İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emre Altındağ Başvurusu (B. No: 2017/7726)

1. Başvuru; gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki

Başvuru No2017/7726Tarih10 Mart 2021Okuma32 dk · 6.404 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emre Altındağ Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2021
Başvuru Numarası
2017/7726
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.404 kelime·32 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki

olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin kısa sürede incelenmemesi ve

tutukluluğun devamına ilişkin kararların tebliğ edilmemesi, tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, ceza infaz

kurumunda müdafi ile görüşmelerin kısıtlanması ve denetlenmesi nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, arama kararı ve ceza infaz kurumunda aile ile

görüştürülmeme nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, gözaltı

sürecinde kamu görevlilerinin davranışları ile maruz kalınan birtakım

uygulamalar ve gözaltı ile ceza infaz kurumu koşulları nedeniyle kötü muamele

yasağının, soruşturma sürecindeki bazı ayrımcı uygulamalar nedeniyle eşitlik

ilkesinin, gözaltı listelerinin basın ile paylaşılması nedeniyle de masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 15/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı

organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. Başvurucu en son Ankara İdare Mahkemesinde hâkim

olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)

16/7/2016 tarihli kararı ile görevden uzaklaştırılmış, 24/9/2016 tarihli kararı

ile meslekten ihraç edilmiş ve bu karar 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Darbe teşebbüsü sonrasında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 17/7/2016

tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucu, Başsavcılık tarafından silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 21/7/2016 tarihinde Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiş, Hâkimlik huzurunda iken isnat edilen

suçlama ve ilgili belgeler tarafına okunmuş; müdafii eşliğinde savunması

alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle lise döneminde ailesinin

yönlendirmesi ile örgüt ile iltisaklı okulda burslu olarak okuduğunu, bunun

dışında örgüt ile hiçbir bağının olmadığını, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini

2007 yılında kazandığını, Ankara'da arkadaşlarıyla tuttuğu evlerde kaldığını,

2011 yılı sonunda idari yargı hâkim adaylığı sınavını kazandığını ve o tarihten

itibaren de Ankara İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığını, meslekte

olduğu süre boyunca kimseden emir ve talimat almadığını hatta örgüt aleyhine

birçok karar verdiğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir.

13. Başvurucu, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgusunun ardından 21/7/2016 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...isnat edilen Silahlı Terör

Örgütüne üye olma suçundan vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada

mevcut tutanaklar, üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı

suçun CMK 100 maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, yasada öngörülen

ceza miktarı nedeni ile verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK 100. ve

devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA...[karar verildi.]"

14. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ankara 3.

Sulh Ceza Hâkimliği 10/8/2016 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar

vermiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden

soruşturma sürecinde Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/11/2016 tarihli karar ile

tutukluluğun devamına hükmetmiş, bu karara karşı yapılan itiraz ise Ankara 3.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/1/2017 tarihli kararı ile kesin olarak

reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 23/1/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 15/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 14/6/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede bu

suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

- Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile

meslekten ihraç edilmiştir.

- Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 24/10/2016

tarihinde şüpheli sıfatıyla ek ifadesi alınan M.A. beyanında "...Ben

2011 yılında mezun olarak memleketim olan Samsun ili Vezirköprü ilçesine

gittim. Burada hâkimlik/savcılık sınavı hazırlıklarına başladım. Ağustos ayı

sonlarında o dönem ki kullandığım cep telefonunu ankesörlü hattan bir numara

aradı. Kendisini Zeynel ismi ile bana tanıttı ... ve beni Ankara'da bulunan

hâkim/savcılık sınavı çalışma evlerine davet etti...memlekette verimli olarak

ders çalışamam sebebiyle teklifini kabul ettim...Bu evde sınav tarihi olan 26

Aralık 2011 tarihine kadar şuan savcı olduğunu bildiğim [T.A.], [İ.A.],

[Z.A.] ile şuan idari yargı hâkimi olduğunu bildiğim Emre Altındağ ile

kaldım. Bu eve en son ben yerleştim. Eve gittiğimde isimlerini verdiğim

şahıslar bu evde sınava hazırlanmaya başlamışlardı..." şeklinde ifade

vermiştir.

- Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 10/11/2016

tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Y.S., kendisine yaptırılan teşhis

işleminde "...Emre ALTINDAĞ: Bu şahıs Tokat Reşadiyelidir. Ankara hukuk

mezunudur. Bu şahıs ile hâkim savcı mülakât evinde birlikte kaldım. Bu şahsın

idari yargı hâkim adayı olduğunu biliyorum..." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

- Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/11/2016

tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Z.A. beyanında "...Ramazan

bayramından sonra ise beni kendisini Zeynel olarak tanıtan...kişi...Aralık

ayında yapılacak sınava hazırlanmam üzere arayarak Ankara ya davet etti...beni

açık adresini tam olarak hatırlayamadığım Keçiören ilçesinde bir eve

götürdü...Bu eve gittiğimde Emre ALTINDAĞ, [İ.A.] ve [T.A.] bulunuyordu...Zannediyorum

Emre ALTINDAĞ idari yargı hakimi olması düşüncesiyle farklı bir mülakat evine

götürülmüş..." şeklinde ifade vermiştir.

- Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5/8/2016

tarihinde şüpheli sıfatıyla ek ifadesi alınan T.Ö. beyanında, başvurucunun

kendisine ikili sohbetleri sırasında cemaate verdiği paraların nereye

gittiğinden şüphe ettiğini, bir daha para vermeyeceğini söylediğini

belirtmiştir.

- Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY

üyesi olma suçundan hakkında soruşturma yürütülen Antalya Hâkimi Y.H.den elde

edilen dokümanlar üzerinde yapılan inceleme işlemleri neticesinde başvurucunun

kimlik bilgilerinin, okumuş olduğu üniversitenin, idari hâkimlik mülakat

tarihi, sırası ve puanının yazılı olduğu not kâğıdı bulunmuştur.

18. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 4/7/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/53 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

19. 10/8/2017 tarihinde görülen duruşmada başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir. Tahliye kararının gerekçesi şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı suçu

işlediğine dair dosyada bulunan delillerin büyük oranda toplanmış olması,

sanığın karartabileceği dosyada bir delilin bulunmaması, kaçma şüphesi

içerisinde olduğuna dair dosyaya yansıyan delilin bulunmaması nazara alınarak

bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yeterli olacağı kanaati ile sanığın adli

kontrol altına alınmak suretiyle TAHLİYESİNE... [karar verildi.]"

20. Başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunu ifade eden

tanık T.Ö.nün kovuşturma aşamasında alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"Ben sanığı ilk olarak 2012 Nisan

ayında staja başladığım dönemde tanıştım. Kendisi dönem arkadaşımdır.

Kendisinin ilk planda FETÖ'ye mensup olduğunu biliyorum, ancak bu

mensubiyetinin 17/25 Aralık döneminde açılan polis dosyalarından sonra sona

erdiğini biliyorum. [İ.A.]

nın polis dosyalarını takip ettiğini, iptal kararı verilmesini telkin

ettiğini duyduğunu bu insanlara güvenilmeyeceğini, verdiğimiz paranın nereye

gittiğini bilmediğini, bundan sonra para vermeyeceğini ve toplantılara katılmayacağını

söyledi. Bunu Ankara idare mahkemesinin eksi 2. Katında söyledi.

...

Bana [U.G.], [A.B.] nin yemeği olacağını söyledi, dönem

arkadaşlarını çağırmamı söyledi ben de bunun üzerine [A.B.] nin yemeğine

sanığı çağırdım, ancak sanık gelmedi. Bu yemek HSYK seçimlerinin tam olarak

hatırlamamakla birlikte 1 ay önce olmuştu. Adli tatil sonrasıydı. Sanık bana

ben kimsenin yemeğine katılmıyorum dedi. Ben HSYK seçimi döneminde de cemaat

toplantılarına gidiyordum, sanığı görmedim. Biz sanıkla farklı dosyalarda

çalıştık. Sanık polis dosyalarına genellikle iptal kararı vermiştir ancak ben

telkin alarak değil, hukuki görüşü o yönde olduğu için karar verdiğini

düşünüyorum. Emre 17-25 aralık döneminden sonra cemaatin toplantılarına

katılmış olsaydı bundan benim haberim olurdu. Dönem arkadaşlarımdan [U.G.]

bizim mesulümüzdü, Emre'nin FETÖ ile bağını kopardığını ve kendisinin cemaate

kazandırılması için ilgilenilmesi gerektiğini söyledi."

21. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 23/1/2019 tarihli

kararı ile başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"...tüm deliller

değerlendirildiğinde sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak için aranan

şartlardan olan hiyerarşik yapıya bağlılığının olmadığı, sanığın örgüt ile

tanıştığı ancak samimi itiraflarından ve tanık T.'nin beyanından da

anlaşılacağı 17/25 Aralık olaylarından sonra bağını tamamen kopardığından,

silahlı terör örgütüne üye olmak için aranan şartların sanığın üzerinde sübut

bulmadığı, tanık beyanlarının da en son 2014 yılına kadar olması dikkate

alınarak, sanığın örgüt üyeliğiiçin aranan organik bağının olmadığı, örgütün

içinde olduğu döneme ilişkin suç teşkil edecek bir eyleminin tespit

edilemediği, 2014 HSYK seçimlerine ilişkin çağrılmasına rağmen örgütün

faaliyetlerine iştirak etmediğinin tanık beyanı ile anlaşılması, 17/25 Aralık

olaylarından sonra sanığın örgütün gerçek yüzünü gördüğü ve bağlantısı

kopardığı anlaşılmış olup, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan 5271 sayılı

CMK’nın 223/2-b maddesi uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin

sabit olması nedeniyle atılı suçtan beraatine karar verilmiş..."

22. Beraat kararına karşı başvurucunun örgüt ile geçmişte

bağ kurduğu ve bu bağı devam ettirdiği yönünde dosya kapsamında yer alan

delillerin yeterli olduğu gerekçesiyle Savcılık tarafından istinaf talebinde

bulunulmuştur.

23. Başvuru dosyası, bireysel başvuru incelemesinin

yapıldığı tarih itibarıyla istinaf incelemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No:

2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 33-48.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu; gözaltında tutulma koşullarının insani

olmadığını, beslenme için temin edilen gıdanın yeterli olmadığını, kalabalık

nezarethanede ters kelepçeli şekilde, yatak ve battaniye olmaksızın yerde beton

zemin üzerinde yatırıldığını, ilk gece ters kelepçeli hâlde uyumak zorunda

bırakıldığını, bileğinde yaralar oluştuğunu, nitekim bunun sağlık raporuna da

yansıdığını, Savcılıktan talep etmesine rağmen söz konusu bilgi ve belgelerin

tarafına verilmediğini, ayrıca sağlık raporunun alındığı sırada ve

nezarethanede uzun süre duvara dönük olarak ayakta bekletildiğini, mesai

saatleri içinde işyeri araması yaptırılarak suçlu gibi lanse edildiğini, sorgu

için adliyeye götürüldüğünde küfür ve hakaretlere maruz kaldığını, adliyenin

mescidinde kelepçeli olarak yatırıldığını, yorgun bir şekilde savunma vermeye

zorlandığını, ceza infaz kurumunda kalabalık koğuşta tutulduğunu, söz konusu

kötü muamele iddialarını tahliye talepli ve tutukluluğa itiraz dilekçelerinde

ve mahkeme huzurunda ileri sürdüğü hâlde kamu makamlarının harekete geçmediğini

ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde; başvurucunun anılan iddialarının

Savcılık nezdinde şikâyet konusu yapılmadığı, dolayısıyla kötü muameleye

ilişkin iddialar yönünden olağan kanun yollarının tüketilmediği, bu nedenle

başvurunun bu kısmının kabul edilemez nitelikte olduğu ifade edilmiştir.

2. Değerlendirme

28. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

29. Somut olayda başvurucu, gözaltı sürecindeki kötü

muamele iddialarıyla ilgili genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir.

30. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ise başvurucunun iddialarını iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme

için bkz. Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30). Başvuru

formu ve eklerinde başvurucunun söz konusu iddiaları ile ilgili olarak infaz

hâkimliğine şikâyette bulunduğuna ve/veya burada verilecek karara karşı da ağır

ceza mahkemesinde itiraz yolunu tükettiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye yer

verilmemiştir.

31. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu

konudaki kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Görüş Hakkı

Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları

33. Başvurucu, ceza infaz kurumuna alındığı ilk on yedi

gün boyunca ailesi ile görüştürülmemesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

34. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

35. Başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak

16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun 4. maddesinde, bu

uygulamalara ilişkin şikâyetleri karara bağlama konusunda infaz hâkimliğinin

görevli olduğu belirtilmiştir. Bireysel başvuru dosyası incelendiğinde ise

başvurucunun bu şikâyetine ilişkin olarak infaz hâkimliğine başvuruda bulunduğu

hususunda herhangi bir bilgi ya da belgeye rastlanmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal başvuru yollarını

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durum bireysel

başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Arama Kararı

Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları

37. Başvurucu, soruşturma sürecinde mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin yapılan arama işlemi nedeniyle özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No:

2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal

ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin

sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir

uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda

olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu

doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan

ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak

kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapılması

gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§21-46).

39. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

40. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa

Mahkemesi kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu

koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç

şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve

kesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır.

Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma

tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca

ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

41. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,

uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

43. Başvurucu; haklarında soruşturma yürütülen hâkim ve

savcılara ait listenin basına sızdırıldığını, bu nedenle masumiyet karinesi ile

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §

16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

masumiyet karinesine yönelik olduğu anlaşılmakla bu bölümdeki şikâyetlerinin

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

45. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19;

Musa Yılmaz Acar, B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 42; Emrullah

Tayıpoğlu, B. No: 2017/21511, 4/4/2018, § 108).

46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 59.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucunun iddialarını dayandırdığı

belgelerden bir bölümü başvurucunun elinde olmaması nedeniyle sunulamamışsa bu

durum ayrıca başvuru formunda açıklanmalıdır. Başvurucunun ilgililerin elinde

olan belgeleri Anayasa Mahkemesinin yardımı olmadan alamayacağını ikna edici

şekilde açıklaması ve gerekli diğer bilgi ve belgeleri de sunmasına bağlı

olarak Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğü bilgi, belge ve delilleri ilgililerden

isteyebilir (Veli Özdemir, § 22).

47. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde

Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa

Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabul

edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde

iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları yapması

zorunludur (Veli Özdemir, § 23).

48. Somut olayda başvuru formu incelendiğinde

başvurucunun ihlal iddialarını soyut ve genel ifadelerle ileri sürdüğü, bunun

haricinde ne basına sızdırıldığını iddia ettiği belgelere ilişkin ne de adı

geçen belgelerin hangi basın yayın organında yayımlandığına ilişkin herhangi bir

bilgi verdiği, iddiasını bir kanıt unsuruna dayandırmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla başvurucu, bu koşulları yerine getirmeyerek iddialarını

temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır

(Veli Özdemir, § 26).

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltı

İşleminin Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

50. Başvurucu; atılı suç açısından makul şüphenin

varlığını gösteren maddi olgular bulunmadan gözaltına alındığını, suç şüphesi

olmaksızın dört gün gözaltında kaldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddiaları ile olağanüstü hâl şartları altında geçici bir süre için azami olarak

otuz güne kadar uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı

şikâyetlerine ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,

8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§

53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§

141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015,

§§ 34-47; Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37).

Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan

kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve

görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin görevli olmayan bir

mahkeme tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını,

tutuklamanın orantısız bir tedbir olduğunu ve adli kontrol tedbirinin neden

yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında verilen

tutuklama kararında açıklanan gerekçelerin, iddianamede başvurucuya isnat

edilen eylemler ile bu eylemlere ilişkin olarak dayanılan delillerin içeriği

dikkate alındığında tutuklamaya esas alınan delillerin başvurucunun üzerine

atılı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği konusunda objektif bir gözlemciyi

ikna edecek yeterlilikte olduğu ve tutuklama anında da makul şüphenin bulunduğu

ileri sürülmüştür.

55. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında,

soruşturmanın başından bu yana aleyhe bir delil olmadığı hâlde tutuklanmasına

karar verilmesinin hukuki olmadığını ileri sürmüş ve genel olarak başvuru

formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

b. Değerlendirme

56. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

57. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik ... veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

58. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

i. Genel

İlkeler

59. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate

alınacak genel ilkeler için bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354,

4/4/2018, §§ 54-60; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-69.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

60. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında terör örgütüne

üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

61. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule

ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan

mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

62. Anayasa Mahkemesi Yıldırım Turan ([GK], B. No:

2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147) kararında ilgili kanunlar çerçevesinde konuyu

etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne

üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek hâkim olan başvurucunun

tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır.

63. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada

somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu delillerin neler olduğu

belirtilmemiştir (bkz. § 13).

66. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise

başvurucunun meslekten çıkarılmasına ve bir kısım tanık beyanına dayanılarak

atılı suçu işlediği iddia edilmiştir (bkz. § 17).

67. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki

idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara

muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu

anlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa

Baldır, § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54;

E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No:

2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; Zafer Özer, B.

No: 2016/65239, 9/1/2020, § 58). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden

uzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda da

başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirme bulunmadığından

bunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü

mümkün değildir.

