İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Kevser ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/312)

1. Başvuru; kamu kurum ve kuruluşları aleyhine verilmiş,

Başvuru No2014/312Tarih14 Eylül 2017Okuma18 dk · 3.602 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Kevser Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/312
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.602 kelime·18 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamu kurum ve kuruluşları aleyhine verilmiş,

ekonomik değere ilişkin ve icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra

edilmemesi, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması, taşınmaza kamulaştırılmasız olarak el atılması, taşınmaz için düşük

bedel belirlenmesi, belirlenen bedele işletilen yasal faizin gerçek zararı

karşılamaması, yargılama masraflarına dava tarihinden itibaren faiz

işletilmesinin adil olmaması ve dava vekâlet ücretine maktu olarak hükmedilmesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/1/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuruya ilişkin görüşünü 26/1/2015

tarihinde sunmuş, başvurucular da görüşe karşı beyanlarını süresi içinde

bildirmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular tarafından 19/6/2012 tarihinde Sincan 3. Asliye

Hukuk Mahkemesinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine kamulaştırmasız el atma

nedeniyle açılan tazminat davasında 15/11/2012 tarihli ve E.2012/28, K.2012/303

sayılı karar ile 72.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek

yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak başvuruculara ödenmesine,

başvurucular lehine nispi olarak hesaplanan 7.810 TL vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... dava konusu taşınmaza tapu kaydının uygulanması ve tazminat

miktarının tespiti bakımından mahkememizce resen seçilen üç inşaat, iki mülk ve

fen bilirkişileri vasıtasıyla mahallinde 18.10.2012 tarihinde keşif yapıldığı,

keşif sonucu fen bilirkişisi tarafından 22.10.2012 havale tarihli krokili

raporun, inşaat ve mülk bilirkişileri tarafından 06.11.2012 tarihli raporun

ibraz edildiği, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırmasının yapıldığı

ve aynı taşınmaza ilişkin Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşen Sincan

1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/548 Esas sayılı dosyasındaki değerlendirme de

dikkate alınarak TEFE-TÜFE artırımı sonucu dava konusu taşınmazın dava tarihi

itibarıyla m² değerinin 144,72.TL'ye tekabül ettiği, ancak Sincan 1.Asliye

Hukuk Mahkemesinin ilgili dosyasındaki değerlendirme 2009 yılına göre

yapıldığından, 2012 yılında Bağlıca-Eskişehir bağlantı yolunun çift şerit

olarak yapılması, çevrede büyük alışveriş merkezlerinin açılması, Başkent

Üniversitesi kapasitesinin yükseltilmesi gibi değer artırıcı unsurlar dikkate

alınmak suretiyle bedele %25 oranında değer artışı uygulanmak suretiyle

taşınmazın dava tarihi itibarıyla m² değerinin 180,00.TL olduğunun

belirtildiği, davalı vekilinin dilekçelerinde delil olarak dayanılan Sincan

3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/421Esas sayılı dosyası ve Sincan 1.Asliye

Hukuk Mahkemesinin 2010/737 Esas sayılı dosyasındaki değerlendirmelerin de

taşınmaz çevresindeki olumlu değişimlerin öncesine ait olduğundan bilirkişi

raporunun mahkememizce denetime uygun bulunduğu, davacılar vekili tarafından

bilirkişi raporuna göre talep ıslah edildiğinden toplanan deliller

muvacehesinde, davacıların sabit olan davasının kabulüne dair karar verilmesi

gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir....."

9. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı idarece temyiz

talebinde bulunulmuş, başvurucular 6/12/2012 tarihinde sundukları temyize cevap

dilekçelerinde, taşınmaz için hükmedilen bedelin düşük kaldığını, ayrıca davalı

idarenin temyiz itirazlarının mesnetsiz olduğunu ileri sürmüşler; temyiz

incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesi kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

14/3/2013 tarihli ve E.2012/27324, K.2013/4470 sayılı ilamı ile onanmıştır.

