İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sedat Haspolat Başvurusu (B. No: 2014/12849)

1. Başvuru; topluluk sigortası kapsamında ödenen yaşlılık

Başvuru No2014/12849Tarih20 Temmuz 2017Okuma27 dk · 5.312 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sedat Haspolat Başvurusu

Karar tarihi
20 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/12849
R.G. Tarih ve Sayı
27/9/2017 - 30193
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.312 kelime·27 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; topluluk sigortası kapsamında ödenen yaşlılık

aylığının kesilmesi ve önceden ödenenlerin de iadesi yolunda işlem tesis

edilmesi, bu işlem üzerine topluluk sigortasına ödenen primlerin iadesi

istemiyle açılan davada iadesine hükmedilen primlerin güncellenmemesi

nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1946 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

9. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmen

olarak görev yapmıştır. Başvurucu aynı zamanda öğretmenlik görevinden arta

kalan zamanlarda serbest avukatlık faaliyetinde bulunmuştur.

10. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında 17/7/1964

tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 86. maddesinde düzenlenen

topluluk sigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında

avukatlık hizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7608 iş günü

karşılığı prim ödemesi yapmıştır.

11. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994

tarihinde emekli olmuş ve bu tarihten itibaren Emekli Sandığı tarafından

başvurucuya emeklilik aylığı bağlanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)

tarafından başvurucuya 506 sayılı Kanun’un 86. maddesi uyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortası kapsamında

yaşlılık aylığı ödenmeye başlanmıştır.

12. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucunda başvurucunun

1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleri

arasında Emekli Sandığına tabi hizmetlerinin olduğu ve 15/9/1994 tarihinden

itibaren de kendisine Emekli Sandığı tarafından emeklilik aylığı bağlandığı

anlaşılmıştır.

13. SGK İstanbul İl Müdürlüğünün (İl Müdürlüğü) 31/3/2008 tarihli işlemiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı

Avukatlık Kanunu'nun 188. maddesine atıfta bulunularak başvurucunun aynı

zamanda Emekli Sandığından da yararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortası

kapsamındaki yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleri arasında ödenen toplam

33.096,12 TL'lik yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında

ödenen primler mahsup edildikten sonra kalan kısmının tahsilinin sağlanması

için gereken işlemlerin yapılması istenmiştir.

14.İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihli

başka bir yazısıyla başvurucudan -33.096,12 TL borcu ödemek üzere- en kısa zamandaİl Müdürlüğüne müracaatı istenmiştir.

A. Yaşlılık Aylığının

Kesilmesi ile Geçmişe Yönelik Borç Çıkarılmasına İlişkin İşleme Karşı Açılan

Davalar

15. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik 33.096,12 TL

borç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin

iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle başvurucu tarafından İstanbul 8.

İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Anılan Mahkemenin 14/7/2008 tarihli kararıyla davanın görev yönünden reddine

karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz istemi, Danıştay Onbirinci Dairesinin 22/4/2009

tarihli kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.

16. Başvurucu 12/8/2008 tarihinde aynı

işleme karşı İstanbul 7. İş Mahkemesinde de dava açmıştır. Başvurucu, dava

dilekçesinde emekli aylıklarının ödenen primlerin neması niteliğinde olduğunu

ve kesilemeyeceğini ileri sürülmüştür.

17. Anılan Mahkemece 16/12/2009

tarihinde dava reddedilmiştir. Kararda, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi uyarınca

Emekli Sandığına tabi olarak çalışıldığı sürelerde yatırılan topluluk sigortası

primlerinin geçerli olmadığı ve ayrıca Emekli Sandığına tabi olarak emekli

olunduktan sonra topluluk sigortasına tabi olunmasının mümkün olmadığı

gerekçelerine dayanılmıştır.

18. Değinilen karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin (Daire) 13/5/2010 tarihli kararıyla onanmıştır.

B. Başvurucu Aleyhine

Başlatılan İcra Takibi ve Açılan İtirazın İptali Davası

19. İl Müdürlüğü tarafından 1/6/2009

tarihinde Şişli 2. İcra Müdürlüğünde başvurucu aleyhine 33.096,12 TL anapara,

1.060,85 TL de faiz olmak üzere toplam 34.157,01 TL'nin tahsili amacıyla icra

takibi başlatılmıştır.