68. Somut olayda ayrıca başvurucu hakkındaki tanık

beyanlarının da kuvvetli suç belirtisi yönünden değerlendirilmesi

gerekmektedir.

69. İddianameye yansıyan tanık beyanları incelendiğinde

başvurucunun 2011 yılı içinde hâkim-savcı sınavlarına hazırlanmak için örgüte

ait evlerde kaldığı anlaşılmaktadır. Soruşturma aşamasında ifadesine başvurulan

ve kovuşturma sürecinde daha detaylı bilgi veren T.Ö. ise başvurucunun 17/25

Aralık 2013 tarihinden sonra örgüt ile irtibatını kestiğini, sohbet adı altında

organize edilen toplantılara katılmadığını, bu münasebetle kendisinin örgüte

yeniden kazandırılmak amacıyla ilgilenilen kişiler kapsamında değerlendirilmeye

başlandığını beyan etmiştir. Tanık beyanlarına göre başvurucunun

özellikle hâkim/savcı sınavlarına hazırlanmak için örgüte ait evlerde kaldığı

ve bu dönemde sınavları kazanarak mesleğe başladığı, mesleğe başladıktan sonra

da bir müddet örgüt ile irtibatını devam ettirdiği ancak ilerleyen süreçte

örgütle olan irtibatını koparmaya başladığı anlaşılmaktadır.

70. Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve diğerleri

(aynı kararda bkz. § 26) kararında FETÖ/PDY'nin gerçek amacının devleti ele

geçirmek olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla yapılanmanın kurucusu ve lideri

olan Fetullah Gülen'in çeşitli tarihlerdeki konuşma ve açıklamalarında yer alan

"Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir.";

"Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın."; "Bütün

güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin

ana damarlarında ilerleyin."; "Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne

göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana

kadar her adım erken sayılır."; "Adliye, mülkiye veya başka hayati

bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler

şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o

ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın

teminatıdır." şeklindeki talimatları doğrultusunda tüm kamu kurum ve

kuruluşlarında, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı, Millî

İstihbarat Teşkilatı, yargı organları, mülki idare birimleri ve eğitim

kurumları gibi yerlerde kadrolaşmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.

71. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir

([GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 75) kararı ve sonrasında verdiği birçok

kararda, başvurucuların FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna, bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik somut olgular içeren tanık anlatımlarını suç şüphesini

doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Metin Evecen, B.

No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52, Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018,

§ 43).

72. Bu kapsamda somut olayın koşulları da gözönüne

alındığında soruşturma makamlarınca ve tutuklamaya karar veren yargı

mercilerince söz konusu tanık beyanlarının tutuklamanın hukukiliği bağlamında

başvurucunun FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu -ve dolayısıyla

suç işlediği- yönünde kuvvetli belirti olarak değerlendirilmesinin keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

73. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

74. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

75. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

76. Somut olayda Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlediği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin

Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına göre kaçma şüphesinin bulunmasına ve

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).

77. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

78. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

79. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle

organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

80. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 13) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

82. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve

19. maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

83. Başvurucu; tutukluluğunun şablon gerekçelerle

devamına karar verildiğini, tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

84. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili

Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk

yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§

33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut

olayda 10/8/2017 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucu yönünden anılan

içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı anlaşılmıştır.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

86. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını

hazırlayamadığını, iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

87. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun,

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

88. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

89. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle kısıtlamanın

hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19.

maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık

saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı

meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

193-195, 242).

ii. Genel

İlkeler

90. Genel ilkeler için bkz. Günay Dağ ve diğerleri, §§

166-179.

iii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

91. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen

suçlamalar başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğu ve bu örgütün yargıdaki

yapılanmasında yer aldığı iddiasıdır. Bu suçlamaların içeriğinin Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuya

sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan suçlamalarla

ilgili beyanda bulunduğu görülmüştür (bkz. § 12).

92. Öte yandan başvuru formunda da belirttiği tutukluluğa

itiraz dilekçesinde başvurucu, usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde

beyanda bulunmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen

suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde

gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

93. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların

ve tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin

başvurucuya veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma

ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında

soruşturma aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle

başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının

kabulü mümkün görülmemiştir (Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, § 153).