10. Davalı idare bu defa karar düzeltme talebinde bulunmuş, başvurucular

ise karar düzeltme talebine karşı sundukları 9/5/2013 tarihli cevap

dilekçelerinde taşınmazın bedelinin düşük tespit edildiğine ilişkin

itirazlarını tekrarlamışlar, karar düzeltme incelemesi sonucu İlk Derece

Mahkemesi kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 11/11/2013 tarihli ve

E.2013/14321, K.2013/19293 sayılı vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek

onanmıştır. Düzeltilerek onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6.

maddesinde değişiklik yapan ve 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı

Yasanın 21. maddesi ile"kamulaştırmasız el

atmadan kaynaklanan tazminat davalarında mahkeme ve icra harçları ile her türlü

vekalet ücretleri bedel tespit davalarında öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir.

... açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır." hükmünün getirilmiş

olduğu gözetildiğinde,vekalet

ücretininmaktu olarak hüküm altına alınması

gerektiğinden;

Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 5 nolu bendindeki (takdir edilip hesaplanan 7.810,00-TLnisbi)ibaresininçıkartılmasına,

yerine (1.200,00-TLmaktu) rakam ve kelimesinin yazılmasına, ..."

11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin düzelterek onama ilamı

başvuruculara 19/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucular 9/1/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

12. Başvurucular 21/11/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sundukları dilekçeile Sincan 3. Asliye Hukuk

Mahkemesinin kararı ile hükmedilen tazminatın 2/2/2016 tarihinde tamamen

ödendiğini beyan etmişlerdir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 14/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkı

ve Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucular;kamu

kurum ve kuruluşları aleyhine verilmiş, ekonomik değere ilişkin ve icra

edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi ile yargılamanın makul

sürede sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

16. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

17. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

18. Öte yandan mahkeme kararına dayanan icra edilebilir bir

alacak, mülkiyet hakkı kapsamında korunan ekonomik bir değer ifade eder. Kamu

kurum ve kuruluşları aleyhine hükmedilmiş böyle bir alacağın hiç ödenmemesi ya

da ödenmesinin uzun sürmesi suretiyle oluşan belirsizlik, mülkiyet hakkının

ihlaline neden olur (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, §§ 55-75).

19. Anılan ilkeler doğrultusunda somut olayda icra aşamasını da

kapsayacak şekilde 3 yıl 7 ayı aşarak sona eren sürenin makul olmadığı ve

alacakların ödenmesinin uzun sürmesinden dolayı oluşan belirsizlik dikkate

alındığında adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmalıdır.

B. Diğer İhlal İddiaları

1. Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucular

taşınmazlarına kamulaştırma usulüne uyulmadan el atılması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

22. Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma ve

kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Böyle

bir kamulaştırma işlemi olmadığından kullanılan taşınmazın devrini

meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı sunan tek unsur, idare

tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve bireylere

"kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat" ödenmesine hükmeden

mahkeme kararıdır.Kamulaştırmasız el atma uygulaması,

hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan başvuranları, herhangi bir kamu

yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda

bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra

mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Başka bir deyişle kamulaştırmasız

el atma, her ne olursa olsun idare tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna

aykırı bir durumu hukuki olarak kabul etmeye ve idareye kanuna aykırı

davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol açmaktadır. İdareye resmî

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,

kişilerin öngörülemez ve keyfî durumlarla karşılaşması tehlikesi taşımaktadır.

Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği

şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak

nitelikte değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, 11765/05,

27/5/2010, §§ 40, 43, 45).

23. Anayasa'nın 35. ve 46. maddeleri, taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu

zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa'nın 46. maddesi hükmü ile

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereği asıl olan,

kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir.

Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz

konusu iken dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet

hakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir

kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmî

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,

taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riskini

taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, B.

No: 2013/1436, 6/3/2014, § 58).

24. Başvuru konusu olayda idare, ilgili yargılama sürecinden de

anlaşılacağı üzere başvurucuların taşınmazına kamulaştırmasız olarak el

atmıştır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılı

Kanun'da belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunan

taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı kararıyla da sabittir.

25. Bu durumda başvurucuların söz konusu taşınmazlarına

uygulanan kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri ile

2942 sayılı Kanun'da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.