20. Başvurucunun itirazıyla takibin durması üzerine İl Müdürlüğü

29/7/2009 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde (İş

Mahkemesi) itirazın iptali davası açmıştır. Başvurucu, karşı dava açarak

emeklilik için ödediği primlerin en yüksek banka mevduat faizi uygulanmak

suretiyle iadesi isteminde bulunmuştur.

21. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi

raporunda, yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik borç çıkarılmasına

ilişkin işleme karşı açılan davadadavanın reddine

ilişkin İş Mahkemesince verilen kararın nihai olarak Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarak kesinleştiği

işlenmiştir. Raporda ayrıca 31/5/2006 tarihli ve5510

sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. ve devamı

maddelerinin olayda uygulanacağının Yargıtay tarafından da kabul edildiği ve bu

nedenle somut olaya ilişkin değerlendirmenin bu mevzuata göre yapılması

gerektiği ifade edilmiştir. Raporda, başvurucunun çifte sigortalılık durumunu

bilmesi nedeniyle anılan 96. maddenin birinci fıkrasının (a) uyarınca geriye

yönelik on yıllık ödemelerin tahsilinin mümkün olduğu ve dolayısıyla 6/11/1998 tarihinden sonra yapılan tüm ödemelerin iadesinin

istenebileceği görüşü açıklanmıştır. Bilirkişi raporunda, idarenin 6/11/2008 tarihli yazıyla durumdan haberdar olduğu kabul

edilerek 1/6/2009 tarihinde başlatılan icra takibinin bir yıllık zamanaşımı

süresi içinde olduğu savunulmuştur. Raporda son olarak başvurucu tarafından

yatırılan primler 28,04 TL, bunlara işleyen faiz ise 144,75 TL olarak

hesaplanmıştır.

22. Mahkemece 22/5/2013 tarihli kararla

İl Müdürlüğü tarafından açılan dava kabul edilerek itirazın iptaline ve takibin

devamına karar verilmiş, başvurucunun karşı davası da kısmen kabul edilmiştir.

Kararın gerekçesinde idari işleme karşı açılan davanın İstanbul 7. İş

Mahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararıyla reddedildiği

ve bu kararın Daire tarafından onanarak kesinleştiği belirtilmiştir. Gerekçede

ayrıca idarenin 6/11/2008 tarihinde çifte sigortalılık

durumundan haberdar olması üzerine bir yıl içinde takibat başlattığı ifade

edilmiştir. Gerekçenin devamında 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi uyarınca geriye dönük on yıllık yersiz ödemelerin iadesi

yoluna gidilmesinin mümkün olduğu açıklanmıştır. Mahkeme kararında, başvurucu

tarafından ödenen topluluk sigortası primlerinin Emekli Sandığı ile çakışan

döneme isabet eden bölümünün iadesi gerektiği belirtilerek bilirkişi tarafından

hesaplanan 28,04 TL anapara ve 144,75 TL faiz olmak üzere toplam 172,79 TL'nin

başvurucuya ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

23. Başvurucu 22/8/2013 tarihli dilekçe

ile bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, işlemin tesis edildiği

tarihte yürürlükte bulunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrası

hükmünün uygulanması gerektiği savunulmuştur. Dilekçede anılan hüküm uyarınca

yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olmadığı

ifade edilmiş, davacı idarenin bu hüküm yerine işlemin tesis edildiği tarihten

sonra 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı

Kanun hükümlerini uyguladığı belirtilmiştir. Temyiz dilekçesinde ayrıca 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72.

maddesinin yedinci fıkrası gereğince icra takibinin alacağın öğrenilmesinden

itibaren bir yıl içinde başlatılması gerekirken 1/6/2009 tarihinde başlatılmış

olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiği ileri sürülmüştür. Dilekçede son

olarak ödenen primlerin güncellenerek iadesi gerektiği vurgulanmıştır.

