuriyet Dönemi öncesinde geniş bir uygulamaya sahip

olan vakıf müessesesi, 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu

Medenisi'nin kabulünden sonra da varlığını sürdürmüştür. 864 sayılı Kanun'un 8.

maddesinde 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar

için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların

ise 4721 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, §§ 79, 80).

39. Günümüzde vakıf kurulabilmesi 4721 sayılı Kanun hükümlerine

göre mümkün olmakla birlikte 4721 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce

kurulmuş olan vakıflara da -tarihten gelen özellikleri, kuruluş irade ve

amaçları ile vakıf senetlerindeki koşullar gereği korunmaları ve

sürekliliklerinin sağlanması hususları gözetilerek- 2762 sayılı Kanun

kapsamında yer verilmiş ve mazbut vakıflar, mülhak vakıflar, cemaat vakıfları,

esnaf vakıfları ve yeni vakıfların yönetimi, faaliyetleri ve denetimi, yurt içi

ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının tescili,

muhafazası, onarımı ve yaşatılması, vakıf varlıklarının ekonomik şekilde

işletilmesi ve değerlendirilmesinin sağlanmasına ilişkin usul ve esaslar, 2762

sayılı Kanun'da düzenlenmiştir (AYM, E.2013/70, K.2013/166, 26/12/2013).

40. Bu doğrultuda 5/6/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı

mülga Kanun'un 1. maddesinde, mütevelliliği vakfedenlerin ferîlerine şart edilmiş

vakıflara mülhak vakıflar denmiştir. Aynı maddeye göre bu Kanun'dan önce kendi

veya idaresi zaptedilen, mütevelliliği bir makama şart edilen, kanunen veya

fiilen hayri bir hizmeti kalmayan veya mütevelliliği vakfedenlerin ferîlerinden

başkalarına şart edilmiş vakıflara ise mazbut vakıflar adı verilmiştir. Bu

maddede mülhak vakıfların mütevellileri tarafından, mazbut vakıfların ise Genel

Müdürlük tarafından idare olunacağı belirtilmiştir.

41. Aynı şekilde mazbut vakıflar ile mülhak vakıflar 27/2/2008

tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de tanımlanmıştır.

Buna göre “mazbut vakıflar”, bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve

temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce

kurulmuş ve 2762 sayılı mülga Kanun gereğince Genel Müdürlükçe yönetilen

vakıflar; “mülhak vakıflar” ise mülga 743 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden

önce kurulmuş ve yönetimi, vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş

vakıflardır.

42. Mülhak vakıfların yönetim ve temsili, bu vakıfların

Anayasa'ya aykırılık teşkil etmeyen vakfiye şartlarına göre Vakıflar Meclisi

tarafından atanacak yöneticiler eliyle yapılmaktadır. Mazbut vakıflar ise fiilî

ve hukuki sebeplerle devletin el koyduğu, idaresi bir makama ya da vakfedenlerin

ferîlerinden başkalarına bırakıldığı, fiilen hayri bir hizmeti kalmadığı için

Vakıflar Genel Müdürlüğünün vesayeti altına alınan özel hukuk hükümlerine tabi

tüzel kişiler olduklarından bu vakıfların yönetim ve temsilleri, hukuki

statülerinin korunarak yaşatılmaları amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğüne

bırakılmıştır. Kendine özgü bu vesayet ilişkisi, mazbut vakıfların hukuki

statülerinde bir değişikliğe sebebiyet vermediği gibi vakıf mal varlığının kamu

malı hâline dönüşmesi sonucunu da doğurmamaktadır (AYM,E.2013/70, K.2013/166,

26/12/2013).