26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

2. Mahkemece Belirlenen Taşınmaz Bedelinin

Düşüklüğüne İlişkin İddialar

27. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma davası

sonunda taşınmaz için emsallerine göre düşük bedel tespit edildiğini belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

28. İncelenen şikâyetin dayanağını oluşturan kamulaştırmasız el

atılan taşınmazın uğradığı zararın gerçek değerinin ödenmesi talebi,

Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu

yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi

temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken devlet

ve kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma

yetkisi veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi, mülkiyet

hakkının sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği başvurucuların bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Mehmet Akdoğan, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 28).

29. Somut olayda yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesince,

uyuşmazlık konusu taşınmaza tapu kaydının uygulanması ve taşınmaz için tazminat

miktarının tespiti amacıyla resen atanan bilirkişiler katılımında taşınmazda

keşif yapılarak bilirkişi raporlarının düzenletildiği, arsa niteliğindeki

taşınmaz için emsal karşılaştırmasının yapıldığı ve aynı taşınmaza ilişkin

Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşen bir başka dava dosyasındaki değerlendirmenin

dikkate alındığı, ayrıca sözü edilen dava dosyasındaki değerlendirme 2009

yılına göre yapıldığından taşınmazın 2012 yılına göre çevresel özellikleri

gözetilerek m² değerinde güncelleme yapıldığı ve bu kapsamda bir bedel tespit

edildiği, tespit edilen bedele yönelik itirazların temyiz ve karar düzeltme

aşamalarında da itiraza konu edildiği, bununla birlikte İlk Derece Mahkemesi

kararının kesinleştiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 8-10).

30. El atmaya konu taşınmazın kullanım durumu, başvurucunun

taşınmazdan yararlanma biçimi, tazminat tespiti yapılırken öne çıkan

unsurlardandır. Mahkemece, keşif ve bilirkişi marifetiyle taşınmazın arsa

vasfını haiz olduğu tespit edilmiş ve kullanım durumu da dikkate alınarak

tazminat tutarı takdir edilmiştir. Mevcut hâliyle Mahkeme kararında yapılan

tespit kapsamında hükmedilen tazminat miktarı, tutar itibarıyla belirli bir

tatmin sağladığı ve taşınmazın kabul edilen durumuna göre makul seviyede olduğu

sürece Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda

mahkemenin takdir yetkisine müdahalesinin söz konusu olamayacağı açıktır.

31. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkına yönelik açık ve

görünür bir ihlal bulunmadığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilemezlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Mahkemece Belirlenen

Taşınmaz Bedeline Uygulanan Faiz Oranı ve Faiz Hesaplamalarına İlişkin İddialar

32. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma davası sonunda

taşınmaz için hükmedilen bedele kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz

oranı yerine yasal faiz oranı uygulandığını ve yargılama sürecindeki masrafları

için yapılan faiz hesaplamasında başlangıç tarihinin dava tarihi olarak dikkate

alınmasının adil olmadığını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

33. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

34. Somut olayda başvurucuların ihlale neden olduğunu ileri

sürdükleri bu iddiaları yargılama sürecinde dile getirmedikleri, bu iddialarına

ilişkin bilgi veya belge sunmadıkları ve böylece başvuru yollarını usulüne

uygun tüketmedikleri anlaşılmaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Mahkemece Hükmedilen

Tazminata Kesinleşme Tarihinden İtibaren Kamu Alacakları İçin Öngörülen En Yüksek Faiz Uygulanmamasına İlişkin

İddia

36. Başvurucular lehlerine tazminata hükmeden İlk Derece

Mahkemesi kararının kesinleşmesinden itibaren söz konusu tazminatın ödenme

tarihine kadar tazminat tutarına kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz

oranının uygulanması gerektiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

37. Anayasa Mahkemesince başvurucuların şikâyetine benzer

şikâyetlerin yer aldığı bireysel başvuru dosyalarında yapılan incelemelerde

mahkeme kararlarının kesinleşmesinden itibaren hükmedilen tazminat bedellerine

kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması gereğinin Yargıtayca 2011 yılından bu yana kabul edildiği ancak

başvurucuların bu konudaki taleplerini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip oldukları bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunmaları gerektiği, aksi hâlde şikâyetin

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunacağı hüküm

altına alınmıştır (Nejat Sakaoğlu,

B. No: 2013/9403, 14/10/2015, §§ 22-34; Nejdet Sakaoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/9404, 18/11/2015, §§

30-42).