24.Dairenin 26/5/2014 tarihli kararıyla

onanmıştır. Bu karar 17/7/2014 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

25. Başvurucu 1/8/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

26.Başvuru dilekçesinde 63.334 TL'ye ulaşan iade borcu nedeniyle

başvurucunun evinin ve aracının haczedildiği belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27.506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 84.

maddesi şöyledir:

“Yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu

anlaşılan primler, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise, hisseleri

oranında işverenlere ve sigortalılara geri verilir.

İşverenlere

geri verilecek primler için Kurumca kanuni faiz de ödenir. Bu faiz, primin

Kuruma yatırıldığı tarihi takibeden aybaşından

iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır.

Primleri

geri verilenlere, primleri iptal edilen çalışmaları dolayısiyle,

Kurumca iş kazalariyle meslek hastalıkları

sigortasından yapılmakta olan yardım ve ödemeler durdurulur. Hastalık, Analık,

Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile

verilmekte olan ödenek ve aylıklar ise, ilgililer bu sebeple gerekli yardım,

tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa durdurulur. Şu kadar ki, daha

önce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz.

28.506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 86.

maddesi şöyledir:

“Kurum, 2 nci ve 3

üncü maddelere göre sigortalı durumunda bulunmıyanların

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onanacak genel şartlarla (İş kazalariyle meslek hastalıkları), (Hastalık), (Analık),

(Malullük, yaşlılık ve Ölüm) sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine

toplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendika

ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir.

Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi

olanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, bu Kanunun 78 inci

maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt ve üst sınırı arasında olmak

şartıyla kendilerinin belirleyeceği miktarın % 30'udur. Ait olduğu ayı takip

eden ayın sonuna kadar ödenmeyen primler için bu tarihten başlanarak 80 inci

madde hükmüne göre gecikme zammı uygulanır.

Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan

ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzere

giden Türk işçilerine istekleri halinde 85 inci madde hükümleri uygulanır.”

29. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 86.

maddesi şöyledir:

"188 inci maddede yazılı olanlar dışında

kalan avukatların 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 86 ncı

maddesinde gösterilen "Topluluk Sigortasına" girmeleri zorunludur.

Ancak, bu zorunluluk (Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası) bakımından olup,

(İş kazaları ve meslek hastalıkları), (Hastalık) ve (Analık) sigortalarına

girmek avukatın isteğine bağlıdır.

(Ek

fıkra: 26/02/1970 - 1238/2 md.) Topluluk Sigortasına

tabi olan avukatlar hakkında bu kanundaki özel hükümlere aykırı olmamak kaydı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 05/01/1961 gün

ve 228 sayılı Kanun ve bu kanunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır."

30. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 88.

maddesi şöyledir:

"Emekliliğe tabi bir görevde çalışmakta

olanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenler (Aynı kanunun

85 inci maddesindeki isteğe bağlı sigortadan faydalananlar dahil),

geçici 2 nci maddedeki borçlanmak hakkından

faydalananlar ile T.C. Emekli Sandığından emeklilik veya malullük aylığı

almakta olan yahut 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya

malullük sigortasından faydalanmış bulunanlar ve aynı kanunun geçici 20 nci maddesindeki şartlara uygun olarak faaliyette bulunan

sandıklara tabi bulunan veya bu sandıklardan faydalanmış olanlar 186 ncı madde uyarınca topluluk sigortasına giremezler.

Avukatın

yukarıki fıkraya göre topluluk sigortasına

girememesi, avukatlık meslekinin icrasına engel teşkil etmez."

31. 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008

tarihinde yürürlüğü giren 96. maddesinin (a) bendi şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara,

isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

...

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan

alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere

göre geri alınır. ".

32. Danıştay Beşinci Dairesinin 13/11/2014

tarihli ve E.2014/1945, K.2014/7897 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"İdari yargıda hukuka uygunluk

denetiminin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan

mevzuata göre yapılması, idare hukukunun temel ilkelerinden olduğundan, dava

konusu işlem tarihi itibarıyla yürürlükteki haliyle, Emniyet Hizmetleri Sınıfı

Mensupları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ...hüküm

altına alınmıştır."

33. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli ve E.2014/574, K.2015/488 sayılı kararının

ilgili bölümü şöyledir:

"Öte yandan, idari işlemlerde işlemin

tesis edildiği tarihteki mevzuatın uygulanması esas olduğundan, bu işlemlerin

hukuki denetiminin de kural olarak işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte

bulunan mevzuata göre yapılması gerekmektedir."