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı

incelemesine izin verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

95. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da ve özellikle Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı

görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Tahliye

Taleplerin ve İtirazların Süresinde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

96. Başvurucu; tutukluluğun devamına dair kararlara

yaptığı itirazlarının ve tahliye taleplerinin süresinde değerlendirilmediğini,

bir kısım kararın ya tebliğ edilmediğini ya da geç tebliğ edildiğini belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

97. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan

kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

98. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama

işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları

durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine

imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız,

B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311,

24/1/2018, §§ 37-40).

99. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla

kişinin tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü hâle gelmiş

ise itirazların geç değerlendirilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilecek

bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması sonucunu doğurmayacak, ayrıca

serbest bırakılma talebine ilişkin başvuru hakkı bakımından da bir etki

sağlamayacaktır. Bu durumda yalnızca hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli

bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir. Dolayısıyla bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali

Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, §§ 101-112).

100. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan Ali

Efendi Peksak ve Cafer Yıldız kararlarında kişinin tahliye edilmesi

ya da hükümlü hâle gelmesi durumunda asıl dava sonuçlanmamış da olsa bu

şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat

davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır. Somut olayda başvurucu tahliye edilmiş, ilk derece mahkemesinin

23/1/2019 tarihli kararıyla başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Tutukluluk

hâli sona erdiği için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat

davasının bu durumda da etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, §§ 101-112).

101. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile

bağdaşmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

103. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma

yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

104. Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan ([GK], B. No:

2016/15637, 12/4/2018, §§ 221-251) kararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan

darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde ortaya çıkan

koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY ve terörle ilgili suçlardan

dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin belirli bir süre

duruşmasız olarak yapılmasının -Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıyla

bağdaşmasa da- olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemde Anayasa'nın

temel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru

görülebileceğini belirtmiştir. Anılan kararda, bu kapsamdaki suçlardan

tutuklanan başvurucunun tutukluluğunun yaklaşık on sekiz ay boyunca duruşma

yapılmaksızın dosya üzerinden verilen kararlarla sürdürülmesinin olağanüstü hâl

döneminde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna

varılmıştır.

105. Somut olayda tutuklama konusu suçun niteliği ve

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmadan yapılan tutukluluk incelemelerinin yaklaşık 1

yıl 20 günlük toplam süresi dikkate alındığında anılan karardaki sonuçtan

ayrılmayı ve farklı inceleme yapmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

7. Müdafi ile

Görüşmelerin Kayıt Altına Alındığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

107. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla

kayda alınması ve bu sırada üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesi nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

108. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünden

sonra ilan edilen olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 22/7/2016 tarihli ve 667

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'nin 6. maddesi uyarıca terör suçları dâhil olmak üzere bazı suçlardan

tutuklanan kişiler hakkında uygulanan avukatla görüşmelerin kayda alınması ve

ceza infaz kurumu görevlileri aracılığıyla izlenmesi tedbirine ilişkin olarak

-ilgili kanun hükümleri ve ülke genelinde derece mahkemelerinin karar ve

uygulamalarından hareketle- infaz hâkimliklerine şikâyet yolunun tüketilmesi

gereken ulaşılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu sonucuna varmıştır (İsmail

Solmaz, B. No: 2017/15251, 12/2/2020, §§ 102-106; Emre Ayhan, B. No:

2016/80704, 13/2/2020 §§ 132-136). Somut olayda terörle (FETÖ/PDY) bağlantılı

bir suçtan tutuklu bulunan başvurucu yönünden anılan bu kararlardaki

değerlendirme ve sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir. Buna

göre infaz hâkimliğine şikâyet yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun

incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Görüş hakkı dolayısıyla özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Arama kararı dolayısıyla özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tahliye taleplerinin ve itirazlarının süresinde

değerlendirilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Müdafi ile görüşmelerin kayıt altına alınması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Duygu KALUKÇU Başvurucu : Emre ALTINDAĞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/7726, 10 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Kötü Muamele
  13. B. Özel Hayata
  14. C. Masumiyet
  15. D. Kişi
  16. A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/7726
Tarih
10 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Osman Yüztaş Başvurusu (B. No: 2018/32649)
  • Ali Yazıcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/20766)
  • Semih Tekin Başvurusu (B. No: 2018/34064)
  • Nejla Temir ve Gülten Ahlat Başvurusu (B. No: 2018/19245)
  • Erdal Sarıkaya Başvurusu (B. No: 2017/37237)
  • Yeliz Erten Başvurusu (B. No: 2020/99)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.