38. Somut olayda başvurucular; icra takibi sürecinde

alacaklarına Mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren kamu alacaklarına

öngörülen en yüksek faizin uygulanması yönünde talepte bulunduklarına,

taleplerinin reddedildiğine ya da bu konuda bir uyuşmazlık çıkarıp bunu

mahkemeler önüne taşıdıklarına dair Anayasa Mahkemesine herhangi bir açıklamada

bulunmamışlardır. Oysa başvurucuların -Yargıtayın

2011 yılından itibaren değişen içtihadı gözönüne

alındığında- bireysel başvuruya konu ettikleri bu şikâyetlerini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmeleri, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu makamlara sunmaları

gerekmektedir.

39. Açıklanan gerekçeyle somut başvuruda Anayasa Mahkemesi

içtihadından ayrılmayı gerektirecek bir sebep görülmediğinden başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Lehe Hükmedilen Maktu Vekâlet Ücretine

İlişkin İddialar

40. Başvurucular açtıkları kamulaştırmasız el atma davası devam

ederken yapılan kanun değişikliği sonucu nispiden

maktuya dönüştürülen vekâlet ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucuların

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

42. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın fiilen

olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği

ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir. Devletin davanın taraflarından birini

diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler

yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bunun için yargısal süreci etkilediği

iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli

ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir

illiyet bağı bulunması, bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken

ortaya çıkmamış olması gerekir (Mürsel

Malkoç, [GK], B.

No:2013/9466, 27/10/2015, §§ 23-24).

43. Somut başvuruya konu düzenleme ile yapılan değişiklik,

davanın esasını etkileyen veya bir tarafın başarı şansını değiştiren nitelikte

olmayıp bir yargılama gideri olan vekâlet ücretine ilişkindir. Vekâlet ücreti

ise bir usul hukuku kavramı olup buna ilişkin yasal değişiklikler derhâl

uygulanma niteliğini haizdir. Ayrıca bahsedilen düzenleme davanın her iki

tarafı için vekâlet ücretini maktu hâle getirdiğinden ve davayı her iki tarafın

da kazanma imkânı bulunduğundan düzenlemenin silahların eşitliğine aykırı

olduğundan bahsedilemez. Keza benzer davalarda davayı kazanan davacıların kamu

kurumlarından alacakları vekâlet ücreti düşerken kaybeden davacıların ödemek

zorunda kaldıkları vekâlet ücretleri de düşmekte ve söz konusu düzenleme kamu

kurumları için bazen lehe bazen aleyhe sonuç doğurmaktadır (Mürsel Malkoç, § 25).

44. Diğer taraftan vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve

davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Dava aşamasında kimin

lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü bir

usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38). Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür giderler

mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz başvuruların

önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere

meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla

başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını

belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Mürsel Malkoç, § 29).

45. Derece Mahkemesi hükmünün vekâlet ücreti yönünden 24/5/2013

tarihli ve 6487 sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinde değişiklik

yapan düzenlemeye dayandığı, usule ilişkin mezkûr düzenlemenin derhâl uygulanma

niteliğini haiz olduğu, ayrıca bahsedilen geçici 6. maddenin onuncu fıkrasında

yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün

yer aldığı görülmektedir. Bu nedenle kararın kanuni olduğu açıktır (Mürsel Malkoç, § 33).

46. Kanun koyucu; süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek,

idarenin bireylerin taşınmazlarına haksız el koymasından doğan uyuşmazlıkları

tasfiye etmek, uyuşmazlıkların çözülmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak

amacıyla 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesiyle çeşitli mekanizmalar

öngörmüştür. Bu kuralla, kanun koyucunun takdir yetkisiniidarelerin

vekâlet ücreti yükünü hafifletmek yönünde kullanmasında kamu yararı ve hukuk

devleti ilkesine aykırılık görülmemektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014). Ayrıca bahsedilen değişiklikle kamulaştırmasız el atma nedeniyle

açılan tazminat davalarında davayı kazanan tarafın vekâlet ücreti maktuya

dönüştürülürken davacılardan tahsil edilen harçlar da bedel tespiti davalarında

olduğu gibi nispiden maktuya çevrilerek davacı

üzerinde olan dava yükünü hafifletecek şekilde düzenleme yapılmıştır (Mürsel Malkoç, § 45).