34. Danıştay Sekizinci Dairesinin 7/4/2015

tarihlive E.2014/3663, K.2015/2721 sayılı kararının

ilgili bölümü şöyledir:

“... Kural olarak idari işlemlerin yargısal

denetimi tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır.

Bu anlamda idari işlem niteliğindeki baroya yazılma isteminin kabulüne ilişkin

işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal

denetiminin yapılması gerekmekte ise de, ceza mahkumiyetine dayalı idari

işlemlerde ilke olarak suç ve cezadan lehe olan normun uygulanması kuralının,

ehliyetsizlikleri lehe Kanun hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

kaldırdığının kabulü gerekmektedir...."

35. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/5/2013

tarihli ve E.2009/621, K.2013/1933 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“Öte yandan, idari işlemlerde işlemin tesis

edildiği tarihteki mevzuatın uygulanması esas olduğundan, bu işlemlerin hukuki

denetiminin de kural olarak işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan

mevzuata göre yapılması gerekmektedir."

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki

davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk

edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkeninsosyal

güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir.AİHM, bu hükmün

sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e göre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerin

katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesi

yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat

doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B.

No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).

37. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin yaşamını

sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve

sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk

sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç

duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede,

öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli

ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma

hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatler Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).

38. AİHM'e göre bir ekonomik menfaatin

sonradan ortadan kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o

ekonomik menfaatin en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar Ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak görülmesini engellemez. Öte

yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı

durumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın Ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün

değildir (Moskal/Polonya, § 40).

39. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkatçekmekle

birlikte bunun kural olarak kamu otoritelerinin -ihmallerinden kaynaklananlar

da dâhil olmak üzere- hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkil

etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi

karara varılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum

aynı zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı

payı ödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan

yararlanamayan diğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu

kaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur

(Moskal/Polonya, § 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 20/7/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşlılık Aylığının

Geleceğe Yönelik İptal Edilmesine İlişkin Şikâyet

41.Başvurucu, yaşlılık aylığının iptal edilmiş olması nedeniyle

kazanılmış hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Avukatlık yapmış olması

nedeniyle fiziksel ve ruhsal olarak yıprandığını ifade eden başvurucu, iki ayrı

meslekte çalışmasının topluluk sigortası kapsamında yapılan yaşlılık aylığı

ödemesinin iptalini gerektirmediğini savunmuştur.

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler."

43. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde Anayasa

Mahkemesinin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

44. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştiklerinin tespiti hâlinde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine

ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi

mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 32).

45. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik 33.096,12 TL

borç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin

iptali istemiyle 12/8/2008 tarihinde İstanbul 7. İş Mahkemesinde başvurucu

tarafından açılan dava 16/12/2009 tarihli kararla reddedilmiştir. Karar,

Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarak

kesinleşmiştir.

46.İl Müdürlüğü tarafından 29/7/2009

tarihinde İş Mahkemesinde açılan dava, Şişli 2. İcra Müdürlüğünde başvurucu

aleyhine 33.096,12 TL anapara, 1.060,85 TL faiz olmak üzere toplam 34.157,01

TL'nin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali

istemine ilişkindir. Ayrıca başvurucunun açtığı karşı dava da emeklilik için

ödediği primlerle ilgilidir. Söz konusu davada, başvurucunun yaşlılık aylığının

geleceğe yönelik kesilmesiyle ilgili işlem dava konusu değildir. Nitekim

Mahkeme, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin olarak İstanbul 7. İş

Mahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararına atıfta

bulunmakla yetinmiş; yaşlılık aylığının kesilmesi işleminin hukuka uygunluğuyla

ilgili ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Dolayısıyla yaşlılık aylığının

kesilmesine ilişkin sürecin Dairenin 13/5/2010 tarihli

kararıyla sona erdiği anlaşılmıştır.

47. Bu durumda başvurunun yaşlılık aylığının ileriye yönelik

olarak kesilmesine ilişkin bölümünün Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu bölümünün diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Tarafından Ödenen Primlerin

Güncellenmemesine İlişkin İddia

49. Başvurucu, avukatlık faaliyeti karşılığında topluluk sigortasına

ödediği 7608 iş günü karşılığı primin güncellenmemesinden şikâyet etmektedir.

50. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan

önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19,

20; Güher Ergun ve diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

51. Somut olayda başvurucu tarafından İl Müdürlüğü aleyhine

açılan karşı davada başvurucu, emeklilik için ödediği primlerin en yüksek banka

mevduat faizi uygulanmak suretiyle iadesi isteminde bulunmuştur. Dava

dilekçesinde, primlerin güncellenerek ödenmesi yolunda herhangi bir talepte

bulunulmamıştır. Başvurucu 22/8/2013 tarihli temyiz

dilekçesinde primlerin güncellenerek iadesi gerektiğini belirtmiş ise de dava

dilekçesinde ileri sürülmeyen bu iddianın temyiz aşamasında dile getirilmesi

hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Nitekim Daire kararında, başvurucunun ilk kez

temyiz aşamasında öne sürdüğü bu iddiaya ilişkin herhangi bir değerlendirme de

yapılmamıştır. Sonuç olarak topluluk sigortasına ödenen primlerin güncellenerek

ödenmesi gerektiği yolundaki iddianın derece mahkemelerinde usulüne uygun

olarak dava konusu edilmediği kanaatine varılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle primlerin güncellenerek ödenmesi

gerektiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Araç ve Ev Haczine Yönelik İddia

53.Başvurucu, evine ve aracına haciz uygulandığını belirtmiş;

taşıt haczi nedeniyle 20.000 TL ve ev haczi nedeniyle 50.000 TL maddi, 100.000

TL de manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

54. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

55. Başvuru dilekçesinde, başvurucunun evinin ve aracının da

haczedildiği belirtilmiş ve bu nedene bağlı olarak tazminat isteminde

bulunulmuş ise de haciz işlemlerine yönelik olarak bireysel başvuru incelemesi

yapmaya elverişli herhangi bir şikâyetin dile getirilmediği görülmektedir.

Bireysel başvuru incelemesi yapmaya elverişli bir şikâyetin varlığından söz

edilebilmesi için yakınılan hususun ve bunun maddi ve hukuki dayanaklarının

hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde

gösterilmesi, açıklanması gerekmektedir. Müdahale teşkil eden işlemden sadece

söz edilmiş olması, tek başına "bireysel başvuru incelemesi yapmaya

elverişli bir şikâyet"in mevcut olduğu sonucuna

ulaşılabilmesi için yeterli değildir.

56. Başvurucu tarafından haciz işlemlerinden şikâyet edildiği

hususu hiçbir tereddüte yer bırakmayacak bir biçimde

öne sürülmediğinden ve bu şikâyetin maddi ve hukuki dayanakları açık bir

biçimde ortaya konulmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olduğu kanaatine varılmaktadır.

57. Açıklanan nedenlerle ev ve araç haczine ilişkin iddianın

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Ödenen Yaşlılık Aylıklarının İadesi İstemine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu, öğretmenlikten arta kalan zamanlarında avukatlık

yaptığını ve avukatlık faaliyeti kapsamında topluluk sigortasına uzun yıllar

prim ödediğini ifade etmiştir. Topluluk sigortasına prim yatırmak suretiyle

emekli olabilmenin fiziksel ve ruhsal yıpranmalarının bir karşılığı olarak

kanun koyucu tarafından getirilen bir imkân olduğunu dile getiren başvurucu, bu

primlerin neması olarak ödenen yaşlılık aylıklarının geri istenmesinin yasal

bir dayanağının bulunmadığını ileri sürmektedir. İşlemin tesis edildiği tarihte

yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrasının

uygulanması gerektiğini savunan başvurucu, anılan kuralda yersiz ödenen primler

karşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceğinin açıkça

düzenlendiğini vurgulamıştır. Başvurucu, idarenin işlem tarihinden (31/3/2008) sonra 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510

sayılı Kanun'un 96. maddesini uygulamasının kanunların geriye yürümezliği

ilkesine aykırı olduğunun altını çizmiştir.