43. Mazbut vakıflar ile mülhak vakıflar, yönetimleri ve

temsilleri bakımından farklı hukuki konumda bulunmakta ve farklı kurallara tabi

tutulmaktadır. Kanun koyucu, yönetim ve temsil görevi Vakıflar Genel

Müdürlüğüne verilen mazbut vakıflara ait taşınmazların korunması, vakfın amaç

ve faaliyetlerinin yerine getirilebilmesi için gelir getirici şekilde

değerlendirilmesine yönelik olarak mazbut vakıf taşınmazları hakkında özel

düzenlemeler öngörmüştür. Mazbut vakıfların taşınmaz varlıklarını koruyucu

nitelikteki söz konusu düzenlemeler, mazbut vakıfların vakfedenlerin

ferîlerinin mütevelliliğinde değil de bir kamu idaresinin yönetimi altında

bulunması nedeniyle bu vakıfların kanun koyucu tarafından özel olarak

korunması, bu suretle mazbut vakıfların yaşatılması ve vakıf amaçlarına

ulaşılması amacını gütmektedir. Kanun koyucu, gerçek kişilerce yönetilmeyen

mazbut vakıflara bir anlamda sahip çıkmakta özel bir koruma sağlamaktadır.

44. Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerine getirilmesi için gelir

getirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınır ve taşınmazlara

"akar" denmektedir. Vakıfların elde ettikleri bu gelirlerden doğrudan

toplumun istifadesine bedelsiz olarak sundukları "hayrat" adı verilen

mal veya hizmetler bulunduğu gibi vakfiyedeki şartlara göre bu gelirlerden

belirli kişilerin yararlandırılmaları da mümkün olabilmektedir. Buna göre

mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfın hayrat ve akarlarının onarımı ile

vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından sonra kalan miktara "galle

fazlası" adı verilmekte olup vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere

bırakılmış galle fazlaları ve haklarına da "intifa hakkı"

denmektedir.

45. Somut olayda başvurucunun vakıf evladı olduğu Derece

Mahkemelerince kabul edilmiştir. Vakfın eğer varsa gelirlerine bağlı olarak ve

vakfiyedeki koşullar dâhilinde galle fazlası ve haklarından dolayı elde

edilebilecek intifa haklarının mal varlığı kapsamında ekonomik bir değer ifade

etmekle mülk teşkil edebileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak başvuru konusu

olayda başvurucunun galle fazlası ve intifa hakkının mevcut olup da bundan

yararlandırılmadığına dair bir uyuşmazlığın bulunmadığı görülmektedir.

Başvurucu, esas itibarıyla Vakfın idaresi bakımından önem taşıyan

"tevliyet hakkının" verilmemesinden şikayet etmektedir.

46. Vakıfların gayelerini gerçekleştirilebilmesi için titizlikle

korunması, işletilmesi ve elde edilen gelirin dağıtılması gerekmektedir. Bütün

bu işleri yapmak, vakfı idare etmek ve vakfın manevi şahsiyetini temsil etmek

için bir velayete (tevliyet) ihtiyaç duyulmuştur. Mülhak vakıfların nasıl idare

edileceği ise bu vakıfların mal varlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin

isteklerini içeren "vakfiye" adı verilen belgeye göre

belirlenmektedir. Tevliyet görevi verilen kişilere ayrıca yine vakfiyedeki

şartlara göre "tevliyet ücreti" de verilebilmektedir.

47. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (AYM,

E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).

48. Başvuru konusu olayda başvurucunun "Emine Hatun Binti

Ahmed Vakfı"nda miras yoluyla vakıf evladı olduğu, açmış olduğu davada

Derece Mahkemelerince kabul edilmiştir. Vakıf evladının vakfiyede öngörülmek

kaydıyla belirli ekonomik menfaatlerden yararlanabilmesi mümkün olabilmektedir.

Bunun yanında ayrıca tevliyet hakkının verilmesi, vakıf evladına vakfın

yönetimi yetkisi vermektedir. Vakfın idare edilmesi ise vakfın malları ve

gelirleri üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi tanıması bakımından önem

taşımaktadır. Her ne kadar mülhak ve mazbut vakıfların ancak vakfiyelerindeki

şartlara göre idare edilebilmesi mümkün ise de tevliyet hakkı alınmak suretiyle

vakfın idaresinin kamu gücü kullanılarak zapt edilmesinin tevliyet hakkına

sahip olan vakıf evlatları yönünden mülkiyet hakkı kapsamında tanınan tasarruf

yetkisini kısıtladığı kuşkusuzdur. Ayrıca tevliyet hakkının alınmasıyla

kişiler, vakfiyeye göre ödenmesi muhtemel tevliyet ücretinden de yoksun

kalmaktadırlar. Somut olayda uyuşmazlık konusu "Emine Hatun Binti Ahmed

Vakfı"nın tevliyet hakkının evlatlarına şart kılındığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu mülhak Vakfın mütevellisinin uzun bir süredir belirlenememesi