47. Ayrıca, alınacak hukuki yardımın niteliği ve maliyetinin

vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine bağlı bir ilişki olduğu ve

alınan hukuki yardımın maliyetinin buna göre ciddi miktarda farklılıklar

göstereceği açıktır. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafa

yüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılama

giderlerinin yükletilmesi olup davanın niteliğine göre makul ve kabul

edilebilir bir ücretin belirlenmesi hakkaniyete uygun bir yargılama ve

mahkemeye erişim sağlamak için yeterli kabul edilmelidir. Mahkemelerce hüküm

verilenden daha yüksek ücret öngören vekâlet sözleşmeleri vekil ile müvekkili

bağlayacağından hükmedilen ücret bireylerin mahkemeye erişim haklarını

engellemedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mürsel Malkoç, § 47).

48. Sonuç olarak başvurucuların lehine hükmedilen tazminat

miktarı ve lehe hükmedilen yargılama giderleri gözönünde

bulundurulduğunda maktu vekâlet ücretinin, başvurucuların vekille dava

açmalarını imkânsız hâle getirmediği ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı,

başvurucular üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı ve başvurucuların mahkemeye

erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturmadığı kanaatine

ulaşılmıştır (Mürsel Malkoç, §

48).

49. Buna göre 2942 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik uyarınca

kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasının vekâlet ücreti

yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi ile sonuçlanmasında adil

yargılanma hakkına yönelik bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

51. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

52. Somut olayda adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

53. Kamu kurum ve kuruluşları aleyhine verilmiş, ekonomik değere

ilişkin ve icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi ile

yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlali yönünden ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuların her birine 6.000 TL;

taşınmazlarına Anayasa ve 2942 sayılı Kanun'da öngörülen kamulaştırma usulüne

uyulmadan kanunilik ilkesine aykırı olarak el atılması ve haklarını elde etmek

için dava açmak zorunda bırakılmaları sonucu ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında ise her birine 5.000 TL olmak üzere toplam

11.000 TL manevi tazminatın başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

54. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Ekonomik değere

ilişkin icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi ile

yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkı ile

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kamulaştırmasız el

atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Mahkemece belirlenen

taşınmaz bedelinin düşüklüğü nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mahkemece belirlenen

bedele uygulanan faiz oranı ile faiz hesaplamaları nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Mahkemece hükmedilen

tazminata kesinleşme tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en

yüksek faiz uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Lehe hükmedilen maktu

vekâlet ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 1. Ekonomik değere ilişkin icra edilebilir bir yargı

kararının uzun süre icra edilmemesi ile yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı ile Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların her birine 11.000 TL manevi tazminatın ayrı

ayrı ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Millî Savunma Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucular

:

1. Emine

KEVSER

2. Mustafa

TURAN

3. Melek

KUZUCUOĞLU

4. Ayşe

BÜYÜKSEMERCİ

5. İsmail

BÜYÜKSEMERCİ

Vekili : Av. Zeynep DOĞAN AKARKEN-Av. Hakan AKARKEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/312, 14 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  7. A. Adil Yargılanma Hakkı
  8. B. Diğer İhlal İddiaları
  9. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  10. A. 1. Ekonomik değere
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Millî Savunma Bakanlığına
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Perdecioğlu
  17. Kevser
  18. Turan
  19. Kuzucuoğlu
  20. Büyüksemerci
  21. Büyüksemerci
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/312
Tarih
14 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Cihan Koçak Başvurusu (B. No: 2014/12302)
  • Mahmut Çelik ve Cevher Çelik Başvurusu (B. No: 2014/14874)
  • Emine Ergün Başvurusu (B. No: 2014/6052)
  • M.i. Başvurusu (B. No: 2014/13864)
  • İrfan Can Başvurusu (B. No: 2014/14646)
  • Bahri Bolcal Başvurusu (B. No: 2014/18159)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.