59. Başvurucu, 2004 sayılı Kanun'un 72. maddesinin yedinci

fıkrası gereğince icra takibinin alacağın öğrenilmesinden itibaren bir yıl

içinde başlatılması gerekirken 1/6/2009 tarihinde

başlatılmış olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiği ve borçlandırma

işleminin bu nedenle de hukuka aykırı olduğu görüşünü açıklamıştır.

2. Değerlendirme

60. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

şikâyetinin özü, topluluk sigortası kapsamında yapılan ödemelerin geri

istenmesine yönelik olduğundan bu şikâyetin mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

63. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda

mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, §

60).

64. Somut olayda İl Müdürlüğü tarafından başvurucuya 1/1/2005-17/11/2009 dönemine ilişkin olarak 506 sayılı

Kanun'un 86. maddesi uyarınca topluluk sigortası kapsamında ödenen yaşlılık

aylıklarının başvurucudan iadesi istenmektedir. Yaşlılık aylıkları, başvurucuya

ödenmekle kendisinin mevcut mal varlığı hâline gelmiştir. Bu nedenle bunların

geri istenmesine yönelik işlemin de Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk

teşkil ettiğinin kabulü gerekir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

65. Başvurucuya ödenmek suretiyle başvurucunun mevcut mal

varlığına dâhil olan yaşlılık aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis

edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

66. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülkten

barışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetin

kontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun

bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin

kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının

malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek

belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve

mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin

mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması

gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

67. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türü belirlenirken

sonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınması gerekmektedir.

Günümüzde devletler, ekonomik ve sosyal hayatı yönetmek, belli bir düzen kurmak

gayesiyle bireylere yükümlülük veya yasak getirici birtakım kurallar ihdas

etmektedir. Devletlerce oluşturulan sosyal ve ekonomik düzenin korunabilmesi

için çeşitli cezai veya hukuki yaptırımlar vazedilmektedir. Bu yaptırımlar

hürriyeti bağlayıcı ceza gibi kişilerin bazı hak ve özgürlüklerinin

sınırlandırılması veya duruma göre tamamen ortadan kaldırılması biçiminde

olabileceği gibi mülkiyet hakkına müdahale mahiyeti taşıyan mali nitelikteki

birtakım kısıtlama veya yoksunluklar şeklinde de tezahür edebilir.

68. Yetkili kamu otorite ve organlarınca getirilen yasak ve

önlemlere aykırı davranılması karşılığında mali nitelikte yaptırım öngörülmesi,

ilgili yasak veya önlemle korunan hukuki yararın temas ettiği ekonomik ve

sosyal alanın kontrolü amacına yöneliktir. Burada devlet, koyduğu yasak veya

öngördüğü yükümlülüğe aykırı davranışı yaptırıma bağlamak suretiyle kurduğu

sosyal ve ekonomik düzenin devamlılığını ve korunmasını hedeflemektedir. Bu

nedenle kamu yükümlüklük ve yasaklarına aykırı

davranış nedeniyle mali nitelikte yaptırım uygulanması suretiyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin "mülkiyetin kontrolü" kapsamında

görülmesi gerekmektedir.

69. Somut olayda hem öğretmen olan hem de avukatlık yapan

başvurucuya, avukatlık faaliyeti nedeniyle prim yatırdığı topluluk sigortası

kapsamında yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin başvurucunun Emekli Sandığına

tabi olduğu ve Emekli Sandığından emeklilik aylığı aldığı gerekçeleriyle 1136

sayılı Kanun'un 188. maddesi atıfta bulunularak iadesi yolunda idari işlem

tesis edilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesinde, emekliliğe tabi bir

görevde çalışmakta olanlar ile Emekli Sandığından emeklilik aylığı almakta

olanların topluluk sigortasına giremeyecekleri düzenlenmiştir. Bu hükümle

kişilerin çifte sigortalı olmalarının önlenmesi ve bu suretle sosyal güvenlik

sisteminin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır.

70. Bu kapsamda başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının

iadesinin istenmesi yolundaki işlem, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesiyle

getirilen çifte sigortalılık yasağının yaptırımı mahiyetindedir. Bu yaptırımın

"tazmin" amacı taşıması, bunun teknik anlamda yaptırım olma vasfını

ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesi

suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin

kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

71. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir.

72. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

73. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). Buna

göre öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı

incelenmelidir.

74. Somut olayda topluluk sigortası kapsamında 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleri arasında başvurucuya ödenen

toplam 33.096,12 TL yaşlılık aylığının iadesi yolunda 31/3/2008 tarihli işlem

tesis edilmiştir. Anılan işlemde çifte sigortalılık yasağının neşet ettiği

kanun hükmü (1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi) gösterilmiş ancak bu yasağın

ihlaline uygulanan yaptırımın (ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin) kanuni

dayanağı açıklanmamıştır. Bununla birlikte Mahkeme kararında yaşlılık

aylıklarının geri istenmesinin kanuni dayanağının 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 96. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi olduğu kabul edilerek inceleme yapılmış ve dava bu madde

temelinde reddedilmiştir. Başvurucu ise 1/10/2008

tarihinde yürürlüğe giren bu hükmün 31/3/2008 tarihinde tesis edilen işlemin

kanuni dayanağı olamayacağını öne sürmüştür. Başvurucuya göre işlem tarihinde

yürürlükte bulunan ve bu nedenle uygulanması gerekli olan hüküm, 506 sayılı

Kanun'un 84. maddesinin son fıkrası olup anılan hükümde de yersiz ödenen

primler karşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceği açıkça

düzenlenmiştir.

75. Müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı hususunda

inceleme yapılırken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti

ilkesinin ve bu bağlamda kanunların geriye yürümezliği ilkesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

76. Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin

ön koşullarından biri kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukuk

devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk

güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. “Kanunların geriye yürümezliği” olarak

adlandırılan bu ilke uyarınca kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin

gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi

kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay,

işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Geçmiş, yeni çıkarılan bir kanunun

etki alanı dışında kalır. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanunların

geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun

genel ilkelerindendir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

77. Yaşlılık aylıklarının iadesine ilişkin uyuşmazlıklar adli

yargıda görülse de özünde bir idari işleme dayanmaktadır. Yukarıda atıfta

bulunulan Danıştay kararlarından da anlaşılacağı üzere idari işlemlerde genel

kural, işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanmasıdır

(bkz. §§ 32-35). Henüz yürürlüğe girmeyen bir mevzuat hükmüne dayanılarak idari

işlem tesis edilemeyeceği gibi işlemin tesis edildiği tarihten sonra yürürlüğe

giren bir mevzuat hükmü dikkate alınarak idari işleme ilişkin uyuşmazlığın

çözümlenmesi de mümkün olamaz. Kişilere yükümlülük yükleyen bir kanun hükmünün,

yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde tesis edilen idari işlemlere

uygulanması "geriye yürüme" mahiyeti taşır. Kanunların hukuk

devletinin temel güvencelerinden biri olan geriye yürümezlik ilkesini

zedeleyecek biçimde uygulanması suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede

bulunulması, kanunilik güvencesinin ihlali sonucunu doğurabilir.

78. Başvuru konusu olayda başvurucuya ödenen yaşlılık

aylıklarının iadesi yolundaki idari işlem 31/3/2008

tarihinde tesis edilmiştir. İşlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılı Kanun'un

96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükte değildir. Anılan hüküm 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu hükmün

31/3/2008 tarihinde tesis edilen idari işlemin yasal dayanağını teşkil etmesi

mümkün değildir. Gerek idare tarafından gerekse derece mahkemelerince başkaca

bir yasal dayanak da gösterilmediğinden başvurucuya ödenen yaşlılık

aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

kanuni dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

80. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin kanuni

dayanağının ortaya konulamadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının kanunilik unsuru

yönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından "hak düşürücü sürenin geçtiği"ne ilişkin iddiayla ilgili bu aşamada bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

81. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

82. Başvurucu, ihlalin tespitine ve icra takibi nedeniyle 63.334,90

TL tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

83. Kanuni dayanağı bulunmayan müdahaleyle başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

84. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilebilmesi

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İş Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

85. Yeniden yapılacak yargılamanın sonucuna göre başvurucunun

tazminat istemi değerlendirilebileceğinden bu aşamada tazminat istemi hakkında

bir karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.

