İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emir Ağgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16320)

1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

Başvuru No2014/16320Tarih21 Kasım 2017Okuma23 dk · 4.649 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Emir Ağgül Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
21 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/16320
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.649 kelime·23 dk okuma·34 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname

imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanın

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya

ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul sürede

sonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucu Zefi Ağgül'ün

22/11/2016 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir. Başvurucunun bir kısım

mirasçıları 5/12/2016 tarihli dilekçe ile bireysel başvuruya mirasçı sıfatı ile

devam edeceklerini belirterek mirasçılık belgelerinin onaylı suretini ve

vekaletname örneklerini göndermişlerdir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu (başvurucuların murisi) Zefi

Ağgül, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyünde

ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyün

boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

10. Başvurucuların murisi 5/5/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun

kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar

Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

11. Komisyonun 26/10/2010 tarihli ve 2010/1-5779 sayılı

kararında; başvurucunun terör olayları nedeniyle zarara uğradığı kanaatine

varıldığından ahşap taş duvarlı ev için 6.477 TL, ahşap taş duvarlı ahır için

3.723 TL, ceviz ağacı için 7.480,48 TL, karışık meyve ağacı için 1.640,10 TL,

ağaçların fiziksel değeri için 1.218,36 TL, kavak ağacı için 351,30 TL, sulak

arazi için 3.724,19 TL, kıraç arazi için 348,55 TL, ahşap taş duvarlı ahır için

3.176,96 TL, mal varlığına ulaşamaması nedeniyle toplam 28.139,94 TL ödenmesine

karar verilmiştir.

12. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği

başvurucular vekiline gönderilmiştir.

13. “Yukarıda ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 15/4/2011 tarihinde başvurucular vekili tarafından

imzalanmıştır.

14. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını

karşılamadığından bahisle başvurucuların murisi tarafından Elazığ İdare

Mahkemesinde dava açılmıştır.

15. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve

E.2012/521, K.2012/1009 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“...Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan

15.04.2011 tarih ve 2010/1-5779 sayılı sulhname ile

davacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan

kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacı

vekilinin iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekte

olup sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya

taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin,

sadece maddizararlarının karşılanmasına ilişkin esas

ve usuller belirlenmiş olup, manevi zararın tazminine yönelik herhangi

düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının manevi tazminat

talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu komisyon kararında hukuka

aykırılık bulunmamaktadır...”

16. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/5428, K.2013/10004 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.

17. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/6/2014 tarihli ve

E.2014/4454, K.2014/5636 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Bu karar 28/8/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucuların murisi Zefi Ağgül 29/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

20. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır.”

21. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa

tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”

22. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:

“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.

Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeri

ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veya

yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.

Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve

varsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer

mahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.

…

Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisinin

keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”

23. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî

ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli

ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya

ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik

koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile belirlenir.”

24. Aynı Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili

temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan

tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve

sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin

banka hesaplarına yapılır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

Murisinin İddiaları

26. Başvurucuların murisi 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış

olduğu başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul

edilen kısmı için idare ile sulhname imzalamakla

birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek

zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan dolayı dava açma hakkının

saklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararının

hesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşif

yoluyla tespit edilmesi gerekmesine rağmen söz konusu tespitler yapılmadan ve

bu zararlar gözönünde bulundurulmadan

gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

28. Somut başvuruda başvurucuların murisi, terör ve terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının

karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş,

Komisyon tarafından başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim

fiyatlara tabi tutularak 28.139,94 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 11)

ve vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname

örneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi

başvurucuların murisi tarafından kabul edilmiştir.

29. Eksik hesaplandığı iddia edilen zararın miktarı üzerinde

başvurucuların murisi idareyle anlaşma sağlamış ve 15/4/2011 tarihli sulhnameyi imzalamış olması sebebiyle Komisyonun tespitine

esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak

şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuların murisi, Komisyonun

tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği

alacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına ilişkin

mağduriyeti 18/8/2011 tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü

de aynı tarihte sona ermiştir. Öte yandan başvurucuların murisi, Komisyon

tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya

da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların murisinin mülkiyet

hakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Danıştay Onuncu

Dairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

Murisinin İddiaları

31. Başvurucuların murisi, Komisyon kararında karşılanmaması

nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar

kalemleri için açtığı iptal davasında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi

bakiye zararlara ilişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin

edilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini,

bu hâliyle verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da

iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri

olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/50, K.2012/128,20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirten

Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan etmektedir.

Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya

güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve

kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan

mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısal

bir belirsizliğe yol açabilir (Türkan Bal,

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 52).

34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir.

Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin

kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, § 53).

35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı

çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında davaların

içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket

noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin

doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir

belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup

olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan

Bal, § 58).

36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen

yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde verilen kararların ihtimale dayalı

sonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,

15/12/2015, § 62).