nedeniyle Genel Müdürlük tarafından mazbut vakıflar arasına alınması, tevliyet

hakkına sahip olabilecek vakıf evladı olan başvurucu yönünden mülkiyet hakkına

müdahale teşkil etmektedir.

49. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre

mülkiyetten yoksun bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler kural

olarak anlık eylemler olup sürekli bir müdahale oluşturmaz (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, § 114).

50. Somut olayda başvurucunun miras yoluyla evladı olarak kabul

edildiği Vakfa, son mütevellisi Hatice Görgülü'nün vefat etmesinden sonra

27/7/1937 tarihinden beri mütevelli olarak atanmak üzere hiçbir müracaatta

bulunulmadığı ve tevliyetinin o tarihten beri açık olduğu tespit edilmiştir. Bu

gerekçeyle Genel Müdürlük İdare Meclisinin 30/11/1965 tarihli kararıyla, 2762

sayılı mülga Kanun'un 39. maddesine göre anılan mülhak Vakfın mazbut vakıflar

arasına alınmasına karar verilmiştir.

51. Başvurucu, mazbut vakıflar arasına alınma işleminden kırk

altı yıl geçtikten sonra vakıf evladı olduğunun tespiti yanında ayrıca artık

mazbut vakıflar arasında yer alan bu Vakfa mütevelli olarak atanması istemiyle

dava açmıştır. Ancak 2762 sayılı mülga Kanun'un 39. maddesinin birinci

fıkrasında, on seneden beri mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olan

vakıflarda artık tevcih yapılmayacağı belirtilmiş olup 5737 sayılı Kanun'un 7.

maddesinin ikinci fıkrasında da mazbut vakıflara bir daha yönetici seçimi ve

ataması yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre mazbut vakıflara

yönetici seçimi yapılamayacağına ilişkin anılan Kanun hükümlerine dayalı olarak

Derece Mahkemeleri, başvurucunun tevliyet hakkına yönelik talebini

reddetmiştir. Dolayısıyla söz konusu hukuk yolunun davanın açıldığı tarih

itibarıyla tüketilmesi gereken etkili bir başvuru yolu olmadığı açık bir

şekilde öngörülebilir durumdadır.

52. Sonuç olarak mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden başvuruya

konu mülhak Vakfın mazbut vakıflar arasına alınmasına ilişkin süre, fiilen

30/11/1965 tarihinde sona ermiştir. Bu durumda başvuruya konu sürenin Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce

sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

53. Başvurucu, mazbut vakıflar arasına alınma süreci

tamamlandıktan sonra mazbut Vakfa yönetici olarak atanma isteğinde bulunmuş ise

de yukarıda da değinildiği üzere bu hukuk yolunun başarı şansı bulunan etkin

bir başvuru yolu olmadığı anlaşılmaktadır. Başarılı olunmayacağı belli olan

başvuru yoluna, bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak

belirlenen 23/9/2012 tarihinden sonra başvurulması sonucu verilen ret kararı

üzerine yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi kapsamında olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, § 119).

54. Açıklanan gerekçeyle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun zaman

bakımından yetkisizlik yönünden KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

6/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Emine

GÖRGÜLÜ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5871, 6 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Başvurunun zaman
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Kaleli
  16. Necipoğlu
  17. Görgülü
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5871
Tarih
6 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Ömer Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/6471)
  • Barış Sönmez Başvurusu (B. No: 2014/19801)
  • Yasemin Balcı Başvurusu (B. No: 2014/8881)
  • Sedat Haspolat Başvurusu (B. No: 2014/12849)
  • Tamer Karslıoğlu Başvurusu (B. No: 2014/2452)
  • Nedim Göz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6070)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.