86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşlılık aylığının geleceğe yönelik iptal edilmesine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE

2. Başvurucu tarafından ödenen primlerin güncellenmemesine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Araç ve ev haczine ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesine

ilişkin şikâyetin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz

PAKSÜT'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 8. İş Mahkemesine (E.2009/696) GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan toplam yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

OYBİRLİĞİYLE 20/7/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Bölüm çoğunluğunca, Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının

geri istenmesine ilişkin şikayet yönünden Anayasanın

35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının, idari işlemin kanuni

dayanağı olmadığı gerekçesiyle ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirmede

5510 sayılı Kanunun yürürlüğe giriş tarihi dikkate alınmıştır.

2. Başvurucuya ödenen yaşlılık

aylıklarının iadesi yolundaki idari işlemin tesis edildiği 31.3.2008 tarihinde

5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükte

olmadığından, bu yasanın iadeye ilişkin idari işlemin yasal dayanağını tekil

etmesi her ne kadar mümkün değil ise de, aynı tarihte yürürlükte olan 506

sayılı Kanunun 84. maddesi yürürlükte olup, bu kurallara göre de aynı şekilde

aylıkların iadesi gerektiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle mahkemelerin

kararlarında yanlış mevzuata atıf yapılmış olmakla birlikte, aslında iadenin

kanuni dayanağı nesnel olarak mevcut olup, başka bir yasada yer almıştır.

3. Başvurucu her ne kadar 5510 sayılı Kanundan farklı olarak,

uygulanması gereken 506 sayılı Kanunun 84. maddesinin son fıkrasında, yersiz

ödenen primler karşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceğinin

düzenlenmiş olduğunu iddia etmiş ise de 506 sayılı Kanunun bahse konu maddesi aylıklar

dahil tüm ödemelerin değil, sadece daha önceden

yapılmış olan “yardımlar”ın geri istenemeyeceğine

ilişkindir. Maddenin son fıkrasının ikinci cümlesinde yardımlar ile “Hastalık, Analık, Malulluk,

Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek ve aylıklar ise…” şeklinde ayrım

yapılmak suretiyle bu ödeme türleri farklılaştırılmış, bunlardan sadece yardımlar iade dışı tutulmuştur.

4. Bu nedenle, olayda uygulanacak yasa hükümlerine göre,

başvurucudan yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin yasal dayanağı mevcut

olup, yasaların genelliği ve kanunu bilmemenin mazeret sayılamayacağı

şeklindeki temel hukuk ilkeleri karşısında, iadeye esas teşkil eden dayanağın

(506 sayılı Kanun) açıkça belirtilmemesinin başvurucu lehine bir kazanılmış hak

doğurması mümkün değildir.

5. Aylıkların iadesi suretiyle mülkiyete yapılan müdahalenin

Kanuni dayanağı mevcut olduğu ve yanlış Kanuna atfen yapılan işlem doğru Kanuna

göre yapıldığında da iade yönündeki sonuç değişmeyeceğinden, başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlal edildiği yolundaki sonuca katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Sedat

HASPOLAT

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12849, 20 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Yaşlılık Aylığının
  7. B. Başvurucu Aleyhine
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Yaşlılık Aylığının
  13. B. Başvurucu Tarafından Ödenen Primlerin
  14. C. Araç ve Ev Haczine Yönelik İddia
  15. D. Ödenen Yaşlılık Aylıklarının İadesi İstemine
  16. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
  17. E. 6216 Sayılı Kanun'un
  18. A. 1. Yaşlılık aylığının geleceğe yönelik iptal edilmesine
  19. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  20. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  21. D. 206,10 TL harçtan oluşan toplam yargılama giderinin
  22. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  23. Karşıoy Gerekçesi
  24. Yıldırım
  25. Kömürcü
  26. Akıncı
  27. Haspolat
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12849
Tarih
20 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Tamer Karslıoğlu Başvurusu (B. No: 2014/2452)
  • Nedim Göz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6070)
  • Ayten Yıldırmaz Başvurusu (B. No: 2014/1826)
  • Abdulaziz Özmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4815)
  • Hasibe Uysal Başvurusu (B. No: 2014/3975)
  • Mehmet Menendiz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5235)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.