37. Başvurucuların murisinin kendisiyle aynı statüde olan

davacılar lehine hüküm kurulduğunu belirttiği Danıştay Onuncu Dairesinin

30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi

neticesinde, başka bir İdare Mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi

yönünde kurulan hükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine

yönelik olarak dava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden

bahisle bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

38. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233

sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi

Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011

tarihli ve E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay dairelerinin yeni iş

bölümü esasları belirlenmiş; bu görev Danıştay Onbeşinci

Dairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay Onbeşinci

Dairesi, içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin

madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname

imzalandığı ve uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için

dava açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (Ramazan Acar, § 64).

39. Başvuruya konu olayda başvurucuların murisinin Elazığ 2.

İdare Mahkemesinde açtığı davada Mahkemenin bu kişi ile idare arasında

karşılıklı irade beyanlarıyla imzalanan sulhnamenin

varlığından hareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın

Danıştay tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonra 2013 yılında onandığı

anlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarak beyan

ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay tarafından

verilen karar olduğu görüldüğünden söz konusu kararlar ile başvurucunun açtığı

davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci

Dairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

40. Yüksek mahkemelerin temel fonksiyonlarından biri de yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Türkan Bal, § 56).

41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir

olgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir. Ancak aynı hususta daha

önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu

farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Türkan Bal, § 55).

42. Elazığ 2. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının Danıştay

Onuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığı

hakkında başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına

imkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında

kabul edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen

idari süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakar

hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığında

yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapma

olmadığı gibi başvurucuların murisinin bu yönde bir iddiası da mevcut değildir.

Kaldı ki başvurucuların murisinin Danıştay Onbeşinci

Dairesinin içtihat değişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamede ödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiği

ve akabinde dava açtığı nazara alındığında dayanak gösterdiği karar hakkındaki

iddiaları temelsiz kalmaktadır.

43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız

yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz

mercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) mahkemelerce, hukuk

kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar

meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş

bir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar hale gelmesi için belli bir

zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine

gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemez.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucular murisi tarafından ileri

sürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi

kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

Murisinin İddiaları

45. Başvurucuların murisi 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri

sürdüğü giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari ve yargısal

sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

i. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı başvuruların

karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin,

B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,

§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).

Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının uzun bir sürede gerçekleştiği ve

bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı

durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır (İsmet Kaya, B. No:

2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

48. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (5/5/2006)ile nihai karar tarihi (19/6/2014) arasında geçen ve toplam

süresi 8 yıl 1 ay olan yargılamada başvurucu açısından farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama süresinde makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

Murisinin İddiaları

50. Başvurucuların murisi, terör nedeniyle uğradığı manevi

zararlarının tazminine ilişkin talebinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle

mahkemece reddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından talebinin

dikkate alınmadığını, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'na ve tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı karar verildiğini,

tam yargı davası bağlamında manevi tazminat isteminin karşılanmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anılan iddialar Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı

açısından incelenmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

53. Başvurucuların murisi, idare hukukunun genel hükümleri

kapsamında açtığı manevi tazminat davasının hatalı değerlendirme sonucu

reddedilmesi nedeniyle bu zararının tazminini isteme imkânından mahrum

bırakıldığını ileri sürmüştür.

54. Anayasa Mahkemesinin görevi, usul kurallarının uygulanması

konusunda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemek

olmayıp usule ilişkin uygulamanın kişinin mahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve Sözleşmesi’ye aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını

denetlemektir (Neriman Polat, B. No:

2012/1223, 5/11/2014, § 33).

55. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41). Bu

hak, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne

taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek

anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını (Özkan Şen, § 52) ya da

kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren

sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 31).

56. Mahkemeye etkili erişim hakkı, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin

temel unsurlarından biridir ve bu hak, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olması ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olması gerektiğini ifade eder. Bu sebeple

hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar

verilebilmektedir (Özden Sayar ve Deren

Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2015, § 60).

57. Başvuru konusu olayda başvurucunun manevi tazminat talebine

ilişkin mahkemeye erişim hakkı, idari yargı alanında uygulanabilir bir haktır.

Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, tazminat talebi bulunan bir kimsenin bu

talebi hakkında bir mahkeme tarafından bir karar verilmesini isteme hakkıdır.

58. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılış

amacı “... terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi

zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre

içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu

yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız

zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklinde

belirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhen

karşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızın

kısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yer

verilmiştir.

59. Somut olayda başvurucuların murisinin maddi ve manevi

tazminat talebiyle açtığı davada idare hukukunun manevi tazminata ilişkin genel

hükümleri kapsamında talepte bulunulmasına rağmen 5233 sayılı Kanun’da manevi

tazminat ödenmesi hakkında bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle dava

reddedilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesi gereği mahkemeye erişim

hakkı kapsamındaki etkili karar hakkına yönelik müdahale, Anayasa’nın 13. maddesi

bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.

60. Anayasa’nın 36.

maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş

olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak

bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da

hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir.

Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş

olsa da Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu

hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve

kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün

doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen

kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan güvencelere aykırı olamaz (Özkan Şen,

§ 58; Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim

Can Kişi, § 33).

61. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözü ve ruhu ile demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (İbrahim Can Kişi, § 34; Neriman Polat, § 42).

62. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünü

zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).

63. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa

ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada, kişilerin

taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemenin yapılacağı

mevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamda dava açılması ile

ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

64. Somut olayda yukarıda ilgili bölümde ifade edildiği üzere

başvurucuların murisinin genel hükümler kapsamında manevi tazminat talebiyle

açtığı dava, 5233 sayılı Kanun kapsamında incelemeye tabi tutularak anılan

Kanun kapsamında talep etme imkânı bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir.

65. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan “maddi” sözcüğünün itiraz yoluyla iptal

edilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi 25/6/2009 tarihli ve

E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan iptal istemini reddetmiştir.

İlgili gerekçe şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören

kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan,

idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış

bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki

uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir.

Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı

hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala

bağlamıştır.

…

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını

genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine

ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan

kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,

12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci

fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu

ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere

karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.”

66. 5233 sayılı Kanun, maddi zararların özel bir giderim usulü

olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir

kanundur. 2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veya

eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde

bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari

yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkân

sağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:

2014/5005, 6/1/2016, § 81).

67. Somut başvuruda tazminat hukukunun genel prensiplerine göre

açılan davada başvurucuların murisinin manevi tazminat talebi hakkında genel

hükümler kapsamında inceleme yapılarak bir karar verilmemesi, 5233 sayılı

Kanun’un 12. maddesinin son fıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 1. ve 13.

maddelerindeki açık düzenlemeler ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatları

dikkate alındığında başvurucuların murisini açtığı davayı tazminat hukukunun

genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum bırakmış olup bu durum

başvurucuların murisinin mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale

oluşturmuştur.

68. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

70. Başvuru formunda maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuştur.

71. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

72. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

-başvurucuların miras payları da dikkate alınarak- başvurucular Kıymet Karakoç,

Gülperi Karyemez, Sultan

Karakoç, Yeter Doğu, Sedef Örgün, Fatma Ağgül, Emir Ağgül, Şahin Ağgül'e ayrı ayrı

400 TL; Gülbahar Özgül, Gülcanan Özgül, Kemal Önder,

Nihat Önder, Mustafa Önder ve İsmet Önder'e ayrı ayrı 66,66 TL manevi

tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

73. Ayrıca Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

74. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 2. İdare

Mahkemesine (E.2012/521, K.2012/1009) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ

2. İdare Mahkemesine (E.2012/521, K.2012/1009) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Kıymet Karakoç, Gülperi

Karyemez, Sultan Karakoç, Yeter Doğu, Sedef Örgün,

Fatma Ağgül, Emir Ağgül,

Şahin Ağgül'e ayrı ayrı 400 TL; Gülbahar Özgül, Gülcanan Özgül, Kemal Önder, Nihat Önder, Mustafa Önder ve

İsmet Önder'e ayrı ayrı 66,66 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin

diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucular

:

1. Emir

AĞGÜL

2. Fatma

AĞGÜL

3. Gülbahar

ÖZGÜL

4. Gülcanan ÖZGÜL

5. Gülperi KARYEMEZ

6. İsmet

ÖNDER

7. Kemal

ÖNDER

8. Kıymet

KARAKOÇ

9. Nihat

ÖNDER

10. Mustafa

ÖNDER

11. Sedef

ÖRGÜN

12. Sultan

KARAKOÇ

13. Şahin

AĞGÜL

14. Yeter

DOĞU

Vekilleri

:

Av. Mehmet

Ali KIRDÖK

Av. Meral

HANBAYAT

Av. Ümit

SİSLİGÜN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/16320, 21 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Adil Yargılanma
  10. B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; Mahmut
  11. B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan
  12. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
  13. C. 6216 Sayılı Kanun’un
  14. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  15. D. Başvurucular Kıymet Karakoç, Gülperi
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Oduncu
  23. Ağgül
  24. Ağgül
  25. Özgül
  26. Önder
  27. Önder
  28. Karakoç
  29. Önder
  30. Önder
  31. Örgün
  32. Karakoç
  33. Ağgül
  34. Doğu
  35. Hanbayat
  36. Sisligün
  37. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/16320
Tarih
21 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Sadık Şimşek Başvurusu (B. No: 2014/19469)
  • İbrahim Diril Başvurusu (B. No: 2014/12850)
  • Rıdvan Uzuntok Başvurusu (B. No: 2014/17300)
  • Akın Aldırmaz Başvurusu (B. No: 2014/4540)
  • M. A. Başvurusu (B. No: 2014/17556)
  • Mustafa Mırza Başvurusu (B. No: 2014/20459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.